Kuran-ı Kerim ŞUARÂ Suresi Türkçe Meali ve açıklaması, Suara suresi Melali ve türkce aciklaması, Sua

goktepeli26 11 Haz 2013



  1. طسم


    [​IMG][​IMG]

    [​IMG]




    Tâ, sin, mim.




    İmam İskender Ali Mihr : Tâ, Sin, Mim.


    Diyanet İşleri : Tâ Sîn Mîm.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Tâ sîn mîm.


    Adem Uğur : Tâ. Sîn. Mîm.


    Ahmed Hulusi : Ta, Siin, Miim.


    Ahmet Tekin : Tâ. Sîn. Mîm.


    Ahmet Varol : Ta. Sin. Mim.


    Ali Bulaç : Ta, Sin, Mim.


    Ali Fikri Yavuz : Tâ, Sîn, Mîm.


    Bekir Sadak : Ta, Sin, Mim.


    Celal Yıldırım : Tâ - Sîn - Mîm.


    Diyanet İşleri (eski) : Ta, Sin, Mim.


    Diyanet Vakfi : Tâ. Sîn. Mîm.


    Edip Yüksel : TT.S.M.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ta, Sin, Mim.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ta, Sin, Mim.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Tâ, Sîn, Mîm.


    Fizilal-il Kuran : Ta, sin, mim.


    Gültekin Onan : Ta, Sin, Mim.


    Hasan Basri Çantay : Taa, Sîn, Mîm.


    Hayrat Neşriyat : Tâ, Sîn, Mîm.


    İbni Kesir : Ta, Sin, Mim.


    Muhammed Esed : Ta-Sin-Mim.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Tâ, Sîn, Mîm.


    Ömer Öngüt : Tâ. Sîn. Mîm.


    Şaban Piriş : Tâ Sîn mîm.


    Suat Yıldırım : Tâ Sîn Mîm


    Süleyman Ateş : Tâ sin mim.


    Tefhim-ul Kuran : Tâ, Sîn, Mîm.


    Ümit Şimşek : Tâ sîn mîm.


    Yaşar Nuri Öztürk : Tâ, Sîn, Mîm.


    [​IMG][​IMG]


    [​IMG]
     


  2. تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ



    Tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).



    1. tilke : bu (bunlar)

    2. âyâtu : âyetler

    3. el kitâbi : kitap

    4. el mubîni : apaçık





    İmam İskender Ali Mihr : Bunlar, Kitab-ı Mübin'in âyetleri'dir.


    Diyanet İşleri : Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bunlardır gerçekle bâtılı açıklayan kitabın âyetleri.


    Adem Uğur : Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.


    Ahmed Hulusi : Bunlar apaçık ortada olan BİLGİnin (Sünnetullah'ın) işaretleridir.


    Ahmet Tekin : Bunlar, Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilâhî düzeni açıklayan apaçık mükemmel kutsal kitabın, Kur’ân’ın âyetleridir.


    Ahmet Varol : Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir.


    Ali Bulaç : Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir.


    Ali Fikri Yavuz : Bu ayetler, sıhhatı apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir.


    Bekir Sadak : Bunlar apacik Kitap'in ayetleridir.


    Celal Yıldırım : Bu, açık-seçik (aynı zamanda açıklayıcı) Kitab'ın âyetleridir.


    Diyanet İşleri (eski) : Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.


    Diyanet Vakfi : Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.


    Edip Yüksel : Bunlar (harfler), açıklayıcı kitabın mucizeleridir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bunlar sana o mübin kitabın âyetleri


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bunlar sana o apaçık Kitab'ın ayetleridir!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.


    Fizilal-il Kuran : Bu ayetler, açık anlamlı Kitabın ayetleridir.?


    Gültekin Onan : Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir.


    Hasan Basri Çantay : Bunlar o hakikatleri açıklayan kitabın âyetleridir.


    Hayrat Neşriyat : Bunlar, (hak ile bâtılı) apaçık beyân eden Kitâb’ın âyetleridir.


    İbni Kesir : Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.


    Muhammed Esed : Bunlar, kendi içinde apaçık ve tutarlı olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilahi kelamın mesajlarıdır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Bu, gâyet açıkça bildiren kitabın âyetleridir.


    Ömer Öngüt : Bunlar apaçık Kitab'ın âyetleridir.


    Şaban Piriş : Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.


    Suat Yıldırım : Şunlar gerçekleri açıklayan kitabın âyetleridir.


    Süleyman Ateş : Şunlar o apaçık Kitabın âyetleridir.


    Tefhim-ul Kuran : Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir.


    Ümit Şimşek : Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.


    Yaşar Nuri Öztürk : İşte sana gerçeği apaçık gösteren Kitap'ın ayetleri...
     


  3. لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ



    Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn(mu’minîne).



    1. lealle-ke : böylece sen

    2. bâhıun : üzüntüden kendini helâk eden kimse

    3. nefse-ke : senin nefsin, sen kendin

    4. ellâ yekûnû : (onların) olmaması

    5. mu'minîne : mü'minler






    İmam İskender Ali Mihr : Onlar mü'min olmuyorlar diye, neredeyse kendini helâk edeceksin.


    Diyanet İşleri : Ey Muhammed! Mü’min olmuyorlar diye âdeta kendini helâk edeceksin!


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kendine kıyacaksın inanmıyorlar diye âdetâ.


    Adem Uğur : (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!


    Ahmed Hulusi : İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin?


    Ahmet Tekin : Rasûlüm, onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!


    Ahmet Varol : Mü'min olmuyorlar diye neredeyse kendini kahredeceksin.


    Ali Bulaç : Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)


    Ali Fikri Yavuz : Ey Rasûlüm, Kureyş halkı) iman etmiyecekler diye, kederden nerde ise, nefsine kıyacaksın.


    Bekir Sadak : Inanmiyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.


    Celal Yıldırım : (Ey Peygamber!) Onlar dosdoğru imân etmiyeoekler diye neredeyse kendine yazık edip kıyacaksın.


    Diyanet İşleri (eski) : İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!


    Edip Yüksel : İnanmıyorlar diye kendini kahrediyor olabilirsin


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sen âdetâ kendine kıyacaksın mü'min olmıyacaklar diye


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlar iman etmeyecekler diye, neredeyse sen kendine kıyacaksın.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!


    Fizilal-il Kuran : Ey Muhammed, onlar mü'min olmuyorlar diye neredeyse canına kıyacaksın.


    Gültekin Onan : Onlar inançlı olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)


    Hasan Basri Çantay : (Habîbim) Onlar mü'min olmayacaklar diye aadetâ kendine kıyacaksın!


    Hayrat Neşriyat : (Ey Resûlüm!) Sen (onlar) mü’min kimseler olmayacaklar diye, neredeyse kendi nefsini helâk edicisin!


    İbni Kesir : Mü'min olmuyorlar diye nerede ise kendini mahvedeceksin.


    Muhammed Esed : (İnsanların bir kısmı, ulaştırdığın mesaja) inanmıyorlar diye (üzüntüden) neredeyse kendini tüketeceksin!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Sen, (onlar) mü'min olmayacaklar diye ihtimal ki, kendi nefsini helâk edeceksin!


    Ömer Öngüt : İman etmiyorlar diye neredeyse kendini tüketeceksin Resulüm!


    Şaban Piriş : Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini mahvedeceksin.


    Suat Yıldırım : Onlar iman etmiyor diye üzüntüden nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin.


    Süleyman Ateş : Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!


    Tefhim-ul Kuran : Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)


    Ümit Şimşek : Onlar iman etmiyor diye, neredeyse kendini tüketeceksin.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlar iman etmiyorlar diye kendini üzüntüden tüketir gibisin.
     


  4. إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّن السَّمَاء آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ



    İn ne؛e’ nunezzil aleyhim mines semâi âyeten fe zallet a’nâkuhum lehâ hâdıîn(hâdıîne).



    1. in : eğer, ise

    2. ne؛e' : dileriz

    3. nunezzil : indiririz

    4. aleyhim : onların üzerine, onlara

    5. min es semâi : semadan, gِkten

    6. âyeten : bir âyet (mucize)

    7. fe : bِylece, artık

    8. zallet : gِlge yaptı, gِlgeledi

    9. a'nâku-hum : onların boyunları

    10. lehâ : ona

    11. hâdıîne : boyun eğenler, itaat edenler






    İmam İskender Ali Mihr : Eğer dileseydik gِkten onlara âyet indirirdik. Bِylece onların boyunlarını gِlgelerdi de (hükmü altına alırdı da) ona itaat ederlerdi.


    Diyanet İ؛leri : Biz dilesek, onlara gِkten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Dileseydik gِkten bir delîl indirirdik onlara, onun kar؛ısında ba؛larını eğerlerdi, kalakalırlardı.


    Adem Uğur : Biz dilesek, onların üzerine gِkten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.


    Ahmed Hulusi : Eğer dilesek semâdan üzerlerine bir mucize inzâl ederiz de, zorunlu olarak boyunları bükülüp, hükmü kabul ederler!


    Ahmet Tekin : Bizim sünnetimizin, düzenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olursa, onların üzerlerine gِkten bir âyet, bir mûcize indiririz. Bu mûcizeden dolay‎ toplu olarak boyun eًmek mecburiyetinde kal‎rlar.


    Ahmet Varol : Dilersek onlar‎n üzerlerine gِkten bir mucize indiririz de boyunlar‎ ona eًilir kal‎r.


    Ali Bulaç : Dilersek, onlar‎n üzerine gِkten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunlar‎ eًilmi‏ kal‎verir.


    Ali Fikri Yavuz : Biz eًer dilersek, onlar‎n üzerine gِkten bir ayet (iman etmelerini gerektirecek bir delâlet) indiriveririz de ona boyunlar‎ eًile kal‎r (art‎k hiç biri isyan etmez).


    Bekir Sadak : Biz dilesek onlara gokten bir mucize inidiririz de ona boyun egip kalirlar.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Biz isteseydik onlara gِkten bir âyet (ac‎k bir belge ya da mu'cize) indirirdik de onlar ona boyun eًip eًilirlerdi.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Biz dilesek onlara gِkten bir mucize indiririz de ona boyun eًip kal‎rlar.


    Diyanet Vakfi : Biz dilesek, onlar‎n üzerine gِkten bir mucize indiririz de, ona boyunlar‎ eًilip kal‎r.


    Edip Yüksel : Dilesek onlar‎n üzerine gِkten bir mucize indiririz de ona boyun eًip kal‎rlar.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Dilersek üzerlerine Semadan bir âyet indiriveririz de ona boyunlar‎ eًile kal‎r


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Dilersek üzerlerine gِkten bir ayet (mucize) indiriveririz de ona boyunlar‎ eًile kal‎r.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Biz dilersek onlar‎n üzerlerine gِkten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunlar‎ eًilekal‎r.


    Fizilal-il Kuran : Eًer dilesek onlara gِkten bir mucize indiririz de kar‏‎s‎nda boyunlar‎ eًik kal‎r.


    Gültekin Onan : Dilersek, onlar‎n üzerine gِkten bir ayet indiririz de, ona boyunlar‎ eًilmi‏ kal‎verir.


    Hasan Basri اantay : Eًer dilersek biz onlar‎n tepesine gِkden bir âyet indiriveririz de ona boyunlar‎ eًilekal‎r.


    Hayrat Ne‏riyat : Dilesek, onlara gِkten bir mu'cize indiririz de boyunlar‎ ona eًilip kalanlar (olarak inanmaya mecbûr) olurlar.


    فbni Kesir : Dilersek, onlara gِkten bir ayet indiririz de ona boyunlar‎ eًik kal‎r.


    Muhammed Esed : Eًer dileseydik, onlara gِkten ِyle bir alamet indirirdik ki, onun kar‏‎s‎nda boyunlar‎ bükülür, hemen ba‏ eًerlerdi.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Eًer dileyecek olsak üzerlerine gِkten bir âyet indiririz de art‎k ona boyunlar‎ eًili kalm‎‏ olurlar.


    ضmer ضngüt : Biz dilersek onlar‎n üzerine gِkten bir âyet (mucize) indiririz de ona boyun eًmek zorunda kal‎rlar.


    قaban Piri‏ : Dilersek, üzerlerine gِkten bir i‏aret indiririz de boyunlar‎ ِne eًilip kal‎r.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Eًer dileseydik onlara gِkten ِyle bir mûcize indirirdik ki, onun kar‏‎s‎nda ister istemez boyun bükerlerdi.


    Süleyman Ate‏ : Dilesek onlar‎n üzerine gِkten bir mu'cize indiririz de boyunlar‎ ona eًilir (inan‎rlar).


    Tefhim-ul Kuran : Dilersek, onlar‎n üzerine gِkten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunlar‎ eًilmi‏ kal‎verir.


    ـmit قim‏ek : Eًer dileseydik, onlara gِkyüzünden bir âyet indirirdik de ister istemez ona boyun eًerlerdi.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Eًer istersek gِkten üzerlerine bir mucize indiririz de boyunlar‎ onun ِnünde peri‏anl‎kla eًilip kal‎r.
     


  5. وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ



    Ve mâ ye’tîhim min zikrin miner rahmâni muhdesin illâ kânû anhu mu’ridîn(mu’ridîne).



    1. ve mâ ye'tî-him : ve onlara gelmez

    2. min zikrin : (zikirden) bir zikir

    3. min er rahmâni : Rahmân'dan

    4. muhdesin : yeni

    5. illâ : ancak, sadece

    6. kânû : oldular

    7. an-hu : ondan

    8. mu'ridîne : yüz çevirenler






    İmam İskender Ali Mihr : Ve Rahmân'dan hiçbir yeni zikir (emir) gelmez ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar.


    Diyanet İşleri : Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rahman katından, Kur'ân'ın yeni bir âyeti indi mi, hemen yüz çevirirler ondan.


    Adem Uğur : Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.


    Ahmed Hulusi : Ne zaman kendilerine Rahman'dan yeni bir hatırlatma gelse, hep ondan yüz çevirirler.


    Ahmet Tekin : Kendilerine, Rahmet sahibi Rahman olan Allah’tan, okunması ibadet olan övünç kaynağı Kur’ân âyetleri, yeni bir öğüt gelir gelmez, ille de ondan yüz çeviriyorlar, tebliği engelliyorlar.


    Ahmet Varol : Rahman'dan onlara ne zaman yeni bir uyarı gelse mutlaka ondan yüz çevirirler.


    Ali Bulaç : Onlara Rahman (olan Allah)'tan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.


    Ali Fikri Yavuz : Kendilerine, Rahman’dan yeni bir öğüt her geldikçe, muhakkak ondan yüz çevirici olmuşlardır.


    Bekir Sadak : Rahman'dan kendilerine gelen her yeni ogutten mutlaka yuz cevirirler.


    Celal Yıldırım : Onlara Rahmân'dan ne kadar yeni bir öğüt geldiyse mutlaka ondan yüzçevirdiler.


    Diyanet İşleri (eski) : Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.


    Diyanet Vakfi : Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.


    Edip Yüksel : Her ne zaman Rahman'dan kendilerine yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bununla beraber Rahmandan kendilerine yeni bir zikir gelmiyor ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bununla beraber Rahman'dan kendilerine yeni bir öğüt gelmiyor ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.


    Fizilal-il Kuran : Onlar son derece merhametli olan Allah'ın kendilerine gönderdiği her yeni uyarıya burun kıvırarak set çevirirler.


    Gültekin Onan : Onlara Rahmandan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.


    Hasan Basri Çantay : Kendilerine O çok esirgeyici (Allah) dan (vahy ile) yeni bir öğüd gelmeye dursun, ille bundan yüz çeviricidirler onlar.


    Hayrat Neşriyat : Hâlbuki onlara Rahmân’dan hiçbir yeni nasîhat gelmez ki ondan yüz çevirici kimseler olmasınlar!


    İbni Kesir : Onlara Rahman'dan bir öğüt geldiğinde, mutlaka ondan yüz çevirirler.


    Muhammed Esed : (Ama Biz böyle olsun istemedik:) ve bu yüzden, onlar da, ne zaman Rahman'dan hatırlatıcı, uyarıcı yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onlara Rahmân tarafından yeni bir mev'ize gelmez ki, illâ ondan kaçınır bir halde olmuşlardır.


    Ömer Öngüt : Onlara Rahman'dan yeni bir öğüt geldiğinde mutlaka ondan yüz çevirirler.


    Şaban Piriş : Rahman’dan kendilerine gelen her yeni uyarıdan hemen yüz çevirenler oldular.


    Suat Yıldırım : (Fakat Biz bunu istemedik.) O sebeple, ne zaman onlara Rahman’dan yeni bir mesaj gelse, mutlaka ona arkalarını dönüp uzaklaşırlar.


    Süleyman Ateş : Rahmân'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar.


    Tefhim-ul Kuran : Onlara Rahman (olan Allah)'tan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.


    Ümit Şimşek : Fakat onlara ne zaman Rahmân'dan yeni bir öğüt gelecek olsa, yüz çevirirler.


    Yaşar Nuri Öztürk : O Rahman'dan kendilerine söze bürünmüş yeni bir hatırlatma gelmeye dursun, ondan mutlaka yüz çevirirler.
     


  6. فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون



    Fe kad kezzebû fe seye’tîhim enbâu mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).



    1. fe : böylece

    2. kad : olmuştu

    3. kezzebû : yalanladılar

    4. fe : böylece, bundan sonra, fakat

    5. seye'tî-him : onlara gelecek

    6. enbâu (nebe) : haberler (haber)

    7. mâ : şey

    8. kânû : oldular

    9. bihî : onunla

    10. yestehziûne : alay ederler





    İmam İskender Ali Mihr : Böylece onlar yalanladılar. Fakat alay etmiş oldukları şeyin haberleri onlara yakında gelecek.


    Diyanet İşleri : Onlar (Allah’ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Gerçekten de yalanladılar, artık yakında alay ettikleri şeyin haberleri gelip çatacak onlara.


    Adem Uğur : Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.


    Ahmed Hulusi : Gerçekten yalanladılar! Alay edegeldikleri şeyin haberleri, kendilerine yakında gelecektir.


    Ahmet Tekin : Üstelik onu, Kur’ân’ı yalanladılar. Onlara alay edip durdukları şeyin gücünün, kendilerine getireceği sıkıntı ile ilgili haberler, yakında, dünyada da, âhirette de başlarına gelecek.


    Ahmet Varol : Onlar yalanladılar; (ancak) alaya aldıkları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.


    Ali Bulaç : Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.


    Ali Fikri Yavuz : Onlar, ısrarla Peygamberi ve Kur’an’ı yalanladılar. Fakat o istihza ettikleri Kur’an’ın dehşetli (azab) haberi kendilerine yakında gelecektir. (Bedir savaşında veya kıyamette perişan olacaklardır).


    Bekir Sadak : Evet, yalanladilar; alay edip durduklari seylerin haberleri kendilerine ulasacaktir.


    Celal Yıldırım : Cidden (onu) yalanladılar. Alaya aldıkları hususların haberi kendilerine gelecektir.


    Diyanet İşleri (eski) : Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.


    Diyanet Vakfi : Üstelik (ona) «yalandır» derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.


    Edip Yüksel : Yalanladıkları için, eğlenceye aldıkları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Evet tekzib etmekteler, fakat onlara o istihza ettikleri şeyin müdhiş haberleri gelecek


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Evet, yalanlamaktalar; fakat onlara alay edip durdukları şeyin dehşet veren haberleri gelecektir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Üstelik (ona) «yalandır» dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.


    Fizilal-il Kuran : Onlar yalanladılar. Fakat, alay konusu ettikleri gerçeklerin somut olayları ile yakında yüzyüze geleceklerdir.


    Gültekin Onan : Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.


    Hasan Basri Çantay : Şimdi (kat'î suretde) tekzîb etdiler. (Fakat) istihza edegeldikleri (hakıykatların mühim) haberleri yakında onlara gelecekdir.


    Hayrat Neşriyat : Üstelik (onu) gerçekten yalanladılar; fakat kendisiyle alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine yakında gelecektir.


    İbni Kesir : Onlar, gerçekten yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine yakında gelecektir.


    Muhammed Esed : Nitekim, işte (bu mesajı da) yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeyin tahakkuku yakında bütün açıklığıyla onların karşısına çıkarılacak!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Muhakkak ki, tekzîp ettiler. Artık kendisiyle istihzâda bulundukları şeyin haberleri kendilerine yakında gelecektir.


    Ömer Öngüt : Üstelik yalanladılar. Fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında kendilerine gelecektir.


    Şaban Piriş : Onlar, inkar ettiler; ama, alay ettikleri şeyin haberleri onlara gelecektir.


    Suat Yıldırım : Nitekim işte bu mesajı da yalan saydılar, ama alay edip durdukları Kur’ân’ın bildirdiği olaylar, yakında başlarına gelince, alay etmenin ne demek olduğunu anlayacaklardır.


    Süleyman Ateş : Yalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir.


    Tefhim-ul Kuran : Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu edinmekte oldukları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.


    Ümit Şimşek : İşte yine yalanladılar. Ancak alaya aldıkları şeyin haberi yakında onlara ulaşacaktır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun, yalanladılar ama yakında gelecektir onlara alaya alıp durdukları şeyin haberleri.
     


  7. أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ



    E ve lem yerev ilel ardı kem enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).



    1. e ve lem yerev ilâ : ve gِrmüyorlar mı, gِrmediler mi

    2. el ardı : yeryüzü

    3. kem : kaç, nice

    4. enbetnâ : yeti؛tirdik

    5. fî-ha : orada

    6. min kulli : hepsinden

    7. zevcin : çift

    8. kerîmin : kerim, bol, çok çe؛it, çe؛it çe؛it





    İmam İskender Ali Mihr : Onlar yeryüzünü gِrmediler mi? Orada çe؛it çe؛it çiftlerin hepsinden, nicelerini (nice bitkiler) yeti؛tirdik.


    Diyanet İ؛leri : Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Bakmazlar mı yeryüzüne, nice güzelim nebatlar bitirdik çifter çifter orada.


    Adem Uğur : Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yeti؛tirdik.


    Ahmed Hulusi : Gِrmediler mi arzı ki, orada her cِmert çiftten (genetik çifte sarmalından) nice (؛eyler) yeti؛tirip büyüttük?


    Ahmet Tekin : Erkekli di؛ili güzel, faydalı çiftlerin her türünden nice bitkiler yeti؛tirdiğimiz yeryüzüne bakmıyorlar mı?


    Ahmet Varol : Yeryüzüne bakmadılar mı ki, orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirmi؛izdir.


    Ali Bulaç : Yeryüzüne bir bakmadılar mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.


    Ali Fikri Yavuz : (O kâfirler), yeryüzüne bakmadılar mı? Her çift ve çe؛it iyi nebattan orada nicelerini bitirmi؛izdir!...


    Bekir Sadak : Yeryuzune bakmazlar mi? Orada, bitkilerden nice guzel ciftler yetistirmisizdir.


    Celal Yıldırım : Yeryüzüne bakmadılar mı? Onda gِnül çekici her (bitki)den nice çiftler yeti؛tirdik.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yeti؛tirmi؛izdir.


    Diyanet Vakfi : Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yeti؛tirdik.


    Edip Yüksel : Yeryüzüne bakmazlar mı, onda deği؛ik türden nice güzel bitkiler bitirmi؛iz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Arza bir bakmadılar da mı? biz onda her ho؛ çiftten ne kadar bitirmi؛iz.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz onda her güzel çiftten nice bitkiler bitirmi؛iz.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yeti؛tirmi؛iz.


    Fizilal-il Kuran : Onlar yeryüzüne bakarak orada ne kadar yararlı bitki türleri yarattığımızı gِrmezler mi?


    Gültekin Onan : Yeryüzüne bir bakmadılar mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.


    Hasan Basri اantay : Yer (yüzün) e bir bakmadılar mı ki biz orada her güzel çiftden nice nebatlar bitirdik.


    Hayrat Ne؛riyat : Yeryüzünü gِrmediler mi? Orada her güzel çift (ve cins)ten nice bitkiler yeti؛tirdik.


    İbni Kesir : Yeryüzüne bakmazlar mı ki; Biz, orada bitkilerden nice güzel çiftler bitirmi؛izdir.


    Muhammed Esed : Peki bunlar, yeryüzüne hiç bakıp da dü؛ünmediler mi: orada her çe؛itten nice güzel (hayat) türleri çıkarmı؛ız?


    ضmer Nasuhi Bilmen : Yere bir bakmadılar mı ki, orada her çok menfaatli çiftten ne kadar bitirmi؛izdir!


    ضmer ضngüt : Yeryüzüne hiç bakmazlar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirmi؛izdir.


    ھaban Piri؛ : Yeryüzüne hiç bakmıyorlar mı? Her çiftten nice ho؛ bitkiler bitirdik.


    Suat Yıldırım : Peki bunlar yeryüzüne, orada her güzel çiftten nice nebatlar yeti؛tirdiğimize hiç bakmıyorlar mı?


    Süleyman Ate؛ : Yere bakmadılar mı orada her çe؛it güzel çifti bitirmi؛iz?


    Tefhim-ul Kuran : Yeryüzüne bir bakmadılar mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.


    ـmit ھim؛ek : Onlar yeryüzüne bakmadılar mı, Biz onda her güzel çiftten nice bitkiler yeti؛tirmi؛iz?


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Bakmadılar mı yere, neler fı؛kırtmı؛ız onda cِmert ve bereketli her çiftten.
     


  8. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ



    İnne fî zâlike le âyeh(âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).



    1. inne : muhakkak

    2. fî zâlike : bunda

    3. le : elbette, gerçekten

    4. âyeten : âyet

    5. ve mâ kâne : ve olmadı

    6. ekseru-hum : onların çoğu

    7. mu'minîne : mü'minler





    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki bunda elbette âyet vardır. Ve (fakat) onların çoğu mü'min olmadılar.


    Diyanet İ؛leri : ھüphesiz bunlarda (Allah’ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Bunda bir delil var elbette ve çoğu inanmaz gene de.


    Adem Uğur : ھüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir ni؛âne vardır; ama çoğu iman etmezler.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki bunda bir i؛aret vardır. . . Onların ekseriyeti (Hakk'a, hakikatlerine) iman etmemi؛lerdir.


    Ahmet Tekin : Bunlarda, Allah’ın kudretine, ilmine, hikmet sahibi olduğuna i؛aretler, insanlar için ibretler vardır. Ama onların çoğu, mü’min olacak değildi.


    Ahmet Varol : ھüphesiz bunda bir ayet vardır. Ancak onların çoğu iman etmezler.


    Ali Bulaç : ھüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler.


    Ali Fikri Yavuz : ھüphesiz ki bu nebatları bitirmekte (Allah’ın kudretine, merhamet ve nimetinin geni؛liğine delâlet eden) bir alâmet vardır. Bununla beraber onların çoğu mümin olmadılar.


    Bekir Sadak : suphesiz bunlarda Allah'in kudretine isaret vardir, ama cogu inanmazlar.


    Celal Yıldırım : ھüphesiz ki bunda açık bir belge vardır, ama onların çoğu inanmazlar.


    Diyanet İ؛leri (eski) : ھüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine i؛aret vardır, ama çoğu inanmazlar.


    Diyanet Vakfi : ھüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir ni؛âne vardır; ama çoğu iman etmezler.


    Edip Yüksel : Bunda bir i؛aret vardır. Ama çokları inanacak değildir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : ھübhesiz ki bunda mutlak bir âyet var, hemde ekserîsi mü'min olmadı


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : ھüphesiz ki, bunda mutlak bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : ھüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (ni؛ane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.


    Fizilal-il Kuran : Hiç ku؛kusuz bunda, üstün gücümüzü kanıtlayan bir ayet vardır, ama onların çoğu inanmazlar.


    Gültekin Onan : ھüphesiz, bunda bir ayet vardır ancak onların çoğu inançlı olmamı؛lardır.


    Hasan Basri اantay : ھübhesiz ki bunlardan (Hakkın kemâl-i kudretine) elbet birer, ni؛ane vardır. (Fakat) onların çoğu îman edici değildirler.


    Hayrat Ne؛riyat : ھübhesiz bunda, (Allah’ın kudretine) apaçık bir delil vardır. Buna rağmen onların çoğu îmân etmi؛ kimseler değildir.


    İbni Kesir : Muhakkak ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'min olmadılar.


    Muhammed Esed : ھüphesiz, bunda (insanlar için çıkarılacak) bir ders vardır; ama onlardan çoğu (buna) inanmazlar.


    ضmer Nasuhi Bilmen : ھüphe yok ki, bunda elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların ekserisi imân etmi؛ kimseler olmadı.


    ضmer ضngüt : ھüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir ni؛ane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.


    ھaban Piri؛ : İ؛te bunda da bir i؛aret vardır. Buna rağmen onların çoğu inanacak değildir.


    Suat Yıldırım : Elbette bunda alınacak ibret vardır; fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.


    Süleyman Ate؛ : ھüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir.


    Tefhim-ul Kuran : Hiç ؛üphe yok, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler.


    ـmit ھim؛ek : İ؛te bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Bunda elbette bir mucize var, fakat onların çoğu mümin değiller.
     


  9. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ



    Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîme).



    1. ve inne : ve muhakkak

    2. rabbe-ke : senin Rabbin

    3. le : elbette, mutlaka

    4. huve : o

    5. el azîzu : azîz, yüce

    6. er rahîme : rahîm, rahmet nuru gönderen





    İmam İskender Ali Mihr : Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette Azîz'dir (yüce), Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).


    Diyanet İşleri : Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve şüphe yok ki Rabbin, elbette üstündür, rahîmdir.


    Adem Uğur : Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki senin Rabbin "HÛ"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.


    Ahmet Tekin : Senin Rabbin kudretli ve hükümrandır. Engin merhamet sahibidir.


    Ahmet Varol : Şüphesiz senin Rabbin güçlüdür (azizdir), merhamet sahibidir (rahimdir).


    Ali Bulaç : Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir.


    Ali Fikri Yavuz : Muhakkak ki senin Rabbin Azîzdir (kâfirlerden intikam almaya kâdirdir), Rahîm’dir (Müminlere merhametlidir).


    Bekir Sadak : Rabbin suphesiz gucludur, merhametlidir. *


    Celal Yıldırım : Rabbin gerçekten çok üstündür, çok güçlüdür ve çok merhamet sahibidir.


    Diyanet İşleri (eski) : Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.


    Diyanet Vakfi : Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.


    Edip Yüksel : Kuşkusuz senin Rabbin Güçlüdür, Rahimdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve şübhesiz ki rabbın o öyle azîz, öyle rahîm


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şüphesiz ki, Rabbin, gerçekten güçlü, çok merhametlidir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.


    Fizilal-il Kuran : Hiç kuşkusuz senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.


    Gültekin Onan : Şüphesiz, senin rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir.


    Hasan Basri Çantay : Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.


    Hayrat Neşriyat : Muhakkak ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden)elbette ancak Rabbindir.


    İbni Kesir : Ve muhakkak ki senin Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.


    Muhammed Esed : Oysa, senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve muhakkak ki, Senin Rabbin elbette o, çok izzet sahibidir, çok merhametlidir.


    Ömer Öngüt : Şüphesiz ki Rabbin Azîz'dir, engin merhamet sahibidir.


    Şaban Piriş : Elbette Rabbin, güçlüdür, merhametlidir.


    Suat Yıldırım : Ama senin Rabbin azîz ve rahîmdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).


    Süleyman Ateş : Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur.


    Tefhim-ul Kuran : Hiç şüphe yok, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlü olandır, merhamet sahibi olandır.


    Ümit Şimşek : Rabbin ise hem Azizdir, hem Rahîm.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm'dir.
     


  10. وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ



    Ve iz nâdâ rabbuke mûsâ eni’til kavmez zâlimîn(zâlimîne).



    1. ve iz nâdâ : ve seslenmişti

    2. rabbu-ke : senin Rabbin

    3. mûsâ : Musa

    4. en i'ti : gitmesi

    5. el kavme : kavim

    6. ez zâlimîne : zalimler





    İmam İskender Ali Mihr : Ve Rabbin, Musa (A.S)'a zalimler kavmine gitmesi (için) nida etmişti.


    Diyanet İşleri : (10-11) Hani Rabbin, Mûsâ’ya; “Zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmişti.


    Abdulbaki Gölpınarlı : An o zamanı ki hani Rabbin, Mûsâ'ya, git zâlimler topluluğuna diye nidâ etmişti,


    Adem Uğur : (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.


    Ahmed Hulusi : Hani Rabbin Musa'ya: "Zâlimler topluluğuna git!" diye nida etmişti.


    Ahmet Tekin : Hani Rabbin Mûsâ’ya:
    'İnkârda, isyanda ileri giden baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, insanları köleleştiren o zâlim kavme git.' diye nida etmişti.


    Ahmet Varol : Hani Rabbin Musa'ya şöyle seslenmişti: 'Zalimler topluluğuna git.



    Ali Bulaç : Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;"


    Ali Fikri Yavuz : Bir vakit Rabbin, Mûsa’ya şöyle buyurmuştu: “- Git o zalimler kavmine;


    Bekir Sadak : (10-11) Rabbin Musa'ya: «Haksizlik eden millete, Firavun'un milletine git» diye nida etmisti. «Haksizliktan sakinmazlar mi?»


    Celal Yıldırım : (10-11) Hani bir zaman Rabbin, Musâ'ya : «Zulmü âdet edinen millete, Fir'avn'ın milletine git; artık (Allah'tan) korkup (inkâr ve azgınlıktan, haksızlık ve taşkınlıktan) sakınmıyacaklar mı ?» diye seslenmişti.


    Diyanet İşleri (eski) : (10-11) Rabbin Musa'ya: 'Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git' diye nida etmişti. 'Haksızlıktan sakınmazlar mı?'


    Diyanet Vakfi : (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.


    Edip Yüksel : Bir zamanlar Rabbin Musa'ya seslenmişti: 'O zalim topluma git.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir vakıt da rabbın, Musaya nidâ buyurdu: git o zalim kavme dedi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir vakit Rabbin Musa'ya şöyle seslendi: «Git o zalim kavme!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip «Git o zalim kavme» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Hani Rabb'in Musa'ya şöyle seslenmişti, «Şu zalim topluma git.


    Gültekin Onan : Hani senin rabbin Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git."


    Hasan Basri Çantay : (10-11) Hani Rabbin Musâya: «O zaalimler güruhuna, Fir'avnın kavmine git. Haalâ (fenâlıkdan) sakınmayacaklar mı onlar?» diye nida etmişdi.


    Hayrat Neşriyat : (10-11) Hani Rabbin Mûsâ’ya: 'O zâlimler topluluğuna, Fir'avun’un kavmine git!(Allah’a karşı gelmekten) hâlâ sakınmayacaklar mı?' diye nidâ buyurdu.


    İbni Kesir : Hani Rabbın Musa'ya seslenmişti ki: Zalimler güruhuna git;


    Muhammed Esed : Ve (hatırla,) hani, Rabbin Musa'ya: "Şu zalimler toplumuna git!" diye seslenmişti,


    Ömer Nasuhi Bilmen : (10-11) Ve yâd et o zamanı ki, Rabbin Mûsa'ya nidâ buyurdu ki: «Zalimler olan kavme gidiver. Fir'avun'un kavmine ki, daha sakınmayacaklar mı?»


    Ömer Öngüt : Hani Rabbin Musa'ya şöyle seslenmişti: “O zâlim kavme git!”


    Şaban Piriş : Hani Rabbin, Musa’ya: -Zalim kavme git! diye seslenmişti.


    Suat Yıldırım : (10-11) Bir vakit de Rabbin Mûsâ’ya: "Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavun’un halkına gidip, "hakkı inkârdan ve azgınlıktan sakınma zamanı gelmedi mi? de!" diye nida etti.


    Süleyman Ateş : Rabbin Mûsâ'ya seslendi: "O zâlim kavme git!"


    Tefhim-ul Kuran : Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: «Zulmetmekte olan kavime git;»


    Ümit Şimşek : Hani Rabbin Musa'ya seslenmişti, 'O zalimler güruhuna git,' diye.


    Yaşar Nuri Öztürk : Rabbinin Mûsa'ya, "Zulüm sergileyenler topluluğuna git" diye seslenişini hatırla.
     


  11. قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ



    Kavme fir’avn(fir’avne), e lâ yettekûn(yettekûne).



    1. kavme : kavim

    2. fir'avne : firavun

    3. e : mi

    4. lâ yettekûne : takva sahibi olmuyorlar





    İmam İskender Ali Mihr : Firavun kavmi (hâlâ) takva sahibi olmuyorlar mı?


    Diyanet İşleri : (10-11) Hani Rabbin, Mûsâ’ya; “Zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmişti.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Firavun'un kavmine, hâlâ mı çekinmeyecekler?


    Adem Uğur : (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.


    Ahmed Hulusi : "Firavun'un halkına. . . Korkup korunmayacaklar mı?"


    Ahmet Tekin : 'Firavun’un kavmine git. Hâlâ, bana sığınmayacaklar, emirlerime yapışmayacaklar, günahlardan arınıp, azâbımdan korunmayacaklar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranmayacaklar, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olmayacaklar mı?'


    Ahmet Varol : Firavun'un kavmine. (Hâlâ) sakınmıyorlar mı?'


    Ali Bulaç : Firavun'un kavmine, hâlâ sakınmıyorlar mı?"


    Ali Fikri Yavuz : Firavun kavmine. Hâlâ (küfürden) sakınmıyacaklar mı?”


    Bekir Sadak : (10-11) Rabbin Musa'ya: «Haksizlik eden millete, Firavun'un milletine git» diye nida etmisti. «Haksizliktan sakinmazlar mi?»


    Celal Yıldırım : (10-11) Hani bir zaman Rabbin, Musâ'ya : «Zulmü âdet edinen millete, Fir'avn'ın milletine git; artık (Allah'tan) korkup (inkâr ve azgınlıktan, haksızlık ve taşkınlıktan) sakınmıyacaklar mı ?» diye seslenmişti.


    Diyanet İşleri (eski) : (10-11) Rabbin Musa'ya: 'Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git' diye nida etmişti. 'Haksızlıktan sakınmazlar mı?'


    Diyanet Vakfi : (10-11) Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hâla (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.


    Edip Yüksel : 'Firavun'un halkına; dinleyip düzelmiyecekler mi?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Fir'avn kavmine, daha sakınmıyacaklar mı?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Firavun kavmine, artık sakınmayacaklar mı!»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?»


    Fizilal-il Kuran : Firavun'un soydaşlarına. Onlar hiç mi başlarına geleceklerden korkmuyorlar?»


    Gültekin Onan : Firavunun kavmine, hala sakınmıyorlar mı?"


    Hasan Basri Çantay : (10-11) Hani Rabbin Musâya: «O zaalimler güruhuna, Fir'avnın kavmine git. Haalâ (fenâlıkdan) sakınmayacaklar mı onlar?» diye nida etmişdi.


    Hayrat Neşriyat : (10-11) Hani Rabbin Mûsâ’ya: 'O zâlimler topluluğuna, Fir'avun’un kavmine git!(Allah’a karşı gelmekten) hâlâ sakınmayacaklar mı?' diye nidâ buyurdu.


    İbni Kesir : Firavun kavmine. Sakınmazlar mı hala?


    Muhammed Esed : "Şu Bana karşı sorumluluk bilincinden uzaklaşan Firavun toplumuna!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : (10-11) Ve yâd et o zamanı ki, Rabbin Mûsa'ya nidâ buyurdu ki: «Zalimler olan kavme gidiver. Fir'avun'un kavmine ki, daha sakınmayacaklar mı?»


    Ömer Öngüt : “Firavun'un kavmine. Hâlâ korkmayacaklar mı onlar?”


    Şaban Piriş : Firavun’un kavmine... Onlar hala sakınmayacaklar mı?


    Suat Yıldırım : (10-11) Bir vakit de Rabbin Mûsâ’ya: "Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavun’un halkına gidip, "hakkı inkârdan ve azgınlıktan sakınma zamanı gelmedi mi? de!" diye nida etti.


    Süleyman Ateş : "Fir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı?"


    Tefhim-ul Kuran : «Firavun'un kavmine. Hâlâ sakınmıyorlar mı?»


    Ümit Şimşek : 'Firavun hanedanına git. Onlar hâlâ sakınmayacaklar mı?'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Firavun'un toplumuna git. Hâlâ korkup korunmayacaklar mı?"
     


  12. قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ



    Kâle rabbi innî ehâfu en yukezzibûn(yukezzibûni).



    1. kâle : dedi

    2. rabbi : Rabbim

    3. innî : muhakkak ki ben

    4. ehâfu : korkuyorum

    5. en yukezzibû-ni : beni yalanlamaları





    İmam İskender Ali Mihr : (Musa A.S): “Rabbim, muhakkak ki ben, beni tekzip etmelerinden (yalanlamalarından) korkuyorum.” dedi.


    Diyanet İşleri : Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Mûsâ, Rabbim demişti, gerçekten de beni yalanlarlar diye korkuyorum.


    Adem Uğur : Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.


    Ahmed Hulusi : (Musa) dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarından korkuyorum!"


    Ahmet Tekin : Mûsâ:
    'Rabbim, beni yalanlamalarından korkuyorum' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu onların beni yalanlamalarından korkuyorum.


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."


    Ali Fikri Yavuz : Mûsa dedi ki: “ - Rabbim! Doğrusu onların beni tekzib etmelerinden korkuyorum.


    Bekir Sadak : (12-14) Musa: «Rabbim! Dogrusu beni yalanlamalarindan korkuyorum; gogsum daraliyor, dilim acilmiyor. Onun icin Harun'a da elcilik ver. Onlarin bana isnat ettikleri bir suc da vardir. Beni oldurmelerinden korkuyorum» demisti.


    Celal Yıldırım : Musâ: «Rabbim! Doğrusu (beni) yalanlıyacaklarından korkuyorum da,


    Diyanet İşleri (eski) : (12-14) Musa: 'Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır.
    Beni öldürmelerinden korkuyorum' demişti.


    Diyanet Vakfi : Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.


    Edip Yüksel : Dedi ki, 'Rabbim, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Yarab! dedi: doğrusu ben korkarım ki beni tekzib ederler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : (Musa) dedi ki: «Ya Rab, doğrusu korkarım ki, beni yalanlarlar;


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Musa) şöyle seslendi: «Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar.»


    Fizilal-il Kuran : Musa dedi ki: «Ya Rabbi, onlar beni yalanlayacaklar diye korkuyorum.»


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."


    Hasan Basri Çantay : O, dedi ki: «Rabbim, onların beni tekzîb edeceklerinden cidden korkarım».


    Hayrat Neşriyat : (Mûsâ şöyle) dedi: 'Rabbim! Muhakkak ki ben, (onların) beni yalanlamalarından korkarım!'


    İbni Kesir : Dedi ki: Rabbım, onların beni yalanlamalarından korkarım.


    Muhammed Esed : (Musa:) "Ey Rabbim!" diye cevap verdi, "Doğrusu, beni yalanlamalarından korkuyorum,


    Ömer Nasuhi Bilmen : (12-13) Dedi ki: «Yarabbi! Şüphe yok ki, beni tekzîp edeceklerinden korkarım. Ve göğsüm daralır ve dilim açılmaz, artık Harun'a da risâlet ver.»


    Ömer Öngüt : Dedi ki: “Ey Rabbim! Onların beni yalanlamalarından endişe duyuyorum. ”


    Şaban Piriş : -Rabbim, beni yalancı saymalarından korkuyorum, dedi.


    Suat Yıldırım : (12-13) "Ya Rabbî" dedi, "Korkarım ki beni yalancı sayarlar, benim de göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun’a da risalet ver!"


    Süleyman Ateş : (Mûsâ): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum."


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Rabbim, kuşkusuz ben, onların beni yalanlamalarından korkmaktayım.»


    Ümit Şimşek : Musa 'Ey Rabbim,' dedi. 'Beni yalanlamalarından korkuyorum.


    Yaşar Nuri Öztürk : Demişti ki Mûsa: "Rabbim, doğrusu ben, beni yalanlamalarından korkuyorum."
     


  13. وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ



    Ve yadîku sadrî ve lâ yentaliku lisânî fe ersil ilâ hârûn(hârûne).



    1. ve yadîku : ve daralıyor

    2. sadr-î : benim göğsüm

    3. ve lâ yentaliku : ve dönmüyor

    4. lisân-î : benim dilim

    5. fe : böylece, bu nedenle

    6. ersil : gönder

    7. ilâ hârûne : Harun'a






    İmam İskender Ali Mihr : Ve göğsüm daralıyor ve dilim dönmüyor. Bunun için Harun'a gönder.


    Diyanet İşleri : “Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn’a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap).”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Gönlüm daralır, dilim açılmaz, sen Hârûn'u gönder.


    Adem Uğur : (Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.


    Ahmed Hulusi : "İçim daralıyor, dilim çözülmüyor, bunun için Harun'a (görev) irsâl et!"


    Ahmet Tekin : 'Göğsüm daralıyor, dilim dönmüyor. Hârûn’a da, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik, elçilik görevi ver.'


    Ahmet Varol : Ayrıca göğsüm daralıyor ve dilim açılmıyor. Bundan dolayı Harun'a (da Cebrail'i) gönder.


    Ali Bulaç : "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."


    Ali Fikri Yavuz : Hem (beni tekzib etmelerinden) canım sıkılır, dilim açılmaz. Onun için Hârun’a da peygamberlik ver (ve onu tebliğ için bana arkadaş yap).


    Bekir Sadak : (12-14) Musa: «Rabbim! Dogrusu beni yalanlamalarindan korkuyorum; gogsum daraliyor, dilim acilmiyor. Onun icin Harun'a da elcilik ver. Onlarin bana isnat ettikleri bir suc da vardir. Beni oldurmelerinden korkuyorum» demisti.


    Celal Yıldırım : Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da peygamberlik gönder.


    Diyanet İşleri (eski) : (12-14) Musa: 'Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır.
    Beni öldürmelerinden korkuyorum' demişti.


    Diyanet Vakfi : (Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.


    Edip Yüksel : 'Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor; kardeşim Harun'u gönder.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : ve Göğsüm daralır, dilim açılmaz, onun için Harûna da risalet ver


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : ve göğsüm daralır, dilim açılmaz, onun için Harun'a da peygamberlik ver!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver.»


    Fizilal-il Kuran : Bu yüzden canım sıkılır ve öfkemden dilim tutulur. Onun için Harun'a da peygamberlik görevi ver.


    Gültekin Onan : "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."


    Hasan Basri Çantay : «Benim de göğsüm daralır, dilim açılmaz. Onun için Hâruuna (Cebrâili) gönder (ona da peygamberlik ver)».


    Hayrat Neşriyat : 'Ve göğsüm daralır, dilim açılmaz; onun için (bana yardımcı olmak üzere)Hârûn’a da peygamberlik ver!'


    İbni Kesir : Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Bunun için Harun'a da elçilik ver.


    Muhammed Esed : ve göğsümün daralacağından ve dilimin dolaşacağından (korkuyorum); bu yüzden, (bu emri) Harun'a tevdi et.


    Ömer Nasuhi Bilmen : (12-13) Dedi ki: «Yarabbi! Şüphe yok ki, beni tekzîp edeceklerinden korkarım. Ve göğsüm daralır ve dilim açılmaz, artık Harun'a da risâlet ver.»


    Ömer Öngüt : “Benim göğsüm daralır, dilim dönmez. Onun için Harun'a da elçilik ver. ”


    Şaban Piriş : Göğsüm daralır, dilim açılmaz. Onun için Harun’a da peygamberlik ver.


    Suat Yıldırım : (12-13) "Ya Rabbî" dedi, "Korkarım ki beni yalancı sayarlar, benim de göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun’a da risalet ver!"


    Süleyman Ateş : Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Hârûn'a da elçilik ver."


    Tefhim-ul Kuran : Göğsüm sıkışmakta, dilim dönmemektedir; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder.»


    Ümit Şimşek : 'Göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun'a da peygamberlik ver.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Görev emrini Hârun'a gönder."
     


  14. وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ



    Ve lehum aleyye zenbun fe ehâfu en yaktulûn(yaktulûni).



    1. ve lehum : ve onlar için, onlar

    2. aleyye : bana, benim üzerime

    3. zenbun : suç, günah

    4. fe : artık, böylece

    5. ehâfu : korkuyorum

    6. en yaktulû-ni : beni öldürmelerinden






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onlara göre ben, günahkârım. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.


    Diyanet İşleri : “Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve bir de onlara karşı suçum var, korkarım, öldürürler beni.


    Adem Uğur : Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.



    Ahmed Hulusi : "Beni öldürmelerinden korkuyorum; çünkü onların haklı oldukları bir suçum var!"


    Ahmet Tekin : 'Hem onların bana isnat ettikleri bir suç var. Beni öldürmelerinden korkuyorum.'


    Ahmet Varol : Üstelik onların benim aleyhimde bir suç (davaları) var. Dolayısıyla beni öldürmelerinden korkuyorum.'


    Ali Bulaç : "Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum."


    Ali Fikri Yavuz : Bir de (Kıptî’yi öldürdüğümden) onların üzerimde bir kısas davası var, bundan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler.”


    Bekir Sadak : (12-14) Musa: «Rabbim! Dogrusu beni yalanlamalarindan korkuyorum; gogsum daraliyor, dilim acilmiyor. Onun icin Harun'a da elcilik ver. Onlarin bana isnat ettikleri bir suc da vardir. Beni
    korkuyorum» demisti.


    Celal Yıldırım : Hem onların benim üzerimde bir (cinayet) günahı vardır; bu yüzden beni öldüreceklerinden endişeliyim» demişti.


    Diyanet İşleri (eski) : (12-14) Musa: 'Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır.
    Beni öldürmelerinden korkuyorum' demişti.


    Diyanet Vakfi : Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.


    Edip Yüksel : 'Ayrıca, onların yanında suçlu biriyim. Korkarım ki beni öldürsünler.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem onlara üzerinde bir günah var, ondan dolayı korkarım ki hemen beni öldürürler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de onlara karşı suçluyum; ondan dolayı beni öldürürler diye korkarım.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler.»


    Fizilal-il Kuran : Hem onların bana isnat ettikleri bir suç var, bu gerekçe ile beni öldürürler diye korkuyorum.


    Gültekin Onan : "Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum."


    Hasan Basri Çantay : «Hem onların benim aleyhimde bir suç (da'vaları) da var. Bundan dolayı beni öldürmelerinden korkarım».


    Hayrat Neşriyat : 'Hem onlar için benim aleyhimde (bana isnâd ettikleri) bir suç da var (onlardan birini hatâ ile öldürmüştüm); bu yüzden beni öldürmelerinden korkarım!'


    İbni Kesir : Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Korkarım ki beni öldürürler


    Muhammed Esed : Üstelik, onların benim aleyhime ciddi bir suçlamaları da var ortada; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum".


    Ömer Nasuhi Bilmen : (14-15) «Ve hem onlar için benim üzerimde bir suç da var. Binaenaleyh beni öldüreceklerinden korkarım.» (Cenâb-ı Hak) Buyurdu ki: «Asla! İmdi ikiniz de Bizim âyetlerimizle gidiniz.
    Şüphe yok Biz işiticiler olduğumuz halde sizinle beraberiz.»


    Ömer Öngüt : “Onların bana isnat ettikleri bir suç da var. Beni öldürmelerinden korkarım. ”


    Şaban Piriş : Üstelik onlara karşı işlediğim bir de suçum var. Beni öldürmelerinden korkarım.


    Suat Yıldırım : "Hem sonra onların benim aleyhimde bir suçlamaları da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden endişe ediyorum."


    Süleyman Ateş : "Hem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günâh da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum."


    Tefhim-ul Kuran : «Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden de korkmaktayım.»


    Ümit Şimşek : 'Hem onların gözünde suçluyum; beni öldürmelerinden korkarım.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Hem, benim üzerimde onlar aleyhine işlenmiş bir suç var; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum."
     


  15. قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ



    Kâle kellâ, fezhebâ bi âyâtinâ innâ meakum mustemiûn(mustemiûne).



    1. kâle : dedi

    2. kellâ : hayır

    3. fe ezhebâ : haydi ikiniz gidin

    4. bi : ile

    5. âyâti-nâ : âyetlerimiz

    6. innâ : muhakkakki biz

    7. mea-kum : sizinle beraber

    8. mustemiûne : işitenler





    İmam İskender Ali Mihr : (Allahû Tealâ): “Hayır, haydi âyetlerimizle (ikiniz birden) gidin! Muhakkak ki Biz, sizinle beraber işitenleriz.” dedi.


    Diyanet İşleri : Allah dedi ki, “Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rab, hayır dedi, ikiniz de, delillerimizle gidin, şüphe yok ki biz, sizinleyiz, her şeyi duyarız.


    Adem Uğur : Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.


    Ahmed Hulusi : Buyurdu ki: "Hayır, asla!". . . "İkiniz mucizelerimiz - delillerimiz olarak gidiniz. . . Doğrusu biz sizinle BİRlikteyiz, işiticileriz. "


    Ahmet Tekin : Allah:
    'Hayır, korkma! Haydi, mûcizelerimizle gidin. Kesinlikle biz sizinle beraberiz. Olanları işitiyoruz.' buyurdu.


    Ahmet Varol : (Allah) dedi ki: 'Hayır. İkiniz de ayetlerimizle gidin. Şüphesiz biz sizinle beraber dinlemekteyiz.


    Ali Bulaç : (Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."


    Ali Fikri Yavuz : Allah şöyle buyurdu: “ -Hayır, ikiniz de mucizelerimizle hemen gidin. Muhakkak ki biz sizinle beraberiz, işiticileriz.


    Bekir Sadak : (15-17) Allah: «Hayir; ikiniz mucizlerimizle gidiniz. Dogrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a variniz: «Biz suphesiz alemlerin Rabbinin elcisiyiz; Israilogullarini bizimle beraber gonder, deyiniz» demisti.


    Celal Yıldırım : (Allah ona): «Hayır, bırak bu endişeleri» dedi; açık belge ve mu'cizelerimizle ikiniz (onlara) gidiniz. Şüpheniz olmasın ki biz sizinle beraberiz ; (olup bitenleri) işitiriz.


    Diyanet İşleri (eski) : (15-17) Allah: 'Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: 'Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz' demişti.


    Diyanet Vakfi : Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.


    Edip Yüksel : Dedi ki, 'Hayır, siz ikiniz ayetler (vahiy ve mucizeler) imizle gidin. Biz sizinle birlikteyiz; dinliyoruz.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hayır, buyurdu: haydi ikiniz bir, âyetlerimizle gidin, her halde biz sizinle beraberiz, dinliyoruzdur


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : (Allah) «Hayır» (endişe etme), «haydi ikiniz ayetlerimizle gidin; muhakkak Biz sizinle beraberiz (olup bitenleri) dinliyoruz,


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Allah): «Hayır hayır» buyurdu, «haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz.»


    Fizilal-il Kuran : Allah dedi ki; «Hayır, korkma, İkiniz birlikte ayetlerimizle gidiniz. Biz sizinle birlikteyiz ve söylenecek her sözü işitiriz.»


    Gültekin Onan : (Tanrı:) "Hayır" dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."


    Hasan Basri Çantay : (Allah) dedi: «Hayır. İkiniz de âyetlerimizle gidin. Şübhesiz ki biz sizinle beraberiz, (her şey'i) işidiciyiz».


    Hayrat Neşriyat : (Allah) buyurdu ki: 'Aslâ! (Sana bir şey yapamazlar.) Şimdi (ikiniz de)mu'cizelerimizle gidin; muhakkak ki biz (ben Azîmüşşân), (aranızda olacak şeyleri)dinleyiciler olarak sizinle berâberiz!'


    İbni Kesir : Buyurdu ki: Hayır, ikiniz ayetlerimizle gidin. Muhakkak Biz, sizinle beraber dinleyicilerdeniz.


    Muhammed Esed : (Allah:) "Hayır, asla!" dedi, "Yine de, siz ikiniz mesajlarımızla gidin; (yapacağınız çağrıyı) izlemek üzere Biz de sizinle beraberiz!


    Ömer Nasuhi Bilmen : (14-15) «Ve hem onlar için benim üzerimde bir suç da var. Binaenaleyh beni öldüreceklerinden korkarım.» (Cenâb-ı Hak) Buyurdu ki: «Asla! İmdi ikiniz de Bizim âyetlerimizle gidiniz.
    Şüphe yok Biz işiticiler olduğumuz halde sizinle beraberiz.»


    Ömer Öngüt : Allah buyurdu ki: “Hayır! İkiniz birlikte mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki biz sizinle beraberiz, (olanları) işitiyoruz. ”


    Şaban Piriş : -Asla (bunu yapamazlar), dedi. İkiniz, ayetlerimle birlikte gidin, şüphesiz biz, sizin yanınızdayız, işitmekteyiz.


    Suat Yıldırım : "Hayır!" buyurdu, "Benim âyetlerimle gidin, Biz de sizinle beraberiz, olup bitenleri işitiriz."


    Süleyman Ateş : (Allâh): "Hayır, dedi, ikiniz de âyetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz."


    Tefhim-ul Kuran : (Allah:) «Hayır,» dedi. «İkiniz de ayetlerimle gidin, hiç şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz.»


    Ümit Şimşek : Allah buyurdu ki: Asla! İkiniz de âyetlerimizle gidin. Biz sizinle beraberiz ve herşeyi işitmekteyiz.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Hayır, olmaz!" dediler. "Ayetlerimizi götürün. Biz sizinleyiz, herşeyi dinlemekteyiz."
     


  16. فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ



    Fe’tiyâ fir’avne fe kûlâ innâ resûlu rabbil âlemîn(âlemîne).



    1. fe'tiyâ (fe i'tiyâ) : artık (ikiniz) gidin

    2. fir'avne : firavun

    3. fe : böylece, ve de

    4. kûlâ : deyin

    5. innâ : muhakkak ki biz

    6. resûlu : resûl, elçi

    7. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi






    İmam İskender Ali Mihr : Haydi, firavuna (ikiniz) gidin ve böylece ona: “Muhakkak ki biz, âlemlerin Rabbinin resûlleriyiz.” deyin.


    Diyanet İşleri : “Firavun’a gidin ve deyin: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz”,


    Abdulbaki Gölpınarlı : Firavun'un tapısına geldiler de biz dediler, şüphe yok ki âlemlerin Rabbinin peygamberleriyiz.


    Adem Uğur : Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;


    Ahmed Hulusi : "İkiniz Firavun'a gelin ve deyin ki: Muhakkak ki biz Rabb-ül âlemîn'in (Esmâ özellikleriyle âlemdekileri yaratanın) Rasûlüyüz. . . "


    Ahmet Tekin : 'İkiniz Firavun’a gidin. Biz âlemlerin, bütün varlıkların Rabbinin elçisiyiz.' deyin.


    Ahmet Varol : Firavun'a gidin ve deyin ki: 'Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz.


    Ali Bulaç : "Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbi'nin elçisiyiz,"


    Ali Fikri Yavuz : Haydin Firavun’a gidin de deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin peygamberiyiz.


    Bekir Sadak : (15-17) Allah: «Hayir; ikiniz mucizlerimizle gidiniz. Dogrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a variniz: «Biz suphesiz alemlerin Rabbinin elcisiyiz; Israilogullarini bizimle beraber gonder, deyiniz» demisti.


    Celal Yıldırım : İkiniz Fir'avn'a gidin de ona deyin ki:«Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin peygamberleriyiz;


    Diyanet İşleri (eski) : (15-17) Allah: 'Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: 'Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz' demişti.


    Diyanet Vakfi : Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;


    Edip Yüksel : 'İkiniz Firavun'a varıp deyin ki, 'Biz evrenlerin Rabbinin elçileriyiz.' '


    Elmalılı Hamdi Yazır : Haydin Fir'avne varın da deyin: inan biz, rabbülaleminin resulüyüz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : haydin Firavun'a varın da deyin ki: «İnan ki biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz;


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.


    Fizilal-il Kuran : Firavun'un yanına vararak ona deyiniz ki; «Biz bütün alemlerin Rabb'i olan Allah'ın peygamberiyiz.


    Gültekin Onan : "Gecikmeksizin Firavuna giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin rabbinin elçisiyiz."


    Hasan Basri Çantay : (16-17) «Haydi Fir'avna gidin de: — Biz, israil oğullarını beraberimizde yollayasın diye aalemlerin Rabbinin gönderdiği gerçek (iki) peygamberiz» deyin.


    Hayrat Neşriyat : (16-17) Haydi (ikiniz de) Fir'avun’a gidin de deyin ki: 'Şübhe yok ki biz, İsrâiloğullarını bizimle berâber gönderesin diye âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.'


    İbni Kesir : Firavun'a varın, deyin ki: Biz, alemlerin Rabbının peygamberleriyiz.


    Muhammed Esed : Haydi, şimdi ikiniz de Firavun'a gidin ve ona deyin ki: 'Biz alemlerin Rabbinden bir mesaj getiriyoruz:


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Artık Fir'avun'a gidin de deyin ki, biz şüphe yok âlemlerin Rabbinin Resûlüyüz.»


    Ömer Öngüt : Firavun'a gidin ve ona deyin ki: “Biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz. ”


    Şaban Piriş : Firavun’a gidin ve deyin ki: “Biz, evrenin sahibinin elçileriyiz.


    Suat Yıldırım : (16-17) Gidin o Firavun’a: "Biz Rabbülâlemin tarafından sana gönderilen elçileriz, O’ndan sana mesaj getirdik: İsrailoğullarını serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler!" deyin.


    Süleyman Ateş : "Fir'avn'e giderek deyin ki: "Biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz."


    Tefhim-ul Kuran : «Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: -Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz,»


    Ümit Şimşek : Firavun'a gidin ve deyin ki: 'Biz Âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Hemen Firavun'a gidin, şöyle deyin: -Âlemlerin Rabbi'nin resulleriyiz biz."
     


  17. أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ



    En ersil meanâ benî isrâîl(isrâîle).



    1. en ersil : göndermesi

    2. mea-nâ : bizimle beraber

    3. benî isrâîle : İsrailoğulları





    İmam İskender Ali Mihr : Benî İsrail'i (İsrailoğulları'nı) bizimle beraber gönder!


    Diyanet İşleri : “İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : İsrâiloğullarını bizimle gönder.


    Adem Uğur : İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.


    Ahmed Hulusi : "İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder. "


    Ahmet Tekin : 'Temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasına son vererek, İsrâiloğulları’nı bizimle gönder' deyin.


    Ahmet Varol : İsariloğullarını bizimle beraber göndermen için (geldik).'


    Ali Bulaç : "İsrailoğullarını bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)."


    Ali Fikri Yavuz : İsrail oğullarını bizimle beraber salıver (onlara azab etme).”


    Bekir Sadak : (15-17) Allah: «Hayir; ikiniz mucizlerimizle gidiniz. Dogrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a variniz: «Biz suphesiz alemlerin Rabbinin elcisiyiz; Israilogullarini bizimle beraber gonder, deyiniz» demisti.


    Celal Yıldırım : İsrail oğulları'nı (salıver de) bizimle gönder.»


    Diyanet İşleri (eski) : (15-17) Allah: 'Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: 'Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz' demişti.


    Diyanet Vakfi : İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.


    Edip Yüksel : ' 'İsrail oğullarını bizimle birlikte gönder.' '


    Elmalılı Hamdi Yazır : Beni İsraili bizimle beraber salıver


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İsrail oğullarını bizimle beraber salıver.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İsrail oğullarını bizimle beraber gönder.»


    Fizilal-il Kuran : İsrailoğullarının bizimle birlikte buradan ayrılmalarına izin ver.


    Gültekin Onan : "İsrailoğullarını bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)."


    Hasan Basri Çantay : (16-17) «Haydi Fir'avna gidin de: — Biz, israil oğullarını beraberimizde yollayasın diye aalemlerin Rabbinin gönderdiği gerçek (iki) peygamberiz» deyin.


    Hayrat Neşriyat : (16-17) Haydi (ikiniz de) Fir'avun’a gidin de deyin ki: 'Şübhe yok ki biz, İsrâiloğullarını bizimle berâber gönderesin diye âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.'


    İbni Kesir : İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.


    Muhammed Esed : İsrailoğulları'nı bırak, bizimle gelsinler!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : (17-1 «İsrailoğullarını bizimle beraber salıveresin diye.» Fir'avun da dedi ki: «Seni çocuk iken içimizde büyütmedik mi? Ve aramızda ömründen senelerce kalmış olmadın mı?»


    Ömer Öngüt : “İsrailoğullarını bizimle beraber gönder. ”


    Şaban Piriş : İsrailoğulları'nı bizimle beraber gönder.”


    Suat Yıldırım : (16-17) Gidin o Firavun’a: "Biz Rabbülâlemin tarafından sana gönderilen elçileriz, O’ndan sana mesaj getirdik: İsrailoğullarını serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler!" deyin.


    Süleyman Ateş : "İsrâil oğullarını bizimle beraber gönder."


    Tefhim-ul Kuran : «İsrailoğullarını bizimle birlikte göndermen için (sana geldik).»


    Ümit Şimşek : 'İsrailoğullarını bizimle göndermen için geldik.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder."
     


  18. قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ



    Kâle e lem nurabbike fînâ velîden ve lebiste fînâ min umurike sinîn(sinîne).



    1. kâle : dedi

    2. e : mi

    3. lem nurabbi-ke : senin Rabbin (himaye edip yetiştiren) olmadık

    4. fî-nâ : içimizde, aramızda

    5. velîden : çocuk olarak, çocukken

    6. ve lebiste : ve sen kaldın

    7. fî-nâ : içimizde, aramızda

    8. min umuri-ke : senin ömründen

    9. sinîne : seneler, yıllar






    İmam İskender Ali Mihr : “Seni biz çocukken, içimizde himaye edip yetiştirmedik mi? Ve ömrünün birçok yılında içimizde kalmadın mı?” dedi.


    Diyanet İşleri : Firavun, şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Firavun, sen dedi, çocukken içimizde büyüyüp yetişmedin mi ve ömrünün nice yılını aramızda geçirmedin mi?


    Adem Uğur : (Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?


    Ahmed Hulusi : (Firavun) dedi ki: "Yanımızda ufak çocukken, seni terbiye edip yetiştirmedik mi? Hayatının nice yıllarını bizimle geçirmemiş miydin?"


    Ahmet Tekin : Firavun:
    'Biz seni, çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?' dedi.


    Ahmet Varol : (Firavun) dedi ki: 'Biz seni daha küçük çocukken içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını bizim aramızda geçirmedin mi?


    Ali Bulaç : (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"


    Ali Fikri Yavuz : Firavun şöyle dedi: “- Seni çocukken yanımızda büyütmedik mi? Hem de bizde, ömründen senelerce kaldın.


    Bekir Sadak : (18-19) Firavun Musa'ya: «Biz seni cocukken yanimiza alip buyutmedik mi? Hayatinin bircok yillarini aramizda gecirmedin mi? Sonunda yapacagni da yaptin. Sen nankorun birisin» dedi.


    Celal Yıldırım : (Fir'avn onlara): «A, seni çocukken aramızda besleyip büyütmedik mi ve sen ömrünün birkaç yılını bizde (geçirip) kalmadın mı ?!


    Diyanet İşleri (eski) : (18-19) Firavun Musa'ya: 'Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin' dedi.


    Diyanet Vakfi : (Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?


    Edip Yüksel : Dedi ki, 'Biz seni daha bebekken alıp yetiştirmedik mi ve hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Â, dedi: seni çocukken bizde büyütmedik mi? hem bizde ömründen senelerce kaldın


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : (Firavun) dedi ki: «A! Biz seni çocukken bizde büyütmedik mi? Ömrünün bir çok yıllarını aramızda geçirdin;


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?»


    Fizilal-il Kuran : Firavun dedi ki: «Biz seni çocukken yanımıza alarak büyütmedik mi? Ömrünün birçok yılını aramızda geçirmedin mi?»


    Gültekin Onan : (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"


    Hasan Basri Çantay : (Fir'avn) dedi ki: «Biz seni yeni doğmuş (bir çocuk) ken içimizde büyütmedik mi? Sen ömründen bir hayli seneler bizim aramızda kalmadın mı»?


    Hayrat Neşriyat : (Fir'avun) dedi ki: '(Biz) seni çocukken içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?'


    İbni Kesir : Dedi ki: Çocukken biz, seni yanımıza alıp büyütmedik mi? Ve sen, hayatının bir çok yılllarını aramızda geçirdin.


    Muhammed Esed : (Fakat Musa mesajını Firavun'a tebliğ edince, Firavun:) "Biz seni çocukken yanımızda yetiştirmemiş miydik?" dedi, "Ve sen ömrünün pek çok yılını bizim aramızda geçirmemiş miydin?


    Ömer Nasuhi Bilmen : (17-1 «İsrailoğullarını bizimle beraber salıveresin diye.» Fir'avun da dedi ki: «Seni çocuk iken içimizde büyütmedik mi? Ve aramızda ömründen senelerce kalmış olmadın mı?»


    Ömer Öngüt : Firavun dedi ki: “Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?”


    Şaban Piriş : Firavun dedi ki: -Çocukken seni içimizde büyütmedik mi? Ömrün boyunca senelerce aramızda kalmadın mı?


    Suat Yıldırım : "A!" dedi, "Sen şu bebekken alıp yanımızda büyüttüğümüz çocuk değil misin? Sonra da bizim sarayımızda senelerce kalmış, ömrünün bir kısmını bizimle geçirmiştin?"


    Süleyman Ateş : (Gittiler, Allâh'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı?"


    Tefhim-ul Kuran : (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: «Biz seni içimizde daha çocukkken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?»


    Ümit Şimşek : Firavun 'Daha çocukken seni aramızda büyütmedik mi?' dedi. 'Sonra da içimizde yıllarca yaşadın.


    Yaşar Nuri Öztürk : Firavun dedi: "Biz seni aramızda, bir çocuk olarak koruyup beslemedik mi? Ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin."
     


  19. وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ الْكَافِرِينَ



    Ve fealte fa’letekelletî fealte ve ente minel kâfirîn(kâfirîne).



    1. ve fealte : ve sen yaptın

    2. fa'lete-ke : senin işin

    3. elletî : ki o

    4. fealte : sen yaptın

    5. ve ente : ve sen

    6. min el kâfirîne : kâfirlerden, inkâr edenlerden





    İmam İskender Ali Mihr : Ve sen, yapacağın işi yaptın (cinayet işledin). Ve sen, kâfirlerdensin.


    Diyanet İşleri : “(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve o yaptığın işi de yaptın ve sen, nankörlerdensin.


    Adem Uğur : Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!


    Ahmed Hulusi : "Bir de o fiili işledin! (Firavun'un halkından birini öldürmek). . . Sen nankörlerdensin!"


    Ahmet Tekin : 'Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankör birisisin.'


    Ahmet Varol : Sonuçta o yaptığın işi de yaptın. Sen nankörlerdensin.'


    Ali Bulaç : "Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin."


    Ali Fikri Yavuz : O yaptığın işi (Kıptî’yi öldürmeyi) de sen işledin; sen nankörlerdensin.”


    Bekir Sadak : (18-19) Firavun Musa'ya: «Biz seni cocukken yanimiza alip buyutmedik mi? Hayatinin bircok yillarini aramizda gecirmedin mi? Sonunda yapacagni da yaptin. Sen nankorun birisin» dedi.


    Celal Yıldırım : Yapmak istediğini yaptın ve sen (cidden) nankörlerdensin,» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : (18-19) Firavun Musa'ya: 'Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin'
    dedi.


    Diyanet Vakfi : Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!


    Edip Yüksel : 'Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankör birisin.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem de o yaptığın fi'li yaptın, o halde sen o nankör kâfirlerdensin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : hem de o yaptığın (kötü) işi yaptın; o halde sen o nankör kafirlerdensin!»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!»


    Fizilal-il Kuran : Sonunda o ağır suçu işledin. Sen o sırada bir kafirdin.


    Gültekin Onan : "Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen kafirlerdensin."


    Hasan Basri Çantay : «O yapdığın fi'li de sen işledin. Sen nankörlerdensin».


    Hayrat Neşriyat : 'Sonunda o yaptığın işi de yaptın; o hâlde sen nankörlerdensin!'


    İbni Kesir : Ve yapacağın işi de yaptın. Sen nankörlerdensin.


    Muhammed Esed : Ama sonunda yapacağını yaptın ve nankör biri oldu(ğunu gösterdi)n!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ve o yaptığın fiilini yapıverdin. O halde sen nankörlerdensin.»


    Ömer Öngüt : “Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankörün birisin!”


    Şaban Piriş : Sonunda yapacağını yaptın, Sen nankörün birisin!


    Suat Yıldırım : "Sonunda da bildiğin o işi yapmıştın. Sen doğrusu nankörün tekisin!"


    Süleyman Ateş : "Ve sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin."


    Tefhim-ul Kuran : «Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin.»


    Ümit Şimşek : 'Ondan sonra da yapacağını yaptın. Sen nankörün birisin.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Ve sonunda o yaptığını da yaptın. Nankörlerden birisin sen."
     


  20. قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ



    Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn(dâllîne).



    1. kâle : dedi

    2. fealtu-hâ : onu yaptım

    3. izen : o zaman

    4. ve ene : ve ben

    5. min ed dâllîne : dalâlette olanlardan





    İmam İskender Ali Mihr : Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi.


    Diyanet İşleri : Mûsâ, şöyle dedi: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde iken (istemeyerek) yaptım.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Mûsâ, o işi yaptım ama dedi, o vakit cahillerdendim.


    Adem Uğur : Musa: Ben, dedi, o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım.


    Ahmed Hulusi : (Musa) dedi ki: "O filli işlediğimde ben ne yaptığımın farkında değildim. "


    Ahmet Tekin : Mûsâ:
    'Bir yumruğun ölüme sebebiyet vereceğini bilerek yapmışsam, o takdirde düzen, kural tanımayanlardan, helâki hak edenlerden olurum.' dedi.


    Ahmet Varol : (Musa) dedi ki: 'Onu daha bilgisizlerden olduğum zaman yaptım.


    Ali Bulaç : (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."


    Ali Fikri Yavuz : Mûsa dedi ki: “- Ben bunu, o vakit cahillerden olduğum halde yaptım.


    Bekir Sadak : (20-22) Musa: «O isi kasden yaptimsa sapiklardan biri sayilirim. Bu yuzden sizden korkunca aranizdan kactim. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yapti. Basima kaktigin bu nimet, Israilogullarini kendine kole ettiginden oturudur» dedi.


    Celal Yıldırım : Musâ, «o işi ben henüz (peygamberlik) yolunda değil iken yapmıştım» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : (20-22) Musa: 'O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür' dedi.


    Diyanet Vakfi : Musa: Ben, dedi, o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım.


    Edip Yüksel : Dedi ki, 'O işi yaptığım zaman yanlış yoldaydım.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : O vakıt, dedi: o fi'li yaptım şaşkınlardandım


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : (Musa) dedi ki: «O işi o zaman yaptım, şaşkınlardandım.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Musa, «Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım.»


    Fizilal-il Kuran : Musa dedi ki: «O suçu işlediğim sırada ben henüz doğru yolu bulmuş değildim.


    Gültekin Onan : (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."


    Hasan Basri Çantay : (Muusâ) dedi: «Ben bunu o vakit bilmezlerden olarak yapdım».


    Hayrat Neşriyat : (Mûsâ:) 'Ben bunu o zaman (öyle kasdım olmadan, sonu ölüm olacağını)bilmeyen kimselerden olarak yaptım' dedi.


    İbni Kesir : Dedi ki: Ben, onu yaptım, ama o zaman şaşkınlardandım.


    Muhammed Esed : (Musa:) "Evet, o fiili daha ne yaptığımı bilmez biriyken işledim" dedi,


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Hazreti Mûsa) Dedi ki: «Onu o vakit yaptım, fakat ben (o zaman) cahillerden idim.»


    Ömer Öngüt : Musa dedi ki: “Ben onu yaptım amma, o zaman câhillerdendim (sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım). ”


    Şaban Piriş : -Ben, onu yaptığım zaman dalalet içinde olanlardan biriydim, dedi.


    Suat Yıldırım : "Ben" dedi, "yanlışlıkla, sonunda ne olacağını bilmeksizin, şaşkın bir vaziyette o işi yapmıştım."


    Süleyman Ateş : (Mûsâ): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi.


    Tefhim-ul Kuran : (Musa) Dedi ki: «Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım.»


    Ümit Şimşek : Musa dedi ki: 'Ben onu yanlışlıkla yaptım.


    Yaşar Nuri Öztürk : Mûsa dedi: "Onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş