Kuran-ı Kerim TÂHÂ Suresi Türkçe Meali ve Türkce Açıklaması, Kuranı Kerim Taha Suresi açıklaması, Ta

goktepeli26 7 Haz 2013



  1. قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى




    Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ.




    1. kâle : dedi

    2. huz-hâ : onu al

    3. ve lâ tehaf : ve korkma

    4. se nuîdu-hâ : onu döndüreceğiz

    5. sîrete-hâ : onun sureti, durumu

    6. el ûlâ : ilk, önceki





    İmam İskender Ali Mihr : “Onu al ve korkma! Onu ilk suretine (durumuna) döndüreceğiz.” dedi.


    Diyanet İşleri : Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Al onu dedi, korkma, evvelce olduğu gibi sopa olarak vereceğiz onu sana.


    Adem Uğur : Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline sokacağız.


    Ahmed Hulusi : "Onu al ve korkma! Onu sana ilk görünümünde iade edeceğiz!" dedi.


    Ahmet Tekin : Allah:
    'Onu tut. Korkma. Biz onu yine önceki haline getireceğiz.' dedi.


    Ahmet Varol : (Allah) dedi ki: 'Onu al ve korkma. Onu tekrar ilk haline döndüreceğiz.


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz."


    Ali Fikri Yavuz : Allah buyurdu ki: Tut onu, korkma. Biz onu evvelki haline çevireceğiz.


    Bekir Sadak : (21-23) Allah: «Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna cevirecegiz. Daha buyuk mucizelerimizi sana gostermemiz icin elini koltugunun altina koy da, diger bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz ciksin» dedi.*


    Celal Yıldırım : Allah dedi ki: Onu tut, korkma, biz onu ilk şekline döndüreceğiz.


    Diyanet İşleri (eski) : (21-23) Allah: 'Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın' dedi.


    Diyanet Vakfi : Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline sokacağız.


    Edip Yüksel : Dedi, 'Al onu, korkma. Onu ilk durumuna sokacağız.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Tut onu, buyurdu: ve korkma biz onu evvelki sîretine iade edeceğiz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah: «Tut onu ve korkma, Biz onu önceki haline döndüreceğiz.» buyurdu.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah buyurdu ki: «Tut onu, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz»


    Fizilal-il Kuran : Allah dedi ki; «Al onu yerden, korkma, biz onu eski haline dönüştüreceğiz»


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz."


    Hasan Basri Çantay : Buyurdu: «Tut onu, korkma. Biz onu yine evvelki şekline çevireceğiz».


    Hayrat Neşriyat : (Allah) buyurdu ki: 'Onu al ve (bizim huzûrumuzda hiçbir şeyden) korkma! (Biz)onu yine evvelki hâline döndüreceğiz.'


    İbni Kesir : Buyurdu: Tut onu korkma. Biz onu yine eski durumuna çevireceğiz.


    Muhammed Esed : "Onu tut" dedi, "ve korkma! Biz onu hemen eski haline döndüreceğiz."


    Ömer Nasuhi Bilmen : Buyurdu ki: «Onu tut ve korkma. Biz onu evvelki suretine iade ederiz.»


    Ömer Öngüt : Buyurdu ki: “Tut onu, korkma! Biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. ”


    Şaban Piriş : -Onu al ve korkma, dedi. Onu ilk haline döndüreceğiz.


    Suat Yıldırım : "Tut onu! Korkma, Biz onu eski haline çevireceğiz!" buyurdu.


    Süleyman Ateş : (Allâh): "Al onu, dedi, korkma biz onu yine ilk durumuna sokacağız."


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.»


    Ümit Şimşek : Allah 'Onu al, korkma,' buyurdu. 'Biz onu tekrar eski haline getireceğiz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Buyurdu: "Al onu, korkma! Biz onu ilk görünümüne döndüreceğiz."
     


  2. وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى




    Vadmum yedeke ilâ cenâhıke tahruc beydâe min gayri sûin âyeten uhrâ.




    1. vadmum : ve koy

    2. yede-ke : elini

    3. ilâ cenâhı-ke : yan tarafına

    4. tahruc : çıkar

    5. beydâe : beyaz olarak (nurlu olarak)

    6. min gayri : olmaksızın

    7. sûin : sui, kusurlu

    8. âyeten : bir âyet, mucize

    9. uhrâ : başka






    İmam İskender Ali Mihr : Elini, (koynunun) yan tarafına koy (sok). Başka bir âyet (mucize) olarak, kusursuz (lekesiz) ve beyaz (nurlu) olarak çıkar.


    Diyanet İşleri : (22-23) “Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Elini koynuna sok da bir hastalık yüzünden olmamak şartıyla bembeyaz çıksın; bu da bir başka delil sana.


    Adem Uğur : Bir de elini koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın.


    Ahmed Hulusi : "Şimdi de elini koynuna sok; bir başka mucize olarak, hastalıksız şekilde bembeyaz çıkar!"


    Ahmet Tekin : 'Elini koltuğunun altına sok. Kusurla ilgisi olmayan, ışıl ışıl, bembeyaz bir el ortaya çıksın. Bu da diğer bir mûcize.'


    Ahmet Varol : Elini yanına sok. Bir hastalık olmadan, başka bir mucize olarak, bembeyaz çıksın.


    Ali Bulaç : "Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın."


    Ali Fikri Yavuz : Bir de, diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın.


    Bekir Sadak : (21-23) Allah: «Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna cevirecegiz. Daha buyuk mucizelerimizi sana gostermemiz icin elini koltugunun altina koy da, diger bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz ciksin» dedi.*


    Celal Yıldırım : Elini koltuğuna sok, diğer bir mu'cize olarak o kusursuz bembeyaz ışıl ışıl olarak çıksın.


    Diyanet İşleri (eski) : (21-23) Allah: 'Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın' dedi.


    Diyanet Vakfi : Bir de elini koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın.


    Edip Yüksel : 'Bir başka delil olarak, elini koltuğunun altına koy; lekesiz bembeyaz olarak çıksın.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir de elini koynuna sok, çıksın bembeyaz bir afetsiz diğer bir âyet olarak


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : «Bir de elini koynuna sok ki, diğer bir mucize olarak kusursuz bembeyaz çıksın!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Bir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın.»


    Fizilal-il Kuran : Elini yenine sok da hiçbir organik bozukluk sonucu olmaksızın bir başka mucize olarak ak bir parıltı ile geri çıksın.


    Gültekin Onan : "Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir ayet olarak bembeyaz bir durumda çıksın."


    Hasan Basri Çantay : «Bir de elini koynuna sok da, diğer bir mu'cize olmak üzere, o, ayıbsız ve bembeyaz bir halde çıkıversin».


    Hayrat Neşriyat : 'Ve elini yanına (koltuğunun altına) sok! Başka bir mu'cize olmak üzere, kusursuz bembeyaz (parlayan ve nûr saçan bir el) olarak çıksın!'


    İbni Kesir : Elini de koltuğunun altına koy ki; diğer bir mucize olarak kusursuz, bembeyaz çıksın.


    Muhammed Esed : "Şimdi de elini koynuna sok: herhangi bir uğursuzluğun değil, (Bizim rahmetimizin) başka bir işareti olarak bembeyaz (ışıldayarak) çıkacaktır;


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ve elini koltuğunun altına sok, başka bir mucize olarak ayıpsız bir halde bembeyaz olarak çıkıversin.»


    Ömer Öngüt : “Elini koynuna sok, diğer bir mucize olarak kusursuz bembeyaz çıksın. ”


    Şaban Piriş : Elini koynuna sok, bir başka mucize olarak kusursuz, bembeyaz çıksın.


    Suat Yıldırım : Bir de elini koynuna sok! Bir başka mûcize olarak çıkar onu hiç pürüzsüz, parlak mı parlak!


    Süleyman Ateş : "Elini böğrüne sok; bir hastalık olmadan, ayrı bir mu'cize olarak bembeyaz bir durumda çıksın."


    Tefhim-ul Kuran : «Elini de koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın.»


    Ümit Şimşek : 'Şimdi elini koynuna sok; bir başka mucize olarak, o da hiç kusursuz, bembeyaz parlar halde çıksın.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Bir de elini koynuna sok! Bir başka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir halde çıksın."
     


  3. لِنُرِيَكَ مِنْ آيَاتِنَا الْكُبْرَى




    Li nuriyeke min âyâtinel kubrâ.




    1. li nuriye-ke : sana göstermemiz için

    2. min âyâti-nâ : âyetlerimizden, mucizelerimizden

    3. el kubrâ : büyük






    İmam İskender Ali Mihr : Büyük âyetlerimizden (mucizelerimizden) birini, sana göstermemiz içindir.


    Diyanet İşleri : (22-23) “Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Böylece de en büyük delillerimizden bir kısmını gösterelim sana.


    Adem Uğur : Ta ki, sana, (böylece) en büyük âyetlerimizden bazılarını gösterelim.


    Ahmed Hulusi : "Sana en büyük mucizelerimizden gösterelim böylece!"


    Ahmet Tekin : 'Sana kudretimizin ve peygamberliğinin delili olan en büyük mûcizelerimizden bazılarını gösterelim istedik.'


    Ahmet Varol : Böylece sana, büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım.


    Ali Bulaç : "Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım."


    Ali Fikri Yavuz : Bunları, sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık.


    Bekir Sadak : (21-23) Allah: «Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna cevirecegiz. Daha buyuk mucizelerimizi sana gostermemiz icin elini koltugunun altina koy da, diger bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz ciksin» dedi.*


    Celal Yıldırım : Tâ ki, bununla sana en büyük mu'cizelerimizi gösterelim.


    Diyanet İşleri (eski) : (21-23) Allah: 'Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın' dedi.


    Diyanet Vakfi : Ta ki, sana, (böylece) en büyük âyetlerimizden bazılarını gösterelim.


    Edip Yüksel : 'Böylece sana en büyük mucizelerimizden bazılarını gösterelim.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : ki sana en büyük âyetlerimizden gösterelim


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sana en büyük mucizelerimizden bir kısmını gösterelim diye.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Bunları sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık.»


    Fizilal-il Kuran : Böylece sana birkaç büyük mucizemizi göstermek istedik.


    Gültekin Onan : "Öyle ki, sana büyük ayetlerimizden (birini) göstermiş olalım."


    Hasan Basri Çantay : «Tâki sana en büyük âyetlerimizden (birini daha) gösterelim».


    Hayrat Neşriyat : 'Tâ ki sana en büyük mu'cizelerimizden bazılarını gösterelim!'


    İbni Kesir : Bununla sana daha büyük mucizelerimizi gösterelim.


    Muhammed Esed : ki böylece sana büyük mucizelerimizden bir kısmını göstermiş olalım.


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Tâ ki, sana en büyük âyetlerimizden gösterelim.»


    Ömer Öngüt : “Bununla sana en büyük âyetlerimizden (mucizelerimizden) bazılarını göstermiş olalım. ”


    Şaban Piriş : Sana büyük mucizelerimizden gösterelim.


    Suat Yıldırım : Böylece sana en büyük mûcizelerimizden birini göstermek istiyoruz.


    Süleyman Ateş : "Ki sana en büyük mu'cizelerimizden bazılarını göstermiş olalım"


    Tefhim-ul Kuran : «Öyleki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım.»


    Ümit Şimşek : 'Böylece sana en büyük âyetlerimizden birini gösterelim.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Böylece sana en büyük mucizelerimizden bazılarını göstereceğiz."
     


  4. اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى




    İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ.




    1. izheb : git

    2. ilâ fir'avne : firavuna

    3. inne-hu : çünkü o, muhakkak o

    4. tagâ : azdı, haddi a؛tı






    İmam İskender Ali Mihr : Firavuna git! اünkü o, azdı.


    Diyanet İ؛leri : “Firavun’a git, çünkü o azmı؛tır.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Git Firavun'a ؛üphe yok ki pek azdı o.


    Adem Uğur : Firavun'a git. اünkü o iyice azdı.


    Ahmed Hulusi : "Git Firavun'a! Muhakkak ki o iyice azdı!"


    Ahmet Tekin : 'Firavun’a git. O iyice azdı.'


    Ahmet Varol : Firavun'a git. اünkü o gerçekten azdı.'


    Ali Bulaç : "Firavun'a git, çünkü o azmı؛ bulunuyor."


    Ali Fikri Yavuz : Firavun’a git, çünkü o hakikaten azdı.


    Bekir Sadak : «Firavun'a git, dogrusu o azmistir.»


    Celal Yıldırım : Artık Fir'avn'a git, çünkü o iyice azıtmı؛tır.


    Diyanet İ؛leri (eski) : 'Firavun'a git, doğrusu o azmı؛tır.'


    Diyanet Vakfi : Firavun'a git. اünkü o iyice azdı.


    Edip Yüksel : 'Firavun'a git, çünkü o azdı.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Git Fir'avna zira o pek azdı


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Firavuna git, çünkü o pek azıttı.»


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : «Firavun'a git, çünkü o hakikaten azdı.»


    Fizilal-il Kuran : ھimdi sen Firavun'a git. اünkü o gerçekten azıttı.»


    Gültekin Onan : "Firavun'a git, çünkü o azmı؛ bulunuyor."


    Hasan Basri اantay : «Fir'avna git. اünkü o, hakıykaten azdı».


    Hayrat Ne؛riyat : 'Fir'avun’a git; ؛übhesiz o iyice azdı.'


    İbni Kesir : Firavun'a git, doğrusu o, azmı؛tır.


    Muhammed Esed : (Ve ؛imdi artık) o Firavun'a git; çünkü o, gerçekten her türlü ِlçüyü çiğneyip geçti."


    ضmer Nasuhi Bilmen : «Fir'avun'a git. Muhakkak ki, o haddi a؛ıvermi؛tir.»


    ضmer ضngüt : “Firavun'a git, doğrusu o azmı؛tır. ”


    ھaban Piri؛ : Firavuna git, çünkü o azdı.


    Suat Yıldırım : Firavun’a git! اünkü o, iyice azdı."


    Süleyman Ate؛ : "İmdi sen Fir'avn'e git: çünkü o azdı."


    Tefhim-ul Kuran : «Firavun'a git, çünkü o azmı؛ bulunmaktadır.»


    ـmit ھim؛ek : 'Firavun'a git; çünkü o iyice azıttı.'


    Ya؛ar Nuri ضztürk : "Firavun'a git; çünkü o, azdı."
     


  5. قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي




    Kâle rabbişrah lî sadrî.




    1. kâle : dedi

    2. rabbi işrah : Rabbim aç

    3. lî sadrî : göğsümü






    İmam İskender Ali Mihr : (Musa A.S): “Rabbim benim göğsümü şerhet (yar, aç).” dedi.


    Diyanet İşleri : Mûsâ, dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbim dedi, kalbime genişlik ver.


    Adem Uğur : Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver.


    Ahmed Hulusi : (Musa) dedi ki: "Rabbim, şuuruma genişlik ver (bunları hazmedebileyim ve gereğini uygulayabileyim). "


    Ahmet Tekin : Mûsâ:
    'Rabbim, gönlüme ferahlık ver' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver.


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç."


    Ali Fikri Yavuz : Mûsa dedi ki: “- Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver.


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : (25-26-27-2 Musâ dedi ki: Ey Rabbim! Benim göğsümü geniş let. işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü anlayabilsinler.


    Diyanet İşleri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver.


    Edip Yüksel : 'Rabbim,' dedi, 'göğsümü aç.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Dedi: ya rab! benim göğsüme genişlik ver


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Musa dedi: «Ey Rabbim, benim göğsüme genişlik ver,


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Musa dedi ki: «Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver,


    Fizilal-il Kuran : Musa dedi ki; «Ya Rabbi! Gönlümü genişlet.


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç."


    Hasan Basri Çantay : (Musa) dedi: «Rabbim, benim göğsüme genişlik ver».


    Hayrat Neşriyat : (Mûsâ) dedi ki: 'Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver!'


    İbni Kesir : Dedi ki: Rabbım, göğsümü aç.


    Muhammed Esed : (Musa:) "Ey Rabbim!" dedi, "İçimi (Senin aydınlığınla) genişlet;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Mûsa dedi ki: «Yarabbi! Benim göğsüme genişlik ver.»


    Ömer Öngüt : Dedi ki: “Rabbim! Göğsüme genişlik ver. ”


    Şaban Piriş : - Rabbim göğsümü aç, dedi.


    Suat Yıldırım : (25-27) "Ya Rabbî," dedi, "genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını.


    Süleyman Ateş : (Mûsâ) dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)"


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Rabbim, benim göğsümü aç.»


    Ümit Şimşek : Musa dedi ki: 'Rabbim, gönlümü ferah kıl.


    Yaşar Nuri Öztürk : Mûsa dedi: "Rabbim, göğsümü açıp genişlet;

     



  6. وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي




    Ve yessir lî emrî.




    1. ve yessir : ve kolaylaştır

    2. lî emrî : işimi







    İmam İskender Ali Mihr : Ve bana işimi kolaylaştır.


    Diyanet İşleri : “İşimi bana kolaylaştır.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : İşimi kolaylaştır.


    Adem Uğur : İşimi bana kolaylaştır.


    Ahmed Hulusi : "İşimi bana kolaylaştır. "


    Ahmet Tekin : 'Uygulayacağım planı, görevimi bana kolaylaştır.'


    Ahmet Varol : Bana işimi kolaylaştır.


    Ali Bulaç : "Bana işimi kolaylaştır."


    Ali Fikri Yavuz : İşimi kolaylaştır.


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : (25-26-27-2 Musâ dedi ki: Ey Rabbim! Benim göğsümü geniş let. işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü anlayabilsinler.


    Diyanet İşleri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : İşimi bana kolaylaştır.


    Edip Yüksel : 'Bana işimi kolaylaştır.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve bana işimi kolaylaştır


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : işimi kolaylaştır bana,


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşimi kolaylaştır,


    Fizilal-il Kuran : Görevimi kolaylaştır.


    Gültekin Onan : "Bana / benim buyruğumu / (işimi) kolaylaştır."


    Hasan Basri Çantay : «İşimi kolayla».


    Hayrat Neşriyat : 'Ve işimi bana kolaylaştır!'


    İbni Kesir : İşimi kolaylaştır.


    Muhammed Esed : görevimi bana kolaylaştır;


    Ömer Nasuhi Bilmen : (26-27) «Ve benim için işimi kolaylaştır.» «Ve dilimden düğümü çöz.»


    Ömer Öngüt : “İşimi kolaylaştır. ”


    Şaban Piriş : İşimi kolaylaştır.


    Suat Yıldırım : (25-27) "Ya Rabbî," dedi, "genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını.


    Süleyman Ateş : "Bana işimi kolaylaştır."


    Tefhim-ul Kuran : «Bana işimi kolaylaştır,»


    Ümit Şimşek : 'İşimde kolaylık ver.


    Yaşar Nuri Öztürk : İşimi bana kolaylaştır."
     


  7. وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي




    Vahlul ukdeten min lisânî.




    1. vahlu : ve çöz, düzelt

    2. el ukdeten : düğüm, tutukluk

    3. min lisânî : dilimden







    İmam İskender Ali Mihr : Ve dilimden düğümü (peltekliği) çöz.


    Diyanet İşleri : (27-2 “Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Dilimin bağını çöz de.


    Adem Uğur : Dilimden (şu) bağı çöz.


    Ahmed Hulusi : "Lisanımdaki tutukluğu çöz. "


    Ahmet Tekin : 'Dilimdeki tutukluğu gider.'


    Ahmet Varol : Dilimden düğümü çöz.


    Ali Bulaç : "Dilimden düğümü çöz;"


    Ali Fikri Yavuz : Dilimden düğümü (şu peltekliği) çöz.


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : (25-26-27-2 Musâ dedi ki: Ey Rabbim! Benim göğsümü geniş let. işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü anlayabilsinler.


    Diyanet İşleri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Dilimden (şu) bağı çöz.


    Edip Yüksel : 'Dilimdeki düğümü çöz.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve dilimden ukdeyi çöz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : dilimden düğümü çöz,


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Dilimden düğümü çöz


    Fizilal-il Kuran : Dilimin düğümünü çöz.


    Gültekin Onan : "Dilimden düğümü çöz."


    Hasan Basri Çantay : «Dilimden de (şu) düğümü çöz ki»,


    Hayrat Neşriyat : (27-2 'Dilimden de düğümü çöz ki sözümü iyice anlasınlar!'


    İbni Kesir : Dilimden de düğümü çöz ki;


    Muhammed Esed : dilimdeki düğümü çöz


    Ömer Nasuhi Bilmen : (26-27) «Ve benim için işimi kolaylaştır.» «Ve dilimden düğümü çöz.»


    Ömer Öngüt : “Dilimin düğümünü çöz. ”


    Şaban Piriş : Dilimdeki düğümü çöz.


    Suat Yıldırım : (25-27) "Ya Rabbî," dedi, "genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını.


    Süleyman Ateş : "Dilimin düğümünü çöz".


    Tefhim-ul Kuran : «Dilimden düğümü çöz,»


    Ümit Şimşek : 'Dilimden tutukluğu gider.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Dilimden düğümü çöz,

     



  8. يَفْقَهُوا قَوْلِي




    Yefkahû kavlî.




    1. yefkahû : anlasınlar, idrak etsinler

    2. kavlî : sözlerimi






    İmam İskender Ali Mihr : Sözlerimi idrak etsinler.


    Diyanet İşleri : (27-2 “Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Anlasınlar sözümü iyice.


    Adem Uğur : Ki sözümü anlasınlar.


    Ahmed Hulusi : "Ki sözümü (derinliğine) anlasınlar. "


    Ahmet Tekin : 'Sözümü iyi anlasınlar.'


    Ahmet Varol : Ki sözümü iyi anlasınlar.


    Ali Bulaç : "Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar."


    Ali Fikri Yavuz : Böylece sözümü iyi anlasınlar.


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : (25-26-27-2 Musâ dedi ki: Ey Rabbim! Benim göğsümü geniş let. işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü anlayabilsinler.


    Diyanet İşleri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Ki sözümü anlasınlar.


    Edip Yüksel : 'Ki sözümü anlasınlar.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sözümü iyi anlasınlar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : sözümü iyi anlasınlar.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ki, sözümü iyi anlasınlar.


    Fizilal-il Kuran : Böylece söyleyeceklerimi anlayabilsinler.


    Gültekin Onan : "Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar (yefkahu)."


    Hasan Basri Çantay : «Sözümü iyi anlasınlar».


    Hayrat Neşriyat : (27-2 'Dilimden de düğümü çöz ki sözümü iyice anlasınlar!'


    İbni Kesir : Sözümü iyi anlasınlar.


    Muhammed Esed : ki söyleyeceklerimi tam olarak anlayabilsinler


    Ömer Nasuhi Bilmen : (28-29) «Sözümü iyice anlayabilsinler.» «Ve bana ailemden bir vezir kıl!»


    Ömer Öngüt : “Ki, sözümü iyi anlasınlar. ”


    Şaban Piriş : Ki sözümü iyi anlasınlar.


    Suat Yıldırım : Ta ki anlasınlar sözümü!


    Süleyman Ateş : "Ki sözümü anlasınlar"


    Tefhim-ul Kuran : «Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.»


    Ümit Şimşek : 'Tâ ki sözümü anlasınlar.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ki sözümü iyi anlasınlar."

     


  9. وَاجْعَل لِّي وَزِيرًا مِّنْ أَهْلِي




    Vec’al lî vezîren min ehlî.




    1. vec'al : ve ..... kıl, yap

    2. lî : benim için

    3. vezîren : vezir, yardımcı

    4. min ehlî : ehlimden, ailemden






    İmam İskender Ali Mihr : Ve ailemden bana bir yardımcı kıl.


    Diyanet İşleri : “Bana ailemden birini yardımcı yap,”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Âilemden birini vezîr et bana.


    Adem Uğur : Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver,


    Ahmed Hulusi : "Benim için ehlimden bir yardımcı oluştur. "


    Ahmet Tekin : 'Ailemden de, bana bir vezir tayin et.'


    Ahmet Varol : Bana ailemden bir yardımcı ver.


    Ali Bulaç : "Ailemden bana bir yardımcı kıl,"


    Ali Fikri Yavuz : Bir de bana ehlimden bir vezir ver.


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : (29-30) Bana ailemden kardeşim Harun'u vezir eyle.


    Diyanet İşleri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver,


    Edip Yüksel : 'Ailemden bana bir yardımcı ata.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve bana ehlimden bir vezir ver


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bana ailemden bir yardımcı ver.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bir de bana ailemden bir vezir ver.


    Fizilal-il Kuran : Ailemden bana bir yardımcı armağan et.


    Gültekin Onan : "Ehlimden (ailemden) bana bir yardımcı kıl,"


    Hasan Basri Çantay : «Bana kendi ailemden bir de vezîr ver».


    Hayrat Neşriyat : (29-30) 'Ve âilemden kardeşim Hârûn’u bana yardımcı kıl!'


    İbni Kesir : Kendi ailemden bir vezir ver bana;


    Muhammed Esed : ve bana yakınlarımın arasından yükümü paylaşacak bir yardımcı tayin et:


    Ömer Nasuhi Bilmen : (28-29) «Sözümü iyice anlayabilsinler.» «Ve bana ailemden bir vezir kıl!»


    Ömer Öngüt : “Âilemden bana bir vezir ver. ”


    Şaban Piriş : Kendi ailemden bir yardımcı ver.


    Suat Yıldırım : (29-30) Bana da ailemden birini, yardımcı kıl, Harun kardeşimi!


    Süleyman Ateş : "Bana âilemden bir vezir ver:"


    Tefhim-ul Kuran : «Ailemden bana bir yardımcı kıl,»


    Ümit Şimşek : 'Ailemden birini bana yardımcı yap-


    Yaşar Nuri Öztürk : "Bana ailemden bir yardımcı ver,
     


  10. هَارُونَ أَخِي




    Hârûne ahî.





    1. hârûne : Harun

    2. ahî : kardeşim







    İmam İskender Ali Mihr : Kardeşim Harun.


    Diyanet İşleri : “Kardeşim Hârûn’u.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kardeşim Hârûn'u.


    Adem Uğur : Kardeşim Harun'u.


    Ahmed Hulusi : "Kardeşim Harun'u. "


    Ahmet Tekin : 'Kardeşim Hârûn’u tayin et.'


    Ahmet Varol : Kardeşim Harun'u.


    Ali Bulaç : "Kardeşim Harun'u"


    Ali Fikri Yavuz : Kardeşim Harûn’u (ver).


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : (29-30) Bana ailemden kardeşim Harun'u vezir eyle.


    Diyanet İşleri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Kardeşim Harun'u.


    Edip Yüksel : 'Kardeşim Harun'u...'


    Elmalılı Hamdi Yazır : o Kardeşim Harunu


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kardeşim Harun'u.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kardeşim Harun'u (ver).


    Fizilal-il Kuran : Kardeşim Harun'u yani.


    Gültekin Onan : "Kardeşim Harun'u"


    Hasan Basri Çantay : «Biraderim Hâruunu».


    Hayrat Neşriyat : (29-30) 'Ve âilemden kardeşim Hârûn’u bana yardımcı kıl!'


    İbni Kesir : Kardeşim Harun'u.


    Muhammed Esed : Kardeşim Harun'u (mesela);


    Ömer Nasuhi Bilmen : (30-31) «Kardeşim Harun'u.» «Onunla arkamı kuvvetlendir.»


    Ömer Öngüt : “Kardeşim Harun'u. ”


    Şaban Piriş : Kardeşim Harun’u


    Suat Yıldırım : (29-30) Bana da ailemden birini, yardımcı kıl, Harun kardeşimi!


    Süleyman Ateş : "Kardeşim Hârûn'u."


    Tefhim-ul Kuran : «Kardeşim Harun'u»


    Ümit Şimşek : 'Kardeşim Harun'u.


    Yaşar Nuri Öztürk : Kardeşim Hârun'u."

     
  11. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    211,734
    1,930
    38


    süper paylaşımlar harika güzel,
     


  12. اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي




    U؛dud bihî ezrî.




    1. u؛dud : kuvvetlendir (artır, ؛iddetlendir)

    2. bi-hi : onunla

    3. ezrî : kuvvetimi, gücümü






    İmam İskender Ali Mihr : Onunla, gücümü artır (beni güçlendir).


    Diyanet İ؛leri : “Onunla gücümü artır.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Arka olsun bana, onunla kuvvetlendir beni.


    Adem Uğur : Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir.


    Ahmed Hulusi : "Onunla gücümü arttır. "


    Ahmet Tekin : 'Onunla gücüme güç kat.'


    Ahmet Varol : Onunla arkamı güçlendir.


    Ali Bulaç : "Onunla arkamı kuvvetlendir."


    Ali Fikri Yavuz : Onunla arkamı kuvvetlendir.






    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : Onunla arkamı peki؛tirip kuvvetlendir.


    Diyanet İ؛leri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Gِğsümü geni؛let, i؛imi kolayla؛tır, dilimin düğümünü çِz ki sِzümü iyi anlasınlar. Ailemden karde؛im Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gِrevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. ھüphesiz Sen bizi gِrmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir.


    Edip Yüksel : 'Beni onunla destekleyip güçlendir.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onunla sırtımı pekit


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Onunla sırtımı peki؛tir.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Onunla arkamı kuvvetlendir.


    Fizilal-il Kuran : Ona arkamı dayayıp güç kazanmamı sağla.


    Gültekin Onan : "Onunla arkamı kuvvetlendir."


    Hasan Basri اantay : «Onunla sırtımı kuvvetlendir».


    Hayrat Ne؛riyat : (31-34) 'Onunla gücümü takviye et ve onu vazîfeme ortak yap ki, seni çok tesbîh edelim ve seni çok zikredelim!'


    İbni Kesir : Onunla destekle beni.


    Muhammed Esed : o'nunla benim gücümü peki؛tir


    ضmer Nasuhi Bilmen : (30-31) «Karde؛im Harun'u.» «Onunla arkamı kuvvetlendir.»


    ضmer ضngüt : “Beni onunla destekle. ”


    ھaban Piri؛ : Onunla beni güçlendir.


    Suat Yıldırım : Onunla beni takviye et!


    Süleyman Ate؛ : "Onunla arkamı kuvvetlendir."


    Tefhim-ul Kuran : «Onunla arkamı kuvvetlendir.»


    ـmit ھim؛ek : 'Onunla beni güçlendir.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : "Onunla sırtımı kuvvetlendir."
     


  13. وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي




    Ve e؛rikhu fî emrî.




    1. ve e؛rik-hu : ve onu ortak kıl

    2. fî emrî : i؛imde






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onu, i؛imde bana ortak kıl.


    Diyanet İ؛leri : “Onu i؛ime ortak et.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : İ؛ime ortak et onu.


    Adem Uğur : Ve onu i؛ime ortak kıl.


    Ahmed Hulusi : "Onu i؛imde ortak yap. "


    Ahmet Tekin : 'Onu uygulayacağım plana, gِre-vime ortak et!'


    Ahmet Varol : Onu i؛imde ortak kıl.


    Ali Bulaç : "Onu i؛imde ortak kıl,"


    Ali Fikri Yavuz : Elçilik i؛imde onu bana ortak et.


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : İ؛imde onu bana ortak kıl.


    Diyanet İ؛leri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Gِğsümü geni؛let, i؛imi kolayla؛tır, dilimin düğümünü çِz ki sِzümü iyi anlasınlar. Ailemden karde؛im Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gِrevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. ھüphesiz Sen bizi gِrmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Ve onu i؛ime ortak kıl.


    Edip Yüksel : 'Bu i؛imde onu bana ortak yap.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve onu i؛imde ؛erik et


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Onu gِrevimde ortak et


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : (Elçilik) i؛imde onu bana ortak et.


    Fizilal-il Kuran : O'nu gِrevime ortak et.


    Gültekin Onan : "Onu buyruğumda / (i؛imde) ortak kıl,"


    Hasan Basri اantay : «Onu i؛imde ortak kıl»,


    Hayrat Ne؛riyat : (31-34) 'Onunla gücümü takviye et ve onu vazîfeme ortak yap ki, seni çok tesbîh edelim ve seni çok zikredelim!'


    İbni Kesir : Onu i؛imizde ortak yap,


    Muhammed Esed : ve gِrevimden o'na da pay ver


    ضmer Nasuhi Bilmen : (32-33) «Ve onu i؛imde ortak kıl.» «Tâ ki, seni çokça tesbih edelim.»


    ضmer ضngüt : “Onu da i؛imde ortak kıl. ”


    ھaban Piri؛ : Onu gِrevim de bana ortak et.


    Suat Yıldırım : Onu bu i؛ime ortak et!


    Süleyman Ate؛ : "Onu da i؛ime ortak yap,"


    Tefhim-ul Kuran : «Onu i؛imde ortak kıl,»


    ـmit ھim؛ek : 'İ؛ime onu ortak et.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : "Onu i؛ime ortak kıl."
     


  14. كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا




    Key nusebbihake kesîrâ(kesîren).




    1. key : için, diye

    2. nusebbiha-ke : seni tesbih edelim

    3. kesîren : çok







    İmam İskender Ali Mihr : Seni, çok tesbih etmemiz için.


    Diyanet İşleri : “Seni çok tespih edelim diye”,


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bunları yap da şanını çok tenzîh edelim.


    Adem Uğur : Böylece seni bol bol tesbih edelim.


    Ahmed Hulusi : "Ki seni çokça tespih edelim. "


    Ahmet Tekin : 'Böylece seni bol bol tesbih edelim.'


    Ahmet Varol : Böylece seni çok tesbih edelim.


    Ali Bulaç : "Böylece seni çok tesbih edelim."


    Ali Fikri Yavuz : Ki seni çok tesbih edelim.


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : Ki seni çokça tesbîh edelim,


    Diyanet İşleri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Böylece seni bol bol tesbih edelim.


    Edip Yüksel : 'Ki seni çokça yüceltelim.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ki seni çok tesbih edelim


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : ki Seni çok tesbih edelim


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ki seni çok tesbih edelim.


    Fizilal-il Kuran : Böylece seni daha çok noksanlıklardan tenzih edelim.


    Gültekin Onan : "Böylece seni çok tesbih edelim."


    Hasan Basri Çantay : «Tâki Seni çok tesbîh edelim».


    Hayrat Neşriyat : (31-34) 'Onunla gücümü takviye et ve onu vazîfeme ortak yap ki, seni çok tesbîh edelim ve seni çok zikredelim!'


    İbni Kesir : Ki seni daha çok tesbih edelim.


    Muhammed Esed : ki, (birlikte) Senin yüceler yücesi adını (insanların katında) daha yükseklere çıkaralım,


    Ömer Nasuhi Bilmen : (32-33) «Ve onu işimde ortak kıl.» «Tâ ki, seni çokça tesbih edelim.»


    Ömer Öngüt : “Böylece seni daha çok tesbih edelim. ”


    Şaban Piriş : ki seni çokça tesbih edebilelim.


    Suat Yıldırım : Ta ki Seni daha çok tesbih ve tenzih edelim.


    Süleyman Ateş : "Ki seni çok tesbih edelim,"


    Tefhim-ul Kuran : «Böylece seni çok tesbih edelim.»


    Ümit Şimşek : 'Tâ ki Seni çokça tesbih edelim.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Taki seni çokça tespih edelim."

     


  15. وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا




    Ve nezkureke kesîrâ(kesîren).





    1. ve : ve

    2. nezkure-ke : seni zikredelim

    3. kesîren : çok






    İmam İskender Ali Mihr : Ve Seni, çok zikredelim.


    Diyanet İşleri : “Seni çok zikredelim diye.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Seni çok analım.


    Adem Uğur : Ve çok çok analım seni.


    Ahmed Hulusi : "Seni çok zikredelim (hatırlayalım)!"


    Ahmet Tekin : 'Seni çok çok zikredelim, dinini, şeriatını anlatalım.'


    Ahmet Varol : Ve seni çok analım.


    Ali Bulaç : "Ve seni çok zikredelim."


    Ali Fikri Yavuz : Seni çok analım.


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : Ve seni çokça analım.


    Diyanet İşleri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Ve çok çok analım seni.


    Edip Yüksel : 'Seni çokça analım.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve çok zikreyleyelim


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : ve çok analım Seni.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Seni çok analım.


    Fizilal-il Kuran : Senin adını daha çok analım.


    Gültekin Onan : "Ve seni çok zikredelim."


    Hasan Basri Çantay : «Seni çok analım».


    Hayrat Neşriyat : (31-34) 'Onunla gücümü takviye et ve onu vazîfeme ortak yap ki, seni çok tesbîh edelim ve seni çok zikredelim!'


    İbni Kesir : Ve seni daha çok analım.


    Muhammed Esed : ve Seni sürekli analım!


    Ömer Nasuhi Bilmen : (34-35) «Ve seni çokça zikreyleyelim.» «Şüphe yok ki, Sen bizi bihakkın görücüsün.»


    Ömer Öngüt : “Ve seni çokça zikredelim. ”


    Şaban Piriş : ve seni çokça zikredelim.


    Suat Yıldırım : Ve Seni daha çok analım.


    Süleyman Ateş : "Ve seni çok analım,"


    Tefhim-ul Kuran : «Ve seni çok zikredelim.»


    Ümit Şimşek : 'Ve Seni çokça analım.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Seni çokça analım."
     


  16. إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرًا




    İnneke kunte binâ basîrâ(basîren).




    1. inne-ke : muhakkak ki sen

    2. kunte : sen oldun

    3. bi-nâ : bizi

    4. basîren : gِren






    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki Sen, bizi gِrensin.


    Diyanet İ؛leri : “اünkü sen bizi hakkıyla gِrmektesin.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki sen, gِrmedesin bizi.


    Adem Uğur : ھüphesiz sen bizi gِrmektesin.


    Ahmed Hulusi : "Muhakkak ki sen bizi Basıyr'sin!"


    Ahmet Tekin : 'ھüphesiz sen bizim halimizi bilmekte, gِrmekte; bize doğrusunu gِstermektesin.'


    Ahmet Varol : ھüphesiz sen bizi gِrmektesin.'


    Ali Bulaç : "ھüphesiz sen bizi gِrüyorsun."


    Ali Fikri Yavuz : ھüphe yok ki, sen bizi gِrüp duruyorsun.”


    Bekir Sadak : (25-35) Musa: «Rabbim! Gogsumu genislet, isimi kolaylastir, dilimin dugumunu coz ki sozumu iyi anlasinlar. Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gorevimde ortak kil ki Seni daha cok tesbih edelim ve cokca analim. suphesiz Sen bizi grmektesin» dedi.


    Celal Yıldırım : ھüphesiz ki Sen bizi (her an) gِrmektesin.


    Diyanet İ؛leri (eski) : (25-35) Musa: 'Rabbim! Gِğsümü geni؛let, i؛imi kolayla؛tır, dilimin düğümünü çِz ki sِzümü iyi anlasınlar. Ailemden karde؛im Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu gِrevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. ھüphesiz Sen bizi gِrmektesin' dedi.


    Diyanet Vakfi : ھüphesiz sen bizi gِrmektesin.


    Edip Yüksel : 'Sen, elbette bizi Gِrensin.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : ھüphe yok ki sen bizi gِrüp duruyorsun


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : ھüphe yok ki, Sen bizi gِrüp duruyorsun.»


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : ھüphe yok ki sen bizi gِrüp duruyorsun.»


    Fizilal-il Kuran : Ku؛ku yok ki, biz senin gِzetimin altındayız.»


    Gültekin Onan : "ھüphesiz sen bizi gِrüyorsun."


    Hasan Basri اantay : «ھübhe yok ki Sen bizi hakkıyle gِrensin».


    Hayrat Ne؛riyat : 'Muhakkak ki sen, bizi hakkıyla gِrensin.'


    İbni Kesir : ھüphesiz ki Sen, bizi gِrmektesin.


    Muhammed Esed : Muhakkak ki, Sen bizi bütün varlığımızla gِrmektesin!"


    ضmer Nasuhi Bilmen : (34-35) «Ve seni çokça zikreyleyelim.» «ھüphe yok ki, Sen bizi bihakkın gِrücüsün.»


    ضmer ضngüt : “ھüphesiz ki sen bizi gِrüyorsun. ”


    ھaban Piri؛ : ھüphesiz sen bizi gِrmektesin.


    Suat Yıldırım : Aslında Sen bizim bütün hallerimizi hakkıyla gِrmektesin."


    Süleyman Ate؛ : "ھüphesiz sen, bizi gِrmektesin."


    Tefhim-ul Kuran : «Hiç ؛üphesiz sen, bizi gِrmektesin.»


    ـmit ھim؛ek : 'Hiç ku؛kusuz Sen bizi gِrüyorsun.'


    Ya؛ar Nuri ضztürk : "Ku؛kusuz sen, bizi gِrmektesin."
     


  17. قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسَى




    Kâle kad ûtîte su’leke yâ mûsâ.




    1. kâle : dedi

    2. kad ûtîte : verilmiştir

    3. su'le-ke : sana, istediğin

    4. yâ mûsâ : ey Musa






    İmam İskender Ali Mihr : (Allahû Tealâ): “Ey Musa! Sana istediğin verilmiştir.” dedi.


    Diyanet İşleri : Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Dedi ki: Gerçekten de verildi dileğin ey Mûsâ.


    Adem Uğur : Allah: Ey Musa! dedi, istediğin sana verildi.


    Ahmed Hulusi : "İstediğin sana verildi, yâ Musa!" dedi.


    Ahmet Tekin : Allah:
    'Ey Mûsâ istediklerin sana verildi.' buyurdu.


    Ahmet Varol : (Allah) dedi ki: 'İstediğin sana verilmiştir, ey Musa!


    Ali Bulaç : (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir."


    Ali Fikri Yavuz : Allah buyurdu: “- Dilediğin sana verildi, ya Mûsa!


    Bekir Sadak : (36-39) Allah: «Ey Musa! istedigin sana verildi» dedi, «Zaten sana baska bir defa da iyilikte bulunmus ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmistik: Musa'yi bir sandiga koy da suya birak; su onu kiyiya atar, Bana da, ona da dusman olan biri onu alir. Ey Musa! Gzumun nunde yetisesin diye seni sevimli kildim.»


    Celal Yıldırım : Allah ona, «ey Musâ! istediğin sana verildi» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : (36-39) Allah: 'Ey Musa! İstediğin sana verildi' dedi, 'Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım.'


    Diyanet Vakfi : Allah: Ey Musa! dedi, istediğin sana verildi.


    Edip Yüksel : Dedi ki: 'Dilediğin sana verildi, Musa.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Haydi! Buyurdu: irdirildin dileğine ya Musâ


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah: «Haydi, erdirildin dileğine, ey Musa!» buyurdu.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah buyurdu: «Ey Musa! Dilediğin (şeyler) sana verildi.»


    Fizilal-il Kuran : Ey Musa, bu istediklerin sana verilmiştir.


    Gültekin Onan : (Tanrı ) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir."


    Hasan Basri Çantay : Buyurdu: «Ey Musa, istediğin sana verilmişdir».


    Hayrat Neşriyat : (Allah) şöyle buyurdu: 'İstediğin sana verilmiştir, ey Mûsâ!'


    İbni Kesir : Buyurdu: Ey Musa; istediğin sana verilmiştir.


    Muhammed Esed : (Allah:) "İşte istediğin her şey sana verildi, ey Musa!" dedi.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Buyurdu ki: «Ey Mûsa! Sana isteğin verilmiştir.»


    Ömer Öngüt : Allah buyurdu ki: “Ey Musa! İstediğin sana verilmiştir. ”


    Şaban Piriş : -Ey Musa istediklerin sana verilmiştir, dedi.


    Suat Yıldırım : (36-37) "Mûsâ!" dedi, "istediklerin sana verildi. Zaten başka bir sefer de sana lütufta bulunmuştuk."


    Süleyman Ateş : (Allâh) buyurdu: "Ey Mûsâ, istediğin sana verildi."


    Tefhim-ul Kuran : (Allah) Dedi ki: «Ey Musa! İstediğin sana verilmiştir.»


    Ümit Şimşek : Allah buyurdu ki: 'İstediğin verildi, ey Musa!


    Yaşar Nuri Öztürk : Buyurdu: "İstediğin sana verildi, ey Mûsa."

     


  18. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى




    Ve lekad menennâ aleyke merreten uhrâ.




    1. ve lekad : ve andolsun

    2. menennâ : lütufta bulunduk (ni'met verdik)

    3. aleyke : sana

    4. merreten : bir defa daha

    5. uhrâ : diğer, başka







    İmam İskender Ali Mihr : Ve andolsun ki seni, bir kere daha ni'metlendirdik (ni'metlendirmiştik).


    Diyanet İşleri : “Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Andolsun ki bir kere daha lûtfetmiştik sana.


    Adem Uğur : Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.


    Ahmed Hulusi : "Andolsun ki (bundan önce) sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk. "


    Ahmet Tekin : 'Andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.'


    Ahmet Varol : Andolsun biz sana bir başka defa gene lütufta bulunmuştuk.


    Ali Bulaç : "Andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."


    Ali Fikri Yavuz : And olsun, biz, sana diğer bir defa daha ihsan etmiştik.”


    Bekir Sadak : (36-39) Allah: «Ey Musa! istedigin sana verildi» dedi, «Zaten sana baska bir defa da iyilikte bulunmus ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmistik: Musa'yi bir sandiga koy da suya birak; su onu kiyiya atar, Bana da, ona da dusman olan biri onu alir. Ey Musa! Gzumun nunde yetisesin diye seni sevimli kildim.»


    Celal Yıldırım : And olsun ki, biz bir başka defa da sana minnette bulunup lütfetmiştik.


    Diyanet İşleri (eski) : (36-39) Allah: 'Ey Musa! İstediğin sana verildi' dedi, 'Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım.'


    Diyanet Vakfi : Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.


    Edip Yüksel : 'Sana bir kez daha lütufta bulunduk.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şanım hakkı için biz lûtfeylemiştik sana diğer bir def'a daha


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şanıma andolsun ki, Biz sana diğer bir defa daha lütufta bulunmuştuk.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «And olsun biz, sana diğer bir defa daha ihsan etmiştik»


    Fizilal-il Kuran : Biz, bundan önce de bir kere daha sana lütufta bulunmuştuk.


    Gültekin Onan : "Andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."


    Hasan Basri Çantay : (37-38-39) «Andolsun ki biz sana diğer bir zamanda, anana vahyolunacak şey'i ilham etdiğimiz vakıtda da lutf etmiş ve (kendisine): — Onu tabuta koy da denize at ki deniz onu kıyıya bıraksın, onu benim de, kendisinin de düşmanı olan biri alacak diye (emreylemişdik). Sana karşı (Ey Musa) gözümün önünde yetişdirilmen için kendimden bir sevgi bırakmışdım.


    Hayrat Neşriyat : 'Ve and olsun ki, sana başka bir def'a daha lütufta bulunmuştuk.'


    İbni Kesir : Zaten sana, başka bir defa daha lutufta bulunmuştuk.


    Muhammed Esed : "Zaten sana geçmişte bir kere daha lütufda bulunmuştuk;


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ve andolsun ki, sana başka defa da ihsanda bulunmuşuzdur.»


    Ömer Öngüt : “Andolsun ki sana başka bir defa daha lütufta bulunmuştuk. ”


    Şaban Piriş : Sana bir defa daha iyilikte bulunmuştuk.


    Suat Yıldırım : (36-37) "Mûsâ!" dedi, "istediklerin sana verildi. Zaten başka bir sefer de sana lütufta bulunmuştuk."


    Süleyman Ateş : "Zaten biz sana bir kez daha lutufta bulunmuştuk."


    Tefhim-ul Kuran : «Andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.»


    Ümit Şimşek : 'Başka bir sefer daha Biz sana lütufta bulunmuştuk.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Yemin olsun, sana bir kez daha lütufta bulunmuştuk."
     


  19. إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى




    İz evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ.




    1. iz evhaynâ : vahyetmi؛tik

    2. ilâ ummi-ke : senin annene

    3. mâ yûhâ : vahyolunan ؛eyi






    İmam İskender Ali Mihr : Vahyedilecek ؛eyi annene vahyetmi؛tik.


    Diyanet İ؛leri : “Hani annene ilham edilmesi gereken ؛eyleri ilham etmi؛tik:”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Hani vahyedilecek ؛eyi ilhâm etmi؛tik anana.


    Adem Uğur : Bir zaman, vahyedilecek ؛eyi annene (؛ِyle) vahyetmi؛tik:


    Ahmed Hulusi : "Hani vahyolunanları annene vahyetmi؛tik:"


    Ahmet Tekin : 'Hani bir vakitler annene, vahy ile bildirilmesi gereken ؛eyleri ilham etmi؛tik.'


    Ahmet Varol : Hani annene vahyolunanı vahyetmi؛tik: [1]


    Ali Bulaç : "Hani, annene vahyolunan ؛eyi vahyetmi؛tik, (؛ِyle ki:)"


    Ali Fikri Yavuz : Hani bir vakit (Firavun, doğan çocukları ِldürüyordu da sen doğduğun zaman annen endi؛elenmi؛ti. İ؛te bu sırada) ilham edilen ؛u ilhamı annene verdik:


    Bekir Sadak : (36-39) Allah: «Ey Musa! istedigin sana verildi» dedi, «Zaten sana baska bir defa da iyilikte bulunmus ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmistik: Musa'yi bir sandiga koy da suya birak; su onu kiyiya atar, Bana da, ona da dusman olan biri onu alir. Ey Musa! Gzumun nunde yetisesin diye seni sevimli kildim.»


    Celal Yıldırım : (38-39) Hani annene ilham edilecek ؛eyi ilham etmi؛tik: Musa'yı bir sandığa yerle؛tir de suya at, su onu kıyıya bıraksın; hem bana, hem ona dü؛man biri onu alır. (Ey Musâ!) Gِzetimim altında yeti؛tirilesin diye kendi katımdan senin üzerine sevgimi koydum.


    Diyanet İ؛leri (eski) : (36-39) Allah: 'Ey Musa! İstediğin sana verildi' dedi, 'Zaten sana ba؛ka bir defa da iyilikte bulunmu؛ ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmi؛tik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da dü؛man olan biri onu alır. Ey Musa! Gِzümün ِnünde yeti؛esin diye seni sevimli kıldım.'


    Diyanet Vakfi : Bir zaman, vahyedilecek ؛eyi annene (؛ِyle) vahyetmi؛tik:


    Edip Yüksel : 'Hani annene ؛u vahyi vahyetmi؛tik:'


    Elmalılı Hamdi Yazır : O vakıt ki anana verilen ؛u ilhamı verdik


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Hani o vakit annene, verilen ؛u ilhamı vermi؛tik:


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Hani bir vakit ilham edilmesi gereken (ancak ilham ile bilinebilen) ؛u ilhamı annene verdik:


    Fizilal-il Kuran : Hani, annene ؛u mesajımızı vahyetmi؛tik:


    Gültekin Onan : "Hani, annene vahyolunan ؛eyi vahyetmi؛tik (؛ِyle ki:)"


    Hasan Basri اantay : (37-38-39) «Andolsun ki biz sana diğer bir zamanda, anana vahyolunacak ؛ey'i ilham etdiğimiz vakıtda da lutf etmi؛ ve (kendisine): — Onu tabuta koy da denize at ki deniz onu kıyıya bıraksın, onu benim de, kendisinin de dü؛manı olan biri alacak diye (emreylemi؛dik). Sana kar؛ı (Ey Musa) gِzümün ِnünde yeti؛dirilmen için kendimden bir sevgi bırakmı؛dım.


    Hayrat Ne؛riyat : 'O zaman annene ilhâm edilecek olanı ilhâm etmi؛tik.'


    İbni Kesir : Hani annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmi؛tik.


    Muhammed Esed : hani, annene vahyi, buyruğu ؛ِyle esinlemi؛tik:


    ضmer Nasuhi Bilmen : Vaktâ ki, validene vahyolunacak ؛eyi vahyetmi؛tik.


    ضmer ضngüt : “Hani annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmi؛tik. ”


    ھaban Piri؛ : Hani annene ilham edilmesi gerekeni ilham etmi؛tik.


    Suat Yıldırım : O vakit annene ilham edip dedik ki:


    Süleyman Ate؛ : "(Sen doğduğun zaman,) Annene vahyedileni vahyetmi؛tik:"


    Tefhim-ul Kuran : «Hani, annene vahyolunan ؛eyi vahyetmi؛tik, (؛ِyleki:)»


    ـmit ھim؛ek : 'Hani vahyedilecek ؛eyi annene ؛ِyle vahyetmi؛tik:


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Hani, annene vahyedileni ؛ِyle vahyetmi؛tik:
     


  20. أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّي وَعَدُوٌّ لَّهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي




    Enıkzifîhi fît tâbûti fakzifîhi fîl yemmi felyulk‎hil yemmu bis sâh‎li ye’huzhu aduvvun lî ve aduvvun leh(lehu), ve elkaytu aleyke mehabbeten minnî ve li tusnea alâ aynî.




    1. en‎kzifî-hi (en ikz‎fî-hi)
    (kazefe) : onu koymas‎n‎
    : (b‎rakt‎, koydu)

    2. fî et tâbûti : sand‎k içine, sand‎ًa

    3. fakzifî-hi (fe ikz‎fî-hi) : sonra onu b‎rak

    4. fî el yemmi : denize

    5. felyulk‎-hi (fe li yulki-hi) : bِylece onu ç‎kars‎n, ats‎n

    6. el yemmu : deniz

    7. bi es sâh‎li : sahile

    8. ye'huz-hu : onu al‎r, alacak

    9. aduvvun lî : benim dü‏man‎m

    10. ve aduvvun lehu : ve onun dü‏man‎

    11. ve elkaytu : ve (att‎m) verdim

    12. aleyke : sana

    13. mehabbeten : sevgi, muhabbet

    14. min-nî : benden, kendimden

    15. ve li tusnea : ve senin yeti‏tirilmen için

    16. alâ aynî : gِzümün ِnünde







    فmam فskender Ali Mihr : (Onu sand‎ًa koymas‎n‎, sonra onu denize (Nil Nehri'ne) b‎rakmas‎n‎ (vahyetmi‏tik). Bِylece deniz, onu sahile ats‎n, Benim ve onun dü‏man‎, onu als‎n. Ve gِzümün ِnünde (korumam alt‎nda) yeti‏tirilmen için sana, Kendimden muhabbet (sevgi) verdim.


    Diyanet ف‏leri : “Onu (bebek Mûsâ’y‎) sand‎ً‎n içine koy ve denize (Nil’e) b‎rak ki, deniz onu k‎y‎ya ats‎n da kendisini, hem bana dü‏man, hem de ona dü‏man olan birisi (Firavun) als‎n. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gِzetimimizde yeti‏tirilesin diye taraf‎m‎zdan bir sevgi b‎rakm‎‏t‎m.”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Sand‎ًa koy onu da nehre b‎rak, nehir onu k‎y‎ya b‎rak‎r, benim dü‏man‎m ve senin dü‏man‎n, al‎r onu demi‏tim ve himâyem alt‎nda yeti‏men için sana kar‏‎ bir sevgi de vermi‏tim ona.


    Adem Uًur : Musa'y‎ sand‎ًa koy; sonra onu denize (Nil'e) b‎rak; deniz onu k‎y‎ya ats‎n da, benim dü‏man‎m ve onun dü‏man‎ olan biri onu als‎n. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yeti‏tirilmen için sana kendimden sevgi verdim.


    Ahmed Hulusi : "Onu (Musa'y‎) sand‎ًa koy. . . Sand‎ً‎ da ‎rmaًa b‎rak. . . Irmak Onu sahile kavu‏tursun ki, benim de Onun da dü‏man‎ (olan) Onu als‎n! Senin üzerine, Benden bir muhabbet b‎rakt‎m. . . Gِzümün ِnünde yeti‏tirilmen için. "


    Ahmet Tekin : 'Mûsâ’y‎ sand‎ًa koy, sand‎ً‎ ‎rmaًa, Nil’e b‎rak. Irmak onu sahile ats‎n, onu hem bana dü‏man, hem ona dü‏man biri als‎n, istedik. Sana kar‏‎ insanlar‎n gِnlüne bir sevgi yerle‏tirdim. Gِzetimim, hima-yem alt‎nda büyütülmeni, eًitilmeni, yeti‏tirilmeni murad ettim.'


    Ahmet Varol : 'Onu sand‎ًa koyup suya b‎rak, su onu sahile b‎raks‎n. Benim de dü‏man‎m onun da dü‏man‎ olan ki‏i (Firavun) onu alacakt‎r.' Gِzümün ِnünde yeti‏tirilmen için taraf‎mdan sana bir sevgi b‎rakt‎m. [2]


    Ali Bulaç : "Onu sand‎ً‎n içine koy, suya b‎rak, bِylece su onu sahile b‎raks‎n; onu benim de dü‏man‎m, onun da dü‏man‎ olan biri alacakt‎r. Gِzümün ِnünde yeti‏tirilmen için, kendimden sana bir sevgi yِnelttim."


    Ali Fikri Yavuz : Onu (çocuًu - Mûsa’y‎) tabut içine koy da denize b‎rak. Deniz de onu sahile ats‎n. Onu, hem bana dü‏man, hem ona dü‏man olan biri als‎n. Bir de mürakabem alt‎nda yeti‏tirilmen için üzerine taraf‎mdan bir sevgi b‎rakm‎‏t‎m (ya Mûsa!).


    Bekir Sadak : (36-39) Allah: «Ey Musa! istedigin sana verildi» dedi, «Zaten sana baska bir defa da iyilikte bulunmus ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmistik: Musa'yi bir sandiga koy da suya birak; su onu kiyiya atar, Bana da, ona da dusman olan biri onu alir. Ey Musa! Gzumun nunde yetisesin diye seni sevimli kildim.»


    Celal Y‎ld‎r‎m : (38-39) Hani annene ilham edilecek ‏eyi ilham etmi‏tik: Musa'y‎ bir sand‎ًa yerle‏tir de suya at, su onu k‎y‎ya b‎raks‎n; hem bana, hem ona dü‏man biri onu al‎r. (Ey Musâ!) Gِzetimim alt‎nda yeti‏tirilesin diye kendi kat‎mdan senin üzerine sevgimi koydum.


    Diyanet ف‏leri (eski) : (36-39) Allah: 'Ey Musa! فstediًin sana verildi' dedi, 'Zaten sana ba‏ka bir defa da iyilikte bulunmu‏ ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmi‏tik: Musa'y‎ bir sand‎ًa koy da suya b‎rak; su onu k‎y‎ya atar, Bana da, ona da dü‏man olan biri onu al‎r. Ey Musa! Gِzümün ِnünde yeti‏esin diye seni sevimli k‎ld‎m.'


    Diyanet Vakfi : Musa'y‎ sand‎ًa koy; sonra onu denize (Nil'e) b‎rak; deniz onu k‎y‎ya ats‎n da, benim dü‏man‎m ve onun dü‏man‎ olan biri onu als‎n. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yeti‏tirilmen için sana kendimden sevgi verdim.


    Edip Yüksel : ''Onu bir sand‎ًa koyup ‎rmaًa at. Irmak da onu k‎y‎ya ats‎n ve Bana da ona da dü‏man olan birisi onu als‎n.' diye... Gِzümün ِnünde yeti‏esin diye sana sevgimi yaًd‎rm‎‏t‎m.'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Onu tabut içine koy da deryaya b‎rak, derya da onu sahile, b‎raks‎n, onu hem bana dü‏man hem ona dü‏man biri als‎n ve üzerine benden bir sevgi koydum ki hem nezaretim alt‎nda yeti‏tirilesin


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Onu sand‎ً‎n içine koy, denize b‎rak, deniz de onu sahile b‎raks‎n, onu hem Bana dü‏man, hem ona dü‏man biri als‎n! Ve senin üzerine, gِzetimim alt‎nda yeti‏tirilesin diye, kat‎mdan bir sevgi koydum.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : «Onu (Musa'y‎) tabut içine koy da denize b‎rak. Deniz de onu sahile ats‎n. Onu hem bana dü‏man, hem ona dü‏man olan biri als‎n.» Bir de benim gِzetimim alt‎nda yeti‏tirilmen için, üzerine kat‎mdan bir sevgi b‎rakm‎‏t‎m. (Ey Musa!)


    Fizilal-il Kuran : Musa'y‎ bir sandukaya koy ve nehre at; nehir onu sahile ats‎n da oradan onu benim ve kendisinin ortak dü‏man‎m‎z als‎n. Gِzümün ِnünde yeti‏esin diye seni sevgimin kanatlar‎ alt‎na ald‎m.


    Gültekin Onan : "Onu sand‎ً‎n içine koy, suya b‎rak, bِylece su onu sahile b‎raks‎n; onu benim de dü‏man‎m, onun da dü‏man‎ olan biri alacakt‎r. Gِzümün ِnünde yeti‏tirilmen için, kendimden sana bir sevgi yِnelttim."


    Hasan Basri اantay : (37-38-39) «Andolsun ki biz sana diًer bir zamanda, anana vahyolunacak ‏ey'i ilham etdiًimiz vak‎tda da lutf etmi‏ ve (kendisine): — Onu tabuta koy da denize at ki deniz onu k‎y‎ya b‎raks‎n, onu benim de, kendisinin de dü‏man‎ olan biri alacak diye (emreylemi‏dik). Sana kar‏‎ (Ey Musa) gِzümün ِnünde yeti‏dirilmen için kendimden bir sevgi b‎rakm‎‏d‎m.


    Hayrat Ne‏riyat : ' 'Onu sand‎ًa koy, sonra kendisini denize (Nîl’e) b‎rak! Bِylece deniz onu sâhile ç‎kars‎n; bana da dü‏man, ona da dü‏man olan biri onu als‎n!’ diye (ilhâm etmi‏tik). (Hem sevilesin) ve mü‏âhedem alt‎nda yeti‏tirilesin diye sana taraf‎mdan bir sevimlilik de verdim.'


    فbni Kesir : Onu bir sand‎ًa koy da suya b‎rak. Su onu k‎y‎ya atar. Bana da, ona da dü‏man olan birisi onu al‎r. Gِzümün ِnünde yeti‏esin diye, senin üzerine kat‎mdan bir sevgi koydum.


    Muhammed Esed : O'nu bir sand‎ًa koy ve sand‎ً‎ ‎rmaًa b‎rak; ‎rmak o'nu k‎y‎ya ç‎karacakt‎r; Bana dü‏man olan biri ve o'na ilerde dü‏man olacak olan biri o'nu oradan al‎p evlat edinecektir. Ve (bِylece daha o çaًda) Kendi kat‎mdan kutlu bir sevgiyle seni ku‏att‎m ki, gِzümün ِnünde yeti‏ip olgunla‏as‎n.


    ضmer Nasuhi Bilmen : قِyle ki: «Onu tabut içine b‎rak, sonra onu denize at. Hemen deniz de onu sahile b‎raks‎n da onu bana da dü‏man ve ona da dü‏man olan al‎versin. Ve üzerine taraf‎mdan bir muhabbet b‎rakt‎m ki, hem de nezaretim ِnünde yeti‏tirilesin.»


    ضmer ضngüt : “Onu bir sand‎ًa koy, sonra suya b‎rak. Su onu k‎y‎ya atar. Benim de dü‏man‎m, onun da dü‏man‎ olan birisi onu al‎r. Gِzümün ِnünde yeti‏esin diye seni sevgili k‎ld‎m. ”


    قaban Piri‏ : -Musa’y‎ bir sand‎ًa koy ve nehre b‎rak! Nehir onu k‎y‎ya ç‎kar‎r. Onu, benim ve onun bir dü‏man‎ al‎r. Gِzümün ِnünde yeti‏esin diye seni sevimli k‎lm‎‏t‎m.


    Suat Y‎ld‎r‎m : "Onu bir sand‎ًa yerle‏tirip denize b‎rak! Deniz onu sahile ats‎n. Bana da ona da dü‏man olan biri onu als‎n!" Ve "Ey Mûsâ! nezaretim alt‎nda yeti‏tirilmen için sana kar‏‎ insanlar‎n gِnüllerinde taraf‎mdan bir sevgi b‎rakt‎m!"


    Süleyman Ate‏ : "Onu sand‎ًa koy, suya at; su onu sahile b‎raks‎n; onu benim de dü‏man‎m onun da dü‏man‎ olan biri alacakt‎r." "Gِzümün ِnünde yeti‏tirilmen için senin üzerine benden bir sevgi koydum (gِrenler senin üzerine koyduًum bu sevgiden ِtürü sana meftun oldular)."


    Tefhim-ul Kuran : «Onu sand‎ً‎n içine koy, onu suya b‎rak, bِylece su onu sahile b‎raks‎n; onu benim de dü‏man‎m, onun da dü‏man‎ olan biri alacakt‎r. Gِzümün ِnünde yeti‏tirilmen için, kendimden sana bir sevgi yِnelttim.»


    ـmit قim‏ek : ' 'Onu sand‎ًa koy, sand‎ً‎ deryaya b‎rak; derya onu sahile ats‎n, Bana ve ona dü‏man olan ki‏i de onu oradan als‎n.' Bir de sana, Benim gِzetimim alt‎nda yeti‏tirilmen için, taraf‎mdan bir sevimlilik vermi‏tim.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Onu tabuta koyup ‎rmaًa b‎rak! Irmak onu sahile gِtürsün ki, benim de dü‏man‎m, onun da dü‏man‎ olan biri onu als‎n. ـzerine kendimden bir sevgi b‎rakt‎m ki, gِzümün ِnünde yeti‏tirilesin."
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş