Kuran-ı Kerim TÂHÂ Suresi Türkçe Meali ve Türkce Açıklaması, Kuranı Kerim Taha Suresi açıklaması, Ta

goktepeli26 7 Haz 2013



  1. طه


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    Tâ, hâ.





    İmam İskender Ali Mihr : Tâ, Hâ.


    Diyanet İşleri : Tâ Hâ.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Tâhâ.


    Adem Uğur : Tâ. Hâ.


    Ahmed Hulusi : Ey İNSAN (Adem'e talim edilen Esmâ'nın tamamı ve ruh olarak üflenen diye benzetme yollu anlatılan Muhammedî salt şuur - orijin BEN)!


    Ahmet Tekin : Tâ. Hâ.


    Ahmet Varol : Ta. Ha.


    Ali Bulaç : Ta, Ha.


    Ali Fikri Yavuz : Tâ. Hâ.


    Bekir Sadak : Ta, Ha.


    Celal Yıldırım : Tâ-Hâ.


    Diyanet İşleri (eski) : Ta, Ha.


    Diyanet Vakfi : Tâ. Hâ.


    Edip Yüksel : TT. H.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ta Ha


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ta Ha


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Tâ, Hâ,


    Fizilal-il Kuran : Ta, ha.


    Gültekin Onan : Ta, Ha.


    Hasan Basri Çantay : Taa, hââ.


    Hayrat Neşriyat : Tâ, Hâ.


    İbni Kesir : Ta-Ha.


    Muhammed Esed : Ey İnsan!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Tâ, Hâ.


    Ömer Öngüt : Tâ. Hâ.


    Şaban Piriş : Tâ Hâ,


    Suat Yıldırım : (1-2) Tâ Hâ. Kur’ân’ı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik.


    Süleyman Ateş : Tâ, Hâ.


    Tefhim-ul Kuran : Tâ, Hâ.


    Ümit Şimşek : Tâ hâ.


    Yaşar Nuri Öztürk : Tâ, Hâ.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  2. مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى




    Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ.




    1. mâ enzel-nâ : biz indirmedik

    2. aleyke : sana

    3. el kur'âne : Kur'ân

    4. li : için, olsun diye

    5. teşkâ : sen meşakkat, güçlük çekersin






    İmam İskender Ali Mihr : Kur'ân'ı sana meşakkat (güçlük) olsun diye indirmedik.


    Diyanet İşleri : (2-3) (Ey Muhammed!) Biz, Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kur'ân'ı zahmet çekmen için indirmedik.


    Adem Uğur : (2-3) Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.


    Ahmed Hulusi : Biz Kurân'ı sana, mutsuz olman için inzâl etmedik.


    Ahmet Tekin : Biz Kur’ân’ı sana, lüzumundan fazla ibadetle kendini yorarak sıkıntıya düşesin, kavmin küfürde ısrar ettiği, senin peygamberliğine iman etmediği için, tebliğde bulun-duğun muhataplarının ters ve düşmanca davranışları dolayısıyla üzülesin, bedbaht olasın diye indirmedik.


    Ahmet Varol : Biz sana Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik.


    Ali Bulaç : Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik,


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Rasûlüm), Kur’an’ı sana eziyet çekesin diye indirmedik;


    Bekir Sadak : (2-4) Kuran'i sana, sikintiya dusesin diye degil, ancak Allah'tan korkanlara bir ogut ve yeri ve yuce gokleri yaratanin katindan bir Kitap olarak indirdik.


    Celal Yıldırım : Kur'ân'ı sana sıkıntı çekesin (veya mutsuz olasın) diye indirmedik.


    Diyanet İşleri (eski) : (2-4) Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.


    Diyanet Vakfi : (2-3) Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.


    Edip Yüksel : Biz bu Kuran'ı sıkıntı çekesin diye göndermedik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Kur'anı sana bedbaht olasın diye indirmedik


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kur'an'ı sana mutsuz olasın diye indirmedik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey Muhammed! Kur'ân'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.


    Fizilal-il Kuran : Biz sana bu Kur'an'ı sıkıntıya düşesin diye indirmedik.


    Gültekin Onan : Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik.


    Hasan Basri Çantay : (2-3-4) Biz Kur'ânı sana zahmet çekesin diye değil, ancak (Allahdan) korkacak kimselere bir öğüd ve yerle o yüce yüce gökleri yaradanın tedricen indirdiği bir (kitâb) olmak üzere indirdik.


    Hayrat Neşriyat : (Ey Resûlüm!) Sana Kur’ân’ı, sıkıntı çekesin diye indirmedik.


    İbni Kesir : Biz; Kur'an'ı, sana güçlük çekesin diye indirmedik.


    Muhammed Esed : Bu Kuran'ı sana, seni bedbaht etmek için indirmedik,


    Ömer Nasuhi Bilmen : Bu Kur'an'ı sana meşakkate düşesin diye indirmedik.


    Ömer Öngüt : Resulüm! Biz sana bu Kur'an'ı sıkıntıya düşesin diye indirmedik.


    Şaban Piriş : Kur'an'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.


    Suat Yıldırım : (1-2) Tâ Hâ. Kur’ân’ı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik.


    Süleyman Ateş : Biz bu Kur'ân'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik.


    Tefhim-ul Kuran : Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik,


    Ümit Şimşek : Biz Kur'ân'ı sana güçlük çekmen için indirmedik.


    Yaşar Nuri Öztürk : Biz bu Kur'an'ı sana, zahmet çekesin, bedbaht olasın diye indirmedik;
     


  3. إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى




    İllâ tezkireten li men yah؛â.




    1. illâ : ancak, sadece

    2. tezkireten : zikir olarak, ِğüt olarak

    3. li men : kimseye

    4. yah؛â : hu؛û duyar






    فmam فskender Ali Mihr : Hu‏û sahiplerine zikir (ًِüt) olsun diye.


    Diyanet ف‏leri : (2-3) (Ey Muhammed!) Biz, Kur’an’‎ sana s‎k‎nt‎ çekesin diye deًil, ancak (Allah’‎n azab‎ndan) korkacaklara bir ًِüt (bir uyar‎) olsun diye indirdik.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Ancak, korkacaklara bir ًِüt olarak indirdik.


    Adem Uًur : (2-3) Biz, Kur'an'‎ sana, güçlük çekesin diye deًil, ancak Allah'tan korkanlara bir ًِüt olsun diye indirdik.


    Ahmed Hulusi : Sadece, ha‏yete (Allâh azametini hissetmeye) aç‎k ‏uura (hakikatini) hat‎rlatmad‎r (inzâl olan bilgi)!


    Ahmet Tekin : Ancak Allah’a sayg‎ duyan, korkan kimse için ًِüt olarak indirdik.


    Ahmet Varol : Ancak (Allah'tan) korkan için bir ًِüt olarak (indirdik).


    Ali Bulaç : 'فçi titreyerek korku duyanlara' ancak ًِütle hat‎rlatma (olsun diye indirdik).


    Ali Fikri Yavuz : Ancak Allah’dan korkankimseye bir ًِüt için,


    Bekir Sadak : (2-4) Kuran'i sana, sikintiya dusesin diye degil, ancak Allah'tan korkanlara bir ogut ve yeri ve yuce gokleri yaratanin katindan bir Kitap olarak indirdik.


    Celal Y‎ld‎r‎m : O'nu ancak sayg‎ (dolu bir gِnül) ile korkanlara bir ًِüt diye indirdik.


    Diyanet ف‏leri (eski) : (2-4) Kuran'‎ sana, s‎k‎nt‎ya dü‏e‏in diye deًil, ancak Allah'tan korkanlara bir ًِüt ve yeri ve yüce gِkleri yaratan‎n kat‎ndan bir Kitap olarak indirdik.


    Diyanet Vakfi : (2-3) Biz, Kur'an'‎ sana, güçlük çekesin diye deًil, ancak Allah'tan korkanlara bir ًِüt olsun diye indirdik.


    Edip Yüksel : Ancak sayg‎ duyanlar için bir ًِüttür.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Ancak sayg‎s‎ olana tezkir için


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Ancak sayg‎s‎ olana bir ًِüt olmak üzere.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Ancak Allah'tan korkan kimse için bir ًِüt olarak (indirdik.)


    Fizilal-il Kuran : Onu Allah'dan korkanlara uyar‎ olsun diye indirdik.


    Gültekin Onan : 'فçi titreyerek korku duyanlara' ancak ًِütle hat‎rlatma (olsun diye indirdik).


    Hasan Basri اantay : (2-3-4) Biz Kur'ân‎ sana zahmet çekesin diye deًil, ancak (Allahdan) korkacak kimselere bir ًِüd ve yerle o yüce yüce gِkleri yaradan‎n tedricen indirdiًi bir (kitâb) olmak üzere indirdik.


    Hayrat Ne‏riyat : Ancak (Allah’dan) korkanlara bir nasîhat olarak (indirdik).


    فbni Kesir : Ancak Allah'tan korkanlara bir bir ًِüt olarak.


    Muhammed Esed : Yaln‎zca, (Allah'tan) korkan herkese bir ًِüt, bir uyar‎ olsun diye (indirdik):


    ضmer Nasuhi Bilmen : Ancak korkar kimselere bir ًِüt (olmak üzere indirdik).


    ضmer ضngüt : Ancak Allah'tan korkanlara bir ًِüt olsun diye indirdik.


    قaban Piri‏ : Ancak, korkacak kimselere ًِüt olsun diye.


    Suat Y‎ld‎r‎m : (3-4) Yüce gِkleri ve yeri yaratan taraf‎ndan onu, Yaratana sayg‎ duyan‎ uyaran, ir‏ad eden buyruklar halinde tedricen indirdik.


    Süleyman Ate‏ : Ancak (Allah'tan) korkanlara bir ًِüt (olarak indirdik).


    Tefhim-ul Kuran : 'فçi titreyerek korku duyanlara' ancak ًِütle hat‎rlatma (olsun diye indirdik).


    ـmit قim‏ek : Onu Allah'tan korkan kimse için bir ًِüt olarak indirdik.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Sayg‎yla ürperene bir hat‎rlatma/dü‏ündürme/ًِüt verme olsun diye indirdik.

     


  4. تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى




    Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ.




    1. tenzîlen : indirilen

    2. mimmen (min men) : kimse tarafından

    3. halaka : yarattı

    4. el arda : arz, yeryüzü

    5. ve es semâvâti : ve semalar

    6. el ulâ : yüksek







    İmam İskender Ali Mihr : Arzı ve yüksek semaları yaratan tarafından indirilmiştir.


    Diyanet İşleri : (O) yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yeryüzünü ve yüce gökleri yaratanın katından indirdik.


    Adem Uğur : (Kur'an) yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.


    Ahmed Hulusi : Arzı (bedeni) ve yüce semâları (Esmâ mertebenden açığa çıkan şuur boyutlarını ve bilinç kademelerini) yaratandan, bölüm bölüm indirilmiştir.


    Ahmet Tekin : Yeri ve yüce gökleri yaratanın katından, bölüm bölüm indirdik.


    Ahmet Varol : Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiş (bir kitaptır).


    Ali Bulaç : Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.


    Ali Fikri Yavuz : Arzı ve yüce gökleri yaratandan, yavaş yavaş bir indirişle (onu) indirdik.


    Bekir Sadak : (2-4) Kuran'i sana, sikintiya dusesin diye degil, ancak Allah'tan korkanlara bir ogut ve yeri ve yuce gokleri yaratanin katindan bir Kitap olarak indirdik.


    Celal Yıldırım : O, yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından parça parça indirilmiştir.


    Diyanet İşleri (eski) : (2-4) Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.


    Diyanet Vakfi : (Kur'an) yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.


    Edip Yüksel : Yeri ve yüksek gökleri Yaratan tarafından indirilmiştir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir tenzil olarak indirdik o yaradandan ki hem Arzı yarattı hem o yüksek yüksek Gökleri


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hem yeri, hem o yüksek yüksek gökleri yaratan tarafından peyderpey indirilen bir kitap olarak indirdik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yeri ve yüce gökleri yaratanın katından yavaş yavaş bir indirilişle (onu) indirdik.


    Fizilal-il Kuran : O, yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından indirildi.


    Gültekin Onan : Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.


    Hasan Basri Çantay : (2-3-4) Biz Kur'ânı sana zahmet çekesin diye değil, ancak (Allahdan) korkacak kimselere bir öğüd ve yerle o yüce yüce gökleri yaradanın tedricen indirdiği bir (kitâb) olmak üzere indirdik.


    Hayrat Neşriyat : (O Kur’ân,) yeryüzünü ve pek yüksek gökleri yaratan (Allah) tarafından peyderpey indirilmedir.


    İbni Kesir : Yeri ve yüce gökleri yaratanın katından indirmedir.


    Muhammed Esed : Yeri ve yüce gökleri yaratan Allah katından indirilen bir vahiydir bu.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Yeri ve yüksek gökleri yaratan zât tarafından tedricen indirilmiştir.


    Ömer Öngüt : Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiştir.


    Şaban Piriş : Yeryüzünü ve yüce gökleri yaratan tarafından indirmedir.


    Suat Yıldırım : (3-4) Yüce gökleri ve yeri yaratan tarafından onu, Yaratana saygı duyanı uyaran, irşad eden buyruklar halinde tedricen indirdik.


    Süleyman Ateş : (O) yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından azar azar indirilmiştir.


    Tefhim-ul Kuran : Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.


    Ümit Şimşek : O, yeri ve yüce gökleri Yaratanın katından peyderpey indirildi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yeri ve o yüce mi yüce gökleri yaratandan bir vahiy olarak indirdik.

     


  5. الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى





    Er rahmânu alel arşistevâ.




    1. er rahmânu : Rahmân

    2. alâ : üzerine, üzerinde

    3. el arşı : arşa, arşın

    4. istevâ : istiva etti, karar kıldı, hükmetti






    İmam İskender Ali Mihr : Rahmân arşın üzerine istiva etti.


    Diyanet İşleri : Rahmân, Arş’a kurulmuştur.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rahman, hâkim ve mutasarrıftır arşa.


    Adem Uğur : Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir.


    Ahmed Hulusi : Rahman, Arş'a istiva etti (El Esmâ'sıyla âlemleri yaratıp hükümran oldu. Kuantum Potansiyelde ilmini seyretti ilmiyle).


    Ahmet Tekin : Rahmet sahibi, Rahman olan Allah Arş üzerinde, sınırsız kudret ve iktidar makamında hükümranlığını kurdu.


    Ahmet Varol : O Rahman, Arş'ı kuşatmıştır.


    Ali Bulaç : Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir.


    Ali Fikri Yavuz : O Rahman, (Kudret ve hâkimiyeti ile) Arş’ı istilâ etti.


    Bekir Sadak : Rahman arsa hukmetmektedir.


    Celal Yıldırım : Rahman, Arş üzerinde istiva etmiş (hükümranlığını ve yüce kudretini bütün haşmetiyle kurmuş) tur.


    Diyanet İşleri (eski) : Rahman arşa hükmetmektedir.


    Diyanet Vakfi : Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir.


    Edip Yüksel : Rahman, yönetim ve egemenliği elinde bulundurur.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O rahmân Arş üzerine istivâ buyurdu


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O Rahman, Arş'a hakim oldu.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu.


    Fizilal-il Kuran : O rahmeti bol olan Allah, Arş'a kurulmuştur.


    Gültekin Onan : Rahman (olan Tanrı) arşa istiva etmiştir.


    Hasan Basri Çantay : O çok esirgeyici (Allahın emr-ü hükmü) arşı istîlâ etmişdir.


    Hayrat Neşriyat : O Rahmân (ki), arşa hükmetmiştir.


    İbni Kesir : Rahman, Arş'a hükmetmiştir.


    Muhammed Esed : O sınırsız rahmet Sahibi ki, mutlak kudret ve hükümranlık tahtına kurulmuştur.


    Ömer Nasuhi Bilmen : O Rahmân olan zâttır ki, arş üzerine hakim olmuştur.


    Ömer Öngüt : Rahman Arş'ı istivâ etti (Arş üzerinde hükümran oldu).


    Şaban Piriş : Rahman Arşa hükmetmiştir.


    Suat Yıldırım : O, Rahman’dır (Sonsuz merhamet ve şefkat sahibidir), rububiyet arşına kurulmuştur.


    Süleyman Ateş : Rahmân Arş'a istivâ etmiş(kurulmuş)tur.


    Tefhim-ul Kuran : Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir.


    Ümit Şimşek : O Rahmân ki, Arşa kurulmuştur.


    Yaşar Nuri Öztürk : O Rahman, arş üzerine egemenlik kurmuştur.
     



  6. لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى




    Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ.




    1. lehu : ona, onun için

    2. mâ fî es semâvâti : semalar da olan şeyler

    3. ve mâ fî el ardı : ve arzda (yeryüzünde) olan şeyler

    4. ve mâ beyne-humâ : ve ikisinin arasında olan şeyler

    5. ve mâ tahte es serâ : ve nemli toprağın altında olan şeyler






    İmam İskender Ali Mihr : Semalarda ve arzda ve ikisinin arasında ve de nemli toprağın altında olanlar, O'nundur.


    Diyanet İşleri : Göklerdeki, yerdeki bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O’nundur.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onundur ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve ne varsa ikisinin arasında ve ne varsa yerin altında.


    Adem Uğur : Göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan şeyler ile toprağın altında olanlar hep O'nundur.


    Ahmed Hulusi : Semâlarda (şuur ve bilinçlerde), arzda (fiile döktüklerinde), ikisinin arasında (hayalinde ve vehminde) ve toprağın altında (bedenin derinliklerinde) ne var ise, O'nun (El Esmâ özelliklerinin açığa çıkması) içindir.


    Ahmet Tekin : Göklerdeki varlıkların ve imkânların, yerdeki varlıkların ve imkânların, bu ikisinin arasındaki ve toprağın altındaki varlıkların ve imkânların tamamı O’nundur, O’nun tasarrufundadır.


    Ahmet Varol : Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O'nundur.


    Ali Bulaç : Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.


    Ali Fikri Yavuz : Bütün gökte olanlar, bütün arzdakiler, bütün bu ikisinin arasındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep O’nundur.


    Bekir Sadak : Goklerde ve yerde, her ikisi arasinda ve topragin altinda bulunanlar O'nundur.


    Celal Yıldırım : Göklerde olan da, yerde olan da, bu ikisi arasında bulunan da ve toprağın altında olan da O'nundur.


    Diyanet İşleri (eski) : Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.


    Diyanet Vakfi : Göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan şeyler ile toprağın altında olanlar hep O'nundur.


    Edip Yüksel : Göklerde, yerde, her ikisinin arasında ve hatta toprağın altında ne varsa onundur.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bütün Semavâttakiler ve bütün Arzdakiler ve bütün bunların aralarındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep onun


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bütün göklerdekiler, bütün yerdekiler, bütün bunların arasındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep O'nundur.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.


    Fizilal-il Kuran : Göklerdeki, yerdeki, bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki tüm varlıklar O'nundur.


    Gültekin Onan : Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.


    Hasan Basri Çantay : Göklerde, yerde ve bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında ne varsa Onundur.


    Hayrat Neşriyat : Göklerde bulunanlar, yerde olanlar ve ikisi arasındakiler ve toprağın altında olanlar O’nundur.


    İbni Kesir : Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nun.


    Muhammed Esed : Göklerde ve yerde ve bunların arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O'na aittir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Göklerde ne varsa ve yer de ne varsa ve ikisinin arasında ne varsa ve nemli toprağın altında ne varsa hepsi O'nundur.


    Ömer Öngüt : Göklerde ve yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar yalnız O'nundur.


    Şaban Piriş : Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ve toprağın altında olan her şey O’nundur.


    Suat Yıldırım : Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nundur. Bu ikisi arasında olan, yerin altında olan da O’nun’dur.


    Süleyman Ateş : Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep O'nundur (ne kadar kapalı olursa olsun, O'ndan hiçbir şey gizli kalmaz).


    Tefhim-ul Kuran : Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.


    Ümit Şimşek : Göklerde, yerde, ikisi arasında ve nemli toprağın altında olan ne varsa Onundur.


    Yaşar Nuri Öztürk : Göklerde, yerde, onların arasında, toprağın bağrında ne varsa O'nundur.
     


  7. وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى




    Ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemus sirre ve ahfâ.




    1. ve in : ve eğer

    2. techer : sen açıklarsın (açıkça söylersin)

    3. bi el kavli : sözü

    4. fe : o taktirde, o zaman da

    5. inne-hu : muhakkak o

    6. ya'lemu : bilir

    7. es sirre : sır olan

    8. ve ahfâ : ve daha gizli, en gizli






    İmam İskender Ali Mihr : Ve sen, sözü açıklasan da (açıklamasan da) muhakkak ki O, gizliyi ve daha gizliyi (ve en gizliyi) bilir.


    Diyanet İşleri : Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sesini yükseltsen de, yükseltmesen de hiç şüphe yok ki o, gizliyi de bilir, açığa vurulanı da.


    Adem Uğur : Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.


    Ahmed Hulusi : Sen düşündüğünü açığa vursan (veya gizlesen); (bil ki) kesinlikle O, Sırr'ı da (şuurundakini de) Ahfa'yı da (onu meydana getiren Esmâ mertebeni de) bilir!


    Ahmet Tekin : Sen, dileğini, duanı yüksek sesle söylesen de, gizlice niyazda bulunsan da far-ketmez. O fısıltıyı da, gizliyi de, gizlinin giz-lisini de bilir.


    Ahmet Varol : Sen sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir). Çünkü muhakkak O gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir.


    Ali Bulaç : Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.


    Ali Fikri Yavuz : Sen (Allah’a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltsen, bil ki, Allah bundan müstağnidir. Çünkü Allah gizliyi de bilir, kalbdekini de. (Bunun için bağırarak dua etmeye lüzum yok, huzur ve ihlâs lâzımdır.)


    Bekir Sadak : Sen sozu istersen aciga vur, suphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.


    Celal Yıldırım : Sözü acık söylesen de, şüphesiz ki, O, gizlisini ve daha gizlisini bilir.


    Diyanet İşleri (eski) : Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.


    Diyanet Vakfi : Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.


    Edip Yüksel : (Niyetini) Sözle açıklasan da (açıklamasan da) O, gizliyi ve gizlinin gizlisini bilir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sen bu sözü ı'lan edeceksen de o hem sirri bilir hem daha gizlisini


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sen bu sözü ilan edeceksen de O, hem gizliyi, hem daha gizlisini bilir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltirsen (bilki Allah bundan mustağnîdir.). Çünkü O şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.


    Fizilal-il Kuran : Söyleyeceğin sözü ister sesli olarak, ister içinden söyle. Çünkü Allah saklıyı da, saklının saklısını da bilir.


    Gültekin Onan : Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.


    Hasan Basri Çantay : Sen sesini yükseksen (de, yükseltmesen de birdir). Çünkü O, gizliyi de, gizlinin daha gizlisini de bilir.


    Hayrat Neşriyat : (Duâda) sesi yükseltsen de (yükseltmesen de O’nun için birdir, işitir!); çünki şübhesiz O, gizliyi de, daha gizli olanı da bilir.


    İbni Kesir : İstersen sen sözü açığa vur, şüphesiz ki O; gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.


    Muhammed Esed : Sözü (ister gizle ister) açığa vur, O (insanın) gizli (düşüncelerini de) bilir, gizlinin gizlisi (duygularını) da.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve sen sözü izhar etsen de etmesen de müsavîdir. Çünkü O, şüphe yok ki gizliyi de, daha gizlice olanı da bilir.


    Ömer Öngüt : Sen eğer sözü açıktan söylersen; şüphesiz ki O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.


    Şaban Piriş : Sesini yükseltsen de yükseltmesen de, sırrı ve en gizli şeyleri şüphesiz O bilir.


    Suat Yıldırım : İster yavaş konuş, ister açıktan, O’na göre birdir. Zira O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.


    Süleyman Ateş : Sözü açık söylesen de (gizli söylesen de) muhakkak O, gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir.


    Tefhim-ul Kuran : Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir) . Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.


    Ümit Şimşek : Sen sözünü açığa vursan da, vurmasan da birdir. O saklı olanı da bilir, ondan daha gizli olanı da.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sen bu sözü açıkça duyuracaksan da O, gizliyi de bilir, gizliden daha gizliyi de...

     


  8. اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى




    Allâhu lâ ilâhe illâ huve, lehul esmâul husnâ.




    1. allâhu : Allah

    2. lâ ilâhe : ilâh yoktur

    3. illâ : den başka

    4. huve : o

    5. lehu : onun

    6. el esmâu el husnâ : en güzel isimler







    İmam İskender Ali Mihr : Allah ki, O'ndan başka İlâh yoktur. En güzel isimler, O'nundur.


    Diyanet İşleri : Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. En güzel isimler O’nundur.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bir Allah'tır ki yoktur ondan başka tapacak, onundur güzel adlar da.


    Adem Uğur : Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.


    Ahmed Hulusi : Allâh'tır! Tanrılık yoktur sadece "HÛ"! Esmâ ül Hüsnâ O'na aittir (dilediğini o özelliklerle yaratır)!


    Ahmet Tekin : O Allah’tır, Allah. Hak ilâh yalnızca O’dur. En güzel isimler onundur.


    Ahmet Varol : Allah (O'dur) ki, O'ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.


    Ali Bulaç : Allah; O'ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler O'nundur.


    Ali Fikri Yavuz : Allah odur ki, kendisinden başka hiç bir ilâh yoktur. En güzel isimler (Esmâ’ül-Hüsna) O’nundur.


    Bekir Sadak : Allah'tan baska tanri yoktur, en guzel isimler O'nundur.


    Celal Yıldırım : Allah, O'ndan başka yoktur hiçbir ilâh. En güzel isimler O'nundur.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.


    Diyanet Vakfi : Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.


    Edip Yüksel : ALLAH, O'ndan başka tanrı yoktur. Tüm güzel isimler O'na aittir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Allah, başka tanrı yok ancak o. Hep onundur o en güzel isimler (esmâihusnâ)


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O en güzel isimler hep O'nundur.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah O'dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.


    Fizilal-il Kuran : O kendisinden başka ilah olmayan Allah'dır. Ve en güzel isimler O'nunkilerdir.


    Gültekin Onan : Tanrı; O'ndan başka tanrı yoktur. En güzel isimler O'nundur.


    Hasan Basri Çantay : Allah o (Allah) dır ki kendisinden başka hiçbir Tanrı yokdur. En güzel isimler Onundur.


    Hayrat Neşriyat : (O) Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur! En güzel isimler O’nundur!


    İbni Kesir : Allah'tan başka hiç bir ilah yoktur. En güzel isimler O'nundur.


    Muhammed Esed : Allah ki, kendisinden başka tanrı olmayan O'dur. En güzel, en yüce nitelikler O'nundur!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Allah Teâlâ'dır ki, O'ndan başka Allah yoktur, O'nun için güzel isimler vardır.


    Ömer Öngüt : Allah O'dur ki, O'ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.


    Şaban Piriş : Allah, O’ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler de onundur.


    Suat Yıldırım : O’dur Allah, O’ndan başka yoktur ilah. En güzel isimler ve vasıflar O’nundur.


    Süleyman Ateş : Allâh ki, O'ndan başka tanrı yoktur. En güzel isimler O'nundur.


    Tefhim-ul Kuran : Allah; O'ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler O'nundur.


    Ümit Şimşek : Allah ki, Ondan başka tanrı yoktur-en güzel isimler Onundur.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah'tır O. İlah yok O'ndan başka. Esmaül Hüsna, en güzel isimler O'nundur.

     


  9. وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى




    Ve hel etâke hadîsu mûsâ.





    1. ve : ve

    2. hel etâke : geldi mi

    3. hadîsu : söz, haber

    4. mûsâ : Musa







    İmam İskender Ali Mihr : Sana Musa (A.S)'ın haberi geldi mi?


    Diyanet İşleri : Mûsâ’nın haberi sana ulaştı mı?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Mûsâ hikâyesi ulaşmadı mı sana?


    Adem Uğur : (Resûlüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı?


    Ahmed Hulusi : Musa'nın olayı ulaştı mı sana?


    Ahmet Tekin : Mûsâ’nın hayat hikâyesi sana ulaştı mı?


    Ahmet Varol : Sana Musa'nın haberi geldi mi?


    Ali Bulaç : Sana Musa'nın haberi geldi mi?


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Rasûlüm), Mûsa’nın haberi geldi mi sana?


    Bekir Sadak : Musa'nin basindan gecen olay sana geldi mi?


    Celal Yıldırım : Musâ ile ilgili haber sana geldi mi?


    Diyanet İşleri (eski) : Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı?


    Edip Yüksel : Musa'nın haberi sana ulaştı mı?


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem geldi mi Musânın kıssası sana?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Musa'nın olayı sana ulaştı mı?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Habîbim!) Musa'nın (başından geçen hayat) hikayesi sana geldi mi?


    Fizilal-il Kuran : Sana «Musa olayı» na ilişkin bilgi geldi mi?


    Gültekin Onan : Sana Musa'nın haberi geldi mi?


    Hasan Basri Çantay : Musânın haberi geldi mi sana?


    Hayrat Neşriyat : (Ey Habîbim!) Sana Mûsâ’nın haberi de geldi mi?


    İbni Kesir : Ve sana Musa'nın haberi geldi mi?


    Muhammed Esed : Musa'nın başından geçen olaylardan haberin var mı?


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve sana Mûsa'nın kıssası gelmedi mi?


    Ömer Öngüt : Musa'nın haberi sana geldi mi?


    Şaban Piriş : Musa’nın haberi sana geldi mi?


    Suat Yıldırım : Sahi, olmadı mı senin haberin, Mûsâ’nın durumundan?


    Süleyman Ateş : Mûsâ'nın haberi sana geldi mi?


    Tefhim-ul Kuran : Sana Musa'nın haberi geldi mi?


    Ümit Şimşek : Musa'nın haberi sana geldi mi?


    Yaşar Nuri Öztürk : Ulaştı mı sana Mûsa'nın haberi?

     


  10. إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَّعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى





    İz reâ nâren fe kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi kabesin ev ecidu alen nâri hudâ(huden).





    1. iz reâ : gِrdüًü zaman

    2. nâren : bir ate‏

    3. fe : bِylece, o zaman

    4. kâle : dedi

    5. li ehlihimkusû (ehli-hi umkusû) : ailesine

    6. innî : muhakkak ki ben

    7. ânestu : gِrdüm, farkettim

    8. nâren : bir ate‏

    9. leallî : umulur ki ben, bِylece ben

    10. âtî-kum : size getiririm

    11. min-hâ : ondan

    12. bi kabesin : bir kor

    13. ev : veya

    14. ecidu : bulurum, rastlar‎m

    15. alen nâri (alâ en nâri) : ate‏in yan‎nda

    16. huden : hidayet







    فmam فskender Ali Mihr : Bir ate‏ gِrdüًü zaman ailesine ‏ِyle demi‏ti: “Durup bekleyin! Muhakkak ki ben, bir ate‏ gِrdüm. Belki ondan, size bir kor (nur) getiririm veya ate‏in üzerinde (nurun yan‎nda) hidayeti bulurum.”


    Diyanet ف‏leri : Hani bir ate‏ gِrmü‏tü de ailesine, “Siz burada kal‎n, ben bir ate‏ gِrdüm (oraya gidiyorum). Umar‎m ondan size bir kor ate‏ getiririm, yahut ate‏in ba‏‎nda, yol gِsterecek birini bulurum” demi‏ti.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Hani bir ate‏ gِrmü‏tü de âilesine durun demi‏ti, ben bir ate‏ gِrüyorum, ya gider, bir kor getiririm oradan size, yahut birine rastlar‎m da yol ًِrenirim ate‏ ba‏‎nda.


    Adem Uًur : Hani o, bir ate‏ gِrmü‏ ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ate‏ gِrdüm. Belki ondan size bir me‏'ale getiririm veya ate‏in yan‎nda bir rehber bulurum, demi‏ti.


    Ahmed Hulusi : Hani (Musa) bir ate‏ gِrdü de ehline: "Yerinizde durun, muhakkak ki ben bir ate‏ hissettim. . . Belki ondan size bir kor parças‎ getiririm ya da o ate‏in yan‎nda bir k‎lavuz bulurum. "


    Ahmet Tekin : Hani o bir ate‏ gِrmü‏ ailesine:
    'Burda bekleyin. Gِzüme, dostluk par‎lt‎s‎ saçan, yüreًimi ‎s‎tan bir ate‏ ili‏ti. Belki size alevli bir eًsi-kِz getiririm. Yahut ate‏in yan‎nda bir yol gِsterici bulurum.' demi‏ti.


    Ahmet Varol : Hani o bir ate‏ gِrmü‏tü de ailesine: 'Siz durun. Ben bir ate‏ gِrdüm. Umar‎m oradan size bir kor getirir yahut ate‏in yan‎nda bir yol gِsterici bulurum' demi‏ti.


    Ali Bulaç : Hani bir ate‏ gِrmü‏tü de, ailesine ‏ِyle demi‏ti: "Durun, bir ate‏ gِrdüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ate‏in yan‎nda bir yol gِsterici bulurum."


    Ali Fikri Yavuz : (Mûsa Medyen’den annesini ziyaret için M‎s‎r’a giderken yolda ailesi ile f‎rt‎naya tutulmu‏, karanl‎k bir gecede yolu ‏a‏‎rm‎‏ ve davarlar‎ daً‎lm‎‏t‎. ف‏te bِyle ate‏e ihtiyaç duyulan bir vakitte) hani o, bir ate‏ gِrmü‏tü de ailesine: “- Yerinizde durun. Benim gِzüme bir ate‏ ili‏ti, belki size bir kor getiririm, yahud ate‏in yan‎nda bir yol gِsterici bulurum.” demi‏ti.


    Bekir Sadak : O, bir ates gormustu de, ailesine: «Durun, ben bir ates gordum, ya ondan size bir kor getirir, ya da atesin yaninda bir yol gosteren bulurum» demisti.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Hani o bir ate‏ gِrmü‏tü de ailesine, «durun demi‏ti, doًrusu bir ate‏e gِzüm ili‏ti, ondan size bir kor getireceًimi veya üzerinde bir yol gِsterici bulabileceًimi ümit ederim».


    Diyanet ف‏leri (eski) : O, bir ate‏ gِrmü‏tü de, ailesine: 'Durun, ben bir ate‏ gِrdüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ate‏in yan‎nda bir yol gِsteren bulurum' demi‏ti.


    Diyanet Vakfi : Hani o, bir ate‏ gِrmü‏ ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ate‏ gِrdüm. Belki ondan size bir me‏'ale getiririm veya ate‏in yan‎nda bir rehber bulurum, demi‏ti.


    Edip Yüksel : Bir ate‏ gِrmü‏tü ve ailesine, 'Burada durun, ben bir ate‏ gِrdüm. Olur ki size ondan bir kor getiririm, yahut ate‏in yan‎nda bir yol gِsterici bulurum,' demi‏ti.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Bir vak‎t o bir ate‏ gِrdü de ehline durun, dedi: benim gِzüme bir ate‏ ili‏ti belki size ondan bir yal‎n getiririm, yâhud üzerinde bir k‎laًuz bulurum


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Hani bir vakit o bir ate‏ gِrdü de ailesine: «Siz durun, benim gِzüme bir ate‏ ili‏ti, belki size ondan bir yal‎n kor getiririm veya ate‏in yan‎nda bir k‎lavuz bulurum.» dedi.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Hani o bir ate‏ gِrmü‏tü de, ailesine: «Yerinizde durun, benim gِzüme bir ate‏ ili‏ti, belki size bir kor getiririm, yahut ate‏in yan‎nda bir yol gِsterici bulurum» demi‏ti.


    Fizilal-il Kuran : Hani o bir ate‏ gِrünce ailesine dedi ki; «Siz burada kal‎n, ben bir ate‏ gِrdüm. Ya oradan size bir kor getiririm, ya ate‏in yak‎nlar‎nda bize yol gِsterecek birini bulurum.»


    Gültekin Onan : Hani bir ate‏ gِrmü‏tü de, ehline (ailesine) ‏ِyle demi‏ti: "Durun, bir ate‏ gِrdüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ate‏in yan‎nda bir yol gِsterici bulurum."


    Hasan Basri اantay : Hani o, bir ate‏ gِrmü‏dü de aailesine: «Siz (burada) durun. Hak‎ykat ben (muunis) bir ate‏ gِrdüm. Belki ondan size bir kor getirir, yahud ate‏in yan‎nda doًru bir yol (gِsterici) bulurum» demi‏di.


    Hayrat Ne‏riyat : Hani bir ate‏ gِrmü‏tü de âilesine: '(Siz burada) durun; doًrusu ben bir ate‏ gِrdüm; belki ondan size bir kor getiririm; ya da ate‏in yan‎nda yol gِsteren bir kimse bulurum' demi‏ti.


    فbni Kesir : Hani o; bir ate‏ gِrmü‏tü de ailesine: Durun, ben bir ate‏ gِrdüm. Size ya ondan bir kor getiririm veya ate‏in yan‎nda bir yol gِsteren bulurum, demi‏ti.


    Muhammed Esed : Hani, o (uzakta) bir ate‏ gِrmü‏ ve ailesine: "Siz burada bekleyin; ben bir ate‏ gِrdüm" demi‏ti, "belki size oradan bir tutam kor getiririm; yahut orada ate‏in yan‎nda bir yol gِsterici bulurum".


    ضmer Nasuhi Bilmen : O vakit ki, o bir ate‏ gِrmü‏ de ailesine demi‏ti ki: «Durunuz, ben ‏üphesiz bir ate‏ gِrdüm, belki ondan size bir ayd‎nl‎k getiririm, yahut ate‏in yan‎nda bir rehber bulurum.»


    ضmer ضngüt : Hani o bir ate‏ gِrmü‏tü de âilesine ‏ِyle demi‏ti: “Siz burada durun. Ben bir ate‏ gِrdüm. Oradan size bir kor getiririm veya ate‏in yan‎nda bir yol gِsteren bulurum. ”


    قaban Piri‏ : Hani bir ate‏ gِrmü‏tü de ailesine: -Siz durun, ben bir ate‏ gِrdüm. Belki size ondan bir kor getiririm; veya ate‏in yan‎nda bir yol gِsteren bulurum demi‏ti.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Hani o çِlde, gece yol al‎rken, bir ate‏ gِrdü uzaktan. "Durun!" dedi, ailesine: "Bir ate‏ ili‏ti gِzüme. Oraya doًru gideyim, Belki oradan bir kor al‎p size getiririm. Belki orada yolu bilen birini bulurum."


    Süleyman Ate‏ : Hani (o) bir ate‏ gِrmü‏tü de âilesine: "Siz durun ben bir ate‏ gِrdüm, belki ondan size bir kor getiririm, yahut ate‏in yan‎nda bir yol gِsteren bulurum" demi‏ti.


    Tefhim-ul Kuran : Hani bir ate‏ gِrmü‏tü de, ailesine ‏ِyle demi‏ti: «Durun, ‏üphesiz ben bir ate‏ gِrdüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm ya da ate‏in yan‎nda bir yol gِsterici bulurum.»


    ـmit قim‏ek : Hani o bir ate‏ gِrmü‏ ve ailesine 'Siz durun,' demi‏ti. 'Gِzüme bir ate‏ ili‏ti. Bakars‎n‎z, ondan bir kor al‎p getirir, yahut orada yol gِsterecek birisini bulurum.'


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Hani, bir ate‏ gِrmü‏tü de ailesine ‏ِyle demi‏ti: "Bekleyin! Gِzüme bir ate‏ ili‏ti. Olabilir ki, ondan size bir kor parças‎ getiririm, yahut onun üzerinde bir k‎lavuz bulurum."

     


  11. فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَا مُوسَى




    Fe lemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.




    1. fe lemmâ : böylece, olduğu zaman

    2. etâ-hâ : oraya geldi

    3. nûdiye : nida olundu

    4. yâ mûsâ : ey Musa







    İmam İskender Ali Mihr : Böylece oraya (ateşin (nurun) yanına) geldiği zaman “Ya Musa!” diye nida olundu.


    Diyanet İşleri : Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ateşe doğru gidince ona seslenildi: Ey Mûsâ.


    Adem Uğur : Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:


    Ahmed Hulusi : Ona (ateşe) yaklaştığında: "Yâ Musa" diye sesleniş algıladı.


    Ahmet Tekin : Ateşin yanına vardığı zaman:
    'Ey Mûsâ!' diye seslenildi.


    Ahmet Varol : Onun yanına gelince: 'Ey Musa!' diye seslenildi.


    Ali Bulaç : Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."


    Ali Fikri Yavuz : Ateşe vardığı zaman, şöyle çağrıldı: “Ey Musa!


    Bekir Sadak : Musa atesin yanina gelince: «Ey Musa!» diye seslenildi:


    Celal Yıldırım : (11-12) Musâ ateşe varınca, «Ey Musâ !» diye seslenildi: «Şüphesiz ki ben senin Rabbinim; ayakkaplarını çıkar, çünkü sen gerçekten kutsal vadi Tûr'da bulunuyorsun.


    Diyanet İşleri (eski) : Musa ateşin yanına gelince: 'Ey Musa!' diye seslenildi:


    Diyanet Vakfi : Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:


    Edip Yüksel : Oraya varınca, 'Ey Musa!,' diye seslenildi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Vaktâki ona vardı kendine şöyle nidâ olundu


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ona vardığı zaman, kendisine şöyle seslenildi: «Ey Musa!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: «Ey Musa!


    Fizilal-il Kuran : Ateşin yanına gelince kendisine şöyle seslenildi; «Ey Musa!»


    Gültekin Onan : Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."


    Hasan Basri Çantay : İşte (Musa) ona gidince kendisine (şöyle) nida olundu: «Ey Musa».


    Hayrat Neşriyat : Nihâyet ona gelince kendisine: 'Ey Mûsâ!' diye seslenildi.


    İbni Kesir : Ateşin yanına gelince; kendisine: Ey Musa, diye seslenildi.


    Muhammed Esed : Fakat ateşe yaklaşınca bir ses ona "Ey Musa!" diye seslendi,


    Ömer Nasuhi Bilmen : Vaktâ ki, ateşin yanına geldi. «Ya Mûsa!» diye nidâ olundu.


    Ömer Öngüt : Oraya vardığında: “Ey Musa!” diye nidâ edildi.


    Şaban Piriş : Ateşin yanına geldiği zaman: -Ey Musa! diye seslenildi.


    Suat Yıldırım : Ateşin yanına varınca birden: "Mûsâ!" diye nida edildi.


    Süleyman Ateş : (Mûsâ), o(ateşin yanı)na gelince kendisine "Ey Mûsâ!" diye seslenildi.


    Tefhim-ul Kuran : Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: «Ey Musa.»


    Ümit Şimşek : Ateşin yanına geldiğinde, 'Ey Musa!' diye seslenildi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onun yanına geldiğinde kendisine "Mûsa!" diye seslenildi.
     


  12. إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى




    İnnî ene rabbuke fehla’ na’leyk(na’leyke), inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven).




    1. innî : muhakkak ki ben, gerçekten ben

    2. ene : ben

    3. rabbu-ke : senin Rabbin

    4. fehla' : artık, ؛imdi çıkar

    5. na'ley-ke : pabuçlarını, ayakkabılarını

    6. inne-ke : çünkü sen, ؛üphesiz sen

    7. bi : de

    8. el vâdi : vadi

    9. el mukaddesi : mukaddes, kutsal

    10. tuven : Tuva






    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki Ben, Ben senin Rabbinim. ھimdi pabuçlarını çıkar. ھüphesiz sen, mukaddes vadi Tuva'dasın.


    Diyanet İ؛leri : “ھüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. اünkü sen mukaddes vadi Tuvâ’dasın.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki benim senin Rabbin, çıkar ayakkabılarını, kutlu vâdîdesin, Tuvâ'dasın sen.


    Adem Uğur : Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! اünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın!


    Ahmed Hulusi : "Kesinlikle ben, ben Rabbinim! Hemen iki nalınını (beden ve bilinç bağlarını terk et; ؛uur olarak kal) çıkar; gerçekten sen mukaddes vadin Tuva'dasın!"


    Ahmet Tekin : 'Ben, senin Rabbin, benim. Hemen sandaletlerini çıkar. Sen kutsal Tuvâ vâdisindesin.'


    Ahmet Varol : 'Ben, ؛üphesiz senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar. Sen kutsal vadi olan Tuva'dasın.


    Ali Bulaç : "Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."


    Ali Fikri Yavuz : Haberin olsun ben, senin Rabbinim. Hemen ayakkablarını çıkar; çünkü sen, mukaddes vadi olan Tuva’dasın.”


    Bekir Sadak : «Ben suphesiz senin Rabbinim; ayagindakileri cikar; cunku sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasin.»


    Celal Yıldırım : (11-12) Musâ ate؛e varınca, «Ey Musâ !» diye seslenildi: «ھüphesiz ki ben senin Rabbinim; ayakkaplarını çıkar, çünkü sen gerçekten kutsal vadi Tûr'da bulunuyorsun.


    Diyanet ف‏leri (eski) : 'Ben ‏üphesiz senin Rabbinim; ayaً‎ndakileri ç‎kar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'das‎n.'


    Diyanet Vakfi : Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlar‎n‎ ç‎kar! اünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'das‎n!


    Edip Yüksel : 'Ben, evet Ben senin Rabbinim. Sandallar‎n‎ ç‎kar. اünkü sen kutsal vadide, Tuva'das‎n.'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Ya Musâ haberin olsun benim, ben rabb‎m, hemen papu‏lar‎n‎ ç‎kar çünkü sen mukaddes vadide tuvadas‎n


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Haberin olsun, Benim Ben, Rabbin, hemen pabuçlar‎n‎ ç‎kar; çünkü sen mukaddes vadide, Tuva'das‎n!


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Ben ‏üphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkab‎lar‎n‎ ç‎kar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ'das‎n.


    Fizilal-il Kuran : Hiç ku‏kusuz ben senin Rabbi'nim. Pabuçlar‎n‎ ç‎kar. اünkü sen kutsal Tuva vadisindesin.


    Gültekin Onan : "Gerçekten ben, ben senin rabbinim. Ayakkab‎lar‎n‎ ç‎kar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'das‎n."


    Hasan Basri اantay : قübhesiz ben im ben senin Rabbin. Haydi pabu‏lar‎n‎ ç‎kar. اünkü sen mukaddes vâdîde, «Tuvaa» das‎n.


    Hayrat Ne‏riyat : 'Muhakkak ki ben, senin Rabbinim; haydi pabuçlar‎n‎ ç‎kar! اünki sen, mukaddes vâdi Tuvâdas‎n!'


    فbni Kesir : قüphesiz ki senin Rabb‎n Benim, Ben. Pabuçlar‎n‎ ç‎kar. Zira sen mukaddes vadide, Tuva'das‎n.


    Muhammed Esed : "Benim, Ben! Senin Rabbin! ضyleyse art‎k pabuçlar‎n‎ ç‎kar! Ve bil ki, sen iki kez kutlu k‎l‎nm‎‏ vadidesin.


    ضmer Nasuhi Bilmen : «قüphe yok Ben'im. Ben senin Rabbinim. فmdi papuçlar‎n‎ ç‎kar. Muhakkak ki, sen mübarek bir vadide, Tûvâ'das‎n.»


    ضmer ضngüt : “Ben senin Rabbinim. Ayaً‎ndakileri ç‎kar. Zira sen mukaddes vâdide, Tuvâ'das‎n. ”


    قaban Piri‏ : Ben, senin Rabbinim! Ayakkab‎lar‎n‎ ç‎kar. Sen mukaddes Tûvâ vadisindesin.


    Suat Y‎ld‎r‎m : "Haberin olsun: Senin Rabbin Benim!" denildi. "ا‎kar pabuçlar‎n‎ hemen! اünkü kutsal vâdidesin sen! (Evet evet) Tûvâ’das‎n sen!"


    Süleyman Ate‏ : "Ben, (evet) ben senin Rabbinim! Pabuçlar‎n‎ ç‎kar. اünkü sen, kutsal vâdide, Tuvâ'das‎n."


    Tefhim-ul Kuran : «Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkab‎lar‎n‎ ç‎kar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'das‎n.»


    ـmit قim‏ek : 'Ben senin Rabbinim. Ayakkab‎lar‎n‎ ç‎kar; çünkü kutsal vâdi Tuvâ'das‎n.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Benim ben, senin Rabbin! Hadi, pabuçlar‎n‎ ç‎kar; sen kutsal vadide, Tuva'das‎n."
     


  13. وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى




    Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ.




    1. ve enahtertu-ke
    (ene ahtertu-ke) : ve seni seçtim,

    2. festemi' (fe istemi') : öyleyse dinle

    3. li mâ yûhâ : vahyolunan şeyi







    İmam İskender Ali Mihr : Ve Ben, seni seçtim. Öyleyse vahyolunan şeyi dinle!


    Diyanet İşleri : “Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve seni seçtim ben, dinle vahyedileni.


    Adem Uğur : Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.


    Ahmed Hulusi : "Ben seni seçtim! O hâlde vahyolunan bilgiyi algıla!"


    Ahmet Tekin : 'Ben vahy ile irtibat kurmak için hayırlı biri olarak seni seçtim. Şimdi sana vahyolunacak şeyleri dinle.'


    Ahmet Varol : Ben seni seçtim. Artık vahyolunanı dinle.


    Ali Bulaç : "Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Mûsa) ben, seni Peygamberliğe seçtim. Şimdi (sana) vahy olunacak şeyleri dinle:


    Bekir Sadak : «Ben seni sectim; artik vahyolunanlari dinle.»


    Celal Yıldırım : Ben seni (peygamberlik için) seçip beğendim. Artık vahyedileni dinle.


    Diyanet İşleri (eski) : 'Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle.'


    Diyanet Vakfi : Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.


    Edip Yüksel : 'Ben seni seçtim, öyleyse vahyolanı dinle.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve ben, seni ıhtiyar buyurdum şimdi verilecek vahyi dinle


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve Ben, seni seçtim; şimdi vahyedileni dinle!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ben seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle.


    Fizilal-il Kuran : Seni ben peygamber seçtim. Şimdi vahyedilecek mesajı dinle.


    Gültekin Onan : "Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."


    Hasan Basri Çantay : Ben seni (peygamberliğe) seçdim. Şimdi vahy olunacak şeyleri dinle:


    Hayrat Neşriyat : '(Ey Mûsâ!) Ben seni (peygamberliğe) seçtim; şimdi (sana) vahyedileni dinle!'


    İbni Kesir : Ve ben; seni seçtim. Öyleyse vahyolunanı dinle.


    Muhammed Esed : Ben seni (kendime elçi olarak) seçtim; öyleyse artık (sana) vahyolunanı dinle!


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ve ben seni ihtiyar ettim, şimdi vahyolunacak şeyi dinle.»


    Ömer Öngüt : “Ben seni seçtim. Vahyolunanı dinle. ”


    Şaban Piriş : -Ben, seni seçtim, Sana vahyolunanı dinle.


    Suat Yıldırım : Peygamberliğe seçtim seni, öyleyse iyi dinle sana vahyedileni!


    Süleyman Ateş : "Ben seni seçtim, şimdi vahyolunanı dinle."


    Tefhim-ul Kuran : «Ben seni seçmiş bulunmaktayım; bundan böyle vahyolunanı dinle.»


    Ümit Şimşek : 'Seni peygamber seçtim; şimdi sana vahyedileni dinle.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Ve ben seni seçtim; o halde vahyedilecek olanı dinle!"
     


  14. إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي




    İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.




    1. inne-nî : gerçekten ben, muhakkak ben

    2. enallâhu (ene allâhu) : ben Allah'ım

    3. lâ ilâhe : ilâh yoktur

    4. illâ : den ba؛ka

    5. ene : ben

    6. fa'budnî (fe a'bud-nî) : ِyleyse bana kul ol

    7. ve akımı es salâte : ve namazı ikame et

    8. li zikrî : benim zikrim için, beni zikretmek için






    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki Ben, Ben Allah'ım. Benden ba؛ka İlâh yoktur. ضyleyse Bana kul ol ve Beni zikretmek için namazı ikame et!


    Diyanet İ؛leri : “ھüphe yok ki ben Allah’ım. Benden ba؛ka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki ben ِyle bir Allah'ım, yoktur benden ba؛ka tapacak, bana kulluk et ancak ve namaz kıl beni anmak için.


    Adem Uğur : Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden ba؛ka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.


    Ahmed Hulusi : "Kesinlikle Ben, evet Ben Allâh'ım! Tanrı yok, sadece BEN! Bana (Esmâ ِzelliklerimi açığa çıkarma i؛levinle) kulluk et! Beni hatırlaman için salâtı ya؛a!"


    Ahmet Tekin : 'Benim, ben. Allah’ım. Yalnızca ben hak ilâhım. Beni ilâh tanı, candan müslüman olarak bana teslim ol, saygıyla bana kulluk ve ibadet et, benim ؛eriatıma bağlan, bana boyun eğ. Devamlı beni hatırında tutman, beni zikretmen; lütfumla, seninle ilgilenmem için namazı âdâbına riayet ederek, aksatmadan kıl.'


    Ahmet Varol : ھüphesiz ben Allah'ım. Benden ba؛ka ilâh yoktur. ھu halde bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.


    Ali Bulaç : "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den ba؛ka ilah yoktur; ؛u halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten ben, Allah’ım; benden ba؛ka hiç bir ilah yoktur. Onun için bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.


    Bekir Sadak : «ھuphesiz Ben Allah'im, Benden baska tanri yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak icin namaz kil.»


    Celal Yıldırım : ھüphesiz ben Allah'ım. Benden ba؛ka hiçbir (hakiki) ilâh yoktur. Onun için bana ibâdet et; beni anmak için namaz kıl.»


    Diyanet İ؛leri (eski) : 'ھüphesiz Ben Allah'ım, Benden ba؛ka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl.'


    Diyanet Vakfi : Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden ba؛ka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.


    Edip Yüksel : 'Ben, evet Ben ALLAH'ım; Benden ba؛ka tanrı yoktur. Bana kulluk et ve Beni anmak için namazı gِzet.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hakıkaten benim ben Allah, benden ba؛ka ilâh yok. Onun için bana ıbadet et ve zikrim için namaz kıl.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Gerçekten Benim Ben, Allah; Benden ba؛ka ilah yoktur; onun için Bana ibadet et ve Beni anmak için namaz kıl!


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : ھüphesiz ben Allah'ım, benden ba؛ka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.


    Fizilal-il Kuran : Hiç ku؛kusuz ben Allah'ım. Benden ba؛ka ilah yoktur. ضyleyse bana kulluk et. Beni anmak için namaz kıl.


    Gültekin Onan : "Gerçekten ben, ben Tanrı'yım, benden ba؛ka tanrı yoktur; ؛u halde bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."


    Hasan Basri اantay : ھübhe yok ki Allah, ben im, ben. Benden ba؛ka hiçbir Tanrı yokdur. ضyleyse bana ibâdet et, beni hatırlamak ve anmak için dosdoğru namaz kıl.


    Hayrat Ne؛riyat : 'ھübhe yok ki ben, (evet) ancak ben Allah’ım; benden ba؛ka ilâh yoktur; ِyle ise bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl!'


    İbni Kesir : ھüphesiz ki Ben; Allah'ım. Benden ba؛ka hiç bir ilah yoktur. ضyleyse Bana ibadet et ve Beni anmak için namaz kıl.


    Muhammed Esed : "Gerçek ؛u ki, Allah Benim; Benden ba؛ka tanrı yok; o halde, (yalnız) Bana kulluk et; ve Beni anmak için salatta devamlılık ve duyarlık gِster!


    ضmer Nasuhi Bilmen : «ھüphe yok ki ben, ben Allah'ım, benden ba؛ka ilâh yoktur. İmdi Bana ibadette bulun ve Beni anmak için namaz kıl.»


    ضmer ضngüt : “ھüphesiz ki ben Allah'ım. Benden ba؛ka hiçbir ilâh yoktur. Bana kulluk et, beni anmak için namaz kıl. ”


    ھaban Piri؛ : ھüphesiz ben, Allah’ım. Benden ba؛ka ilah yok! Bana kulluk et, beni anmak için namaz kıl.


    Suat Yıldırım : Muhakkak ki Ben’im gerçek İlah. Benden ba؛ka yoktur ilah. O halde sen de yalnız Bana ibadet et! Beni anmak için namaz eda et!


    Süleyman Ate؛ : "Muhakkak ben, (evet) ben Allâh'ım, benden ba؛ka tanrı yoktur.(Yalnız) bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl."


    Tefhim-ul Kuran : «Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den ba؛ka ilah yoktur; ؛u halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.»


    ـmit ھim؛ek : 'Ben Allah'ım; Benden ba؛ta tanrı yoktur. Yalnız Bana kulluk et. Beni anmak için de namaz kıl.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : "Hiç ku؛kulanma ki ben Allah'ım. İlah yoktur benden ba؛ka. O halde bana kulluk/ibadet et ve namazını, beni hatırlayıp anmak için yerine getir."
     


  15. إِنَّ السَّاعَةَ ءاَتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى




    İnnes sâate âtiyetun ekâdu uhfîhâ li tuczâ kullu nefsin bimâ tes’â.




    1. inne : muhakkak

    2. es sâate : o saat, kıyâmet saati

    3. âtiyetun : gelecektir

    4. ekâdu : neredeyse (az kalsın) ben (kendim) olacağım

    5. uhfî-hâ : onu gizleyeceğim

    6. li tuczâ : kar؛ılığının (ceza veya mükâfatın) verilmesi için

    7. kullu nefsin : bütün nefsler, herkes

    8. bimâ : dolayısıyla, sebebiyle

    9. tes'â : çalı؛ması, çabalaması, gayreti







    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki o saat (kıyâmet saati), gelecektir. Bütün nefslere (herkese), çalı؛malarının kar؛ılığının (ceza veya mükâfatlarının) verilmesi için neredeyse onu, Kendimden bile gizleyeceğim.


    Diyanet İ؛leri : “Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes i؛lediğinin kar؛ılığını gِrsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç sِz etmeyecek)tim.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Kıyâmet gelip çatmada gerçekten de; herkes, yaptığının kar؛ılığını bulsun diye gizlemekteyim vaktini.


    Adem Uğur : Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes pe؛ine ko؛tuğu ؛eyin kar؛ılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak o saat (ِlüm) gelecektir. . . Her nefsin, kendisinden açığa çıkanların sonucunu gِrüp ya؛aması için, onun zamanını gizleyeceğim.


    Ahmet Tekin : 'Herkes, pe؛inde ko؛tuğu ؛eye gِre, hak ettiği kar؛ılığı bulsun diye, vaktini gizlemekte titizlik gِsterdiğim kıyametin kopacağı an kesinlikle gelecektir..'


    Ahmet Varol : Muhakkak kıyamet gelecektir. Her canın gِsterdiği çabanın kar؛ılığını gِrmesi için onu gizlemekteyim.


    Ali Bulaç : "ھüphesiz, kıyamet saati yakla؛arak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın kar؛ılığını alması için, onun (ko؛up haberini) neredeyse gizleyeceğim."


    Ali Fikri Yavuz : اünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini kullardan gizliyorum ki, herkes yaptığı i؛ kar؛ılığında cezalansın (iyi ise mükafat, kِtü ise azap gِrsün).


    Bekir Sadak : Herkes islediginin karsiligini gorsun diye, zamanini gizli tuttugum kiyamet mutlaka gelecektir.


    Celal Yıldırım : Kıyâmet(in kopu؛ saati) elbette gelecektir. Herkes i؛lediğinin kar؛ılığını gِrsün diye, onu neredeyse (açıklar gibi oluyorum, ama yine de) gizliyorum.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Herkes i؛lediğinin kar؛ılığını gِrsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir.


    Diyanet Vakfi : Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes pe؛ine ko؛tuğu ؛eyin kar؛ılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim.


    Edip Yüksel : Dünyanın sonu elbette gelecektir. Herkes yaptığının kar؛ılığını gِrsün diye Ben nerdeyse onu gizleyeceğim.


    Elmalılı Hamdi Yazır : اünkü saat muhakkak gelecek, ben, hemen hemen onu gizliyorum ki her nefis sa'yiyle cezalansın,


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : اünkü Kıyamet mutlaka gelecektir; Ben hemen hemen onu gizliyorum ki, herkes yaptığının kar؛ılığını gِrsün.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : اünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının kar؛ılığını gِrsün.


    Fizilal-il Kuran : Herkes yaptıklarının kar؛ılığını gِrsün diye kıyamet anı kesinlikle gelecektir. Ben o anı neredeyse gizli tuttum.


    Gültekin Onan : "ھüphesiz, kıyamet saati yakla؛arak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın kar؛ılığını alması için, onun (ko؛up haberini) neredeyse gizleyeceğim."


    Hasan Basri اantay : اünkü o saat ؛übhesiz gelecekdir. Ben onu (n vaktini) hemen açıklayacağım geliyor ki herkes neye çalı؛ıyorsa kendisine onunla mukaabele edilmi؛ olsun.


    Hayrat Ne؛riyat : 'Kıyâmet günü, mutlaka gelicidir. Neredeyse onu gizleyeceğim (de hiç haber vermeyeceğim); tâ ki herkes yapmakta olduğu ile kar؛ılık bulsun!'


    İbni Kesir : اünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Her nefis i؛lediğinin kar؛ılığını gِrsün diye onu neredeyse gizliyorum.


    Muhammed Esed : "اünkü, zamanını gizli tutmu؛ olsam da, herkese, (hayattayken) pe؛inden ko؛tuğu ؛eylere gِre hak ettiği kar؛ılık verilebilsin diye, Son Saat mutlaka gelecektir.


    ضmer Nasuhi Bilmen : «ھüphe yok ki, Kıyamet gelecektir, az kalıyor ki, onu gizleyeyim. Tâ ki, her nefis çalı؛tığı ؛ey ile cezalandırılsın.»


    ضmer ضngüt : “Kıyamet muhakkak gelecektir. Herkes i؛lediğinin kar؛ılığını gِrsün diye, zamanını gizli tutuyorum. ”


    ھaban Piri؛ : Kıyamet gelmektedir. Herkes kendi i؛lediğinin kar؛ılığını alsın diye neredeyse onu gizleyeceğim.


    Suat Yıldırım : Elbet gelecek kıyamet saati. Nerdeyse açıklayasım geliyor onun vaktini. Ta ki her ki؛i bulsun orada bütün yapıp ettiğini, i؛lerinin kar؛ılığını.


    Süleyman Ate؛ : "(Kıyâmet) Sâ'at(i) mutlaka gelecektir. Herkesin, pe؛inde ko؛tuğu i؛lerle cezâlanması için, neredeyse onu gizleyeceğim."


    Tefhim-ul Kuran : «ھüphesiz, kıyamet saati yakla؛arak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın kar؛ılığını alması için, onun (ko؛up haberini) neredeyse gizleyeceğim.»


    ـmit ھim؛ek : 'Kıyamet vakti gelecektir. Herkes çalı؛masının kar؛ılığını gِrsün diye onu gizliyorum.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : "Ku؛ku duyma ki o saat gelecektir. Onu neredeyse gizleyeceğim ki, her benlik gayretinin kar؛ılığını elde etsin."

     



  16. فَلاَ يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لاَ يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى




    Fe lâ yesuddenneke anhâ men lâ yu’minu bihâ vettebea hevâhu fe terdâ.




    1. fe : öyleyse

    2. lâ yesuddenne-ke : seni alıkoymasın, seni men etmesin

    3. an-hâ : ondan

    4. men lâ yu'minu : inanmayan kimse

    5. bi-hâ : ona

    6. ve ittebea : ve tâbî oldu

    7. hevâ-hu : hevasına, nefsinin afetlerine

    8. fe : sonra, böylece, o taktirde

    9. terdâ : helâk olursun






    İmam İskender Ali Mihr : Öyleyse ona (kıyâmet saatine), inanmayanlar ve hevesine (nefsinin afetlerine) tâbî olanlar, sakın seni ondan (kıyâmet gününe îmân etmekten) alıkoymasın. O taktirde sen (de) helâk olursun.


    Diyanet İşleri : “Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helâk olursun!”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ona inanmayan ve hevasına uyup giden, sakın seni inancından çevirmesin, yoksa helâk olursun sen de.


    Adem Uğur : Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!


    Ahmed Hulusi : "Ona (ölüm ertesinde başlayacak sonsuz yaşama) iman etmeyen, asılsız hayallerine tâbi olmuş kimse, ondan (Allâh'a likâ gerçeğinden) seni alıkoymasın; sonra helâk olursun!"


    Ahmet Tekin : 'Kıyamet gününe iman etmeyen, şahsî arzu ve ihtiraslarına uyan kimseler sakın seni ondan, Kıyamete inanmaktan alıkoymasın. Sonra helâk olursun.'


    Ahmet Varol : Ona inanmayıp da kendi arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun.


    Ali Bulaç : "Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."


    Ali Fikri Yavuz : O halde, sakın kıyamete inanmayıp kendi nefis arzusuna uyan kimse, seni ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helâk olursun.


    Bekir Sadak : «una inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alikoymasin, yoksa helak olursun.»


    Celal Yıldırım : Kıyâmet'e inanmıyan ve kendi hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın ; sonra yok olup gidersin.


    Diyanet İşleri (eski) : 'Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun.'


    Diyanet Vakfi : Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!


    Edip Yüksel : Ona inanmayıp hevesine uyanlar seni ondan saptırmasın, sonra başüstü düşersin.


    Elmalılı Hamdi Yazır : binaenaleyh sakın ona inanmayıp da kendi hevasına uyan kimse seni ondan alıkoymasın sonra helâk olursun


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sakın ona inanmayıp kendi keyfine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, sonra helak olursun!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun.


    Fizilal-il Kuran : Bu anın geleceğine inanmayanlar, ihtiraslarının tutsağı olanlar seni onun bilincinden uzaklaştırmasın. Yoksa mahvolursun, aşağı düşersin.


    Gültekin Onan : "Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."


    Hasan Basri Çantay : Binâen'aleyh ona inanmaz ve hevâ (ve heves) ine uyar kimseler sakın seni bundan alıkoymasın (lar). Sonra helak olursun.


    Hayrat Neşriyat : 'Öyle ise ona inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, sakın seni ondan(ona inanmaktan) alıkoymasın; yoksa helâk olursun!'


    İbni Kesir : Ona inanmayan ve hevesine uyan kimse, seni bundan alıkoymasın, yoksa helak olursun.


    Muhammed Esed : Bunun içindir ki, onun geleceğine inanmayıp sadece kendi arzularının, tutkularının peşine düşen kimse seni bu (gerçeğe inanmak)tan alıkoymasın; yoksa, kendine yazık etmiş olursun!


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Sakın ona (o saate) inanmayıp hevâsına tâbi olan kimse, seni ondan alıkoymasın. Sonra helâk olursun.»


    Ömer Öngüt : “Ona inanmayan ve kendi nefis arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun. ”


    Şaban Piriş : Ona inanmayıp, kendi arzularına uyan kimse sakın seni yolundan saptırmasın. Yoksa sen de helak olursun.


    Suat Yıldırım : Buna inanmayanlar, nefsinin arzu ve ihtiraslarının peşine düşenler, sakın seni ona inanmaktan vazgeçirmesin, sonra sen de helâk olursun!


    Süleyman Ateş : "Ona inanmayıp keyfine uyan kimse, seni on(a inanmak)dan alıkoymasın, sonra helâk olursun!"


    Tefhim-ul Kuran : «Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın.»


    Ümit Şimşek : 'Buna inanmayıp da heveslerinin peşine takılanlar sakın seni alıkoymasın; yoksa helâk olursun.


    Yaşar Nuri Öztürk : "O halde ona inanmayıp keyfi peşinde giden, seni ondan yüzgeri etmesin. Yoksa perişan olursun."
     


  17. وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَا مُوسَى




    Ve mâ tilke bi yemînike yâ mûsâ.




    1. ve mâ tilke : ve o nedir

    2. bi yemîni-ke : sağ elindeki

    3. yâ mûsâ : ey Musa






    İmam İskender Ali Mihr : O sağ elindeki nedir, ey Musa?


    Diyanet İşleri : “Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sağ elindeki nedir ey Mûsâ.


    Adem Uğur : Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?


    Ahmed Hulusi : "O sağ elindeki nedir yâ Musa?"


    Ahmet Tekin : 'Şu sağ elindeki nedir, yâ Mûsâ?'


    Ahmet Varol : Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?'


    Ali Bulaç : "Sağ elindeki nedir ey Musa?"


    Ali Fikri Yavuz : Şu sağ elindeki ne? Ey Musa!


    Bekir Sadak : «Ey Musa! Sag elindeki nedir?»


    Celal Yıldırım : Ey Musâ! Sağ elindeki nedir?


    Diyanet İşleri (eski) : 'Ey Musa! Sağ elindeki nedir?'


    Diyanet Vakfi : Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?


    Edip Yüksel : 'Şu elindeki nedir, Musa?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : O yeminindeki de ne ya Musâ?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O sağ elindeki de ne, ey Musa?»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey Musa! Sağ elindeki nedir?»


    Fizilal-il Kuran : Sağ elindeki nedir, ya Musa.


    Gültekin Onan : "Sağ elindeki nedir ey Musa?"


    Hasan Basri Çantay : Musa, o sağ elindeki ne?


    Hayrat Neşriyat : 'Şu sağ elindeki de nedir ey Mûsâ?'


    İbni Kesir : O sağ elindeki de nedir ey Musa?


    Muhammed Esed : "O sağ elindeki nedir, ey Musa?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ya Mûsa! Nedir o sağ elinde olan?»


    Ömer Öngüt : “O sağ elindeki nedir ey Musa?”


    Şaban Piriş : - Sağ elindeki nedir Ey Musa?


    Suat Yıldırım : Mûsâ, şu sağ elinde tuttuğun şey de ne?


    Süleyman Ateş : "Sağ elindeki nedir ey Mûsâ?"


    Tefhim-ul Kuran : «Sağ elindeki nedir ey Musa?»


    Ümit Şimşek : 'Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Nedir o sağ elindeki ey Mûsa?"

     


  18. قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى




    Kâle hiye asây(asâye), etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ.




    1. kâle : dedi

    2. hiye : o

    3. asâye : benim asamdır

    4. etevekkeu : ben dayanırım, yaslanırım

    5. aleyhâ : onun üzerine, ona

    6. ve ehuşşu : ve yaprak silkelerim

    7. bi-hâ : onunla

    8. alâ ganemî : koyunlarım üzerine

    9. ve liye : ve benim için

    10. fî-hâ : onda vardır

    11. meâribu : faydalar, menfaatler

    12. uhrâ : diğer, daha başka







    İmam İskender Ali Mihr : “O benim asamdır, ben ona dayanırım (yaslanırım). Ve onunla koyunlarımın üzerine yaprak silkelerim. Benim için onda, daha başka menfaatler (faydalar) da vardır.” dedi.


    Diyanet İşleri : Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sopam dedi, ona dayanırım, davarlarıma yaprak silkerim onunla, başka işler de yaparım onunla.


    Adem Uğur : O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır.


    Ahmed Hulusi : (Musa): "O, benim asamdır. . . Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim ve başka ihtiyaçlarımı da karşılar. "


    Ahmet Tekin : Mûsâ:
    'O benim asâmdır. Ona dayanırım. Onunla davar sürüme, koyunlarıma, keçilerime yaprak sil-kelerim. Ondan başka şekillerde de faydalanırım.' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'O asamdır. Ona dayanırım. Onunla koyunlarıma (yaprak) silkerim. Onda benim için daha başka yararlar da vardır.'


    Ali Bulaç : Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var."


    Ali Fikri Yavuz : Musâ şöyle dedi: “- O benim asâm (değneğim); ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve benim onda başka hacetlerim de var.”


    Bekir Sadak : Musa: «O benim degnegimdir, ona dayanirim, onunla davarima yaprak silkerim, ondan daha bircok islerde faydalanirim» dedi.


    Celal Yıldırım : Musâ, «o benim asâm (değneğim)dir, ona dayanırım; onunla davarlarıma yaprak silkerim ve benim onu (kullanmamda) başka ihtiyaçlarım da vardır» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : Musa: 'O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım' dedi.


    Diyanet Vakfi : O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır.


    Edip Yüksel : 'O, benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim ve bana daha başka yararları da dokunmaktadır,' dedi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O dedi: asâm, üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım, benim onda daha diğer hacetlerim de vardır


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Musa: «O benim asam, üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım; benim daha başka ihtiyaçlarımı da görür.» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Musa dedi: «O benim asâm (değneğim) dır, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda başka hacetlerim (faydalanacağım şeyler) de var»


    Fizilal-il Kuran : Musa dedi ki; «O benim değneğimdir. Ona dayanırım. Onunla koyunlarıma yaprak silkerim. Bunlar dışında daha birçok işime de yarar o.»


    Gültekin Onan : Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var."


    Hasan Basri Çantay : (Musa) dedi: «O, benim asamdır. Ona dayanırım. Onunla davarlarıma yaprak silkerim. Onda bana mahsus başkaca haacetler de vardır».


    Hayrat Neşriyat : (Mûsâ:) 'O benim asâmdır. Ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim, benim için onda daha başka ihtiyaçlar da vardır' dedi.


    İbni Kesir : Dedi ki: O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim ve daha bir çok işlerde ondan faydalanırım.


    Muhammed Esed : (Musa:) "Bu benim değneğim" dedi, "buna dayanırım; bununla davarıma yaprak silkelerim; ve başka işlerde de kullanırım onu."


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dedi ki: «O benim asamdır, ona dayanırım ve onunla koyunlarımın üzerine (yaprak silkerim ve benim için onda başka menfaatler de vardır.»


    Ömer Öngüt : “O benim asamdır. Ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim ve daha birçok işlerde faydalanırım. ” dedi.


    Şaban Piriş : - O benim asamdır, dedi. Ona dayanırım ve koyunlarıma onunla yaprak silkerim. Onun bana başka faydaları da var.


    Suat Yıldırım : "O asamdır," dedi, "üzerine dayanırım, onunla davarlarıma yaprak çırparım, ayrıca onunla daha birçok ihtiyacımı gideririm."


    Süleyman Ateş : (Mûsâ) dedi: "O, asâ'mdır. Ona dayanıyorum ve onunla davarıma yaprak silkeliyorum ve onda benim daha birçok ihtiyaçlarım var (onunla birçok ihtiyacımı gideririm)."


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.»


    Ümit Şimşek : Musa 'O benim asâmdır,' dedi. 'Ona dayanırım; onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla gördüğüm daha başka işler de vardır.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Cevap verdi: "O, benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma ağaçtan yaprak indiririm. Onda, işime yarayan başka özellikler de vardır."
     


  19. قَالَ أَلْقِهَا يَا مُوسَى




    Kâle elkıhâ yâ mûsâ.




    1. kâle : dedi

    2. elkı-hâ : onu at

    3. yâ mûsâ : ey Musa







    İmam İskender Ali Mihr : (Allahû Tealâ): “Ey Musa, onu at!” dedi.


    Diyanet İşleri : Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Dedi ki: Elinden bırak onu ey Mûsâ.


    Adem Uğur : Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi.


    Ahmed Hulusi : "Onu bırak, yâ Musa!" dedi.


    Ahmet Tekin : 'Yere at onu, Ey Mûsâ!' dedi.


    Ahmet Varol : (Allah) dedi ki: 'Onu at, ey Musa!'


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Onu at, ey Musa."


    Ali Fikri Yavuz : Allah buyurdu ki: Onu yere bırak.


    Bekir Sadak : Allah: «Ey Musa! Birak onu» dedi.


    Celal Yıldırım : Allah, «onu yere bırak ya Mu sâ !» buyurdu.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah: 'Ey Musa! Bırak onu' dedi.


    Diyanet Vakfi : Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi.


    Edip Yüksel : 'At onu Musa!,' dedi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Buyurdu ki bırak onu ya Musâ!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : «Bırak onu, ey Musa!» diye buyurdu.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah: «Ey Musa! onu (yere) bırak» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Allah «onu yere at!» dedi.


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Onu at, ey Musa."


    Hasan Basri Çantay : Buyurdu: «Musa, onu (elinden) bırak».


    Hayrat Neşriyat : (Allah:) 'Onu (yere) bırak, ey Mûsâ!' buyurdu.


    İbni Kesir : Buyurdu: Ey Musa bırak onu.


    Muhammed Esed : "Şimdi onu yere at, ey Musa!" dedi.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Buyurdu ki: «Ey Mûsa! Onu (elinden) bırakıver.»


    Ömer Öngüt : “Bırak onu ey Musa!” buyurdu.


    Şaban Piriş : - Onu at, Ey Musa, dedi.


    Suat Yıldırım : "Bırak onu Mûsâ!" buyurdu.


    Süleyman Ateş : (Allâh) buyurdu; "(Yere) at onu ey Mûsâ!"


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Onu at, ey Musa.»


    Ümit Şimşek : Allah 'Onu at, ey Musa' buyurdu.


    Yaşar Nuri Öztürk : Buyurdu: "Yere at onu ey Mûsa!"
     


  20. فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى




    Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.




    1. fe : böylece

    2. elkâ-hâ : onu attı

    3. fe : o zaman

    4. izâ hiye : o olmuştu

    5. hayyetun : bir yılan

    6. tes'â : koşan, hızla hareket eden






    İmam İskender Ali Mihr : Böylece onu attı. O zaman o, hızla hareket eden (koşan) bir yılan olmuştu.


    Diyanet İşleri : Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bıraktı onu, bir de baktı ki bir yılan olmuş, koşup durmada.


    Adem Uğur : Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi!


    Ahmed Hulusi : (Musa da) onu attı. . . Bir de ne görsün, o kayan bir yılan!


    Ahmet Tekin : Mûsâ asâsını hemen yere attı. Bir de ne görsün. Bir yılan olmuş, koşuyor.


    Ahmet Varol : Böylece onu attı. Birden o, hızla koşan bir yılan oluverdi.


    Ali Bulaç : Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).


    Ali Fikri Yavuz : Mûsa da onu bıraktı, bir de ne görsün! O bir yılan olmuş koşuyor.


    Bekir Sadak : Birakinca, degnek hemen, kosan bir yilan oluverdi.


    Celal Yıldırım : Musâ da hemen onu yere bırakıverdi, derken bir de ne görsün, sürünüp yol alan bir yılan o..


    Diyanet İşleri (eski) : Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi.


    Diyanet Vakfi : Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi!


    Edip Yüksel : Onu atınca, hareketli bir yılana dönüşüverdi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bıraktı ne baksın o bir yılan olmuş koşuyor


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bıraktı onu, bir de ne görsün o, bir yılan olmuş koşuyor!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Musa da onu bıraktı, bir de ne görsün! o bir yılan olmuş koşuyor.


    Fizilal-il Kuran : Musa değneği yere atıverdi. Birde ne görsün! Ansızın sürünen bir yılan oluvermiş!


    Gültekin Onan : Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).


    Hasan Basri Çantay : O da bunu bırakdı. Bir de ne görsün: Koşub duran bir yılan (olmuş) dur o!


    Hayrat Neşriyat : Bunun üzerine (Mûsâ) onu (yere) bıraktı; bir de ne görsün, o bir yılan (olmuş), hızla hareket ediyor!


    İbni Kesir : O da bıraktı. Bir de ne görsün; o, hemen koşan bir yılan oluvermiş.


    Muhammed Esed : Bunun üzerine, (Musa), onu yere attı; bir de ne görsün! hızla akan bir yılan oluvermişti o!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Hemen bırakıverdi, o derhal koşar bir yılan kesildi.


    Ömer Öngüt : Onu hemen yere attı. Bir de baktı ki, hızla sürünen bir yılan oluvermiş!


    Şaban Piriş : Musa da onu attı. O bir anda koşan bir yılan oluvermişti.


    Suat Yıldırım : Hemen bıraktı. Bir de ne görsün: Hızla kıvrılıp sürünen, kocaman bir yılan oldu!


    Süleyman Ateş : (Mûsâ) attı, bir de ne görsün o, koşan kocaman bir yılan!


    Tefhim-ul Kuran : Böylece, o da onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).


    Ümit Şimşek : Musa onu attı; o da yılan oldu, yürüdü.


    Yaşar Nuri Öztürk : O da onu attı. Bir de ne görsün, bir yılan olmuş o, koşuyor...
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş