Sevgiliye Sitem, Buruk Bir Hayalim, Aşk mektupları,

zahide 5 Ara 2008

  1. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    211,734
    1,930
    38


    [​IMG]


    Buruk Bir Hayalim

    Gecenin karanlığa en müsait, karanlığın sabahın ışıklarına en akraba
    saatlerindeydi..genç kadın kalabalıklardaki yalnızlığınd a öylesine mutsuz
    ve öylesine ağır bir kederdeki, kendi iç dünyasıdnaki minik deniz kızına
    sarılmış ve onu çeken okyanus kıyısında gezinmeye çıkmıştı..bir elinde
    yalnızlığı, dier elinde yudum yudum içtiği şampanyasıyla, geceyi paramparca
    eden bembeyaz elbisesinin uzun eteklerinin altında minik minik çıplak
    ayakları ıslak kumlarla sevişircesine nereye gittiğini bilmezbir rotasız
    gemi misali ilerlerken, yüreğinden taşan göz yaşları genç kadının
    yanaklarından süzülüyordu usulcana...yukarıda dolun ay, yıldızlar, köpük
    köpük dalgaların türküleri kulağında, ve o türküye vokal tutan ruzgarın
    sesine karışan, cır cır böceklerinin nağmeleri...

    ıslak gözlerini ay ve deniz köpüklerinin sihri yakamozlardan alamıyordu ve o kumsalın onu nereye götürdüğünüde pek umursamıyordu hani...yalnızdı yapayalnız...içindeki deniz kızı, dolun ay, yakamozlar, dalgalar ve cır cır böcekleriyle adam gibi
    yalnızlığın tadındaydı..inceden sicim gibi yağan yağmurda silik geçmişini
    yıkıyordu sanki üşümeye başladığını hissediyordu genç kadın ve ağaçların fısıl fısıl
    dedikodulaşmalarını duyuyordu ıssız yüreğinde...

    işte o kumsalın sonlarına yaklaşmışken üşüyen yüreğiyle bir anda bır ışık, hıckırık, frak etti ve usulcana sese kumsal ateşine yöneldi...köhne bir kayığa sırtını dayamış
    beyaz gömlekli gen bir balıkçının ardından yaklaştı gençkadın..önce o
    atlantis yürekli şiirlerle dans edip türküler okuyan adamın kumsal ateşinde
    yüreğini ısıtıp şampanyasından bir yudum daha içti...ve genç adamın içinde
    binlerce kıpırtı, adrenalin çarpıntısıyla, aynı dolun aya, aynı dalgalara,
    aynı yıldızlara ve yakamozlara yalnızlığın ona verdiği cesaretle ağlıyor
    şiirlerini türkülerini paylaşıyordu davetsiz misafirden habersiz...belkid
    eparasızlığındandı adamın ucuz bir kırmızı şarap içmesi...ve gen ç adam
    engin okyanusun yetkin ufkuna doğru fısıldaması...

    NEREDESİN NEREDESİN BE DENİZ KIZI....
    adam yanındaki iki kadehin boş olanına biraz daha şarap
    doldurup yeni bir yudum alırken gözlerini dolu dier kadehe dikmiş içinde
    yüzen deniz kızını düşlemişti...ateşin başında yeterince ısınan genç kadınsa
    onun şiirleri türküleriyle duygularının doruklarına çıkmışlının verdiği
    heyecanla salt teşekkür etmek adına şampanya şişesini adamın sağ omzundan
    usulcana ona uzattığında, aniden irkilen genç adam ardına döndüğünde
    ikisininde tek bir kelimeye cesaretleri kalmamışken gözlerinin mıh gibi bir
    birine kilitlenmeisnden rahartsızlık duymayıp sadece birinin dieirnden
    gözünü çekeceğinden duydukları endişenin yersiz olduğunu anlamaları hiçte
    uzun sürmemişti...genç adam şampanya şişesini eline aldığında, yanındaki hep
    dolu bekleyen kırmızı şarab kadehini ikram etti davetsiz misafirne...ve
    kadın kayığın yanına adamın yüreğinin köşesine oturdu onunla..şiirlerle dans
    eden adam en yasakladığı şiirlerine başladı göz yaşlarıyla, yanağından
    süzülenler genç kadının kadehine damlıyordu aslında, ilk kez yalnız
    olnmadığının kadında artık farkında, onun göz yaşlarıda adamın kadehinde
    aslında...işte güneş okyanuusun en son çizgisinde yepyeni bir hayatın
    başlangıcında merhaba diyordu onlara...adam ayağa kalktı kayığını denize
    sürdü şimdi bir eliyle kayığını tutuyordu dier elini kadına uzattı...ardına
    dönüp şehrin ışıklarına son bir kez bile bakmadı kadın...deniz kızı
    atlantiseden gelen adamın gözleirnden müjganlarını tek bir an ayırmadı,
    teredütsüz onun elini tutup nereye gittiğini bile sormadı...ve hala hiç
    birinin dudağından tek bir kelime bile akmadı...uzun bir yolculuğun ardından
    kimselerin bilmediği adamın gizli cennet dediği ıssız bir adaya
    çıktılar...önce bir ev yaptılar..toprağı kazdılar ektiler...varsın tejnoloji
    olmasın, varsın elektirik, su da olmasın faturaların olmayacağı
    gibi...okulda yoktu doğacak çocuklarına öğretmen zaten onlardı..komşular
    rahatsız olur endişesi duymadan çığlık çığlığa türküleri vardı...akşam
    oldumu balık avlanmış toprak ekilmiş temizlik yapılmış bir hamakta koyun
    koyuna grii gökyüzünde hafif hafif yarın doğmk için batan portakal rengi
    güneşi aynı okyanus ufkunun çizgisinde izliyor bir birlerine türkülerle
    şiirlerle konuşuyorlardı...beraber yaşlanabilecekleri uzun bir zmaanı
    tüketmişler çocukları serpilip büyümüşler ve iki ihtiyarın sahilde el ele
    gezmelerini gülen gözlerle izlemelerinde dünya gözünün dışında kadının
    baktığı pencereden o buruşmuş kırışmış derisi yüz hatları olan adam hala ilk
    gördüğü andaki genç balıkçıydı ve aynı şey o atlantisden gelen içinde
    geçerliydi zamanın ilk bakıştıkları anda onlar için donduğunu salt ikisi
    biliyor yaşıyordu...artık ihtiyar bedenleri yitirmek üzereydi
    direncini...kadın usulcana bedenini terk edip kalbine girdi eşinin...o
    devasa aşkın ağırlığı iki kat daha artınca ihtiyar adamın dizleride buna
    fazla dayanamadı önce dizleri üstüne çöktü usulcana eğildi büküldü küçüldü
    bir nokta kadar ufalıp sonrada pıt diye yok oldu elinden tuttuğu aşkıyla
    sonsuzluğa...o muhteşem aşkı kimsenin bilmesine ihtiyaçları yoktu..iki
    sonzuz aşk enerjisi el ele dier boyuttada zamanı donduracak kadar
    güçlüydü...ruh eşler birbirini öyle yada böyle bulmuş kalpler
    tamamlanmıştı...kimbilir daha kimler bu aşkı yaşıcaktı?
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş