Kuran-ı Kerim YÛSUF Suresi Türkçe Meali ve türkce açiklaması, Yusuf suresiyle ilgili, Yusuf suresi t

goktepeli26 4 Haz 2013



  1. وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّواْ لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَا أَبَتِ هَذَا تَأْوِيلُ رُؤْيَايَ مِن قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَقَدْ أَحْسَنَ بَي إِذْ أَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاء بِكُم مِّنَ الْبَدْوِ مِن بَعْدِ أَن نَّزغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ إِخْوَتِي إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِّمَا يَشَاء إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ



    Ve refea ebeveyhi alel ar؛ı ve harrû lehu succedâ(succeden), ve kâle yâ ebeti hâzâ te’vîlu ru’yâye min kablu kad cealehâ rabbî hakkâ(hakkan), ve kad ahsene bî iz ahrecenî mines sicni ve câe bikum minel bedvi min ba’di en nezega؛ ؛eytânu beynî ve beyne ıhvetî, inne rabbî latîfun limâ ye؛â’(ye؛âu) innehu huvel alîmul hakîm(hakîmu).



    1. ve refea : ve yükseltti, çıkardı

    2. ebeveyhi : onun annesi ve babası

    3. alel ar؛ı (alâ el ar؛ı) : tahtın üzerine

    4. ve harrû : ve (yere) eًildiler (çِmeldiler)

    5. lehu : ona

    6. succeden : secde ederek

    7. ve kâle : ve dedi

    8. yâ ebeti : ey babac‎ً‎m

    9. hâzâ : bu

    10. te'vîlu : tabiri, yorumu

    11. ru'yâye : benim rüyam

    12. min kablu : ِnceden, daha ِnce

    13. kad : oldu, olmu‏tu, olmu‏tur

    14. ceale-hâ : onu k‎ld‎, yapt‎

    15. rabbî : benim Rabbim

    16. hakkan : hak, gerçek

    17. ve kad : ve olmu‏tu

    18. ahsene : ahsen, en güzeli, en iyisi

    19. bî : bana, benim için

    20. iz : o zaman, olduًu zaman

    21. ahrece-nî : beni ç‎kard‎

    22. min es sicni : zindandan

    23. ve câe bi-kum : ve sizi getirdi

    24. min el bedvi : çِlden

    25. min ba'di : sonradan

    26. en nezega : aras‎n‎ açmak

    27. e‏ ‏eytânu : ‏eytan

    28. beynî : benim aram

    29. ve beyne : ve aras‎nda

    30. ‎hvetî : benim karde‏lerim

    31. inne : muhakkak

    32. rabbî : benim Rabbim

    33. latîfun : lâtiftir, lütuf sahibidir

    34. li mâ ye‏âu : dilediًine

    35. inne-hu : muhakkak ki o

    36. huve : o

    37. el alîmu : en iyi bilen

    38. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi olan






    فmam فskender Ali Mihr : Ve anne babas‎n‎ taht‎n üstüne ç‎kartt‎. Ona secde ederek eًildiler. Yusuf (A.S) ‏ِyle dedi: “Ey babac‎ً‎m! Bu, daha ِnceki rüyam‎n yorumudur. Rabbim onu hakikat k‎ld‎ (gerçekle‏tirdi). Ve beni zindandan ç‎kard‎ً‎ zaman bana en güzelini yapt‎ (Benim için en güzelini dizayn etti). Ve ‏eytan, benimle karde‏lerimin aras‎n‎ açt‎ktan sonra sizi çِlden getirdi. Muhakkak ki; benim Rabbim, dilediًine lütuf sahibidir. Alîm (en iyi bilen) ve Hakîm (en iyi hüküm veren, hikmet sahibi) olan muhakkak ki; “O” dur.”


    Diyanet ف‏leri : Ana babas‎n‎ taht‎n üzerine ç‎kard‎. Hepsi ona (Yûsuf’a) sayg‎ ile eًildiler. Yûsuf dedi ki: “Babac‎ً‎m! ف‏te bu, daha ِnce gِrdüًüm rüyan‎n yorumudur. Rabbim onu gerçekle‏tirdi. قeytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan ç‎kararak ve sizi çِlden getirerek bana çok iyilikte bulundu. قüphesiz Rabbim, dilediًi ‏eyde nice incelikler sergileyendir. قüphesiz O, hakk‎yla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Anas‎yla babas‎n‎ tahta ç‎kart‎p oturttu ve hepsi de ona kar‏‎ secdeye kapand‎lar. Babac‎ً‎m dedi, evvelce gِrdüًüm rüya, bu i‏te, Rabbim onu gerçekle‏tirdi ve beni zindandan ç‎kararak lûtfetti bana; قeytan, benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra da sizi çِlden getirdi. قüphe yok ki Rabbim, dilediًi ‏eyi tedbîr edip lütfuyla meydana getirir; ‏üphe yok ki o her ‏eyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.


    Adem Uًur : Ana ve babas‎n‎ taht‎n‎n üstüne ç‎kart‎p oturttu ve hepsi onun için (ona kavu‏tuklar‎ için) secdeye kapand‎lar. (Yusuf) dedi ki: "Ey babac‎ً‎m! ف‏te bu, daha ِnce (gِrdüًüm) rüyan‎n yorumudur. Rabbim onu gerçekle‏tirdi. Doًrusu Rabbim bana (çok ‏ey) lütfetti. اünkü beni zindandan ç‎kard‎ ve ‏eytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra sizi çِlden getirdi. قüphesiz ki Rabbim dilediًine lütfedicidir. Ku‏kusuz O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."


    Ahmed Hulusi : (Yusuf) ana-babas‎n‎ tahta oturttu. . . Karde‏leri, ِnünde sayg‎yla yere kapand‎lar. . . (Yusuf) dedi ki: "Babac‎ً‎m. . . ف‏te bu ِnceden (gِrdüًüm) rüyan‎n (baba = güne‏, Anne = Ay, on bir karde‏ = on bir gezegen olarak) tevilidir (anlam‎n‎n gerçeًidir). . . Rabbim onu Hak k‎ld‎ (gerçekle‏tirdi). . . (Rabbim) bana hakikaten ihsanda bulundu. . . قeytan benimle karde‏lerim aras‎na fit soktuktan sonra; beni zindandan ç‎kard‎ ve sizi de çِlden getirdi. . . Muhakkak ki Rabbim dilediًine Latiyf'tir. . . اünkü O, Aliym'dir, Hakiym'dir. "


    Ahmet Tekin : Anas‎n‎, babas‎n‎ yüksek bir taht üzerine oturttu. Hepsi birden sayg‎lar‎ndan, sübhânallah diyerek Yûsuf için secdeye kapand‎lar. Yûsuf:
    'Babac‎ً‎m, bu daha ِnceki rüyam‎n yorumudur. Rabbim onu gerçekle‏tirdi. Bana ihsanda bulundu. Beni zindandan ç‎kard‎. قeytan, ‏eytanî güçler benimle karde‏lerimin aras‎na fitne sokarak bozduktan sonra sizi, s‎k‎nt‎l‎ zor bir hayattan, çِlden kurtararak getirtti. Rabbimin kullar‎ için, sünnetinin, düzeninin yasalar‎ içinde, iradesinin tecellisine uygun olan ‏eyleri yapmas‎na ak‎l s‎r ermez. فlim, hikmet sahibi ve hükümran olan yaln‎zca O’dur.


    Ahmet Varol : Anne ve babas‎n‎ taht‎n üzerine ç‎kard‎ ve hep birlikte onun için secdeye kapand‎lar. [5] Dedi ki: 'Ey babac‎ً‎m! ف‏te bu, daha ِnceki rüyam‎n yorumudur. Gerçekten Rabbim onu doًru ç‎kard‎. Allah, beni zindandan ç‎karmakla ve ‏eytan‎n benimle karde‏lerimin aras‎na fitne sokmas‎ndan sonra sizi çِlden getirmekle bana iyilik etti. قüphesiz Rabbim dilediًi ‏eyi çok ince düzenleyendir. Muhakkak O alimdir, hakimdir.


    Ali Bulaç : Babas‎n‎ ve annesini tahta ç‎kar‎p oturttu; onun için secdeye kapand‎lar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha ِnceki rüyam‎n yorumudur. Doًrusu Rabbim onu gerçek k‎ld‎. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan ç‎kard‎. قeytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ açt‎ktan sonra, (O,) çِlden sizi getirdi. قüphesiz benim Rabbim, dilediًini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur."


    Ali Fikri Yavuz : Ebeveynini taht üzerine ç‎kard‎, onlar da (ebeveyn ve on bir karde‏) kendisine hürmet için eًildiler (veya kendisine kavu‏tuklar‎ndan ‏ükür secdesine kapand‎lar). Yûsuf dedi ki: “-Ey babac‎ً‎m! i‏te bu, ِnceden gِrdüًüm rüyan‎n tâbiridir. Doًrusu Rabbim onu tahakkuk ettirdi, hakikaten bana ihsan buyurdu. اünkü beni zindandan ç‎kard‎, ‏eytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra sizi, çِlden (bana) getirdi. Muhakkak ki Rabbim, dilediًine lütfedicidir; çünkü O Alîm’dir, Hakîm’dir.


    Bekir Sadak : Ana babasini tahtin uzerine oturttu, hepsi onun onunde (Allah'a secde edip) egildiler. O zaman Yusuf: «Babacigim! Iste bu, vaktiyle gordugum ruyanin cikisidir; Rabbim onu gerceklestirdi. µeytan, benimle kardeslerimin arasini bozduktan sonra, beni hapisten cظkaran, sizi colden getiren Rabbim bana pek cok iyilikte bulundu. Dogrusu Rabbim diledigine lutufkardظr, O suphesiz bilendir, Hakim'dir» dedi.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Ve ana-babas‎n‎ tutup taht, üzerine ç‎kard‎. Onlar da eًilip Yûsuf'a sayg‎ (Allah'a ‏ükür secdesinde bulunarak teslimiyet) gِsterdiler. Yûsuf, «Babac‎ً‎m,» dedi, «i‏te daha ِnce gِrdüًüm rüyan‎n yorumudur bu ! Rabbim onu gerçekle‏tirdi; cidden bana büyük iyiliklerde bulundu : Beni zindandan ç‎kard‎; ‏eytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra size çِlden (veya Bedâ adl‎ yerden buraya) getirdi. قüphesiz ki Rabbim, dilediًi hususlarda çok lütuf sahibidir. Hem doًrusu Rabbim bilendir, hikmet sahibidir.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Ana babas‎n‎ taht‎n üzerine oturttu, hepsi onun ِnünde (Allah'a secde edip) eًildiler. O zaman Yusuf: 'Babac‎ً‎m! ف‏te bu, vaktiyle gِrdüًüm rüyan‎n ç‎k‎‏‎d‎r; Rabbim onu gerçekle‏tirdi. قeytan, benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra, beni hapisten ç‎karan, sizi çِlden getiren Rabbim bana pek çok iyilikte bulundu. Doًrusu Rabbim dilediًine lütufkard‎r, O ‏üphesiz bilendir, Hakim'dir' dedi.


    Diyanet Vakfi : Ana ve babas‎n‎ taht‎n‎n üstüne ç‎kart‎p oturttu ve hepsi onun için (ona kavu‏tuklar‎ için) secdeye kapand‎lar. (Yusuf) dedi ki: «Ey babac‎ً‎m! ف‏te bu, daha ِnce (gِrdüًüm) rüyan‎n yorumudur. Rabbim onu gerçekle‏tirdi. Doًrusu Rabbim bana (çok ‏ey) lütfetti. اünkü beni zindandan ç‎kard‎ ve ‏eytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra sizi çِlden getirdi. قüphesiz ki Rabbim dilediًine lütfedicidir. Ku‏kusuz O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.»


    Edip Yüksel : Ana ve babas‎n‎ taht‎n üzerine kald‎rd‎. Hepsi onun için secdeye kapand‎lar. Dedi ki: 'Babac‎ً‎m, bu, ِnceden gِrmü‏ bulunduًum rüyan‎n gerçekle‏mesidir. Rabbim onu gerçekle‏tirdi. ‏eytan, benimle karde‏lerimin aras‎n‎ açt‎ktan sonra O beni hapishaneden ç‎kararak ve sizi çِlden getirerek bana iyilikte bulundu. Gerçekten Rabbim dilediًine kar‏‎ çok ‏efkatlidir. O, Bilendir, Bilgedir.'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Ve ebeveynini taht üzerine ç‎kard‎, hepsi onun için secdeye kapand‎lar, ve ey babac‎ً‎m, dedi: i‏te bundan evvelki ru'yam‎n te'vili bu, hakikaten rabb‎m, onu hak k‎ld‎, hakikaten bana ihsan buyurdu çünkü beni z‎ndandan ç‎kard‎ ve sizi badiyeden getirdi. قeytan benimle biraderlerimin aras‎n‎ dürtü‏dürdükten sonra, hakikat rabb‎m me‏iyetinde lâtif, hakikat bu, o, ِyle alîm, ِyle hakîm


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Ana ve babas‎n‎ taht üzerine ç‎kard‎, hepsi Yusuf için secdeye kapand‎lar. Yusuf da: «Ey babac‎ً‎m, i‏te bundan ِnceki rüyam‎n yorumu bu; gerçekten Rabbim onu gerçekle‏tirdi, cidden bana iyilikte bulundu; çünkü beni zindandan ç‎kard‎; ‏eytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ dürtü‏türdükten (bozduktan) sonra sizi çِlden buraya getirdi. Gerçekten Rabbim, dilediًi ‏ey için ald‎ً‎ tedbirde çok ho‏ davran‎r. Gerçek ‏u ki, O, her‏eyi çok iyi bilen, her yapt‎ً‎n bir hikmete gِre yapand‎r.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Anas‎yla babas‎n‎ yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapand‎lar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: «ف‏te bu durum, o rüyam‎n ç‎kmas‎d‎r. Gerçekten Rabbim onu hak rüya k‎ld‎. قeytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra, beni zindandan ç‎karmakla ve sizi çِlden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Doًrusu Rabbim dilediًine lutfunu ihsan eder. قüphesiz O, her ‏eyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.»


    Fizilal-il Kuran : Ana babas‎n‎ makam koltuًuna oturttu, bu arada hep birlikte ِnünde secdeye kapand‎lar. Bunun üzerine Hz. Yusuf, babas‎na dedi ki; «Babac‎ً‎m, bu olay, bir zamanlar gِrdüًüm rüyan‎n somut yorumudur, Rabbim o rüyay‎ gerçeًe dِnü‏türdü. Ayr‎ca beni hapisten ç‎kararak ve ‏eytan‎n k‎‏k‎rtmas‎ sonucunda karde‏lerimle aram‎n aç‎lmas‎ndan sonra sizleri çِl ortas‎ndan kald‎r‎p yan‎ma getirerek bana lütufta bulundu. Hiç ku‏kusuz Rabbim dilediklerine kar‏‎ lütufkâr davran‎r. O her ‏eyi bilen ve her yapt‎ً‎n‎ yerinde yapand‎r.»


    Gültekin Onan : Babas‎n‎ ve annesini tahta ç‎kar‎p oturttu; onun için secdeye kapand‎lar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha ِnceki rüyam‎n yorumudur. Doًrusu rabbim onu gerçek k‎ld‎. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan ç‎kard‎. قeytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ açt‎ktan sonra, (O,) çِlden sizi getirdi. قüphesiz benim rabbim, dilediًini pek ince düzenleyip tedbir edendir. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur."


    Hasan Basri اantay : Babas‎n‎ ve anas‎n‎ taht‎n‎n üstüne ç‎kar‎b oturtdu. Hepsi onun için (ona kavu‏duklar‎ için) secdeye kapand‎lar. (Yuusuf) dedi ki: Ey babam, i‏te bu, evvelce gِrdüًüm rü'yân‎n tehakkukudur. Gerçek, Rabbim onu doًru ç‎kard‎. Bana iyilik etdi. اünkü beni zindandan ç‎kard‎. قeytan benimle karde‏lerimizin aras‎n‎ bozduktan sonra da O, sizi çِlden getirdi. قübhesiz ki Rabbim, dileyeceًi ‏eyleri çok güzel, çok ince tedbîr edendir. Hakk‎yle bilen, tam hikmet saahibi olan Odur».


    Hayrat Ne‏riyat : Bِylece (saray‎na geldiklerinde) ana-babas‎n‎ (kendi) taht‎n(‎n) üstüne ç‎kard‎ ve (derken hepsi) onun (Yûsuf) için secde ediciler olarak, secdeye kapand‎lar. (Yûsuf) dedi ki: 'Ey Babac‎ً‎m! ف‏te bu, evvelki rüyâm‎n ta'bîridir. Doًrusu Rabbim onu gerçek k‎ld‎. Hem ‏übhesiz bana ihsanda bulundu; çünki beni zindandan ç‎kard‎ ve ‏eytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra sizi çِlden getirdi. Muhakkak ki Rabbim, ne dilerse çok ho‏ tedbîr edendir. قübhesiz ki, Alîm (hakk‎yla bilen), Hakîm (her i‏i hikmetli olan)ancak O’dur.'


    فbni Kesir : Ana-babas‎n‎ taht‎n üzerine ç‎kar‎p oturttu. Hepsi onun için secdeye kapand‎lar. Dedi ki: Babac‎ً‎m; i‏te bu; vaktiyle gِrdüًüm rüyan‎n gerçekle‏mesidir. Doًrusu Rabb‎m, onu gerçekle‏tirdi ve bana ihsan etti de; ‏eytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra, beni zindandan ç‎kard‎ ve sizi çِlden getirdi. Muhakkak ki Rabb‎m, dilediًine lütufkard‎r. Muhakkak ki O'dur O, Hakim, Alim.


    Muhammed Esed : Ve ana babas‎n‎ en yüksek onur kat‎na ç‎kard‎; ve onlar(‎n hepsi) O'nun ِnünde hürmet ve tazimle yere kapand‎lar. Bunun üzerine (Yusuf:) "Ey babac‎ً‎m!" dedi, "Vaktiyle gِrdüًüm rüyan‎n gerçek anlam‎ buydu demek; ve Rabbim onu gerçekle‏tirdi. O beni hapisten ç‎karmakla ve قeytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ açt‎ktan sonra sizi(n hepinizi) çِlden ç‎kar(arak bana ula‏t‎r)makla bana lütfetti. Gerçek ‏u ki, benim Rabbim, olmas‎n‎ istediًi ‏eyi ak‎l, s‎r yetmez yollarla gerçekle‏tirir. اünkü O doًru hüküm ve hikmetle edip eyleyen mutlak ve s‎n‎rs‎z bilgi sahibidir.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Ve babas‎ ile anas‎n‎ yüksek bir taht üzerine kald‎rd‎ ve onun için hepsi secdeye kapand‎lar ve dedi ki: «Ey pederim! ف‏te bu, evvelce gِrmü‏ olduًum rüyam‎n te'vilidir. Onu Rabbim vak‎a mutab‎k k‎ld‎ ve muhakkak ki, bana ihsanda bulundu. اünkü beni zindandan ç‎kard‎ ve sizi çِlden getirdi, benim ile karde‏lerimin aras‎n‎ ‏eytan bozduktan sonra. قüphe yok ki, Rabbim dilediًi ‏ey için pek latîf tedbir sahibidir. Muhakkak ki alîm, hakîm olan O'dur O.


    ضmer ضngüt : Ana ve babas‎n‎ taht‎n‎n üstüne ç‎kart‎p oturttu. Hepsi onun için secdeye kapand‎lar. (Yusuf) dedi ki: “Ey Babac‎ً‎m! ف‏te bu, vaktiyle gِrdüًüm rüyân‎n tahakkukudur. Rabbim onu gerçekle‏tirdi. قeytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra, beni zindandan ç‎karmakla ve sizi çِlden getirmekle Rabbim bana gerçekten pek çok iyilikte bulundu. قüphesiz ki Rabbim dileyeceًi ‏eyleri çok ince düzenler. O her ‏eyi hakk‎yla bilendir, hükmünde hikmet sahibidir. ”


    قaban Piri‏ : Ana babas‎n‎ taht‎n üzerine oturttu, hepsi onun ِnünde (Allah’a secde edip) eًildiler. O zaman Yusuf: -Babac‎ً‎m! ف‏te bu, ِnceden gِrdüًüm rüyan‎n yorumudur. Rabbim onu gerçekle‏tirdi. قeytan, benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra, beni hapisten ç‎karan, sizi çِlden getiren Rabbim bana çok iyilikte bulundu. Gerçekten Rabbim dilediًine lütfeder, O ‏üphesiz bilir (ve en iyi) hükmü verir, dedi.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Annesi ile babas‎n‎ taht‎na oturttu. Hepsi onun ِnünde sayg‎ ile eًildiler. Yusuf: "Babac‎ً‎m! dedi, i‏te küçükken gِrdüًüm rüyan‎n tabiri! Rabbim o rüyay‎ gerçekle‏tirdi. O, bana nice ihsanlarda bulundu: Beni zindandan kurtard‎ ve nihayet,قeytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ bozduktan sonra sizi çِlden getirip bana kavu‏turmakla da beni ihsan‎na mazhar etti. Gerçekten Rabbim dilediًi kimse hakk‎nda latifdir (dilediًi hususlar‎ çok güzel, pek ince bir tarzda gerçekle‏tirir). قüphesiz O alîmdir, hakîmdir (her ‏eyi hakk‎yla bilen, tam hikmet sahibidir)"


    Süleyman Ate‏ : Ana babas‎n‎ taht‎n üstüne ç‎kard‎ ve hepsi onun için secdeye kapand‎lar (ِnünde sayg‎ ile eًildiler. Yûsuf): "Babac‎ً‎m, dedi, i‏te bu, ِnceden (gِrdüًüm) rü'yân‎n yorumudur. Rabbim onu gerçek yapt‎, bana iyilik etti; zira ‏eytân, benimle karde‏lerim aras‎na fitne soktuktan sonra O, beni zindandan ç‎kard‎, sizi de çِlden getirdi. Gerçekten Rabbim dilediًi ‏eyi çok ince düzenler. O, (her tedbiri) bilen, her ‏eyi yerli yerince yapand‎r."


    Tefhim-ul Kuran : Babas‎n‎ ve annesini tahta ç‎kar‎p oturttu; onun için secdeye kapand‎lar. Dedi ki: «Ey Babam, bu, daha ِnceki rüyam‎n yorumudur. Doًrusu Rabbim onu gerçek k‎ld‎. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan ç‎kard‎. قeytan benimle karde‏lerimin aras‎n‎ açt‎ktan sonra, (O,) çِlden sizi getirdi. قüphesiz benim Rabbim, dilediًini pek ince düzenleyip tedbir edendir. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan O'dur.»


    ـmit قim‏ek : Anne ve babas‎n‎ taht‎na ç‎kard‎. Hepsi birden onun ِnünde secdeye kapand‎lar. Yusuf, 'ف‏te, baba,' dedi, 'daha ِnce gِrdüًüm rüyan‎n tabiri budur. Rabbim onu gerçekle‏tirdi. Beni zindandan ç‎karmakla ve ‏eytan karde‏lerimle aram‎ açt‎ktan sonra sizi çِlden getirip bana kavu‏turmakla da Rabbim bana lütufta bulundu. قüphesiz ki Rabbim dilediًini pek ince tedbirleriyle gerçekle‏tirir. O her‏eyi bilen, her‏eyi hikmetle yapand‎r.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Ana babas‎n‎ taht‎n üstüne ç‎kard‎. Hepsi, Yûsuf'un ِnünde secde eder gibi eًildiler. Yûsuf dedi: "Babac‎ً‎m, i‏te bu, benim ِnceden gِrdüًüm rüyan‎n yorumudur. Rabbim onu gerçekle‏tirdi. O, bana çok güzel lütuflarda bulundu, ‏eytan, benimle karde‏lerim aras‎na yamukluk soktuktan sonra, O beni z‎ndandan ç‎kard‎. Sizi de çِlden getirdi. Rabbim, dilediًi ‏eyde çok ince lütuflar sergiliyor. Alîm olan O'dur, Hakîm olan O'dur."
     


  2. رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ



    Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ Vel âhıreh(âhıreti), teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn(sâlihîne).



    1. rabbi : Rabbim

    2. kad : oldu, olmuştu

    3. âteyte-nî : bana verdin

    4. min el mulki : mülkten

    5. ve allemte-nî : ve bana öğrettin

    6. min te'vîli : yorumundan

    7. el ehâdîsi : sözler, olaylar

    8. fâtıra es semâvâti : semaları yaratan

    9. vel ardı (ve el ardı) : ve yeryüzü

    10. ente : sen

    11. veliyyî : benim velîm, dostum

    12. fîd dunyâ (fî ed dunyâ) : dünyada

    13. vel âhıreti (ve el âhıreti) : ve ahiret

    14. teveffe-nî : beni vefat ettir

    15. muslimen : müslüman olarak (teslim olan)

    16. ve elhık-nî : ve beni dahil et, arasına kat, ilhak et

    17. bi es sâlihîne : salihlerle






    İmam İskender Ali Mihr : “Rabbim bana mülk verdin. Ve olayların (sözlerin, rüyaların) tevîlini (yorumunu) bana öğrettin. Semaları ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin (dostumsun). Beni müslüman (Allah'a teslim-i küllî ile teslim olan) olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat.


    Diyanet İşleri : Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbim, sen bana saltanat ihsân ettin ve rüya yormasını bellettin. Ey gökleri ve yeryüzünü yaratan, sensin benim dostum, yardımcım dünyâda da, âhirette de, beni Müslüman olarak öldür ve düzgün, iyi kullarına kat beni.


    Adem Uğur : Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!


    Ahmed Hulusi : "Rabbim. . . Gerçekten bana Mülk'ten verdin ve bana yaşamdaki olayların hakikatini görmeyi öğrettin. . . Semâlar ve Arz'ın (1. Evrensel anlamda: Evrenin hakikati olan ilim boyutu ve yaradılmışlarının algılamalarına göre var olan madde boyutu; 2. Dünyevî mânâda: Gökler {boyutsallığı ile} ve yeryüzü; 3. İnsanî mânâda: İnsandaki bilinç boyutları {yedi nefs mertebesi bilinci} ve beden) Fâtır'ı; Dünya'da ve sonsuz gelecek sürecinde sensin Veliyy'im (her anımda hakikatimi oluşturan isimlerinden Veliyy isminin anlamının açığa çıkışının farkındalığını yaşamaktayım). . . Bu teslimiyetle beni vefat ettir (madde beden boyutundan çıkart) ve beni sâlihlerin arasına kat!"


    Ahmet Tekin : 'Rabbim, bana devletten saltanattan payımı verdin. Bana, meselelerin, olayların tahlilini, ilmî esaslara dayalı yorumunu, doğacak sonuçları hesap edebilmeyi, akıl yürütmeyi, rüyaların tâbirini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da âhirette, ebedi yurtta da benim velimsin, işlerimi havale ettiğim hâmimsin, emrinde olduğum otoritesin. İslâm’ı yaşayan müslüman olarak benim ruhumu alıp ölümümü gerçekleştir. Beni dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi mü’minler, sâlihler, peygamberler zümresine kat.'


    Ahmet Varol : Rabbim! Sen bana mülkten bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim velim sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlerin arasına kat.'


    Ali Bulaç : "Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."


    Ali Fikri Yavuz : Ey Rabbim! Sen, bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tâbirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada ve ahirette benim yardımcımsın; beni müslim olarak vefat ettir ve beni sâlihlere kat.”


    Bekir Sadak : «ORabbim! Bana hukumranlik verdin, ruyalarin yorumunu ogrettin. Ey goklerin ve yerin yaradani! Dunya ve ahirette islerimi yoluna koyan sensin; benim canimi musluman olarak al ve beni iyilere kat.»


    Celal Yıldırım : Rabbim ! Gerçekten bana mülk verdin, rüyaları yorumlamayı öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan ! Dünya'da da Âhiret'te de işlerimi düzene koyan, bana sahip çıkan Sensin. Ruhumu müslüman olduğum (Hakk'a teslimiyet gösterdiğim) halde al ve beni iyi kişilere kat.»


    Diyanet İşleri (eski) : 'Rabbim! Bana hükümranlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaradanı! Dünya ve ahirette işlerimi yoluna koyan sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.'


    Diyanet Vakfi : «Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!»


    Edip Yüksel : 'Rabbim, sen bana hükümranlık verdin ve rüyaların yorumunu öğrettin. Yeri ve göğü ayırarak yaratansın. Dünya ve ahirette sensin benim Velim (sahibim). Canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Yarab, sen bana mülkten bir nasıb verdin ve bana ehadisin te'vilinden bir ılim öğretdin, Gökleri, yeri yaradan rabbim!: Benim Dünya ve Âhırette veliym sensin, beni müslim olarak al ve beni salihîne ilhak buyur


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey Rabbim, Sen bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Gökleri ve yeri yaratan Rabbim, dünya ve ahirette benim velim Sensin! Benim ruhumu müslüman olarak al ve beni iyiler arasına kat!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!»


    Fizilal-il Kuran : Rabbim, sen bana egemenlikten pay verdin, beni olayları (ya da rüyaları) yorumlamaya ilişkin bazı bilgiler ile donattın. Ey göklerin ve yerin yaradanı! Gerek dünyada, gerek ahirette tek dayanağım sensin; canımı müslüman olarak al ve beni iyi kulların arasına kat.»


    Gültekin Onan : "Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı (fatır), dünyada ve ahirette benim velim sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."


    Hasan Basri Çantay : «Ya Rab, Sen bana mülk (-ü saltanat) verdin ve sözlerin te'vîlini öğretdin. Ey gökleri ve yeri yaratan, sen, dünyâda da, âhiretde de benim yârimsin. Benim canımı müslüman olarak al. Beni saalihler (zümresin) e kat».


    Hayrat Neşriyat : 'Rabbim! Bana mülkden (bir nasib) verdin ve bana rüyâların ta'bîrinden (bir ilim) öğrettin. Ey gökleri ve yeri hakkıyla yaratan! Sen, dünyada da âhirette de benim velîmsin (gerçek dostumsun). Canımı Müslüman olarak al ve beni sâlih kimseler arasına kat!'


    İbni Kesir : Rabbım; bana Sen mülk verdin ve sözlerin te'vilini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı; Sen, dünyada da, ahirette de benim velimsin. Müslüman olarak canımı al. Ve beni salihlere kat.


    Muhammed Esed : "Ey Rabbim! Bana nüfuz ve iktidar bahşettin; olayların altında yatan gerçekleri kavrayıp açıklama bilgisi verdin. (Ey) göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahirette benim yanımda yakınımda olan/beni koruyup destekleyen Sensin: canımı, bütün varlığıyla kendini Sana adamış biri olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Yarabbi! Muhakkak ki, Sen bana mülkten verdin ve hadiselerin bir kısım te'vilini bana öğrettin. Ey göklerin ve yerin Hâlıkı! Benim dünyada da ahirette de velîyy-i nîmetim Sen'sin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihlere kavuştur.!»


    Ömer Öngüt : “Rabbim! Sen bana hükümranlık verdin, rüyâların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim yârim yardımcım sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni sâlihler zümresine kat. ”


    Şaban Piriş : -Rabbim! Bana güç verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaradan! Dünya ve ahirette velîm sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni salihler arasına kat!


    Suat Yıldırım : "Ya Rabbî! Sen bana iktidar ve hakimiyet verdin. Kutsal metinleri ve rüyaları yorumlama ilmini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünya’da da, âhirette de mevla’m, yardımcım Sen’sin. Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı ve dürüst insanlar arasına dahil eyle!"


    Süleyman Ateş : "Rabbim, bana bir parça mülk verdin ve bana düşlerin yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! dünyâda da, âhirette de benim yârim sensin! Beni müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat!"


    Tefhim-ul Kuran : «Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkânını) verdin, sözlerin yorumundan da (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada da, ahirette de benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salih olanların arasına kat.»


    Ümit Şimşek : 'Yâ Rabbi, Sen bana saltanat verdin, rüya tabirini öğrettin. Dünyada da, âhirette de benim dostum ve yardımcım Sensin, ey gökleri ve yeri yoktan yaratan! Sana teslim olmuş bir kul olarak canımı al ve beni iyiler arasına kat.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Rabbim, sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan bana bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada da âhirette de Velî'm sensin. Beni müslüman/sana teslim olmuş olarak öldür ve beni barışsever hayırlı kullar arasına kat."
     


  3. ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُواْ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ



    Zâlike min enbâil gaybi nûhîhi ileyk(ileyke), ve mâ kunte ledeyhim iz ecmaû emrehum ve hum yemkurûn(yemkurûne).



    1. zâlike : işte bu

    2. min enbâi : haberlerinden

    3. el gaybi : gayb

    4. nûhî-hi : onu vahyediyoruz

    5. ileyke : sana

    6. ve mâ kunte : ve sen olmadın

    7. ledey-him : onların yanında

    8. iz : o zaman

    9. ecmaû : toplandılar, karar verdiler

    10. emre-hum : onların işleri

    11. ve hum : ve onlar

    12. yemkurûne : hile yapıyorlar, tuzak hazırlıyorlar







    İmam İskender Ali Mihr : İşte bu sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Ve onlar, tuzak hazırlıyorken, işleri için karar verdikleri zaman, sen onların yanında değildin.


    Diyanet İşleri : İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.


    Abdulbaki Gölpınarlı : İşte bu, gaibe âit haberlerdendir ki sana vahyetmedeyiz. Düzene girişerek yapacakları işi kararlaştırdıkları zaman yanlarında değildin ya.


    Adem Uğur : İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).


    Ahmed Hulusi : İşte bu algılanamayan âlemlerin haberlerindendir ki onu sana vahyediyoruz. . . Onlar (Yusuf'a tuzak kuran kardeşleri) mekr yaparak bu işleri oluşturduklarında onların yanında değildin.


    Ahmet Tekin : İşte bu, Yûsuf kıssası, insanlığa ders olsun diye anlatılan, bilmediğiniz tarihin, gayb âleminin ibret verici haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar sinsice hile planları yaparak, birlikte planlarına karar verdikleri zaman, sen onların yanında değildin.


    Ahmet Varol : Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar (Yusuf'un kardeşleri) düzen kurarlarken işlerini topluca kararlaştırdıklarında sen yanlarında değildin.


    Ali Bulaç : Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.


    Ali Fikri Yavuz : Ey Rasûlüm, bu kıssa, sana vahy ile bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Yoksa o Yûsuf’un kardeşleri, işlerine karar verip hile yaparlarken sen yanlarında değildin.


    Bekir Sadak : (102-10) 3 Sana boylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirligi edip duzen kurduklari zaman yanlarinda degildin; sen ne kadar yurekten istersen iste, insanlarin cogu inanmazlar

    .
    Celal Yıldırım : (Ey Muhammed!) işte bu gayb haberlerindendir ki, onu sana vahiy yoluyla bildiriyoruz. Onlar hile ve düzen kurarak işlerini kararlaştırmak için toplandıklarında sen onların yanında bulunmuyordun.


    Diyanet İşleri (eski) : (102-103) Sana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.


    Diyanet Vakfi : İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).


    Edip Yüksel : Bunlar, sana vahyettiğimiz geçmişin haberleridir. Onlar topluca karar alıp düzen kurarlarken sen onların yanında değildin.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bu işte, gayb haberlerinden, sana onu vahy ile bildiriyoruz, yoksa onlar işlerine karar verip mekir yaparlarken sen yanlarında değildin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İşte bu gayb haberlerindendir ki sana onu vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip hile yaparlarken sen yanlarında değildin.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte bu, sana vahiyle bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip mekir (oyun) yaparlarken sen yanlarında değildin.


    Fizilal-il Kuran : Ey Muhammed! Bu anlatılanlar, gayba ilişkin haberlerdir, onları sana vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa Hz. Yakub'un oğulları, biraraya gelerek kardeşlerinin tuzak kurmayı kararlaştırdıkları sırada sen yanlarında değildin.


    Gültekin Onan : Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli düzeni kurarlarken, buyrultularında birleştiklerinde (ecmaü) sen yanlarında değildin.


    Hasan Basri Çantay : (Habîbim), bu (kıssa), sana vahy edegeldiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) onlar hıyle yaparak işleyecekleri işi kararlaşdırdıkları zaman sen yanlarında değildin.


    Hayrat Neşriyat : (Habîbim, yâ Muhammed!) İşte bu (anlatılanlar) gayb haberlerindendir ki, onusana vahyediyoruz. Yoksa, onlar (Yûsuf’un kardeşleri) hîle yaparak işlerine (karar vermek üzere) toplandıkları zaman, onların yanında değildin.


    İbni Kesir : Bunlar gayb haberlerindendir ki, sana vahyediyoruz. Onlar, elbirliği edip düzen kurdukları zaman; sen, orada değildin.


    Muhammed Esed : (Ey peygamber!) sana böylece vahyettiklerimiz senin önceden bilmediğin haberlerdendir; çünkü yapacak oldukları işe karar verdikleri ve tuzaklarını kurdukları zaman sen Yusuf'un kardeşlerinin yanında değildin.


    Ömer Nasuhi Bilmen : İşte bu, gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Halbuki sen onların yanlarında değildin, o zaman ki, onlar işlerini yapmaya toplanmışlar ve onlar hile yapar bulunmuşlardı.


    Ömer Öngüt : Resulüm! Sana işte bu vahyettiklerimiz gayb haberlerindendir. Onlar hile ve düzen kurarak işlerini kararlaştırmak için toplandıklarında sen yanlarında bulunmuyordun.


    Şaban Piriş : İşte sana vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar bir araya gelip, düzen kurarlarken yanlarında değildin.


    Suat Yıldırım : İşte bunlar, ey Resulüm, sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz gaybî hadiselerdendir. Yoksa onlar, tuzak kurmak ve planlarını kararlaştırmak için toplandıklarında elbette sen onların yanında
    bulunmuyordun.


    Süleyman Ateş : (Ey Muhammed) bu (anlatılanlar), sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar kararlarını verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.


    Tefhim-ul Kuran : Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.


    Ümit Şimşek : Bunlar gayb haberleridir ki, sana vahyediyoruz. Yoksa, onlar bir araya gelip de tuzaklarını kurarken sen onların yanında değildin.


    Yaşar Nuri Öztürk : İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar birlikte karar verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.
     


  4. وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ



    Ve mâ ekserun nâsi ve lev haraste bi mu’minîn(mu’minîne).



    1. ve mâ : ve değil

    2. ekseru en nâsi : insanların çoğu

    3. ve lev : ve olsa bile

    4. haraste : şiddetli istedin, çok istedin

    5. bi mu'minîne : mü'min olanlar






    İmam İskender Ali Mihr : Ve sen (onların mü'min olmalarını) çok istesen bile, insanların çoğu mü'min olmazlar.


    Diyanet İşleri : Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sen ne kadar üstlerine düşersen düş, gene de insanların çoğu imana gelmez.


    Adem Uğur : Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.


    Ahmed Hulusi : Sen (bu konuda onlara yardımcı olmak için) ne kadar hırslı olsan da, insanların çoğunluğu tahkiki imanı yaşayamaz.


    Ahmet Tekin : Sen ne kadar üstüne düşsen de, insanların çoğu iman edecek değildir.


    Ahmet Varol : Sen çok arzulasan da insanların çoğu iman etmezler.


    Ali Bulaç : Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.


    Ali Fikri Yavuz : Sen ne kadar şiddetli arzulasan da yine insanların çoğu iman edici değillerdir.


    Bekir Sadak : (102-10) 3 Sana boylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirligi edip duzen kurduklari zaman yanlarinda degildin; sen ne kadar yurekten istersen iste, insanlarin cogu inanmazlar.


    Celal Yıldırım : Sen ne kadar içten arzu edip çırpınsan da insanların çoğu imân edecek değillerdir.


    Diyanet İşleri (eski) : (102-103) Sana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.


    Diyanet Vakfi : Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.


    Edip Yüksel : Ne kadar istesen de halkın çoğunluğu inanmıyacaktır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve insanların ekserisi sen ne kadar hırslansan mü'min değildirler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve insanların çoğu sen ne kadar çok arzu etsen de mümin değillerdir!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sen ne kadar şiddetle arzulasan da, insanların çoğu iman edecek değildir.


    Fizilal-il Kuran : Sen insanların iman etmesini ne kadar ısrarla istersen iste, onların çoğu iman etmeyecektir.


    Gültekin Onan : Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu inançlılar (olacak) değildir.


    Hasan Basri Çantay : Sen ne kadar hırs göstersen yine insanların çoğu îman ediciler değildir.


    Hayrat Neşriyat : (Sen ne kadar) hırs göstersen de, yine insanların çoğu îmân edecek kimseler değildir.


    İbni Kesir : Sen, ne kadar hırs göstersen de; yine insanların çoğu, inanmazlar.


    Muhammed Esed : Yine de -bunu ne kadar yürekten istersen iste- insanların çoğu (bu vahye) inanmayacaklar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve insanların ekserisi, sen fazlaca arzu etsen de imân edici kimseler değildirler.


    Ömer Öngüt : Sen ne kadar yürekten istesen de insanların çoğu inanmazlar.


    Şaban Piriş : Sen ne kadar çok istesen de, insanların çoğu inanmazlar.


    Suat Yıldırım : Şunu unutma ki: Sen, büyük bir kuvvetle arzu etsen bile insanların çoğu iman etmezler.


    Süleyman Ateş : Ama sen, ne kadar istesen de, yine insanların çoğu inanacak değillerdir.


    Tefhim-ul Kuran : Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.


    Ümit Şimşek : Fakat sen ne kadar hırs göstersen, insanların çoğu iman edecek değildir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sen hırslanasıya istesen de, insanların çoğu inanmayacaktır.
     


  5. وَمَا تَسْأَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ



    Ve mâ tes’eluhum aleyhi min ecr(ecrin), in huve illâ zikrun lil âlemîn(âlemîne).



    1. ve mâ tes'elu-hum : ve onlardan istemiyorsun

    2. aleyhi : ona

    3. min ecrin : (ücretten) bir ücret

    4. in huve : o olursa

    5. illâ
    (in ... illâ) : ancak olur
    : (o ancak olur)

    6. zikrun : zikirdir, öğüt ve hatırlatmadır

    7. li el âlemîne : âlemler için, âlemlere






    İmam İskender Ali Mihr : Ve sen onlardan bir ücret istemiyorsun. O ancak âlemlere bir zikirdir.


    Diyanet İşleri : Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Buna karşılık bir ücret de istemiyorsun, bu, âlemlere öğütten başka bir şey değil.


    Adem Uğur : Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini îfa için) onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an, âlemler için ancak bir öğüttür.


    Ahmed Hulusi : (Hâlbuki) onun (Hakikat konusundaki uyarın) karşılığında onlardan bir bedel istemiyorsun. . . O, ancak âlemler (ins ve cinn) için bir hatırlatmadır!


    Ahmet Tekin : Halbuki sen, onlardan bunun için bir ücret de istemiyorsun. Okunması ibadet olan Kur’ân, âlemler, insanlar ve cinler için ancak bir öğüttür, bir ikazdır. Bir şereftir, bir övünç kaynağıdır.


    Ahmet Varol : Oysa buna karşılık sen onlardan bir ücret de istemiyorsun. Bu ancak alemler için bir hatırlatmadır.


    Ali Bulaç : Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.'


    Ali Fikri Yavuz : Buna karşı (yaptığın tebliğ ve imana davetten dolayı) onlardan bir mükâfat da istemiyorsun. O Kur’ân, bütün âlemlere ancak bir nasihattır.


    Bekir Sadak : Oysa sen buna karsilik onlardan bir ucret de istemiyorsun. Kuran, alemler icin sadece bir oguttur. *


    Celal Yıldırım : Ve sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. Bu (Kur'ân) âlemler için ancak bir öğüt, bir hatırlatmadır.


    Diyanet İşleri (eski) : Oysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. Kuran, alemler için sadece bir öğüttür.


    Diyanet Vakfi : Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini îfa için) onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an, âlemler için ancak bir öğüttür.


    Edip Yüksel : Halbuki sen onlardan herhangi bir ücret te istemiyorsun. Bu, sadece halka bir uyarıdır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Buna karşı onlardan bir ecir de istemiyorsun, o ancak bütün âlemîne ilâhî bir tezkirdir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun; O Kur'an bütün alemlere ancak ilahi bir uyarıdır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Buna karşılık onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun. O Kur'ân, âlemlere ancak bir öğüttür.


    Fizilal-il Kuran : Oysa sen bu çabana karşılık onlardan herhangi bir ücret istemiyorsun. Kur'an, tüm insanlara seslenen bir hatırlatmadır sadece.


    Gültekin Onan : Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.'


    Hasan Basri Çantay : Halbuki sen buna (bu tebliğaata) karşı onlardan hiç bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) âlemlere nasıyhatden başka bir şey değildir.


    Hayrat Neşriyat : Hâlbuki (sen) buna (bu Kur’ân’ı tebliğ vazîfene) karşı onlardan bir ücret istemiyorsun. O (Kur’ân), (bütün) âlemlere ancak bir nasîhattir.


    İbni Kesir : Halbuki sen, buna karşı onlardan hiç bir ücret de istemiyorsun. O, alemler içn bir öğütten başka bir şey değildir.


    Muhammed Esed : Oysa sen onlardan herhangi bir karşılık da beklemiyorsun; bu, (Allah'ın) bütün insanlığa bir hatırlatmasıdır sadece.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Halbuki sen bunun üzerine onlardan bir ücret istemiyorsun. Bu ise âlemler için bir mev'izeden başka değildir.


    Ömer Öngüt : Resulüm! Oysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür.


    Şaban Piriş : Oysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, âlemler için sadece bir öğüttür.


    Suat Yıldırım : Halbuki sen bu tebliğ karşılığında onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun. Kur’ân, sadece bütün insanlar için bir derstir, evrensel bir mesajdır.


    Süleyman Ateş : Sen bu(okudukları)na karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun. O, sadece bütün âlemler için bir öğüttür.


    Tefhim-ul Kuran : Oysaki sen buna karşı onlardan bir ücret te istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır'.


    Ümit Şimşek : Oysa tebliğin için sen onlardan bir ücret istemiyorsun. Bu Kur'ân ise bütün milletlere ve bütün çağlara bir öğüttür.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sen, bu tebliğin için onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün âlemler için bir hatırlatmadan başka şey değildir.
     


  6. وَكَأَيِّن مِّن آيَةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ



    Ve keeyyin min âyetin fîs semâvâti vel ardı yemurrûne aleyhâ ve hum anhâ mu’ridûn(mu’ridûne).



    1. ve keeyyin : ve (ne kadar) pek çok, nice

    2. min âyetin : (âyetlerden) âyet, delil

    3. fî es semâvâti : göklerde

    4. ve el ardı : ve yeryüzü

    5. yemurrûne : yanından geçerler

    6. aleyhâ : onun üzerinden

    7. ve hum an-hâ : ve onlar, ondan

    8. mu'ridûne : yüz çeviren kimseler







    İmam İskender Ali Mihr : Semalarda ve yeryüzünde nice âyet (delil) vardır. Ve onlar, ondan (o delilden) yüz çevirerek yanından geçerler.


    Diyanet İşleri : Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Göklerde ve yeryüzünde nice deliller vardır ki onları görmezler ve yüz çevirip giderler.


    Adem Uğur : Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.


    Ahmed Hulusi : Semâlarda ve arzda nice işaret var ki, onlar bunlardan yüz çevirerek üzerlerinden geçip giderler.


    Ahmet Tekin : Bununla beraber, göklerde ve yerde Allah’ın varlığını, birliğini, kudretini gösteren ne kadar işaret, delil var ki, onlarla yüzyüze gelirler de, gene de ilgilenmezler.


    Ahmet Varol : Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.


    Ali Bulaç : Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.


    Ali Fikri Yavuz : Göklerde ve yerde (Allah’ın birliğine, kudret ve azametine delâlet eden) ne kadar alâmet var ki, insanlar, üzerlerinden geçerler de, bunlardan ibret almayıp yüz çevirirler.


    Bekir Sadak : Goklerde ve yerde nice belgeler vardir ki, yanlarindan yuzlerini cevirerek gecerler.


    Celal Yıldırım : Göklerde ve yerde nice âyetler (açık belgeler, yol gösterici kanıtlar) vardır ki, onlardan yüzlerini çevirerek geçerler (de bir şey anlamazlar).


    Diyanet İşleri (eski) : Göklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.


    Diyanet Vakfi : Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.


    Edip Yüksel : Göklerde ve yerde nice deliller var ki yanından dikkatsizce geçerler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bununla beraber Göklerde yerde ne kadar âyet var ki üzerine uğrarlar onlardan yüz çevirir geçerler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bununla beraber göklerde, yerde nice deliller vardır ki, yüz yüze gelirler de onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bununla beraber göklerde ve yerde ne kadar âyet var ki, onunla yüz yüze gelirler de yine de yüz çevirip geçerler.


    Fizilal-il Kuran : Göklerde ve yerde nice ayetler, nice ibret içerikli belgeler vardır, yanlarından geçtikleri halde onları umursamazlar.


    Gültekin Onan : Göklerde ve yerde nice ayet vardır ki üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.


    Hasan Basri Çantay : Göklerde ve yerde (Allahın varlığını, birliğini ve kemâl-i kudretini isbat eden) nice âyetler (nişaneler) vardır ki (insanlar) bunlardan yüz çevirici olarak, üstüne basar geçerler.


    Hayrat Neşriyat : Hem göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar (ibret almadan) bunlardan yüz çevirici kimseler olarak üzerlerinden geçip giderler.


    İbni Kesir : Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki; yüzlerini çevirerek onları görüp geçerler.


    Muhammed Esed : Kaldı ki, göklerde ve yerde nice ayetler, işaretler var ki, onlar (üzerinde düşünmeden) sırtlarını çevirerek yanlarından geçip gidiyorlar!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve göklerde ve yerde nice alâmetler vardır ki, (nâsın ekserisi) onlardan yüz çevirir oldukları halde onların üzerinden geçer giderler.


    Ömer Öngüt : Göklerde ve yerde nice âyetler (deliller) vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.


    Şaban Piriş : Göklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.


    Suat Yıldırım : Göklerde ve yerde Allah’ın varlığını, birliğini, kudretini gösteren nice deliller vardır ki,insanlar yanından geçip gittikleri halde yüzlerini çevirdiklerinden farkına varmazlar.


    Süleyman Ateş : Göklerde ve yerde nice âyet(ler) var ki onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler.


    Tefhim-ul Kuran : Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, onlar ona sırtlarını çevirip giderler.


    Ümit Şimşek : Göklerde ve yerde nice âyetler vardır ki, insanlar onlara sırt çevirir de yanlarından geçer, giderler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.
     



  7. وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللّهِ إِلاَّ وَهُم مُّشْرِكُونَ



    Ve mâ yu’minu ekseruhum billâhi illâ ve hum muşrikûn(muşrikûne).



    1. ve mâ yu'minu : inanmazlar, mü'min olmazlar

    2. ekseru-hum : onların çoğu

    3. billâhi (bi allâhi) : Allah'a

    4. illâ : ancak, hariç

    5. ve hum muşrikûne : ve onlar şirk koşanlardır (müşriklerdir)






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onların çoğu, şirk koşmadan Allah'a inanmazlar.


    Diyanet İşleri : Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Çoğu inanmaz da ona şirk koşar.


    Adem Uğur : Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.


    Ahmed Hulusi : ONLARIN ÇOĞUNLUĞU ANCAK MÜŞRİKLER OLARAK (varsandıkları, tanrıları veya BENLİKLERİNİ EŞ KOŞARAK) ALLÂH'A İMAN EDERLER!


    Ahmet Tekin : İnsanların çoğu, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşarak gizli şirke düşüp başkalarını da otorite kabul ettikleri bir düzen içinde Allah’a sözde iman ediyorlar.


    Ahmet Varol : Onların çoğu ortak koşmadan Allah'a iman etmezler.


    Ali Bulaç : Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk katıp dururlar.


    Ali Fikri Yavuz : Onların çoğu, ancak Allah’a ortak koştukları halde, Allah’a iman etmezler.


    Bekir Sadak : Onlarin cogu, ortak kosmadan Allah'a inanmazlar.


    Celal Yıldırım : Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah'a inanırlar.


    Diyanet İşleri (eski) : Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.


    Diyanet Vakfi : Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.


    Edip Yüksel : Onların da çoğu, ortak koşmadan ALLAH'a inanmaz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onların ekserisi Allaha şirk koşmaksızın iman etmez


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onların pek çoğu Allah'a ortak koşmaksızın iman etmezler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onların çoğu şirk koşmadan Allah'a iman etmezler (imanlarına az çok bir şirk karıştırırlar).


    Fizilal-il Kuran : Onların çoğu, Allah'a ortak koşmaksızın O'na inanmazlar.


    Gültekin Onan : Onların çoğu Tanrı'ya inanmazlar da ancak şirk katıp dururlar.


    Hasan Basri Çantay : Onların çoğu Allaha îman etmez, ille Allaha ortak katanlardır onlar.


    Hayrat Neşriyat : Hâlbuki onların çoğu, ancak müşrik kimseler olarak Allah’a îmân ederler. (Hem inanırlar, hem de şirk koşarlar).


    İbni Kesir : Onların çoğu; Allah'a iman etmezler, ille de şirk koşanlardır onlar.


    Muhammed Esed : Ve onların çoğu başka varlıklara da tanrısal nitelikler yakıştırmaksızın Allah'a inanmazlar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve ekserisi Allah Teâlâ'ya imân etmez ve onlar ancak müşriklerdir.


    Ömer Öngüt : Onların çoğu Allah'a iman etmişler, fakat müşrik olarak yaşarlar.


    Şaban Piriş : Onların çoğu, şirk katmadan Allah’a iman etmezler.


    Suat Yıldırım : Onların ekserisi, şirk koşmaksızın Allah’a iman etmezler.


    Süleyman Ateş : Onların çoğu, Allah'a ortak koşmadan inanmazlar.


    Tefhim-ul Kuran : Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk katıp durmaktalar onlar.


    Ümit Şimşek : Onların çoğu, ortak koşmaksızın Allah'a inanmaz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onların çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah'a iman etmez.
     


  8. أَفَأَمِنُواْ أَن تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِّنْ عَذَابِ اللّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ



    E fe eminû en te’tiyehum gâşiyetun min azâbillâhi ev te’tiyehumus sâatu bagteten ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).



    1. e : mi, mı

    2. fe : artık, bundan sonra

    3. eminû : emin oldular

    4. en te'tiye-hum : onların gelmesi

    5. gâşiyetun : perdeleyen, örten, herşeyi kaplayan

    6. min azâbi allâhi : Allah'ın azabından

    7. ev : veya

    8. te'tiyehumu es sâatu : o saatin (vaktin) onlara gelmesi

    9. bagteten : ansızın, aniden

    10. ve hum : ve onlar

    11. lâ yeş'urûne : farkına varmazlar






    İmam İskender Ali Mihr : Bundan sonra Allah'ın azabından bir perdenin (herşeyi örtüp kaplayan bir azabın) gelmesinden veya onlar farkında olmadan o saatin (o vaktin) ansızın onlara gelmesinden (gelmeyeceğinden) emin mi oldular?


    Diyanet İşleri : Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yoksa onlar, herkesi gelip kaplayacak Allah azâbından, yahut hiç haberleri yokken ansızın gelip çatacak kıyâmetten emin mi oluyorlar?


    Adem Uğur : Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emîn mi gördüler?


    Ahmed Hulusi : (Yoksa) onların, Allâh azabından hepsini sarıp sarmalayacak bir şeye veya onlar farkında değillerken o Saat'in (ölümün) ansızın kendilerine gelmesine karşı bir güvenceleri mi var?


    Ahmet Tekin : Onların, Allah’ın azâbından kendilerini saracak bir felâketin gelmesinden veya farkında olmadan, ansızın kıyametin kopacağı an ile karşı karşıya kalmalarından bir endişeleri yok mu, bundan emin midirler?


    Ahmet Varol : Onlar, kendilerine Allah'ın azabından kuşatıcı bir belânın gelmeyeceğinden yahut farkında olmadıkları bir zamanda kıyametin ansızın gelip çatmayacağından güvende midirler?


    Ali Bulaç : Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?


    Ali Fikri Yavuz : Artık onlar, Allah’ın azabından kendilerini, saracak bir musibet gelivermesinden ve yahut haberleri yokken ansızın kıyametin kendilerine gelmesinden emin mi oldular?


    Bekir Sadak : Allah tarafindan, onlari kusatacak bir azaba ugramalarindan veya farkina varmadan, kiyamet saatinin ansizin gelmesinden guvende midirler?


    Celal Yıldırım : Allah'ın azabının birdenbire kendilerini kaplayıp kuşatacak şekilde geleceğinden veya farkına varmazlarken, Kıyametin ansızın gelmesinden güvende midirler ?


    Diyanet İşleri (eski) : Allah tarafından, onları kuşatacak bir azaba uğramalarından veya farkına varmadan, kıyamet saatinin ansızın gelmesinden güvende midirler?


    Diyanet Vakfi : Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emîn mi gördüler?


    Edip Yüksel : Onlar, ALLAH tarafından kuşatıcı bir azabın kendilerine çatmasından, yahut dünyanın sonunun (Saat) aniden kendilerine gelmesinden emin mi oldular?


    Elmalılı Hamdi Yazır : ya artık Allahın azâbından umumunu saracak bir beliyye gelivermesinden veya şuurları yokken kendilerine ansızın saatin gelivermesinden emandamıdırlar?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yoksa bunlar, Allah'ın azabından; hepsini saracak bir belanın gelivermesinden veya farkında değillerken kendilerine ansızın kıyametin gelivermesinden güven içinde midirler?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yoksa bunlar Allah'ın azabından hepsini saracak bir felaket gelmesinden veya farkında değillerken ansızın başlarına kıyametin kopuvermesinden güven içinde midirler?


    Fizilal-il Kuran : Acaba onlar, hepsini birlikte çarpacak, yaygın bir ilahi azaba uğramayacaklarından ya da hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın kıyametin başlarına kopmayacağından emin midirler?


    Gültekin Onan : Şimdi bunlar, kendilerine Tanrı'nın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?


    Hasan Basri Çantay : Onlar (aammeyi) kaplayacak bir azâb-ı ilâhînin kendilerine gelib çatmasına, yahud kendileri farkında olmayarak onlara ansızın kıyamet kopub gelmesine (karşı) kendilerini emîn mi gördüler?


    Hayrat Neşriyat : Ya (onlar,) Allah’ın azâbından kuşatıcı bir musîbetin kendilerine gelmesinden veya onlar farkında değillerken kıyâmetin ansızın kendilerine gelivermesinden emîn mi oldular?


    İbni Kesir : Allah tarafından onları kuşatacak bir azabın kendilerine gelip çatmasından veya farkında olmadan kıyamet saatinin ansızın gelmesinden emin midirler?


    Muhammed Esed : Peki, bunlar Allah'ın cezalandırıcı azabı olarak kuşatıcı bir örtünün kendilerini sarmasından ve Son Saat'in onlar (yaklaştığının) farkında değilken ansızın gelip çatmasından büsbütün güvencede mi görüyorlar kendilerini?


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ya kendilerine Allah'ın azabından hepsini saracak bir felaketin gelmesinden veya kendilerine farkında olmadıkları halde Kıyametin ansızın gelmesinden emin mi oldular?


    Ömer Öngüt : Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?


    Şaban Piriş : Allah tarafından, onları kuşatacak bir azaba uğramayacaklarından veya farkına varmadan, kıyamet saatinin ansızın gelmeyeceğinden emin midirler?


    Suat Yıldırım : Acaba onlar, farkında olmadıkları bir sırada, Allah’ın cezasına uğrayıp azabın kendilerini kaplamasından,yahut ansızın kıyametin kopmasından emin midirler?


    Süleyman Ateş : Onlar, Alah'ın azâbından, sargın bir belânın, kendilerine gelmeyeceğinden veya hiç farkında değillerken ansızın O (Duruşma) sâ'atin(in) kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?


    Tefhim-ul Kuran : Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?


    Ümit Şimşek : Yoksa onlar, hiç farkında olmadıkları bir sırada hepsini kuşatacak bir azabın kendilerine gelmeyeceğinden veya kıyametin ansızın başlarında kopmayacağından emin mi oldular?


    Yaşar Nuri Öztürk : Peki onlar, Allah'ın azabından bir sarıp sarmalayanın gelmesinden yahut hiç farkında olmadıkları bir sırada kıyametin ansızın tepelerine inmesinden emin mi bulunuyorlar?
     


  9. قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَاْ وَمَنِ اتَّبَعَنِي وَسُبْحَانَ اللّهِ وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ



    Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).



    1. kul : de, söyle

    2. hâzihî : bu

    3. sebîlî : sebîl, yol

    4. ed'û : davet ediyor

    5. ilallâhi (ilâ allâhi) : Allah'a

    6. alâ basîretin : basiret üzerine, Allah'ı kalp gözüyle görerek

    7. ene : ben

    8. ve men ittebea-nî : ve bana tâbî olan kimseler

    9. ve subhânallâhi : ve Allah'ı tenzih ederim

    10. ve mâ ene : ve ben değilim

    11. min el muşrikîne : müşriklerden






    İmam İskender Ali Mihr : De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'ı görerek) Allah'a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah'ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”


    Diyanet İşleri : De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: İşte bu, benim yolum; ben de can gözüm açık olarak sizi Allah'a çağırmadayım, bana uyanlar da o çeşit çağırmada ve Allah'ı tenzîh ederim ve ben müşriklerden değilim.


    Adem Uğur : (Resûlüm!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim."


    Ahmed Hulusi : De ki: "İşte bu benim yolumdur; basîret üzere (taklitle değil idrak ettirmeye çalışarak) Allâh'a davet ederim. . . Ben ve bana tâbi olanlar (basîretle yaşayanlardır). Subhan Allâh! Ben herhangi bir şeyi Allâh'a ortak koşanlardan değilim!"


    Ahmet Tekin : Rasûlüm:
    'İşte bu benim yolumdur, İslamî hayat tarzıdır. Ben, önümü görerek bilinçli bir şekilde Allah’a davet ediyorum. Ben ve bana, benim sünnetime tâbi olanlar, kesinlikle emin ve aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah’ı tesbih ve tenzih ederim, ben ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşanlardan, gizli şirke düşüp başka otoriteler de kabul edenlerden değilim.' de.


    Ahmet Varol : De ki: 'İşte benim yolum budur. Basiretle Allah'ın yoluna çağırırım. Ben ve bana uyanlar (böyleyiz). Allah'ı tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.'


    Ali Bulaç : De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."


    Ali Fikri Yavuz : Ey Rasûlüm, de ki: “-İşte benim yolum (vazifem), budur (Allah’ın dinine davettir). Ben, Allah’a bir görüş ve anlayış üzere insanları davet ediyorum. ben ve bana tabi olanlar böyleyiz. Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzîh ederim, ben müşriklerden değilim.”


    Bekir Sadak : De ki: «Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek insanlari Allah'a cagiririz. Allah'i noksan sifatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah'a es kosanlardan degilim.»


    Celal Yıldırım : De ki, işte benim yolum budur! Ben de, bana uyanlar da bilerek idrâk ederek Allah'a davet ediyorum, (ediyoruz). Allah'ı tenzîh ederim ve ben ortak koşanlardan değilim.


    Diyanet İşleri (eski) : De ki: 'Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah'a çağırırız. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah'a eş koşanlardan değilim.'


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) De ki: «İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.»


    Edip Yüksel : De ki, 'Benim yolum şudur: Açık bir delille ALLAH'a çağırırım, aynı şekilde beni izleyenler de... ALLAH Yücedir, ben ortak koşan birisi değilim.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : De ki: işte benim meslekim bu, basıret üzere Allaha da'vet ederim ben ve bana tabi' olanlar, ve Allahı tesbih ile tenzih eylerim ve ben müşriklerden değilim


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «İşte benim yolum budur; basiret üzere Allah'a davet ederim, ben ve bana uyanlar; Allah'ı tenzih ederim ve ben ortak koşanlardan değilim.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : De ki: İşte benim yolum budur; basiret üzere Allah'a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar (işte böyleyiz). Ben Allah'ı tesbih ederim ve ben müşriklerden değilim.


    Fizilal-il Kuran : Ey Muhammed, de ki; «İşte benim yolum budur, ben inandırıcı kanıtlar göstererek insanları Allah'a çağırırım. Bana uyanlar da öyle yaparlar. Allah'ı her türlü noksanlıktan uzak tutarım. Ben Allah'a ortak koşanlardan değilim.»


    Gültekin Onan : De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Tanrı'ya davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Tanrı'yı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."


    Hasan Basri Çantay : De ki (Habîbim:) «işte bu, benim yolumdur. Ben (insanları) Allaha (körü körüne değil) bir basıyret üzere da'vet ediyorum. Ben de, bana tâbi olanlar da (böyleyiz). Allahı (ortaklardan) tenzîh ederim. Ben müşriklerden değilim».


    Hayrat Neşriyat : (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: 'İşte benim yolum budur! (Ben, sizi) bir basîret (açıkça görünen bir delîl) üzere Allah’a da'vet ediyorum; ben de, bana tâbi' olanlar da! Ve Allah’ı tenzîh ederim. Çünki ben (sizin gibi) müşriklerden değilim!'


    İbni Kesir : De ki: Benim yolum işte budur. Allah'a basiretle davet ediyorum, ben de bana uyanlar da, Allah'ı tenzih ederiz. Ben, asla müşriklerden değilim.


    Muhammed Esed : De ki: "Budur benim yolum: akla uygun, bilinç ve duyarlıkla donanmış bir kavrayışa dayanarak (hepinizi) Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar (aynı çağrıyı yapıyoruz)". Ve (yine de ki:) "Allah kudret ve azametiyle her türlü eksikliğin üstündedir, ötesindedir. Ve ben O'ndan başka varlıklara tanrılık yakıştıran kimselerden değilim!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki: «İşte benim yolum budur. Allah Teâlâ'ya açık bir hüccet ile dâvet ederim, ben de ve bana tâbi olanlar da. Ve Allah Teâlâ'yı tenzih ederim ve ben müşriklerden değilim.»


    Ömer Öngüt : Resulüm! De ki: “İşte benim yolum budur. Ben Allah'a dâvet ediyorum. Ben ve bana tâbi olanlar basiret üzerindeyiz. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim. ”


    Şaban Piriş : De ki: -Bu, benim yolumdur; ben ve bana uyanlar basiretle Allah’a çağırırız. Allah’ı tenzih ederim. Ben asla müşriklerden değilim.


    Suat Yıldırım : Ey Resulüm de ki: "İşte benim yolum budur! Ben insanları Allah’ın yoluna, düşünmeksizin, taklit yolu ile değil, delile dayanarak, idrâklerine hitab ederek dâvet ediyorum. Ben de, bana tâbi olanlar da böyleyiz. Allah’ı bütün eksikliklerden tenzih ederim. Ben asla müşriklerden değilim."


    Süleyman Ateş : De ki: "İşte benim yolum budur: Allah'a basiretle da'vet ederim. Ben ve bana uyanlar... Allâh'ın şanı yücedir, ben ortak koşanlardan değilim."


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.»


    Ümit Şimşek : De ki: İşte benim yolum budur. Ben bilgiye dayanarak ve hakikati gören bir gözle Allah'a çağırıyorum. Ben böyle yaptığım gibi, bana uyanlar da böyle yapıyor. Allah her türlü eksiklik ve ortaktan yücedir; ben de Ona şirk koşanlardan değilim.


    Yaşar Nuri Öztürk : De ki: "İşte benim yolum budur. Ben, Allah'a basîret üzere çağırırım/dua ederim. Beni izleyenler de... Şanı yücedir Allah'ın! Ben müşriklerden değilim."
    Bu ayet bir hidayet ayetidir, aşağıdaki meallerde ayetin sadece hidayet ile ilgili bölümü yer alıyor olabilir, dikkatinize sunarız.


    Abdullah Aydın : (Habibim) de ki: “İşte benim yolum (vazifem) budur. (Allah'ın dinine davettir.) Ben insanlara Allah'a körü körüne değil, bir görüş ve anlayış üzere davet ediyorum. Ben ve bana tabi olanlar böyleyiz; Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.”


    Ahmet Davudoğlu : De ki: “İşte benim yolum budur. Basiretli olduğum halde Allah'a davet ederim. Ben ve bana tâbi olanlar (böyleyizdir). Hem Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.”


    Ali Arslan : (Ey Muhammed) de ki: “İşte bu benim yolumdur: (Sizleri) Allah'a basiret üzere çağırıyorum. Ben ve bana uyanlar da... Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim. Ve ben ortak koşanlardan değilim.”


    Arif Pamuk : Ey Muhammed! De ki: "Benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah'a çağırırız. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim."


    Ayntabî Mehmet Efendi : (Yâ Muhammed!) de ki: “İşte, benim yolum. Ben, basiret üzerîne Allahû Tealâ'ya da'vet ediyorum. Ben de, bana uyanlar da böyleyiz. Allahû Tealâ'yı tenzih ve takdis ile teşbih ederim ve ben müşriklerden değilim.”


    Bahaeddin Sağlam : De ki: “Benim yolum budur. Ben ve bana tâbi olanlar, bilerek ve görerek Allah'a davet ediyoruz... Allah'a hiçbir kusur ve acizlik isnad etmiyorum. Çünkü ben, O'na eş koşanlardan değilim.”


    Diyanet Vakfı (1993) : (Resûlüm!) De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.”


    Hasan Tahsin Feyizli : (Habibim) de ki; “İşte benim yolum budur. (Allah'ın dînine dâvettir.) Ben, bâsiretle (bilerek, inanarak ve açık bir delil ile) Allah'a davet ederim ve bana uyanlar da (öyledir.) Allah'ı tenzih eder. (O'nu her türlü noksanlıklardan uzak tutar)ım. Ben (Allah'a) ortak koşanlardan da değilim.


    Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay : Ey Muhammedi De ki: “Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah'a çağırırız. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah'a eş koşanlardan değilim.”


    Hüseyin Kaleli : “Rasulüm! “İşte benim yolum budur. Allâh’a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar basiret üzereyiz. Allâh’ı da tenzih ederiz. Ben müşriklerden de değilim” de.”


    İsmail Mutlu, Şaban Döğen : De ki: İşte benim yolum budur. Ben de, bana uyanlar da, apaçık bir delile dayanarak Allah'a cağırırız. Allah'ı her türlü noksandan tenzih ederim. Ben asla müşriklerden olamam.


    Mustafa İslamoğlu : De ki: “Benim yolum budur: Ben yalnızca Allah’a çağırıyorum. Ben de, bana uyan kimseler de (ne yaptığımızın) çok iyi farkındayız; ki Allah’ın şanı pek yücedir ve ben O’na ait vasıfları başkasına yakıştıranlardan değilim.


    Nedim Yılmaz : De ki: “İşte benim yolum budur. Ben tam bir açıklık ve kesin delille Allah’a çağırıyorum. Bana uyanlar da öyle. Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.”


    Ömer Rıza Doğrul : De ki: “İşte benim yolum. Ben (insanları) Allah yolun çağırıyorum. Ben de, bana katılıp uyanlar da basiret üzereyiz (hakikat ışığını apaçık görüyoruz). Hak Tealâ’nın şanı münezzehtir. Ben (hiçbir şekilde) müşriklerden değilim.”


    Talat Koçyiğit : (Ey Muhammed!) De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben bana tâbi olanlarla birlikte, basiretle Allah'a davet ediyorum. Allah'ı (her çeşit noksan ve kusurdan) tenzih ediyorum. Ben, aslâ müşriklerden değilim.”


    Ziya Kazıcı, Necip Taylan : De ki: “Bu, benim yolumdur. Ben, Allah'a bir basiret davet ediyorum. Ben ve bana tâbi olanlar (böyleyiz) Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.”



    Bir Heyet : De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, Ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. (Kör bir saplantı içinde değiliz.) Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim. Ve ben ortak koşanlardan değilim.”
     


  10. وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ الْقُرَى أَفَلَمْ يَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَيَنظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ اتَّقَواْ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ



    Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim min ehlil kurâ, e fe lem yesîrû fîl ardı fe yanzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, ve le dârul âhıreti hayrun lillezînettekav, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).



    1. ve mâ erselnâ : ve biz göndermedik

    2. min kabli-ke : senden önce

    3. illâ : ...den başka, ancak

    4. ricâlen : erkekler, adamlar

    5. nûhî : vahyederiz

    6. ileyhim : onlara

    7. min ehli el kurâ : şehirler halkından, beldeler halkından

    8. e fe lem yesîrû : dolaşmıyorlar mı, dolaşmazlar mı (dolaşmadılar mı)

    9. fî el ardı : yeryüzünde

    10. fe yanzurû : artık baksınlar

    11. keyfe : nasıl

    12. kâne : oldu

    13. âkıbetu : akıbet, sonuç

    14. ellezîne min kabli-him : onlardan önceki kimseler

    15. ve le dâru el âhıreti : ve mutlaka ahiret yurdu

    16. hayrun : daha hayırlı

    17. lillezînettekav : takva sahibi olan kimseler için

    18. e fe lâ ta'kılûne : hâlâ akıl etmiyor musunuz






    İmam İskender Ali Mihr : Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz şehirler halkının adamlarından başkasını göndermedik. Onlar yeryüzünde dolaşmazlar mı? Artık baksınlar! Onlardan öncekilerin akıbetleri (sonları) nasıl oldu? Ve takva sahipleri için ahiret yurdu mutlaka daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmiyor musunuz?


    Diyanet İşleri : Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Senden önce gönderdiğimiz kimseler de şehirlerin ahâlisinden birtakım adamlardı ancak. Yeryüzünde hiç mi gezmezler de kendilerinden öncekilerin sonucu ne olmuş, görmezler? Ve âhiret yurdu, çekinenler için elbette daha hayırlıdır, hâlâ mı akıl etmezsiniz?


    Adem Uğur : Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. (Kâfirler) yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Ahmed Hulusi : Senden önce, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz ricalden başkasını irsâl etmedik. . . Arzda dolaşıp seyir etmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görsünler. . . Korunanlar için, sonsuz olan gelecek yaşam ortamı elbette daha hayırlıdır. . . Aklınızı kullanmayacak mısınız?


    Ahmet Tekin : Senden önce özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendiğimiz peygamberler de, kesinlikle yerleşik toplum hayatı yaşayan insanlar arasından, kendilerine vahiy verdiğimiz liyâkatli ve güvenilir erkeklerdi. Kâfirler, yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler, incelesinler, ibret alsınlar. Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan, takvâya dayalı düzeni benimseyen mü’minler için âhiret yurdu, ebedî yurt elbette daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Ahmet Varol : Senden önce (peygamber olarak) kasabaların halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım adamlardan başkalarını göndermedik. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonlarının ne olduğunu bir görsünler? Şüphesiz ahiret yurdu (kötülüklerden) sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmiyor musunuz?


    Ali Bulaç : Biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Korkup sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?


    Ali Fikri Yavuz : Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de başka değil, ancak şehirler halkından kendilerine vahy ettiğimiz bir takım erkeklerdi. Şimdi kâfirler, kendilerinden önce gelen inkârcıların akıbetlerinin nasıl olduğuna bakıp ibret almak için yeryüzünde dolaşmadılar mı? Muhakkak ki ahiret yurdu, Allah’dan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ bunu düşünüp anlamıyacak mısınız (Ey kâfirler)?


    Bekir Sadak : Senden once kasabalar halkindan suphesiz, kendilerine vahyettigimiz bir takim insanlar gonderdik. Yeryuzunde dolasmiyorlar mi ki, kendilerinden once gecenlerin sonlarinin ne oldugunu gorsunler?Ahiret yurdu Allah'a karsi gelmekten sakinanlar icin hayÙrlÙdÙr. Akletmez misiniz?


    Celal Yıldırım : Senden önce kasabalar halkından kendilerine vahyedip peygamber olarak gönderdiğimiz kimseler de ancak birtakım adamlardı. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin akıbetinin ne olduğuna bakmıyorlar mı ? Âhiret yurdu, elbette (Allah'tan korkup küfür ve şirkten) sakınanlar için çok daha hayırlıdır. Artık aklınızı kullanmaz mısınız?


    Diyanet İşleri (eski) : Senden önce kasabalar halkından şüphesiz, kendilerine vahyettiğimiz bir takım insanlar gönderdik. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden önce geçenlerin sonlarının ne olduğunu görsünler? Ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hayırlıdır. Akletmez misiniz?


    Diyanet Vakfi : Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. (Kâfirler) yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Edip Yüksel : Senden önce, kentler halkının arasından (seçip) vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünü dolaşıp kendilerinden öncekilerin akıbetine bakmazlar mı? Erdemliler için ahiret yurdu daha iyidir; anlamaz mısınız?


    Elmalılı Hamdi Yazır : Senden evvel gönderdiğimiz Peygamberler de başka değil ancak şehirler ahalisinden kendilerine vahyeylediğimiz bir takım erler idi; Ya şimdi o yerde bir gezmediler mi? Baksalar â kendilerinden evvel geçenlerin akıbetleri nasıl olmuş? Ve elbette Âhiret evi korunanlar için daha hayırlıdır ya, hâlâ akletmiyecekmisiniz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de ancak şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerdi. Şimdi o yerde dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden önce gelip geçenlerin akibetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar ya! Elbette ahiret evi korunanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de o memleketlerin halkındandı, onlar da kendilerine vahiy verdiğimiz birtakım erkeklerden başkası değillerdi. Şimdi o yerlerde şöyle bir gezip görmediler mi? Kendilerinden önce gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar ya!... Elbette ahiret yurdu müttakiler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?


    Fizilal-il Kuran : Senden önce gönderdiğimiz tüm peygamberler de, çeşitli şehirlerin halklarından seçerek kendilerine vahiy indirdiğimiz erkekler idi. Onlar yeryüzünde gezerek; kendilerinden önceki inkârcı milletlerin sonunun nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Kötülükten kaçınanlar için ahiret yurdu, dünyadan daha hayırlıdır. Bunu düşünemiyor musunuz?


    Gültekin Onan : Biz senden önce, şehirler ehline kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Korkup sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akletmeyecek misiniz?


    Hasan Basri Çantay : Senden evvel (peygamber olarak) gönderdiklerimiz (başka değil senin gibi) şehirler halkından kendilerine vahy eder olduğumuz erkek adamlardı. (Acaba müşrikler) kendilerinden evvelkilerin akıbeti nice olduğunu görmeleri için hiç de yer yüzünde gezib dolaşmadılar mı? Âhiret yurdu (şirkden ve günâhlardan) sakınanlar için elbet daha hayırlıdır. Siz (ey müşrikler) haalâ akıllanmayacak mısınız?


    Hayrat Neşriyat : (Ey Resûlüm!) Senden önce de (bedevîlerden ve kadınlardan değil,) şehirlerin halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerden başkasını (bir meleği, peygamber olarak) göndermedik. (O müşrikler) yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin âkıbeti nasıl olmuş, baksınlar! Âhiret yurdu ise, (günahlardan) sakınanlar için elbette daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz?


    İbni Kesir : Senden önce gönderdiğimiz elçiler de ancak kasabalar halkından, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerdi. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki; görsünler kendilerinden önce geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğunu. İttika edenler için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?


    Muhammed Esed : Ve Biz senden önce de (elçilerimiz olarak) her topluma (kendi içlerinden, onlara mesajlarımızı ulaştırmak üzere) kendilerine vahyettiğimiz (ölümlü) adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce gelip geçen (inkarcı)ların sonlarının nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Ve (bilmiyorlar mı ki,) Allah'a karşı sorumululuk bilinci taşıyan kimseler için ahiret yurdu (bu dünyadan) daha tercihe şayandır? Öyleyse artık akıllarını kullanmayacaklar mı?


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve senden evvel göndermedik, ancak şehirler ahalisinden kendilerine vahyeder olduğumuz birtakım erler gönderdik. (Münkirler) Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Baksalar ya kendilerinden evvelkilerin akıbetleri nasıl olmuştur? Ve elbette ahiret yurdu ittikada bulunmuş olanlar için hayırlıdır. Artık akıl erdiremeyecek misiniz?


    Ömer Öngüt : Resulüm! Biz senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Allah'tan korkup sakınan muttakiler için âhiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?


    Şaban Piriş : Senden önce de, ülkelerin içinden yalnızca kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Yeryüzünde gezmiyorlar mı ki, kendilerinden önce geçenlerin sonlarının nasıl olduğuna baksınlar? Ahiret yurdu takva sahipleri için hayırlıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Suat Yıldırım : Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de başka değil, ancak şehirlerde oturanlardan vahye mazhar ettiğimiz birtakım erkeklerdi. Onlar dünyayı hiç gezmediler mi ki kendilerinden önce yaşayanların âkıbetlerinin nasıl olduğunu görüp anlasınlar?Âhiret diyarı elbette Allah’a saygı duyup haramlardan sakınanlar için daha iyidir. Siz ey müşrikler, hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?


    Süleyman Ateş : Senden önce de kentler halkından, yalnız kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka, (elçi) göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Korunanlar için âhiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Tefhim-ul Kuran : Biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Korkup sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?


    Ümit Şimşek : Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de, o beldelerin ahalisinden kendilerine vahyettiğimiz adamlardı. Yeryüzünde gezip de bakmazlar mı, kendilerinden öncekilerin sonu nice olmuş? Âhiret yurdu, takvâ sahipleri için daha hayırlıdır. Bunu akıl edemiyor musunuz?


    Yaşar Nuri Öztürk : Senden önce gönderdiklerimiz de kentler halkından kendilerine vahyettiğimiz bazı erlerden başkası değildi. Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nice oldu görsünler. Elbette ki âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllarınızı kullanmayacak mısınız?"
     


  11. حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُواْ جَاءهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَاء وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ



    Hattâ izestey’eser rusulu ve zannû ennehum kad kuzibû câehum nasrunâ fe nucciye men neşâ’(neşâu), ve lâ yureddu be’sunâ anil kavmil mucrimîn(mucrimîne).



    1. hattâ : öyle ki, hatta

    2. izestey'eser rusulu : resûller umutlarını kestikleri zaman

    3. ve zannû : ve zannettiler

    4. enne-hum : kendilerinin olduğunu

    5. kad : oldu, olmuştu

    6. kuzibû : yalanlandılar

    7. câe-hum : onlara geldi

    8. nasru-nâ : yardımımız

    9. fe : o zaman

    10. nucciye : kurtarıldı

    11. men : kimse(ler)

    12. neşâu : dileriz, isteriz

    13. ve lâ yureddu : ve geri döndürülmez

    14. be'su-nâ : azabımız

    15. an : ...den

    16. el kavm el mucrimîne : mücrimler kavmi, günahkârlar topluluğu






    İmam İskender Ali Mihr : Resûller, umutlarını kestikleri zaman ve hatta yalanlandıklarını zannettikleri bir sırada, onlara yardımımız geldi. Böylece dilediğimiz kimse(ler) kurtarıldı. Azabımız mücrim kavimden geri döndürülmez.


    Diyanet İşleri : Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hâle gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sonucu peygamberler, tamâmıyla ümitlerini kesip tamamıyla inkâr edileceklerini sandıkları zaman yardımımız gelmiştir de dilediğimizi kurtarmışızdır. Fakat azâbımız, suçlu topluluktan hiçbir sûretle geriye çevrilemez.


    Adem Uğur : Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.


    Ahmed Hulusi : Tâ ki Rasûller ümitlerini yitirdiler ve (azap uyarıları gerçekleşmeden önce) zannettiler ki kendileri yalanlandılar, (işte o zaman) nusretimiz onlara geldi. . . Dilediğimiz kimseler kurtarıldı. . . Suçlular toplumundan azabımız geri çevrilmez.


    Ahmet Tekin : Nihayet Rasullerin ümitlerini kestikleri; tâbilerinin rasulleri yalana âlet edilmiş kimseler sandıkları bir sırada, onlara yardımımız gelip yetişti. Sünnetimize, düzenimizin yasalarına uygun olarak, irademizin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseler kurtarıldı. İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu, günahkâr bir topluluktan azâbımız geri çevrilmez.


    Ahmet Varol : Nihayet peygamberler ümitlerini kestiklerinde ve (insanlar onların) yalanlandıklarını sandıklarında onlara yardımımız ulaştı ve dilediğimiz kurtarıldı. Azabımız ise suçlular topluluğundan geri çevrilmez.


    Ali Bulaç : Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu, günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.


    Ali Fikri Yavuz : Nihayet Peygamberler, kendilerini yalanlayan kavimlerinin iman etmelerinden ümidlerini kesince ve tekzip edildiklerini anlayınca, kendilerine zaferimiz geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Bizim azabımız, mücrimler topluluğundan geri çevrilmez.


    Bekir Sadak : Oyle ki, peygamberler umitsizlige dusup, yalanlandiklarini sandiklari bir sirada onlara yardimimiz gelmistir. Boylece, istedigimizi kurtaririz. Azabimiz suclu milletten geri cevrilemiyecektir.


    Celal Yıldırım : O kadar ki, peygamberler ümitlerini kaybedecek duruma gelip (inkarcıların onları) yalana çıkaracaklarını sandıkları zaman yardımımız onlara gelip yetişti; dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Suçlu günahkâr milletten ise azâb ve şiddetimiz geri çevrilmez.


    Diyanet İşleri (eski) : Öyle ki, peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri çevrilemeyecektir.


    Diyanet Vakfi : Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.


    Edip Yüksel : Ne zaman ki elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalancı çıkarıldığını sandılar, işte o zaman onlara zaferimiz geldi. Nitekim, dilediğimiz kurtulur. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Nihayet Peygamberler ümidlerini kesecek hale geldikleri ve onlar yalana çıkarıldılar zannettikleri vakıt onlara nusratımız geldi de dilediklerimiz necata irdirildi, mücrimler güruhundan ise azâbımız giri döndürülmez


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale geldikleri ve kendilerinin yalancı çıkarılmış oldukları zannına kapıldıkları zaman, onlara yardımımız geldi ve dilediklerimiz kurtuluşa erdirildi. Suçlular topluluğundan ise azabımız geri çevrilmez!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini sanınca, onlara yardımımız geldi, yetişti; dilediklerimiz kurtarıldı. Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemez.


    Fizilal-il Kuran : Gönderdiğimiz peygamberler, ümmetlerinden iyice ümit kestiklerinde ve kesinlikle yalancı sayıldıkları sonucuna vardıklarında, kendilerine yardımımız erişiverdi de dilediklerimiz ortak azaptan kurtarıldı, fakat hiç kimse ağır suçlulardan şiddetli azabımızı savamaz.


    Gültekin Onan : Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu, günahkarlar topluluğundan azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.


    Hasan Basri Çantay : Hattâ o peygamberler (kavmlerinin îmanından) ümidlerini kesib de onların (va'd edildikleri nusret-i ilâhiyye hususunda) muhakkak yalana çıkarıldıklarını zannetdikleri sırada onlara nusretimiz yetişib gelmiş, biz kimi dilersek o (ya'ni peygamberler ve tabileri) kurtuluşa erdirilmişdir. Günahkârlar güruhundan ise azabımız asla döndürülmeyecekdir.


    Hayrat Neşriyat : Nihâyet peygamberler (o kavimlerin îmâna gelmelerinden) ümidlerini kestiği ve(o kavimler de) gerçekten onların (o peygamberlerin) yalancı çıkarıldıklarını zannettikleri bir sırada kendilerine yardımımız geldi de dilediğimiz kimseler (o azabdan) kurtarıldı. Hâlbuki günahkârlar topluluğundan azâbımız geri çevrilmez.


    İbni Kesir : Nihayet o Peygamber ümitsizliğe düşüp kesinlikle yalanladıklarını sandıkları sırada, onlara yardımımız gelmiştir. Böylece dilediğimiz kurtarılmıştır. Suçlular güruhundan ise baskınımız asla geri çevrilmeyecektir.


    Muhammed Esed : (Önceki elçilerimizin hepsi uzun süre zulüm ve baskıya uğramışlardır;) nihayet bu elçiler neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada Bizim yardımımız kendilerine ulaşmıştır; ve böylece dilediğimizi kurtarmışızdır (hakkı inkar edenleri ise yok etmişizdir): çünkü azabımız günaha gömülüp gitmiş insanlardan asla geri çevrilemez.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Nihâyet o peygamberlerin ye'se düştükleri ve kendilerinin hakikaten yalana çıkarıldıklarını zanneyledikleri zaman onlara nusretimiz geliverdi. Artık dilediğimiz kimseler necâta erdirildi ve mücrimler olan kavimden ise azabımız geri döndürülmeyecektir.


    Ömer Öngüt : Nihayet o peygamberler ümitsizliğe düşüp de kendilerinin kesinlikle yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada, onlara yardımımız gelmiştir. Böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirilir. Baskınımız suçlular gürûhundan aslâ geri çevrilmez.


    Şaban Piriş : Peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını gördükleri bir anda kendilerine yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri döndürülemez.


    Suat Yıldırım : O müşrikler kendilerine mühlet verilmesine aldanmasınlar. Daha öncekilere de böyle fırsat verilmişti. Ne zaman ki peygamberler, toplumlarının imana gelmelerinden ümitlerini kesecek raddeye
    gelir ve toplumları da peygamberlerinin kendilerini aldattığı zannına kapılırlar, işte o zaman onlara yardımımız ulaşır, inkârcılar helâk olur, dilediğimiz kimseler kurtulur. Çünkü (uzun vâdede) cezamız, suçlu toplumlardan hiçbir surette geri çevrilmez.


    Süleyman Ateş : (Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kâfirlere karşı kendilerine yapılacağı va'dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azâbımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.


    Tefhim-ul Kuran : Öyleki peygamberler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu, günahkârlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.


    Ümit Şimşek : Nihayet o peygamberler kavimleri tarafından kesin olarak yalanlandıklarını anlayıp da onlardan ümit kestiklerinde, kendilerine yardımımız yetişti ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Mücrimler güruhundan ise azabımız geri çevrilecek değildi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ne zaman ki resuller ümitsizliğe düşüp yalanlandıkları kanısına vardılar, işte o zaman yardımımız kendilerine ulaştı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
     


  12. لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِّأُوْلِي الأَلْبَابِ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرَى وَلَكِن تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    [​IMG][​IMG]

    [​IMG]
    Lekad kâne fî kasasıhim ibretun li ûlîl elbâb(elbâbi), mâ kâne hadîsen yufterâ ve lâkin tasdîkallezî beyne yedeyhi ve tafsîle kulli şey’in ve huden ve rahmeten li kavmin yu’minûn(yu’minûne).



    1. lekad : andolsun ki

    2. kâne : oldu

    3. fî kasası-him : onların kıssalarında vardır

    4. ibretun : bir ibret

    5. li ûlîl elbâbi (lî ûlî elbâbi) : ulûl'elbab için, sır (lübb) sahipleri için

    6. mâ kâne : değildir, olmadı

    7. hadîsen : bir söz

    8. yufterâ : uydurulur

    9. ve lâkin : ve lâkin, fakat

    10. tasdîka : tasdik eder

    11. ellezî beyne : arasında olan

    12. yedey-hi : onun elleri

    13. ve tafsîle : ayrı ayrı açıklar

    14. kulli şey'in : herşey

    15. ve huden : ve hidayet, hidayet edici olarak

    16. ve rahmeten : ve rahmet, rahmet olarak

    17. li kavmin : kavim için

    18. yu'minûne
    (kavmin yu'minûne) : mü'min olan
    : (mü'min kavim)






    İmam İskender Ali Mihr : Andolsun ki; onların kıssalarında ulûl' elbab için (sır sahipleri için) bir ibret vardır. Uydurulan bir söz değildir ve lâkin onların ellerindekini tasdik eder ve herşeyi ayrı ayrı açıklar. Mü'min kavim için bir hidayet ve rahmettir.


    Diyanet İşleri : Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Andolsun ki onların hikâyelerinde akıl ve dirâyet sâhiplerine ibretler var. Uydurulmuş bir söz değil, önceki kitapları gerçekleyen ve her şeyi bildiren bir söz bu ve inanan topluluğa da hidâyet ve rahmet.


    Adem Uğur : Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.


    Ahmed Hulusi : Andolsun ki, onların yaşam hikâyelerinde derinliğine düşünen akıl sahipleri için bir ibret vardır! O (Kur'ân) (beşer tarafından) uydurulan bir söz değildir. . . Fakat öncekilerden önüne gelen orijin bilgiyi tasdik eden; her şeyi tafsilâtlı anlatan ve iman eden bir topluluk için de hüda (hakikat bilgisi) ve rahmet (nefsinin hakikatini bilip gereğince yaşamak) olandır.


    Ahmet Tekin : Andolsun, onların, geçmiş peygamberler ve ümmetlerin kıssalarında akıl ve vicdan sahipleri için, pek çok ibretler vardır.
    Kur’ân uydurularak derlenmiş sözler değildir.Bir kısım insanlar bu hakikati kabul etmeseler de, vahyine muhatap olan önündeki zatın, Peygamber Muhammedin tebliğinin, sözlerinin samimiliğini, doğruluğunu tasdik eden, her şeyi, ayrıntılarıyla açıklayan, iman eden bir kavme hidayet rehberi ve rahmet olan bir kitaptır.


    Ahmet Varol : Şüphesiz onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. (Bu Kur'an) uyduralacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin açıklaması ve iman eden topluluk için bir hidayet ve rahmettir.


    Ali Bulaç : Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten Peygamberlerin kıssalarında, akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır. Bu Kur’ân uydurulur bir söz değildir. Ancak kendinden önce inen ilâhî kitabların tasdîki ve her şeyin beyanıdır. O, iman edecek bir kavim için, bir hidayet ve bir rahmettir.


    Bekir Sadak : And olsun ki, peygamberlerin kissalarinda, akli olanlar icin ibretler vardir. Kuran uydurulabilen bir soz degildir. Fakat kendinden onceki Kitablari tasdik eden, inanan millete her seyi aciklayan, dogru yolu gosteren bir rehber ve rahmettir. *


    Celal Yıldırım : Şanıma and olsun ki, peygamberlerin kıssalarında sağduyu sahipleri için ibret (ve öğüt)ler vardır. Bu (Kur'ân) uydurulmuş bir söz değildir. Önündeki (kitapları) doğrulayan ; imân eden bir millet için her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren hidâyet ve rahmettir.


    Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki, peygamberlerin kıssalarında, aklı olanlar için ibretler vardır. Kuran uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki Kitapları tasdik eden, inanan millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.


    Diyanet Vakfi : Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.


    Edip Yüksel : Onların tarihinde, bilinç sahipleri için bir ders vardır. Bu, uydurma bir hadis değil; fakat kendisinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin detaylı açıklaması ve inananlar için bir hidayet ve Rahmettir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hakikat onların kıssalarında ülül'elbab için bir ıbret vardır, bu uydurulur bir söz değil ve lâkin önündekinin tasdiki ve her şeyin tafsıli ve iyman edecek bir kavm için bir hidayet bir rahmettir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Gerçekten onların kıssalarında akıllılar için bir ibret vardır! Bu Ku'ran uydurulur bir söz değil, ancak kendi önündekinin tasdiki, herşeyin açıklayıcısı ve iman edecek topluluk için bir hidayet, bir rahmettir!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur'ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.


    Fizilal-il Kuran : Sağduyuluların, peygamberlere ilişkin hikâyelerden alacakları ibret dersleri vardır. Bu Kur'an bir düzmece sözler dizisi değildir. Tersine O, kendisinden önceki kutsal kitapları onaylayan, her şeyi ayrıntılı biçimde anlatan, mü'minler için doğru yol kılavuzu ve rahmet olan gerçek bir ilahi kitaptır.


    Gültekin Onan : Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kuran) Düzüp uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve inanacak bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.


    Hasan Basri Çantay : Andolsun, onların kıssalarını açıklamada salim akıl saahibleri için birer ibret vardır. (Bu Kur'an) uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden evvel (inen kitabların) tasdıyk), (dîne âid) her şey'in tafsilidir, îman edecekler zümresi için de bir hidâyet ve rahmetdir o.


    Hayrat Neşriyat : Muhakkak ki onların kıssalarında, (selîm) akıl sâhibleri için bir ibret vardır. (Bu Kur’ân,) uydurulacak bir söz değildir; fakat kendinden önce gelen (kitab)ların tasdîki, herşeyin açıklaması ve îmân edecek bir topluluk için bir hidâyet ve bir rahmettir.


    İbni Kesir : Andolsun ki; onların kıssalarında aklı olanlar için ibretler vardır. Bu, uydurulabilecek bir söz değildir. O; sadece kendinden önceki kitabların tasdiki, her şeyin tafsilidir. İnananlar topluluğu için de hidayet ve rahmettir.


    Muhammed Esed : Gerçek şu ki, bu insanların kıssalarında kendilerine kavrayış yeteneği verilmiş kimseler için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır. (Vahye gelince,) o hiçbir şekilde (insan tarafından) uydurulmuş bir söz olamaz: tersine, o, kendisinden önceki vahiylerden doğru ve gerçek adına ne kalmışsa doğrulayan ve inanmak isteyen insanlara her şeyi açık seçik bir biçimde dile getiren, hidayet ve rahmet (bahşeden ilahi bir metin)dir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Muhakkak ki, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için bir ibret vardır. (Kur'an) uydurulacak bir söz değildir, velâkin kendisinden evvelkini tasdiktir. Ve herşeyin mufassalan beyanıdır ve imân edecek olan bir kavim için bir hidâyettir ve bir rahmetir.


    Ömer Öngüt : Andolsun ki peygamberlerin kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır. Bu (Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Ancak kendinden önce gelen kitapları tasdik eden, inanan bir kavme her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir hidayet ve bir rahmettir.


    Şaban Piriş : Andolsun ki, peygamberlerin kıssalarında, sağduyu sahipleri için ibretler vardır. Bu, uydurma bir söz değildir. Kendinden önceki Kitabları tasdik eden, iman eden bir toplum için her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.


    Suat Yıldırım : Peygamberlerin kıssalarında elbette tam akıl sahipleri için alacak dersler vardır. İyi bilin ki, bu Kur’ân uydurulmuş bir söz değildir. Sadece daha önceki kitapları tasdik eden, dine ait her şeyi açıklayan, iman edecek kimseler için hidâyet, rehber ve rahmettir.


    Süleyman Ateş : Elbette onların hikâyelerinde akıl sâhipleri için ibret vardır. Bu (Kur'ân), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki(Hak Kitabı)nın doğrulanması, her şeyin açıklaması; inananlar için bir kılavuz ve rahmettir.


    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.


    Ümit Şimşek : Onların kıssalarında akıl sahipleri için bir ibret vardır. Bu Kur'ân ise uydurulabilecek bir söz değildir. O kendisinden öncekileri doğrular ve herşeyi iyice açıklar; iman eden bir topluluk için de bir hidayet ve bir rahmettir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur'an, uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuzve bir rahmettir.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  13. [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    YUSUF Suresinin Arapça yazılışı
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]






     
    Moderatör tarafından düzenlendi: 4 Haz 2013
  14. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    211,315
    1,909
    38


    ellerine sağlık canım allah razı olsun,
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş