Risalleler Hakında bir İnceleme hakkında yazı örnekleri, yeni islami dini yazı örnekleri

EFSANE GENC 6 Tem 2019

  1. EFSANE GENC

    EFSANE GENC tasarımcı Tasarımcı

    358
    11
    0


    RİSÂLELER HAKKINDA BİR İNCELEME


    Hıristiyanlar, Îsâ aleyhisselâmı [hâşâ] tanrı kabûl ettikleri gibi, havârîleri ve Pavlosu da, resûl, Peygamber kabûl etmektedirler. Onların yazdıkları risâleleri, mektûbları da, vahy ile bildirilmiş ilâhî kitaplar, risâleler kabûl etmektedirler. Bunun için bu risâleler (Kitap-ı mukaddes)in Ahd-i cedîd kısmında dört İncîlden hemen sonra yer alır.

    Dört İncîlin tamamlayıcısı olan ve dört İncîlin ekleri denilen bu risâlelere nazar edilirse, gerek birbirleri ile, gerekse İncîller ile pek çok tenâkuz ve ihtilâfları vardır. Bunlar, tek tek anlatılacak olsa, Kitap-ı mukaddesin tamamından daha büyük ciltler yazılması Îcap ederdi.

    Bunlara bazı misâller verelim:

    Pavlosun îman ediş şeklindeki ihtilâflar için Rahmetullah efendi (İzhâr-ül-hak) kitabında buyuruyor ki:

    Pavlosun nasıl îman ettiği hakkında Resûllerin işlerinin dokuzuncu, yirmiikinci ve yirmiüçüncü bâblarında pekçok ihtilâflar vardır. Ben bunları (İzâlet-üş-şukûk) ismli kitabımda on vech üzere beyan ettim. Fakat, bu kitabımda, bunlardan üçünü zikretmekle iktifâ edeceğim:

    1 - Resûllerin işlerinin dokuzuncu bâbının yedinci âyetinde: (Onunla berâber yolculuk eden adamların nutku tutulup durdular. Sesi işitiyorlar. Fakat kimseyi görmüyorlardı) demektedirler.

    Yirmiikinci bâbının dokuzuncu âyetinde ise: (Benimle berâber olanlar gerçi nûru gördüler. Fakat bana söz söyliyenin sesini işitmediler) demektedir.

    Yirmialtıncı bâbda ise sesin işitilip işitilmediği husûsu hiç bir şey söylenmiyerek kapalı geçilmiştir. Bu üç ifâde arasındaki tenâkuz meydandadır.

    2 - Aynı kitabın dokuzuncu bâbının altıncı âyetinde, (Rab ona dedi ki: Kalk şehre gir, ne yapman Îcap ediyorsa sana söylenecek) demektedir.

    Yirmiikinci bâbın onuncu âyetinde, (Rab bana: Kalk Şâma git, orada ne yapılması lâzım geleceği sana söylenir) demektedir.

    Yirmialtıncı bâbının onaltı, onyedi ve onsekizinci âyetlerinde ise: (Kalk ve ayakta dur. Çünki hem gördüğün şeylerde, hem sana göstereceğim şeylerde, seni hizmetçi ve şâhit tâyîn etmek için sana göründüm. Seni, kendilerine göndereceğim kavmden ve milletlerden kurtaracağım. Tâ ki, onların gözlerini açıp kendilerini karanlıktan nûra ve şeytanın tasallutundan [sataşmasından] Allaha döndüresin ve bana îman etmeye ve günahların bağışlanmasına ve mukaddesler arasında nasibe nâil olsunlar) diye yazılıdır. Bunlardan şu netîceye varılır: Dokuzuncu ve yirmiikinci bâbındaki âyetlerden, onun yapacakları, şehre vardıktan sonra, kendisine beyan edileceği söylenmiş iken, yirmialtıncı bâbdaki âyetlere göre, sesi işittiği yerde ne yapacağı kendisine söylenmiştir.

    3 - Yirmialtıncı bâbın ondördüncü âyetinde: (Nûrun görünmesinde biz hepimiz yere düştük) demektedir. Hâlbuki, dokuzuncu bâbın yedinci âyetine göre, onunla berâber bulunanların nutku tutulur, ses çıkaramaz olurlar. Yirmiikinci bâbında ise, susmak, nutku tutulmak diye bir şeyden bahs edilmemiştir.

    Yine (İzhâr-ül-hak)da buyuruluyor ki: Resûllerin amâli risâlesinin diğer bâblarında olan ihtilâflar bunlardan daha fenadır.

    Pavlosun, Korintoslulara yazdığı birinci mektûbun onuncu bâbının birinci ve sonraki âyetlerinde, (Ecdadımız bulutun altında idiler. Denizden geçtiler. Bulutta ve denizde Mûsâ tarafından vaftîz oldular. Siz onların bazıları gibi putperest olmayasınız ve zinâ etmeyiniz. Nitekim onlardan bazıları zinâ edip bir günde yirmiüç bini birden öldü) demektedir. Ahd-i Atîkte adetler (sayılar) kitabının yirmibeşinci bâbının birinci ve sonraki âyetlerinde (İsrâîl oğulları zinâ etmeye başladı. Cenâb-ı Hak tâûn hastalığını musallat eyledi. Tâûndan ölen yirmidört bin kişi idi) denilmektedir. Ölenlerin miktârı arasında 1000 kadar bir fark göründüğünden, ikisinden birisi elbette yanlıştır.

    Yine Resûllerin işlerinin yedinci bâbının ondördüncü âyetinde: (Yûsüf, adam gönderip babası Ya'kûb ile bütün akrabâsı, yetmişbeş kişiyi [Mısra] dâvet etti, çağırdı) demektedir. Bu ibârede Yûsüf aleyhisselâmın Mısrda olan iki oğlu ile kendisi, bu yetmişbeş kişiye dahil değildir. Zikredilen aded, sâdece Ya'kûb aleyhisselâmın aşîretinin sayısını bildirmektedir.

    Hâlbuki Tekvînin kırkaltıncı bâbının yirmiyedinci âyetinde ise, (Ya'kûb oğullarından olup Mısra gelenlerin adedi yetmiş kişi idi) demektedir. Resûllerin amâli kitabının ibâresinin yanlış olduğu meydandadır.

    İşte hıristiyanlık akîdesinin [inancının] temel kitabı olan dört İncîlin ve risâlelerin hâli budur. Yukarıda zikrettiğimiz gibi, gerek bu İncîllerde, gerekse (Ahd-i atîk)de ve (Ahd-i cedîd)de bulunan ihtilâflar yalnız bunlardan ibâret değildir. Bunlardaki ihtilâfların herbiri anlatılsa, ciltler tutacağından ve bunların bir kısmı, (İzhâr-ül-hak) ve (Şems-ül-hakîka) kitaplarında bildirilmiş olduğundan, burada daha fazla bilgi vermedik. Bu husûsta daha fazla bilgi almak isteyenlere, protestan ilim adamlarından Cizlerin 1233 [m. 1818] senesinde tâb edilen (Tahrirât-i enâcîl) ismli kitabına ve Selirmacirin 1817 senesinde tâb edilen (Mukaddime-i kitap-ı Ahd-i cedîd) adlı eserine, Sîfırin 1832 senesinde tâb edilen (Birinci İncîlin aslı) ismindeki kitabına ve muâsırlarından Yor adlı müsteşrikin (İncîller üzerine müâhezât) ismindeki kitabına ve Şuazer adlı müsteşrikin 1841 senesinde neşredilen (Yuhannâ İncîli üzerine inceleme) adlı eserine ve mu'âsırlarından Gustav İchtelin Îsâ aleyhisselâmın hâllerine dâir yazdığı kitaba ve Stauruz ve diğer [bir çok tarihçilerin] yazdığı eserlere mürâce'at etmelerini tavsiye ederiz.

    Müslümanların kendisine sarıldıkları, [kendisine uymaları sebebi ile dünya ve âhiret saadetine kavuştukları] Kur'an-ı kerim ise, Allahü teâlânın, (Kur'an-ı kerimi biz indirdik ve yine onu biz hıfz edeceğiz) meâlindeki Hicr sûresinin dokuzuncu âyetinin mâna-i şerifi mûcibince, hicret-i nebeviyyeden zamanımıza kadar, yâni binikiyüzdoksanüç [1293] senedir [Bugün için, bindörtyüzdokuz senedir] çeşidli milletlere mensûb müslümanların ellerinde bulunduğu hâlde, bir noktası dahî fazla veya eksik olmıyarak, Allahü teâlânın ilâhî hıfzı ile mahfûz olduğu, herkes tarafından tasdik edilmiştir. Hâl böyle iken, beş-on altın ücret [maaş] ile vazîfeli olarak, islâm memleketlerine gelip, [İç yüzünü yukarda îzâh ettiğimiz hıristiyanlık ile], sağlam temeller üzerine oturtularak, zamanımıza kadar aynı doğruluk ve sağlamlığı ile bizlere ulaşan islâmiyeti mukâyese ederek, doğruluktan, hak din olmaktan nasip almak hülyâsına düşmüş olan bir kaç papazın iddiâlarına, hayret etmekten başka ne denilebilir. Bunların teşebbüsleri, dedikleri gibi, hakkı, doğruyu ortaya koymak olsa idi, islâm kitaplarını lâyıkı ile mütâlea etmediklerinden, bir noktaya kadar Mâzur görülebilirlerdi. Fakat, işin aslı böyle olmayıp, çeşidli safsatalar ve hîleler ile câhilleri aldatmak ve islâmiyetten ayırmaktır. İslâm âlimlerinin yazdıkları kitaplara ve kendilerine sordukları suâllere cevap veremeyip, sanki o kitapları görmemiş gibi, evvelki cehâlet [ve inatları] ile münâsebetsiz bir şekilde islâmiyete saldırmaktadırlar. Yalan ve iftirâlarla dolu gizli gizli risâleler, kitaplar te'lîf etmekte ve el altından neşretmektedirler.
     
  2. S£V®

    S£V® süper moderatör Site Yetkilisi Süper Moderatör

    198,124
    3,092
    36
    EFSANE GENC bunu beğendi.
  3. EFSANE GENC

    EFSANE GENC tasarımcı Tasarımcı

    358
    11
    0


    Rica Elimden Geleni Yapmaya Gayret Gösterecegim....Nedemek Hemşerim....
     
  4. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    213,637
    1,937
    38


    Teşekkürler sağ ol ali güzel yazılar,
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş