Kur'ana Göre Cin Ve Şeytan Cin Ve Şeytan Nedir, Şeytanın Özelliği, Şeytanın Görevi, Cinler Ve Özelli

M.Kemal Bektaş 8 May 2012



  1. KUR’AN-I KERİM’DE ŞEYTAN VE CİNLER




    Cin ve Şeytan Kelimelerinin Lügat ve Terim Anlamları

    “Cin” ismi, Arapça “cenne” kelimesinden gelir. Cenne: Örttü, gizledi, gölgeledi demektir. Kelimenin aslı, bir şeyi duyulardan gizlemek anlamındadır. Nitekim, toprağı örtülmüş bağ ve bahçeye, aynı kökten gelen cennet adı verilir. Cenin, ana rahminde saklı kalan çocuk, cenan, göğüs içinde gizlenen kalp, cinnet ve cünun, nefis ile akıl arasında perde olan delilik anlamına gelir. Bu kelimelerin hepsinde histen gizleme anlamı vardır. Bu esasa göre cin, gizli yaratıklar cinsine delalet eden bir cins isimdir.
    İslam’a göre ruhanî varlıklar üç kısımdır. Birinci kısma girenler, Allah'a itaat ve ibadet eden meleklerdir ki, bunlar Allah'a hiç isyan etmezler, yanlış iş yapmazlar ve insanı aldatmazlar. İkinci kısımdakiler, şerir ve isyankâr olan şeytanlardır. Bunlar, insanları aldatırlar, şer ve kötülük için çalışırlar. Üçüncü nevi ruhanî yaratıklar ise , ikisi ortası olan gizli yaratıklardır. Bunların hayırlıları ve Allah'a itaat edenleri olduğu gibi; şerlileri ve Allah'a isyan edenleri de vardır. Özel anlamıyla cin, bunlara denir. Cin denince, mü’mini de kâfiri de olan ruhanî varlıklar anlaşılır.



    Şeytan ve Özellikleri

    “Şeytan” kelimesi ise; azgınlıkta, şer ve kötülükte emsalsiz olan, şerir ve inatçı anlamına gelen her azgına verilen bir cins isimdir. Şeytan kelimesinden, daha çok, cin cinsinden olan cin şeytanı anlaşılırsa da, kötü ruhlu insanlara da bu ad verilir. Dolayısıyla, kötü ruhla alakası olan, görülen veya görülmeyen her kötü ve haktan uzak ve insanları sapıttıran şeylere şeytan ismi verilir. Cin şeytanı olduğu gibi, insanlardan da şeytanlar vardır. İnsan ve insan şeytanı görüldüğü halde, ruhta gizlenen kötülük görülmez; eserleri ile bilinir. Bu sebeple, şeytan isminden, genel olarak, gizli ve kötü bir kuvvet, kötü ve habis ruh anlaşılır.
    İnsan şeytanı, cin şeytanına tabi, ona bağlıdır. Yaratılışta her cins, bir “ilk fert” ile başladığından, “şeytan” denilince, bu cinsin ilk ferdi olan ve atası sayılan ilk şeytan, yani “İblis” akla gelir. İblis, şeytanın özel ismidir. Allah'a isyan ederek kibirlenip böbürlenen ve insan neslinin ilk ferdi Adem (a.s.)’e secde etmeyen İblis, ilk şeytandır, şeytanların atasıdır. Şeytan cinlerdendir. “Hani Biz meleklere, ‘Adem’e secde edin’ demiştik de, İblis’ten başkası hemen secde etmişti. O, cin’den idi. Rabbinin emrine karşı gelmişti.” (Kehf, 50; Bakara, 34) Şeytan, kötülüğün, küfrün, zulmün, şirkin temsilcisidir. Allah’a ilk isyan eden varlık şeytandır. Allah şeytana kıyamete kadar yaşama hakkı vermiştir. Yani kıyamete kadar ölmeyecek, devamlı olarak Allah’ın kullarını doğru yoldan çıkarmak için çalışacaktır.



    Kur’an-ı Kerim’de Şeytan Kıssası

    “And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, ‘Adem’e secde edin’ dedik; İblisten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.
    Allah, ‘sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?’ dedi. (İblis) Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm’ cevabını verdi.
    Allah, ona ‘in oradan, orada büyüklük taslamak sana düşmez, defol, sen alçağın birisin.’
    İblis:‘İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver’ dedi.’ Allah, ‘sen mühlet verilenlerdensin’ buyurdu.
    İblis:‘Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu sana şükreder bulamayacaksın’ dedi.
    Allah buyurdu: ‘Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım.
    (Allah buyurdu ki) ‘Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşin, dilediğiniz yerden (bol bol) yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, sonra zalimlerden olursunuz.’
    Derken şeytan, çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve ‘Rabbiniz, sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye sizi bu ağaçtan men etti, başka bir sebepten değil’ dedi.
    Ve onlara, ‘Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim’ diye yemin etti.
    Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini taddıklarında çirkin yerleri, avret mahalleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üst üste yamayıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara: ‘Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi?’ diye nidâ etti.
    (Adem’le eşi) dediler ki: ‘Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.’
    Allah buyurdu: Birbirinize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşip kalma ve yaşayıp faydalanma vardır.
    Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (dirilip) çıkarılacaksınız.’ dedi.
    Ey Adem oğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi,süslenecek elbise indirdik. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır. İşte bunlar, Allah’ın ayetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).
    Ey Adem oğulları! Şeytan, ana – babanızı (Adem ile Havva’yı), çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de şaşırtıp bir belâya düşürmesin. Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.” (A'raf, 11-27)


    Şeytanın Görevi

    Ayet-i kerimeden net olarak anlaşıldığı gibi, şeytan, insanları doğru yoldan, Allah’ın yolundan saptırmaya çalışacaktır; bu onun görevidir. İnsanlar içerisinde ona uyanlar olacağı gibi, ona uymayıp reddedenler de olacaktır.
    Allah Teala Kur’an’da, şeytanın bizim düşmanımız olduğunu bizlere defalarca bildirmiştir. Bu düşmanlık kıyamete kadar devam edecektir. Biz mü’minler, devamlı olarak şeytandan uzak durmalıyız ve kesinlikle ona uymamalıyız. Aksi halde biz de onun gibi Allah'a isyan edenlerden oluruz.
    “Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır. Muhakkak size, kötülüğü, hayasızlığı, Allah'a karşı da bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” (Bakara, 168-169)
    Şeytan insanları kötülüğe ve isyana çağırırken “Ben şeytanım” dememekte, bunu saklamaktadır. Bu işi başka bir kimlikle yapmaktadır.
    Günümüzde birçok insan farkına varmadan ya da bile bile şeytanın tavırlarını sergilemektedir. İnsanları medeniyet adına şeytanî metodlarla hayasızlığa götürenler günümüz dünyasının birer şeytanlarıdırlar. Ayrıca çoğu iletişim araçları da aynı görevi üstlenmiş durumdadır.
    Allah, her insanı, yol gösteren bir melekle desteklediği gibi; ona vesvese veren bir de şeytan vermiştir. Müslümana düşen görev, şeytana değil meleğe uymaktır.



    Cinler ve Özellikleri

    Cinler dumansız alevli ateşten yaratılmıştır. Onların yaratılışı insanın yaratılışından önce olmuştur. Cinler akıllı, gözle görülmez ve çeşitli şekillere girebilen varlıklardır.
    Cinler yerler, içerler, evlenip, çoluk-çocuk sahibi olurlar, ibadet ederler. Cinlerin mü’minleri ve kafirleri vardır. Mü’minleri cennete; kafirleri cehenneme gidecektir. Cinlerin mü’minleri insanlara faydalı, kafirleri de zararlı olurlar. Cinler de insanlar gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadırlar. Kur’an-ı Kerim onların da kitabıdır, onlar da Kur’an-ı Kerim’i dinlerler.
    “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp korkutan peygamberler gelmedi mi?” (En’am 130) “(Rasülüm!) De ki: ‘cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’an’ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: ‘Gerçekten biz, doğru yola ileten harikulade güzel Kur’an’ı dinledik. Biz de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbımıza asla ortak koşmayacağız. Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (İblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş. Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların (şımarıklıklarını ve) azgınlıklarını arttırırlardı. Doğrusu, biz cinler, göğe erişmeye çalıştık; fakat onu sert bekçilerle, alevler ve meş’alelerle doldurulmuş bulduk. Gerçekten biz, -kimimiz salih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda- türlü türlü yollar tutmuştuk. İçimizde, (Allah'a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var.” (Cin, 1-2, 4, 6, 8, 11, 14)



    Cinlerin Yaratılış Amacı

    Cinler de insanlar gibi Allah’a ibadet etsinler diye yaratılmışlardır.
    “Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet/kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)



    Cinler Gaybı Bilebilirler mi?

    Cinler gaybı bilemezler. Çünkü gaybın bilgisi sadece Allah’a aittir. Ancak Allah, peygamberlerden bazı seçkin kullarına bunun bilgisini verebilir.
    “ ...Gaybı bilen ancak O’dur... Ancak dilediği peygamber bunun dışındadır.” (Cin 26-27) “...Eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.” (Sebe’, 14) ve bkz. Cin, 8-10
    Bazı sihirbaz ve büyücüler, cinlerin kafir olanlarını kullanarak kendilerine has bir yolla sihir ve büyü yaparlar. Sihir ve büyü yapmak İslam’a göre haramdır, büyük günahlardandır.



    Peygamberimiz Cinlere de Gönderilmiştir

    Yukarıda Cin suresinden alıntılanan ayet meallerinden de anlaşılacağı gibi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bütün insanlığa gönderildiği gibi, cinlere de peygamber olarak gönderilmiştir. Çünkü, O, peygamberlerin en büyüğü ve sonuncusudur. O, hem insanların, hem de cinlerin peygamberidir. Çünkü, cinlerden bir topluluğun Peygamberimiz’i Kur’an okurken dinleyerek iman ettikleri, dinledikleri ilahî hükümleri diğer cinlere bildirdikleri ve onları İslam’a davet ettikleri ayetlerde açıklanmıştır. (Bkz. Cin, 1-2; Ahkaf, 29)



    Cin ve Şeytanın İnsan ile Olan Münasebetleri

    İnsanları aldatarak, küfre ve sapıklığa yöneltmeğe ve onların ahlakını bozmaya çalışan şeytan, insanın açık bir düşmanıdır. (Bakara, 168; Maide, 91; Yasin, 60-61)
    Eskiden müşrikler, ilahî sırları bildiğini sandıkları ve bu sebeple korktukları cinleri ilahlık derecesine çıkarırlardı. Dev, gulyabani, şeytan, peri, cin ve melek adıyla andıkları, hayra veya şerre kaadir sandıkları esrarengiz ruhanî yaratıkları ilah kabul ederek, onlara tapınırlardı. Her birine çeşitli tılsımlar, sihirler yapan Sabiîler, cahiliyye Arapları ve diğer müşrikler, görülmeyen gizli yaratıklar olan cin ve şeytanları Allah'a ortak koşar, O’na oğullar ve kızlar uydururlardı.
    Bazı insanların zannettiği gibi cinler ve şeytanlar, ne göklere yükselirler, ne ilahî sırları kulak hırsızlığı yapıp öğrenerek yeryüzüne inerler. Bu, onların ne görevidir, ne de buna güçleri yeter. Bununla birlikte, insanların görmediği ve bilmediği bir çok manevî ve âdi olayları görür ve bilirler. Fakat, cinlerin şeytanlıklarına kapılarak ve gaipten sırlar öğrenmek sevdasıyla onların istilasına düşmemeli, kötü tasarrufuna girmemelidir. Cinlere verilen tasarruf kudreti, insanlara verilen idrak kuvvetinden daha yüksek değildir ve bunların hepsi ilahî kudret önünde bir hiçtir. Onun içindir ki, Allah'a ihlasla iman eden gerçek mü’minler onlardan korkmazlar ve istilalarına uğramazlar. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in nuru onları yakar.



    Şeytanın Yaratılış ve İnsanlara Musallat Olmasının Hikmeti

    Insanın apaçık düşmanı olduğu bildirilen ve gayesi insanı doğru yoldan çıkararak küfre ve dalalete sevke çalışmak olduğu anlaşılan şeytan, acaba niçin yaratılmıştır?
    Şüphe yok ki, süflî duygu ve arzular, insanın fiziksel varlığı için şarttır. Fakat bunlar çığırından çıkıp kontrol edilmez bir hale gelirse, insanın iyi ve yüce bir hayata doğru yönelmesine ve yükselmesine engel olur. İslam, bu duygu ve arzuları görmezlikten gelmez; ama bunlara istikamet ve sınır çizer. Insanın bu cins duygu ve arzularını kontrol etmesi, yöneleceği yeri helal olanlara göre belirlemesi ve haddi aşmaması gerekir. Eğer bunu yapmakta başarıya ulaşırsa, ne bu fizikî arzular, ne de onu tahrik eden şeytan insana zarar verebilir. Tam aksine, bu beşerî duygu ve arzular, manevî cephesinin emrine girer ve onun yükselmesine hizmet eder. İnsan için bir sınanma alanı olan bu dünyada insanı iyiliğe sevketmek için melek, vicdan, fıtratın varlığı nasıl lüzumlu ise; fizikî varlığı için de onun süflî arzularını kamçılayan kuvvetler, kontrol altına alınmak şartı ile zararsız; hatta faydalı olabilir.
    Aslında şeytan, önce insana itaati kabul etmez. Babamız Adem’e vesvese verdiği gibi, hepimizi yoldan çıkarmaya çalışır. Onun niyeti, insanoğlunu parlak sözlerle ve yalanla süflî arzularını uyandırarak, onu yanlış yola sevketmektir. İnsan, ruhî gelişmesinin ilk aşamasında, şeytanın içinde uyandırdığı süflî ve kötü arzuları susturmak için onunla savaşmak zorundadır. Fakat insan, bu mücadelede azimli olursa, ilahî vahiy sayesinde sonunda şeytanı yenecektir. İnsan, bu safhayı atlatıp galip çıkar, ihlas sahibi samimi mü’min olursa, artık yükselir. Şeytan, vesvese vermeye çalışsa da kâmil imana sahip ihlaslı insanlara güç yetiremez. Artık, şeytanla imtihan edildiği ve onu sürekli yendiği için, şeytan böyle bir insanın –istemese de- takvasını, derecesini artırmış olur. Bu düşman sayesinde insan, meleklerden de üstün seviyeye çıkar. Şeytan ve onun içimizdeki vesvesesi olmamış olsaydı, insanın bu yücelmesi de mümkün olmayacaktı. “Benden size bir hidayet rehberi geldiğinde kim ona uyar, yolundan giderse, onlar için artık korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaktır.” (Bakara, 38.)



    Cin ve Şeytanın Varlığı Akla Ters Değildir

    Saf ateşten yaratılan ve insan gözüyle görülemeyen cinler ile, aynı cinsten olduğu Kur’an’da haber verilen şeytanın gizli varlıklar oldukları, varlıkları Kur’an’la sabittir. Bu konuda bir çok ayet ve Kur’an’da “Cin suresi” adıyla anılan müstakil bir sure vardır. Cinlerin varlığını Hz. Peygamber de haber vermiştir. O halde, bizim müslüman olarak, muhkem ayetler ve sahih hadislerle var olduğu bildirilen cin ve şeytanın, Allah’ın görülmeyen gizli yaratıkları olduğuna inanmamız gerekir.
    Şer’an sabit olan meleklerin varlığını inkâr etmeyen insan aklı, aynı sebepten, varlığı şer’an sabit olan cin ve şeştanı da inkâr edemez. Çünkü bu husus, aklen muhal değildir. Cinlerin de cismanî bir bünyesi olabilir. Fakat, bizim her bünyeyi görmemiz zaruri olmadığı gibi, gördüğümüz cisimlerin de her cüz’ünü göremediğimiz bilinen bir gerçektir. O halde, gözlerimizin önünde, bir bünyeye sahip bir çok varlıklar olduğu halde, biz onları görmeyebiliriz. Nitekim mikroplar var olduğu halde, onları çıplak gözle göremeyiz. Bu bakımdan, hava içinde hiç hissetmediğimiz dalgalar ve ışınlar bulunduğu gibi, araç ve âletle bile hissedemeyeceğimiz gizli varlıklar bulunabilir.
    Esasen, bütün cismanî ve fizikî kuvvetleri henüz keşfedemediğimiz bir gerçektir. O halde çok geniş olan kâinatta, duyularımızdan gizli ve görme gücüne sahip olmadığımız ruhanî varlıkların bulunduğunu inkâr etmek doğru olmaz. Her türlü varlığı yaratmaya kaadir olan Allah’ın yarattıklarının, yalnız gözümüzle veya âletlerle görüp bildiğimiz şeylerden ibaret olduğunu sanmak, büyük gaflet olur. Bu ise, yüce Allah’ın ilahî kudretini ve evrenin kapladığı alanı bilmemekten başka bir şey değildir.
     
  2. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    214,769
    1,962
    38


    ellerinize sağlık çok güzel konu
     


  3. bende çok teşekkür ederim
     
  4. elizan

    elizan ÜYE

    9,034
    0
    0


    emeklerinize saglık paylaşım adına tskler... çok saolun...
     


  5. Bende çok tşkrr ederim
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş