Papazllarin İslamyyetteki cevapları hakkında islami dini yazı örnekleri

EFSANE GENC 6 Tem 2019

  1. EFSANE GENC

    EFSANE GENC ÜYE

    313
    6
    0


    PAPAZLARIN İSLÂMİYYETTEKİ İBÂDETLERE HÜCÛMLARI ve BUNLARA CEVAPLAR

    Protestanlar, (Gadâ-ül-mülâhazât) kitabının ikinci bahsinde, islâmiyetteki ve hıristiyanlıktaki, ibâdet şekllerinden bahs etmektedirler. Burada, hıristiyanlığın islâmiyetten üstünlük ve fazîletini isbâta çalışırlar. Güyâ, (İslâm dînindeki ibâdet şeklleri, belli vakitlerde ve belli yerlerde, bir takım belli hareketler ve edeblerden ibâret imiş. Hıristiyanlık ise, ibâdetin ruh ile, içten gelerek yapılmasını öğreterek, zâhirî ve şeklî ibâdet yerine geçecek olan, bir kurtuluşa îman etmek ve hâlini değiştirmek ve kalbini kötü huylardan temizlemek ve ahlâkını güzelleştirmek esası üzerine kurulmuş imiş. Hâlbuki, günahkâr kimselerin îman etmeleri ve tevbe ederek günahlarının affedilmesi hakkında Kur'an-ı kerimde açık ve sahih bir haber yok imiş. Matta İncîlinde, birinci bâbın yirminci âyeti ve devamında, Rabbin meleği Yûsüf-ı Neccâra rü'yâda görünüp, Meryemin bir oğlu olacağını ve (Onu Îsâ, yâni kavmini günahlardan kurtarıcı diye ismlendireceksin) diye bildirdiği hâlde, Kur'an-ı kerim, Îsâ aleyhisselâmın günahkârları kurtarıcı olduğundan hiç bahs etmiyerek sukût perdesi ile örtmesi bir tarafa, diğer Resûller gibi, onu Peygamberlik derecesine indirmekte imiş. İnsanın bulunduğu hâl, sâdece cehl ve hatâdan ibâret olsa, bir Peygamberin irşâdı ona yetişir. Fakat tabî'ati ile insanın, câhil olması ve hatâ etmesinden başka, günah ve şeytanın esareti altında ve [Âdem aleyhisselâmdan gelen] suç yükünü taşıdığından, sonradan bir terbiye edici veya Peygamberlerin gelmesi, [insanları kurtarmak için] kâfî değilmiş. Bâkî olan insan ruhunun, esaretten ve günah yükünden kurtulması için, elbette bir kurtarıcıya ihtiyaç var imiş. İncîl, insanların günah kirinden ve şeytanın tasallutundan, yalnız biricik kurtarıcı olan Îsâ Mesîhin, kendi mubârek kanını feda etmekle kurtulabileceğini bildirmiş iken, Kur'an-ı kerim Îsâ aleyhisselâmın bu kurtarıcı sıfatını görmemezlikten gelip, günahlardan kurtulmak için, kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdet söylemek, bir takım cezâlar ve dînî emirleri yerine getirmek gibi esaslara bağlamakta imiş. İncîl, insanları hakîkî tevbe ve günahlardan kurtarıcı olan îman-ı kâmil, yâni üstün bir îmana ve kalblerde olanları değiştirici olan Allahü teâlâya hamd ve senâ etmeye teşvîk ettiği gibi, ibâdet ve vazîfeler husûsunda da, Îsâ aleyhisselâmın zamanındaki yahudiler arasında icrâ ve amel edilen zâhirî ibâdet şekillerini ve âdetlerini tamamen ortadan kaldırıp, ibâdet ve tâati akla uygun ve makbûl bir tarzda beyan etmekte imiş. Hâl böyle iken, Kur'an-ı kerim, kemâlden uzak ve ruhanîyetten berî olan yahudilik gibi bir dînin, maddî ve zâhirî olan ibâdet ve âdetlerini tekrar ortaya çıkarmakta imiş namaz., abdest, kıbleye istikbal [yönelme], hac ve oruç gibi zâhirî ibâdetlerin, kalbe te'sîrleri olmadığı gibi, bu ibâdetleri yerine getirirken bazı külfet ve zahmetler olduğundan, Muhammed aleyhisselâmın dîni yeryüzünde bulunan her kavme uygun değil imiş. Sözün kısası, Allahü teâlâ günahkâr kullarının günahlarını af ve onları şeytanın tasallutundan kurtarmak için, biricik oğlunun kanını dökmekten başka çâre bulamadığını, Kur'an-ı kerimin tasdik etmemesi, Allah tarafından gönderilmemiş olduğuna delîl imiş. Kur'an-ı kerimde beyan edilen ahkâm, sâdece zâhirî ibâdetlere âid olup, kalbi kötü huylardan temizlemeye ve ahlâkı güzelleştirmeye dâir emirler yok imiş. Kur'an-ı kerimdeki emirler, yâni farzlar ve vâcibler lüzûmsuz imiş.)

    Cevap (Gadâ-ül-mülâhazat) kitabını yazan papazın, bu itirazından [ve iftirâlarından Kur'an-ı kerimi ve] islâm âlimlerinin kitaplarını hiç okumadığı, islâmiyeti hiç bilmediği yâhut bildiği hâlde iftirâ ettiği, yalan söylediği, açıkça anlaşılmaktadır. Bu papaz, Peygamberimize , Cebrâîl aleyhisselâm vâsıtası ile vahy olunan Kur'an-ı kerimi, Matta ve Yuhannâya isnâd olunan, bir takım papazların toplayıp bir araya getirdikleri kitaplara benzetiyor. Hakîkatten tamamen uzak olan yazıları ile, islâm dînine küstahca saldırıyor. Bu papaz, [ve bütün papazlar ve bütün âlem] bilmelidir ki, Kur'an-ı kerim, Allah kelâmıdır. Onda aslâ yalan ve tahrîf yoktur. Eğer Kur'an-ı kerimde, Îsâ aleyhisselâm için, hıristiyanların inandıkları gibi, [hâşâ] Allahın oğlu olup, yarattığı insanların günahlarını afetmek için, başka çâre bulamadığından, Onu Hz. Meryemden göndererek, birkaç yahudinin elinde çâresiz, kendisine hakâretler edilip, yüzüne şamar vurularak çarmıha gerildikten sonra, Cehennemde yakılıp mel'un etmek gibi iftirâlar bulunmuş olsaydı, zaten Allah kelâmı olamazdı. Bugünkü mevcut İncîller gibi, Allah kelâmı olmaktan çıkardı. Bir diğer husûs da, eğer bu papaz birazcık tefsîr ve hadis-i şerif kitaplarını okumuş olsa ve o kitaplardaki usûl ve ahvâle vâkıf olsaydı, Îsâ aleyhisselâmın bütün

    milletleri kurtarıcı olması için, Mattanın yaptığı çeşidli tahrîfler ile dolu olan bir kitapta bulunan mübhem bir sözü, müslümanlara karşı delîl olarak getirmekten hayâ ederdi. Kitabının önsözünde iddiâ ettiği gibi, kötü bir niyyeti olmasa ve insâf sahibi olsa idi, Kur'an-ı kerimde, bugünkü İncîllerdeki gibi saçma sapan sözler bulunmadığına kızmazdı. Sanki, aslı varmış da, Kur'an-ı kerim onu saklamış gibi, (Kur'an-ı kerim, Îsâ aleyhisselâmın bütün milletleri kurtarıcı olduğunu sükût perdesi ile örttü) demeye cür'et edemezdi. Yukarıda zikrettiğimiz, Matta İncîlindeki ibâreye gelince, bundaki “kurtarıcı” kelimesi hakîkî mânada kurtarıcı demek değildir.

    [Hakîkî mânada, mutlak kurtarıcı Allahü teâlâdır.] İncîllerde Îsâ aleyhisselâm için kullanılan “kurtarıcı” kelimesi, Onun Peygamberliği sebebi ile günahkâr ümmeti için âhirette şefaat ederek, onların kurtuluşlarına sebep olmasından kinâyedir. Yoksa, Îsâ aleyhisselâm kendisinin “kurtarıcı” olmadığını, âciz bir kul olup, bütün güç ve kuvvetin, şerîki ve benzeri olmıyan ve varlığı mutlak lâzım olan, yâni vâcib-ül-vücûd olan Allahü teâlânın olduğunu, defalarca eshâbına beyan buyurmuştur. Nitekim, Matta İncîlinin yirminci bâbının, yirmiüçüncü âyetinde, Îsâ aleyhisselâmın, Zebedenin oğulları için, (Fakat sağımda ve solumda oturmağı vermek, benim elimde değildir. Pederim tarafından kime hazırlanmış ise, onlara verilir) dediği yazılıdır. Yuhannâ İncîlinin beşinci bâbının otuzuncu âyetinde, Îsâ aleyhisselâmın, (Ben kendiliğimden birşey yapamam. Bana emrolunanı yaparım ve benim hükmüm doğrudur. Zîrâ ben yapacağım işte irâdemi değil, beni gönderenin irâdesini ararım) dediği yazılıdır. Yine Yuhannâ İncîlinin ondördüncü bâbının yirmisekizinci âyetinde, Îsâ aleyhisselâmın (Baba benden daha büyüktür) dediği yazılıdır. Böyle söyliyen Îsâ aleyhisselâm için, (Allahın biricik oğludur ve aynen Allahdır. Kanını dökerek günahları affetti) demek kadar, câhillik, küfür ve dalâlet olabilir mi? Eğer Allahü teâlâ, hıristiyanların dediği gibi, günahkâr kullarının günahlarını afetmek isterse, biricik oğlunu bir hâtundan dünyaya getirmesi ve Peygamberliği müddetince pekçok mucizeler göstermesine rağmen, beş-on âcizden başka, bütün Benî İsrâîli ona düşman ederek, onların korkusundan şuraya buraya kaçmasına ve onu yahudilere mağlup edip, pekçok hakâretlerle çarmıhlarda bağıra bağıra öldürmesine ve bu da kâfî gelmeyip, Onu Cehennemde üç gün yakmasına ve daha başka sıkıntılara sokmasına ne hâcet vardı. Kimden korkusu vardı. Bütün insanlar doğuştan günah ve isyân ile yoğurulmuş da, mutlaka böyle bir (Kurtarıcı)ya muhtaç ise, Allahü teâlâ onun gönderilmesini niçin altı bin sene te'hir etmiş, geri bırakmıştır? Âdem aleyhisselâmın oğlu Kâbile kardeş olarak gönderseydi ve madem ki, Kâbilin bir kimseyi öldürmesi mukadder imiş, onun eli ile biricik oğlu da katlolunarak milyonlarca insân Cehennemden kurtulsa idi, daha iyi olmaz mı idi? Biricik oğul Îsâ Mesîh gelinceye kadar, yeryüzünde gelmiş ve geçmiş pek çok sâlih kimseler, bilhassa ruh-ül-kudsün kendisine geldiği Peygamberler, kendilerinin herhangi bir dahli olmadan, hilkatlerine karışmış olan [ve tâ Âdem aleyhisselâmdan gelen] günah sebebi ile, binlerce sene Cehennemlerde azâb edilmeleri, merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü teâlânın adalet ve merhametine uygun mudur? Eğer bu günah, yâni Âdem aleyhisselâmın yasak edilen ağacın meyvesinden yimesi ile zuhûra gelen zellesi ise, buna cezâ olarak onun Cennetten çıkarılması kâfî olmadı mı? Sonradan neslinden gelen evlat ve ahfâdının suçu nedir? Babanın cürmü ile evladın cezâ görmesi, hangi kanûn ve adaletin ahkâmındandır? Dünyaya bunca zâlim ve gaddarlar geldi. Hangisinin böyle bir iş yaptığını, babasından, dedelerinden dolayı torunlarına cezâ verdiğini hangi tarih yazmıştır? Merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü teâlâ, bu zâlim ve gaddarlardan hâşâ daha mı zâlimdir? Buna göre, insanların günahlarının affedilmesine vâsıta olmak saadetine, Îsâ aleyhisselâmı katleden yahudiler mazhar olmuş olurlar. Çünki kıyâmet gününde bu yahudilerin Cehenneme gitmeleri emrolununca, (Yâ Rab! Madem ki, sen biricik oğlunun kanını dökmedikce, yarattığın insanların günahlarını affedemezdin. Bundan dolayı onu dünyaya gönderdin. Biz de Senin bu murâdını yerine getirmek için onu öldürdük. Eğer öldürmeseydik, âlemdeki bu kadar insan kurtulamıyacaktı. Biz ancak Senin irâdeni yerine getirmek ve insanları Cehennemden kurtarmak için, onu öldürdük. Kötü olan katl işini yaparak, herkesin nefretini kazandık. Bu kadar fedakârlığımıza karşı bize mükâfât verileceği yerde, cezâ vermek Senin adaletine yakışır mı?) derlerse, mahşer ehli bile onlara merhamet etmez mi, acımaz mı? Bir diğer husûs da, Âdem aleyhisselâm ilk insân olup, henüz şeytanın düşmanlığını ve hıyânetini bilmez ve Allahü teâlânın huzurundan kovulmuş şeytanın, Cennete girip de kendini idlâl edeceğini hâtıra getirmezken, Tevrâtta da yazılı olduğu gibi, şeytan evvelâ, Hz. Havvâyı çeşidli hîleler ile aldatmış, [ve yasak ağacın meyvesinden yidirmişti]. Hz. Havvâ da, Âdem aleyhisselâmın bilmiyerek zelle işlemesine sebep olmuştu. Bu hatâ, Allahü teâlânın indinde çok büyük olmuş ve yalnız Âdem aleyhisselâmın kendisine değil, tâ biricik oğula gelinceye kadar bütün çocuklarına sirâyet etmiş. Hepsinin Cehennem ehli olmasını Îcap ettirmiş ve en son biricik oğlu dünyaya gelip kanını dökmedikce affolunamamış. [Hâşâ Allahü teâlâ, o günahı affedebilmek için, biricik oğlunun kanını dökmekten başka çâre bulamamış. Kendisi ile görüştüğümüz papazların ifâdelerine göre, eski şeriatlerde, her günah için bir kurban kesilmesini Allahü teâlâ emretmiş ve günahın bedelinin kan akıtmak olduğunu bildirmiş ve şu günah için şu kadar hayvan kurban edeceksin diye emir vermiş. Her günah için bedel, kan akıtmak imiş. Ahd-i Atîkte de böyle olduğu yazılı imiş. Fakat o ilk günah için hayvan kanı bedel olamaz imiş, insan kanı akması lâzım imiş. Yukarıda zikrettiğimiz İncîlin beyanına göre, (hâşâ) Allahü teâlâ biricik oğlunu kurban etmekten başka çâre bulamamış da, günahkâr kullarını afetmek için, biricik oğlunu kurban etmiş ve insan kanı akıtarak, onlara babalarından miras kalan, o ilk günahı affetmiş.]

    Tevrâtta ve İncîlde, katl ve zinâ gibi nehy olunan günahları irtikâb eden hıristiyanlar, bir papaza bir miktâr para verip, bu papazın affettim demesi ile veya tanrının etini yiyip, kanını içerek tanrı ile birleşince yâhut başını açıp gözlerini semaya dikerek durunca affa mazhar olurlar inancındadırlar. [Madem ki, affa kavuşmak bu kadar kolaydır, tanrının biricik oğlu, kurban edilmeyip de, tanrıya yalvarsaydı veya kendisi aynen tanrı olduğu için, babası o günahı affediverseydi olmaz mıydı?]

    Diğer bir husûs da şudur: Birşey için cânını feda etmek tam rıza ve ihtiyâra bağlıdır. Îsâ aleyhisselâmın katli kendi rızası ile mi olmuştu? İncîlde [Matta bâb yirmialtı, âyet otuzdokuzda] yazılı olduğu gibi, Îsâ aleyhisselâmın, (Ey Baba, eğer mümkin ise, bu kâse benden geçsin) diye Babaya duâ etmesi ve kendisine zarar gelmesinden korkarak (yerimi kimseye söylemeyin) demesi ve çarmıha gerildiği zaman, (Elî, Elî, Limâ Sebektenî) yâni (Allahım, Allahım, beni niçin terk ettin) diye niyâzda bulunması, kanının akıtılmasının yâni kurban edilmesinin kendi rızası ile olmadığını açıkça isbât etmektedir. Meselâ bir kimse, kendi rızası ve arzusu ile dîni ve milleti için bir miktâr para sarf etse, filan kimse fedakârlık etti denir. Fakat mecbûriyet karşısında, zorla bir şey verince, o kimse için, fedakârlık etti denilemez. [O hâlde, (hâşâ) Îsâ aleyhisselâmın öldürüldüğüne ve yukarıda zikrettiğimiz sözleri söylediğine inanan hıristiyanlar, nasıl oluyor da, Onun kendini günahkâr insanlar için feda ettiğine inanıyorlar. Bu sözleri ile, Îsâ aleyhisselâmın söylediği İncîllerde yazılı olan sözler, birbirini yalanlamaktadır. “İki zıd şey bir arada bulunamaz.”.]
     
  2. S£V®

    S£V® süper moderatör Site Yetkilisi Süper Moderatör

    186,566
    3,038
    36
  3. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    210,319
    1,901
    38


    Teşekkürler sağ ol ali güzel yazılar,
     

Bu Sayfayı Paylaş