Peygamber Efendimizin Soyu ve Yakınları kimlerdir, Peygamberimizin Soyu Kimlerdir listesi, Peygamber

tersinim 21 Şub 2012

  1. tersinim

    tersinim ÜYE

    535
    0
    0


    HZ. MUHAMMED’İN (a.s.v) SOYU VE YAKINLARI

    Peygamber efendimiz Kureyş kabilesindendir. Kureyş kabilesi ise aynı soydan gelmekteydi. Fertleri uzaktan, yakından birbirleriyle akrabaydı. Bu nedenle birbirlerine; amcamın oğlu, kardeşimin oğlu ya da amcamın kızı, kardeşimin kızı diye hitap etmekteydiler.

    İslam tarihindeki olayları tam manasıyla anlayabilmek, doğru irdeleyebilmek için peygamber efendimizle kavmi arasındaki akrabalık ilişkilerini de yakından bilmek gerekir.

    Fakat daha önce belirttiğimiz gibi peygamber efendimizin soyu Kureyş kavmi ile iç içedir. Bu bile başlı başına çok geniş ve derin bir konudur. Biz burada sadece peygamber efendimizin soyu ile İslam tarihinde adı geçen kişilerden bahsedeceğiz.

    = = =

    Peygamber efendimiz soyu konusunda dedesi Abdülmuttalib’ten sonra yirminci atasına kadar zikredilmesine izin vermiştir. Buna göre O:

    Muhammed (a.s.v) b. Abdullah b. Abdülmuttalib (Şeybe) b. Haşim (Amr) b. Abd-i Menaf (Mugire) b. Kusayy (Zeyd) b. Kilab b. Mürre b. Kâ’b b. Lüey b. Galip b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinâne b. Hüzeyme b. Müdrike (Amir) b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Maad b. Adnan’dır.

    Peygamberimizin soyu Adnan’dan kırk ata sonra İsmail b. İbrahim’e (a.s.) gelip dayanır.

    Peygamberimizin ataları konusunda daha geniş bilgi isteyen okuyucularımız ikinci cildimize (Cahliye Dönemi) müracaat edebilirler.

    = = =

    Peygamberimizin babası Haşim oğullarından Hz. Abdullah b. Abdülmuttalib’tir.

    Peygamberimizin annesi Zühre oğullarından Hz. Amine bint-i Vehbtir. Bu nedenle Zühre oğulları peygamberimizin dayısı durumundadır.

    Ashab-ı Kiramdan Hz. Sa’d b Ebi Vakkas Zühre oğullarındandı. Peygamber efendimiz kendisine dayım diyerek iltifat buyururdu.

    = = =

    Peygamberimizin anneannesi Abdüddar oğullarından Berre bint-i Abdüluzza’dır.

    Peygamberimizin babaannesi Mahzum oğullarından Fatıma bint-i Amr’dır.

    Peygamberimizin anne yönünden dedesi Vehb b. Abd-i Menaf b. Zühre’dir.

    Peygamberimizin baba yönünden dedesi Abdülmuttalib b. Haşim’dir.

    Görüldüğü gibi peygamberimiz soyca baba tarafından Haşim oğullarına, anne tarafından Zühre oğullarına, anneanne tarafından Abdüddar oğullarına, babaanne yönünden ise Mahzum oğullarına gelip dayanmaktadır.

    = = =

    Peygamberimizin dedesi Abdülmutalib’in annesi Selma bint-i Amr hatun Medine’de oturan Neccar oğullarındandı. Bu nedenle Neccar oğulları peygamberimize dayı düşmekteydiler.

    Peygamberimizin dedesinin dedesi Abd. Menaf b. Kusayy’ın annesi Cürhümî’lerden (Huzaâ’lardan) Hubba Hatun idi.

    Bu nedenle Cürhümilerde (Huzaâlarda) peygamberimize dayı düşmekte idiler. Huzaâlar ile Haşim oğulları her zaman birbirlerine yakın durmuşlar ve yardımcı olmuşlardır.

    = = =

    Sakiflerden Benî Sa’d b Bekir kabilesi peygamberimize süt anneliği ve kardeşliği yönünden yakındılar.

    Arap gelenek ve göreneklerine göre süt anneliği ve kardeşliği gerçek anne ve kardeşlerden farksızdır. Bu nedenle bu bağ son derece güçlüdür ve ömür boyu sürmüştür.

    = = =

    Peygamberimizin büyük, büyük dedesi Kusayy b. Kilab’ın annesi Fatıma bint-i Sa’d, kocasının ölümünden sonra Kudaâ’lardan Rebia b Haram ile evlenmiş olduğundan peygamberimizle Kudaâlar arasında akrabalık bağı kurulmuştur.

    = = =

    Peygamberimizin zevceleri:

    1-Ümmül müminin Hz. Hatice bint-i Hüveylid (r.anha)

    2- Ümmül müminin Hz. Sevde bint-i Zem’a (r.anha)

    3- Ümmül müminin Hz. Aişe bint-i Ebu Bekir (a.anha)

    4- Ümmül müminin Hz. Meymune (r.anha)

    5- Ümmül müminin Hz. Ümmü Habibe (r.anha)

    6- Ümmül müminin Hz. Ümmü Seleme (r.anha)

    7- Ümmül müminin Hz. Zeynep bint-i Cahş (r.anha)

    8- Ümmül müminin Hz. Zeynep bint-i Huzeyme (r.anha)

    9- Ümmül müminin Hz. Safiye (r:anha)

    10- Ümmül müminin Hz. Hafsa bint-i Ömer (r.anha)

    11- Ümmül müminin Cüveyriye bint- Haris (r.anha)

    12- Ümmül müminin Hz. Mariye (r.anha

    Ümmül müminin Hz. Hatice bint-i Hüveylid (r.anha) ile Ümmül müminin Hz. Zeynep bint-i Huzeyme (r.anha) peygamberimizin sağlığında vefat etmişlerdir.

    Peygamber efendimizin vefatından sonra Ümmülmüminin olan hanımları içinde ilk vefat eden Zeynep bint-i Cahş (r.anha) en son vefat eden ise Hz. Ümmü Seleme’dir (r.anha)

    Peygamberimiz yukarıda belirtilenler dışında Esma bint-i Numan’el Kindî ile hicretin dokuzuncu yılında evlenmiş ise de bu kadın, onu çekemeyen bazı kadınların oyununa gelmiş, peygamberimizin onaylamadığı bazı davranışlarda bulunmuş, peygamberimizde onu gerdeğe girmeden babasının evine göndermiştir.

    Peygamberimiz Reyhane isminde bir hanımla nikâhlanmış ise de kadının vücudunda hastalık belirtisi bazı alacalar bulunduğundan gerdeğe girmemiştir.

    = = =

    Peygamberimizin erkek evlatları:

    1-Hz. Kasım.

    2-Hz. Abdullah

    3-Hz. Tayip

    4- Hz. Tahir

    5-Hz. İbrahim

    = = =

    Peygamberimizin kız evlatları:

    1-Hz. Zeynep (r.anha)

    , 2-Hz. Rukayye (r.anha)

    3-Hz. Ümmü Külsüm (r.anha)

    4-Hz. Fatımatüzzehra (r.anha)

    Hz. İbrahim dışındaki evlatlarının annesi Hz. Hatice bint-i Hüveylid’tir. Hz. İbrahim’in annesi Hz. Mariye’dir.

    Bazı kaynaklarda Hz. Tayip ve Hz. Tahir’in aynı çocuk olduğu şeklinde bir rivayet vardır. Bu rivayet doğru ise peygamberimizin dört kız, dört erkek evladı olmuş olur.

    Peygamberimizin erkek evlatlarının hepside küçük yaşlarda vefat etmişlerdir.

    Hz. Fatıma dışındaki bütün evlatları peygamberimizin sağlığında vefat etmişlerdir.

    Bu durumda peygamberimiz bazı kaynaklara göre sekiz, bazı kaynaklara göre de yedi defa evlat acısını tatmış, iki hanımını da kendi elleriyle defnetmiştir.

    = = =

    Peygamberimizin damatları:

    1-Ebul’As (r.a) (Hz. Zeyneb’in kocasıdır.)

    2-Hz. Osman b. Affan (r.a) (Hz. Rukayye ile Hz. Ümmü Külsüm’ün kocasıdır.

    3-Hz. Ali b. Ebu Talip (k.v) (Hz. Fatımatüzzehra’nın kocasıdır.

    = = =

    Peygamberimizin erkek torunları:

    1-Abdullah b. Osman (Annesi Hz. Rukayye’dir)

    2-Hasan b. Ali (r.a) (Annesi Hz. Fatımatüzzehra’dır.)

    3-Hüseyin b. Ali (r.a) (Annesi Hz. Fatımatüzehra’dır.

    Peygamberimizin kız torunları:

    1-Hz.Zeyneb bint-i Ali (Annesi Hz. Fatımatüzzehra’dır.

    2-Hz.Ümmü Külsüm Bint-i Ali (Annesi Hz. Fatımatüzzehra’dır.)

    Peygamber efendimizin ilk sütannesi amcası Abdüluzza’nın (Ebu Leheb’in) cariyesi Süveybe Hatundur.

    = = =

    Peygamberimizin süt kardeşleri

    Süveybe hatun oğlu Mesruk ile birlikte peygamber efendimizi, Hz. Hamza b. Abdülmuttalib’i (r.a) ve Ebu Seleme b. Abdülesed’i (r.a) de emzirmiştir.

    Peygamberimizin ikinci süt annesi Benî Sa’d b Bekir kabilesinden Ebu Zueyb Abdullah b. Haris’in hanımı Halime Hatun’dur.

    Buna göre peygamberimizin sütkardeşleri:

    Mesruk (Süveybe hatun emzirdi)

    Hz. Hamza b. Abdülmuttalib (r.a) (Süveybe hatun emzirdi)

    Ebu Seleme b. Abdülesed (r.a) (Süveybe hatun emzirdi)

    Abdullah b. Abdullah (Halime hatun emzirdi)

    Şeyma bint-i Abdullah (Halime hatun emzirdi)

    Üneyse bint-i Abdullah’tır. (Halime hatun emzirdi)

    Arap kültüründe sütkardeşliği çok önemlidir. Süt kardeşlerin birbirleriyle evlenmeleri haramdır. Süt kardeşlerin öz kardeşlerden herhangi bir farkı yoktur.

    = = =

    Peygamberimizin dadısı Ümmü Eymen Bereke’dir.

    Peygamberimizin gerçek annesi yerine koyup sevip, saydığı ve diğerlerinden ayrı tutup değer verdiği dört kadın vardır.

    Bunlar:

    1-Halime hatun (peygamberimizin sütannesi)

    2-Fatıma bint-i Esed (r.anha) (Ebu Talib’in hanımı. Peygamberimizi ba-kıp, büyüten kadın.)

    3-Ümmü Eymen Bereke (r.anha) (Peygamberimizin dadısı)

    4-Süveybe hatun (Doğduğunda peygamberimizi emziren kadın)

    Peygamberimiz sağlıklarında bu dört kadını sık, sık ziyaret eder, sevgi ve saygı gösterir, ikramlarda bulunurdu.

    = = =

    Peygamberimizin amcaları (yaş sırasına göre):

    1-Haris..Annesi Semra Bint-i Cündüb’tür

    2-Zübeyr..Annesi Fatıma Bint-i Amr

    3-Ebu Talib (Abd-i Menaf)Annesi Fatıma bint-i Amr

    4-Ebu Leheb (Abdüluzza). Annesi Lübna Bint-i Hacer

    5-Kusem.. Annesi Fatıma Bint-i Amr

    6-Dırar… Annesi Nüteyle Bint-i Cenab

    7-Mukavvim(Abdülkâbe).Annesi Hale Bint-i Vüheyb

    8-Hacl (Kaydak)..Annesi Hale Bint-i Vüheyb

    9-Abbas..Annesi Nüteyle Bint-i Cenab

    10-Hamza..Annesi Hale Bint-i Vüheyb’dir.

    Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib en büyük oğlu Haris’e nispetle Ebül Haris künyesiyle künyelenmiştir. Beş numarada belirtilen Kusem küçük yaşta vefat etmiştir.

    = = =

    Peygamberimizin halaları olan Abdülmuttalib’in kızları ve bu kızların anneleri şunlardır.

    1-Safiyye..Annesi Hâle Bint-i Vüheyb

    2-Ümmü Hakîm Beyza.. Annesi Fatıma bint-i Amr

    3-Âtike.. Annesi Fatıma bint-i Amr

    4-Ümeyme… Annesi Fatıma bint-i Amr .

    5-Ervâ…. Annesi Fatıma bint-i Amr

    6-Berre …. Annesi Fatıma bint-i Amr

    = = =

    Peygamberimizin amcaoğulları:

    1-Talib b. EbuTalib

    2-Âkil b. Ebu talib

    3-Cafer b. Ebu Talib (r.a)

    4-Ali b. Ebu Talib (k.v)

    5-Utbe b. Abdüluzza (Ebu Leheb)

    6-Uteybe b. Abdüluzza (Ebu Leheb)

    7-Abdullah b. Abbas (r.a)

    8-Fadl b. Abbas (r.a)

    9-Kusem b.Abbas (r.a)

    = = =

    Peygamberimizin amcakızları:

    1-Ümmü Hani Fahite bint-i Ebu Talib (r.anha)

    2-Fatıma bint-i Hamza b. Abdülmuttalib (r.anha)

    = = =

    Peygamberimizin halaoğulları:

    1-Zübeyr b. Avvam ( Annesi Hz. Safiye bint-i Abdülmuttalip)
    Zübeyr b. Avvam aynı zamanda Ümmülmüminin Hz. Hatice Bint-i Huveylid’in kardeşi Avvam’ın oğludur. Bu nedenle Hz. Hatice Zübeyr b. Avvam’ın halasıdır. Zübeyr b. Avvam’ın hanımı Esma Bint-i Ebu Bekir Ümmül-müminin Hz. Aişe Bint-i Ebubekir’in ablasıdır. Hz. Aişe Abdullah B. Zübeyr’in teyzesi olur.

    2-Tuleyp b. Ümeyr (Annesi Hz. Erva Bint-i Abdülmuttalip)

    = = =

    Peygamberimizim halakızları:

    1-Ümmülmüminin Hz. Zeynep bint-i Cahş

    = = =

    Peygamberimizin üveyoğulları:

    1-Hind b.Ebi Hâle (r.a) (Annesi Hz. Hatice)

    2-Hâle b. Ebi Hâle (r.a) (Annesi Hz Hatice)

    3-Seleme b.Abdülesed (r.a) Annesi Ümmü Seleme

    = = =

    Peygamberimizin üvey kızları:

    1-Hind bint-i Âtik (Annesi Hz. Hatice)

    = = =

    Peygamberimizin azatlıları:

    1-Zeyd b. Harise

    2-Ebi Kebşe

    3-Enese
     
  2. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    213,638
    1,937
    38


    hepsi birbirinden değerli konular allah razı olsun
     
  3. tersinim

    tersinim ÜYE

    535
    0
    0


    002- Kuran ve incillerden Müjdeler (PEYGAMBER EFENDİMİZİN BEKLENİŞİ)
    inciller ve Kuran'da peygamber efendimizin nübüvvetiyle ilgili pek çok müjde ayetleri vardır. Bunlardan bir kaçını alıyoruz.

    Fetret döneminde akıllarıyla Allah’ı (c.c.) arayıp bulabilenler kemale erip yükselmiş, bulamayanlar ise herhangi bir sorumluluk altında kalmamışlardır.

    Cenab-ı Hakkın varlığını akıl ve ilim dışı saymak ne büyük gaflettir.

    Hz. isa (a.s.v) kendisine verilen incil’in çeşitli yerlerinde:

    -Ben Baba’ya yalvaracağım ve O size başka bir Paraklit’i, hakikat ruhunu verecektir, ta ki daima sizinle beraber olsun.

    Fakat benim ismimle Baba’nın göndereceği Paraklit, Ruhulkudüs, o size her şeyi öğretecek ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir.


    (Burada Ruhulkudüs ile Cebrail (a.s) kastedilmiştir ama Onun peygamberler dışında insanlarla konuşması, onlara bir şeyler öğretmesi mümkün değildir. Bu nedenle bu kelime sonradan incil’e ilave edilmiştir.)


    Baba’da size göndereceğim Paraklit, Baba’dan çıkan hakikat ruhu geldiği zaman benim içinde şahadet edecektir.


    Benim gitmem sizin için daha hayırlıdır. Çünkü gitmezsem Paraklit gelmez. Fakat gidersem Onu size gönderirim.

    Ve O geldiği zaman günah için, kurtuluş ve hüküm için dünyayı cevap veremez duruma getirecektir.

    O hakikat ruhu gelince size her hakikate yol gösterecek, zira kendiliğinden söylemeyecektir; fakat her ne işitirse söyleyecek ve gelecek şeyleri sizlere bildirecektir. Ona gelen Rahmandandır.

    O Beni şereflendirip kutlu kılacaktır. Çünkü getirdiklerimden alacak ve size bildirecektir….


    Yuhanna incilindeki bu metinlerde adı geçen Paraklit incilin Arâmîce aslında Muhamada yani Muhammed’dir (a.s.v).

    Allah (c.c.) yüz yirmi dört bin peygamberden yüz otuz beşini resul yapmış yani kitap vermiştir.


    Bu kitapların kimisinde o kitap sahibi peygamberden sonra gelecek peygamberi müjdeleyen kısımlarda bulunur, gelecek peygamberin sıfatları bildirilirdi.

    Tevrat ve incillerde bulunan bazı pasajlar Ahir zaman peygamberi olan peygamberimiz Hz. Muhammed’in (a.s.v) geleceğini ve sıfatlarını bildirmiştir.

    isa’dan sonra 415 yılında toplanan iznik konsilinde yüze yakın incil yok sayılıp iptal edilmiştir. Bunların arasında bulunan Barnabas incili Hz Muhammed’in (a.s.v) geleceğini açıkça bildiriyordu.


    Bu gün Barnabas incilinin tek nüshası Avusturya’da bir müzede bulunmaktadır.

    Hz. Muhammed’in (a.s.v) isim ve sıfatları Tevrat ve incil’de yazılıydı.


    Ehl-i kitap olan Hıristiyan ve Yahudi bilginleri bu hususta tam bilgiye sahip bulunmaktaydılar.

    Bu gerçek Kuran-ı Kerim’de:

    [​IMG]

    “-O kimseler ki Resule, Ümmi Peygambere tabi olurlar. O peygamber hakkındaki bilgileri, yanlarındaki Tevrat’ta ve incil’de yazılı bulurlar.

    O, onlara iyiliği emir, kötülükten de men eder. Onlara temiz olanları helâl, pis olanları haram kılar. Ve onların ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları kaldırır.

    Artık o kimseler ki Ona iman ederler. Ona saygı gösterir, yar-dımda bulunurlar. Onunla indirilmiş Nur’a tabi oluverirler. işte kurtuluşa erenler onlardır.”
    (A’raf 157

    [​IMG]

    -Kendilerine kitap verdiklerimiz Onu oğullarını bildikleri gibi bilirler. Onlardan bir grup hiç şüphe yok ki bilir oldukları halde hakkı gizlerler.” (Bakara 146)

    [​IMG]

    “Hatırla o zamanı ki Allah peygamberlerine:

    -Size kitap ve hikmet verdim. Sonra yanınızdakini tasdik edici bir Resul gelecektir. Ona kesin olarak iman ve her halde yardım edeceksiniz diye ahit ve misak aldıktan sonra onlara:

    -ikrâr ettiniz ve bunun üzerine olan sözümü kabul eylediniz mi? Diye sordu.

    Onlarda:

    -Ya Rabbi! ikrar ve kabul ettik dediler.

    Bunun üzerine yüce Allah:

    -Öyle ise şahit olunuz. Bende şahitlerdenim.”
    (Al-i imran 81)


    Devamı var.



     
  4. burcuu

    burcuu tasarımcı Tasarımcı

    8,448
    0
    0


    emeklerinize saglık paylasım adına tskler
     
  5. kader6

    kader6 ÜYE

    372
    0
    0


    Emeginize saglik
     
  6. sevilay63

    sevilay63 ÜYE

    7,622
    0
    0


    harika paylasim alah razi olsun
     
  7. tersinim

    tersinim ÜYE

    535
    0
    0


    Kuran ve incillerden Müjde Ayetleri.

    Yüce Allah’ın (c.c.) peygamberlerinden aldığı bu ahit ve misak kavimlerine haber vermeleri, kavimlerinin de kendilerinden sonra geleceklere bildirmeleri hususunda idi. Hz. Muhammed (a.s.v) gelmeden önce bütün Ehl-i kitap Onun geleceğini ve vasıflarını biliyordu.

    Hz. Muhammed’in (a.s.v) Tevrat ve incillerde belirtilen vasıflarına göre:

    O, Hz. isa’dan (a.s.) sonra gelecektir. Onun ismi Ahmet’tir. O Allah’ın (c.c.) kulu ve peygamberidir. Ondan sonra peygamber gelmeyecektir.

    O ne kötü huyludur ne katı kalplidir. O kötü söz söylemez, çarşılarda pazarlarda bağırıp çağırmaz.

    O kötülükleri kötülükle karşılamaz. O çok affedici, bağışlayıcıdır.

    Doğru yoldan sapan milletleri Lailaheillallah dedirterek doğrultmadıkça, kör gözleri, sağır kulakları, kapalı gönülleri açmadıkça Allah (c.c.) Onun ruhunu almayacak, vefat ettirmeyecektir.

    Doğum yeri Mekke’dir. Hicret yurdu Taybe (Medine)’dir.

    Onun ümmeti bollukta ve darlıkta, her yerde Allah’a (c.c.) hamt ederler, yüksek yerlerde tekbir getirirler.

    Onlar bellerine fota bağlarlar, abdest alırlar.

    Güneşin seyrini izlerler. Ezan sesleri gök boşluğunda duyulur. Namaz vakitleri geldiğinde her nerede olurlarsa olsunlar namazlarını kılarlar. Savaşta saf oldukları gibi namazlarında da saf tutarlar.

    Onların ezan sesleri ve Kuran okuyuşları gök boşluğunda arı uğultusu gibi duyulur.


    Yine Kuran-ı Kerim’de:

    [​IMG]

    “Bir vakitte Meryem oğlu isa dedi ki:

    -Şüphesiz ki Ben Benden önceki Tevrat’ı tasdik edici Benden sonra gelecek Ahmet isimli peygamberi müjdeleyici olarak sizlere gelen Al-lah’ın resulüyüm….”
    (Saf 6)

    Geleceği müjdelenen Ahmet isimli peygamberi havari Yuhanna’da yazdığı incil’inde tespit etmişti.

    Hz. isa (a.s.v) kendisine karşı gelen, tanımayan kavmine karşı:

    “-Rab tarafından çıkıp gelecek olan O Munhamenna, Rab tarafından çıkıp gelecek olan O Ruhûlkudüs gelmiş olsaydı O bana şahadet ederdi.

    Sizlerde şahadet ederdiniz. Çünkü öteden beri benimle birlikte bulunuyorsunuz.

    Ben bunları size şüpheye düşmeyesiniz, diliniz sürçmesin diye söyleyip, bildirdim”……

    Yine aynı incil’de;

    Hz. isa (a.s.v) havarilerine:

    “-Ben gidersem size Ruhâlhak, Faraklit gelecektir. O kendiliğinden söz söylemeyecek, ancak kendisine ne söylenirse onu söyleyecektir.

    O Bana şahadet edecektir. Sizlerde şahadet edenlerdensiniz. Bunun nedeni ise halktan önce benimle bulunmanızdır.

    Ben gitmezsen Faraklit gelmez”……..


    Munhamenna Süryanice Muhammed demektir. Rumcası Baraklitüs veya Piraklütüs’tür. Baraklitüs veya Piraklütüs ise Arapçaya Faraklit olarak tercüme edilmiş olup, teselli edici anlamına gelmektedir.

    isimlerdeki farklılık, tercümeler sırasında isimlerinde tercüme edilmiş ve bu tercümeler sırasında hatalar yapılmış olmasındandır. isimleri de tercüme etmek Ehl-i kitap alimlerinin âdetlerindendi.


    Devamı var.
     
  8. Günkut

    Günkut ÜYE

    691
    5
    0


    Degerli ve güzel bilgi paylaşım adına teşekkürler Tersinim
     
  9. tersinim

    tersinim ÜYE

    535
    0
    0


    Kuran ve incillerden Müjde Ayetleri-3

    Yuhanna incilinin, birinci bölüm on dokuzdan yirmi beşinci ayetine kadar olan bölümünde bildirildiğine göre:

    Yahudiler üç peygamberin gelmesini beklemekteydiler.

    Birincisi tekrar geleceğini zannettikleri ilyas (a.s.),

    ikincisi Mesih isa (a.s.)

    Üçüncüsü ise herkesin bildiği ve Tevrat’ta O peygamber diye bahsedilen Peygamberdi.

    Yahya (a.s.) peygamberliğini ilan edince Ona:

    -Ey Yahya! Sen kimsin? Beklenen isa Mesih yoksa sen misin? Diye sorduklarında Yahya (a.s.):

    -Hayır! Ben Mesih değilim diye cevap vermişti.

    Bunun üzerine Yahudiler:

    -Yoksa sen göğe çekilen, dönmesini beklediğimiz ilyas mısın? Diye sordular.

    Bu soruya da Yahya (a.s.):

    -Hayır! Ben ilyas’ta (a.s.) değilim diye cevap verdi.

    Yahudiler:

    -O halde Sen beklenen O peygamber olmalısın dediler.

    Fakat Yahya (a.s) yine:

    -Hayır, ben o peygamber de değilim. Ben Eş’iya (a.s.) peygamberin bildirdiği gibi; Rabbin yolunu hazırlayıp, düzeltiniz diye çölde çağıranın sesiyim dedi.

    Yahya (a.s.) bu sözleriyle beklenen ilyas’ın (a.s.) yerine kendisinin geldiğini bildiriyordu.

    Müjdelenenlerin ikincisi, isa Mesih (a.s.) ile gerçekleşti.

    isa Mesih’ten (a.s.) sonra O peygamber olarak bildirilen peygamberin gelmesi beklenip duruyordu.

    Ehl-i Kitap, gelecek O peygamberin sıfatlarını çok iyi bilmekte, oğullarını tanıdıkları gibi tanımaktaydılar. Nitekim Medine Yahudileri komşuları olan putperest Araplarla takıştıklarında:

    -Bekleyip durduğumuz O peygamberin gölgesi üzerimize düşmüş, neredeyse gelmek üzeredir. O peygamber gelince biz Ona tabi olacak Âd ve irem kavimleri gibi sizleri öldürüp, kökünüzü kazıyacağız derlerdi.

    Yahudiler, gelmesi beklenen peygamberin israil oğullarından olacağını ummakta ve beklemekteydiler.

    Beklenen peygamberin ismail oğullarından olması onları derin bir hayal kırıklığına uğratıp, kıskandırdı. Bu kıskançlıkları nedeniyle iman etmediler, şiddetle karşı koydular.

    Dört gözle bekleyip durdukları, oğulları gibi tanıdıkları Peygamberin en büyük düşmanı oldular. Korkutup durdukları müşrik Araplar için ise bu durum ilerde bir hidayet vesilesi olacaktı.

    Bu gerçek Kuran-ı Kerim’de şu ayetle bildirilir:



    “-Vaktaki onlara Allah tarafından yanlarındakini tasdik edici bir kitap geldi. Hâlbuki evvelce kâfirlere karşı fetih ve yardım isterlerdi. Fakat bil-dikleri kendilerine gelince inkâr ettiler. Allah’ın (c.c.) laneti kâfirler üzerinedir.” (Bakara 89)



     
  10. tersinim

    tersinim ÜYE

    535
    0
    0


    HZ. MUHAMMED’İN (a.s.v) BEKLENİŞİ

    İsa (a.s) yüce Allah (c.c) tarafından göğe çekildikten sonra havariler dünyanın dört yanına dağıldılar. Bu, İsa’nın (a.s.) kendilerine olan vasiyetiydi. İsa (a.s) onlara:

    -Yeryüzüne dağılınız. İnsanların akına karasına Rabbimin Nurunu götürünüz diye emretmişti.

    İsa (a.s) sağlığında havarilerini gidecekleri yerleri belirtmişti. Buna göre:

    1-Petros’a yanında müminlerden Bulus olduğu halde Rumiyye’ye,

    2-Andrea ve Matta’ya insan yiyen zencilerin yurduna,

    3-Tomas’a Babil ülkesine,

    4-Yuhanna’ya Ashab-ı keyfin yurdu olan Efsus’a,

    5-Yakub’a Oraşalım’a,

    6-Simon’a Kuzey Afrika’daki Berberîler ülkesine gitmelerini emretmişti.

    Havariler görevlerini layıkıyla yaptılar. Önlerine çıkan hiç bir zorluk onları yıldırmadı. İsa’nın (a.s) getirdiği Nuru yaymak için hiç bir fedakârlıktan kaçınmadılar. İşkencelere uğradılar, sürgün edildiler. İçlerinde bu uğurda canlarını verenler oldu.

    Müşriklerin, özellikle Yahudilerin bütün engel olma çabalarına rağmen Hıristiyanlık bütün dünyaya süratle yayılmaya başladı. Bu ara İnciller kaleme alındı. Pek çok İnciller yazıldı. İncillerin sayısı yüzleri buldu.

    İncillerin pek çoğu bazı konularda birbirleriyle çelişiyordu. Bu; yeni dini, önce kendi dinlerine benzetmeye, daha sonrada zayıflatmaya, içlerinde eritmeye çalışan Yahudilerin Hıristiyanları bölüp parçalamaya yönelik bir oyunuydu.

    İlk Hıristiyanlardan yakalananlar çeşitli işkencelere maruz kalırlardı. Fakat onlar gerçek mümin kişilerdi. Aç aslanlara atılma; diri, diri yakılma gibi tüyler ürpertici işkencelere maruz kalmalarına rağmen dinlerinden dönmezlerdi.

    Bu durum İsa’nın (a.s) doğumundan üç yüz on sene sonrasına kadar devam etti. Nihayet Roma imparatoru Konstantin Hıristiyanlılığı serbest bıraktı, İsevîlerin inançlarını rahatça yaşamalarına izin verdi.

    İmparator Konstantin Roma’yı bırakarak bu gün İstanbul ismiyle anılan Konstantiniyye şehrini geldi, başşehrini buraya taşıdı.

    Etrafına pek çok Hıristiyan toplandı. Konstantin’in kendisi de Hıristiyan oldu. Hıristiyanlığı imparatorluğunun resmi dini yaptı.

    İmparator Konstantin’in Hıristiyan olması Hıristiyanlara pek büyük bir güç verdi. Süratle yayılıp, çoğaldılar.

    Fakat İncil-i Şerif İsa’nın (a.s.) ağzından çıktığı şekliyle kaleme alınmamış, doğru bir şekilde zapt edilememişti.

    İlk dönemlerde İncil insanların zihinlerindeydi. Yahudiler bundan çok kötü bir şekilde istifade ettiler.

    Yeni dini zayıflatmak, bölüp parçalamak için birbirlerinden farklı pek çok İncil’in yazılmasına ön ayak oldular.

    Birbirleriyle çelişen pek çok İncil’in bulunması Hıristiyanlar arasında uyuşmazlıkların, çözülmesi mümkün olmayan çetin ihtilafların ortaya çıkmasına neden oldu.

    İnciller halktan gizlendi. Okumaları, öğrenmeleri engel olundu. Bunun sonucunda İncili okuyup yorumlayan halktan ayrı bir ruhban sınıfı oluştu.

    İncil, ruhban sınıfların elinde kaldı. Geniş halk kitleleri haftadan haftaya yapılan ayinlerde papazların okuduğu belirli bölümler dışında İncil konusunda her hangi bir bilgiye sahip değildiler.

    İnciller piskopos diye anılan bazı kişilerin yorumlarına bırakıldı.

    Çeşitli İnciller olması nedeniyle İncilleri yorumlayan bu kişiler arasında kıskançlıklardan kaynaklanan amansız bir rekabet başladı. Bu kıskançlıkların doğurduğu rekabetse aralarındaki ihtilafları, anlaşmazlıkları çoğalttı.

    Bu anlaşmazlıkların siyasi bir etkisi oldu. Sonunda Roma imparatorluğu doğu ve batı olmak üzere ikiye bölündü.

    Roma imparatorluğunun bölünmesi Hıristiyanlığında ikiye bölünmesi demekti. Bu, aynı zamanda Hıristiyanlığın iki başlı olmasına neden oldu.

    Aynı peygambere inanmalarına rağmen birbirlerine rakip hatta düşman iki parçaya ayrıldılar.

    Hıristiyanlardan bir kısmı Roma’da bulunan papaya tabi oldu. Onlara Katolik denildi.

    Diğer kısmı ise İstanbul’da bulunan patriğe bağlıydılar, onlara da Ortodoks adı verildi. Bunlarda aralarında pek çok mezheplere ayrıldılar.

    Bu aralarda bir tevhit dini olan Hıristiyanlığa teslis akidesi sokuldu. Allah’ın babasız yarattığı bir kulu ve onun tertemiz bir bakire olan annesi birer ilah haline getirildi.

    Böylece İsa’nın (a.s) getirdiği tevhit dini bozuldu; duruluğunu, güzelliğini kaybetti.

    Bütün tevhit dinlerinde olduğu gibi İsa’da (a.s) şanı yüce Allah’a (c.c) şirk koşmayı en büyük günah saymakta, buna şiddetle karşı çıkmakta idi.

    Fakat Hıristiyanlar kiliselerine Allah’a (c.c.) şirk olan tasvirler asmakta, bunlara tazimde bulunmakta bir sakınca görmediler. Böylece şanı yüce Allah’ın (c.c.) anılması, yalnız O’na ibadet edilmesi gereken kiliseler müşriklerin mabetlerine benzetildi.

    Zamanla İsa’nın (a.s.) getirdiği bu güzel tevhit dini ağır, ağır yozlaştırıldı, bir kısım insanların menfaatlerine, siyasi çıkarlarına alet edildi.

    Koyu bir taassup ve zulmet bir kere daha bütün dünyayı sardı, insanların ufuklarını kararttı.

    Sevgiyi, merhameti, fedakârlığı, ana babaya, hısım akrabaya ve bütün insanlara saygıyı, onların haklarını korumayı öğreten ve emreden bu tevhit dini; insanlara zulmeden, onları diri, diri yakan, kalın urganlarla ayaklarından ve ellerinden bağlayıp, atlara çektirerek parçalatan, türlü işkencelerle inim, inim inleten, insanları hapishanelerde çürüten bir zulüm aracı hâline getirildi.

    Engizisyon mahkemeleri kuruldu. Nice yüzyıllar bu mahkemeler koyu bir taassupla nice masum insanların kanına girdi.

    Bu mahkemeler İsa (a.s.) adına insanları zulmediyor, onlara olmadık cezalar veriyor, işkenceler ediyor, öldürüyordu.

    Ne gariptir ki bütün bunlar; yanağınızı vurana diğer yanağınızı çevirin güzel öğretisini getiren, henüz annesinin kucağında meme emen bir bebekken; Ben cebbar ve şaki bir kişi değilim diyen İsa (a.s.) adına yapılıyordu.

    Zamanla kiliseler insanlara para karşılığı günahlarını affetmeye, cennetlerden bağlar, bahçeler satmaya başladılar. Bu yollarla inanılmaz servetler edindiler.

    Halbuki o cennetler Allah’ın (c.c) muttakî kullarına bir ödülüydü. Tâat sahiplerinin, Allah’ın (c.c) emirlerine uyan, yasaklarından kaçınanların yeri ve hakkıydı. Onu başkalarına vaat etmeye, satmaya hiç kimsenin hakkı ve yetkisi yoktu.

    Kiliseler dini bırakıp doğrudan siyasetin içine girdi. İnsanları olduğu gibi devletleri kontrol eden, onları yıkan ya da yeniden kuran bir güç oldu.

    Böyle bir güç kiliselerin başında bulunanların başlarını döndürdü. Bu aynı zamanda kiliseler arasında da amansız bir rekabetin doğması demekti.

    İnsanlar aynı dine inandıkları halde birbirleriyle amansızca savaştılar, İsa (a.s) adına birbirlerini öldürdüler. Allah (c.c) ve İsa (a.s); papaların, patriklerin, papazların siyasi çıkarları için kullandıkları bir meta haline geldi.


    Devamı var.
     
  11. nurbusraa

    nurbusraa ÜYE

    1
    0
    0


    Kardeşim ALLAH razı olsun.Yarın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi'nden performans görevimiz var. ;D:p:p:music2:
     
  12. tersinim

    tersinim ÜYE

    535
    0
    0


    HZ. MUHAMMED’İN (a.s.v) BEKLENİŞİ-2

    İsa’dan (a.s) sonra beşinci yüzyılın ilk çeyreklerinde; yüzyıllardan beri aralarında ihtilaf konusu olan ve türlü anlaşmazlıklara, savaşlara neden olan bir konuyu konuşup tartışmak ve bir karara bağlamak üzere İznik’te bir konsil toplandı. Konsilin görevi artık sayıları yüzleri bulan İncilleri ayıklamak; içlerinden en itibarlı, en doğru olanları seçmek ve bunları Hıristiyanlara tavsiye etmekti.

    Fakat her zaman olduğu gibi bu işte de kişisel hırslar, siyasi temayüller baskın çıktı. Konsil günlerce çalıştı, İncilleri günlerce tartıştılar. Sonunda dört İncilin kabulü ile diğer İncillerin yok edilmesi kararına vardılar. Kabul edilen bu dört İncil Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleriydi.

    Yüzlerce İncil arasından dört İncilin kabulü ile diğerlerinin yok sayılması kararını nasıl ve hangi yetkiyle aldıkları ise ayrı bir tartışma konusu oldu. Belki de yok saydıkları İncillerden birisi gerçek İncil’di. Daha sonra gelişen olaylar bu konudaki kuşkuların ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir.

    Fakat yüzlerce İncil’in ortadan kaldırılması da bir sonuç vermedi. Dine siyaset bulaştırdılar. Hıristiyanlar kendi aralarında savaştılar. Pek çok mezhep kavgaları çıktı.

    Ortadan kaldırılan, yok edilen İncillerin başında Barnaba İncili gelmektedir.

    Barnaba, Hıristiyanlığın ilk dönemlerindeki en büyük şahsiyetlerinden birisidir. Kendisi Levi soyundan Kıbrıslı bir Yahudi ailesine mensuptu. İncil yazarı ve on iki havarilerden olan Markos, Barnaba’nın yeğeniydi. Asıl adı Yusuf’tu. Barnaba adı daha sonra kendisine havariler tarafından verilmiştir. Peygamberin oğlu, teselli oğlu anlamlarına gelmektedir.

    Luka tarafından kendisi, imanla dolu iyi bir insan olarak tavsif edilmiştir. Şahadetiyle Pavlus’un havariler arasına alınmasını sağlayanlardan birisidir.

    Barnaba, İsa’nın seçtiği yetmiş öğrenci arasındadır. O aynı zamanda putperest milletlere Hıristiyanlığı tebliğle görevlendirilenlerin içindeydi.

    Barnaba, önceleri Pavlus ile birlikte bu görevini yaparken daha sonra çıkan anlaşmazlık sonucu ondan ayrılmıştır.

    Barnaba inciliyle ilgili ilk vesikalar dördüncü yüzyıla aittir. İncili, beşinci yüzyılda bizzat papa tarafından yasaklanmıştır.

    Bu gün Barnaba inciline ait tek nüsha İtalyanca olup Avusturya Milli kütüphanesinde bulunmaktadır.

    Barnaba İncili en çok tartışılan İncil olmuştur. Muhtevası nedeniyle bazı batılı müsteşrikler böyle bir İncilin olmadığını, bu İncil’in Hıristiyanken Müslüman olan bir kişi tarafından kasıtlı olarak yazıldığı savunulmaktadır. Halbuki bu mümkün değildir.

    Barnaba İncilinin Müslümanlık ortaya çıkmadan çok uzun zaman önce var olduğuna, bizzat papa tarafından yasaklandığına dair tarihi belgeler vardır.

    Barnaba İncil’inin hemen başında bu İncil’in Hz. İsa’nın (a.s) gerçek İncil’i olduğunu, onun havarisi Barnaba tarafından yazıldığını belirtir.

    Barnaba; İsa’yı (a.s.) Tanrı’nın oğlu olarak niteledikleri, Allah’ın (c.c) bütün büyük peygamberlerince belirtilmiş sünneti kabul etmedikleri, temiz ve helâl olanları bozdukları gerekçesiyle diğer İncil’leri reddeder, İsa’nın Allah’ın (c.c) kulu ve resulü olduğunu belirtir, bu nedenle İncil’ini yazmaya karar verdiğini bildirir.

    Barnaba İncil’i Luka ve Matta İncil’leriyle pek çok yönden benzeşmekte ise de aralarında büyük farklılıklar vardır.

    Şüphesiz ki en büyük fark Barnaba İncilinde özellikle teslisi ve İsa’nın (a.s.) ulûhiyetini reddetmesi Onun sadece gelecek olan Mesih’i müjdeleyen bir peygamber olduğunu belirtmesidir.

    Barnaba İncil’i ayrıca şu konularda diğer İncil’lerle farklılıklar gösterir.

    a) İsa Zeytin dağında bulunduğu sırada Cebrail gelerek İncil’i indirmiş, İsa’nın (a.s.) kalbine dolan bu kitapla peygamberliği fiilen başlamıştır. İsa, (a.s) Kudüs’teki mabette Allah (c.c.) adına ilk vaazını bundan sonra vermiş, İbrahim’in (a.s.) hatırasına Allah (c.c.) adına bir kurban takdim etmiştir.

    b) Barnaba İncilinde diğer İncillerin aksine İsa’nın (a.s.) on iki havarisinin içinde Barnaba da vardır.

    c) Sünnet olmanın Allah (c.c.) ve Hz. İbrahim (a.s.) arasında yapılan ebedi bir ahit olduğunu, uygulamanın Âdem’den başladığını, sünnetsizliğin cennetten mahrum kalmakla aynı şey olduğu bildirilir.

    d) Domuz eti gibi yasaklanmış besinlerin yenmesi haramdır.

    e) Putperestlik, Allah’a (c.c.) şirk koşmak en büyük günahtır.

    f) İsa (a.s.) dört melek tarafından göğe kaldırılmıştır.

    g) Daha önce gönderilen kutsal yazılar tahrif edildiğinden Allah (c.c.) hakikati tekrar vazetmek için İsa’yı (a.s.) göndermiştir. Bu hakikat ise İsmail (a.s.) soyundan gelecek bir Mesih’in müjdesidir.


    Devamı var.
     
    Moderatör tarafından düzenlendi: 22 Mar 2013
  13. tersinim

    tersinim ÜYE

    535
    0
    0


    HZ. MUHAMMED’İN (a.s.v) BEKLENİŞİ-3

    İsa’nın (a.s) doğumundan beş yüz sene sonra insanlık bir kere daha koyu bir cehaletin, din adına yapılan zulmün, kara bir taassubun ufukları kararttığı bir zulmet dönemine girdi.

    Hz. İsa’nın (a.s.) getirdiği tevhit dini tahrif edilip bozuldu. Hak dinin nuruna perde çekildi. Türlü ahlaksızlıklar, küfür ve şirk alıp yürüdü. Bütün insanlık koyu bir dalâlet içine düştü. Yüce Allah’ın (c.c) adı bir kere daha unutuldu.

    Tevrat’ın ve İncil’in ısrarla müjdelediği O Büyük İnsanın, o hiç bir zaman batmayacak nurlu Güneşin doğma vakti yaklaşmakta, bunun belirtileri açıkça görülmekteydi.
    İsa’nın (a.s.) göğe kaldırılmasından sonra geçen altı yüz sene boyunca başka peygamber gelmemiş, insanlar irşat edilmemiştir. İki peygamber arasındaki bu dönemlere Fetret devri denir.

    * * * *

    İbrahim (a.s.) oğlu İsmail (a.s.) ile birlikte Kâbe’yi yeniden inşa ettikten sonra Şam taraflarında olan yurduna dönmüştü. Sık, sık oğlu İsmail’in (a.s.) yanına gidip geliyordu.

    İsmail (a.s.) Cürhimîlerden kadınlarla evlendi. İsmail oğulları bu kabilenin içinde süratle çoğaldılar.

    İsmail (a.s.) Kâbe’yi babası İbrahim (a.s.) ile yaptıktan ve Onun vefatından sonra; gerek Kâbe, gerekse hac amellerine ait hizmetleri yürütmek ve yönetmekteydi. Bu görevlerini ömrünün sonuna kadar devam etti.

    Kâbe’ye ilk örtü örten kişi O idi.

    İşte bu sıralarda Mekke’de oturan Cürhüm ile Yemen’de oturan Amâlika kavimlerine irşat etme göreviyle kendisine peygamberlik verildi. Kendisi babasının tevhit dini üzerindeydi.

    İsmail (a.s.) Amâlika kavminin yurdu olan Me’rib ve Hadramevt taraflarında elli yıl kalmış, bu süre içinde bu kavimleri doğru yola getirmeye çalışmıştır. Her peygamberde olduğu gibi irşada çalıştığı kavimler içinde ona inanan da, inanmayan da olmuştur.

    * * * *

    İbrahim’in (a.s.) diğer oğlu İshak (a.s.) ve onun oğlu Yakup (a.s.) ise Şam taraflarında bulunan kavimlere peygamberler olarak gönderildi.

    Yakup’un (a.s) on iki oğlu oldu. Kendisine İsrail lakabı verildiğinden on iki oğuldan gelen kavme İsrail oğulları denilmiştir. Her oğlundan gelen boylara da Esbat-ı Benî İsrail denilir.

    Yakup’un (a.s.) en küçük oğullarından olan Yusuf (a.s.) ağabeylerinin kıskançlığı sonuca önce bir kuyuya atılmış, sonrada Mısır’a giden bir kervana otuz dirhem karşılığı köle olarak satılmıştı.

    Yusuf (a.s.) hayli meşakkatli geçen uzun yıllar sonra Mısır’a mali işlerden sorumlu aziz oldu. Aynı zamanda kendisine peygamberlik verildi.

    Oluşan bir kıtlık sonucu kardeşleri yanına erzak istemek için geldiler. Yusuf (a.s) onlara kendini tanıttı, yaptıklarını affederek ailesini Mısır’a getirdi.

    Yakup (a.s.) burada vefat etti. Şam taraflarında bulunan Habrun’a; dedesi İbrahim’in (a.s.) ve babası İshak’ın (a.s.) yanına defnedildi.

    İsrail oğulları Mısır’da Yusuf’un (a.s.) himayesinde oldukça rahat bir hayat sürmeye başladılar. Bu ara çoğalıp güçlendiler.

    Yusuf (a.s.) vefat edince Mısır’ın en kavi direği yıkıldı, işleri bozuldu. Bir ihtilal sonucu Amâlika kavminden olan Hiksosların iktidarı devrildi. Kıptî fira-vunlar iktidarı ele geçirdiler.

    Kıptîler, İsrail oğulların hor ve hâkir görürler; en ağır, en pis işlerini onlara gördürürler, köle ve hizmetçi olarak kullanırlardı.

    Bu durum Musa’nın (a.s.) gelişine kadar sürdü. Musa (a.s.) İsrail oğullarını Mısır’dan çıkararak kutsal topraklara doğru alıp götürdü. Fakat kutsal topraklara varamadan yolda vefat etti.

    Musa’dan (a.s.) sonra Yuşa (a.s.) ardından Kalep (a.s.) peygamber oldu. İsa’ya (a.s.) kadar pek çok Peygamberler gelip geçti.

    İsrail oğulları bu peygamberlerden pek azına tabi oldular. Çoğuna karşı geldiler, bazılarını da öldürdüler. İsa’yı (a.s.) ise çarmıha germeye çalıştılar.

    İsa (a.s.) göğe çekildikten sonra havariler vasıtasıyla Hıristiyanlık bütün dünyaya yayıldı. Fakat teslis akidesiyle ulûhiyeti bozuldu.

    Ayrıca İncil doğru olarak zapt edilemediğinden farklı hatta bazı konularda birbirleriyle çelişen pek çok İnciller yazıldı. Hıristiyanlıkta Yahudilik gibi birbirlerine düşman pek çok mezheplere ayrıldı.


    Devamı var.

     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş