Kuran-ı Kerim TEVBE Suresi Türkçe Meali, Kuranı Kerim Tevbe Suresi Türkce Acikleasi, Kurani kerim TE

goktepeli26 1 Haz 2013



  1. بَرَاءةٌ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدتُّم مِّنَ الْمُشْرِكِينَ


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Berâetun minallâhi ve resûlihî ilâllezîne âhedtum minel muşrikîn (muşrikîne).




    1. berâetun : bir beraattir, bir uyarı, bir ihtar (saldırmazlığın sona ermesi için)

    2. min allâhi : Allah'tan

    3. ve resûli-hi : ve onun resûlü

    4. ilâllezîne (ilâ ellezîne) : o kimselere

    5. âhedtum : ahdleştiğiniz, ahd aldığınız

    6. min el muşrikîne : müşriklerden





    İmam İskender Ali Mihr : Müşriklerden, ahd aldığınız kimselere Allah'tan ve O'nun resûlünden bir beraattir (bir ihtardır).
    i

    Diyanet İşleri : Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin br uyarıdır:


    Abdulbaki Gölpınarlı : Allah ve Resûlü, kendileriyle ahitleştiğiniz müşriklerden berîdir.


    Adem Uğur : Allah ve Resûlünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar!


    Ahmed Hulusi : Ültimatomdur bu Allâh ve Rasûlünden, anlaşma yaptığınız müşriklere!


    Ahmet Tekin : Allah ve Rasulünden, antlaşmalara sınır getirme ve iptal kararnamesidir bu.


    Kendileriyle antlaşmalar yaptığınız, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan müşriklere.


    Ahmet Varol : Allah'tan ve Peygamber'inden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir uyarıdır.


    Ali Bulaç : (Bu,) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Resûlü'nden kesin bir uyarıdır.


    Ali Fikri Yavuz : Bu, Allah’dan ve Rasûlünden, kendileriyle andlaşma yaptığınız (ve bu andlaşmayı bozmuş bulunan) müşriklere, kesin olarak münasebetlerin kesiliş bildirisidir:


    Bekir Sadak : (1-2) Allah'tan ve peygamberinden, kendileriyle andlasma yaptiginiz musriklere ihtardir: Yeryuzunde dort ay daha dolasabilirsiniz. Allah'i aciz birakamiyacaginizi, Allah'in inkarcilari rezil

    edecegini bilin.
    Celal Yıldırım : Allah'tan ve Peygamberinden kendileriyle anlaşma yaptığınız müşrik (Allah'a ortak koşan inkârcı)lere son ve kesin, dönülmez uyandır!


    Diyanet İşleri (eski) : (1-2) Allah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin.


    Diyanet Vakfi : Allah ve Resûlünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar!


    Edip Yüksel : Bu, ALLAH ve elçisinden, kendileriyle anlaşma yapmış bulunduğunuz putperestlere bir ültimatomdur:


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir ültimatum; Allah ve Resûlünden, muahede ettiğiniz müşriklere:


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bu, Allah ve Peygamberinden, antlaşma yaptığınız müşriklere bir ültimatomdur.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah'dan ve Resulü'nden bir ültimatomdur bu, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere:


    Fizilal-il Kuran : Kendileri ile aranızda antlaşma bulunan müşriklere Allah ve Peygamber'i tarafından yöneltilen bir ilişki kesme ihtarıdır bu.


    Gültekin Onan : (Bu) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Tanrı'dan ve Resülü'nden kesin bir uyarıdır.


    Hasan Basri Çantay : Müşriklerin içinden (kendileriyle) muaahede etdiklerinize Allahdan ve Resulünden bir ültümatomdur (bu)!


    Hayrat Neşriyat : (Bu,) Allah ve Resûlünden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere (ahidlerini bozduklarından dolayı) bir ihtardır!


    İbni Kesir : Müşriklerden muahede yaptıklarınıza; Allah ve Rasulünden bir ihtardır:


    Muhammed Esed : Allahtan ve Onun Elçisinden, kendileriyle adlaşma yapmış bulunduğunuz, Allahtan başkasına ilahlık yakıştıran kimselere bir beraet, bir yükümsüzlük bildirisidir bu.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Bu, bir ayrılık ihtarıdır! Allah Teâlâ ile Resûlü tarafından kendileriyle muâhede yapmış olduğunuz müşriklere.


    Ömer Öngüt : Allah'tan ve Resul'ünden, andlaşma yaptığınız müşriklere bir ihtardır.


    Şaban Piriş : Allah’tan ve peygamberinden kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere uyarıdır.


    Suat Yıldırım : Allah ve Resulünden, kendileriyle anlaşma yaptığınız müşriklere son ihtar!


    Süleyman Ateş : Allâh ve Elçisinden, andlaşma yaptığınız müşriklere ihtârdır.


    Tefhim-ul Kuran : (Bu,) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Resulünden kesin bir uyarıdır.


    Ümit Şimşek : Müşriklerden antlaşma yaptığınız kimselere Allah ve Resulünden ihtar:


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah ve resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış bulunduğunuz müşriklere bir ültimatomdur


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     


  2. فَسِيحُواْ فِي الأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَاعْلَمُواْ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّهِ وَأَنَّ اللّهَ مُخْزِي الْكَافِرِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Fesîhû fil ardı erbeate eşhurin va'lemû ennekum gayru mu'cizîllâhi ve ennallâhe muhzîl kâfirîn(kâfirîne).



    1. fe : artık

    2. sîhû : dolaşın, gezin

    3. fi el ardı : yeryüzünde

    4. erbeate : dört

    5. eşhurin : aylar

    6. va'lemû (ve ı'lemu) : ve biliniz

    7. enne-kum : siz, ... olduğunuzu

    8. gayru : başka, değil, dışında (olmaz)

    9. mu'cizî allâhi : Allah'ı aciz bırakan

    10. ve enne allâhe : ve Allah'ın ... olduğunu

    11. muhzî el kâfirîne : kâfirleri alçaltıcı, hor, hakir yapıcı






    İmam İskender Ali Mihr : Artık yeryüzünde dört ay dolaşın. Ve muhakkak ki siz, Allah'ı aciz bırakamayacağınızı ve Allah'ın kâfirleri alçaltıcı olduğunu biliniz.


    Diyanet İşleri : Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkârcıları perişan edecektir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz Allah'ı âciz bir hâle getiremezsiniz ve şüphe yok ki Allah, kâfirleri aşağılık bir hâle getirecektir.


    Adem Uğur : (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve perişan) edecektir.


    Ahmed Hulusi : Yeryüzünde dört ay daha gezip dolaşın. . . İyi bilin ki, Allâh'ı âciz bırakamazsınız. . . Allâh (sonunda) hakikat bilgisini inkâr edenleri rezil rüsva eder.


    Ahmet Tekin : Bu ilan tarihinden itibaren, ekonomik ve ticarî menfaatlerinizden yoksun kalarak dört ay süre ile, güvenlik içinde ülkeye serbestçe girip çıkabilir, yeryüzünde yaşayabileceğiniz yerler
    arayabilirsiniz. İyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakacak, onun koyduğu kuralların dışına çıkarak yakalarınızı kurtaracak değilsiniz. Allah kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirleri kesinlikle rezil, rüsvay edecektir.


    Ahmet Varol : Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki Allah'ı aciz bırakamayacaksınız ve Allah kâfirleri rezil edecektir.


    Ali Bulaç : Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkâr edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.


    Ali Fikri Yavuz : Ey müşrikler! Bundan böyle yeryüzünde dört ay serbestçe dolaşın. Şunu da biliniz ki, siz, Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz. Allah mutlaka kâfirleri (dünya ve âhirette) rüsvay edecektir.


    Bekir Sadak : (1-2) Allah'tan ve peygamberinden, kendileriyle andlasma yaptiginiz musriklere ihtardir: Yeryuzunde dort ay daha dolasabilirsiniz. Allah'i aciz birakamiyacaginizi, Allah'in inkarcilari rezil edecegini bilin.


    Celal Yıldırım : Artık (siz ey müşrikler!) yeryüzünde dört ay (istediğiniz gibi) gezip dolaşın ve bilin ki siz elbette Allah'ı âciz kılacak değilsiniz; Allah ise inkarcı sapıkları şüphe yok ki rezîl ve rüsvay edecektir.


    Diyanet İşleri (eski) : (1-2) Allah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin.


    Diyanet Vakfi : (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve perişan) edecektir.



    Edip Yüksel : Yeryüzünde dört ay daha dolaşın, bilin ki siz ALLAH'ı aciz bırakamazsınız ve ALLAH inkarcıları rezil eder.


    Elmalılı Hamdi Yazır : bundan böyle yer yüzünde dört ay istediğiniz gibi dolaşın, şunu da bilin ki siz, Allahı âciz bırakacak değilsiniz, Allah her halde kâfirleri rusvay edecek


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bundan böyle yeryüzünde dört ay istediğiniz gibi dolaşın; şunu da bilin ki, siz Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz ve Allah, herhalde kafirleri rezil edecek!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bundan böyle yeryüzünde dört ay daha istediğiniz gibi gezip dolaşın. Şunu da bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah kâfirleri mutlaka perişan edecektir.


    Fizilal-il Kuran : Dört ay daha yeryüzünde serbestçe dolaşınız. Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı ve Allah'ın kâfirleri perişan edeceğini biliniz.


    Gültekin Onan : Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Tanrı'yı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Tanrı, kafirleri hor ve aşağılık kılıcıdır.


    Hasan Basri Çantay : (Ey müşrikler, haydi) yer yüzünde dört ay daha (güvenlikle) dolaşın. Bilin ki siz Allâhı aaciz bırakabilecekler değilsiniz. Allah her halde kâfirleri (dilediği zaman) rüsvay edicidir.


    Hayrat Neşriyat : (Ey müşrikler! Öyleyse ahdinizin bozulduğu şu andan i'tibâren) artık yeryüzünde dört ay daha dolaşın; ama bilin ki siz, Allah’ı aslâ âciz bırakıcılar değilsiniz ve muhakkak ki Allah, kâfirleri rezîl edicidir!


    İbni Kesir : Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Ve bilin ki; siz, Allah'ı aciz bırakamazsınız. Hem Allah, gerçekten kafirleri rüsvay edendir.


    Muhammed Esed : (Duyur onlara:) "Yeryüzünde dört ay daha (serbestçe) dolaşın, fakat bilin ki, asla Allahın gözetiminden kaçamazsınız; ve (yine bilin ki,) Allah hakkı tanımaya yanaşmayan kimseleri, er geç utanç içinde bırakacaktır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Artık (ey müşrikler!) siz yeryüzünde dört ay dolaşınız ve biliniz ki, siz şüphe yok, Allah Teâlâ'yı aciz bırakacak değilsinizdir ve muhakkak ki, Allah Teâlâ kâfirleri zelil edicidir.


    Ömer Öngüt : Ey müşrikler! Bundan böyle yeryüzünde dört ay daha istediğiniz gibi gezip dolaşın. İyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. Allah kâfirleri mutlaka perişan edecektir.


    Şaban Piriş : Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah’tan kaçıp kurtulamayacağınızı, Allah’ın kafirleri rezil edeceğini bilin!


    Suat Yıldırım : Bu günden itibaren yeryüzünde dört ay istediğiniz gibi dolaşın ve şunu bilin ki siz Allah’ın elinden hiçbir şekilde kaçıp kurtulamazsınız ve Allah kâfirleri rüsvay edecektir.


    Süleyman Ateş : Dört ay daha yeryüzünde dolaşın, bilin ki siz, Allâh'ı âciz bırakamazsınız ve Allâh, kâfirleri rezil, perişan edecektir!


    Tefhim-ul Kuran : Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, küfre sapanları hor ve aşağılık kılıcıdır.


    Ümit Şimşek : Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın. Ancak Allah'ın elinden kurtulamayacağınızı ve kâfirleri Allah'ın mutlaka rezil edeceğini de bilin.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz, Allah'ı âciz bırakamazsınız. Şu da bir gerçek ki, Allah küfre batanları rezil eder.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     


  3. وَأَذَانٌ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الأَكْبَرِ أَنَّ اللّهَ بَرِيءٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve ezanun minallâhi ve resûlihî ilân nâsi yevmel haccıl ekberi ennallâhe berîun minel muşrikîne ve resûluhu, fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa'lemû ennekum gayru mu'cizîllâh (mu'cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi azâbin elîm(elîmin).



    1. ve ezanun : ve ilândır, açıkça bildirmektir, bir bildiridir

    2. min allâhi : Allah'tan

    3. ve resûli-hi : ve onun resûlü

    4. ilâ en nâsi : insanlara

    5. yevme el haccı el ekberi : büyük hac günü

    6. enne allâhe : muhakkak ki Allah

    7. berîun : uzaktır, alâkası yoktur

    8. min el muşrikîne : müşriklerden

    9. ve resûlu-hu : ve onun resûlü

    10. fe in : o zaman, artık, bundan sonra eğer

    11. tubtum : tövbe edersiniz

    12. fe huve : o zaman, artık, bundan sonra o

    13. hayrun : daha hayırlı

    14. lekum : sizin için

    15. ve in : ve eğer

    16. tevelleytum : yüz çevirirsiniz

    17. fa'lemu (fe ı'lemû) : o zaman, artık, bundan sonra, o taktirde biliniz

    18. enne-kum : sizin, ..... olduğunuzu

    19. gayru mu'cizî allâhi : Allah'ı aciz bırakan değil (bırakamaz)

    20. ve beşşiri : ve müjdele, uyar, ikaz et, haber ver

    21. ellezîne keferû : kâfir kimseleri, inkâr eden kimseleri

    22. bi azâbin : bir azap ile

    23. elîmin : acı, elîm






    İmam İskender Ali Mihr : Ve büyük hac (Hacc'ul ekber) günü, Allah'tan ve O'nun resûlünden insanlara bir bildiridir (ilândır). Muhakkak ki; Allah ve O'nun resûlü, müşriklerden berîdir (uzaktır). Bundan sonra eğer tövbe ederseniz, artık o (tövbe etmeniz) sizin için daha hayırlıdır ve eğer yüz çevirirseniz, siz Allah'ı aciz bırakamayacağınızı biliniz. Ve kâfir kimseleri elîm bir azap ile uyar (ikaz et).


    Diyanet İşleri : Hacc-ı ekber gününde , Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele!


    Abdulbaki Gölpınarlı : Hacc-ı ekber günü, Allah'tan ve Peygamberinden insanlara bir ilândır bu: Şüphe yok ki Allah ve Peygamberi, müşriklerden berîdir. Artık tövbe ederseniz bu, daha hayırlıdır size. Fakat gene yüz çevirirseniz iyice bilin ki siz hiç şüphe yok, Allah'ı âciz bırakamazsınız ve kâfir olanlara pek acıklı azapla müjde ver.


    Adem Uğur : Hacc-ı ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. (Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir azabı müjdele!


    Ahmed Hulusi : Haccı Ekber Günü, Allâh ve Rasûlünden insanlara bir ezandır (çağrı) ki, Allâh da, O'nun Rasûlü de müşriklerden berîdir! Eğer tövbe ederseniz, sizin için daha hayırlıdır. . . Şayet yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allâh'ı âciz bırakacak değilsiniz. . . O hakikat bilgisini inkâr edenleri, bunun sonucu acı bir azap ile müjdele.


    Ahmet Tekin : Allah ve Rasûlünden Hacc-ı Ekber (En Büyük Hac) günü insanlara, bir ilân, bir ültimatomdur:
    Allah ve Rasulü, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan müşriklerle, putperestlerle yapılan antlaşmalara artık bağlı değildir, Allah ve Rasulünün müşriklere taahhüdü sona ermiştir. Eğer hemen isyandan vazgeçer, Allah’a itaate yönelir, tevbe ederseniz bu sizin için hayırlıdır. Eğer tevbeden, imandan yüz çevirir, Allah’a isyana, güç ve iktidarınızı kullanarak halkı yönlendirmeye devam ederseniz, Allah’ın azâbından kurtulamazsınız. Biliniz ki, Allah’ı âciz bırakacak, koyduğu kuralların dışına çıkacak, yakalarınızı kurtaracak değilsiniz. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlere, kâfirlere, kendileri için can yakıp inleten, derilerini kavuran müthiş azap olduğunu haber ver.


    Ahmet Varol : Allah ve Peygamber tarafından 'Büyük Hac (Haccı Ekber)' gününde insanlara duyurulur ki, Allah ve Peygamber'i Allah'a ortak koşanlardan uzaktırlar. 'Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki siz Allah'ı aciz bırakamayacaksınız.' İnkar edenleri acıklı bir azapla müjdele.


    Ali Bulaç : Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü'nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de... Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr edenleri acı bir azabla müjdele.


    Ali Fikri Yavuz : Bu hacc-ı ekber (farz olan hac) günü, Allah’dan ve Rasûlünden insanlara şöyle bir ilândır (bildiridir): Allah ve Rasûlü, artık müşriklerden ve andlaşmalardan kat’iyyen berîdir. Şayet küfürden ve sözleşmeleri bozmaktan hemen tevbe ederseniz, o sizin için hayırlıdır. Yok yine yüz çevirirseniz, biliniz ki, gerçekten Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz. Allah’a ve Peygambere iman etmiyenleri acıklı bir azab ile müjdele.


    Bekir Sadak : Allah'in ve peygamberinin, puta tapanlardan uzak oldugunu, buyuk hac gunu, Allah ve peygamberi insanlara ilen eder. Eger tevbe ederseniz, bu sizin icin daha hayirli olur, yuz cevirirseniz, bilin ki siz Allah'i aciz birakamazsiniz. Inkar edenlere can yakici azabi mujdele.


    Celal Yıldırım : Ve büyük hacc (hacc-ı ekber) günü, Allah ve Peygamberinden insanlara bir duyurudur: Şüphesiz ki Allah ve Peygamberi müşriklerden ilişkilerini kesinlikle kesmişlerdir. Eğer (inkâr ve azgınlıktan) tevbe ederseniz bu sizin için hayırlıdır; yüzçevirirseniz, bilin ki siz Allah'ı âciz kılacak değilsiniz. Ve artık o küfürde ısrar edenleri elem verici bir azâb ile müjdele.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah'ın ve Peygamberinin, ortak koşanlardan uzak olduğunu, büyük hac günü, Allah ve peygamberi insanlara ilan eder. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlı olur, yüz çevirirseniz, bilin ki siz Allah'ı aciz bırakamazsınız. İnkar edenlere can yakıcı azabı müjdele.


    Diyanet Vakfi : Hacc-ı ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. (Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir azabı müjdele!


    Edip Yüksel : Bu, aynı zamanda, ALLAH ve elçisinden tüm halka, büyük hac günü yayımlanmış bir bildiridir: ALLAH putperestlerden uzaktır, elçisi de... Tevbe ederseniz sizin için daha iyidir. Dönerseniz, bilin ki siz ALLAH'ı aciz bırakamazsınız. İnkarcılara acı birazabı müjdele.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir de Allah ve Resulünden hacci ekber günü insanlara bir i'lân, ki Allah müşriklerden beriydir, Resulü de, derhal tevbe ederseniz o, hakkınızda hayırdır, yok eğer aldırmazsanız biliniz ki siz, Allahı âciz bırakacak değilsiniz ve Allahı, Peygamberi tanımıyanlara elîm bir azabı tebşir et


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de Allah ve Peygamberinden Hacc-ı Ekber gününde insanlara bir bildiridir ki, Allah da Peygamberi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. Hemen tevbe ederseniz, hakkınızda hayırlı olur. Eğer aldırmazsanız, bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah'ı ve Peygamberi tanımayanlara acı bir azabı müjdele!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ayrıca büyük hac günü Allah ve Rasulü tarafından insanlara bir ilandır ki, Allah da Resulü de müşriklerle yapılan antlaşmalara artık bağlı değildir. Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Yok yine tevbeden yüz çevirirseniz biliniz ki, Allah'ı yıldıracak değilsiniz. Kâfirleri acı bir azap ile müjdele.


    Fizilal-il Kuran : Büyük hacc günü Allah ve Peygamber tarafından tüm insanlara duyurulur ki; «Allah ve Peygamber'i ile müşrikler arasında her türlü ilişki kesilmiştir. Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha yararlıdır. Eğer sırt çevirirseniz Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı biliniz. Ey Peygamber, kâfirleri acıklı bir azapla müjdele!»


    Gültekin Onan : Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Tanrı'dan ve Resülü'nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Tanrı, müşriklerden uzaktır, O'nun Resülü de... Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Tanrı'yı elbette aciz bırakacak değilsiniz. Küfredenleri acı bir azabla müjdele.


    Hasan Basri Çantay : Ve (bu), hacc-ı ekber günü Allahdan ve Resulünden insanlara (şöyle) bir i'lâmdır: Allah ve Resulü müşrikler (i himaye etmek) den artık kat'iyyen uzakdır. (Bununla beraber) eğer (küfürden ve muaahedelere haainlik etmekden) tevbe ve rücû ederseniz bu, sizin için hayırlıdır. Eğer (yine) yüz çevirirseniz, (şunu) bilin ki, şübhesiz, siz Allâhı aaciz bırakabilecek değilsiniz. O küfredenlere (Allâhı ve peygamberi tanımayanlara) acıklı bir azâbı müjdele!


    Hayrat Neşriyat : Ve Hacc-ı Ekber (en büyük hac) günü Allah ve Resûlünden insanlara bir i'lândır ki, şübhesiz Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır. O hâlde tevbe ederseniz, artık bu sizin için hayırlıdır ve eğer (İslâm’dan) yüz çevirirseniz o takdirde bilin ki, siz Allah’ı aslâ âciz bırakıcılar değilsiniz. (Ey Habîbim!) İnkâr edenleri (pek) elemli bir azâb ile müjdele!


    İbni Kesir : Büyük hacc günü, insanlara Allah ve Rasulünden bir ilandır. Muhakkak ki Allah ve Rasulü, artık müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz; bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok eğer yüz çevirirseniz; bilin ki; siz, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Küfredenlere elem verici bir azabı müjdele.


    Muhammed Esed : Ve yine Allahtan ve Onun Elçisinden bu Büyük Hac günü bütün insanlığa (yapılmış) bir duyurudur şu: "Allahın Allahtan başkalarına tanrılık yakıştıranlarla hiçbir bağlantısı yoktur; Onun Elçisinin de (öyle). Hal böyleyken artık tevbe ederseniz, kendi iyiliğinize olacaktır bu; yok eğer (bu fırsatı da) teperseniz, o zaman, bilin ki, Allahın gözetiminden asla kurtulamayacaksınız!" Ve (bütün bunlardan sonra) sen (ey Peygamber), hakkı inkara şartlanmış olan o kimselere çok çetin bir azabı müjdele.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Allah Teâlâ ile Resûlü tarafından Hacc-ı Ekber günü nâsa bir ilandır ki, Allah Teâlâ da Resûlü de şüphe yok, müşriklerden berîdir. Artık, tevbe ederseniz o sizin için hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz biliniz ki, siz Allah Teâlâ'yı elbette aciz bırakacak değilsinizdir. Ve kâfir olanları acıklı bir azap ile müjdele!


    Ömer Öngüt : Ayrıca Hacc-ı ekber gününde Allah ve Resul'ünden insanlara bir ilândır. Allah ve Resul'ü müşriklerden uzaktır. Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. O kâfirlere acıklı bir azabı müjdele!


    Şaban Piriş : Allah ve Resulü’nden en büyük hac gününde insanlara bir duyurudur ki Allah ve Resulü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlı olur. Yüz çevirirseniz bilin ki Allah’tan kaçamazsınız. Kafirlere acı veren azabı müjdele!


    Suat Yıldırım : Bu Büyük Hac günü, Allah ve Resulünden insanlara şunu ilan edin ki: "Allah da, Resulü de müşriklerden beridir. Şayet şirkten tövbe edip tevhide yönelirseniz bu, elbette sizin için daha hayırlı olur. İyi biliniz ki siz Allah’ın elinden kurtulamazsınız. Kâfirleri pek acı bir azapla müjdele!


    Süleyman Ateş : En büyük Hac günü, Allâh ve Elçisinden insanlara duyurudur: Allâh ve Elçisi puta tapanlardan uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha iyidir. Ve eğer dönerseniz bilin ki siz Allâh'ı âciz bırakacak değilsiniz! (Ey Muhammed) kâfirlere acı bir azâbı müjdele.


    Tefhim-ul Kuran : Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resulünden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resulü de... Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. Küfre sapanları acıklı bir azabla müjdele.


    Ümit Şimşek : Büyük hac gününde Allah ve Resulünden insanlara şunu da duyurun ki, Allah da, Resulü de müşriklerden uzaktır. Tevbe ederseniz bu sizin için hayırlı olur. Yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ın elinden kurtulamazsınız. İnkâr edenleri de acı bir azapla müjdele.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bir de Allah ve resulünden insanlara Büyük Hac günü bir duyuru var: Allah da O'nun elçisi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. O halde, tövde ederseniz bu sizin için hayırlırdır. Yok eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, siz Allah'ı acze düşüremezsiniz. Küfre saplananlara acıklı bir azabı muştula!



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  4. إِلاَّ الَّذِينَ عَاهَدتُّم مِّنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنقُصُوكُمْ شَيْئًا وَلَمْ يُظَاهِرُواْ عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّواْ إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَى مُدَّتِهِمْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    İllâllezîne âhedtum minel mu؛rikîne summe lem yankusûkum ؛ey'en ve lem yuzâhirû aleykum ehaden fe etimmû ileyhim ahdehum ilâ muddetihim, innallâhe yuh‎bbul muttekîn (muttekîne).



    1. illâ : hariç, müstesna

    2. ellezîne âhedtum : ahdle‏tiًiniz kimseler, ahd ald‎ً‎n‎z

    3. min el mu‏rikîne : mü‏riklerden

    4. summe : sonra

    5. lem yankusû-kum : sizden naksetmez, sizden eksiltmez, size haks‎zl‎k etmez

    6. ‏ey'en : bir ‏ey

    7. ve lem yuzâhirû : ve yard‎mla‏mazlar, arka ç‎kmazlar

    8. aleykum : size kar‏‎

    9. ehaden : birisi

    10. fe etimmû : o taktirde tamamlay‎n

    11. ileyhim : onlara

    12. ahde-hum : onlar‎n ahdi

    13. ilâ muddeti-him : onlar‎n müddetine kadar

    14. inne allâhe : muhakkak ki Allah

    15. yuh‎bbu : sever

    16. el muttekîne : takva sahipleri






    فmam فskender Ali Mihr : Mü‏riklerden ahd ald‎ً‎n‎z kimselerden, sonradan sizden bir ‏ey eksiltmeyenler ve size kar‏‎ birisiyle (hiç kimseyle) yard‎mla‏mayanlar müstesna. O taktirde onlara, onlar‎n müddetine kadar ahdlerini tamamlay‎n. Muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever.


    Diyanet ف‏leri : Ancak Allah’a ortak ko‏anlardan, kendileriyle antla‏ma yapm‎‏ olduًunuz, sonra da antla‏malar‎nda size kar‏‎ hiçbir eksiklik yapmam‎‏ ve sizin aleyhinize hiç kimseye yard‎m etmemi‏ olanlar, bu hükmün d‎‏‎ndad‎r. Onlar‎n antla‏malar‎n‎, süreleri bitinceye kadar tamamlay‎n. قüphesiz Allah, kendine kar‏‎ gelmekten sak‎nanlar‎ sever.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Ancak mü‏riklerden ahitle‏tiًiniz kimseler, bu ahitten sonra size kar‏‎ sِzlerinden hiçbir sûretle dِnmemi‏, ‏artlardan hiçbirini bozmam‎‏ ve aleyhinize hiçbir kimseye yard‎ma kalk‎‏mam‎‏ olanlar müstesna. Onlarla olan ahdinizi, müddeti bitinceye dek tamamlay‎n. قüphe yok ki Allah, çekinenleri sever.


    Adem Uًur : Ancak kendileriyle antla‏ma yapt‎ً‎n‎z mü‏riklerden (antla‏ma ‏artlar‎na uyan) hiçbir ‏eyi size eksik b‎rakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka ç‎kmayanlar (bu hükmün) d‎‏‎ndad‎r. Onlar‎n antla‏malar‎n‎, süreleri bitinceye kadar tamamlay‎n‎z. Allah (haks‎zl‎ktan) sak‎nanlar‎ sever.


    Ahmed Hulusi : Anla‏ma yapt‎ً‎n‎z mü‏riklerden, (anla‏ma ‏artlar‎n‎zda) size kar‏‎ bir eksik uygulama yapmam‎‏, sizin aleyhinize hiç kimseye yard‎m etmemi‏ olanlar hariç. . . Anla‏malar‎n süresi kadar‎yla sِzünüzü yerine getirin. Muhakkak ki Allâh korunanlar‎ sever.


    Ahmet Tekin : Ancak, kendileriyle antla‏ma yapm‎‏ olduًunuz, ilâhl‎ً‎nda, otoritesinde, mülkünde, tasarruflar‎nda, Allah’a ortak ko‏an mü‏riklerden, antla‏ma ‏artlar‎na uyan, size olan taahhütlerini hiçbir ‏ekilde ihmal etmeyen, size kar‏‎ hiçbir kimseye yard‎mda bulunmayanlar, arka ç‎kmayanlar bunun d‎‏‎ndad‎r. Siz de, onlarla olan antla‏malar‎n‎z‎n hükümlerine antla‏ma sürelerinin sonuna kadar uyun. Allah kendisine s‎ً‎n‎p, emirlerine yap‎‏arak, günahlardan ar‎n‎p, azaptan korunanlar‎, kulluk ve sorumluluk ‏uuruyla, haklar‎na ve ِzgürlüklerine sahip ç‎karak ‏ahsiyetli davrananlar‎, dinî ve sosyal gِrevlerinin bilincinde olan mü’minleri sever.


    Ahmet Varol : Ancak kendileriyle antla‏ma yapt‎ً‎n‎z mü‏riklerden size kar‏‎ herhangi bir eksiklik yapmayan ve aleyhinize kimseyle yard‎mla‏mayanlar müstesnad‎r. Onlarla olan antla‏man‎z‎ belirlenmi‏ süreye kadar devam ettirin. Allah sak‎nanlar‎ sever.


    Ali Bulaç : Ancak mü‏riklerden kendileriyle antla‏ma imzalad‎klar‎n‎zdan (antla‏madan) bir ‏eyi eksiltmeyenler ve size kar‏‎ hiç kimseye yard‎m etmeyenler ba‏ka; art‎k antla‏malar‎n‎, süresi bitene kadar tamamlay‎n. قüphesiz, Allah muttaki olanlar‎ sever.


    Ali Fikri Yavuz : Ancak muahede (sِzle‏me) yapt‎ً‎n‎z mü‏riklerden sِzle‏me ‏artlar‎nda size hiç bir noksanl‎k etmemi‏ ve aleyhinizde hiç kimseye yard‎m yapmam‎‏ olanlar müstesnâd‎r. Bu sadakat gِsterenlere, sِzle‏me müddetleri bitinceye kadar ahidlerini tamamiyle yerine getirin. اünkü Allah, haks‎zl‎ktan sak‎nanlar‎ sever.


    Bekir Sadak : Yalniz, andlasma hukumlerinde size karsi bir eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye yardim etmeyen musriklerle yaptiginiz andlasmaya sonuna kadar riayet edin. Allah sakinanlari sever.
    Celal Y‎ld‎r‎m : Ancak mü‏riklerden kendileriyle anla‏ma yapt‎ktan sonra anla‏ma maddelerinde size kar‏‎ hiçbir eksiklik yapmayan ve sizin aleyhinize ba‏ka birine destek olup yard‎m etmiyenler müstesna. Bunlarla olan anla‏ma hükümlerine, süresinin sonuna kadar tamamen baًl‎ kal‎n. قüphesiz ki Allah (dِneklikten) sak‎nanlar‎ sever.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Yaln‎z, andla‏ma hükümlerinde size kar‏‎ bir eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye yard‎m etmeyen mü‏riklerle yapt‎ً‎n‎z andla‏maya sonuna kadar riayet edin. Allah sak‎nanlar‎ sever.
    Diyanet Vakfi : Ancak kendileriyle antla‏ma yapt‎ً‎n‎z mü‏riklerden (antla‏ma ‏artlar‎na uyan) hiçbir ‏eyi size eksik b‎rakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka ç‎kmayanlar (bu hükmün) d‎‏‎ndad‎r. Onlar‎n antla‏malar‎n‎, süreleri bitinceye kadar tamamlay‎n‎z. Allah (haks‎zl‎ktan) sak‎nanlar‎ sever.


    Edip Yüksel : Ancak, kendileriyle yapt‎ً‎n‎z anla‏man‎n ko‏ullar‎na eksiksiz uyan ve size kar‏‎ ba‏kalar‎yla i‏birliًinde bulunmayan putperestlerin anla‏mas‎n‎ tan‎d‎ً‎n‎z süreye kadar uygulay‎n. ALLAH erdemlileri sever.
    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Ancak muahede yapm‎‏ olduًunuz mü‏riklerden bilahare size ahidlerinde hiç bir eksiklik yapmam‎‏ ve sizin aleyhinizde hiç bir kimseye muzaheret etmemi‏ bulunanlar müstesna, bunlara müddetlerine kadar ahidlerini tamamiyle iyfa edin, her halde Allah, müttekileri sever


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Ancak antla‏ma yapt‎ً‎n‎z mü‏riklerden daha sonra antla‏malar‎nda hiçbir eksiklik yapmam‎‏ ve aleyhinizde hiçbir kimseye arka ç‎kmam‎‏ olanlar ba‏ka. Bunlarla yapt‎ً‎n‎z antla‏may‎ süresine kadar tamamen yerine getirin. Allah, her halde sak‎nanlar‎ sever.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Ancak kendileriyle antla‏ma yapm‎‏ olduًunuz mü‏riklerden size olan ahitlerinde hiçbir eksiklik yapmam‎‏ ve sizin aleyhinize hiçbir kimseye yard‎mda bulunmam‎‏ olanlar bunun d‎‏‎ndad‎r. Siz de onlarla olan antla‏man‎z‎n hükümlerine antla‏ma süresinin sonuna kadar uyunuz. Muhakkak ki, Allah müttakileri sever.


    Fizilal-il Kuran : Yaln‎z antla‏ma ‏artlar‎n‎ eksiksiz biçimde yerine getiren ve size kar‏‎ hiç kimseyi desteklemeyen mü‏riklere gelince onlar ile aran‎zdaki anla‏malara sürelerinin sonuna kadar uyunuz. Hiç ‏üphesiz Allah kِtülükten sak‎nanlar‎ sever.


    Gültekin Onan : Ancak mü‏riklerden kendileriyle antla‏ma imzalad‎klar‎n‎zdan (antla‏madan) bir ‏eyi eksiltmeyenler ve size kar‏‎ hiç kimseye yard‎m etmeyenler ba‏ka; art‎k antla‏malar‎n‎, süresi bitene kadar tamamlay‎n. قüphesiz, Tanr‎ muttaki olanlar‎ sever.


    Hasan Basri اantay : Muaahede yapd‎ً‎n‎z mü‏riklerden size (ahidierinin ‏artlar‎nda) hiçbir ‏ey eksiklik yapmam‎‏, aleyhinizde (dü‏manlar‎n‎zdan) hiç bir kimseye yard‎m etmemi‏ olanlar (bu hükümden) müstesnad‎r. O halde onlar‎n müddetleri (bitinceye) kadar ahidlerini tamamlay‎n. اünkü Allah (haks‎zl‎kdan) sak‎nanlar‎ sever.


    Hayrat Ne‏riyat : Ancak kendileriyle andla‏ma yapt‎ً‎n‎z, sonra da (andla‏ma ‏artlar‎nda) size hiçbir eksiklik yapmam‎‏ ve aleyhinizde hiçbir kimseye yard‎m etmemi‏ olan mü‏riklermüstesnâ; art‎k onlara müddetleri (bite)ne kadar andla‏malar‎n‎ tamamlay‎n! Muhakkak kiAllah, (sِzünde durup, haks‎zl‎ktan) sak‎nanlar‎ sever.


    فbni Kesir : Yaln‎z muahede yapt‎ً‎n‎z mü‏riklerden, muahede hükümlerinde size kar‏‎ bir eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye yard‎m etmeyenler, müstesnad‎r. O halde anla‏may‎, sonuna kadar tamamlay‎n. Muhakkak ki Allah, müttakileri sever.


    Muhammed Esed : Ancak, kendileriyle sizin (ey inananlar) bir andla‏ma yapm‎‏ bulunduًunuz Allahtan ba‏kalar‎na tanr‎l‎k yak‎‏t‎ranlar aras‎ndan size kar‏‎ yükümlülüklerinde bundan bِyle bir kusur i‏lemeyen ve size kar‏‎ kimseye arka ç‎kmayan kimseler bu sِylenenlerin d‎‏‎ndad‎rlar; ِyleyse onlarla olan andla‏man‎za, üzerinde anla‏t‎ً‎n‎z süre doluncaya kadar riayet edin. (Ve bilin ki) Allah, yaln‎zca, kendisine kar‏‎ sorumluluk bilinci içinde olanlar‎ sever.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Kendileriyle muâhede yapm‎‏ olduًunuz, sonra da size kar‏‎ bir eksiklikte bulunmam‎‏ ve sizin aleyhinizde olarak bir kimseye yard‎m eylememi‏ olan mü‏rikler müstesna. Art‎k onlara müddetlerine kadar ahdlerini tamamlay‎n‎z. قüphe yok ki, Allah Teâlâ sak‎nanlar‎ sever.


    ضmer ضngüt : Ancak kendileriyle andla‏ma yapt‎ً‎n‎z mü‏riklerden size olan ahidlerinde hiçbir eksiklik yapmam‎‏ ve sizin aleyhinizde hiçbir kimseye yard‎mda bulunmam‎‏ olanlar bu hükmün d‎‏‎ndad‎r. Siz de onlarla olan andla‏malar‎n‎z‎n hükümlerini, kendilerine tan‎d‎ً‎n‎z süreye kadar tamamlay‎n. قüphesiz ki Allah muttakileri sever.


    قaban Piri‏ : Yaln‎z antla‏ma hükümlerinde size kar‏‎ bir eksiklik yapmayan ve aleyhinize kimseye yard‎m etmeyen mü‏riklerle yapt‎ً‎n‎z antla‏maya sonuna kadar riayet edin. Allah muttakileri sever.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Ancak kendileriyle antla‏ma yapman‎zdan sonra, ‏artlar‎ hiç bir ‏ey eksiltmeksizin tamamen yerine getiren ve sizin aleyhinizde hiçbir kimseye destek vermeyen mü‏rikler, bu hükmün d‎‏‎ndad‎rlar. Bunlarla sِzle‏menin müddeti tamamlan‎ncaya kadar antla‏ma ‏artlar‎na riayet edin. Allah, Kendisine kar‏‎ gelmekten, ِzellikle ahdi bozmaktan sak‎nanlar‎ sever.


    Süleyman Ate‏ : Ancak andla‏ma yapt‎ً‎n‎z mü‏riklerden, (andla‏ma ‏artlar‎ndan) hiçbir ‏eyi size eksik b‎rakmayan ve size kar‏‎ hiç kimseye arka ç‎kmayanlar‎n andla‏malar‎n‎, kendilerine tan‎d‎ً‎n‎z süreye kadar tamamlay‎n. اünkü Allâh korunanlar‎ sever.


    Tefhim-ul Kuran : Ancak mü‏riklerden kendileriyle antla‏ma imzalad‎klar‎n‎zdan (antla‏madan) bir ‏eyi eksiltmeyenler ve size kar‏‎ hiç kimseye yard‎m etmeyenler ba‏ka; art‎k antla‏malar‎n‎, süresi bitene kadar tamamlay‎n. قüphesiz, Allah muttaki olanlar‎ sever.


    ـmit قim‏ek : Ancak aran‎zda antla‏ma bulunan ve bu antla‏mada kusur etmemi‏, size kar‏‎ kimseye arka ç‎kmam‎‏ olan mü‏riklerle olan antla‏malar‎n‎z‎, süreleri doluncaya kadar tamamlay‎n. Muhakkak ki Allah kِtülükten sak‎nanlar‎ sever.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Antla‏ma yapm‎‏ olduًunuz mü‏riklerden size kar‏‎ bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinizde ba‏ka birine yard‎m etmeyenler müstesnad‎r. Art‎k, onlara verdiًiniz sِzü belirlenen süreye kadar tam bir ‏ekilde koruyun. قu bir gerçek ki Allah, sak‎nanlar‎ sever.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  5. فَإِذَا انسَلَخَ الأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُواْ الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُواْ لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ فَخَلُّواْ سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Fe izânselehal eşhurul hurumu faktulûl muşrikîne haysu vecedtumûhum ve huzûhum vahsurûhum vak'udû lehum kulle marsad (marsadin), fe in tâbû ve ekâmûs salâte ve âtûz zekâte fe hallû sebîlehum, innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).



    1. fe izânseleha (fe izâ inseleha) : artık, sona erdiği, geçtiği zaman


    2. el eşhuru el hurumu : haram aylar

    3. faktulû (fe uktulû) : artık öldürün, savaşın

    4. el muşrikîne : müşrikler

    5. haysu : yerde, nerede

    6. vecedtumû-hum : onlara rastladınız, buldunuz

    7. ve huzû-hum : ve onları alın, yakalayın

    8. vahsurû-hum (ve uhsurû-hum) : ve onları kuşatın, muhasara edin

    9. vak'udû(ve uk'udû) : ve oturun

    10. lehum : onların

    11. kulle marsadin : gözetleme yerlerinin hepsi

    12. fe in : o zaman, artık, bundan sonra eğer

    13. tâbû : tövbe ettiler

    14. ve ekâmû es salâte : ve namazı ikâme ettiler

    15. ve âtû ez zekâte : ve zekâtı verdiler

    16. fe hallû : o taktirde serbest bırakın

    17. sebîle-hum : onların yolu

    18. inne allâhe : muhakkak ki Allah

    19. gafûrun : gafurdur, mağfiret edendir

    20. rahîmun : rahîm, rahmet nuru gönderen






    İmam İskender Ali Mihr : Böylece haram aylar çıktığı zaman artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün ve onları yakalayın ve onları muhasara edin (kuşatın). Gözetleme yerlerinin hepsine oturun (onları gözaltında tutun). Bundan sonra eğer tövbe ederlerse ve namaz kılar ve zekât verirlerse o taktirde onların yolunu serbest bırakın. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur, Rahîm'dir.


    Diyanet İşleri : Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Harâm aylar çıkınca müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, kuşatın, hapsedin onları, gelip geçecekleri bütün yolları tutun. Fakat tövbe ederler, namaz kılarlar ve zekât verirlerse bırakın onları, şüphe yok ki Allah suçları örter, rahîmdir.


    Adem Uğur : Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir.


    Ahmed Hulusi : Haram aylar bitince, (anlaşmayı bozup size saldıran) müşrikleri nerede bulursanız öldürün; onları yakalayıp esir alın; onların yollarını gözetleyip, geçitleri kontrol altına alın! Eğer tövbe eder, salâtı ikame eder ve zekâtı verirlerse o takdirde yollarını açın. . . Muhakkak ki Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir.


    Ahmet Tekin : Allah’ın savaşı haram kıldığı aylar çıkınca, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin, bütün geçit başlarını tutun.


    Eğer tevbe ederler, isyandan vazgeçerek Allah’a itaate yönelirler, namazı âdâbına riayet ederek, aksatmadan âşikâre kılarlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verirlerse onları serbest bırakın. Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.


    Ahmet Varol : Haram aylar çıktıktan sonra müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutun, hapsedin ve bütün gözetleme yerlerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı kılar ve zekatı verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah bağışlayıcı, rahmet edicidir.


    Ali Bulaç : Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.


    Ali Fikri Yavuz : O haram olan aylar (Zilhicce, Muharrem, Safer, Rebiul’evvel) çıktığı zaman, artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün; onları yakalayıp esir edin, onları hapsedin ve onların geçit yerlerini tutun. Eğer tevbe ederler, namaz kılıp zekâtlarını verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Gerçekten Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.


    Bekir Sadak : Hurmetli aylar cikinca, puta tapanlari buldugunuz yerde oldurun; onlari yakalayip hapsedin; her gozetleme yerinde onlari bekleyin. Eger tevbe eder, namaz kilar ve zekat verirlerse yollarini serbest birakin. Dogrusu Allah bagislar ve merhamet eder.


    Celal Yıldırım : Haram Aylan çıkınca artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün ; yakalayıp tutuklayın ; gelip geçecek bütün gözetleme yollarını tutun. Tevbe eder. namaz kılar ve zekât verirlerse onları serbest bırakın gitsinler. Çünkü Allah şüphesiz çok bağışlayan, çok merhamet edendir.


    Diyanet İşleri (eski) : Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.


    Diyanet Vakfi : Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir.


    Edip Yüksel : Kutsal aylar çıkınca, (hâlâ barışa yanaşmıyorlarsa) o putperestleri yakaladığınız yerde öldürün. Onları yakalayın, onları kuşatın ve her hareketlerini izleyin. Tevbe edip namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O haram olan aylar çıktımı artık o bir müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, habsedin ve bütün geçid başlarını tutun, eğer tevbe ederler ve namaz kılıb zekâtı verirlerse sebillerini tahliye edin, çünkü Allah gafur, rahîmdir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O haram aylar çıkınca artık müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun! Eğer tevbe edip namaz kılar ve zekatı verirlerse, onları serbest bırakın; çünkü Allah bağışlayan ve merhamet edendir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.


    Fizilal-il Kuran : Haram aylar geçince müşrikleri bulduğunuz yerde öldürünüz, yakalayıp hapsediniz, bütün muhtemel geçitleri tutup onları gözetleyiniz. Eğer tevbe eder de namaz kılar ve zekât verirlerse onları salıveriniz. Hiç şüphesiz Allah affedici ve merhametlidir.


    Gültekin Onan : Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Tanrı, bağışlayandır, esirgeyendir.


    Hasan Basri Çantay : (Dokunulması) haram olan o aylar çıkdığı zaman artık o müşrikleri, onları nerede bulursanız, öldürün, onları (esîr olarak) yakalayın, onları habsedin, onların bütün geçid yerlerini tutun. Eğer tevbe ederler, (tevbelerini ve îmanlarını tasdıyk için) namaz kılarlar, zekât verirlerse yollarını serbest bırakın. Çünkü Allah çor yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.


    Hayrat Neşriyat : Fakat haram aylar çıktığı zaman, artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın ve kendilerini (kaçmalarını önleyerek) hapsedin; her gözetleme(ve geçit) yerine onlar(ı bulundukları yerden çıkartmamak) için oturun (o kavşakları tutun)! Fakat tevbe ederler, namazı hakkıyla edâ ederler ve zekâtı verirlerse, artık yollarını serbest bırakın! Şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.


    İbni Kesir : Haram aylar çıkınca; artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın ve hapsedin. Her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe ederler; namaz kılar, zekat verirlerse; yollarını serbest bırakın. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur, Rahim'dir.


    Muhammed Esed : Ve (bu ölçülere uyarak geçirilen) haram aylar sona erince artık nerede kıstırırsanız öldürün müşrikleri; tutsak edin; çevirip kuşatın; gözetlenebilecek her yerde bekleyip gözetleyin onları. Ama eğer dönüp tevbe ederler, salata katılırlar ve arındırıcı yükümlülükleri yerine getirirlerse, artık bırakın yollarına gitsinler: Çünkü, her halükarda Allah çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Artık haram olan aylar çıkınca, (o diğer) müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz ve onları yakalayınız ve onları hapsediniz ve onlar için bütün geçit yerlerine oturunuz. Fakat tevbe ederler, namaz kılarlar, zekâtı da verirlerse artık yollarını açık bırakınız. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ gafûrdur, rahîmdir.


    Ömer Öngüt : Haram aylar çıkınca artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayın, hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse onları serbest bırakın. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.


    Şaban Piriş : Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah, bağışlar ve merhamet eder.


    Suat Yıldırım : O halde, haram aylar çıkınca artık öbür müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun. Eğer tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (affı ve merhameti boldur).


    Süleyman Ateş : Harâm aylar çıkınca (Allah'a) ortak koşanları nerede bulursanız öldürün; onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde otur(up) onları bekleyin. Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse yollarını serbest bırakın. Çünkü Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.


    Tefhim-ul Kuran : Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekâtı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.


    Ümit Şimşek : Haram aylar çıktığında, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, yakalayın, kuşatın, geçecekleri bütün yolları tutun. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirlerse, onlara ilişmeyin. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.


    Yaşar Nuri Öztürk : O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı gereğince kılar, zekâtı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  6. وَإِنْ أَحَدٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَعْلَمُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve in ehadun minel mu؛rikînestecâreke fe ecirhu hattâ yesmea kelâmallâhi summe eblighu me'menehu, zâlike bi ennehum kavmun lâ ya'lemûn(ya'lemûne).



    1. ve in : ve eًer

    2. ehadun : biri, birisi

    3. min el mu‏rikîne : mü‏riklerden

    4. istecâre-ke : senden yard‎m, himaye ister

    5. fe ecir-hu : o taktirde himaye et, koru

    6. hattâ yesmea : i‏itinceye, duyana kadar

    7. kelâme allâhi : Allah'‎n sِzü

    8. summe : sonra

    9. eblig-hu : onu ula‏t‎r

    10. me'mene-hu (mâ emene-hu) : onu, emin olduًu yere (‏eye)

    11. zâlike : i‏te bu

    12. bi enne-hum : onlar‎n, ..... olmas‎ sebebiyle, dolay‎s‎yla

    13. kavmun : bir kavim

    14. lâ ya'lemûne : bilmeyen





    فmam فskender Ali Mihr : Ve eًer mü‏riklerden birisi senden yard‎m isterse, o taktirde, Allah'‎n kelâm‎n‎ i‏itinceye kadar onu himaye et. Sonra onu emin olduًu yere ula‏t‎r. ف‏te bu, onlar‎n bilmeyen bir kavim olmalar‎ndan dolay‎d‎r.


    Diyanet ف‏leri : Eًer Allah’a ortak ko‏anlardan biri senden s‎ً‎nma talebinde bulunursa, Allah’‎n kelâm‎n‎ i‏itebilmesi için ona s‎ً‎nma hakk‎ tan‎. Sonra da onu güven içinde olacaً‎ yere ula‏t‎r. Bu, onlar‎n bilmeyen bir kavim olmalar‎ sebebiyledir.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Mü‏riklerden biri, senden aman dilerse aman ver ona da Allah sِzünü dinlesin, sonra da emîn olduًu yere dek yolla onu. Bunun sebebi de, onlar‎n, bilmeyen bir topluluk olmalar‎d‎r.


    Adem Uًur : Ve eًer mü‏riklerden biri senden aman dilerse, Allah'‎n kelâm‎n‎ i‏itip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacaً‎ bir yere ula‏t‎r. ف‏te bu (müsamaha), onlar‎n, bilmeyen bir kavim olmalar‎ndan dolay‎d‎r.


    Ahmed Hulusi : Eًer mü‏riklerden biri senden pes edip, koruman alt‎na girmek isterse, onu koruman alt‎na al ki (sana yak‎nla‏arak) Allâh kelâm‎n‎ i‏itsin; sonra onu güvende olacaً‎ yere ula‏t‎r. . . Bِyle (yapmal‎s‎n), çünkü onlar (Hakikati) bilmeyen bir toplumdur.


    Ahmet Tekin : Eًer ilâhl‎ً‎nda, otoritesinde, mülkünde, tasarruflar‎nda, Allah’a ortak ko‏an mü‏riklerden biri güvence ve himaye isterse onu koru kolla ki, Allah’‎n kelâm‎n‎ dinlemeye, anlamaya f‎rsat‎ olsun.
    Sonra onu, kendisini güvenlik içinde hissedeceًi yere kadar saً salim ula‏t‎r. Bِyle muamele, Allah’‎n dini فslâm ile ilgili, hay‎r ve ‏er ile ilgili bilgi sahibi olmayan kavimlerin, فslâmî otoriteyi tan‎ma vesilesidir.


    Ahmet Varol : Eًer mü‏riklerden biri senden eman dilerse ona eman ver ki Allah'‎n sِzünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacaً‎ yere ula‏t‎r. Bِyle yap, çünkü onlar bilmeyen bir topluluktur.


    Ali Bulaç : Eًer mü‏riklerden biri, senden 'eman isterse', ona eman ver; ِyle ki Allah'‎n sِzünü dinlemi‏ olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacaً‎ yere ula‏t‎r.' Bu, onlar‎n elbette bilmeyen bir topluluk olmalar‎ nedeniyledir.


    Ali Fikri Yavuz : Eًer (taarruza uًrayan) mü‏riklerden biri aman dilerse, ona aman ver, tâ ki Allah’‎n kelâm‎n‎ dinlesin. Sonra onu, emin olduًu yere kadar, (فslâm‎ kabul etmemi‏se), selâmete ula‏t‎r. اünkü bunlar, gerçeًi bilmez bir kavimdirler.


    Bekir Sadak : Puta tapanlardan biri sana siginirsa, onu guvene al; taki Allah'in sozunu dinlesin. Sonra onu guven icinde olacagi yere ulastir. Cunku onlar bilgisiz bir topluluktur. *


    Celal Y‎ld‎r‎m : Mü‏riklerden biri aman dileyerek sana gelirse, ona aman ver ki Allah'‎n sِzünü dinleyebilsin. Sonra da onu güven duyacaً‎ yere kadar ula‏t‎r. اünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Puta tapanlardan biri sana s‎ً‎n‎rsa, onu güvene al; ta ki Allah'‎n sِzünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacaً‎ yere ula‏t‎r. اünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.


    Diyanet Vakfi : Ve eًer mü‏riklerden biri senden aman dilerse, Allah'‎n kelâm‎n‎ i‏itip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacaً‎ bir yere ula‏t‎r. ف‏te bu (müsamaha), onlar‎n, bilmeyen bir kavim olmalar‎ndan dolay‎d‎r.


    Edip Yüksel : Putperestlerden biri sizden geçi‏ emniyeti dilerse ona koruma saًla ki ALLAH'‎n sِzünü i‏itsin; sonra onu kendisinin güvenlik bِlgesine ula‏t‎r. اünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Ve eًer mü‏riklerden biri aman ile yak‎n‎na gelmek isterse ona aman ver, taki Allah‎n kelâm‎n‎ dinlesin, sonra da onun me'menine kadar gِnder, çünkü bunlar hakikat‎ bilmez bir kavimdirler


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Ve eًer mü‏riklerden biri senden aman dileyerek yak‎n‎na gelmek isterse, Allah'‎n kelam‎n‎ dinleyebilmesi için ona aman ver, sonra onu güven duyacaً‎ yere kadar gِnder; çünkü onlar gerçeًi bilmez bir toplulukturlar.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Eًer mü‏riklerden biri aman dilerse, ona aman ver. Ta ki, Allah'‎n kelâm‎n‎ dinlesin. Sonra onu güvenlik içinde olduًu yere kadar gِnder. اünkü bunlar gerçekten de bilgisiz bir kavimdirler.


    Fizilal-il Kuran : Eًer puta tapanlardan biri senden can güvenliًi isterse kendisine can güvenliًi saًla ki, Allah'‎n sِzünü, Kur'ân'‎ i‏itebilsin, sonra da onu güven içinde olacaً‎ bir yere ula‏t‎r. اünkü onlar gerçekleri bilmeyen bir güruhtur.


    Gültekin Onan : Eًer mü‏riklerden biri senden 'eman isterse', ona eman ver; ِyle ki Tanr‎'n‎n sِzünü dinlemi‏ olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacaً‎' (me'meneh) yere ula‏t‎r. Bu, onlar‎n elbette bilmeyen bir kavim olmalar‎ nedeniyledir.


    Hasan Basri اantay : Eًer (kendilerine tearruz edilmesi emrolunan) mü‏riklerden biri senden aman dilerse ona aman ver. Tâki Allah‎n kelâm‎n‎ dinlesin. Sonra onu emîn olduًu yere kadar (selâmetle) ula‏d‎r. اünkü onlar (hak‎ykat‎) bilmeyen bir kavmdir.


    Hayrat Ne‏riyat : Eًer mü‏riklerden biri senden emân dilerse, art‎k ona emân ver; tâ ki Allah’‎n kelâm‎n‎ i‏itsin; sonra da onu emîn olacaً‎ yere ula‏t‎r! Bu (emân), elbette onlar‎n(hakikati) bilmeyen bir kavim olmalar‎ndand‎r.


    فbni Kesir : Eًer mü‏riklerden birisi senden aman dilerse; ona aman ver. Ta ki Allah'‎n kelam‎n‎ dinlesin. Sonra onu emin olacaً‎ yere kadar ula‏t‎r. Bu; onlar‎n bilmez bir kavim olmalar‎ sebebiyledir.


    Muhammed Esed : Ve Allahtan ba‏kalar‎na tanr‎l‎k yak‎‏t‎ranlardan biri senin korumana ba‏vurursa, onu koruma alt‎na al, olur ki (senden) Allah‎n sِzünü i‏itip anla(yabili)r; ve sonra onu, kendini güvenlik içinde hissedebileceًi bir yere ula‏t‎r; bu (davran‎‏‎n), onlar‎n (belki de yaln‎zca) (hakk‎) bilmedikleri için (günah i‏leyen) kimselerden olmalar‎ ihtimalinden dolay‎d‎r.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Ve eًer mü‏riklerden bir kimse senden aman dilerse art‎k ona aman ver. Tâ ki, Allah Teâlâ'n‎n kelâm‎n‎ dinlesin. Sonra onu emin bulunduًu mahalle ula‏t‎r. اünkü onlar ‏üphe yok ki, bilmez bir kavimdir.


    ضmer ضngüt : Eًer mü‏riklerden biri senden eman dilerse ona eman ver. Tâ ki Allah'‎n kelâm‎n‎ dinlesin. Sonra onu güven içinde bulunacaً‎ yere kadar ula‏t‎r. اünkü onlar gerçekten de bilgisiz bir kavimdirler.


    قaban Piri‏ : Eًer mü‏riklerden birisi sana s‎ً‎n‎rsa, onu güvene al, ta ki Allah’‎n sِzünü i‏itsin. Sonra onu güven içinde olacaً‎ bir yere ula‏t‎r. اünkü onlar bilmeyen bir toplumdur.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Eًer mü‏riklerden biri senden s‎ً‎nma hakk‎ isteyip yan‎na gelmek isterse, sen ona güvence ver, ta ki Allah’‎n kelam‎n‎ dinlesin, dü‏ünsün. Sonra ‏ayet Müslümanl‎ً‎ benimsemezse onu, kendisini güvenlikte hissedeceًi yere (vatan‎na) ula‏t‎r. ضyle! (Bu s‎ً‎nma ve gِnderme i‏lemini yapmal‎), zira onlar فslâm’‎n gerçek mahiyetini bilmeyen bir topluluktur.


    Süleyman Ate‏ : Ve eًer ortak ko‏anlardan biri güvence dileyip yan‎na gelmek isterse, onu yan‎na al ki, Allâh'‎n sِzünü i‏itsin; sonra onu güven içinde bulunacaً‎ yere ula‏t‎r. Bِyle (yap), çünkü onlar, bilmez bir topluluktur.


    Tefhim-ul Kuran : Eًer mü‏riklerden biri, senden 'aman isterse', ona aman ver; ِyle ki Allah'‎n sِzünü dinlemi‏ olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacaً‎ yere ula‏t‎r'. Bu, onlar‎n elbette bilmeyen bir topluluk olmalar‎ nedeniyledir.


    ـmit قim‏ek : Mü‏riklerden biri senden s‎ً‎nma hakk‎ isteyecek olursa, ona bu hakk‎ ver, tâ ki Allah'‎n kelâm‎n‎ dinlesin. Sonra da onu güvende olacaً‎ yere ula‏t‎r. اünkü onlar bir bilgisizler güruhudur.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Eًer mü‏riklerden biri senden güvence dilerse/senin yan‎na gelmek, sana kom‏u olmak isterse, ona güvence verip yak‎nla‏ma isteًini kabul et ki, Allah'‎n kelam‎n‎ dinleyebilsin. Sonra da onu, güvenli gِrdüًü yere kadar gِtür. Bِyle yapman‎n gerekçesi ‏udur: Bunlar bilmeyen bir topluluktur.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  7. كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ اللّهِ وَعِندَ رَسُولِهِ إِلاَّ الَّذِينَ عَاهَدتُّمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُواْ لَكُمْ فَاسْتَقِيمُواْ لَهُمْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Keyfe yekûnu lil muşrikîne ahdun indallâhi ve inde resûlihî illâllezîne âhedtum indel mescidil harâm(harâmi), fe mâstekâmû lekum festekîmû lehum, innallâhe yuhıbbul muttekîn(muttekîne).



    1. keyfe : nasıl

    2. yekûnu : olur

    3. li el muşrikîne : müşrikler için

    4. ahdun : ahd

    5. inde allâhi : Allah'ın yanında

    6. ve inde resûli-hi : ve onun resûlünün yanında

    7. illâllezîne (illâ ellezîne) : o kimseler hariç, müstesna

    8. âhedtum : ahdleştiğiniz, ahd aldığınız

    9. inde el mescidi el harâmi : Mescid-i Haram yanında

    10. fe mâstekâmû (fe mâ estekâmû) : artık o şeyi (verdikleri ahdlerini) ikâme ederler (ahdlerini tutarlar)

    11. lekum : size, sizin için

    12. festekîmû (fe ıstekîmû) : o taktirde siz de ikâme edin (ahdinizi yerine getirin)

    13. lehum : onlara, onlar için

    14. inne allâhe : muhakkak ki Allah

    15. yuhıbbu : sever

    16. el muttekîne : takva sahiplerini





    İmam İskender Ali Mihr : Allah'ın ve O'nun resûlünün yanında müşriklerin nasıl bir ahdi olur? Mescid-i Haram yanında ahd aldığınız kimseler müstesna. Artık sizin için ikâme ettikleri şeyde (ahdlerini tutarlarsa) siz de onlar için ikâme edin (ahdinizi yerine getirin). Muhakkak ki Allah; takva sahiplerini sever.


    Diyanet İşleri : Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Müşriklerin, Allah ve Peygamberi katında nasıl bir ahitleri olabilir ki? Ancak Mescid-i Harâm yanında ahitleştikleriniz müstesna. Onlar, size karşı doğru hareket ederlerse siz de onlara karşı doğru hareket edin. Şüphe yok ki Allah, çekinenleri sever.


    Adem Uğur : Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah ve Resûlü yanında nasıl (muteber) bir ahdi olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah (ahdi bozmaktan) sakınanları sever.


    Ahmed Hulusi : Müşriklerin, Allâh ve Rasûlünün indînde bir anlaşmaları nasıl olabilir? Mescid-i Haram indînde sözleştikleriniz müstesna. . . Onlar size sözlerine bağlı olarak davrandıkça, siz de onlara dosdoğru davranın. . . Muhakkak ki Allâh, hükmüne boyun eğerek azabından korunanları sever.


    Ahmet Tekin : Ahitlerini, antlaşmalarını bozup duran, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan müşriklerin, Allah indinde ve Rasûlünün yanında nasıl saldırmazlık ve himâye antlaşmaları olabilir?
    Ancak Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız, size karşı dürüst davranıp, antlaşmalarına riayet ettikçe, siz de onlara dürüst davranarak, antlaşmalara riâyet edin.
    Allah kendisine sığınıp emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri sever.


    Ahmet Varol : Kendileriyle Mescidi Haram'ın yanında antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah katında ve Peygamber'i yanında nasıl antlaşmaları olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkça siz de onlara karşı dürüst davranın [1]. Allah sakınanları sever.


    Ali Bulaç : Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah katında ve Resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever.


    Ali Fikri Yavuz : O müşriklerin Allah katında ve Rasûlüllah yanında nasıl bir sözleşmesi olabilir? (Onlar sözleşmeyi bozarlar.) Ancak Mescîd-i Harâmda muahede yaptığınız kimseler (Damîre ve Kinâne kabileleri) vardır ki, onlar müstesnâdır. Bunlar size karşı doğru durdukça (ahidlerini bozmadıkça) siz de onlara doğru harekette bulunun. Allah, şüphesiz ki hiyânetten sakınanları sever.


    Bekir Sadak : Mescidi Haram'in yaninda andlastiklarinizin disinda, puta tapanlarin Allah katinda ve peygamberi onunde nasil bir andlasmalari olabilir. Size dogru davrandikca siz de onlara dogru davranin. Allah, sozlesmelerini bozmaktan sakinanlari sever.


    Celal Yıldırım : Müşriklerin Allah yanında ve Peygamberi yanında nasıl bir sözleşme ve anlaşmaları olabilir? Ancak Mescid-i Haram yanında anlaştıklarınız müstesna ; onlar size karşı doğru davrandıkça siz de (mevcut anlaşma hükümlerine uyarak) kendilerine karşı doğru davranın. Şüphesiz ki Allah (sözleşme ve anlaşmalara bağlı kalıp hıyanet ve döneklikte bulunmaktan) sakınanları sever.


    Diyanet İşleri (eski) : Mescidi Haram'ın yanında andlaştıklarınızın dışında, puta tapanların Allah katında ve Peygamberi önünde nasıl bir andlaşmaları olabilir. Size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Allah, sözleşmelerini bozmaktan sakınanları sever.


    Diyanet Vakfi : Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah ve Resûlü yanında nasıl (muteber) bir ahdi olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah (ahdi bozmaktan) sakınanları sever.


    Edip Yüksel : Putperestlerin ALLAH ve elçisi yanında nasıl bir anlaşması olabilir ki? Kutsal Mescid'de sizinle anlaşma yapmış olanlar hariç. Onlar sizin haklarınızı gözettikleri sürece siz de onların haklarını gözetin. ALLAH erdemlileri sever.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O müşriklerin Allah yanında, Resulü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak mescidi haram yanında muahede yaptıklarınız var ki bunlar size doğru durdukça siz de onlara doğru bulunun, Allah, hıyanetten sakınanları elbette sever


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Müşriklerin, Allah katında peygamber yanında bir antlaşması nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram'ın yanında antlaşma yaptıklarınız başka. Onlar size dürüstçe davrandıkça siz de onlara dürüst davranın. Şüphe yok ki, Allah hiyanetten sakınanları elbette sever.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O müşriklerin Allah katında ve Resulü katında herhangi bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid- i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız var ki, bunlar size karşı doğru durdukça siz de onlara doğru olun. Allah (hainlikten) sakınanları elbette sever.


    Fizilal-il Kuran : Mescid i Haram'ın, Kabe'nin yanında antlaşma yaptıklarınız dışındaki müşriklere karşı Allah'ın ve Peygamber'in nasıl taahhüdü olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkça siz de onlara karşı dürüst davranınız. Hiç şüphesiz Allah kötülükten sakınanları sever.


    Gültekin Onan : Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında müşriklerin Tanrı katında ve Resülünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Tanrı muttaki olanları sever.


    Hasan Basri Çantay : O müşriklerin Allah yanında, resulü yanında nasıl bir ahdi olabilir? Mescid-i haraamın yanında muaahede etdikleriniz müstesnadır. O halde bunlar size karşı (ahidlerine sadâkat hususunda) doğrulukla haraket ederlerse siz de kendilerine öylece doğrulukla muamele edin. Şübhesiz ki Allah (ahde vefâsızlıkdan) sakınanları sever.


    Hayrat Neşriyat : Müşrikler için, Allah katında ve Resûlü yanında (sözlerinde durmadıkları hâlde)nasıl bir andlaşma olabilir? Ancak (Hudeybiye günü) Mescid-i Harâm’ın yanında kendileriyle andlaşma yaptıklarınız müstesnâ. Artık (onlar) size dürüst davranırlarsa, o hâlde (siz de) onlara böyle doğrulukla muâmele edin! Şübhesiz ki Allah, takvâ sâhiblerini sever.


    İbni Kesir : Mescid-i Haram'ın yanında muahede yaptıklarınız müstesna, müşriklerin Allah yanında ve Rasulünün yanında nasıl bir ahdi olabilir ki? Onlar, size doğru davrandıkça siz de onlara karşı doğru davranın. Muhakkak ki Allah; müttakileri sever.


    Muhammed Esed : Sizin (ey inananlar) Mescid-i Haramın yakınında kendileriyle bir andlaşma yapmış olduğunuz kimselerin dışında, Allahtan başkalarına tanrılık yakıştıranların Allah ve Onun Elçisiyle bir andlaşma sağlamaları nasıl mümkün olabilir ki? (Sizin andlaşma yaptıklarınıza gelince,) onlar size karşı dürüst kaldıkları sürece siz de onlara karşı dürüst olun: çünkü, (unutmayın), Allah, yalnızca, kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıyanları sever.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Allah Teâlâ'nın katında ve peygamberinin katında o müşrikler için nasıl bir ahd olabilir! Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle muâhede yapmış olduklarınız müstesna. İmdi onlar size karşı istikamet gösterdikçe siz de onlar için istikamette bulunun. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ muttakîleri sever.


    Ömer Öngüt : O müşriklerin Allah katında ve Resul'ü katında nasıl bir andlaşmaları olabilir? Ancak Mescid-i haram'da andlaştıklarınız hariç. Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Şüphesiz ki Allah muttakileri sever.


    Şaban Piriş : Mescid-i Haram’ın yanında antlaştıklarınızın dışında, müşriklerin nasıl Allah katında ve resulü yanında bir antlaşmaları olabilir. (Bununla beraber) size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Allah sakınanları sever.


    Suat Yıldırım : O müşriklerin Allah yanında, Resulü yanında nasıl olup da bir ahitleri olabilir ki! (olamaz, zira onlar daima hainlik edip verdikleri sözden dönerler). Mescid-i Haram’ın yanında antlaşma yaptıklarınız bundan müstesna olup, onlar size karşı dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranın. Allah, Kendisine karşı gelmekten, özellikle ahdi bozmaktan sakınanları sever.


    Süleyman Ateş : Ortak koşanların, Allâh'ın yanında ve Elçisinin yanında nasıl andlaşması olabilir? Ancak Mescid-i harâm'da andlaştıklarınız hariç. Onlar size dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranın, çünkü Allâh, korunanları sever.


    Tefhim-ul Kuran : Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah katında ve Resulünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever.


    Ümit Şimşek : O müşriklerin Allah ve Resulü katında nasıl bir ahdi olabilir ki? Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız ise müstesnadır. Onlar size dürüst davrandıkları müddetçe siz de onların hakkına riayet edin. Muhakkak ki Allah kötülükten sakınanları sever.


    Yaşar Nuri Öztürk : Müşriklerin Allah katında, onun resulü katında ahitleri nasıl olabilir! Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız müstesna. Bu şekilde antlaşması olanlara, onlar size doğru dürüst davrandıkça, siz de doğru dürüst davranın. Allah, sakınanları sever.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  8. كَيْفَ وَإِن يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لاَ يَرْقُبُواْ فِيكُمْ إِلاًّ وَلاَ ذِمَّةً يُرْضُونَكُم بِأَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبَى قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Keyfe ve in yazherû aleykum lâ yerkubû fîkum illen ve lâ zimmet (zimmeten), yurdûnekum bi efvâhihim ve te'bâ kulûbuhum, ve ekseruhum fâsikûn(fâsikûne).



    1. keyfe : nasıl

    2. ve in : ve eğer

    3. yazherû : kuvvetlenirler, arka çıkarlar

    4. aleykum : size karşı

    5. lâ yerkubû : gözetmezler

    6. fî-kum : sizin hakkınızda

    7. illen : yakınlık, akrabalık

    8. ve lâ : ve yoktur, değildir, olmaz

    9. zimmeten : bir zimmet, ahdden doğan bir hak

    10. yurdûne-kum : sizi razı ederler

    11. bi efvâhi-him : ağızları ile, sözleriyle

    12. ve te'bâ : ve direnir

    13. kulûbu-hum : onların kalpleri

    14. ve ekseru-hum : ve onların çoğu

    15. fâsikûne : fasıklar






    İmam İskender Ali Mihr : Nasıl (ahdleri) olabilir ki? Eğer size karşı kuvvetlenirlerse (birbirlerine arka çıkarlarsa) sizin hakkınızda bir yakınlık (akrabalık) ve bir zimmet (ahdlerinizden dolayı sahip olduğunuz hakları) gözetmezler ve onların kalpleri direndiği halde sizi ağızlarıyla (sözleriyle) razı ederler ve onların çoğu fasıklardır.


    Diyanet İşleri : Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Nitekim onlar size üst olsaydı hakkınızda ne bir yakınlık gösterirlerdi, ne bir ahde riâyet ederlerdi. Onlar, sizi ancak ağızlarıyla hoşnut ederler, yüreklerindeyse düşmanlık ve gadir var ve onların çoğu, buyruktan çıkmış kişilerdir.


    Adem Uğur : Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.


    Ahmed Hulusi : (Onlarla antlaşma mı) nasıl? Eğer, size üstünlük sağlasalardı sizin hakkınızda ne yemin gözetirlerdi ne de zimmet (sözleşme sorumluluğu)! Lafla sizi razı ederler, ama kalpleri kaçınır! Onların çoğunluğu bozuk inançlıdır!


    Ahmet Tekin : Onlarla antlaşmalar nasıl devam edebilir? Eğer onlar size bir üstünlük sağlarlar, ellerine fırsat geçerse, ne yemin, ne akrabalık hatırı dinlerler, ne de antlaşma gözetirler. Yarım ağızla sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Kalpleri, akılları o kadarına da razı olmaz. Onların çoğu doğru ve mantıklı düşünmeyi terketmiş fâsıktır, âsi ve bozguncudur.


    Ahmet Varol : Nasıl olur ki, eğer onlar size üstün gelecek olsalardı ne bir yakınlık bağı ne de bir antlaşma gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar ama kalpleri istemiyor. Onların çoğu yoldan çıkmıştır.


    Ali Bulaç : Nasıl olabilir ki!.. Eğer size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. Sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, kalbleri ise karşı koyar. Onların çoğu fasık kimselerdir.


    Ali Fikri Yavuz : Müşriklerle nasıl sözleşme olabilir ki, size galib gelseler hakkınızda ne bir yemîn, ne de bir sözleşme gözetmezler. Ağızları ile sizi râzı etmeğe çalışırlar, fakat kalbleri geri çekilir. Onların çoğu küfürde ısrar eden fasıklardır.


    Bekir Sadak : Nasil olabilir ki, size ustun gelselerdi ne bir yakinlik, ne de bir ahd gozetirlerdi. Kalpleriyle istemezlerken sizi agizlariyla hosnut etmeye ugrasirlar; coklari fasiktirlar.


    Celal Yıldırım : Nasıl anlaşmaları olabilir ki. eğer onlar size karşı üstünlük sağlamış olsalar, hakkınızda ne bir hak ve yakınlık, ne de sözleşme vecîbelerini gözetirler. Sizi ağızlarıyla hoş tutmaya çalışırlar, kalbleri ise (nefret duyup) kaçınır. Çoğu(ilâhî sınırları hiçe sayan) fâşıklardır.


    Diyanet İşleri (eski) : Nasıl olabilir ki, size üstün gelselerdi ne bir yakınlık, ne de bir ahd gözetirlerdi. Kalpleriyle istemezlerken sizi ağızlarıyla hoşnut etmeye uğraşırlar; çokları fasıktırlar.


    Diyanet Vakfi : Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.


    Edip Yüksel : Nasıl olabilir ki? Size üstün gelselerdi ne bir akrabalık ilişkisini gözetirlerdi, ne de bir anlaşmayı... Ağızlarıyla sizi pasifleştirecek hoş sözler söylerler, fakat kalpleri tersini ister. Çokları yoldan çıkmıştır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Evet, nasıl olabilir ki: size bir zafer bulsalar hakkınızda ne bir zimmet gözetirler ne de bir yemin, ağızlariyle sizi hoşnud etmeğe çalışırlar, kalbleri ise iba eder durur, zaten ekserisi insanlıktan çıkmış fasıklar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Nasıl olabilir ki, böyle bir antlaşma; eğer size karşı bir zafer kazansalar ne hakkınızı gözetirler, ne de antlaşmaya riayet ederler ve ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışırlar, kalpleri ise direnir durur. Zaten çoğu insanlıktan çıkmış günahkarlardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlarla nasıl sözleşme olabilir ki, sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçse, hakkınızda ne bir antlaşma gözetirler, ne de bir yemin. Dil ucuyla sizi hoşnud etmeye çalışırlar, fakat kalbleri o kadarına da razı olmaz. Zaten onların çoğu fasıktırlar.


    Fizilal-il Kuran : Allah'ın ve Peygamber'in onlara karşı nasıl taahhüdü olabilir ki, eğer size karşı üstün gelseler ne and ve ne de yükümlülük gözetirler. Dilleri ile sizi hoşnut etmeye çalışırlar, ama kalbleri sözleri ile çelişiktir. Onların çoğunun karakteri bozuktur.


    Gültekin Onan : Nasıl olabilir ki!.. Eğer size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını' ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. Sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, kalpleri ise karşı koyar. Onların çoğu fasıktır.


    Hasan Basri Çantay : (Onların) nasıl (ahdi olabilir) ki eğer size galebe ederlerse hakkınızda ne bir yemîn, ne de bir vecîbe gözetib tanımazlar. Sizi ağızlariyle (gûyâ) hoşnud ederler, (fakat) kalbleri dayatır. Onların çoğu faasık (adam) lardır.


    Hayrat Neşriyat : Nasıl (bir andlaşmaları olabilir ki)? Eğer (onlar) size galib gelselerdi, hakkınızda ne bir yemin, ne de bir ahd (söz) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnûd ederler, fakat kalbleri(buna) yanaşmaz! Onların çoğu (sözlerinde durmayan) fâsık kimselerdir.


    İbni Kesir : Nasıl olabilir ki, şayet size üstün gelselerdi; hakkınızda ne yemin, ne de bir vecibe gözetirlerdi. Sizi ağızlarıyla hoşnud etmeye çalışırlar, ama kalbleri dayatır. Ve onların çoğu fasıklardır.


    Muhammed Esed : (Başka) nasıl (olabilirdi ki?) Eğer (düşmanlarınız) size üstün gelselerdi (size karşı) ne bir sorumluluk ne de bir koruma yükümlülüğü taşıyacaklardı. Onlar size dilleriyle yaranmaya çalışıyorlar, ama kalpleriyle kötülüğünüzü istiyorlar; zaten onların çoğu fasık kimselerdir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Nasıl olabilir! Ve eğer size bir galip gelecek olsalar sizin hakkınızda ne bir yemine ve ne de bir ahde riayette bulunmazlar. Onlar sizi ağızlarıyla hoşnut ederler. Kalpleri ise çekinir ve onların çoğu fâsık kimselerdir.


    Ömer Öngüt : Onların nasıl andlaşmaları olabilir? Onlar size galip gelselerdi (sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçseydi), hakkınızda ne yemin ne de andlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla (dil ucuyla) sizi hoşnud etmeye çalışırlar, halbuki kalpleri istemez. Onların çokları yoldan çıkmış fâsıktırlar.


    Şaban Piriş : Nasıl antlaşmaları olabilir ki, galip gelselerdi size karşı ne yakınlık, ne de antlaşmaya sadakat gösterirlerdi. Kalpleriyle istememelerine rağmen dilleriyle sizi hoşnut etmek istiyorlar. Onların çoğu fasıktır.


    Suat Yıldırım : Evet, onların nasıl ahitleri olabilir ki, eğer size galip gelecek olurlarsa sizin hakkınızda ne ahit, ne yemin, ne hukuk, hiç bir şey gözetmezler. Ağızlarıyla güya sizin gönlünüzü alırlar, kalpleri ise nefret duyup kaçınır. Çünkü onların ekserisi Allah’ın yolundan çıkmış fâsıklardır.


    Süleyman Ateş : Evet (Allâh ve Elçisi yanında onların) nasıl (ahdi olabilir)? Eğer onlar size gâlib gelselerdi, sizin hakkınızda ne and ne de andlaşma gözetmezlerdi. Ağızlarıyla sizi râzı ederler, fakat kalbleri (sizi) istemez. Çokları da yoldan çıkmışlardır.


    Tefhim-ul Kuran : Nasıl olabilir ki!... Eğer size karşı galip gelirlerse, size karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. Sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, kalbleri ise karşı koyar. Onların çoğu fıska sapanlardır.


    Ümit Şimşek : O müşriklerle nasıl bir ahit olabilir ki, onlar size üstün geldiklerinde size karşı ne bir yemin gözetirler, ne bir taahhüt. Ağızlarıyla sizi hoşnut ederler; kalpleri ise bunun tersini söyler. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onların ahdine nasıl güvenilebilir! Eğer üzerinizde egemenlik kurarlarsa, sizinle ilgili ne bir antlaşmaya saygı duyarlar ne de bir yemine. Ağızlarıyla size hoşnutluk sunarlar, fakat kalpleri inat eder durur. Ve onların çoğu gerçeğe uzak düşmüş sapıklardır.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  9. اشْتَرَوْاْ بِآيَاتِ اللّهِ ثَمَنًا قَلِيلاً فَصَدُّواْ عَن سَبِيلِهِ إِنَّهُمْ سَاء مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    İ؛terev bi âyâtillâhi semenen kalîlen fe saddû an sebîlihî, innehum sâe mâ kânû
    ya'melûn(ya'melûne).




    1. i؛terev : sattılar

    2. bi âyâti allâhi : Allah'ın âyetlerini

    3. semenen : bedel

    4. kalîlen : az

    5. fe saddû : bِylece mani oldular, al‎koydular, men ettiler

    6. an sebîli-hi : onun yolundan

    7. inne-hum : muhakkak onlar

    8. sâe : kِtü, fena

    9. mâ : ‏ey

    10. kânû : oldular

    11. ya'melûne : yap‎yorlar






    فmam فskender Ali Mihr : Allah'‎n âyetlerini az bir bedele satt‎lar. Bِylece O'nun (Allah'‎n) yolundan (insanlar‎) men ettiler (S‎rat‎ Mustakîm'e insanlar‎n ula‏mas‎na mani oldular). Muhakkak ki; onlar‎n yapm‎‏ olduklar‎ kِtü (fena) bir ‏ey (muhakkak ki; onlar, kِtü bir ‏ey yapm‎‏ oldular).


    Diyanet ف‏leri : Allah’‎n âyetlerini az bir kar‏‎l‎ًa deًi‏tiler de insanlar‎ O’nun yolundan al‎koydular. Bunlar‎n yapmakta olduklar‎ ‏eyler gerçekten ne kِtüdür!


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Allah'‎n âyetlerini satarlar da kar‏‎l‎k olarak pek az ve âdî bir ‏ey elde ederler ve halk‎ Allah yolundan menederler. Gerçekten de yapt‎klar‎ ‏ey, ne de kِtü ‏eydir.


    Adem Uًur : Allah'‎n âyetlerine kar‏‎l‎k az bir deًeri (dünya mal‎n‎ ve nefsânî istekleri) sat‎n ald‎lar da (insanlar‎) O'nun yolundan al‎koydular. Gerçekten onlar‎n yapmakta olduklar‎ ‏eyler ne kِtüdür!


    Ahmed Hulusi : (Onlar) Allâh i‏aretlerini az bir deًer (dünyal‎k zevkler) kar‏‎l‎ً‎nda satt‎lar da O'nun yolundan engellediler. Yapmakta olduklar‎ gerçekten ne kِtüdür!


    Ahmet Tekin : Onlar, Allah’‎n âyetlerini, servet, makam, mevki gibi geçici dünya menfaatlerine birkaç pula deًi‏tiler. فnsanlar‎ Allah yolundan, فslâm’a girmekten al‎koydular. فslâmî hayat‎ ya‏amalar‎na, فslâmî faaliyet gِstermelerine engel oldular. ف‏lemeye devam ettikleri ameller ne kِtüdür.


    Ahmet Varol : Allah'‎n ayetlerini az bir deًere satt‎lar ve O'nun yolundan al‎koydular. Onlar‎n yapt‎klar‎ gerçekten ne kadar kِtüdür!


    Ali Bulaç : Allah'‎n ayetlerine kar‏‎l‎k az bir deًeri sat‎n ald‎lar, bِylece O'nun yolunu engellediler. Onlar‎n yapt‎klar‎ gerçekten ne kِtüdür.


    Ali Fikri Yavuz : Onlar, Allah’‎n âyetlerini (Kur’an’‎) az bir bahaya (nefis arzusuna kar‏‎l‎k) satt‎lar da, insanlar‎ Allah yolundan çevirdiler. Gerçekten, onlar‎n yapt‎klar‎ ‏eyler ne kِtüdür!...


    Bekir Sadak : Allah'in ayetlerini az bir degere degisip, O'nun yolundan alikoydular. Onlarin isledikleri gercekten ne kotudur!


    Celal Y‎ld‎r‎m : Allah'‎n âyetlerine kar‏‎l‎k az bir deًeri sat‎n ald‎lar da Allah yolundan al‎koydular. Bunlar gerçekten ne kِtü ‏eyler i‏lemektedirler!


    Diyanet ف‏leri (eski) : Allah'‎n ayetlerini az bir deًere deًi‏ip, O'nun yolundan al‎koydular. Onlar‎n i‏ledikleri gerçekten ne kِtüdür!


    Diyanet Vakfi : Allah'‎n âyetlerine kar‏‎l‎k az bir deًeri (dünya mal‎n‎ ve nefsânî istekleri) sat‎n ald‎lar da (insanlar‎) O'nun yolundan al‎koydular. Gerçekten onlar‎n yapmakta olduklar‎ ‏eyler ne kِtüdür!


    Edip Yüksel : ALLAH'‎n ayetlerini az bir fiyata sat‎p onun yolundan sapt‎lar. Yapt‎klar‎ ne kadar da kِtüdür.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Allah‎n âyetlerini bir semeni kalile satt‎lar da Allah yolundan men'ettiler, hak‎kat bunlar ne fena ‏eyler yapmaktalar!


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Allah'‎n ayetlerini az bir deًer kar‏‎l‎ً‎nda satt‎lar ve Allah yolundan al‎koydular. Gerçekten bunlar, ne kِtü ‏eyler yapmaktalar!


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Allah'‎n âyetlerini az bir ç‎kara deًi‏tirdiler de Allah yolundan engellediler. Gerçekten de bunlar ne fena ‏eyler yapageldiler.


    Fizilal-il Kuran : Allah'‎n ayetlerini birkaç paraya satt‎lar ve insanlar‎ O'nun yolundan al‎koydular. Onlar‎n yapt‎klar‎ ne kadar kِtüdür!


    Gültekin Onan : Tanr‎'n‎n ayetlerine kar‏‎l‎k az bir deًeri sat‎n ald‎lar, bِylece O'nun yolunu engellediler. Onlar‎n yapt‎klar‎ gerçekten ne kِtüdür.


    Hasan Basri اantay : Onlar Allah‎n âyetleri mukaabilinde az bir bahây‎ sat‎n ald‎lar da onun yolundan (halk‎ zorla) men'etdiler. Hak‎ykat, onlar‎n yapa geldikleri ‏eyler ne kِtüdür!..


    Hayrat Ne‏riyat : Allah’‎n âyetlerini az bir bedel kar‏‎l‎ً‎nda satt‎lar da (insanlar‎) O’nun yolundan men' ettiler. Muhakkak ki onlar‎n yapmakta olduklar‎ ne kِtüdür!


    فbni Kesir : Onlar, Allah'‎n ayetlerini az bir deًere deًi‏ip O'nun yolundan al‎koydular. Gerçekten onlar‎n yapageldikleri ‏ey ne kِtüdür.


    Muhammed Esed : Basit bir kazanç uًruna Allah‎n ayetlerini gِzden ç‎kar‎yor ve bِylece Onun yolundan dِnü dِnüveriyorlar: bak‎n, ne çirkin bütün bu yapageldikleri,


    ضmer Nasuhi Bilmen : (Onlar) Allah Teâlâ'n‎n âyetlerini az bir bedel mukabilinde satt‎lar. Sonra da onun yolundan çevirdiler. قüphesiz ki onlar‎n yapar olduklar‎ ‏ey ne kadar fenad‎r.


    ضmer ضngüt : Allah'‎n âyetlerini az bir dünya menfaati kar‏‎l‎ً‎nda satt‎lar da insanlar‎ O'nun yolundan al‎koydular. Onlar‎n yapt‎klar‎ gerçekten ne kِtüdür!


    قaban Piri‏ : Allah’‎n ayetlerini az bir deًere deًi‏ip, insanlar‎ O’nun yolundan al‎koydular. Onlar‎n yapt‎klar‎ gerçekten ne kِtüdür!


    Suat Y‎ld‎r‎m : Onlar Allah’‎n âyetlerini az bir dünya menfaati kar‏‎l‎ً‎nda satt‎lar da Allah’‎n yolundan insanlar‎ al‎koydular. Gerçekten onlar ne fena i‏ yap‎yorlar!


    Süleyman Ate‏ : Allâh'‎n âyetlerini az bir paraya satt‎lar da O'nun yoluna engel oldular. Onlar‎n yapt‎klar‎, gerçekten ne kِtüdür!


    Tefhim-ul Kuran : Allah'‎n ayetlerine kar‏‎l‎k az bir deًeri sat‎n ald‎lar, bِylece O'nun yolunu engellediler. Onlar‎n yapmakta olduklar‎ gerçekten ne kِtüdür.


    ـmit قim‏ek : Onlar Allah'‎n âyetlerini az bir paraya satarak halk‎ Onun yolundan al‎koydular. Ne kِtü bir‏eydir onlar‎n yapt‎klar‎!


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Allah'‎n ayetlerini nas‎l basit bir ücret kar‏‎l‎ً‎ satt‎lar da Allah'‎n yolundan al‎koydular. Gerçekten ne fena ‏eylerdir onlar‎n yapmakta olduklar‎.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  10. لاَ يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلاًّ وَلاَ ذِمَّةً وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Lâ yerkubûne fî mu'minin illen ve lâ zimmeh(zimmeten), ve ulâike humul mu'tedûn(mu'tedûne).



    1. lâ yerkubûne : gözetmezler

    2. fî : hakkında

    3. mu'minin : bir mü'min

    4. illen : bir yakınlık, bir akrabalık veya bir ahd

    5. ve lâ : ve olmaz

    6. zimmeten : bir zimmet, ahdden doğan bir hak

    7. ve ulâike : ve işte onlar

    8. hum : onlar

    9. el mu'tedûne : hakka tecavüz edenler, haddi aşanlar





    İmam İskender Ali Mihr : Mü'minler hakkında bir yakınlık ve bir zimmet gözetmezler (mü'minlerin alacaklarını ödemezler). İşte onlar, onlar hakka tecavüz edenler (haddi aşanlar)dır.


    Diyanet İşleri : Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : İnanan birisine karşı ne bir yakınlık gözetirler, ne bir ahde riâyet ederler ve onlardır haddi aşanların ta kendileri.


    Adem Uğur : Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.


    Ahmed Hulusi : Yemin veya koruma sorumluluğu bir iman edene dönük ise, onu uygulamazlar! İşte onlar haddi aşanların ta kendileridir!


    Ahmet Tekin : Mü’minlerle ilgili ne yemin, ne akrabalık hatırı gözetirler, ne de antlaşma, taahhüt tanırlar. Onlar, işte onlar saldırganlığı alışkanlık haline getiren kimselerdir.


    Ahmet Varol : Bir mü'min hakkında herhangi bir yakınlık bağı veya antlaşma gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır.


    Ali Bulaç : Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.


    Ali Fikri Yavuz : Bir mümin hakkında ne bir yemîn gözetirler, ne de bir zimmet (sözleşme). İşte bunlar mütecâvizlerdir.


    Bekir Sadak : Onlar hicbir muminin yakinlik veya ahdini gozetmezler. Iste asiri gidenler bunlardir.


    Celal Yıldırım : Hiç bir mü'min hakkında ne bir hak ve yakınlık, ne de bir sözleşme ve anlaşma vecîbesini gözetirler ve işte bunlar haddi aşanların kendileridir.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlar hiçbir müminin yakınlık veya ahdini gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır.


    Diyanet Vakfi : Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.


    Edip Yüksel : İnanmış birisi hakkında ne bir akrabalık bağı ne de bir anlaşma gözetmezler; saldırganlar ve haddi aşanlar onlardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir mü'min hakkında ne bir yemin gözetirler ne bir zimmet, bunlar öyle mütecavizler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir mü'min hakkında ne bir ant, ne de hak gözetirler, onlar, öyle mütecavizlerdir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler, ne de bir antlaşma. Bunlar işte böyle haddi aşan kimselerdir.


    Fizilal-il Kuran : Onlar bir mümine karşı ne and ve ne de yükümlülük gözetirler. Onlar saldırganların ta kendileridirler.


    Gültekin Onan : Onlar (hiç) bir inançlıya karşı ne 'akrabalık bağlarını' ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar haddi aşmakta olanlardır.


    Hasan Basri Çantay : Onlar bir mü'min hakkında ne bir yemîn, ne de bir vecîbe gözetib tanımazlar. Onlar taşkınların ta kendileridir.


    Hayrat Neşriyat : Bir mü’min hakkında ne bir yemin, ne de bir ahd (söz) gözetirler. İşte onlar gerçekten haddi aşanlardır.


    İbni Kesir : Onlar, hiç bir mü'min hakkında bir vecibe veya yemin gözetmezler. İşte onlar, haddi aşanların kendileridir.


    Muhammed Esed : inanan kimseye karşı bu hiçbir sorumluluk, hiçbir koruma yükümlülüğü tanımayarak (işleyip durdukları): doğru yoldan çıkıp çizgiyi aşanlar işte böyleleridir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Onlar) Bir mü'min hakkında ne bir yemin ve ne de bir zimmet gözetmezler. Ve işte haddi tecavüz etmiş olanlar, onlardır.


    Ömer Öngüt : Onlar bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler ne de bir andlaşma gözetirler. Çünkü onlar saldırganların tâ kendileridir.


    Şaban Piriş : Onlar, bir mümin hakkında akrabalık da antlaşma da gözetmezler. İşte onlar taşkınlık edenlerdir.


    Suat Yıldırım : Müminler hakkında ne ahit, ne yemin, ne hukuk, hiçbir şey gözetmezler. Bunlar öyle saldırgan kimselerdir!


    Süleyman Ateş : Bir mü'mine karşı ne and, ne de andlaşma gözetmezler. İşte saldırganlar onlardır.


    Tefhim-ul Kuran : Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.


    Ümit Şimşek : Onlar bir mü'min hakkında ne yemin gözetirler, ne bir taahhüt. Onlar böylesine haddi aşmış kimselerdir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bir mümin hakkında onlar ne bir yemine saygı gösterirler ne de bir antlaşma şartına. Onlar düşmanlık dolu, azmış kişilerin ta kendileridir.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  11. فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَنُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Fe in tâbû ve ekâmus salâte ve âtuz zekâte fe ıhvânukum fîd dîn (dîni), ve nufassılul âyâti li kavmin ya'lemûn(ya'lemûne).



    1. fe : artık, bundan sonra

    2. in : eğer

    3. tâbû : tövbe ettiler

    4. ve ekâmus salâte : ve namazı ikâme ettiler

    5. ve âtuz zekâte : ve zekâtı verdiler

    6. fe ıhvânu-kum : artık sizin kardeşlerinizdir

    7. fî ed dîni : dînde

    8. ve nufassılu el âyâti : ve âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz

    9. li kavmin : bir kavim için

    10. ya'lemûne : bilirler





    İmam İskender Ali Mihr : Bundan sonra eğer onlar, (resûlün önünde Allah'a ulaşmayı dileyerek) tövbe ederlerse ve namazı ikâme ederlerse (kılarlarsa) ve zekâtı verirlerse artık (onlar), sizin dînde kardeşlerinizdir. Ve bilen bir kavim (topluluk) için âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz.


    Diyanet İşleri : Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Fakat tövbe ederler, namaz kılarlar ve zekât verirlerse onlar da din kardeşlerinizdir ve biz, bilen topluluğa âyetlerimizi açıklar, bildiririz.


    Adem Uğur : Fakat tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.


    Ahmed Hulusi : Eğer tövbe eder, salâtı ikame eder ve zekâtı verirlerse, artık Din'de kardeşlerinizdir. . . Bilen bir kavim için işaretleri detaylandırıyoruz.


    Ahmet Tekin : Eğer tevbe ederler, isyandan vazgeçerler, Allah’a itaate yönelirler, namazı âdâbına riâyet ederek, aksatmadan âşikâre kılarlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verirlerse, onlar, o zaman dinde kardeşlerinizdir, sizinle eşit haklara sahiptirler. İlimde ilerlemeye devam eden kavimlere, bilgi toplumlarına şeriatın hedefini belirtmek ve hayata geçirmek için âyetleri ayrıntılarıyla açıklıyoruz.


    Ahmet Varol : Eğer tevbe eder, namazı kılar ve zekatı verirlerse dinde sizin kardeşlerinizdirler. Bilen bir topluluk için ayetleri etraflıca açıklıyoruz.


    Ali Bulaç : Eğer onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.


    Ali Fikri Yavuz : Artık tevbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse, dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, anlıyacak bir kavme açıklarız.


    Bekir Sadak : Eger tevbe eder, namaz kilar ve zekat verirlerse, sizin din kardesiniz olurlar. Bilen kimseler icin ayetleri uzun uzadiya acikliyoruz.


    Celal Yıldırım : Eğer (küfür ve inatdan, azgınlık ve fitneden) vazgeçip tevbe eder, namazı kılar, zekâtı verirlerse, artık dinde kardeşlerinizdir ve biz bilen bir millete âyetlerimizi (böylece) bir bir açıklıyoruz.


    Diyanet İşleri (eski) : Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, sizin din kardeşiniz olurlar. Bilen kimseler için ayetleri uzun uzadıya açıklıyoruz.


    Diyanet Vakfi : Fakat tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.


    Edip Yüksel : Tevbe ederlerse, namaz kılar ve zekat verirlerse din kardeşleriniz olurlar. Bilenlere ayetleri böyle açıklarız.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bundan böyle eğer tevbe ederler, nemazı kılarlar, zekâtı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar, bilecek bir kavim için biz âyetlerimizi daha tafsıl ederiz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Eğer tevbe edip namazı kılar, zekatı verirlerse din kardeşiniz olurlar. Bilecek bir topluluk için Biz ayetlerimizi daha çok açıklarız.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme açıklarız.


    Fizilal-il Kuran : Eğer tevbe edip namazı kılar ve zekatı verirlerse sizin din kardeşleriniz olurlar. Biz bilgili kimselere ayetlerimizi ayrıntılı biçimde açıklarız.


    Gültekin Onan : Eğer onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.


    Hasan Basri Çantay : (Bununla beraber) eğer tevbe ve rücû ederler, namaz kılarlar, zekât verirlerse artık dînde kardeşlerinizdir onlar. Biz âyetleri bilecek bir kavm için açıklarız.


    Hayrat Neşriyat : Artık tevbe ederler, namazı hakkıyla kılarlar ve zekâtı verirlerse, o takdirde dinde kardeşlerinizdirler. (Bu hakikatlerin kıymetini) bilecek bir kavim için âyetleri açıklıyoruz.


    İbni Kesir : Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse; onlar, artık dinde kardeşlerinizdir. Biz, ayetleri bilir bir kavim için açıklıyoruz.


    Muhammed Esed : Ama yine de tevbe eder, salata katılırlar ve arınma için gerekli yükümlülükleri yerine getirirlerse onlar da artık din kardeşleriniz sayılırlar: Bakın, işte böyle açık açık ve ayrıntılı olarak dile getiriyoruz, bilmek öğrenmek isteyen bir topluluk için, ayetlerimizi!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Eğer onlar bilâhare tevbe ederlerse ve namaz kılarlar ve zekâtı da verirlerse artık sizin dinde kardeşlerinizdir. Ve Biz âyetlerimizi bilenler olan bir kavim için mufassalan beyan ederiz.


    Ömer Öngüt : Bununla beraber kâfirlikten vazgeçip tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.


    Şaban Piriş : Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, sizin din kardeşiniz olurlar. Bilen kimseler için ayetleri iyice açıklıyoruz.


    Suat Yıldırım : Bununla beraber kâfirlikten vazgeçip tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse artık sizin din kardeşleriniz olurlar. Bilip anlayacak kimseler için Biz âyetlerimizi iyice açıklarız.


    Süleyman Ateş : Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdirler. Biz, bilen bir kavme âyetleri böyle uzun uzun açıklıyoruz.


    Tefhim-ul Kuran : Eğer onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.


    Ümit Şimşek : Ama tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı da verirlerse, o zaman din kardeşleriniz olurlar. Bilen bir topluluk için âyetleri Biz böyle açıklıyoruz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bununla birlikte tövbe eder, namazı kılar, zekâtı verirlerse, artık sizin, dinde kardeşlerinizdirler. Biz ayetlerimizi, bilen bir topluluk için böyle açık seçik ortaya koyarız.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  12. وَإِن نَّكَثُواْ أَيْمَانَهُم مِّن بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُواْ فِي دِينِكُمْ فَقَاتِلُواْ أَئِمَّةَ الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لاَ أَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنتَهُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve in nekesû eymânehum min ba'di ahdihim ve taanû fî dînikum fe kâtilû eimmetel kufri innehum lâ eymâne lehum leallehum yentehûn(yentehûne).



    1. ve in : ve eğer

    2. nekesû : ihlâl ettiler, bozdular

    3. eymâne-hum : yeminlerini

    4. min ba'di ahdi-him : ahdlerinden sonra

    5. ve taanû : ve ayıpladılar, yerdiler, dil uzattılar

    6. fî dîni-kum : sizin dîniniz hakkında

    7. fe kâtilû : o zaman savaşın, öldürün

    8. eimmete el kufri : küfrün liderleri, önderleri

    9. inne-hum : muhakkak onlar, çünkü onlar

    10. lâ eymâne : yeminleri yoktur

    11. lehum : onların

    12. lealle-hum : umulur ki böylece onlar

    13. yentehûne : vazgeçerler





    İmam İskender Ali Mihr : Ve ahdlerinden sonra şâyet yeminlerini bozarlarsa ve dîniniz hakkında dil uzatırlarsa o taktirde küfrün önderleri ile savaşın. Çünkü onların (muhakkak ki; onların), yeminleri yoktur. Böylece (umulur ki) vazgeçerler.


    Diyanet İşleri : Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ahitlerinden sonra gene yeminlerini bozarlar ve dininizi kınarlarsa kâfirliğe baş olanlarla savaşın, şüphe yok ki yeminini tutmayan kişilerdir onlar, belki bu sûretle yaptıklarından vazgeçerler.


    Adem Uğur : Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.


    Ahmed Hulusi : Eğer sözlerinden sonra yeminlerini bozarlar ve Dininizi karalarlar ise, o takdirde küfrün önderlerini öldürün. . . Çünkü onların yeminleri yoktur. . . Umulur ki onlar vazgeçerler.


    Ahmet Tekin : Eğer verdikleri taahhütlerinden, antlaşmalarından sonra, sözlerine, yeminlerine sahip çıkmazlarsa, dininize, şeriatınıza, medeniyetinize dil uzatırlarsa, doğacak sıkıntıları ve savaşı göze alarak küfrün liderlerini hemen öldürün. Çünkü onlar için yeminin önemi yoktur. Öldürülme korkusu onların, küfürden ve müslümanlarla savaşmaktan vazgeçmelerine sebep olabilir.


    Ahmet Varol : Antlaşma yapmalarından sonra yeminlerinden dönerler ve dininize dil uzatırlarsa küfrün önderleriyle savaşın. Çünkü onlar açısından yeminlerin bir geçerliliği yoktur. Olur ki vazgeçerler.


    Ali Bulaç : Ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip saldırırlarsa, bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar.


    Ali Fikri Yavuz : Eğer sözleşmelerinden sonra yeminlerini bozar ve dininize taarruza kalkarlarsa, küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yemînleri yoktur, olur ki vazgeçerler.


    Bekir Sadak : Eger andlasmalarindan sonra, yeminlerini bozarlar, dininize dil uzatirlarsa, inkarda onde gidenlerle savasin, cunku onlarin yeminleri sayilmaz, belki vazgecerler.


    Celal Yıldırım : Ve eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar da dininize dil uzatıp saldırırlarsa. o takdirde küfrün ileri gelen elebaşlarıyla savaşın ; çünkü onların gerçekten yeminleri yoktur. Olur ki (bu tutum ve döneklikten) vazgeçerler.


    Diyanet İşleri (eski) : Eğer andlaşmalarından sonra, yeminlerini bozarlar, dininize dil uzatırlarsa, inkarda önde gidenlerle savaşın, çünkü onların yeminleri sayılmaz, belki vazgeçerler.


    Diyanet Vakfi : Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.


    Edip Yüksel : Anlaşma yaptıktan sonra andlarını bozar ve dininize saldırırlarsa, o inkarcılığın önderleriyle savaşın; çünkü onların andı artık geçersizdir. Belki vazgeçerler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve eğer verdikleri ahidden sonra yeminlerini bozar ve dininize taarruza kalkarlarsa o küfr öncülerini hemen öldürün, çünkü onların yeminleri yoktur, ola ki vaz geçerler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve eğer antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırıya kalkarlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur, belki vazgeçerler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Ola ki, vazgeçerler.


    Fizilal-il Kuran : Eğer onlarla antlaşma yaptıktan sonra antlarını bozarlar da dininize dil uzatırlarsa kafirlerin elebaşları ile savaşınız. Çünkü onlar için yeminin bir anlamı yoktur. Belki can korkusu ile saldırılarına son verirler.


    Gültekin Onan : Ve eğer antlaşmalardan sonra yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip saldırırlarsa, bu durumda küfrün imamlarıyla çarpışın. Çünkü onlar yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar.


    Hasan Basri Çantay : Eğer ahidlerinden sonra yine andlarını bozarlar ve dîninize saldırırlarsa küfrün önderlerini hemen öldürün. Çünkü onlar (hakıykatda) andları olmayan adamlardır. (Bu suretle) umabilirsiniz ki (onlara tâbi olanlar) vaz geçerler.


    Hayrat Neşriyat : Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozarlar ve dîninize dil uzatırlarsa, artık küfrün o önderlerini öldürün! Çünki onlar yeminleri(ne bağlılıkları) olmayanlardır; tâ ki(diğerleri o hâllerinden) vazgeçsinler.


    İbni Kesir : Eğer andlaşmalarından sonra yine yeminlerini bozar ve dininize saldırırlarsa; o küfür önderlerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Belki son verirler.


    Muhammed Esed : Fakat eğer bir andlaşma yaptıktan sonra andlarını bozar da dininizi karalamaya kalkarlarsa, o zaman, (kendi) andlarına saygısı olmayan bu sadakatsizlik timsali kimselerle savaşın, ki (o zaman) belki (azgınlıklarından) vazgeçerler.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve eğer ahdlerinden sonra yeminlerini bozacak olurlarsa ve dininiz hakkında da dil uzatırlarsa artık o küfür önderlerini öldürünüz. Şüphe yok ki, onların antları yoktur. Umulur ki, (küfürlerine) nihâyet verirler.


    Ömer Öngüt : Eğer andlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozarlar ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan kimselerdir. Umulur ki vazgeçerler (küfre son verirler).


    Şaban Piriş : Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o zaman küfrün elebaşları ile savaşın. Çünkü onların yeminleri boştur. Belki vazgeçerler.


    Suat Yıldırım : Eğer anlaşmadan sonra yeminlerini bozarlar, bir de dininize hücum ederlerse, artık kâfir güruhunun o öncüleri ile savaşın.Çünkü onların gerçekte artık yeminleri ve ahitleri kalmamıştır. Umulur ki, hiç değilse bu durumda, inkâr ve tecavüzlerinden vazgeçerler.


    Süleyman Ateş : Eğer andlaşma yaptıktan sonra andlarını bozarlar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür önderleriyle savaşın. Çünkü onların andları yoktur; belki (böylece küfürden) vazgeçerler.


    Tefhim-ul Kuran : Ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip saldırırlarsa, bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar.


    Ümit Şimşek : Eğer antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o zaman inkârın elebaşlarını öldürün. Çünkü onlar için yeminin bir değeri yoktur. Onlar ancak böylece tecavüzden vazgeçerler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Eğer verdikleri ahitten sonra yeminlerini bozar, dininize saldırırlarsa, o zaman küfrün elebaşlarını öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Böyle yaparsanız hal ve gidişlerine son verebilirler.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  13. أَلاَ تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَّكَثُواْ أَيْمَانَهُمْ وَهَمُّواْ بِإِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُم بَدَؤُوكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ أَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَوْهُ إِن كُنتُم مُّؤُمِنِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    E lâ tukâtilûne kavmen nekesû eymânehum ve hemmû bi ihrâcir resûli ve hum bedeûkum evvele merrah(merratin), e tahşevnehum, fallâhu ehakku en tahşevhu in kuntum mu'minîn(mu'minîne).



    1. e lâ : olmaz mı, öyle değil mi

    2. tukâtilûne : savaşırsınız

    3. kavmen : bir kavim

    4. nekesû : nakseden, ihlâl eden, bozan

    5. eymâne-hum : yeminlerini

    6. ve hemmû : ve hamle ettiler, yeltendiler, kalkıştılar

    7. bi ihrâcir resûli : resûlü çıkarmaya

    8. ve hum : ve onlar

    9. bedeû-kum : sizinle (savaşa) başladılar

    10. evvele merratin : ilk defa

    11. e tahşevne-hum : onlardan korkuyor musunuz

    12. fallâhu (fe allâhu) : oysa, halbuki Allah

    13. ehakku : daha hak sahibidir

    14. en tahşev-hu : ondan korkulması

    15. in kuntum : eğer iseniz

    16. mu'minîne : mü'minler





    İmam İskender Ali Mihr : Yeminlerini bozan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Ve (onlar) resûlü (yurdundan) çıkarmaya kalkıştılar (karar verdiler) ve sizinle (savaşa) ilk defa başlayanlar onlardır. Onlardan korkuyor musunuz? (Halbuki) Allah, şâyet mü'minlerseniz, O'ndan korkmanız için daha çok hak sahibidir.


    Diyanet İşleri : Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yeminlerinden dönen ve Peygamberi, ülkesinden çıkarmaya çabalayan ve size karşı ahitlerini ilkin bozan bir toplulukla savaşmaz mısınız, korkar mısınız onlardan? İnanmışsanız kendisinden korkulmaya daha lâyık olan Allah'tır.


    Adem Uğur : (Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.


    Ahmed Hulusi : Yeminlerini bozmuş, Er Rasûl'ü (Rasûlullah'ı) yurdundan dışlamış ve üstelik sizinle ilk kez savaşa başlamış bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Onlardan çekiniyor musunuz? Haşyet duymanızı hak eden Allâh'tır, eğer iman edenler iseniz.


    Ahmet Tekin : Yeminlerini, taahhütlerini bozan, Allah’ın Rasulünü yurdundan çıkarmaya kalkışan, size karşı savaşı, saldırıyı, başlatan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü’minseniz her şeyden önce Allah’tan korkmalısınız.


    Ahmet Varol : Yeminlerini bozan, Peygamberi (yurdundan) çıkarmayı planlayan ve size karşı (savaşı) önce kendileri başlatmış olanlara karşı savaşmaz mısınız? Onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü'minler iseniz kendisinden korkmanıza en layık olan Allah'tır.


    Ali Bulaç : Yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza Allah daha layıktır.


    Ali Fikri Yavuz : Bir kavim ile savaşmaz mısınız ki, onlar yeminlerini bozdular ve Peygamberi (Mekke’den) çıkarmağa karar verdiler; ve üstelik ilk önce size taarruza onlar başladılar. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer gerçek müminlerseniz, Allah, kendisinden korkmanıza daha ziyade lâyıktır.


    Bekir Sadak : Yeminlerini bozan, peygamberi surgune gondermeye azmeden bir toplumla savasmaniz gerekmez mi ki, once onlar baslamislardir? Onlar'dan korkar misiniz? Eger inaniyorsaniz bilin ki asil korkmaniz gereken Allah'tir.


    Celal Yıldırım : Analarını bozup Peygamberi (yurdundan) çıkarmaya çalışan bir toplulukla savaşmaz mısınız ki, ilk defa onlar sizinle (savaşmaya) başlamışlardı. Yoksa onlardan korkuyor musunuz ? Eğer cidden mü'minler iseniz kendisinden korkulmaya Allah daha lâyıktır.


    Diyanet İşleri (eski) : Yeminlerini bozan, Peygamberi sürgüne göndermeye azmeden bir toplumla savaşmanız gerekmez mi ki, önce onlar başlamışlardır? Onlardan korkar mısınız? Eğer inanıyorsanız bilin ki asıl korkmanız gereken Allah'tır.


    Diyanet Vakfi : (Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.


    Edip Yüksel : Andlarını bozan, elçiyi sürmeye yeltenen ve sizinle (savaşı) ilk defa başlatan topluluğa karşı savaşmıyacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? İnanıyorsanız asıl çekinmeniz gereken ALLAH'tır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya öyle bir kavme muharebe etmezmisiniz ki yeminlerini bozdular ve Peygamberi çıkarmayı kurdular, hem de ilk evvel size tearruza onlar başladılar, yoksa onlardan korkuyormusunuz? Eğer mü'minseniz daha evvel Allahdan korkmalısınız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yeminlerini bozup peygamberi yurdundan çıkarmayı tasarlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Hem de ilk önce onlar size saldırmaya başlamışken; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü'minseniz, daha önce Allah'tan korkmalısınız!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yeminlerini bozan, Peygamber'i yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayanlara karşı savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz her şeyden önce Allah'dan korkmalısınız.


    Fizilal-il Kuran : Yeminlerini bozan ve Peygamber'i Mekke'den çıkarmaya yeltenen kimseler ile, üstelik size karşı savaşı başlatan taraf oldukları halde, savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa eğer mümin iseniz asıl Allah'dan korkmalısınız.


    Gültekin Onan : Yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inançlılar iseniz, kendisinden korkmanıza Tanrı daha layıktır.


    Hasan Basri Çantay : (Ey mü'minler,) andlarını bozan, o peygamberi sürüb çıkarmayı kuran ve bununla beraber ilk defa da sizinle kendileri (muhaarebeye) başlayan bir kavm ile döğüşmez misiniz? Onlardan korkacak mısınız? Eğer (gerçekden) inanmış kimselerseniz kendisinden korkmanıza daha çok lâyık olan bir Allah vardır.


    Hayrat Neşriyat : Yeminlerini bozan, peygamberi (Mekke’den) çıkarmaya azmeden ve size karşı(savaşa) önce kendileri başlayan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Onlardan korkacak mısınız? Eğer (siz) mü’min kimseler iseniz, o hâlde (iyi bilin ki) Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.


    İbni Kesir : Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya teşebbüs eden bir kavim ile döğüşmez misiniz? Ki, önceleri kendileri başlamışlardır. Onlardan korkar mısınız? Şayet mü'minler iseniz asıl korkmanız gereken; Allah'tır.


    Muhammed Esed : Andlarını bozan, Elçiyi sürüp çıkarmak için yapmadıklarını komayan ve size ilkin kendileri saldıran bir topluluğa karşı savaşmaktan geri mi duracaksınız? Onlardan çekiniyor musunuz yoksa? Yoo, asıl çekinmeniz gereken Allahtır, eğer (gerçekten) inanan kimseler iseniz!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ya öyle bir kavim ile savaşta bulunmayacak mısınız ki, andlarını bozdular ve Peygamberi (yurdundan) çıkarmayı kurdular ve sizinle muhâsamaya ilk evvel onlar başladılar. Onlardan korkar mısınız! Kendisinden korkmaya en layık olan ancak Allah Teâlâ'dır. Eğer siz mü'min kimseler iseniz, bunu böyle bilirsiniz.


    Ömer Öngüt : Yeminlerini bozan, Peygamber'i sürgüne göndermeye kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer siz inanıyorsanız, bilin ki asıl korkmanız gereken Allah'tır.


    Şaban Piriş : Yeminlerini bozan, peygamberi sürgüne göndermeye azmeden ve savaşa evvela kendileri başlayan bir toplumla savaşmanız gerekmez mi? Onlardan korkar mısınız? Eğer mümin iseniz kendisinden korkulmaya Allah daha layıktır.


    Suat Yıldırım : Ahitlerini ve yeminlerini bozup peygamberi vatanından sürmeye teşebbüs eden bir toplulukla savaşmayacak mısınız ki, aslında savaşı size karşı ilk başlatanlar da onlar olmuşlardı. Ne o, yoksa onlardan korkuyor musunuz?Ama eğer mümin iseniz, asıl Allah’tan çekinmeniz gerekir.


    Süleyman Ateş : Andlarını bozan, Elçiyi (Mekke'den) çıkarmağa yeltenen ve ilk önce kendileri siz(inle savaş)a başlamış olan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer gerçekten inanan insanlar iseniz, kendisinden korkmanıza en lâyık olan Allah'tır.


    Tefhim-ul Kuran : Yeminlerini bozan, peygamberi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza Allah daha layıktır.


    Ümit Şimşek : Yeminlerinden dönen, Peygamberi yurdundan çıkarmaya azmeden ve savaşı önce kendileri başlatan bir topluluğa karşı nasıl savaşmazsınız? Yoksa korkuyor musunuz? Halbuki, eğer mü'minseniz, kendisinden korkulmaya Allah daha lâyıktır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yeminlerini bozan, resulü yurdundan çıkarmaya gayret eden bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Üstelik size saldırıyı ilkin onlar başlattı. Korkuyor musunuz onlardan? Eğer mümin kişilerseniz, kendisinden korkmanıza en layık olan, Allah'tır.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  14. قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Kâtilûhum yuazzibhumullâhu bi eydîkum ve yuhzihim ve yansurkum aleyhim ve yeşfi sudûre kavmin mu'minîn(mu'minîne).



    1. kâtilû-hum : onlarla savaşın

    2. yuazzibhum allâhu : Allah onları azaplandırır

    3. bi eydî-kum : sizin ellerinizle

    4. ve yuhzi-him : ve onları alçaltır

    5. ve yansur-kum : ve yardım eder size

    6. aleyhim : onlara karşı

    7. ve yeşfi : ve şifa verir, ferahlandırır

    8. sudûre : göğüsler

    9. kavmin : kavim

    10. mu'minîne : mü'minler





    İmam İskender Ali Mihr : Onlarla savaşın. Allah sizin ellerinizle onları azaplandırır ve onları alçaltır. Ve onlara karşı size yardım eder (zafere ulaştırır). Ve mü'minler kavminin göğüslerine şifa verir (iyileştirir, ferahlatır).


    Diyanet İşleri : (14-15) Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Savaşın onlarla da Allah, ellerinizle onları azaplandırsın, aşağılatsın onları, onlara karşı yardım etsin size ve inanan topluluğun göğüslerini ferahlatsın.


    Adem Uğur : Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın.


    Ahmed Hulusi : Savaşın onlarla (ki), Allâh elleriniz olarak onları azaplandırsın, rezil etsin onları; onlara karşı size zafer kazandırsın; (böylece) iman edenler topluluğunun içine şifa versin.


    Ahmet Tekin : Onlarla savaşın. Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rezil rüsvay etsin. Size yardım ederek onlara galip kılsın. Mü’min toplumun gönüllerine ferahlık versin.


    Ahmet Varol : Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size zafer versin ve mü'minler topluluğunun gönüllerini ferahlandırsın.


    Ali Bulaç : Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.


    Ali Fikri Yavuz : Onlarla muharebe edin ki, Allah, sizin ellerinizle kendilerini öldürsün ve böylece azab etsin; onları perişan etsin, size onlara karşı zafer versin ve müminler topluluğunun kalblerini ferahlandırsın;


    Bekir Sadak : (14-15) Onlarla savasin ki Allah sizin elinizle onlari azablandirsin, rezil etsin ve sizi ustun getirsin de muminlerin gonullerini ferahlandirsin, kalblerindeki ofkeyi gidersin. Allah dilediginin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir.


    Celal Yıldırım : Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azâb edip kendilerini rüsvay eylesin ; onlara karşı size yardım edip zafer yolunu açsın da inanan bir topluluğun yüreklerini ferahlatıp şifâ versin.


    Diyanet İşleri (eski) : (14-15) Onlarla savaşın ki Allah sizin elinizle onları azablandırsın, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de müminlerin gönüllerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir.


    Diyanet Vakfi : Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın.


    Edip Yüksel : Onlarla savaşın ki, ALLAH ellerinizle onları cezalandırıp rezil etsin, sizi zafere ulaştırsın ve inanan toplumun göğsünü ferahlatsın,


    Elmalılı Hamdi Yazır : Muharebe edin onlara ki Allah sizin ellerinizle kendilerini muazzeb kılsın, rüsvay etsin, nusratiyle sizi üzerlerine muzaffer buyursun ve mü'min bir kavmin yüreklerine su serpsin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlarla savaşın ki, Allah onları sizin elinizle cezalandırsın, rezil etsin onları, yardımıyla sizi onlara karşı zafere erdirsin, mü'min bir topluluğun yüreklerine su serpsin,


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onların cezasını versin ve onları rezil ve rüsvay etsin, yardımıyla sizi onlara muzaffer kılsın. Ve mümin bir kavmin yüreklerini
    ferahlandırsın.


    Fizilal-il Kuran : Onlarla savaşınız ki, Allah sizin elinizle onları azaba çarptırsın, kendilerini perişan etsin, sizi onlara karşı üstün getirsin de müminlerin kalb yaralarını iyileştirsin, su serpsin.


    Gültekin Onan : Onlarla çarpışınız. Tanrı, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, inançlılar kavminin göğsünü şifaya kavuştursun.


    Hasan Basri Çantay : Onlarla muhaarebe edin ki Allah sizin ellerinizle onları azâblandırsın, onları rüsvay etsin, size onlara karşı nusret versin, mü'minler zümresinin göğüslerini ferahlandırsın.


    Hayrat Neşriyat : Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azâb etsin ve onları rezîl etsin, hem onlara karşı size yardım etsin ve mü’minlerden bir topluluğun gönüllerine şifâ versin!


    İbni Kesir : Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onları azablandırsın, rüsvay etsin ve sizi onlara karşı üstün kılsın ve mü'minler topluluğunun göğüslerini ferahlandırsın.


    Muhammed Esed : Savaşın onlarla! Allah sizin elinizle cezalandıracak onları; hor ve hakir kılacak; sizi de onlara karşı yardımıyla destekleyecek; ve inananların içlerini ferahlatıp


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onlar ile muharebede bulunun. Onları Allah Teâlâ sizin ellerinizle muazzep kılsın ve onları rüsvay etsin ve onların üzerine size nusret versin ve mü'minler olan bir zümrenin göğüsler
    ine şifa ferahnâsip buyursun.


    Ömer Öngüt : Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, sizi onlara karşı galip kılsın ve müminlerin gönüllerini ferahlandırsın.


    Şaban Piriş : Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, rezil etsin. Ve sizi üstün getirerek mümin bir toplumun gönüllerine şifa versin.


    Suat Yıldırım : (14-15) Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin, onlara karşı size yardım edip zafer yolunu açsın, müminlerin gönüllerini ferahlatsın, kalplerindeki kin ve öfkeyi gidersin. Allah Teâlâ dilediğine tövbe de nasib eder. Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).


    Süleyman Ateş : Onlarla savaşın ki Allâh, sizin ellerinizle onlara azâbetsin, onları rezil etsin, sizi onlara üstün getirsin ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa versin;


    Tefhim-ul Kuran : Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.


    Ümit Şimşek : Onlarla savaşın ki sizin elinizle Allah onları azaplandırsın ve rezil etsin, onlara karşı size zafer nasip etsin ve mü'minlerin gönüllerini ferahlandırsın.


    Yaşar Nuri Öztürk : Savaşın onlarla ki, sizin elinizle Allah onlara azap etsin, onları rezil etsin.
    Onlara karşı size yardım etsin. Ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa ulaştırsın.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     



  15. وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللّهُ عَلَى مَن يَشَاء وَاللّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve yuzhib gayza kulûbihim, ve yetûbullâhu alâ men yeşâu, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).



    1. ve yuzhib : ve giderir

    2. gayza : öfke, gayz

    3. kulûbi-him : onların kalpleri

    4. ve yetûbu allâhu : ve Allah tövbeyi kabul eder

    5. alâ : ...e

    6. men yeşâu : dilediği kimse

    7. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

    8. alîmun : en iyi bilen

    9. hakîmun : hakîm, hükmün ve hikmet sahibi






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onların kalplerindeki öfkeyi giderir. Ve Allah, dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Ve Allah; Alîm'dir (bilen), Hakîm'dir (hikmet sahibi, hüküm sahibi).


    Diyanet İşleri : (14-15) Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve yüreklerindeki gazabı gidersin ve Allah, dilediğine tövbe nasîp eder ve tövbesini kabûl eyler ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.


    Adem Uğur : Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.


    Ahmed Hulusi : Kalplerindeki kin ve öfkeyi gidersin. . . Allâh dilediğinin tövbesini kabul eder. . . Allâh Aliym'dir, Hakiym'dir.


    Ahmet Tekin : Mü’minlerin kafalarındaki, kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere günah işlemekten vazgeçme ve kendisine itaate yönelme, tevbe nasib eder. Allah’ın ilmi her şeyi kuşatır. Hikmet sahibi ve hükümrandır.


    Ahmet Varol : Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah alimdir, hakimdir.


    Ali Bulaç : Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.


    Ali Fikri Yavuz : Ve müşriklerden eziyet çeken müminlerin kalblerindeki kîni gidersin. Allah, dilediği kimseye tevbe nasib eder. Allah Alîm’dir, Hakîmdir.


    Bekir Sadak : (14-15) Onlarla savasin ki Allah sizin elinizle onlari azablandirsin, rezil etsin ve sizi ustun getirsin de muminlerin gonullerini ferahlandirsin, kalblerindeki ofkeyi gidersin. Allah dilediginin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir.


    Celal Yıldırım : Kalblerindeki kin ve öfkeyi gidersin. Allah dilediğine tevbeyi nasib eder. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.


    Diyanet İşleri (eski) : (14-15) Onlarla savaşın ki Allah sizin elinizle onları azablandırsın, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de müminlerin gönüllerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir.


    Diyanet Vakfi : Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.


    Edip Yüksel : Yüreklerinin öfkesini gidersin. ALLAH dilediğinin tevbesini kabul eder. ALLAH Bilendir, Bilgedir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : ve kalblerindeki gayzı gidersin, hem Allah dilediğine tevbe de nasıb eder, Allah alîmdir, hakîmdir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kalplerindeki kini gidersin. Bir de Allah, dilediğine tevbe de nasip eder. Allah herşeyi bilendir, hikmet sahibidir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğine tevbeyi nasib eder. Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.


    Fizilal-il Kuran : Kalblerindeki kini gidersin. Allah dilediği kimselerin tevbesini kabul eder. Allah üstün iradelidir ve ne yaparsa yerindedir.


    Gültekin Onan : Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Tanrı dilediğinin tevbesini kabul eder. Tanrı bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.


    Hasan Basri Çantay : Ve kalblerindeki gazabı gidersin. Allah kimi dilerse ona tevbe nasıyb eder. Allah hakkıyle bilendir, tam bir hüküm ve hikmet saahibidir O.


    Hayrat Neşriyat : Hem kalblerinin öfkesini gidersin! Allah, dilediğinin tevbesini (kendi lütfundan)kabûl eder. Çünki Allah, Alîm (herşeyi hakkıyla bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.


    İbni Kesir : Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah; dilediğine tevbe nasib eder. Ve Allah; Alim'dir, Hakim'dir.


    Muhammed Esed : kalplerindeki öfkeyi yatıştıracak. Ve Allah dilediğine merhametle yönelir ve bağışlar; çünkü Allah doğru hüküm ve hikmetle edip eyleyen mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve kalplerinin gazabını gidersin. Ve Allah Teâlâ dilediğini tevbeye muvaffak kılar. Ve Allah Teâlâ alîmdir, hakîmdir.


    Ömer Öngüt : Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah en iyi bilendir, hikmet sahibidir.


    Şaban Piriş : Kalplerinizdeki korkuyu gidersin. Allah, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah, bilendir, hakimdir.


    Suat Yıldırım : (14-15) Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin, onlara karşı size yardım edip zafer yolunu açsın, müminlerin gönüllerini ferahlatsın, kalplerindeki kin ve öfkeyi gidersin. Allah Teâlâ dilediğine tövbe de nasib eder. Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).


    Süleyman Ateş : Yüreklerinin öfkesini gidersin. Allâh, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.


    Tefhim-ul Kuran : Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.


    Ümit Şimşek : Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Gerçi Allah dilediğine de tevbe nasip eder. Çünkü Allah herşeyi bilir, her işi hikmetle yapar.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ve yüreklerinin öfkesini gidersin. Allah dilediğine tövbe nasip eder. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  16. أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تُتْرَكُواْ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّهُ الَّذِينَ جَاهَدُواْ مِنكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُواْ مِن دُونِ اللّهِ وَلاَ رَسُولِهِ وَلاَ الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَاللّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Em hasibtum en tutrekû ve lemmâ ya'lemillâhullezîne câhedû minkum ve lem yettehızû min dûnillâhi ve lâ resûlihî ve lâl mu'minîne velîceh(velîceten), vallâhu habîrun bi mâ ta'melûn(ta'melûne).



    1. em : yoksa

    2. hasibtum : siz hesap ettiniz, zannettiniz

    3. en tutrekû : terkedileceğinizi, bırakılacağınızı

    4. ve lemmâ : ve başka dışında, buna rağmen

    5. ya'lemi allâhu : Allah bilir

    6. ellezîne câhedû : cihad eden kimseler

    7. min-kum : sizden

    8. ve lem yettehızû : ve ittihaz etmezler (edinmezler)

    9. min dûni allâhi : Allah'tan başkası

    10. ve lâ resûli-hî : ve onun resûlünün dışında, onun resûlünden başka

    11. ve lâ el mu'minîne : ve mü'minlerin dışında, mü'minlerden başka

    12. velîceten : dost, sırdaş

    13. ve allâhu : ve Allah

    14. habîrun : haberdar, haberi olan

    15. bi mâ ta'melûne : yaptığınız şeylerden






    İmam İskender Ali Mihr : Yoksa siz Allah'ın, sizden savaşanları ve Allah'tan ve O'nun resûlünden ve mü'minlerden başkasını dost edinmeyenleri bilmesine rağmen, bırakılacağınızı mı sandınız? Ve Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır.


    Diyanet İşleri : Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sanır mısınız ki kendi hâlinize bırakılacaksınız ve Allah, sizden savaşanlarla Allah'tan, Peygamberinden ve inananlardan başkasını sır dostu edinmeyenleri bilmeyecek? Ve Allah, ne yaparsanız hepsinden de haberdardır.


    Adem Uğur : Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.


    Ahmed Hulusi : Yoksa siz, Allâh sizden mücahede edenleri, Allâh'tan ve Rasûlünden ve iman edenlerden başkasını velî (sırdaş, dost) edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allâh yapmakta olduğunuz şeylere Habiyr'dir (nefsinizdeki Habiyr ismi mânâsı ile).


    Ahmet Tekin : Yoksa kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah’ın içinizden hayatlarını ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihad edenleri; Allah’tan, Rasûlünden başka ve mü’minlerin dışında, kimselere sığınmayan, dost ve sırdaş tutmayan ve başka hâmîler aramayanları ortaya çıkarmadan, onları tesbit etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, işlediğiniz, gizli-açık bütün amellerinizden haberdardır.


    Ahmet Varol : Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ve Allah'tan, Peygamberinden ve mü'minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan öyle kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.


    Ali Bulaç : Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve Resûlü'nden ve mü'minlerden başka sır dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.


    Ali Fikri Yavuz : Ey müminler, yoksa sizden cihad işi terk olunur mu zannedersiniz? ve yine Allah, içinizden ihlâsla mücadele edenleri, ne Allah’dan, ne Rasûlünden, ne de müminerden başkasını dost edinmiyenleri, bilmediğini mi sandınız? Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.


    Bekir Sadak : Allah, icinizden cihat edenleri; Allah'tan, peygamberinden ve inananlardan baska sirdas edinmeyenleri ortaya cikarmadan sizi kendi halinize birakacak mi zannediyorsunuz? Allah islediklerinizden haberdardir. *


    Celal Yıldırım : Yoksa siz, içinizden cihâd edenleri; Allah'tan Peygamberinden ve mü'minlerden başkasını dost ve sırdaş edinmiyenleri kendi ilmiyle ayırd etmeden, Allah'ın sizi kendi hâlinize terkedeceğini mi sanırsınız ? Allah yapageldiğiniz şeylerden haberlidir.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah, içinizden cihat edenleri; Allah'tan, peygamberinden ve inananlardan başka sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı zannediyorsunuz? Allah işlediklerinizden haberdardır.


    Diyanet Vakfi : Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.


    Edip Yüksel : ALLAH, içinizden kendisi uğrunda cihad edenleri, ALLAH'tan, elçisinden ve inananlardan başkasını yakın dost edinmeyenleri bilip ayırmadan bırakılacağınızı mı sandınız? ALLAH yaptıklarınızı Haber Alır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Yoksa siz zannetiniz mi ki halinize bırakılıvereceksiniz de Allah içinizden mücahede edenleri ve Allahdan, Resulünden ve mü'minlerden mâada sokulacak bir locaya tutunmıyanları hiç de bilib görmiyecek? Halbuki Allâh bütün amellerinize habîrdir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yoksa siz, kendi halinize bırakılacağınızı, içinizden savaşanları ve Allah'tan, Peygamberinden ve mü'minlerden başka sokulacak bir locaya tutunmayanları Allah'ın hiç de bilip görmeyeceğini mi sandınız? Oysa Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yoksa siz hep kendi halinize terk olunacağınızı mı sandınız? Allah'ın, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan, Resulü'nden, müminlerden başka kimseye sığınmayan ve başkaca sığınacak bir yer aramayanları görmediğini mi (zannediyorsunuz)? Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.


    Fizilal-il Kuran : Yoksa Allah içinizdeki cihad edenleri ve Allah'dan, Peygamber'den, müminlerden başka hiç kimseyi sırdaş edinmeyenleri belirlemeden sizi kendi halinize bırakacak mı sandınız? Allah yaptığınız her işten haberdardır.


    Gültekin Onan : Yoksa siz içinizden cihad edenleri ve Tanrı'dan ve Resülü'nden ve inançlılardan başka sır dostu edinmeyenleri Tanrı 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Tanrı yaptıklarınızdan haberdardır.


    Hasan Basri Çantay : Yoksa siz (kendi haalinize) bırakılıvereceğinizi, içinizden cihâd edenleri, Allahdan, Resulünden ve mü'minlerden başkasını sır dostu edinmeyenleri Allahın bilmediği (Onun uğrundaki fedâkârlıklarınızın mükâfatsız kalacağını) mı sandınız? Allah, ne yaparsanız (hepsinden) haberdârdır.


    Hayrat Neşriyat : Yoksa (siz), içinizden cihâd edenleri ve Allah’dan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri Allah ortaya çıkarmadan, kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sandınız? Hâlbuki Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.


    İbni Kesir : Yoksa siz, içinizden cihad edip Allah'tan, peygamberinden ve mü'minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı sandınız? Allah, işlediklerinizden haberdardır.


    Muhammed Esed : (Ey inananlar!) Allah, aranızdan, Allahtan, Onun Elçisinden ve Ona inananlardan başka kimseden yardım gözlemeden (Onun yolunda) her türlü çabayı gösterenleri ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Oysa, Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Yoksa sandınız mı ki bırakılacaksınız ve Allah Teâlâ sizden mücâhedede bulunanları ve Allah Teâlâ'dan ve Resûlünden ve mü'minlerden başkasını öz dost ittihaz etmeyenleri bilmeyecek? Halbuki, Allah Teâlâ bütün yaptıklarınızdan haberdardır.


    Ömer Öngüt : Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ve Allah'tan, Peygamber'inden ve müminlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.


    Şaban Piriş : Allah, içinizden cihad edenleri; Allah’tan, peygamberinden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi bırakacak mı zannettiniz? Allah işlediklerinizden haberdardır.


    Suat Yıldırım : Yoksa siz, Allah sizden mücahede edenlerle Allah’tan, Resulünden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri iyice ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı zannettiniz?
    Halbuki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.


    Süleyman Ateş : Yoksa siz, Allâh içinizden cihâd eden ve Allah'tan, Elçisinden ve mü'minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri bilmeden, bırakılacağınızı mı sandınız? Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.


    Tefhim-ul Kuran : Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve Resulünden ve mü'minlerden başka sır dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.


    Ümit Şimşek : İçinizden cihad eden ve Allah ile Resulünden ve mü'minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri Allah ayırt etmeden kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Sizin bütün yaptıklarınızdan Allah haberdardır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah; içinizden cihat edenleri, Allah'tan, resulünden ve müminlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri belirlemedikçe, bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  17. مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَن يَعْمُرُواْ مَسَاجِدَ الله شَاهِدِينَ عَلَى أَنفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ أُوْلَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ وَفِي النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Mâ kâne lil muşrikîne en ya'murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr(kufri), ulâike habitat a'mâluhum ve fîn nâri hum hâlidûn (hâlidûne).



    1. mâ kâne : olmaz, olmadı

    2. li el muşrikîne : müşrikler için

    3. en ya'murû : imar etmeleri

    4. mesâcide allâhi : Allah'ın mescidleri

    5. şâhidîne : şahitler

    6. alâ enfusi-him : kendi nefsleri üzerine, kendilerine

    7. bi el kufri : küfre, inkâra

    8. ulâike : işte onlar

    9. habitat : boşa gitti, heba oldu

    10. a'mâlu-hum : onların amelleri

    11. ve fî en nâri : ve ateşin içinde, ateşte

    12. hum : onlar

    13. hâlidûne : ebedî kalacak olanlar





    İmam İskender Ali Mihr : Müşriklerin, Allah'ın mescidlerini imar etmeleri olmaz. Kendilerinin (nefslerinin) küfürlerine (inkârlarına, kâfirliklerine) şahitler iken. İşte onların amelleri heba olmuştur. Ve onlar, ateşte ebedî kalacak olanlardır.


    Diyanet İşleri : Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kendileri kendi kâfirliklerine tanık olup dururlarken müşriklerin Allah'a secde edilen yerleri îmâra hakları yoktur. Onlar, bütün yaptıkları boşa gidenlerdir ve onlar, ateşte ebedî olarak kalırlar.


    Adem Uğur : Allah'a ortak koşanlar, kendilerinin kâfirliğine bizzat kendileri şahitlik ederlerken, Allah'ın mescitlerini imar etme selâhiyetleri yoktur. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır.


    Ahmed Hulusi : Nefslerindeki inkârın bizzat şahidi olan müşriklerin, Allâh'a secde mahallerini imar etmeleri mümkün değildir. . . Onların tüm yaptıkları boşa gitmiştir. . . Onlar Nâr'da (yakan ateşte - ) sonsuza dek kalırlar!


    Ahmet Tekin : İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan müşrikler, inkârları konusunda kendi aleyhlerine, birbirlerinin aleyhine şâhit olup dururlarken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri, canlandırmaları, şenlendirmeleri mümkün değildir. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Cehennem ateşinde de ebedî kalacaklar.


    Ahmet Varol : Allah'a ortak koşanların, bizzat kendi küfürlerine kendileri şahit iken Allah'in mescidlerini onarmaya yetkileri olamaz. Onların yaptıkları boşa gitmiştir ve onlar cehennemde sonsuza kadar kalacaklardır.


    Ali Bulaç : Şirk koşanların, kendi inkârlarına bizzat kendileri şahidler iken, Allah'ın mescidlerini onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları boşa gitmiş olanlardır. Ve bunlar ateşte süresiz kalacak olanlardır.


    Ali Fikri Yavuz : Müşriklerin küfürlerine kendileri şahid olurlarken, Allah’ın mescidlerini imar etmeye onların ehliyeti yoktur. Onların, hayır diye, bütün yaptıkları boşa gitmiştir; ve onlar, ebedî olarak ateşte kalıcıdırlar.


    Bekir Sadak : Puta tapanlarin kendilerinin inkarci olduklarini itiraf edip dururken Allah'in mescidlerini onarmalari gerekmez. Onlarin isledikleri bosa gitmistir, cehennemde temelli kalacaklardir.


    Celal Yıldırım : Allah'a ortak koşan putperestler, kendi aleyhlerine küfür ile şehadette bulunup dururlarken Allah'ın mescidlerini imar etmeleri uygun ve yakışır değildir. İşte bunların (iyilik adına) yaptıkları boşa gitmiştir ve ateşte onlar temelli kalıcılardır.


    Diyanet İşleri (eski) : Puta tapanların kendilerinin inkarcı olduklarını itiraf edip dururken Allah'ın mescidlerini onarmaları gerekmez. Onların işledikleri boşa gitmiştir, cehennemde temelli kalacaklardır.


    Diyanet Vakfi : Allah'a ortak koşanlar, kendi kâfirliklerine bizzat kendileri şahitlik ederken, Allah'ın mescitlerini imar etmeye layık değildirler. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır.


    Edip Yüksel : Putperestler, kendi inkarlarına bizzat tanık oldukları halde, ALLAH'ın mescidlerini sıkça ziyaret etmemeli. İşleri boşa çıkmıştır. Onlar ateşte ebedidirler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Müşrikler vicdanlarına karşı kendi küfürlerine kendileri şâhid olub dururlarken Allahın mescidlerini ma'mur etmeleri kabil değildir, onların hayır namına bütün yaptıkları heder ve ateş içinde onlar, muhalleddirler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Müşrik vicdanlarına karşı kendi küfürlerine kendileri şahitlik edip dururken, Allah'ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların hayır namına bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve onlar sonsuza dek ateş içinde kalacaklardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Müşrikler kendi inkârlarına kendileri şahit olup dururlarken Allah'ın mescidlerini imar etmeleri mümkün değildir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ateş içinde ebedi olarak kalacaklardır.


    Fizilal-il Kuran : Müşriklere, kâfir olduklarına bizzat kendileri tanıklık ettikleri halde Allah'ın mescidlerini onarıp şenlendirmek düşmez. Onların bütün yaptıkları boşunadır. Onlar ebedi olarak cehennemde kalacaklardır.


    Gültekin Onan : Şirk koşanların kendi küfürlerine bizzat kendileri şahidler iken Tanrı'nın mescidlerini onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları boşa gitmiş olanlardır. Ve bunlar ateşte süresiz kalacak olanlardır.


    Hasan Basri Çantay : Allaha eş koşanların, kendi küfürlerine bizzat kendileri şâhid iken, Allahın mescidlerini i'mâr etmelerine (ehliyyetleri) yokdur. Onların (hayır nâmına) bütün yapdıkları boşa gitmişdir ve onlar ateşde ebedî kalıcıdırlar.


    Hayrat Neşriyat : Müşriklerin, kendi küfürlerine (bizzat) kendileri şâhidler iken, Allah’ın mescidlerini (husûsan Kâ'be’yi) i'mâr etmeleri olacak şey değildir! İşte onların amelleri boşa gitmiştir. Ve ateşte onlar, ebedî olarak kalıcıdırlar.


    İbni Kesir : Müşriklerin, kendi küfürlerine kendileri şahid iken; Allah'ın mescidlerini tamir etme hakları yoktur. İşte onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar, ateşte ebedi kalıcıdırlar.


    Muhammed Esed : Hakkı inkar ettiklerine (tutum ve davranışlarıyla) bizzat kendileri tanıklık edip dururken, Allahın mescidlerini ziyaret etmek yahut onarıp gözetmek, Allahtan başkalarına tanıklık yakıştıran kimselerin işi değil. Onlar, yapıp ettikleri boşa gidecek olan kimselerdir; ateşe yerleşip kalacak olan kimseler!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Müşrikler için, kendi nefislerinin küfrüne şahitler oldukları halde Allah Teâlâ'nın mescitlerini imar etmeleri caiz değildir. Onlar o kimselerdir ki, onların amelleri sükut etmiştir. Ve onlar ateşte ebedîyyen kalıcılardır.


    Ömer Öngüt : Müşrikler kendi küfürlerine bizzat kendileri şâhit olup dururlarken, Allah'ın mescidlerini imar etme salâhiyetleri yoktur. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve onlar ateş içinde ebedî kalacaklardır.


    Şaban Piriş : Müşrikler, üzerlerindeki kafirliğe şahit olup dururlarken Allah’ın mescitlerini onarmaları yakışık almaz. Onların yaptıkları işler boşa gitmiştir. Cehennemde temelli kalacaklardır.


    Suat Yıldırım : Müşrikler, kendilerinin kâfirliğine bizzat kendileri şahit iken, Allah’ın mescidlerini mâmur etmeleri kabil değildir.Çünkü onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve onlar ateşte daimi kalacaklardır.


    Süleyman Ateş : (Allah'a) Ortak koşanlar nefislerinin küfrünü göre göre Allâh'ın mescidlerini şenlendiremezler. Onların yaptıkları işler, boşa çıkmıştır. Ve onlar, ateşte sürekli kalacaklardır.


    Tefhim-ul Kuran : Şirk koşanların, kendi küfürlerine bizzat kendileri şahidler iken, Allah'ın mescidlerini onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları boşa gitmiş olanlardır. Ve bunlar ateşte temelli kalacak da olanlardır.


    Ümit Şimşek : Müşriklerin, kendi inkârlarına kendileri şahit iken, Allah'ın mescidlerini imar veya ziyaret etmeleri olacak iş değildir. Onların yaptıkları boşa çıkmıştır. Onlar ateşte sürekli kalacaklardır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Müşrikler, öz benliklerinin küfre sapışına tanık olup dururlarken, Allah'ın mescitlerini onarmaya girişemezler. Tüm amelleri boşa çıkmıştır onların. Ateşte sürekli kalacaklardır onlar.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  18. إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّهِ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلاَةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلاَّ اللّهَ فَعَسَى أُوْلَئِكَ أَن يَكُونُواْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    İnnemâ ya'muru mesâcidallâhi men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve ekâmes salâte ve âtez zekâte ve lem yah؛e illâllâhe fe asâ ulâike en yekûnû minel muhtedîn(muhtedîne).



    1. innemâ : ama, ancak, sadece

    2. ya'muru : imar eder

    3. mesâcide allâhi : Allah'‎n mescidleri

    4. men âmene : îmân eden kimse, âmenû olan kimse

    5. bi allâhi : Allah'a

    6. ve el yevmi el âhiri : ve ahir güne (Allah'a hayatta iken ula‏ma gününe)

    7. ve ekâme es salâte : ve namaz‎ ikame etti

    8. ve âte ez zekâte : ve zekât verdi

    9. ve lem yah‏e : ve korkmaz

    10. illâ allâhe : Allah'tan ba‏ka

    11. fe asâ : art‎k, bِylece umulur ki

    12. ulâike : i‏te onlar

    13. en yekûnû : onlar‎n olmas‎

    14. min el muhtedîne : hidayete erenlerden






    فmam فskender Ali Mihr : Allah'‎n mescidlerini ancak, Allah'a ve ahiret gününe (ruhu ِlmeden evvel Allah'a ula‏t‎rma gününe) îmân eden ve namaz‎ ikame eden ve zekât veren ve Allah'tan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler imar eder. ف‏te onlar‎n bِylece hidayete erenlerden olmas‎ umulur.


    Diyanet ف‏leri : Allah’‎n mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekât‎ veren ve Allah’tan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler imar eder. ف‏te onlar‎n doًru yolu bulanlardan olmalar‎ umulur.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Allah'a secde edilen yerleri, ancak ve ancak Allah'a ve âhiret gününe inanan, namaz k‎lan, zekât veren ve Allah'tan ba‏ka kimseden korkmayanlar îmâr eder. ف‏te doًru yolu bulmalar‎ umulanlar da onlard‎r.


    Adem Uًur : Allah'‎n mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekât‎ veren ve Allah'tan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler imar eder. ف‏te doًru yola ermi‏lerden olmalar‎ umulanlar bunlard‎r.


    Ahmed Hulusi : Allâh'a secde mahallerini ancak Esmâ's‎yla hakikati olan Allâh'a ve gelecekte ya‏anacak sürece iman eden, salât‎ ikame eden, zekât‎ veren ve sadece Allâh'tan ha‏yet duyan kimse imar eder (Allâh'a secde edilir hâle getirir). . . ف‏te bunlar‎n hakikate erenlerden olduklar‎ umulur.


    Ahmet Tekin : Allah’‎n mescitlerini, ancak Allah’a, Allah’a iman‎n gerektirdiًi esaslara, âhiret gününe iman edenler, namaz‎ âdâb‎na riâyet ederek, aksatmadan k‎lanlar, vicdanlar‎n‎, servetlerini, sosyal bünyelerini ar‎nd‎ran, berekete vesile olan zekât‎ verenler, Allah’tan ba‏kas‎ndan korkmayanlar imar ederler, canland‎r‎rlar, ‏enlendirirler. Bunlar‎n, hidayete ermi‏ olanlardan, hak yolda, فslâm’da sebat edenlerden olmalar‎ umulur.


    Ahmet Varol : Allah'‎n mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namaz‎ k‎lan, zekat‎ veren ve Allah'tan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler onarabilir. ف‏te bunlar doًru yola erenlerden olabilirler.


    Ali Bulaç : Allah'‎n mescidlerini, yaln‎zca Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekat‎ veren ve Allah'tan ba‏kas‎ndan korkmayanlar onarabilir. ف‏te, hidayete erenlerden olduklar‎ umulanlar bunlard‎r.


    Ali Fikri Yavuz : Allah’‎n mescidlerini, ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, gereًi üzre namaz‎ k‎lan, zekât‎ eren, Allah’dan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler imar eder, onar‎r (yaln‎z bu kimselerin yapt‎klar‎ i‏ler, Allah kat‎nda doًru ve makbul olur.) i‏te hidayet üzere bulunanlardan olduklar‎ umulanlar bunlard‎r.


    Bekir Sadak : Allah'In mescidlerini sadece, Allah'a ve ahiret gunune inanan, namaz kilan, zekat veren ve ancak Allah'tan korkan kimseler onarir. Iste onlar dogru yolda bulunanlardan olabilirler.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Allah'‎n mescidlerini ancak, Allah'a ve آhiret gününe inanan, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekât‎ veren ve Allah'tan ba‏ka kimseden korkmayanlar imâr eder. ف‏te bunlar‎n doًru yolda olup ba‏ar‎ya eri‏meleri umulur.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Allah'‎n mescidlerini sadece, Allah'a ve ahiret gününe inanan, namaz k‎lan, zekat veren ve ancak Allah'tan korkan kimseler onar‎r. ف‏te onlar doًru yolda bulunanlardan olabilirler.


    Diyanet Vakfi : Allah'‎n mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekât‎ veren ve Allah'tan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler imar eder. ف‏te doًru yola ermi‏lerden olmalar‎ umulanlar bunlard‎r.


    Edip Yüksel : ALLAH'‎n mescidlerini, ancak ALLAH'a ve ahiret gününe inananlar, namaz‎ gِzetenler, zekat‎ verenler ve ALLAH'tan ba‏kas‎ndan korkmayanlar s‎kça ziyaret ederler. Onlar, doًru yolu bulanlardand‎r.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Allah‎n mescidlerini ancak Allaha ve آh‎ret gününe inanan, namaza devam eden, zekât‎ veren ve Allahdan ba‏kas‎ndan korkm‎yan kimseler ma'mur eder, i‏te bunlar‎n muvaffak olmalar‎ me'muldür


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Allah'‎n mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namaza devam eden, zekat‎ veren ve Allah'tan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler imar eder. ف‏te bunlar‎n ba‏ar‎ya ermi‏lerden olmalar‎ umulur.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Allah'‎n mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namaz‎ k‎lan, zekat‎ veren ve Allah'dan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler imar ederler. ف‏te hidayet üzere olduklar‎ umulanlar bunlard‎r.


    Fizilal-il Kuran : Allah'‎n mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inananlar, namaz‎ k‎lanlar, zekât‎ verenler, Allah'dan ba‏ka hiç kimseden korkmayanlar onar‎p ‏enlendirebilir. Bu kimselerin doًru yolu bulanlardan olmalar‎ umulur.


    Gültekin Onan : Tanr‎'n‎n mescidlerini, yaln‎zca Tanr‎'ya ve ahiret gününe inanan, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekat‎ veren ve Tanr‎'dan ba‏kas‎ndan korkmayanlar onarabilir. ف‏te, hidayete erenlerden olduklar‎ umulanlar bunlard‎r.


    Hasan Basri اantay : Allah‎n mescidlerini ancak Allaha ve âhiret gününe îman eden, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekât‎ veren ve Allahdan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler i'mâreder. i‏te doًru yola ermi‏lerden olmalar‎ umulanlar bunlard‎r.


    Hayrat Ne‏riyat : Allah’‎n mescidlerini, ancak Allah’a ve âhiret gününe îmân eden, namaz‎ hakk‎yla edâ eden, zekât‎ veren ve Allah’dan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler i'mâr eder; i‏te hidayete erenlerden olmalar‎ umulanlar da onlard‎r!


    فbni Kesir : Allah'‎n mescidlerini; ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namaz k‎lan, zekat veren ve Allah'tan ba‏ka kimseden korkmayanlar tamir ederler. ف‏te bunlar, hidayete erenlerden olabilirler.


    Muhammed Esed : Allah‎n mescidlerini ziyaret etmek yahut onar‎p gِzetmek, ancak Allaha ve ahiret gününe inanan, salat‎nda dosdoًru ve sürekli olan, ar‎nmak için vermekle yükümlü olduًu ‏eyi veren ve Allahtan ba‏ka kimseden korkup çekinmeyen kimselere vergidir. Ve dolay‎s‎yla, ancak bِyleleri doًru yolda yürüyenler aras‎nda olmay‎ umabilirler!


    ضmer Nasuhi Bilmen : Allah Teâlâ'n‎n mescitlerini ancak Allah Teâlâ'ya ve ahiret gününe imân eden ve namaz k‎lan ve zekât‎ veren ve Cenâb-‎ Hak'tan ba‏kas‎ndan korkmayan kimse imar eder. Art‎k umulur ki, bunlar hidâyete ermi‏ olanlardan olacaklard‎r.


    ضmer ضngüt : Allah'‎n mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe inanan, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekât veren ve Allah'tan ba‏kas‎ndan korkmayanlar imar eder. ف‏te hidayet üzere bulunanlardan olmalar‎ umulanlar bunlard‎r.


    قaban Piri‏ : Allah’‎n mescitlerini sadece Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namaz‎ k‎lan, zekat‎ veren ve Allah’tan ba‏kas‎ndan korkmayanlar onarabilir. ف‏te onlar‎n doًru yolda olanlardan olmalar‎ ümit edilir.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Allah’‎n mescitlerini ancak Allah’‎ ve âhireti tasdik eden, namaz‎ gereًi gibi k‎lan, zekât‎ veren ve Allah’tan ba‏ka kimseden çekinmeyen müminler bina edip ‏enlendirir. ف‏te onlar cennete ve bütün muratlar‎na kavu‏may‎ umabilirler.


    Süleyman Ate‏ : Allâh'‎n mescidlerini, ancak Allah'a ve âhiret gününe inanan, namaz‎ k‎lan, zekât‎ veren ve Allah'tan ba‏ka kimseden korkmayanlar ‏enlendirirler. Onlar‎n, doًru yolu bulanlardan olacaklar‎ umulur.


    Tefhim-ul Kuran : Allah'‎n mescidlerini, yaln‎zca Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekât‎ veren ve Allah'tan ba‏kas‎ndan korkmayanlar onarabilir. ف‏te, hidayete erenlerden olduklar‎ umulanlar bunlard‎r.


    ـmit قim‏ek : Allah'‎n mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe inanan, namaz‎ dosdoًru k‎lan, zekât‎ veren ve Allah'tan ba‏kas‎ndan korkmayan kimseler imar ve ziyaret eder. Doًru yola ermi‏ olmalar‎ umulanlar i‏te bunlard‎r.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Allah'‎n mescitlerini; ancak Allah'a, âhiret gününe inanan, namaz‎ k‎lan, zekât‎ veren ve Allah'tan ba‏ka kimseden korkmayan ki‏iler onar‎r. ف‏te bunlar‎n, hidayete erenlerden olmalar‎ beklenir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  19. أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    E cealtum sikâyetel hâcci ve ımâratel mescidil harâmi ke men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve câhede fî sebilillâh(sebilillâhi), lâ yestevûne indallâh(indallâhi), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).



    1. e cealtum : yaptınız mı, kıldınız mı

    2. sikâyete el hâcci : hacılara su verdi (suladı)

    3. imârate el mescidi el harâmi : Mescid-i Haram'ı mamur etti

    4. ke men âmene : inanan, âmenû olan kimse gibi

    5. bi allâhi : Allah'a

    6. ve el yevmi el âhıri : ve ahir güne

    7. ve câhede : ve cihad eden kimse

    8. fî sebîli allâhi : Allah'ın yolunda

    9. lâ yestevûne : müsavi, denk olmaz, eşit olmaz

    10. inde allâhi : Allah'ın katında

    11. ve allâhu : ve Allah

    12. lâ yehdî : hidayete erdirmez

    13. el kavme ez zâlimîne : zalim kavmi






    İmam İskender Ali Mihr : Siz hac edenlere su verilmesini, Mescid-i Haram'ın imar edilmesini, Allah'a ve yevm'il âhire îmân eden ve Allah yolunda cihad eden kimse gibi (onunla bir) mi tuttunuz? (Onlar) Allah katında müsavi (eşit) değildir. Ve Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez.


    Diyanet İşleri : Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zâlim topluluğu doğru yola erdirmez.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Hacılara su verme ve Mescid-i Harâm'ı îmâr etme işiyle uğraşanların derecesini Allah'a ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda savaşan kimsenin derecesiyle bir mi tutarsınız? Ve Allah, zulmeden topluluğu doğru yola sevketmez.


    Adem Uğur : (Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.


    Ahmed Hulusi : (Ey müşrikler) siz, hacıların su ihtiyacını karşılamayı ve Mescid-i Haram'ı imar etmeyi, Esmâ'sıyla hakikati olan Allâh'a ve gelecekte yaşanacak sürece iman eden ve Allâh uğruna mücahede eden gibi mi kabul ettiniz? (Bunlar) Allâh indînde eşit olmazlar! Allâh, zâlimler topluluğuna hidâyet etmez.


    Ahmet Tekin : Siz, hacılara su dağıtma ve Mescid-i Haram’ı tamir etme işiyle, Allah’a, Allah’a imanın gerektirdiği esaslara ve âhiret gününe iman edip, Allah yolunda İslâm uğrunda hayatlarını ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihâd edenlerin yaptığı işi bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah nazarında bir değildir. Allah inkâr ile isyan ile, baskı, zulüm ve işkenceyle temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen zâlim bir kavmi, doğru yola sevketme lütfunda bulunmayacak, başarı nasip etmeyecektir.


    Ahmet Varol : Hacılara su verilmesini ve Mescidi Haram'ın onarılmasını, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad eden(in yaptığı) ile bir mi tutuyorsunuz! Allah katında bir olmazlar. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.
    Ali Bulaç : Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah
    bir topluluğa hidayet vermez.


    Ali Fikri Yavuz : Siz (müşriklerin) hacılara su dağıtma işi ile Mescid-i Haram’ın imarını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad eden kimsenin işi gibi tuttunuz? Bunlar Allah katında bir olamazlar (Müşriklerin batıl işleri ile müminlerin müsbet âmelleri eşit değildir.) Allah, zalimler topluluğuna hidayet ihsan etmez.


    Bekir Sadak : Hacca gelenlere su vermeyi, Mescidi Harami onarmayi, Allah'a ve ahiret gunune inananla, Allah yolunda cihat edenle bir mi tuttunuz? Allah katinda bir olmazlar; Allah zulmeden milleti dogru yola eristirmez.


    Celal Yıldırım : Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı bayındır hale getirmeyi, Allah'a ve Âhiret gününe imân edip Allah yolunda cihâd edenin (imân ve ameli) gibi mi tuttunuz ? Bunlar Allah yanında eşdeğerde değildirler. Hem Allah, zâlim bir topluluğu doğru yola eriştirmez.


    Diyanet İşleri (eski) : Hacca gelenlere su vermeyi, Mescidi Haramı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihat edenle bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar; Allah zulmeden milleti doğru yola eriştirmez.


    Diyanet Vakfi : (Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.


    Edip Yüksel : Hacılara su verme ve Kutsal Mescid'i ziyarete hazır bulundurma işini, ALLAH'a ve ahiret gününe inanma, namazı gözetme, zekat verme ve ALLAH yolunda cihad etme ile bir mi tutuyorsunuz? ALLAH yanında onlar bir değildir. ALLAH zalim toplumu doğruya ulaştırmaz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya siz hacılara sekalığı ve Mescidi haramda umreciliği Allaha ve Âhıret gününe iyman edib de Allah yolunda cihâd etmekte bulunan gibi mi tuttunuz? Bunlar ındallah müsavi olmazlar, Allah zalimler gürühuna hidayet vermez


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yoksa siz, hacılara su temin etmeyi ve Mescid-i Haram'da umreciliği, Allah'a ve ahiret gününe inanıp da Allah yolunda cihad edenin işi gibi mi tuttunuz? Bunlar, Allah katında eşit olmazlar. Allah, zalimler güruhunu doğru yola iletmez.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Siz hacılara su dağıtma ve Mescid-i Haram'ı imar etme işiyle Allah'a ve ahiret gününe iman edip, Allah yolunda cihad edenlerin yaptığı işi bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında eşit olamazlar. Allah zalimler topluluğuna hidayet ihsan etmez.


    Fizilal-il Kuran : Hacılara su sağlamayı ve Kâbe'yi onarıp şenlendirmeyi, ahiret gününe inanmakla ve Allah yolunda cihad etmekle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler. Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.


    Gültekin Onan : Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı Tanrı'ya ve ahiret gününe inanan ve Tanrı yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Tanrı katında bir olmazlar. Tanrı zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.


    Hasan Basri Çantay : Siz hacı sakalığını, mescid-i haraamın i'mârını Allaha, âhiret gününe inanan, Allah yolunda cihâd eden kimse (lerin amelleri) gibi mi tutdunuz? Bunlar (bu iki sınıf) Allah yanında bir olmazlar. Allah zaalimler güruhuna hidâyet vermez.


    Hayrat Neşriyat : Hacılara su vermeyi ve Mescid-i Harâm’ı i'mâr etme (hizmetiyle meşgûl olan kimse)yi, Allah’a ve âhiret gününe îmân eden ve Allah yolunda cihâd eden bir kimse gibi mi tuttunuz? (Hâlbuki onlar) Allah katında bir olmazlar. Allah ise, zâlimler topluluğunu(isyanlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyete erdirmez.


    İbni Kesir : Siz; hacılara su vermeyi, Mescid-i Haram'ı tamir etmeyi; Allah'a ve ahiret gününe inanan ve Allah yolunda cihad edenle bir mi tuttunuz? Bunlar, Allah katında bir olamazlar. Ve Allah; zalimler güruhunu hidayete erdirmez.


    Muhammed Esed : (Bir tek) hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haramı onarıp gözetmeyi, Allaha ve ahiret gününe inanıp Allah yolunda elinden gelen her türlü çabayı gösteren biri(nin üstlendiği görevler)le bir mi tutuyorsunuz? Bu (görevler) Allah katında (hiç de) denk değildir. Ve Allah (bile bile) zulmeden topluluğa asla hidayet etmez.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ya siz hacı sakalığını ve Mescid-i Haram'ın imarını, Allah Teâlâ'ya ve ahiret gününe imân eden ve Allah Teâlâ yolunda mücâhedede bulunan kimse gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah Teâlâ'nın indinde müsavî olamazlar ve Allah Teâlâ zalimler olan bir kavme hidâyet etmez.


    Ömer Öngüt : Siz hacılara su dağıtma işi ile Mescid-i haram'ı onarma işini; Allah'a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihad edenle bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değildirler. Allah zâlimler gürûhunu hidayete erdirmez.


    Şaban Piriş : Hacca gelenlere su vermeyi, mescidi Haram’ı onarmayı; Allah’a ve ahiret gününe iman edenle ve Allah yolunda cihad edenle bir mi tutuyorsunuz? Allah katında bir değildir. Allah zalim toplumu doğru yola çıkarmaz.


    Suat Yıldırım : Siz hacca gelenlere su dağıtma ve Mescid-i Haramı mâmur etme işini, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden müminin işi ile bir mi tutuyorsunuz?Bunlar Allah indinde eşit olmazlar. Allah o zalimler gürûhunu hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez.


    Süleyman Ateş : (Ey müşrikler siz), hacılara su verme ve Mescid-i harâm'ı şenlendirmeyi; Allah'a, âhiret gününe inanan ve Allâh yolunda cihâd eden(in eylemiy)le bir mi tuttunuz? Bunlar, Allâh katında bir olmazlar. Allâh, zâlimler topluluğuna yol göstermez.


    Tefhim-ul Kuran : Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah zulme sapan bir topluluğa hidayet vermez.


    Ümit Şimşek : Yoksa siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haramı imar etmeyi, Allah'a ve âhiret gününe iman ederek Allah yolunda cihad eden kimsenin yaptığı işle bir mi tutuyorsunuz? Allah katında bunlar bir olmaz. Ve Allah zalimler güruhuna yol göstermez.


    Yaşar Nuri Öztürk : Siz; hacı sakalığını, Mescid-i Haram tamirciliğini, Allah'a ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda didinen kişinin yaptığıyla bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar bunlar. Allah, zulüm sergileyenler topluluğuna kılavuzluk etmez.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  20. الَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِندَ اللّهِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi bi emvâlihim ve enfusihim a'zamu dereceten indallâh(indallâhi) ve ulâike humul fâizûn (fâizûne).



    1. ellezîne âmenû : âmenû olan kimseler

    2. ve hâcerû : ve hicret (göç) eden kimseler

    3. ve câhedû : ve cihad eden kimseler

    4. fî sebîli allâhi : Allah'ın yolunda

    5. bi emvâli-him : (onların) malları ile

    6. ve enfusi-him : ve (onların) nefsleri, canları

    7. a'zamu : en büyük

    8. dereceten : dereceler (vardır)

    9. inde allâhi : Allah'ın yanında, katında

    10. ve ulâike : ve işte onlar

    11. hum el fâizûne : onlar kurtuluşa erenler





    İmam İskender Ali Mihr : Âmenû olan ve hicret (göç) eden kimselerin, malları ve canları ile Allah yolunda cihad eden kimselerin, Allah'ın katında en büyük dereceleri vardır. Ve işte onlar, onlar kurtuluşa erenlerdir.


    Diyanet İşleri : İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : İnananların, yurtlarından göçenlerin ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanların Allah katında dereceleri pek büyüktür ve onlardır muratlarına erenlerin, kurtulup nusrat bulanların ta kendileri.


    Adem Uğur : İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.


    Ahmed Hulusi : İman eden, hicret eden ve Allâh yolunda mallarıyla canlarıyla mücahede edenler, derece itibarıyla Allâh indînde daha azîmdir. . . İşte bunlardır kurtuluşa erenlerin ta kendileri!


    Ahmet Tekin : İman edip, özgürce Allah’a kulluk ve ibadet etmek, güç ve gönül birliği yapmak için hicret edenler, Allah yolunda, İslâm uğrunda mallarıyla canlarıyla cihad edenler, Allah katında en büyük rütbeye, makama sahip olacaklar. İşte bunlar mutluluğa eren, kazançlı kimselerdir.


    Ahmet Varol : İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda canlarıyla, mallarıyla cihad edenler Allah katında daha büyük dereceye sahiptirler. Kurtuluşa erecek olanlar da onlardır.


    Ali Bulaç : İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.


    Ali Fikri Yavuz : İman edenler, hicret yapanlar, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlar, Allah katında daha büyük dereceye sahibdirler. İşte bunlar, dünya ve ahîret saadetine kavuşanlardır.


    Bekir Sadak : Inanan, hicret eden ve Allah yolunda mallariyla, canlariyla cihat eden kimselere Allah katinda en buyuk dereceler vardir. Iste kurtulanlar onlardir.


    Celal Yıldırım : Onlar ki imân edip (yurtlarını bırakarak Allah yolunda) hicret ettiler ve Allah yolunda mallariyle, canlariyle savaştılar, derece bakımından Allah yanında çok daha büyüktürler ve işte kurtuluşa erenler bunlardır.


    Diyanet İşleri (eski) : İnanan, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır.


    Diyanet Vakfi : İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.


    Edip Yüksel : İnananlar, göç edenler, paralarıyla canlarıyla ALLAH yolunda çaba gösterenler için ALLAH yanında daha büyük bir derece vardır. Onlar kazananlardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : İyman edib hicret etmiş ve mallarıyle, canlarıyle fîsebilillâh cihad etmekte bulunmuş olan kimseler Allah ındinde derece cihetiyle daha büyüktür ve bunlar işte o murada eren fâizîndir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İman edip hicret etmiş ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmiş kimseler, Allah katında en büyük dereceye sahiptirler ve işte muradına erenler onlardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İman edip de hicret edip, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır.


    Fizilal-il Kuran : İman edip Medine'ye hicret edenlerin ve malları, canları ile Allah yolunda cihad edenlerin Allah katındaki dereceleri en üstündür. İşte kurtuluşa erenler onlardır.


    Gültekin Onan : İnananlar, hicret edenler ve Tanrı yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Tanrı katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.


    Hasan Basri Çantay : İman edenlerin, hicret edenlerin, Allah yolunda mallariyle, canlariyle savaşanların Allah yanında derecesi çok büyükdür. Kurtuluşa (dünyâ ve âhiret seaadetine) erenler de işte onların ta kendileridir.


    Hayrat Neşriyat : Îmân edip hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihâd edenler, Allah katında derece i'tibârıyla daha büyüktürler. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir!


    İbni Kesir : Onlar ki iman etmişler, hicret etmişler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmişlerdir. Derece bakımından Allah katında çok büyüktürler. Ve işte onlar, kurtuluşa erenlerin kendileridir.


    Muhammed Esed : (Ama) inanan, zulüm ve kötülük diyarını terk eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla her türlü çabayı gösteren kimseler(e gelince,) Allah katında en yüksek onur payesi onlarındır; ve onlardır, (sonunda) kazanacak olan!


    Ömer Nasuhi Bilmen : O zâtlar ki, imân ettiler ve muhâcerette bulundular ve Allah Teâlâ'nın yolunda mallarıyla, nefisleriyle cihada atıldılar. İnd-i İlâhide dereceleri pek büyüktür. Ve işte necâta erenler de onlardır.


    Ömer Öngüt : İman edenler, hicret edenler, mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında büyük dereceye sahiptirler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.


    Şaban Piriş : İman eden, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır.


    Suat Yıldırım : İman edip hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler var ya, işte onlar Allah indinde daha yüksek derecelere sahiptirler ve işte onlardır umduklarına nail olanlar.


    Süleyman Ateş : İnanan, hicret eden ve Allâh yolunda mallarıyle, canlarıyle savaşanların, Allâh katında dereceleri daha büyüktür. İşte kurtuluşa erenler onlardır.


    Tefhim-ul Kuran : İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.


    Ümit Şimşek : İman eden, hicret eden ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenler, Allah katında en yüksek mertebededirler. Muradına erenler de işte onlardır.


    Yaşar Nuri Öztürk : İman edip hicret eden, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla didinenler derece bakımından Allah katında daha yücedirler. Kurtuluşa erenler de işte bunlardır.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş