Kuran-ı Kerim TÂHÂ Suresi Türkçe Meali ve Türkce Açıklaması, Kuranı Kerim Taha Suresi açıklaması, Ta

goktepeli26 7 Haz 2013



  1. فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ أَتَى




    Fe tevellâ fir’avnu fe cemea keydehu summe etâ.




    1. fe : böylece, öyleyse

    2. tevellâ : yüz çevirdi, dönüp gitti, vazgeçti

    3. fir'avnu : firavun

    4. fe : artık, böylece

    5. cemea : biraraya getirdi, topladı

    6. keyde-hu : hilesini

    7. summe : sonra

    8. etâ : geldi






    İmam İskender Ali Mihr : Böylece firavun döndü (gitti). Arkasından hilelerini topladıktan sonra geldi.


    Diyanet İşleri : Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken Firavun dönüp gitti, sonra bütün hîlesini derleyip geldi.


    Adem Uğur : Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Hilesini (sihirbazlarını) topladı; sonra geri geldi.


    Ahmed Hulusi : Firavun döndü (gitti) ve hilesini (büyücülerini) topladı, sonra geldi.


    Ahmet Tekin : Bunun üzerine Firavun, adamlarına talimatlar verdi, hazırlığını gözden geçirdi. Sihir malzemelerini, sihirbazlarını topladı, planını karara bağladı. Sonra karşılaşmanın yapılacağı bayram yerine geldi.


    Ahmet Varol : Bunun üzerine Firavun dönüp gitti, hilesini (gerçekleştirecek büyücülerini) topladı sonra geldi.


    Ali Bulaç : Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) bir araya getirdi, sonra geldi.


    Ali Fikri Yavuz : Bunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi.


    Bekir Sadak : Firavun dondu, tuzaklarini toplayip o gun geldi.


    Celal Yıldırım : Fir'avn ayrılıp gitti; hile ve düzenini toplayıp hazırlandıktan sonra geldi.


    Diyanet İşleri (eski) : Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi.


    Diyanet Vakfi : Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Hilesini (sihirbazlarını) topladı; sonra geri geldi.


    Edip Yüksel : Firavun gitti, planını hazırlayıp geri döndü.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bunun üzerine Fir'avn tedbire girişti, bütün hîlesini derdi topladı da sonra geldi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bunun üzerine Firavun, dönüp tedbir almaya girişti, bütün hilesini derledi topladı, sonra geldi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi.


    Fizilal-il Kuran : Bunun üzerine Firavun dönüp gitti, hilelerini hazırladıktan sonra randevu yerine geldi.


    Gültekin Onan : Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) bir araya getirdi, sonra geldi.


    Hasan Basri Çantay : Bunun üzerine Fir'avn arkasını dönüb gitdi. Bütün hıylesini toplayıb bil'âhare geldi.


    Hayrat Neşriyat : Bunun üzerine Fir'avun dönüp gitti; hemen (bütün) hîlesini (sihirbazlarını)topladı; sonra (ta'yîn edilen yere) geldi.


    İbni Kesir : Bunun üzerine Firavun dönüp gitti ve sonra bütün hilesini toplayıp geldi


    Muhammed Esed : Bunun üzerine Firavun (danışmanlarıyla görüşmek üzere) çekildi, kuracağı düzeni kurup tasarladı ve günü gelince (buluşma yerinde) boy gösterdi.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Artık Fir'avun dönüp gitti, bütün hilesini topladı, sonra geliverdi.


    Ömer Öngüt : Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Bütün hilesini topladıktan sonra geri geldi.


    Şaban Piriş : Firavun döndü ve bütün hilelerini topladı, sonra geldi.


    Suat Yıldırım : Firavun işlerini ayarlamaya girişti, bütün çare ve hilelerini, en usta sihirbazlarını toplayıp buluşma yerine geldi.


    Süleyman Ateş : Fir'avn, dönüp gitti, hilesini (büyücüleri ve onların âletlerini) topladı, sonra (belirtilen yere) geldi.


    Tefhim-ul Kuran : Böylelikle Firavun, arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) bir araya getirdi, sonra geldi.


    Ümit Şimşek : Firavun dönüp gitti, bütün hazırlığını yaptı, öyle geldi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bunun üzerine Firavun oradan ayrıldı, tüm kurnazlığını topladı, sonra geldi.
     



  2. قَالَ لَهُم مُّوسَى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرَى




    Kâle lehum mûsâ veylekum lâ tefterû alallâhi keziben fe yushıtekum bi azâb(azâbin), ve kad hâbe menifterâ.




    1. kâle : dedi

    2. lehum : onlara, onlar için

    3. mûsâ : Musa

    4. veyle-kum : size yazıklar olsun

    5. lâ tefterû : iftira etmeyin

    6. alallâhi (alâ allâhi) : Allah'a

    7. keziben : yalan olarak, yalanla

    8. fe : o zaman, yoksa, bu sebeple

    9. yushıte-kum : sizi yok eder

    10. bi azâbin : azap ile

    11. ve kad : ve oldu, olmuştur

    12. hâbe : heba oldu, hüsrana uğradı

    13. men ifterâ : iftira eden






    İmam İskender Ali Mihr : Musa (A.S) onlara şöyle dedi: “Size yazıklar olsun! Allah'a yalanla iftira etmeyin yoksa sizi azapla yok eder ve (O'na) iftira eden(ler) heba olmuştur.”


    Diyanet İşleri : Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Mûsâ, onlara, yazıklar olsun size dedi, Allah'a yalan yere iftirâda bulunmayın, sonra size azâp eder de kökünüzü kurutur ve muhakkak kim iftirâ ederse ziyan eder.


    Adem Uğur : Musa onlara: Yazık size! dedi, Allah hakkında yalan uydurmayın! Sonra O, bir azap ile kökünüzü keser! İftira eden, muhakkak perişan olur.


    Ahmed Hulusi : Musa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size. . . Allâh üzerine yalan uydurmayın! Bundan dolayı azap ile kökünüzü keser. . . İftira eden hakikaten kaybetmiştir. "


    Ahmet Tekin : Mûsâ onlara:
    'Yazıklar olsun size, Allah adına yalan uydurmayın. Sonra o müthiş bir azap ile kökünüzü kurutur. Allah’a iftira eden hüsrana uğramıştır, perişan olmuştur.' dedi.


    Ahmet Varol : Musa onlara dedi ki: 'Yazık size! Allah'a karşı yalan uydurmayın. Sonra bir azapla sizin kökünüzü kurutur. Yalan uyduran perişan olmuştur.'


    Ali Bulaç : Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."


    Ali Fikri Yavuz : Mûsa onlara dedi ki: “- Yazıklar olsun size! Allah’a yalan uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü keser. Gerçekten yalan uyduran ziyana uğramıştır.


    Bekir Sadak : Musa onlara: «Size yaziklar olsun! Allah'a karsi yalan uydurmayin, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden husrana ugrar» dedi.


    Celal Yıldırım : Musâ onlara dedi ki: Yazıklar olsun size! Allah'a karşı yalan uydurmayın, sonra bir azâb ile kökünüzü kesip kurutur. Allah'a iftira eden gerçekten hüsrana uğramıştır.


    Diyanet İşleri (eski) : Musa onlara: 'Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar' dedi.


    Diyanet Vakfi : Musa onlara: Yazık size! dedi, Allah hakkında yalan uydurmayın! Sonra O, bir azap ile kökünüzü keser! İftira eden, muhakkak perişan olur.


    Edip Yüksel : Musa onlara dedi ki: 'Size yazıklar olsun. ALLAH'a karşı yalan uydurmayın. Sonra sizi bir azap ile perişan eder. İftira edenler kuşkusuz kaybedecektir.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Musâ onlara veyl sizlere, dedi: Allaha yalanı iftira etmeyin sonra bir azâb ile kökünüzü keser, filhakıka iftira eden hâib oldu


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Musa onlara: «Yazıklar olsun size, Allah'a yalan yere iftirada bulunmayın, sonra bir azap ile kökünüzü keser. Gerçekten iftira eden hüsrana uğramıştır.» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Musa onlara dedi ki: «Yazıklar olsun size! Allah'a yalan uydurmayın. Sonra bir azab ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah'a) iftira eden hüsrana uğramıştır.»


    Fizilal-il Kuran : Musa onlara dedi ki; «Vay gele başınıza! Allah adına yalan uydurmayınız. Yoksa sizi bir azaba çarptırarak kökünüzü kurutur. Allah'a iftira atan gerçekten aldanmıştır.»


    Gültekin Onan : Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Tanrı'ya karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."


    Hasan Basri Çantay : Musa onlara dedi: «Yazıklar olsun size. Allaha karşı yalan düzmeyin. Sonra azâb ile sizin kökünüzü kurutur. Allaha karşı yalan uyduran (herkes) muhakkak hüsrana uğramışdır».


    Hayrat Neşriyat : Mûsâ onlara (o sihirbazlara): 'Yazıklar olsun size! Allah’a yalan yere iftirâ etmeyin; sonra (O), bir azâb ile kökünüzü keser. (Allah hakkında) iftirâ eden, elbette hüsrâna uğramıştır' dedi.


    İbni Kesir : Musa onlara dedi ki: Yazıklar olsun size, Allah'a karşı yalan uydurmayın Sonra azabla sizi yok eder. Doğrusu Allah'a iftira eden, hüsrana uğramıştır.


    Muhammed Esed : Musa onlara: "Yazıklar olsun size!" dedi, "Allah'a karşı (böyle) yalan uydurmayın; yoksa O müthiş bir azapla sizin kökünüzü kazır; zaten (böyle) bir yalan uyduran kimse baştan kaybetmiş demektir!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Musa onlara (sihirbazlara) dedi ki: «Yazıklar olsun sizlere! Allah'a karşı yalan yere iftirada bulunmayın, sonra sizi azab ile helâk eder ve muhakkak ki, iftira eden hüsrâna uğramıştır.»


    Ömer Öngüt : Musa onlara dedi ki: “Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın. Yoksa azapla sizi yok eder. Allah'a iftira eden muhakkak hüsrana uğrar. ”


    Şaban Piriş : Musa onlara: -Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın. Sonra bir azapla sizi yok eder. Elbette safsatacı iftira eden, hüsrana uğrar.


    Suat Yıldırım : Mûsâ onlara: "Yazık size!" dedi, "Allah hakkında yalan uydurmayın, yoksa O size öyle bir azap gönderir ki kökünüzü keser." "İftira eden, muhakkak perişan olur."


    Süleyman Ateş : Mûsâ onlara: "Yazık size, dedi, Allah'a yalan uydurmayın, sonra (O), bir azâb ile kökünüzü keser, doğrusu iftirâ eden perişan olmuştur!"


    Tefhim-ul Kuran : Musa onlara dedi ki: «Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir.»


    Ümit Şimşek : Musa onlara 'Yazıklar olsun size,' dedi. 'Allah adına yalan uydurmayın; yoksa bir azapla kökünüzü kurutur. Yalan uyduran, gerçekten ziyana düşmüştür.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Mûsa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size, yalan düzerek Allah'a iftira etmeyin! Yoksa bir azap ile kökünüzü kurutur. İftira eden, perişan olmuştur."
     


  3. فَتَنَازَعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى




    Fe tenâzeû emrehum beynehum ve eserrûn necvâ.




    1. fe : böylece, artık

    2. tenâzeû : tartıştılar, istişare yaptılar, görüştüler

    3. emre-hum : işlerini

    4. beyne-hum : aralarında

    5. ve eserrû : ve gizlediler, sır olarak sakladılar

    6. en necvâ : fısıltı, gizli konuşma






    İmam İskender Ali Mihr : Böylece işlerini (hilelerini), kendi aralarında görüştüler (tartıştılar) ve gizlice konuştular.


    Diyanet İşleri : Sihirbazlar, işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli gizli konuştular.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sonra bu iş hakkında aralarında çekişe çekişe görüşüp gizlice danıştılar.


    Adem Uğur : Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar.


    Ahmed Hulusi : (Sihirbazlar) işlerini aralarında tartıştılar. . . Aralarında fısıldaştılar.


    Ahmet Tekin : Sihirbazlar, aralarında planlarını tartıştılar, fısıltı halindeki konuşmalarını gizli tuttular.


    Ahmet Varol : Bunun üzerine (büyücüler) işlerini aralarında tartıştılar ve gizlice konuştular.


    Ali Bulaç : Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.


    Ali Fikri Yavuz : Sihirbazlar aralarında işlerini görüştüler. (Mûsa galib gelirse ona iman edelim, dediler) ve (bunu) gizlice fısıldaştılar.


    Bekir Sadak : Sihirbazlar isi aralarinda tartistilar ve konusmalarini gizli tuttular.


    Celal Yıldırım : Sihirbazlar durumlarını (ne yapacaklarını) kendi aralarında tartıştılar ve konuştuklarını gizli tutmaya çalıştılar..


    Diyanet İşleri (eski) : Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.


    Diyanet Vakfi : Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar.


    Edip Yüksel : Aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şöyle ki: aralarında işlerine kavraştılar ve gizli fısıldaştılar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlar aralarında tartışıp anlaştılar ve gizlice fısıldaştılar.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular


    Fizilal-il Kuran : Bunun üzerine büyücüler aralarında gizlice fısıldaşarak durumlarını tartıştılar.


    Gültekin Onan : Bunun üzerine, kendi aralarında buyruklarını / (işlerini) tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.


    Hasan Basri Çantay : Derken (sihirbazlar) aralarında işlerini çekişe çekişe (görüş) düler. (Sonra) gizlice müşavere etdiler.


    Hayrat Neşriyat : Buna rağmen (sihirbazlar Mûsâ hakkında yapacakları) işlerini aralarında tartıştılar ve fısıldamalarını gizli tuttular.


    İbni Kesir : Derken onlar işi aralarında tartıştılar ve gizlice müşavere ettiler.


    Muhammed Esed : (Firavun ve adamları) yapacakları şey konusunda aralarında tartıştılar, fakat konuşmalarını gizli tuttular;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Artık (sahirler) aralarında işlerine dair münakaşada bulundular ve gizlice konuştular.


    Ömer Öngüt : Sihirbazlar işi kendi aralarında tartıştılar ve gizlice müşavere ettiler.


    Şaban Piriş : Sihirbazlar durumlarını aralarında tartışarak gizlice fısıldaştılar.


    Suat Yıldırım : Bunun üzerine onlar aralarında tartışmaya ve fısıldaşmaya, kulislere başladılar.


    Süleyman Ateş : (Fir'avn'ın topladığı büyücüler), işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli konuştular.


    Tefhim-ul Kuran : Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.


    Ümit Şimşek : Büyücüler aralarında tartıştılar, gizli gizli fısıldaştılar.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bunun üzerine işlerini aralarında tartıştılar, fısıltıyı koyulaştırdılar.
     


  4. قَالُوا إِنْ هَذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَى




    Kâlû in hâzâni le sâhirâni yurîdâni en yuhricâkum min ardıkum bi sihrihimâ ve yezhebâ bi tarîkatikumul muslâ.




    1. kâlû : dediler

    2. in hâzâni : bu ikisi (... ise)

    3. le sâhirâni : elbette iki sihirbaz

    4. yurîdâni : ikisi istiyor

    5. en yuhricâ-kum : sizi çıkarmak

    6. min ardı-kum : yurdunuzdan

    7. bi sihri-himâ : sihirleri ile (ikisinin sihri)

    8. ve yezhebâ bi : ve gideriyor, yok ediyor

    9. tarîkati-kum : sizin tarikatınız (dîniniz)

    10. el muslâ : üstün olan, en alâ olan






    İmam İskender Ali Mihr : “Bu ikisi gerçekten iki sihirbazdır. Sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve üstün olan tarikatınızı (yolunuzu, dîninizi), yok etmek istiyorlar.” dediler.


    Diyanet İşleri : Şöyle dediler: “Şüphesiz bu ikisi, sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bu iki büyücü dediler, büyüleriyle sizi yerinizden, yurdunuzdan çıkarmak istiyor, sizi yüce yolunuzdan çevirmek diliyor.


    Adem Uğur : Şöyle dediler: "Bu ikisi, muhakkak ki, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdırlar sadece."


    Ahmed Hulusi : (Firavunun sihirbazları) dediler ki: "Şu ikisi, iki büyücüden başka bir şey değildir. . . Sihirleri ile sizi arzınızdan çıkarmak ve sizin örnek yaşam tarzınızı yok etmeyi diliyorlar. "


    Ahmet Tekin : Sihirbazlar Mûsâ ve Hârûn’u göstererek:
    'Bu ikisi kesinlikle sihirbazdır. Aklınızı etki altına alan sihirleriyle, sizi yurdunuzdan çıkarmak ve örnek hayat tarzınızı, rejiminizi yıkmak istiyorlar.' dediler.


    Ahmet Varol : Dediler ki: 'Bunlar muhakkak, büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu (dininizi) yok etmek isteyen iki büyücüdür.


    Ali Bulaç : Dediler ki: "Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler."


    Ali Fikri Yavuz : (Aşikâre olarak da şöyle) dediler: “- Bi ikisi (Musa ile Hârun) muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle siz hem yerinizden çıkarmak, hem de örnek dininizi yok etmek istiyorlar.


    Bekir Sadak : (63-64) Musa ile Harun'u gostererek: «Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan cikarmak, sizin en ustun dininizi ortadan kaldirmak istiyorlar; onun icin tuzaklarinizi biraraya getirin, sonra sirayla gelin. Bugun ustun gelen basariya erecektir» dediler.


    Celal Yıldırım : Dediler ki: Bu ikisi (Musâ ite Harun) iki sihirbazdır ki sizi sihirleriyle toprağınızdan çıkarmak ve örnek sayılan yolumuzu, mezhebimizi (temelinden yıkıp) gidermek istiyorlar.


    Diyanet İşleri (eski) : (63-64) Musa ile Harun'u göstererek: 'Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir' dediler.


    Diyanet Vakfi : Şöyle dediler: «Bu ikisi, muhakkak ki, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdırlar sadece.»


    Edip Yüksel : Dediler ki, 'Bu iki büyücünün tek amacı, büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin ideal yaşam biçiminizi yıkmaktır.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Her halde dediler: bunlar iki sihirbaz, sizi yerinizden çıkarmak ve nümune-i imtisal olan tarikatınızı gidermek istiyorlar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Dediler ki: «Şüphesiz bunlar, iki sihirbazdır; sizi yerinizden çıkarmak ve sizin o ideal inanç ve gidişatınızı yok etmek istiyorlar.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Sihirbazlar daha sonra Musa ve Harun'u göstererek şöyle) dediler: «Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar.»


    Fizilal-il Kuran : Ve dediler ki; «Bu iki adam büyücüdür, sizleri büyüleyerek yurdunuzdan çıkarmak, sizin örnek dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar.»


    Gültekin Onan : Dediler ki: "Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler."


    Hasan Basri Çantay : Dediler ki: «Bunlar (başka değil) her halde iki sihirbazdır ki sizi büyüleriyle yerinizden çıkarmak, en şerefli ve üstün olan dîninizi gidermek istiyorlar».


    Hayrat Neşriyat : (Sonunda kendi aralarında şöyle) dediler: 'Doğrusu bunlar (Mûsâ ile Hârun), gerçekten iki sihirbazdır; sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan yolunuzu(dîninizi) ortadan
    kaldırmak istiyorlar.'


    İbni Kesir : Dediler ki: Muhakkak bu iki sihirbaz sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkar mak ve örnek olan yolunuzu yok etmek istiyorlar.


    Muhammed Esed : şöyle diyorlardı (birbirlerine): "Bu iki sihirbaz sihir yoluyla sizi ülkenizden çıkarmak ve geleneksel yaşama tarzınızı ortadan kaldırmak istiyorlar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dediler ki: «Bunlar herhalde iki sihirbaz istiyorlar ki, sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarıversinler ve sizin en faziletli olan dininizi gidersinler.»


    Ömer Öngüt : Dediler ki: “Bunlar iki sihirbazdır. Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan yolunuzu ortadan kaldırmak istiyorlar. ”


    Şaban Piriş : -Bu iki sihirbaz sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve örnek olan yolunuzu da yok etmek istiyor, dediler.


    Suat Yıldırım : Sonunda: "Her hâlde, dediler, bunlar, sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen ve en ideal yaşam düzeninizi ortadan kaldırmak isteyen iki büyücü!"


    Süleyman Ateş : Dediler ki: "Bunlar iki büyücü, başka bir şey değil. Büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu, (üstün dininizi) gidermek istiyorlar."


    Tefhim-ul Kuran : Dediler ki: «Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler.»


    Ümit Şimşek : Dediler ki: 'Bunlar iki büyücüdür ki, büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin izlenmeye değer yolunuzu ortadan kaldırmak istiyorlar.


    Yaşar Nuri Öztürk : Dediler ki: "Şunlar, iki büyücüden başka birşey değillerdir. Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar."
     


  5. فَأَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّا وَقَدْ أَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلَى




    Fe ecmiû keydekum summe’tû saffâ(saffen), ve kad eflehal yevme menista’lâ.




    1. fe : böylece, artık

    2. ecmiû : toplayın

    3. keyde-kum : hilelerinizi

    4. summe a'tû : sonra gelin

    5. saffen : saf saf, sırayla

    6. ve kad : ve olmuştur

    7. efleha : felâha, zafere ulaştı

    8. el yevme : o gün

    9. men ista'lâ : üstünlük sağlayan (alâ olan)






    İmam İskender Ali Mihr : (Firavun şöyle dedi): “Artık hilelerinizi (sihirlerinizi) toplayın. Sonra saf saf (sırayla) gelin. Ve o gün üstün gelen, felâha (kurtuluşa, zafere) ulaşmış olur.”


    Diyanet İşleri : “Öyleyse, hilelerinizi toplayın (birbirinize destek olun) sonra sıra hâlinde gelin. Bu gün üstün gelen muhakkak başarıya ulaşmıştır.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Hîlelerinizi, düzenlerinizi bir araya getirin, sonra saf saf olun da gelin ve muhakkak olan şu ki: Bugün üstün olan, murâdına ermiştir.


    Adem Uğur : Öyle ise hilenizi kurun; sonra sıra halinde gelin! Muhakkak ki bugün, üstün gelen kazanmıştır.


    Ahmed Hulusi : "Bu sebeple bütün hilelerinizi toplayın, sonra saf hâlinde gelin. . . Bugün kim üstün gelir ise o kurtuluşa ermiştir. "


    Ahmet Tekin : 'Bu sebeple, bütün gizli sihirbazlık hilelerinizi bir araya getirerek kullanın, kararlı hareket edin, bir saf haline gelerek göz doldurun. Bu gün üstün gelen, zafer kazanmış sayılır.' dediler.


    Ahmet Varol : Onun için tuzaklarınızı toplayın sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen umduğuna erer.'


    Ali Bulaç : "Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur."


    Ali Fikri Yavuz : Onun için bütün hilelerinizi toplayın, sonra hep birden gelin. Bugün üstün gelen, muhakkak zafer kazanmıştır.


    Bekir Sadak : (63-64) Musa ile Harun'u gostererek: «Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan cikarmak, sizin en ustun dininizi ortadan kaldirmak istiyorlar; onun icin tuzaklarinizi biraraya getirin, sonra sirayla gelin. Bugun ustun gelen basariya erecektir» dediler.


    Celal Yıldırım : Onun için hile ve düzen adına neyiniz varsa biraraya getirin, sonra birer dizi halinde gelin. Bugün üstün gelen elbette o kazanmış ve umduğuna ermiş (olacak).


    Diyanet İşleri (eski) : (63-64) Musa ile Harun'u göstererek: 'Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir' dediler.


    Diyanet Vakfi : «Öyle ise hilenizi kurun; sonra sıra halinde gelin! Muhakkak ki bugün, üstün gelen kazanmıştır.»


    Edip Yüksel : 'Haydi, planlarınızı birleştirip birleşik bir cephe oluşturun. Bugün üstün gelen başarmıştır.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : siz de bütün hîlenize ittifak edin, sonra da saf halinde gelin, bu gün üstün gelen, muhakkak felâhı buldu


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Siz de bütün hilelerinizi birleştirin, sonra sıra halinde gelin. Muhakkak ki, bugün üstün gelen zafere ermiş olacak!»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Onun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra hep bir sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen muhakkak zafer kazanmıştır.»


    Fizilal-il Kuran : Bütün hilelerinizi biraraya getiriniz, sonra sıra halinde buluşma yerine geliniz. Bugün üstün gelen başarıya ermiştir.


    Gültekin Onan : "Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur."


    Hasan Basri Çantay : «Onun için bütün tuzaklarınızı bir araya toplayın. Sonra saf haalinde birden gelin (hücum edin). Bu gün gaalib olan kimse muhakkak umduğuna ermişdir».


    Hayrat Neşriyat : 'Onun için (bütün) hîlelerinizi (sihirlerinizi) toplayın; sonra sıra sıra gelin! Bugün üstün gelen muhakkak kurtuluşa ermiştir!'


    İbni Kesir : Onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra da sırayla gelin. Bugün üstün gelen felah bulmuştur.


    Muhammed Esed : Bunun içindir ki, (ey Mısırlı sihirbazlar) düzenleyeceğiniz oyuna iyi karar verin ve tek bir güç olarak boy gösterin; çünkü, bugün üstün gelen gerçekten başarmış olacaktır!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Artık bütün çarelerinizi toplayınız, sonra saf halinde geliniz. Şüphesiz ki, bugün galebe eden, felâh bulmuş olacaktır.»


    Ömer Öngüt : “Onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra da sıra hâlinde gelin. Muhakkak ki bugün üstün gelen başarıya ulaşır. ”


    Şaban Piriş : Bu sebeple tuzaklarınızı bir araya getirin sonra da sırayla gelin. Bu gün galip gelen zafere ermiştir.


    Suat Yıldırım : O halde bütün hünerlerinizi toplayıp sıra sıra, merasim düzeninde meydana çıkın. Bugün ölüm kalım günüdür. Kim bugün üstün gelirse, iflah olacak odur!


    Süleyman Ateş : Onun için siz hilenizi toplayın, sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen başarmıştır.


    Tefhim-ul Kuran : «Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur.»


    Ümit Şimşek : 'Şimdi bütün hünerinizi toplayıp saflar halinde gelin. Bugün üstün gelen kurtulmuştur.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Hemen hünerlerinizi birleştirin; sonra saf bağlamış olarak gelin! Bugün, üstün gelen kurtulmuş olacaktır."
     


  6. قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَن تُلْقِيَ وَإِمَّا أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَى




    Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkıye ve immâ en nekûne evvele men elkâ.




    1. kâlû : dediler

    2. yâ mûsâ : ey Musa

    3. immâ (ve immâ) : öyle mi veya böyle mi olsun

    4. en tulkıye : senin atman

    5. (immâ) ve immâ : öyle mi veya böyle mi olsun

    6. en nekûne : bizim olmamız

    7. evvele : ilk, birinci

    8. men elkâ : atan kimse






    İmam İskender Ali Mihr : “Ya Musa, (asanı) sen mi atarsın yoksa önce atan biz mi olalım?” dediler.


    Diyanet İşleri : Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz” dediler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Büyücüler dediler ki: İstersen sen at önce sopanı, istersen biz atalım önce yâ Mûsâ.


    Adem Uğur : Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım.


    Ahmed Hulusi : Dediler ki: "Yâ Musa! Ya sen at ya da ilk atan biz olalım. "


    Ahmet Tekin : 'Ey Mûsâ, ya sen at elindekini veya elimizdekileri ilk atanlar biz olalım' dediler.


    Ahmet Varol : Dediler ki: 'Ey Musa! Ya sen at, ya da önce atan biz olalım!'


    Ali Bulaç : "Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım."


    Ali Fikri Yavuz : Sihirbazlar: “- Ey Mûsa! (Asanı) ya sen at, yahud ilk atan biz olalım.” dediler.


    Bekir Sadak : «Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da once biz koyalim» dediler.


    Celal Yıldırım : Sihirbazlar: «Ey Musâ!» dediler, «ya önce sen (asanı ve hünerini ortaya) koy, ya da biz koyalım ?»


    Diyanet İşleri (eski) : 'Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım' dediler.


    Diyanet Vakfi : Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım.


    Edip Yüksel : 'Musa,' dediler, 'Ya sen at, yahut ilk önce atan biz olalım?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya Musâ! Dediler: ya at, yâhud ilk atan biz olalım


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlar: «Ey Musa ya sen at, ya da ilk atan biz olalım.» dediler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sihirbazlar: «Ey Musa! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım» dediler.


    Fizilal-il Kuran : Büyücüler «Ey Musa, ya sen önce hünerini göster ya da önce biz hünerimizi ortaya koyalım» dediler.


    Gültekin Onan : "Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım."


    Hasan Basri Çantay : Dediler; «Ey Musa, (asaanı) ya sen at (ilkin), yahud önce atan kişiler biz olalım».


    Hayrat Neşriyat : (Sihirbazlar:) 'Ey Mûsâ! (Sen önce hünerini ortaya) atacak mısın, yoksa önce atan biz mi olalım?' dediler.


    İbni Kesir : Dediler ki: Ey Musa; ya sen at, ya da ilk atanlar biz olalım.


    Muhammed Esed : (Büyücüler) Musa'ya: "Ey Musa!" dediler, "(önce) sen mi atacaksın (asanı), yoksa ilk atan biz mi olalım?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dediler ki: «Ey Mûsa! Ya sen atıver, veyahut ilk atan biz olalım.»


    Ömer Öngüt : Dediler ki: “Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım. ”


    Şaban Piriş : -Ey Musa, dediler, ya sen at, ya da ilk atan biz olalım.


    Suat Yıldırım : Onlar: "Mûsâ! İstersen hünerini önce sen ortaya koy, istersen biz ortaya koyalım!" dediler.


    Süleyman Ateş : (Büyücüler önce Mûsâ'nın işe başlamasını istediler) Dediler ki: "Ey Mûsâ, ya sen at, yahut önce atan biz olalım."


    Tefhim-ul Kuran : «Ey Musa» dediler. «Ya sen (asanı) at veya önce atanlar bizler olalım.»


    Ümit Şimşek : Büyücüler, 'Musa,' dediler. 'Önce ister sen at, istersen biz atalım.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Dediler: "Ey Mûsa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız."
     


  7. Eline Emegine,yüregine saglik...
     


  8. قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى




    Kâle bel elkû, fe izâ hıbâluhum ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sıhrihim ennehâ tes’â.




    1. kâle : dedi

    2. bel : hayır

    3. elkû : atın, bırakın

    4. fe : öyleyse, artık

    5. izâ : olduğu zaman

    6. hıbâlu-hum : onların ipleri

    7. ve ısıyyu-hum : ve onların asaları

    8. yuhayyelu : öyle görünüyor (hayal olarak görünüyor)

    9. ileyhi : ona

    10. min sıhri-him : onların sihirlerinden (dolayı)

    11. enne-hâ : onun olduğu

    12. tes'â : koşuyor, hızla hareket ediyor







    İmam İskender Ali Mihr : (Musa A.S): “Hayır, (siz) atın!” dedi. Böylece (onları attıkları) zaman onların ipleri ve asaları, kendisine, onların sihirlerinden dolayı “hızla hareket ediyor” gibi göründü.


    Diyanet İşleri : Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Mûsâ, siz atın önce dedi. Derken büyüleriyle ipleri ve sopaları, Mûsâ'ya doğru koşuyormuş gibi göründü.


    Adem Uğur : Hayır, siz atın, dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor.


    Ahmed Hulusi : (Musa) dedi ki: "Hayır, siz atın". . . Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, sihirlerinden ötürü, kendisine, koşuyorlarmış gibi geldi (hayal).


    Ahmet Tekin : Mûsâ:
    'Hayır, siz elinizdekileri atın' dedi. Bir de baktı ki, onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden dolayı, sanki yürüyorlarmış gibi geldi.


    Ahmet Varol : 'Hayır, siz atın' dedi. Birden, büyülerinden dolayı onların ipleri ve değnekleri kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.


    Ali Fikri Yavuz : Mûsa dedi ki: “- Hayır, siz atın.” Bir de ne görsün! Onların ipleri ve sopaları, yaptıkları sihirden ötürü, kendisine, gerçekten koşuyormuş hayalini verdi.


    Bekir Sadak : Musa: «Siz koyun» dedi. Hemen, degnekleri ve ipleri, sihirleri yuzunden, Musa'ya sanki yuruyorlarmis gibi geldi.


    Celal Yıldırım : Musâ onlara: «Siz koyun,» dedi. Ansızın urganları ve değnekleri sihirleriyle Musâ'ya doğru sür'atle geliyormuş gibi (hayalî şekilde) görün dü.


    Diyanet İşleri (eski) : Musa: 'Siz koyun' dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi.


    Diyanet Vakfi : Hayır, siz atın, dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor.


    Edip Yüksel : 'Hayır, siz atın!,' dedi. Bunun üzerine, büyülerinden (hipnotik telkin ve illüzyondan) ötürü, halatları ve değnekleri ona (Musa'ya) sanki hareket ediyorlarmış gibi göründü.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Haydin siz atın dedi, ne baksın onların ipleri ve sopaları sihirlerinden ona öyle tahyil olunuyor ki cidden bunlar koşuyorlar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Musa: «Haydi, siz atın!» dedi. Bir de baktı ki, onların ipleri ve sopaları, sihirleri sebebiyle, kendisine cidden koşuyorlarmış gibi görünüyor.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Musa dedi ki: «Hayır, siz atın.» Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi.


    Fizilal-il Kuran : O da: “Hayır siz koyun” dedi. Bir de ne görsün ipleri ve değnekleri büyüleri yüzünden kendisine gerçekten yürüyorlarmış gibi geldi.


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.


    Hasan Basri Çantay : (Musa) dedi: «Hayır, siz atın». Bir de ne görsün: Onların ipleri ve değnekleri, sihirleri yüzünden, kendisine hakıykat koşuyormuş hayâlini verdi!


    Hayrat Neşriyat : (Mûsâ:) 'Hayır, siz atın!' dedi. (Onlar hünerlerini ortaya atınca, Mûsâ) bir de baktı ki, yaptıkları sihirden dolayı kendisine, onların ipleri ve sopaları gerçekten sür'atle gidiyor gibi görünüyor!


    İbni Kesir : O da: Hayır siz atın, dedi. Bir de ne görsün; onların ipleri ve değnekleri, büyüleri yüzünden kendisine gerçekten yürüyorlarmış gibi geldi.


    Muhammed Esed : (Musa:) "Hayır, (önce) siz atın!" karşılığını verdi. Ve derken onların ipleri ve asaları, yaptıkları sihir marifetiyle, ona hızla akıyorlarmış gibi göründü;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dedi ki: «Hayır siz atınız. Hemen onların ipleri ve sopaları sihirlerinden dolayı koşuyormuş gibi ona tehayyül olunur oldu.»


    Ömer Öngüt : Musa: “Hayır! Siz atın!” dedi. Değnekleri ve ipleri sihirleri yüzünden sanki yürüyorlarmış gibi geldi.


    Şaban Piriş : -Buyrun siz atın, dedi. Bunun üzerine ipleri ve değnekleri sihirleri sebebiyle ona sanki gerçekten yürüyorlarmış gibi göründü.


    Suat Yıldırım : "Hayır, siz ortaya koyun!" dedi. Bir de ne görsün: onların sihirleri sayesinde, ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten hareket ediyormuş gibi geldi.


    Süleyman Ateş : (Mûsâ): "Hayır siz atın!" dedi. (Attılar. Mûsâ) bir de ne görsün: Büyülerinden ötürü onların ipleri ve sopaları gerçekten koşuyor gibi görünüyor.


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Hayır, sizler atın.» Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.


    Ümit Şimşek : Musa 'Siz atın' dedi. Attıkları gibi, ipleri ve değnekleri, büyüleri yüzünden, koşar halde göründü.


    Yaşar Nuri Öztürk : Mûsa dedi: "Hayır, siz atın!" Bir de ne görsün! Onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koşuyorlarmış hayalini verdi.
     


  9. فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُّوسَى




    Fe evcese fî nefsihî hîfeten mûsâ.




    1. fe : öyleyse, artık, bu yüzden

    2. evcese : hissetti

    3. fî nefsi-hi : nefsinde, kendinde

    4. hîfeten : bir korku

    5. mûsâ : Musa






    İmam İskender Ali Mihr : Bu sebeple Musa (A.S), kendinde bir korku hissetti.


    Diyanet İşleri : Bunun üzerine Mûsâ, içinde bir korku hissetti.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Mûsâ'nın içine bir korku düştü.


    Adem Uğur : Musa, birden içinde bir korku duydu.


    Ahmed Hulusi : Musa içinde korkuyu hissetti!


    Ahmet Tekin : Mûsâ birden, içinde bir korku hisset-ti.


    Ahmet Varol : Bu yüzden Musa, içinde bir korku hissetti.


    Ali Bulaç : Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.


    Ali Fikri Yavuz : Onun için Mûsa, içinde bir nevi korku duydu.


    Bekir Sadak : Bu yuzden Musa icinde bir korku hissetti.


    Celal Yıldırım : O yüzden Musâ, içinde bir korku duydu.


    Diyanet İşleri (eski) : Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.


    Diyanet Vakfi : Musa, birden içinde bir korku duydu.


    Edip Yüksel : Musa içinde bir korku duydu.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Birdenbire Musâ içinde bir nevi' korku duydu


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Birden bire Musa, içinde bir tür korku duydu.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.


    Fizilal-il Kuran : Bunun üzerine Musa'nın içine korku düştü.


    Gültekin Onan : Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.


    Hasan Basri Çantay : Onun için Musa, içinde bir nevi' korku hissetdi.


    Hayrat Neşriyat : Bu yüzden Mûsâ, (halkın bu sihirlere kanabileceği endişesiyle) içinde bir çeşit korku duydu.


    İbni Kesir : Bu sebeple Musa, içinde bir korku hissetti.


    Muhammed Esed : öyle ki, bu yüzden Musa'nın içinde bir korku belirdi.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Mûsa içerisinde hemen bir korku hisseder oldu.


    Ömer Öngüt : Bunun için Musa, içinde bir korku hissetti.


    Şaban Piriş : Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.


    Suat Yıldırım : Mûsâ birden, içinde bir endişe duydu.


    Süleyman Ateş : Bu yüzden Mûsâ, içinde bir korku duydu.


    Tefhim-ul Kuran : Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.


    Ümit Şimşek : Musa içinde bir ürperti hissetti.


    Yaşar Nuri Öztürk : Mûsa birdenbire içinde bir korku duydu.
     


  10. قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ الْأَعْلَى




    Kulnâ lâ tehaf inneke entel a’lâ.




    1. kulnâ : söyledik, dedik

    2. lâ tehaf : korkma

    3. inne-ke : muhakkak ki sen

    4. ente : sen

    5. el a'lâ : üstün olan







    İmam İskender Ali Mihr : “Korkma! Muhakkak ki sen, sen üstünsün.” dedik.


    Diyanet İşleri : Şöyle dedik: “Korkma (ey Mûsâ!). Çünkü, sensin en üstün olan.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Korkma dedik, hiç şüphe yok ki sen, daha üstünsün.


    Adem Uğur : Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin.


    Ahmed Hulusi : "Korkma! Muhakkak ki sen, evet sen üstünsün" dedik.


    Ahmet Tekin : Biz:
    'Korkma, sen, kesinlikle sen üstün geleceksin' dedik.


    Ahmet Varol : Dedik ki: 'Korkma! Şüphesiz üstün gelecek sensin sen!


    Ali Bulaç : "Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."


    Ali Fikri Yavuz : Biz (Azîmü’ş-şan) dedik ki: “- Korkma, çünkü sen, muhakkak üstünsün (galip geleceksin).


    Bekir Sadak : «orkma, sen muhakkak daha ustunsun» dedik.


    Celal Yıldırım : Biz ona, «korkma, bugün mutlaka üstün olan sensin» dedik.


    Diyanet İşleri (eski) : 'Korkma, sen muhakkak daha üstünsün' dedik.


    Diyanet Vakfi : «Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin.»


    Edip Yüksel : 'Korkma,' dedik, 'Sen üstün geleceksin.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Korkma dedik: çünkü sensin üstün sen


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Dedik ki: «Korkma, çünkü sensin üstün sen!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Biz dedik ki: «Korkma, çünkü sen muhakkak üstünsün (galib geleceksin)»


    Fizilal-il Kuran : Allah ona dedi ki; «Korkma, üstün gelecek olan sensin.»


    Gültekin Onan : "Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."


    Hasan Basri Çantay : Biz «Korkma, dedik, çünkü üstün (gelecek) muhakkak sensin, sen».


    Hayrat Neşriyat : (Biz kendisine:) 'Korkma! Hiç şübhesiz üstün (gelecek) olan ancak sensin!' dedik.


    İbni Kesir : Korkma; muhakkak sen daha üstünsün, dedik.


    Muhammed Esed : (Fakat o'na:) "Korkma!" dedik, "Sonunda üstün gelecek olan sensin!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dedik ki: «Korkma. Şüphe yok, üstün olan sensin, sen.»


    Ömer Öngüt : Biz de: “Korkma! Muhakkak sen daha üstünsün. ” dedik.


    Şaban Piriş : -Korkma, şüphesiz sen daha üstünsün, dedik.


    Suat Yıldırım : "Endişe etme!" dedik, "zirâ sen galip geleceksin."


    Süleyman Ateş : (Biz kendisine): "Korkma, dedik, üstün gelecek sensin, sen!"


    Tefhim-ul Kuran : «Korkma» dedik. «Şüphesiz sen, üstün gelecek olan sensin.»


    Ümit Şimşek : 'Korkma,' buyurduk. 'Sen üstün geleceksin.


    Yaşar Nuri Öztürk : Şöyle dedik: "Korkma, üstün gelecek olan sensin!"
     


  11. وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى




    Ve elkı mâ fî yemînike telkaf mâ sanaû, innemâ sanaû keydu sâh‎r(sâh‎rin), ve lâ yuflihus sâh‎ru haysu etâ.




    1. ve elk‎ : ve at, b‎rak

    2. mâ fî yemîni-ke : saً elindeki ‏eyi

    3. telkaf : yutar, yutacak

    4. mâ sanaû : onlar‎n yapt‎klar‎ ‏eyler

    5. innemâ : sadece

    6. sanaû : onlar‎n yapt‎ً‎

    7. keydu : hiledir

    8. sâh‎rin : sihirbaz

    9. ve lâ yufli-hu : ve felâha eremez, kurtulu‏a eremez, iflâh olmaz

    10. es sâhiru : sihirbaz, sihir yapan

    11. haysu : nerede, nereden

    12. etâ : geldi







    فmam فskender Ali Mihr : Ve saً elindekini (asan‎) at, onlar‎n yapt‎ً‎ ‏eyleri yutacak. Onlar‎n yapt‎klar‎ sadece sihirbaz hilesidir ve sihirbazlar, nereden gelirse gelsinler, felâha (kurtulu‏a) eremezler.


    Diyanet ف‏leri : “Saً elindekini (deًneًini) at ki, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutsun. قüphesiz yapt‎klar‎ bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtulu‏a eremez.”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : At saً elindeki sopan‎, onlar‎n meydana getirdikleri ‏eyleri yutsun, çünkü onlar, ancak büyücülük düzeniyle yapt‎lar bu i‏i ve büyücü, nerede olursa olsun, eremez umduًuna.


    Adem Uًur : Saً elindekini at da, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutsun. Yapt‎klar‎, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz.


    Ahmed Hulusi : "Saً elindekini b‎rak, onlar‎n ürettiklerini yutsun. . . (Onlar) sadece sihirbaz‎n hilesini yap‎p ürettiler. . . Sihirbaz nereye gitse kurtulu‏u olmaz. "


    Ahmet Tekin : 'Saً elindekini at. Asân, onlar‎n sihirbaz hilesiyle yapt‎klar‎n‎ yutar. Onlar‎n oyunlar‎ bir sihir hilesidir. Sihirbazlar elde ettiًi sonuç itibariyle iflâh olmazlar, ba‏ar‎ya ula‏amazlar.' dedik.


    Ahmet Varol : Saً elindekini at, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutacakt‎r. اünkü onlar‎n yapt‎klar‎ yaln‎zca bir büyücü tuzaً‎d‎r. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.'


    Ali Bulaç : "Saً elindekini at‎ver, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutacakt‎r; çünkü onlar‎n yapt‎klar‎ yaln‎zca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."


    Ali Fikri Yavuz : Elindekini (asan‎) b‎rak‎ver; o, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutar. اünkü onlar‎n yapt‎klar‎, ancak bir büyücü tuzaً‎d‎r. Büyücü ise, her nerede olsa felâh bulmaz.”


    Bekir Sadak : «ag elindekini at da onlarin yaptiklarini yutsun, yaptiklari sadece sihirbaz duzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin basari kazanamaz.»


    Celal Y‎ld‎r‎m : «Saً elindekini yere b‎rak‎ver de onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yalay‎p yutsun. Yapt‎klar‎, sihirbaz‎n hile ve düzeninden ba‏kas‎ deًildir. Sihirbaz ise nereden gelirse gelsin umduًuna eri‏ip ba‏ar‎l‎ olamaz.»


    Diyanet ف‏leri (eski) : 'Saً elindekini at da onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutsun, yapt‎klar‎ sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin ba‏ar‎ kazanamaz.'


    Diyanet Vakfi : «Saً elindekini at da, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutsun. Yapt‎klar‎, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz.»


    Edip Yüksel : 'Saً elindekini at, onlar‎n uydurduklar‎ ‏eyleri yutacakt‎r. Onlar‎n yapt‎ً‎ bir büyücü plan‎ndan ibarettir. Büyücünün ortaya koyduًu ‏eyler ba‏ar‎ya ula‏amaz.'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Ve elindekini b‎rak‎ver, o onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yalar yutar, çünkü onlar‎n yapt‎klar‎ s‎rf sihirbaz hîlesidir, sihirbaz ise her nerede olsa felâh bulmaz


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Saً elindekini b‎rak‎ver; o, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yalar yutar. اünkü onlar‎n yapt‎klar‎ yaln‎zca bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise her nerede olsa felah bulmaz!»


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : «Saً elindekini at‎ver, o, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutar. اünkü onlar‎n yapt‎klar‎ ancak bir büyücü tuzaً‎d‎r. Büyücü ise, her nerede olursa olsun ba‏ar‎ya ula‏amaz.»


    Fizilal-il Kuran : Saً elindeki deًneًini yere at‎ver de onlar‎n gِsterdikleri marifetleri yutuversin. Onlar‎n hünerleri, bir büyücü hilesinden ibarettir. Büyücü hiçbir yerde ba‏ar‎l‎ olamaz.


    Gültekin Onan : "Saً elindekini at‎ver, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutacakt‎r; çünkü onlar‎n yapt‎klar‎ yaln‎zca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."


    Hasan Basri اantay : «Elindekini b‎rak‎ver. Bu, onlar‎n yapd‎klar‎n‎ yutar. اünkü onlar‎n san'at diye ortaya atd‎klar‎ ancak bir büyücü tuzaً‎d‎r. Büyücü ise nerede olsa felah bulmaz».


    Hayrat Ne‏riyat : 'Saً elindekini (yere) b‎rak da (onlar‎n ِzenerek) yapt‎klar‎ ‏eyleri yutsun! Yapt‎klar‎ sâdece bir sihirbaz hîlesidir. Hâlbuki (bِyle gِz boyayan) sihirbaz, her nereye varsa kurtulu‏a ermez (maksad‎na sihirle ula‏amaz).'


    فbni Kesir : Saً elindekini at da onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutsun. Zira onlar‎n yapt‎klar‎, sadece sihirbaz düzenidir. Nerede olursa olsun sihirbaz asla felah bulamaz.


    Muhammed Esed : (قimdi) saً elindeki (asay‎) at, bu (senin att‎ً‎n) onlar‎n düzenlediًi her ‏eyi yutacakt‎r: (çünkü) onlar‎n bütün yapt‎ً‎ sihirden ibaret; ve zaten sihirbaz, hangi amac‎ güderse gütsün, asla ba‏ar‎ya ula‏amaz!"


    ضmer Nasuhi Bilmen : «Ve elinde olan‎ b‎rak‎ver. Onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutuverir. قüphe yok ki, onlar ne yapt‎lar ise bir sahir hilesinden ibarettir. Sahir ise her nerede olsa felâha eremez.»


    ضmer ضngüt : “Saً elindekini at da, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutsun. Yapt‎klar‎ sadece sihirbaz hilesidir. Nerede olursa olsun, sihirbaz aslâ iflâh olmaz. ”


    قaban Piri‏ : Saً elindekini at, onlar‎n yapt‎ً‎n‎ yutsun. Yapt‎klar‎ ancak sihirbaz oyunudur. Sihirbaz nerede olursa olsun kesinlikle kurtulu‏a eremez.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Elindeki deًneًi ortaya at, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutacakt‎r. اünkü onlar‎n yapt‎ً‎, sihirbaz oyunudur. Büyücü ise, nereye var‎rsa vars‎n, hiçbir yerde iflah olmaz.


    Süleyman Ate‏ : "Saً elindekini at! Onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutsun. اünkü onlar‎n yapt‎klar‎, bir büyücünün hilesidir. Büyücü de nereye varsa iflâh olmaz!"


    Tefhim-ul Kuran : «Saً elindekini at‎ver, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutacakt‎r; çünkü onlar‎n yapt‎klar‎ yaln‎zca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.»


    ـmit قim‏ek : 'Saً elindekini at da onlar‎n yapt‎klar‎n‎ yutsun. Onlar‎n yapt‎klar‎ büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflâh olmaz.'


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Saً elindekini yere b‎rak! Onlar‎n, sanayi olarak ortaya ç‎kard‎klar‎n‎ yalay‎p yutsun. Onlar‎n sanayi olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflah etmez."
     


  12. فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسَى




    Fe ulkıyes seharatu succeden kâlû âmennâ bi rabbi hârûne ve mûsâ.




    1. fe : bِylece, bunun üzerine

    2. ulk‎ye : at‎ld‎lar, yere kapand‎lar

    3. es seharatu : sihirbazlar

    4. succeden : secde ederek

    5. kâlû : dediler

    6. âmennâ : biz îmân ettik

    7. bi rabbi : Rabbine

    8. hârûne : Harun

    9. ve mûsâ : ve Musa







    فmam فskender Ali Mihr : Bunun üzerine sihirbazlar secde ederek yere kapand‎lar. Biz: “Harun ve Musa'n‎n Rabbine îmân ettik.” dediler.


    Diyanet ف‏leri : (Mûsâ’n‎n deًneًi, sihirbazlar‎n ipleriyle deًneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapand‎lar ve, “Hârûn ve Mûsâ’n‎n Rabbine inand‎k” dediler.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Sonunda büyücüler secde ederek yere kapand‎lar ve inand‎k dediler, Hârûn'la Mûsâ'n‎n Rabbine.


    Adem Uًur : Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapand‎lar; "Harun'un ve Musa'n‎n Rabbine iman ettik" dediler.


    Ahmed Hulusi : Bu sebeple sihirbazlar, ِnünde yere kapand‎lar. . . "Harun ve Musa'n‎n Rabbine (B i‏areti kapsam‎nda) iman ettik" dediler.


    Ahmet Tekin : Mûsâ’n‎n asâs‎n‎n ejderha olup, diًerlerini yutmas‎ üzerine, sihirbazlar hep birlikte secdeye kapand‎lar.
    'Hârûn’un ve Mûsâ’n‎n Rabbine iman ettik' dediler.


    Ahmet Varol : Bunun üzerine büyücüler secdeye kapand‎lar. 'Harun ve Musa'n‎n Rabbine iman ettik' dediler.


    Ali Bulaç : Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapand‎lar: "Harun'un ve Musa'n‎n Rabbine iman ettik" dediler.


    Ali Fikri Yavuz : Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapand‎lar; “- Hârun ile Mûsa’n‎n Rabbine iman ettik.” dediler.


    Bekir Sadak : Sonunda sihirbazlar: «Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandik» deyip secdeye kapandilar.


    Celal Y‎ld‎r‎m : (Hak ortaya ç‎k‎nca) sihirbazlar secdeye kapand‎lar ve biz Harun ile Musa'n‎n Rabb‎na imân ettik, dediler.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Sonunda sihirbazlar: 'Biz Musa ve Harun'un Rabbine inand‎k' deyip secdeye kapand‎lar.


    Diyanet Vakfi : Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapand‎lar; «Harun'un ve Musa'n‎n Rabbine iman ettik» dediler.


    Edip Yüksel : Büyücüler, 'Harun'un ve Musa'n‎n Rabbine inand‎k,' diyerek secdeye kapand‎lar.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Binnetice bütün sihirbazlar secdeye kapand‎lar, Harun ile Musân‎n rabb‎na iyman ettik dediler


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapand‎lar: «Harun ile Musa'n‎n Rabbine iman ettik.» dediler.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapand‎lar, «Musa ile Harun'un Rabbine iman ettik» dediler.


    Fizilal-il Kuran : Bunu üzerine büyücüler secdeye kapanarak «Biz Musa ile Harun'un Rabbine inand‎k» dediler.


    Gültekin Onan : Bunun üzerine büyücüler secdeye kapand‎lar: "Harun'un ve Musa'n‎n rabbine inand‎k" dediler.


    Hasan Basri اantay : Neticede sihirbazlar secdeye kapand‎, «Harun ile Musân‎n Rabbine îman etdik» dediler.


    Hayrat Ne‏riyat : (Mûsâ’n‎n asâs‎ bir ejderha olup, bütün ip ve deًnekleri yutunca) sihirbazlar hemen secde eden kimseler olarak, yere kapand‎lar: '(Biz) Hârûn’un ve Mûsâ’n‎n Rabbine îmân ettik!' dediler.


    فbni Kesir : Sonunda sihirbazlar secdeye kapanarak dediler ki: Biz, Musa ve Harun'un Rabb‎na inand‎k.


    Muhammed Esed : (Ve sonuç Musa'ya bildirdiًimiz gibi oldu,) bunun üzerine büyücüler sayg‎yla hemen yere kapand‎lar; ve "Biz art‎k Musa ile Harun'un Rabbine inan‎yoruz!" diye çaً‎r‎‏t‎lar.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Nihâyet sahirler, secde eder olduklar‎ halde (yerlere) at‎ld‎lar. «Harun ile Mûsa'n‎n Rabbine imân ettik,» dediler.


    ضmer ضngüt : Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapand‎lar. “Harun ve Musa'n‎n Rabbine iman ettik. ” dediler.


    قaban Piri‏ : Sonunda sihirbazlar secdeye kapan‎p: -Harun ve Musa’n‎n Rabbine iman ettik, dediler.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Derken bütün büyücüler secdeye kapand‎lar. "Harun ile Mûsâ’n‎n Rabbine iman ettik!" dediler.


    Süleyman Ate‏ : Bunun üzerine büyücüler secdeye kapand‎lar: "Hârûn'un ve Mûsâ'n‎n Rabbine inand‎k!" dediler.


    Tefhim-ul Kuran : Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapand‎lar: «Harun'un ve Musa'n‎n Rabbine iman ettik» dediler.


    ـmit قim‏ek : Büyücüler secdeye kapand‎lar. 'Harun ile Musa'n‎n Rabbine inand‎k' dediler.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Bunun üzerine büyücüler secdelere kapan‎p ‏ِyle seslendiler: "Hârun'un ve Mûsa'n‎n Rabbine inand‎k!"
     



  13. قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَا أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَى




    Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sihr(sihra), fe le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilâfin ve le usallibennekum fî cuzûın nahli ve le ta’lemunne eyyunâ eşeddu azâben ve ebkâ.




    1. kâle : dedi

    2. âmentum : inandınız mı, îmân mı ettiniz

    3. lehu : ona

    4. kable : önce

    5. en âzene : (benim) izin vermem

    6. lekum : size

    7. inne-hu : muhakkak o

    8. le : elbette, mutlaka

    9. kebîru-kum : sizin büyüğünüz

    10. ellezî : ki o

    11. alleme-kum : size öğretti

    12. es sihra : sihir, büyü

    13. fe : artık, öyleyse

    14. le ukattıanne : mutlaka keseceğim

    15. eydiye-kum : sizin ellerinizi

    16. ve ercule-kum : ve sizin ayaklarınızı

    17. min hilâfin : çapraz olarak

    18. ve le usallibenne-kum : ve mutlaka sizi asacağım

    19. fî : içinde, de

    20. cuzûı en nahli : hurma ağacının gövdesi

    21. ve le ta'lemunne : ve mutlaka öğreneceksiniz

    22. eyyu-nâ : hangimiz

    23. eşeddu : daha şiddetli, daha kuvvetli

    24. azâben : azap

    25. ve ebkâ : ve daha uzun süreli, daha kalıcı olan, bâki olan






    İmam İskender Ali Mihr : (Firavun): “Size izin vermemden önce ona îmân mı ettiniz? Muhakkak ki o, gerçekten size sihir öğreten, sizin büyüğünüzdür (ustanızdır). Bu
    mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Ve sizi mutlaka hurma ağacına asacağım. Ve böylece hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcı (imiş) gerçekten bileceksiniz.” dedi.


    Diyanet İşleri : Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Siz dedi Firavun, ben size izin vermeden inandınız mı ona? Şüphe yok ki o size büyü öğreten büyüğünüz. Ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve hurma dallarına astıracağım sizi, o vakit bilir, anlarsınız hangimizin azâbı daha çetin ve daha sürekli.


    Adem Uğur : (Firavun) Şöyle dedi: Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi! Hakikat şu ki o, size büyü öğreten ulunuzdur. Şimdi elleriniz ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız.


    Ahmed Hulusi : (Firavun) dedi ki: "Ben size izin vermeden Ona iman ettiniz ha! Muhakkak ki O, size sihri öğreten büyüğünüzdür. . . Andolsun ki, sizin ellerinizi ve sizin ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizi hurma dallarından asacağım. . . Hangimizin azapça daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu elbette bileceksiniz!"


    Ahmet Tekin : Firavun:
    'Ben size izin vermeden mi ona boyun eğip, güvendiniz? O, size sihiri öğreten büyüğünüzmüş meğerse. Andolsun ki ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama kesece-ğim. Sizi hurma dallarına asacağım. Böylece, hangimizin cezasının daha şiddetli ve daha kalıcı, daha sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız.' dedi.


    Ahmet Varol : (Firavun) dedi ki: 'Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? Muhakkak o size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de sizin ellerinizi ve bacaklarınızı çaprazlama kesecek ve sizi hurma dallarına asacağım. Siz de hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz!'


    Ali Bulaç : (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."


    Ali Fikri Yavuz : (Firavun, sihirbazlara şöyle) dedi: “- Ben size izin vermeden önce, ona (Mûsa’ya) iman mı ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse çaresi yok, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabı daha şiddetli ve devamlı olduğunu gerçekten bileceksiniz.”


    Bekir Sadak : Firavun «Ben size izin vermeden mi O'na inandiniz? Dogrusu size sihri ogreten, buyugunuz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarinizi caprazlama kesecegim, sizi hurma kutuklerine asacagim. Hangimizin azabinin daha cetin ve daha devamli oldugunu bileceksiniz» dedi.


    Celal Yıldırım : Fir'avn, «ben size izin vermeden imân mı ettiniz? Şüphesiz ki size sihir öğreten elebaşınız odur. Yemin ederim ki ellerinizi ve, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi öylece hurma dallarına asacağım ve işte (o zaman) hangimizin azabı daha şiddetli ve sürekli olduğunu elbette bileceksiniz,» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : Firavun 'Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz' dedi.


    Diyanet Vakfi : (Firavun) Şöyle dedi: Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi! Hakikat şu ki o, size büyü öğreten ulunuzdur. Şimdi elleriniz ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız.


    Edip Yüksel : 'Size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten ustanız olmalı. Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesip sizi hurma ağaçlarına asacağım. Hangimizin cezası daha çetin ve sürekli imiş öğreneceksiniz,' dedi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya! Dedi: ben size izin vermeden ona iyman ettiniz ha? O her halde size sihri öğreten büyüğünüz, o halde ahdim olsun ben ve elbet sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizleri hurma dallarına asacağım, ve her halde bileceksiniz ki hangimiz azâbca daha şiddetli ve daha bekalı?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Firavun: «Demek ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! O, mutlaka size sihri öğreten büyüğünüzdür. O halde andolsun ki, ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi kesinlikle hurma dallarına asacağım; şüphesiz bileceksiniz hangimizin azap bakımından daha şiddetti ve daha sürekli olduğunu!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Firavun: «Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Firavun dedi ki; «Ben size izin vermeden ona inandınız ha! O size büyücülüğü öğreten elebaşınızdır. andolsun ki, sağlı sollu birer el ve ayağınızı kesecek, arkasından sizi hurma dallarına asacağım, böylece hangimizin azabı daha ağır, daha sürekliymiş, öğreneceksiniz.


    Gültekin Onan : (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce O'na inandınız, öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."


    Hasan Basri Çantay : (Fir'avn) dedi: «Ben size izin vermeden ona îman mı etdiniz? Şübhesiz ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de elbette sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sizi muhakkak hurma dallarına asacağım. Siz de hangimizin azâbı daha çetin ve sürekli olduğunu elbet bileceksiniz».


    Hayrat Neşriyat : (Fir'avun:) '(Ben) size izin vermeden ona îmân ettiniz, öyle mi? Şübhesiz ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Öyle ise (ben de), mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi şübhesiz hurma dallarına asacağım! Böylece hangimizin azâbı daha şiddetli ve daha devamlıymış, kat'iyen bileceksiniz!' dedi.


    İbni Kesir : Dedi ki: Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu o size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama olarak keseceğim ve sizi hurma kütüklerine asacağım. O zaman hangimizin azabının daha çetin ve devamlı olduğunu bileceksiniz.


    Muhammed Esed : (Firavun:) "Ben size izin vermeden mi o'na inandınız?" dedi, "Mutlaka size sihirbazlığı öğreten ustanız o olmalı! Ama bu ihanetinizden ötürü, hiç şüpheniz olmasın, çoğunuzun ellerini ayaklarını kesivereceğim; ve yine hiç şüpheniz olmasın ki, pek çoğunuzu da hurma kütüğüne asacağım ki, böylece hangimizin azapta daha zorlu ve daha sürekli olduğunu iyice anlayasınız!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Fir'avun) Dedi ki: «Ben Size izin vermeden evvel siz O'na imân ettiniz. O sizin büyüğünüzdür ki, size sihri öğretmiştir. Artık sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama olarak elbette keseceğim ve elbette ki, sizi hurma dallarına asacağım ve elbette ki, bileceksiniz ki hangimiz azapça daha şiddetli ve daha devamlıdır.»


    Ömer Öngüt : Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Doğrusu o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Andolsun ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak ki hepinizi hurma kütüklerine asacağım. O zaman hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu iyice bileceksiniz. ”


    Şaban Piriş : -Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Demek ki o size sihri öğreten büyüğünüzdür. Ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizi hurma dalına asacağım! O zaman göreceksiniz hangimizin azabı daha şiddetli ve kalıcı imiş!


    Suat Yıldırım : "Ya!" dedi Firavun, "benden izin çıkmadan ona inandınız ha! Demek ki size sihri öğreten ustanız oymuş! Ellerinizi ve ayaklarınızı farklı yönlerden keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Kimin azabının daha şiddetli, daha devamlı olduğunu işte o zaman anlayacaksınız!"


    Süleyman Ateş : (Fir'avn): "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım, hangimizin azâbı daha çetin ve sürekli imiş bileceksiniz!" dedi.


    Tefhim-ul Kuran : (Firavun) Dedi ki: «Ben size izin vermeden önce O'na inandınız, öyle mi? Kuşkusuz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız.»


    Ümit Şimşek : Firavun 'Ben size izin vermeden iman ettiniz,' dedi. 'Demek, bu size büyücülüğü öğreten büyüğünüzmüş. Ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlamasına kesip hepinizi hurma dallarında sallandıracağım! O zaman anlarsınız, kimin azabı daha şiddetli, daha sürekliymiş!'


    Yaşar Nuri Öztürk : Firavun dedi: "Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi? O size, büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve yemin olsun sizi hurma ağaçlarına asacağım. O zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha şiddetli ve sürekli."

     


  14. قَالُوا لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَى مَا جَاءنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا أَنتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا




    Kâlû len nu’sireke alâ mâ câenâ minel beyyinâti vellezî fataranâ fakdi mâ ente kâd(kâdin), innemâ takdî hâzihil hayâted dunyâ.




    1. kâlû : dediler

    2. len nu'sire-ke : asla seni tercih etmeyiz, üstün tutmayız

    3. alâ mâ câe-nâ : bize gelenlere karşı

    4. min el beyyinâti : beyyinelerden, mucizelerden

    5. vellezî (ve ellezî) : ve o

    6. fatara-nâ : bizi yarattı

    7. fakdi (fe ikdi) : artık yap

    8. mâ : şey

    9. ente : sen

    10. kâdın : yapan kişi

    11. innemâ : ancak, sadece

    12. takdî : sen yaparsın

    13. hâzihi : bu

    14. el hayâte ed dunyâ : dünya hayatı







    İmam İskender Ali Mihr : “Bize gelen mucizeler karşısında asla seni tercih etmeyiz (üstün tutmayız). Çünkü bizi, O yarattı. Bu durumda sen, yapacağını yap. Fakat sen, ancak bu dünya hayatında yaparsın.” dediler.


    Diyanet İşleri : Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Şu bize gösterilen apaçık mûcizelere karşı artık yaradanımıza tercîh edemeyiz seni dediler, elinden geleni yap, zâten ancak şu dünyâ yaşayışında hükmünü yürütebilirsin.


    Adem Uğur : Dediler ki: "Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin."


    Ahmed Hulusi : Dediler ki: "Bize gelen apaçık mucizelerden sonra, bizi yaratan üstüne seni asla tercih etmeyeceğiz. . . Ne hükmedeceksen hükmet! Sen sadece şu dünya hayatına hükmedersin. "


    Ahmet Tekin : Sihirbazlar:
    'Bize gelen bu açık mûcizelere ve bizi yoktan var edene, yaratana seni asla tercih etmeyiz. Ne ceza vereceksen ver. Sen ancak bu dünya hayatında ceza verebilirsin.' dediler.


    Ahmet Varol : (Büyücüler) dediler ki: 'Bize gelen açık delillere ve bizi yaratana seni tercih etmeyeceğiz. Sen ne hüküm veriyorsan ver. Sen ancak bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.


    Ali Bulaç : Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."


    Ali Fikri Yavuz : Sihirbazlar dediler ki: “- Bize gelen bu açık mucizelere ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Artık neye hükmün geçiyorsa, hükmünü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm geçirirsin.


    Bekir Sadak : (72-73) iman eden sihirbazlar: «Seni, gelen apacik mucizelere ve bizi yaratana ustun tutmayacagiz. Ne hukum vereceksen ver. Sen, ancak bu dunya hayatina hukmedebilirsin. Dogrusu biz, yanilmalarimizi ve bize zorla yaptirdigin sihri bagislamasi icin Rabbimize iman ettik. Allah'in verecegi mukafat daha iyi ve daha devamlidir» dediler.


    Celal Yıldırım : İmân eden sihirbazlar ona dediler ki: «Seni, bize gelen bunca acık belge ve mu'cizelere ve bizi yoktan var kılıp meydana getirene elbette tercîh etmeyeceğiz. Artık neye hükmedeceksen hükmet. Senin ancak Dünya hayatına hükmün geçer.


    Diyanet İşleri (eski) : (72-73) İman eden sihirbazlar: 'Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır' dediler.


    Diyanet Vakfi : Dediler ki: «Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin.»


    Edip Yüksel : Dediler ki: 'Bize gelen apaçık kanıtları ve bizi Yaratan'ı bırakıp seni seçmeyiz. Nasıl yargı vereceksen ver. Yargın bu dünya hayatıyla sınırlıdır!'


    Elmalılı Hamdi Yazır : İhtimali yok dediler: bize gelen bu açık mu'cizelere ve bizi yaratana karşı seni tercih edemeyiz, artık neye hukmün geçer, ne yapabilirsen yap, senin olsa olsa bu Dünya hayata hukmün geçer


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlar: «İhtimali yok, bize gelen bu açık mucizelere ve bizi yaratana karşı seni tercih edemeyiz. Artık ne yapacaksan yap; senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçerli olur.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (İman eden sihirbazlar şöyle) dediler: «Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin.»


    Fizilal-il Kuran : Büyücüler dediler ki; «Biz seni, bize gelen açık delillere ve yaratıcımıza tercih edemeyiz. Vereceğin hükmü ver. Senin hükmün ancak dünya hayatında geçerli olabilir.


    Gültekin Onan : Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana (fetarena) seni asla 'tercih edip seçmeyiz'." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.


    Hasan Basri Çantay : (Sihirbazlar) dediler: «Seni bize gelen (şu) apaçık mucizelere, (hakıykatde ise) bizi yaratana kat'iyyen tercîh edemeyiz. Artık neye haakim isen hükmünü ver. Sen hükmünü ancak bu dünyâ hayaatında geçirebilirsin».


    Hayrat Neşriyat : (O sihirbazlar ise) dediler ki: 'Seni, bize gelen apaçık mu'cizelere ve bizi yaratana aslâ tercîh etmeyiz; artık ne hüküm vereceksen ver! (Sen) ancak bu dünya hayâtında hükmedersin!'


    İbni Kesir : Dediler ki: Seni, bize gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin.


    Muhammed Esed : Berikiler: "Bize gelen hakkın apaçık belirtilerini ve bizi yaratan varlığı bırakıp asla seni tercih edecek değiliz! Artık (hakkımızda) nasıl bir yargıda bulunacaksan bulun: sen ancak bu dünya hayatında (geçerli) yargılarda bulunabilirsin!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dediler ki: «Elbette seni bize gelen âyetlere ve bizi yoktan var etmiş olana tercih edemeyiz. Artık sen, ne ile hükmedeceksen hükmet. Sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin.»


    Ömer Öngüt : Dediler ki: “Biz seni, bize gelen apaçık delillere (mucizelere) ve bizi yaratana tercih edip üstün tutmayacağız. Yapacağını yap, ne hüküm vereceksen ver. Sen ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. ”


    Şaban Piriş : -Seni, bize gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm verirsen ver, sen ancak bu dünya hayatında hüküm verebilirsin, dediler.


    Suat Yıldırım : "Mümkün değil" dediler, "bize gelen bunca delillere ve bizi Yaratana karşı seni tercih edemeyiz. İstediğin hükmü ver. Senin hükmün nihayet, bu dünyada geçer."


    Süleyman Ateş : Dediler ki: "Biz, seni, bize gelen açık delillere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Yapacağını yap, sen ancak bu dünyâ hayâtında istediğini yapabilirsin."


    Tefhim-ul Kuran : Dediler ki: «Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip seçmeyiz'. Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.»


    Ümit Şimşek : Onlar 'Bize gelen delillere ve bizi yoktan Yaratana seni üstün tutacak değiliz,' dediler. 'Yapacağını yap. Senin sözün ancak bu dünya hayatında geçer.


    Yaşar Nuri Öztürk : Dediler: "Biz seni, bize gelen açık seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceğiz. Verdiğin hükmü uygula. Senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer."
     


  15. إِنَّا آمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى




    İnnâ âmennâ bi rabbinâ li yagfire lenâ hatâyânâ ve mâ ekrehtenâ aleyhi mines sihr(sihri), vallâhu hayrun ve ebkâ.




    1. innâ- inne nâ : muhakkak ki biz

    2. âmennâ : (biz) îmân ettik

    3. bi rabbi-nâ : Rabbimize

    4. li yagfire : mağfiret etmesi

    5. lenâ : bizi

    6. hatâyâ-nâ : bizim hatalarımız

    7. ve mâ ekrehte-nâ : ve bize yaptırdığın kerih (çirkin) ؛eyler

    8. aleyhi : ona, ona kar؛ı

    9. min es sihri : sihirden

    10. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

    11. hayrun : daha hayırlı

    12. ve ebkâ : ve daha uzun süreli, daha kalıcı olan, bâki olan






    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki biz, hatalarımızı ve ona kar؛ı sihirden bize zorla (istemeyerek) yaptırdığın ؛eylerden (dolayı) bizi, mağfiret etsin (affetsin ve günahlarımızı sevaba çevirsin) diye Rabbimize îmân ettik. Ve Allah, daha hayırlıdır ve daha bâkidir (kalıcıdır).


    Diyanet İ؛leri : “ھüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Gerçekten de biz, hatâlarımızı ve bize zorla yaptırdığın büyüden dolayı girdiğimiz günahları yarlıgaması için inandık Rabbimize ve Allah, daha hayırlıdır, verdiği kar؛ılık da daha sürekli.


    Adem Uğur : Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağı؛laması için Rabbimize iman ettik. Allah, (mükâfatı) en hayırlı ve (cezası) en sürekli olandır.


    Ahmed Hulusi : "Gerçekten Rabbimize iman ettik ki bizim için hatalarımızı ve sihirbazlığımızı mağfiret etsin. . . Allâh daha hayırlı ve bâkîdir. "


    Ahmet Tekin : 'Biz, hatalarımızı, günahlarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın sihiri bağı؛laması için Rabbimize iman ettik. Sonsuz hayır da, hayırlı olanı seçmek de Allah’ın elindedir. Bâki olan Allah’tır.'


    Ahmet Varol : Biz, hatalarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağı؛laması için Rabbimize iman ettik. Allah daha hayırlı ve daha süreklidir. [4]


    Ali Bulaç : "Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine kar؛ı zorlayarak sürüklediğin (suçumuzu) bağı؛lasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir."


    Ali Fikri Yavuz : Doğrusu biz, hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre kar؛ı, bizi bağı؛lasın diye Rabbimize iman ettik. Allah (sevabca senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır.


    Bekir Sadak : (72-73) iman eden sihirbazlar: «Seni, gelen apacik mucizelere ve bizi yaratana ustun tutmayacagiz. Ne hukum vereceksen ver. Sen, ancak bu dunya hayatina hukmedebilirsin. Dogrusu biz, yanilmalarimizi ve bize zorla yaptirdigin sihri bagislamasi icin Rabbimize iman ettik. Allah'in verecegi mukafat daha iyi ve daha devamlidir» dediler.


    Celal Yıldırım : ھüphesiz ki biz, suçlarımızı ve bizi zorladığın sihire kar؛ı (meydana gelen günahlarımızı) bağı؛laması için Rabbimize imân ettik. Allah en hayırlı ve baki olandır.»


    Diyanet İ؛leri (eski) : (72-73) İman eden sihirbazlar: 'Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin.
    Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağı؛laması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır' dediler.


    Diyanet Vakfi : «Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağı؛laması için Rabbimize iman ettik. Allah hem daha hayırlı hem daha bâkidir.»


    Edip Yüksel : 'Biz Rabbimize inandık ki hatalarımızı ve bizi zorla yaptırdığın büyücülüğü bağı؛lasın. ALLAH daha iyidir ve daha Süreklidir.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Doğrusu biz günahlarımıza ve bizi zorladığın sihre kar؛ı bize mağrifet etsin diye rabbımıza iyman ettik, Allah, hem daha hayırlı hem daha bekalıdır


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Doğrusu biz, günahlarımıza ve bizi zorladığın sihre kar؛ı bizi bağı؛lasın diye Rabbimize iman ettik. Allah, daha hayırlı ve daha kafacıdır.» cevabını verdiler.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : «Doğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre kar؛ı, bizi bağı؛lasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah (sevabça senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır.»


    Fizilal-il Kuran : Biz Rabbimize inandık. O'ndan günahlarımızı affetmesini ve bize zorla yaptırdığın büyücülüğümüzün suçunu bağı؛lamasını diliyoruz. Allah'ın ِdülü, herkesinkinden daha üstün ve daha kalıcıdır.


    Gültekin Onan : "Gerçekten biz rabbimize inandık. Günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine kar؛ı zorlayarak sürüklediğin (suçumuzu) bağı؛lasın. Tanrı, daha hayırlıdır ve daha süreklidir."


    Hasan Basri اantay : «Biz günâhlarımızı ve bizi zorladığın sihri yarlığaması için Rabbimize gerçek îman etdik. Allah (ın sevabı seninkinden) daha hayırlı, (azâbı da seninkinden) daha süreklidir».


    Hayrat Ne؛riyat : 'ھübhesiz biz, Rabbimize îmân ettik ki, günahlarımızı ve bizi kendisine zorladığın bu sihirden bizi bağı؛lasın! Allah(’ın mükâfâtı) hayırlı ve (azâbı) daha devamlıdır!'(dediler).


    İbni Kesir : Doğrusu biz, hatalarımızı ve bize zorla yaptırdığın büyüyü bağı؛laması için Rabbımıza iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha devamlıdır.


    Muhammed Esed : Bize gelince, açıkçası biz, hatalarımızı ve bize sihir alanında zorla yaptırdığın ؛eyleri bağı؛laması umuduyla Rabbimize inandık: çünkü Allah (umut bağlananların) en hayırlısı ve en kalıcısıdır".


    ضmer Nasuhi Bilmen : «Muhakkak biz Rabbimize imân ettik ki, bizim için hatalarımızı ve bizi üzerine zorladığın sihirden dolayı yarlığasın. Ve Allah hayırlıdır ve ebedîdir.»


    ضmer ضngüt : “Doğrusu biz hatalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağı؛laması için Rabbimize iman ettik. Allah daha hayırlı ve O'nun vereceği mükâfat ve ceza daha devamlıdır. ”


    ھaban Piri؛ : Biz, Rabbimize iman ettik ki günahlarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın sihri bağı؛lasın. Allah, en hayırlı ve en bâkidir.


    Suat Yıldırım : "Biz Rabbimize iman ettik. Onun günahlarımızı, (ِzellikle bizi yapmaya zorladığın sihir günahın)ı affedeceğini umuyoruz. Allah elbette daha hayırlı ve O’nun mükâfatı daha devamlıdır."


    Süleyman Ate؛ : "Biz Rabbimize inandık ki (O) bizim günâhlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağı؛lasın. (Elbette) Allâh daha hayırlı ve (O'nun mükâfâtı ve cezâsı) daha süreklidir."


    Tefhim-ul Kuran : «Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine kar؛ı zorlayarak sürüklediğin (suçumuzu) bağı؛lasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir.»


    ـmit ھim؛ek : 'Biz Rabbimize iman ettik-tâ ki günahlarımızdan ve bize zorla yaptırdığın büyücülükten dolayı bizi bağı؛lasın. Allah'ın ِdülü elbette daha hayırlı, cezası ise daha süreklidir.'
    Ya؛ar Nuri ضztürk : "Biz Rabbimize inandık ki, günahlarımızı ve senin bizi zorladığın büyüyü affetsin. Allah daha hayırlı, daha süreklidir."
     


  16. إِنَّهُ مَن يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيى




    İnnehu men ye’ti rabbehu mucrimen fe inne lehu cehennem(cehenneme), lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ.




    1. inne-hu : muhakkak o

    2. men ye'ti : kim gelirse

    3. rabbe-hu : onun Rabbi

    4. mucrimen : suçlu olarak

    5. fe : ِyleyse, art‎k, bundan sonra

    6. inne : muhakkak

    7. lehu : onun için, onun

    8. cehenneme : cehennem

    9. lâ yemûtu : ِlmez

    10. fî-hâ : orada

    11. ve lâ yahyâ : ve canlanmaz, ya‏amaz, hayy olmaz (olamaz)






    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki kim Rabbine suçlu olarak gelirse, o taktirde mutlaka cehennem onun içindir. Orada ne ِlür, ne ya‏ar.


    Diyanet ف‏leri : قüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak var‎rsa, kesinlikle ona cehennem vard‎r. Orada ne ِlür, ne de (güzel bir hayat) ya‏ar.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : قüphe yok ki Rabbine mücrim olarak gelenedir cehennem; orada ne ِlür, ne diri kal‎r.


    Adem Uًur : قuras‎ muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak var‎rsa, cehennem s‎rf onun içindir. O ise orada ne ِlür ne de ya‏ar!


    Ahmed Hulusi : Gerçek ‏u ki: Kim Rabbine kar‏‎ suçlu olarak gelirse i‏te cehennem onun içindir. . . Orada ne ِlür (kurtulur), ne de diriliًi ya‏ar!


    Ahmet Tekin : Kimler Rabbine, فslâm’a planl‎ cephe alarak, müslümanl‎ً‎, müslüman nesilleri yozla‏t‎rma, yok etme suçu i‏leyen güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu, günahkâr olarak gelirse, onlara cehennem vard‎r.
    Orada ne ِlüp kurtulabilecekler, ne de mutlu bir hayat sürmeleri mümkün olabilecektir.


    Ahmet Varol : Kim Rabbine suçlu olarak gelirse ona cehennem vard‎r. Orada ne ِlür ne de ya‏ar.


    Ali Bulaç : "Gerçek ‏u ki, kim Rabbine suçlu günahkar olarak gelirse, hiç ‏üphe yok, onun için cehennem vard‎r. Onun içinde ise, ne ِlebilir, ne dirilebilir."


    Ali Fikri Yavuz : Her kim Rabbine suçlu olarak var‎rsa, ‏üphesiz ki ona Cehennem var; orada ne ِlür (rahata kavu‏ur), ne de dirilir (fayda gِrür).


    Bekir Sadak : Rabbine suclu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun icindir. Orada ne olur, ne yasar.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Doًrusu kim Rabbine suçlu olarak gelirse, ‏üphe edilmesin ki Cehennem onad‎r; orada ne ِlür, ne de ya‏ar.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ِlür, ne ya‏ar.


    Diyanet Vakfi : قuras‎ muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak var‎rsa, cehennem s‎rf onun içindir. O ise orada ne ِlür ne de ya‏ar!


    Edip Yüksel : Kim Rabbine suçlu olarak gelirse cehennemi hakkeder; orada ne ِlür, ne de ya‏ar.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Her kim rabb‎na mücrim olarak var‎rsa ‏üphesiz ki ona Cehennem var onda ne ِlür ne dirilir


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Her kim Rabbine suçlu olarak var‎rsa, ‏üphesiz ona cehennem vard‎r. Orada ne ِlür, ne dirilir.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Her kim Rabbine suçlu olarak var‎rsa, ‏üphesiz ki ona cehennem vard‎r. Orada ne ِlür, ne de dirilir.


    Fizilal-il Kuran : Kim Rabbine günahkâr olarak gelirse onun için cehennem vard‎r. O orada ne ِlür ve ne de dirilir.


    Gültekin Onan : "Gerçek ‏u ki, kim rabbine suçlu günahkar olarak gelirse hiç ‏üphe yok, onun için cehennem vard‎r. Onun içinde ise ne ِlebilir, ne dirilebilir."


    Hasan Basri اantay : «Hak‎ykat ‏udur: Kim Rabbine suçlu olarak gelirse hiç ‏übhesiz ona cehennem var. O, orada ِlmez de, dirilmez de».


    Hayrat Ne‏riyat : قu muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr (kâfir) olarak gelirse, art‎k ‏übhesiz ona Cehennem vard‎r. Orada ne ِlür, ne de ya‏ar!


    فbni Kesir : Kim Rabb‎na suçlu olarak gelirse; ‏üphesiz ki cehennem onun içindir. Orada ne ِlür, ne de ya‏ar.


    Muhammed Esed : Kim ki (Hesap Günü) Rabbinin huzuruna günahkarca davran‎‏lar üzere ç‎karsa, bilsin ki, onu cehennem beklemektedir: orada ne ِlür, ne de hayata kavu‏ur.


    ضmer Nasuhi Bilmen : «قüphe yok ki, her kim Rabbisine münkir olarak gelirse elbette ki, onun için cehennem vard‎r. Orada ne ِlür ve ne de dirilir.»


    ضmer ضngüt : Rabbine suçlu olarak gelen kimse için cehennem vard‎r. O orada ne ِlür ne de ya‏ar.


    قaban Piri‏ : Kim Rabbine suçlu olarak gelirse, onun için cehennem vard‎r, orada ne ِlür ne de ya‏ar.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Doًrusu kim Rabbine k‎yamette suçlu olarak gelirse onun yeri cehennemdir. Orada ne ِlür kurtulur, ne de ya‏am‎ hayat say‎l‎r.


    Süleyman Ate‏ : Kim Rabbine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vard‎r; orada ne ِlür ne de ya‏ar.


    Tefhim-ul Kuran : «Gerçek ‏u ki, kim Rabbine suçlu günahkâr olarak gelirse, hiç ‏üphe yok, onun için cehennem vard‎r. Onun içinde ise, ne ِlebilir, ne de dirilebilir.»


    ـmit قim‏ek : Kim Rabbinin huzuruna mücrim olarak gelirse, onun için Cehennem vard‎r. O ne ِlür, ne de ya‏ar orada.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : قu bir gerçek ki, Rabbinin huzuruna suçlu olarak gelen için cehennem vard‎r. Orada ne ِlür ne de hayat bulur.
     


  17. وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَأُوْلَئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلَى




    Ve men ye’tihî mu’minen kad amiles sâlihâti fe ulâike lehumud derecâtul ulâ.




    1. ve men : ve kim

    2. ye'ti-hî : ona gelir

    3. mu'minen : mü'min olarak

    4. kad : olmuştu

    5. amile es sâlihâti : salih ameller (nefs tezkiyesi)

    6. fe : böylece, artık

    7. ulâike : işte onlar

    8. lehum : onlar için vardır

    9. ed derecâtu : dereceler

    10. el ulâ : yüksek






    İmam İskender Ali Mihr : Ve kim salih ameller (nefs tezkiyesi) yapmışsa ve O'na (Allah'a) mü'min olarak gelirse o zaman işte onlar, onlar için yüksek dereceler vardır.


    Diyanet İşleri : (75-76) Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükâfatıdır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve kim de inanmış ve iyi işlerde bulunmuş bir halde ona gelirse işte o çeşit kişileredir yüce dereceler.


    Adem Uğur : Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir.


    Ahmed Hulusi : Kim de O'na iman ederek, imanın gereği uygulamalarla gelirse, işte onlar için en yüce dereceler vardır.


    Ahmet Tekin : Kimler de, Rabbine, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirmiş, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlamış, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olmuş, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlemiş mü’min-ler olarak gelirse, işte onlara da en yüce makamlar vardır.


    Ahmet Varol : Kim de salih ameller işlemiş bir mü'min olarak gelirse işte onlar için yüksek dereceler vardır.


    Ali Bulaç : "Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır."


    Ali Fikri Yavuz : Kim de O’na, bir mümin olarak, salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte, onlara en yüksek dereceler var.


    Bekir Sadak : (75-76) Rabbine inanmis ve yararli is yaparak gelenlere, iste onlara, en ustun dereceler, iclerinden irmaklar akan, icinde temelli kalacaklari Adn cennetleri vardir. Bu, arinanlarin mukafatidir.*


    Celal Yıldırım : Kim de Rabbine mü'min olarak ve iyi yararlı amellerde bulunarak gelirse, işte onlar için en yüksek dereceler vardır.


    Diyanet İşleri (eski) : (75-76) Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.


    Diyanet Vakfi : Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir.


    Edip Yüksel : İnanmış ve erdemli bir hayat sürmüş olarak O'na gelenler ise, yüksek dereceleri hakkederler:


    Elmalılı Hamdi Yazır : Her kim de ona mü'min olarak salih ameller işlemiş bir halde varırsa işte onlara en yüksek dereceler var


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Her kim de mümin olarak ve yararlı işler yapmış bir halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kim de ona bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.


    Fizilal-il Kuran : Kim Rabbine, iyi ameller işlemiş bir mü'min olarak gelirse işte onlar için yüksek dereceler vardır.


    Gültekin Onan : "Kim O'na salih ameller işlemiş bir inançlı olarak gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır."


    Hasan Basri Çantay : «Kim de Ona îman etmiş, iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunmuş olarak gelirse işte onlar, onlar için de en yüksek dereceler»,


    Hayrat Neşriyat : Kim de O’na gerçekten sâlih ameller işlemiş bir mü’min olarak gelirse, işte onlara da en üstün dereceler vardır.


    İbni Kesir : Kim de O'na iman etmiş ve salih ameller işlemiş olarak gelirse; işte onlara en üstün dereceler vardır.


    Muhammed Esed : Oysa, (Rabbinin huzuruna) dürüst ve erdemli davranışlar ile mümin olarak çıkan kimseye gelince, (öte dünyada) en yüksek makamlar işte böylelerinin olacaktır:


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Her kim de sâlih sâlih ameller işlemiş olduğu halde O'na mü'min olarak gelirse işte onlar için en yüksek dereceler vardır.»


    Ömer Öngüt : Rabbine inanmış ve sâlih ameller yaparak gelenlere de en yüksek dereceler vardır.


    Şaban Piriş : Kim de mümin ve doğruları yapmış olarak gelirse, işte onlar için de en yüksek dereceler vardır.


    Suat Yıldırım : Her kim de makbul ve güzel işler yapmış mümin olarak gelirse, onlara da pek yüksek mevkiler vardır.


    Süleyman Ateş : Kim de iyi işler yapmış bir mü'min olarak O'na gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler vardır:


    Tefhim-ul Kuran : «Kim de O'na iman edip salih amellerde bulunmuş olarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır.»


    Ümit Şimşek : Kim de mü'min olarak ve güzel işler yapmış halde gelirse, onlar için de yüksek mertebeler vardır:


    Yaşar Nuri Öztürk : O'nun huzuruna, hayra ve barışa yönelik iyilikler üretmiş bir mümin olarak varana gelince, işte böyleleri için çok yüksek dereceler öngörülmüştür.


    Bu ayet bir hidayet ayetidir, aşağıdaki meallerde ayetin sadece hidayet ile ilgili bölümü yer alıyor olabilir, dikkatinize sunarız.


    Abdullah Aydın : Kim de O'na îmân etmiş, iyi işlerde bulunmuş olarak varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.


    Ahmet Davudoğlu : Her kim de O'na, mü'min ve yararlı işler yapmış olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.


    Ali Arslan : Kim iyi davranışlarda bulunmuş bir mü'min olarak O'na (ölür de) varırsa, işte üstün dereceler onlar içindir.


    Arif Pamuk : Her kim de ona, inanmış ve yararlı işler yapmış olduğu halde gelirse, onlara en yüksek dereceler vardır.


    Ayntabî Mehmet Efendi : Kim de Rabbine îmân etmiş, salih ameller işlemiş olarak gelirse, onlar için yüksek dereceler vardır.


    Bahaeddin Sağlam : Ve kim de iyi işler yapmış bir mü'min olarak Rabbinin huzuruna gelirse, işte onlar için de çok yüce dereceler vardır.


    Diyanet Vakfı (1993) : Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mü'min olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir.


    Hasan Tahsin Feyizli : Kim de ona iyi işler yapmış bir mü'min olarak gelirse, işte onlar için yüksek dereceler vardır.


    Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay : Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara en üstün dereceler vardır.


    Hüseyin Kaleli : “Kim de ona yararlı işler yapmış mü’min olarak gelirse, işte bunlar, kendileri için en yüksek dereceler vardır.”


    İsmail Mutlu, Şaban Döğen : Kim de güzel işler yapmış bir mü'min olarak O'na kavuşursa, yüksek dereceler işte onların hakkıdır.


    Mustafa İslamoğlu : Ama kim de (sahibine) erdemli işler yaptıran bir iman ile kavuşursa, işte en yüce makamlar onların olacaktır.


    Nedim Yılmaz : Kim de îmân etmiş ve salih amel işlemiş olarak Rabbine gelirse işte en yüksek dereceler yalnız onlarındır.


    Ömer Rıza Doğrul : (75-76) Her kim (Allah'a) doğru dürüst işler işlemiş mü'min olarak gelirse, onlara en yüksek dereceler adn cennetleri vardır ki ağaçlarının altından ırmaklar akar. Orada daim kalırlar (kendilerini günahtan) temizleyenlerin mükâfatı budur.


    Talat Koçyiğit : Kim de O'na iyi amel işlemiş bir mü'min olarak gelirse, işte böyleleri için en yüksek dereceler vardır.


    Ziya Kazıcı, Necip Taylan : Rabbine, mü'min olarak salih ameller işlemiş olduğu halde kim varırsa, onlara en yüksek dereceler vardır.


    Bir Heyet : Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mü'min olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir.
     


  18. جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاء مَن تَزَكَّى




    Cennâtu adnin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâu men tezekkâ.




    1. cennâtu : cennetler

    2. adnin : adn

    3. tecrî : akar

    4. min tahti-hâ : onun altından

    5. el enhâru : nehirler

    6. hâlidîne : ebedî kalıcı olanlar (kalacaklar)

    7. fî-hâ : orada

    8. ve zâlike : ve işte bu

    9. cezâu : karşılık (ceza veya mükâfat)

    10. men tezekkâ : nefs tezkiyesi yapan kimse






    İmam İskender Ali Mihr : İçinde ebedî kalacakları, altından nehirler akan adn cennetleri vardır. Ve işte bu, tezkiye olanların (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapanların) mükâfatıdır.


    Diyanet İşleri : (75-76) Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükâfatıdır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kıyılarından ırmaklar akan ebedî Adn cennetleri ve bu, inanış ve ibâdetle temizlenen kişinin karşılığıdır.


    Adem Uğur : İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte arınanların mükâfatı budur.


    Ahmed Hulusi : Altlarından nehirler akan ADN cennetleri. . . Onda sonsuz yaşarlar. . . Arınıp tezkiye olanın karşılığı işte budur.


    Ahmet Tekin : Altlarından ırmaklar akan Adn cennetlerinin konakları vardır. Orada ebedî yaşarlar. İşte bu küfür ve isyandan arınanların, vicdanlarını temizleyenlerin mükâfatıdır.


    Ahmet Varol : İçinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri. İşte bu, arınanların mükâfatıdır.


    Ali Bulaç : "İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır."


    Ali Fikri Yavuz : Adn Cennetleri vardır ki, (ağaçları) altından nehirler akar; orada ebedî olarak kalacaklar. İşte böyle cennetlerde ebedî kalış, küfür ve isyanda temizlenenlerin mükâfatıdır.”


    Bekir Sadak : (75-76) Rabbine inanmis ve yararli is yaparak gelenlere, iste onlara, en ustun dereceler, iclerinden irmaklar akan, icinde temelli kalacaklari Adn cennetleri vardir. Bu, arinanlarin mukafatidir.*


    Celal Yıldırım : Altlarından ırmaklar akan ÂDN CENNET'leri vardır. Orada ebedî kalıcılardır. İşte bu, arınıp temizlenenlerin mükâfatıdır.


    Diyanet İşleri (eski) : (75-76) Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların
    mükafatıdır.


    Diyanet Vakfi : İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte arınanların mükâfatı budur.


    Edip Yüksel : Adn bahçeleri ki altından ırmaklar akar. Orada ebedi kalıcıdırlar. Arınanların ödülü işte böyledir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Adn Cennetleri altından nehirler akar, onlarda muhalled olarak kalacaklar, ve o işte temizlenen kimsenin mükâfatı


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Altından ırmaklar akan Adn cennetleri ki, onlarda ebedi kalacaklardır. Ve o işte , temizlenen kimsenin mükafatı.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Adn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyandan) arınanların mükafatıdır.


    Fizilal-il Kuran : Altlarından çeşitli ırmaklar akan «Adn» cennetleri yani. Onlar orada sürekli kalacaklardır. İşte günahlardan arınmışların ödülü budur.


    Gültekin Onan : "İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu arınmış olanın karşılığıdır."


    Hasan Basri Çantay : «Adn cennetleri vardır ki altlarından ırmaklar akar. Orada ebedî kalıcıdırlar onlar. İşte (günâhlardan) temizlenen kimselerin mükâfatı»!


    Hayrat Neşriyat : (Onlar için) altlarından nehirler akan, içinde ebedî olarak kalıcı oldukları Adn Cennetleri vardır. İşte (günahlardan) temizlenenlerin mükâfâtı budur!


    İbni Kesir : Altlarından ırmaklar akan ve içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır ve bu, arınanların mükafatıdır.


    Muhammed Esed : içlerinde sonsuza kadar yaşayacakları, vadilerinde derelerin, ırmakların çağıldadığı asude hasbahçeler!.. İşte budur, kendini arındıranları bekleyen karşılık.


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Adn cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar. Orada ebedîyen kalıcılardır ve bu temizlenmiş olan kimsenin mükâfaatıdr.»


    Ömer Öngüt : Altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte arınanların mükâfatı budur!


    Şaban Piriş : İçinde temelli kalacakları, alt kısmından ırmakların aktığı Adn cennetleri vardır. İşte bu arınanların mükafatıdır.


    Suat Yıldırım : Zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri var. Onlar oraya ebedî kalmak üzere girecekler. İşte kötülüklerden arınanların mükâfatı budur.


    Süleyman Ateş : Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri. Orada sürekli olarak kalırlar. İşte arınanların mükâfâtı budur!


    Tefhim-ul Kuran : «İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır.) Ve işte bu arınmış olanın karşılığıdır.»


    Ümit Şimşek : Adn Cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar. Onlar orada ebediyen kalırlar. Kötülükten arınmış olanın ödülü işte budur.


    Yaşar Nuri Öztürk : Adn cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar; sürekli kalacaklar içlerinde. Arınıp temizlenenlerin ödülü işte budur.

     


  19. وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَى




    Ve lekad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi ibâdî fadrib lehum tarîkan fîl bahri yebesâ(yebesen), lâ tehâfu dereken ve lâ tahşâ.




    1. ve lekad : ve andolsun

    2. evhaynâ : vahyettik

    3. ilâ mûsâ : Musa'ya

    4. en esri : yürümek, yürümesi

    5. bi ibâdî : kullarım ile

    6. fadrib (fe ıdrib) : sonra vur

    7. lehum : onlar için, onlara

    8. tarîkan : tarîk, bir yol

    9. fî el bahri : denizde

    10. yebesen : kuru

    11. lâ tehâfu : korkma

    12. dereken : arkadan yetişerek

    13. ve lâ tahşâ : ve endişelenme








    İmam İskender Ali Mihr : Ve andolsun ki Biz, Musa (A.S)'a vahyettik ki: “Kullarımla gece (yola) çıkıp yürü! Sonra da (asanla) vurarak onlar için kuru bir yol aç! (Firavunun size) yetişmesinden korkma ve (suda boğulmaktan da) endişe etme!”


    Diyanet İşleri : (Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” diye vahyettik.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Andolsun ki biz Mûsâ'ya, kullarımla geceleyin yola çık, onlara denizde kuru bir yol aç, düşmanların yetişmelerinden, denizde boğulmadan korkma diye vahyetmiştik.


    Adem Uğur : Andolsun ki biz Musa'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik.


    Ahmed Hulusi : Andolsun ki, Musa'ya (şunu) vahyettik: "Kullarımı geceleyin yürüt. . . Onlar için denizde asanla vurarak kuru bir yol aç! Yetişilmekten korkmaksızın ve (denizde boğulmaktan) dehşet duymaksızın (yürüsünler)!"


    Ahmet Tekin : Andolsun biz Mûsâ’ya:
    'Kullarımla birlikte geceleyin yola çık. Firavun’un size yetişmesinden endişe etmeden, asânı vurarak onlara denizde kuru bir yol aç. Boğulmaktan ve Firavun’dan korkma.' diye vahyettik.


    Ahmet Varol : Andolsun ki Musa'ya: 'Kullarımı geceleyin yürüt ve (düşmanlarının) yetişmelerinden korkmaksızın ve endişeye kapılmaksızın onlar için denizden kuru bir yol aç' diye vahyetmiştik.


    Ali Bulaç : Andolsun, biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten Mûsa’ya şöyle vahy ettik: “- Kullarımla geceleyin yürü (Mısır’dan çık) de (asanı vurarak) onlara denizde kuru bir yol yap; böylece (Firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin.


    Bekir Sadak : And olsun ki Musa'ya: «Kullarimi geceleyin yurut, denizde onlara kuru bir yol ac, batmaktan ve dusmanlarin yetismesinden korkma, endise etme» diye vahyettik.


    Celal Yıldırım : Şanıma and olsun ki, Musâ' ya, kullarımı geceleyin yürüt de de nizde onlara kuru bir yol aç; (Fir'avn'ın size) yetişmesinden korkma, (boğulacağız diye) endişe etme, diye vahyettik.


    Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki Musa'ya: 'Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme' diye vahyettik.


    Diyanet Vakfi : Andolsun ki biz Musa'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik.


    Edip Yüksel : Musa'ya: 'Kullarımı geceleyin yürüyüşe çıkar ve onlar için denizde kuru bir yol aç. Yakalanmaktan korkma, endişe etme,' diye vahyettik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve filhakıka Musâya şöyle vahyettik: kullarımla geceleyin yürü de onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmazsın ve perva etmezsin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Doğrusu Musa'ya şöyle vahyettik: «Kullarımla geceleyin yürü de onlara denizde kuru bir yol aç; yetişilmekten korkmaz ve endişe etmezsin.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Gerçekten Musa'ya şöyle vahyettik: «Kullarımla geceleyin yürü (Mısır'dan çık) de (asânı vurarak) onlara denizde kuru bir yol aç; (artık firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin.»


    Fizilal-il Kuran : Musa'ya «Kullarımı geceleyin yola çıkar, denize değneğini vurarak onlar için kuru bir yol aç, ne yakalanmaktan kork ve ne de boğulmaktan çekin» diye vahyettik.


    Gültekin Onan : Andolsun, biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."


    Hasan Basri Çantay : Andolsun ki biz Musâya: «Kullarımla geceleyin yola çık da — (düşmanların) yetişme (sin) den korkmayarak, (boğulmanızdan da) endîşe etmeyerek — onlara denizde kuru bir yol aç» diye vahy etmişizdir.


    Hayrat Neşriyat : And olsun ki Mûsâ’ya şöyle vahyetmiştik: 'Kullarımı geceleyin (Mısır’dan) yola çıkar; (size) yetişilmesinden korkmadan ve (boğulmaktan) endişe etmeden, denizde onlara kuru bir yol (açmak) için (asân ile denize) vur!'


    İbni Kesir : Andolsun ki; Musa'ya şöyle vahyettik: Kullarımı geceleyin yürüt. Denizde onlara kuru bir yol aç. Batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme.


    Muhammed Esed : Ve Gerçek şu ki, (zamanı gelince) Musa'ya: "Kullarımla beraber geceleyin yola çık ve onlara denizin ortasında kupkuru (güvenli) bir yol tutuver; arkanızdan yetişirler diye korkup kaygılanma" diye vahyettik.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve andolsun ki, Mûsa'ya şöyle vahyettik: «Kullarım ile beraber geceleyin yürü ve onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmazsın ve havf eder olma.»


    Ömer Öngüt : Andolsun ki biz Musa'ya şöyle vahyettik: “Kullarımı geceleyin yürüt. Denizde onlara kuru bir yol aç. Düşmanların yetişmesinden de batmaktan da korkma, endişe etme!”


    Şaban Piriş : Musa’ya: -Kullarımı geceleyin yola çıkar, onlara denizde kuru bir yol aç, (batmaktan ve düşmanların yetişmesinden) korkma, endişen olmasın! diye vahyetmiştik.


    Suat Yıldırım : Biz Mûsâ’ya şöyle vahyettik: Kullarımla geceleyin Mısır’dan yola çık. Asanı vurarak denizde onlara kuru bir yol aç! Firavun’un size ulaşmasından ve boğulmanızdan endişe edip korkmayın!


    Süleyman Ateş : Andolsun biz Mûsâ'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkarıp) yürüt; (asânla suya) vur, denizde onlar için kuru bir yol (aç). (Fir'avn'ın sana) yetişme(sin)den korkma, (boğulmaktan) endişe etme." diye vahyetmiştik.


    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, biz Musa'ya vahyetmiştik: «Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, (size) yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan.»


    Ümit Şimşek : Musa'ya 'Kullarımla gece vakti yola çık,' diye vahyettik. 'Denize vur da onlara kuru bir yol açılsın. Yakalanmaktan endişeniz olmasın, boğulmaktan da korkmayın.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun, Mûsa'ya şöyle vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüt! Denizde onlar için kuru bir yol aç! Size yetişecekler diye korkma, endişelenme.!"

     


  20. فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُم مِّنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ




    Fe etbeahum fir’avnu bi cunûdihî fe gaşiyehum minel yemmi mâ gaşiyehum.




    1. fe : öyleyse, böylece

    2. etbea-hum : onlara tâbî oldu, onları takip etti

    3. fir'avnu : firavun

    4. bi cunûdi-hi : ordusuyla

    5. fe : böylece

    6. gaşiye-hum : onları kapladı

    7. min el yemmi : denizden, deniz

    8. mâ gaşiye-hum : onları (nasıl) kapladı, (öyle bir) kapladı ki






    İmam İskender Ali Mihr : Böylece firavun ordusuyla onları takip etti. Bunun üzerine deniz, onların üzerine öyle bir kapanışla kapandı ki, onları (tamamen) örterek kapladı (onları suda boğdu).


    Diyanet İşleri : Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de, deniz onları görülmedik bir şekilde kuşatıp yuttu.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken Firavun, askeriyle artlarına düştü, deniz de onları tamâmıyla kuşatıp kapladı, boğulup gittiler.


    Adem Uğur : Bunun üzerine o, askerleri ile birlikte onların peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi.


    Ahmed Hulusi : Firavun, ordusu ile onları izledi de kendilerini deniz kaplayıp içine aldı, boğdu.


    Ahmet Tekin : Firavun askerî erkânı ve ordularıyla hemen onları takip etti. Deniz o günahkâr orduları ve başındaki ilâhî kuralları tanımayan diktatörleri boğup, yutuverdi.


    Ahmet Varol : Firavun askerleriyle onların peşlerine düştü. Nihayet denizde onları kaplayan kaplayıverdi.


    Ali Bulaç : Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.


    Ali Fikri Yavuz : Hemen Firavun ordularıyla onları takip etti, kendilerini (Firavun’la İsrail oğullarını) denizden sarıveren (dehşetli ve korkunç boğulma) sarıverdi.


    Bekir Sadak : Firavun, ordusuyla onlari takip etti, deniz de onlari icine aliverdi, hem de ne alis!


    Celal Yıldırım : Derken Fir'avn askerleriyle birlikte onları tâkib etti. Deniz de onları nasıl kaplayıp içine aldıysa öylece kaplayıp aldı.


    Diyanet İşleri (eski) : Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış!


    Diyanet Vakfi : Bunun üzerine Firavun, askerleri ile birlikte onların peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi.


    Edip Yüksel : Firavun, ordusuyla birlikte ardlarına düştü. Ne var ki, deniz üstlerine kapanıp onları içine aldı.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Derken Firavn ordulariyle onları ta'kıb etti, kendilerini de deryadan saran sarıverdi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Derken Firavun ordularıyla onları takip etti; denizden kendilerini saran sarıverdi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Firavun ordularıyla hemen onları takip etti, denizden kendilerini sarıveren (korkunç boğulma) sarıverdi


    Fizilal-il Kuran : Firavun, ordusu ile peşlerine düştü, fakat denizin suları onları korkunç bir saldırı ile kuşatıverdi!


    Gültekin Onan : Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.


    Hasan Basri Çantay : Derken (Fir'avn), ordulariyle birlikde arkalarına düşdü, deniz de kendilerini nasıl kapladıysa öylece kaplayıverdi.


    Hayrat Neşriyat : Derken Fir'avun ordusuyla onların peşine düştü (ve onlar da açılan yoldan denize girdiler). Bunun üzerine denizden onları kaplayan şey, kaplayıverdi (de hepsi boğulup helâk oldular).


    İbni Kesir : Firavun da ordusuyla onu takip etti. Deniz de onları nasıl kapladıysa öylece kaplayıverdi.


    Muhammed Esed : (Musa İsrailoğulları'yla beraber yola koyulunca) Firavun, ordularıyla onların peşine düştü, ama sonunda onları içine alıp boğması mukadder olan deniz onları yutuverdi.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Derken Fir'avun ordusuyla onların arkasına düştü. Artık kendilerini (Fir'avun ile ordusunu) denizden saran sarıverdi.


    Ömer Öngüt : Firavun, ordusuyla onları takip etti. Deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış!


    Şaban Piriş : Firavun askerleriyle onları takip etti. Denizden onları kaplayacak olan su kaplayıverdi.


    Suat Yıldırım : Firavun da askerleriyle onun peşine düştü. Deniz onları öyle bir sardı ki birden yutuverdi.


    Süleyman Ateş : Fir'avn, askerleriyle onların ardına düştü, denizden onları örten örttü (deniz onları örtüp boğdu).


    Tefhim-ul Kuran : Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.


    Ümit Şimşek : Firavun, askerleriyle onların peşine düştü; sonra da deryadan onları kaplayacak olan şey kaplayıverdi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Derken, Firavun, ordusuyla birlikte onların arkasına düştü. Ama denizden onları sarıp kuşatan, sarıp kuşattı.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş