SAbit İNCE'nin Anadolu Ağıtları Çalışması, Şair Sabit İNce ve Anadolu Ağıtları, Türkmen Geleneğinde

zahide 6 Oca 2010

  1. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    197,506
    1,580
    38


    ANADOLU AĞITLARI ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

    Hayattaki en büyük arzularımdan biri ağıtları derlemek, onları toplamak, onları dinlemek ve halk edebiyatımıza kazandırmaktı. Bu arzum okumaya başladığım ortaokul yıllarında başlamış, ağıtlarla yaşamış, ağıtlar dinleyerek Anadolu’nun bir köyünde dünyaya gelmiştim.
    Zaten dünyaya gelişimde ilk defa ağlayarak bu dünyaya merhaba demiş, ağlayarak başlamıştım hayat kavgasına. Sadece ben mi? Hayır bütün doğan bebekler ağlayarak başlamışlar mıydı hayata...Ama benim ağıtlarım sadece doğarken ağladığımla kalmadı, Anadolu gibi, halkımız gibi ben de hep ağladım hayatımda. Güldüğüm zamanlar olmadı mı, elbette oldu ama ağladığım zamanlarım daha fazla oldu. Sanki Anadolu ağladıkça ben de ağladım, ağıtlar yakıldıkça ben de ağıtlar yaktım, ben de ağıta konu olan gencin acısını, sevdasını, ayrılığını, çilesini, yarasını, yediği kurşunu, boğazına attığı ipi ben de boğazıma attım. Öyle hissettim, öyle yaşadım. Çünkü ben de Anadolu’mun bir parçası, bir Anadolu çocuğu, halktan biriydim. Hatta o halkın taa kendisiydim.
    Ağıtlarla beraber oldum derken, çok ölülerde bulundum, çocukluğumda çok ağıtlar dinledim, anaların gözlerinden akan kanlı yaşları gördüm, feryatlarını yaşadım, hatta çocukluk arkadaşım Dilaver’in traktörün altında kalmasından dolayı anasının feryatları hala kulaklarımdan çıkmıyor, çıkamıyordu. Dilaver mi? O çok daha başka bir konu. Şimdi o konuya girmek istemiyorum. Yani çocukluğumda çok ağıtlara şahit olmuş, onları dinlemiş, çok ağıtçı kadınlarla beraber olmuştuk. Bütün çocuklar gibi biz de ağıtçılarla beraber oturmuş, söylediklerini tam anlamasak bile acılarını onlarla yaşamıştık. Şu anda aklımda kalanlardan bazılarını saymak istiyorum. Dilaver’in ağıtı, Mevlüt’ün ağıtı, Gülsen’in ağıtı gibi...Bütün ağıtların daha sonraki yıllarda anladım ki hepsi birer edebiyat şaheseriymiş. Ama hep yaptığımız gibi onlar elimizdeyken kıymetini bilmedik, bilemedik, yıllar sonra onları tekrar toplamak için bir sürü zahmetlere katlanmak, o yıllardaki kadınları bulmak, bu ağıtların tamamını bulabilmek için yoğun çalışmalar yapmak zorunda kalacağımızı. Okuduğum binlerce kitapların içinde belki de değil gerçekten en çok destanlar, ağıtlar, şiirler ve romanlar büyük bir yer tutmaktadır. Bütün okuyup yazanlar gibi ağıtları ve destanları okudukça çok şeyler kazandım, yazın dilim daha da zenginleşti, bütün hazineleri onların içinde buldum. Neler neler.. Aşkı, acıyı, ölümün soğukluğunu, çileyi, istekleri, şikayetleri, isyanları, başkaldırmaları, törelerdeki yanlışlıkları ve daha neleri neleri ağıtların içinde gizlenmiş değil açıkça belirli olarak buldum. Bildiğiniz gibi en çok ağıtlarda ölümle ilgili ağıtlardır. Bunların yanında asker ağıtları, sevdalıların ağıtları, yiğitliklerin dile getirildiği ağıtlar, isyan ağıtları gibi değişik ağıt türlerinin de olduğunu biliyoruz. Ama ağıtların içinde en çok etkileyici olan ve insanları etkileyenin ölüm ağıtları olduğunu söylemek istiyorum.
    Ölüm, insanoğlunun en çok uğraştığı maceralarından birisidir. İnsan hep ölümsüzlüğü aramış, ölümü yenmek için yapmadığı, etmediği hiçbir şey kalmamıştır. Ama bugüne kadar ölüme henüz bir çare bulamamıştır. Ölümü yenebilmek için öylesine çok şeyler yaratmıştır ki, bunlara hem inanmak güçtür, hem de bunları saymakla tükenmez. Ölüm karşısında yerine göre Tanrıya sığınmış, yerine göre kendisini tanrının yerine koymuş, yerine göre başka dünyalar yaratarak o dünyalardan seslenmiş, o dünyalara sığınmış, destanlara, ağıtlara, şiirlere sığınarak yaşamayı tercih etmiştir. Düşler kurmuş, o düşlerde yaşamış, düşlere sığındıkça da düş aleminin zenginliği ve sonsuzluğu ile karşılaşmış, o zenginlik ve sonsuzluğun verdiği güçle ölümsüz olmayı, ölmemeyi hep arzulamış insanoğlu.. Bunları incelediğinizde görürsünüz ki, sanki insanoğlu ölüme çare bulmaktan başka hiçbir iş yapmamış, hep onunla uğraşmış bile zannedebilirsiniz. En eski destanlardan Gılgamış, Dede Korkut gibi destanlar bile ölümsüzlüğü aramanın sonuçları ortaya çıkmış eserlerdir. Hepimizin bildiği gibi ölüm, insanın doğuşundan sonra hemen başlamış, törenler ortaya çıkmış, buna bağlı olarak da insanların yaratılışları ve yaşadıkları coğrafik ortamlara göre ağıt törenleri yapılmaya başlanılmıştır. Hata Yaşar Kemal’in dediği gibi ağıt, ölüm acısını yeğnilten bir sosyal olay haline gelmiştir. Son yıllarda psikoloji ilmi tarafından da ağlamanın acıları azaltacağı yolunda bir görüş iyice pekiştirilmiştir.
    Anadolu toprağının her yerinde ağıtlar yakılmış, her yerinde ağıtlar dilden dile söylenmiştir ama genelde Anadolu ağıtlarının en çok Türkmen, Avşar ve kürtler tarafından yakıldığı bilinen bir gerçektir. Hatta Avşarlar bu konuda daha fazla ileri gitmişler, daha çok ağıtlarını dilden dile ulaştırmışlar, birbirlerine olan bağlılıklarından dolayı Kayseri’de söylenen bir ağıt, zamanına göre dünyanın öbür ucundaki bir Avşar’a ulaştırılmış, bugün Almanya’da veya Hollanda da yakılan bir ağıt birkaç gün içinde Toroslara ulaşır hale gelmiştir. Fazla dillendirilmesinden dolayı da Ağıtçılık da Avşarlar bir adım öne çıkmışlar, hatta ağıt yakmak için paralı ağıtçı kadınlar ortaya çıkmış, ağıt yakmakta usta olmayan Çerkezlerin Avşarlardan parası ile ağıtçı kadınları ölüm törenlerine götürdüklerini çok arkadaşlarımdan dinlemişimdir. Hatta bu konuyla ilgili bir çerkez ağıt törenine çağrılan bir Avşar kadınının ağıt yakmakta zorlanmasından dolayı “ Ne deyim de ne söyleyim, ölü benim olmayınca, birer birer tükenir mi, biner biner ölmeyince” şeklinde bir ağıt söylediği bir fıkra, espiri olarak Anadolu da ve Avşarların olduğu bölgelerde sıkça anlatılmaktadır.
    Ağıt törenleri gerçekten çok acılı ve hazin olur. Ağıtta söylenilen sözler yanında ağıt yakanların ölünün yakınlığına göre saçlarını yolanlar, bağrını döğenler ve hatta ölünün arkasından ölmek istercesine kendini helak edenler çok olur. Ben bu tür ağıtlara çok şahit oldum, çok yaşadım. Bizim Nevşehir Kozaklı yöresinde ve özellikle benim Köyümdeki ve Herkli aşiretine mensup diğer köylerdeki kadınlarda bunun değişik örneklerini bizzat gördüm çocukluğumda. Daha sonraları büyüdükçe erkeklerin toplandığı odalarda kaldığımızdan bunları artık göremez olduk, sadece anlatılanlardan dinlemek durumunda kaldık. Burada bir saptamayı daha yapmak isterim. Avşarlar da kadınlar yanında ağıtları erkeklerde yakıyorlar, söylüyorlar. Bu ağıtçı erkeklerden bazılarını Kayseri yöresinde tanıma imkanı buldum. Zaman zaman Kayseri’deki Erciyes televizyonun da bu tür programlar yapıldı ve bu ağıtçı erkekler ekranlarda ağıtlar söylediler. Bizim Türkmenler arasında bu tür erkekler oldu mu, var mı tam bilemiyorum, ben hiç rastlamadım. Ama daha evvelden yakılmış ağıtları söyleyenleri gördüm. Bunlar kendileri ağıt yakmamışlar, sadece başkalarının yaktığı ağıtları söylüyorlardı.
    Benim bu çalışmadaki amacım ağıtların kuramını yazmak, buradan bir sonuca varmak değil elbette. Ölüm törenlerinin, ağıt yakmaların insanlık macerasıyla birlikte başladığını hepimiz biliyoruz. Bu ölüm törenleri, ağıt yakmalar dünyanın bir çok ülkesinde vardır ve günümüze kadar gelmiştir, bundan sonra da devam edecektir. Bütün dünyadaki ağıtlar arasında bir karşılaştırma yapmak mümkün mü, bilemiyorum ama, bunun imkansız olmadığını da belirtmek istiyorum. Bu çalışmanın o kadar zor olacağını da zannetmiyorum, bunu bir gün mutlaka birileri yapacaktır, yapması da gerekir. Böylelikle de insanoğlunun ölüm karşısındaki durumu, acıları, tesellileri, umutları, umutsuzlukları, içlerindeki korkular, sevinçleri, iç içe girmiş duyguları, isyanları, içinde yıllardır oluşmuş birikintileri, duyguları ortaya çıkarılabilir. Hangi milletlerin nasıl ağıt yaktıkları, neleri öne aldıkları, neleri daha çok ortaya koydukları, yaşam biçimleri, doğal çevreleri, yaşadıkları cografyanın onları nasıl etkiledikleri de böylece tespit edilmiş olur.
    Ağıtların sahipleri ve yakıcıları hakkında neler söylemek gerekir, nelerin anlatılması gerekir? Ağıtların yakılışlarını bilenler ve ağıt törenlerinde bulunanlar bunu çok iyi bilirler ama bu tür törenleri görmemiş veya çağına göre bu ortamlarda bulunamamış yeni nesile ağıt törenleri ve ağıt yakılması konusunda da kısaca bilgiler vermek gereklidir. Ağıt yakılacak ölü ortaya konulur ve üzerine beyaz bir Çarşaf örtülerek ölüye ağlayan kadınlar çepeçevre ölünün etrafına halkalanırlar. Önce ölünün bir yakını başlar ağıt yakmaya (ağıt etmeye, bazı yörelerde ağıt yakma, bazı yörelerde de ağıt etme denilmektedir) ondan sonra öbür kadınlar devam ederler ağıt yakmaya. Bu kadınlar ölünün annesi, bacısı, eşi ve herhangi bir yakını olabileceği gibi ağıtçı kadınlar da olabilir. Ölü yakınları ağıtlarını tamamladıkları veya yoruldukları, ağıt yakmaktan bitap düştükleri zaman ölüye gelen diğer akraba olsun olmasın kadınlar başlarlar ağıt yakmaya. Bu genellikle yakın zamanda bir yakını ölmüş kadındır ve o da kendi ölüsüne ağıt yakmaktadır. Ama usul olarak önce ölüsüne geldikleri kişi için birkaç beyit ağıt söyleyip ondan sonra yakın zamanda ölen kendi ölüsüne ağıt yakmaya başlarlar. Şimdilerde bu törenler yapılmıyor, yani ölü ortaya konulmuyor, sadece ölü evi dediğimiz ve genelde kadınların oturdukları yerlerde ölüye ağıtlar yakılmaktadır.
    Yukarda anlattığım nedenlerden dolayı da ağıtların sahiplerini ayırmak veya tam hangi beyitin hangi kadına ait olduğunu saptamak çok zordur. Özellikle karşılıklı yapılan ağıtlarda bu karışıklık çok olmakta, beyitlerin sahipleri birbirlerine karışmaktadır. Bu konuda ağıt derleyicilerden Yaşar Kemal’in de belirttiği gibi “ Benim derlediğim bir ağıtı, Hemite(Gökçedam) köyünden Dervişin oğlu İbiş’in ağıdını köyün bütün kadınları yakmışlardır. İbiş’in ağıdını bir kadından da derlemedim, aşağı yukarı köyün her kadınından bir parça aldım. O parçaları yakan kadınların adlarını almaya çalıştım, her şey o kadar birbirine karışmıştı ki içinden çıkamadan, salt kadınların bana söyledikleri dörtlükleri yazdım. Başka ağıtlarda da buna benzer durumlarla karşılaştım, gene adları saptamaya başladım, olmadı, ananın söylemesi gereken dörtlüğü kıza, gelinin söylemesi gerekeni de anaya veriyorlardı.” Denilmektedir. Çünkü bu tür söylemelerde hangi dörtlüğü hangi kadının söyledini o törende bulunan kadınlar bile o anda karıştırmaktadırlar ve kimin söylediği konusunda aralarında zaman zaman tartışmalar bile olmaktadır.
    Bir de dillere düşmüş ağıtlar vardır. Eğer bir ağıt dilleri düşmüş de zaman ve yer sınırlarını aşmışsa bunun sebepleri vardır. Bu sebeplerden bazılarını burada belirtmek istiyorum. Birincisi ölenin o bölgede ünlü sevilmiş, sayılmış, bir eşkıya, bir ağa, bir köy muhtarı, bir yiğit delikanlı, savaşlarda ölmüş askerler, konak sahibi birisi, çok güzel bir gelin, karasevdaya tutulmuş bir genç kız, sel ve deprem felaketleri gibi bazı özellikleri olan ağıtlar olması gerekir. Eşkıya ağıtlarına örnek olarak Ömer’in ağıdını, Ağa ağıtlarına örnek olarak Kayseri Pınırbaşı ilçesi Han köyünden Hacı Memed ağanın ağıdını, muhtar ağıtlarına örnek olarak Muhtar Duran’ın ağıdı, yiğit delikanlı ağıtlarına örnek olarak Gaziantep İlbeyli Türkmenlerinden derlenen Mehmet Bey’in ağıdı, asker ve savaş ağıtlarına örnek olarak Yemen ağıtları, Rediflerin ağıdı, Sarıkamış Ağıtlarını, gelin ağıtlarına örnek olarak Gelin Ayşe ağıtlarını gösterebiliriz.
    Ağıtlar ölüm, aşk, karasevda, yiğitlik, sel ve deprem felaketlerini konu alan acılı ağıtlar olduğu gibi, adına güldürmece diyebileceğimiz komik ve insanların gülmesi için yakılmış ağıtlarda vardır. Bu konuda söze yine Yaşar Kemal’e bırakırsak bakın ne diyor:” Örneğin bir horoz üstüne yakılan ağıtları biliyorum. Horozunu ünlü bir kahramana zenzeterek ona ağıtlar düzen kadın hem ağlıyor, hem de gülüyordu. Bir pamuk tarlasında kadın giyitleri giyen , ortaya, ölüye öykünen bir delikanlıyı yatırıp, kadınları onların ağlamalarını, ağıtlarını öykünerek ağıt yakan, seyircilerini gülmekten kırıp geçiren Cemil Ahmet’i anımsıyorum 1940 ‘lı yıllarda Ceyhan köylüklerinde bütün köy pamuk toplamaya gitmiştik. Toroslardan da orgatlar inmişti. Kumarlı köylüleri de gelmişlerdi. Köylülerin içinde ünlü türkücü Cemil Ahmet de vardı. Cemil Ahmet bütün güneyde türlü söylemesi, destan anlatmasıyla çok ünlü bir kişiydi. Akşam üstleri ırgatlar işi bitirince Cemil Ahmet hem türlü söyler, hem de türlü oyunlar sergilerdi. Ağıt oyunu da bunlardan biriydi.”
    Bu arada dillenen yukarda saydığımız türlerdeki ağıtlar aynı zamanda bir Destan sektörü yaratmış, bu ağıtları yakan aşıklar veya ağıtları bir araya toplayarak onları bir A4 boyutunda kağıda matbaada bastırarak satan destancılar vardı. Şimdilerde gene var mı bilemiyorum ama benim çocukluğumda ve delikanlılık yıllarımda bu destancılara Yozgat Sarıkaya ilçesinde, Nevşehir Kozaklı İlçesinde, Kayseri’de ve hatta İstanbul’da bile rastlamıştım. Burada destancılık konusuna değinmişken bazı tesbitlerimi aktarmak isterim. Bu destanlar genelde dillenmiş ağıtları konu alır, ve o yörenin dillenmiş ağıtlarını içerirdi. Veya o yörede ünlenmiş bir halk aşığının yazdığı bir destan da olabilirdi. Ben bunların her ikisini de gördüm. Mesela Yozgat Sarıkaya’da kendisi aşık olan Aşık Mehmet erol’un hem destan yazdığını, hem sattığını gördüm. Kendisini tanıdım ve konuştum. Özellikle 1970’li yıllarda destancılık hala sürüyordu. Aşık Mehmet Erol genelde sattığı destanları hep kendisi yazıyor, yozgat ve Sarıkaya civarındaki ölüm ve önemli olayları konu alıyordu. Destancılar bastırdıkları bu destanları genelde İl merkezlerinin kalabalık yerlerinde, İlçelerin Pazarlarının kurulduğu günlerde, önemli bazı resmi günlerde(Kurtuluş günü gibi) ellerinde tomarlarla bastırdıkları kağıtları hem sallayarak, hem de eğer kendi sesleri gür ise kendi sesleri ile bağırıp okuyarak, eğer sesleri zayıf ve müsait değil ise, daha doğrusu yangılı ve dokunaklı bir sesi yok ise, bir teypten son sesine kadar açılıp bağırtmak suretiyle destanın sözlerini makamlı bir şekilde okuyarak satarlardı. Bu destanlar o günün ekonomik durumuna ve paramazın değerine göre bir fiyatla, örneğin 5 kuruş, 50 kuruş 3 lira, 10 lira gibi fiyatlarla satılırdı. Şimdi bu destan geleneği tamamen kalkmasa da hemen hemen yıllardır hiçbir yerde rastlamadım, duymadım. Ama öyle inanıyorum ki, hala bazı bölgelerimizde bu gelenek sürüyordur. Şimdi bu gelenek biraz da değişikliğe uğradı, nasıl mı? Şimdi bir ağıt yakan kadının ağıdı veya bir aşığın yazdığı destan yine matbaada basılıyor ama gazete, dergi, broşür, yıllık gibi bazı yayın organlarında yayınlanmak suretiyle bu gelenek sürüyor. Buradaki amaç bu ağıtın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak, daha geniş bir kitle tarafından bu acının paylaşılmasını sağlamak veya verilmesi istenen mesajın daha geniş halk kitlelerine ulaşmasını temin etmektir. Buna en güzel örnek de Yazar Ümit Kaftancıoğlu’nun 1980 yılında İstanbul da öldürülmesi üzerine annesinin yaktığı ağıtın 13.4.1980 tarihli Demokrat gazetesinde yayınlanmış olması ve benzeri yayınlanmış ağıtlar vardır.
     
  2. arnavutali

    arnavutali ÜYE

    1,825
    0
    0


    Ölüm, insanoğlunun en çok uğraştığı maceralarından birisidir. İnsan hep ölümsüzlüğü aramış, ölümü yenmek için yapmadığı, etmediği hiçbir şey kalmamıştır. Ama bugüne kadar ölüme henüz bir çare bulamamıştır. Ölümü yenebilmek için öylesine çok şeyler yaratmıştır ki, bunlara hem inanmak güçtür, hem de bunları saymakla tükenmez. Ölüm karşısında yerine göre Tanrıya sığınmış, yerine göre kendisini tanrının yerine koymuş, yerine göre başka dünyalar yaratarak o dünyalardan seslenmiş, o dünyalara sığınmış, destanlara, ağıtlara, şiirlere sığınarak yaşamayı tercih etmiştir.

    HARİKA EMEĞİNE SAĞLIK





    [​IMG]
     
  3. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    197,506
    1,580
    38


    teşekkürler
     
  4. E b r u

    E b r u süper moderatör Site Yetkilisi Süper Moderatör

    22,865
    764
    38


    Emeklerine saglik güzel paylaşımlar icin tesekkur ederim yüreğine sağlık ablm
     
  5. Hep 10un 100ünden

    Hep 10un 100ünden tasarımcı Site Yetkilisi Tasarımcı

    21,784
    565
    38


    Emeklerine saglik ablam tesekkurler
     
  6. ::ÇisiL::

    ::ÇisiL:: ÜYE

    30,801
    14
    0


    Paylaşım için teşekkürler,
    Emeğine sağlık Ablam...
     
  7. KAFKASKIZI

    KAFKASKIZI süper moderatör Site Yetkilisi Süper Moderatör

    42,999
    1,441
    0


    ellerine sağlık Zahidem güzel paylaşım için teşekkürler,
     
  8. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    197,506
    1,580
    38


    teşekkürler sağ olun,
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş