Kuran-ı Kerim SÂFFÂT Suresi Türkçe Meali Kuran-ı Kerim Tüm Türkçe Meal, SÂFFÂT Suresinin Arapça yazı

goktepeli26 13 Haz 2013

Son Konular



  1. سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ



    Selâmun alâ mûsâ ve hârûn(hârûne).



    1. selâmun : selâm, selâm olsun

    2. alâ : üzerine, ... a

    3. mûsâ : Musa

    4. ve hârûne : ve Harun




    İmam İskender Ali Mihr : Musa (A.S)'a ve Harun (A.S)'a selâm olsun.


    Diyanet İşleri : Mûsâ’ya ve Hârûn’a selâm olsun.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Esenlik Mûsâ'ya ve Hârûn'a.


    Adem Uğur : Musa ve Harun'a selam olsun.


    Ahmed Hulusi : Musa ve Harun'a Selâm olsun!


    Ahmet Tekin : Mûsâ’ya ve Hârûn’a da selâm olsun, selâmette olsunlar, selâmete erenlerdendir.


    Ahmet Varol : Musa'ya ve Harun'a selâm olsun.


    Ali Bulaç : Musa'ya ve Harun'a selam olsun.


    Ali Fikri Yavuz : Bizden Mûsa’ya ve Harûn’a saadet ve selâmet olsun...


    Bekir Sadak : (119-12) 0 Sonra gelenler icinde «Musa ve Harun'a selam olsun» diye iyi birer un biraktik.


    Celal Yıldırım : Selâm Musâ ile Harun'a olsun.


    Diyanet İşleri (eski) : (119-120) Sonra gelenler içinde 'Musa ve Harun'a selam olsun' diye iyi birer ün bıraktık.


    Diyanet Vakfi : (119-120) Sonra gelenler içinde, Musa ve Harun'a selam olsun, diye (iyi bir nam) bıraktık.


    Edip Yüksel : Musa'ya ve Harun'a selam (barış) olsun.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Selâm Musâ ile Haruna


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Selam Musa ile Harun'a!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Selam olsun, Musa ile Harun'a.


    Fizilal-il Kuran : Musa'ya ve Harun'a bizden selâm olsun.


    Gültekin Onan : Musa'ya ve Harun'a selam olsun.


    Hasan Basri Çantay : Musâya da, Hârûna da (bizden) selâm.


    Hayrat Neşriyat : Mûsâ ve Hârun’a selâm olsun!


    İbni Kesir : Musa ve Harun'a selam olsun.


    Muhammed Esed : "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Mûsa ve Harun üzerine (bizden) selâm olsun.


    Ömer Öngüt : Musa ve Harun'a bizden selâm olsun!


    Şaban Piriş : (119-120) Daha sonrakiler arasında onlar için: -Musa ve Harun’a selam! mirası bıraktık.


    Suat Yıldırım : "Selam olsun Mûsâ ile Harun’a"


    Süleyman Ateş : (Hep): "Mûsâ'ya ve Hârûn'a selâm olsun!" (diyeceklerdi).


    Tefhim-ul Kuran : Musa'ya ve Harun'a selam olsun.


    Ümit Şimşek : Musa ve Harun'a selâm olsun.


    Yaşar Nuri Öztürk : Selam olsun Mûsa'ya ve Hârun'a!
     


  2. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ



    İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).



    1. innâ : muhakkak ki biz

    2. kezâlike : i؛te bِyle

    3. neczî : cezalandırırız, kar؛ılığını veririz, mükâfatlandırırız

    4. el muhsinîne : muhsinler





    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki Biz, muhsinleri i؛te bِyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İ؛leri : ھüphesiz biz iyilik yapanları bِyle mükâfatlandırırız.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki biz, bِyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri;


    Adem Uğur : Doğrusu biz, iyileri bِylece mükâfatlandırırız.


    Ahmed Hulusi : Doğrusu biz, muhsinleri (Allâh'a, gِrürcesine kulluk edenleri) bِylece cezalandırırız!


    Ahmet Tekin : Biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranı؛larına, ili؛kilerine, gِrevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyile؛tirmeye ِrnek olan, i؛lerinde mükemmellik, dürüstlük ve ba؛arı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman ِnderleri, inananları, i؛te bِyle mükâfatlandırırız.


    Ahmet Varol : İ؛te biz iyilik edenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Ali Bulaç : ھüphesiz biz, ihsanda bulunanları bِyle ِdüllendiririz.


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten biz, güzel amel i؛liyenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Bekir Sadak : Dogrusu Biz, iyileri boylece mukafatlandiririz.


    Celal Yıldırım : ھüphesiz biz, iyiliği, yararlı i؛leri, güzelliği huy edinenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Doğrusu Biz, iyileri bِylece mükafatlandırırız.


    Diyanet Vakfi : Doğrusu biz, iyileri bِylece mükâfatlandırırız.


    Edip Yüksel : Biz, iyi davrananları i؛te bِyle ِdüllendiririz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Biz bِyle mükâfat ederiz i؛te muhsinîne


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : İ؛te Biz güzel davrananları bِyle mükafatlandırırız.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : İ؛te biz iyilik yapanları bِyle mükafatlandırırız.


    Fizilal-il Kuran : İ؛te biz güzel davrananları bِyle mükafatlandırırız.


    Gültekin Onan : ھüphesiz biz, ihsanda bulunanları bِyle ِdüllendiririz.


    Hasan Basri اantay : ھübhesiz ki biz iyi hareket edenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Hayrat Ne؛riyat : Doğrusu biz iyilik edenleri bِyle mükâfâtlandırırız.


    İbni Kesir : Muhakkak ki Biz, ihsan edenleri bِyle mükafatlandırırız.


    Muhammed Esed : İyileri i؛te bِyle ِdüllendiririz,


    ضmer Nasuhi Bilmen : ھüphe yok ki Biz, muhsin olanları bِylece mükâfaatlandırırız.


    ضmer ضngüt : Doğrusu biz muhsinleri bِyle mükâfatlandırırız.


    ھaban Piri؛ : İ؛te iyileri bِyle ِdüllendiririz.


    Suat Yıldırım : Biz iyileri i؛te bِyle ِdüllendiririz!


    Süleyman Ate؛ : İ؛te biz güzel davrananları bِyle mükâfâtlandırırız.


    Tefhim-ul Kuran : ھüphesiz biz, ihsanda bulunanları bِyle ِdüllendiririz.


    ـmit ھim؛ek : İyi kulluk edenleri Biz bِyle ِdüllendiririz.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Güzel dü؛ünüp güzel davrananları biz bِyle ِdüllendiririz!
     


  3. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ



    İnne humâ min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).



    1. inne-humâ : muhakkak ki ikisi

    2. min ibâdinâ : kullar‎m‎zdan

    3. el mû'minîne : mü'minler





    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki ikisi (de) Bizim mü'min (Allah'a ula‏may‎ dileyip bütün makamlar‎ kazanan) kullar‎m‎zdand‎r.


    Diyanet ف‏leri : اünkü onlar mü’min kullar‎m‎zdan idiler.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : قüphe yok ki ikisi de inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Adem Uًur : قüphesiz, ikisi de mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki ikisi de iman eden kullar‎m‎zdand‎r.


    Ahmet Tekin : O bizi ilâh tan‎yan, candan müslüman olarak bize baًlanan, sayg‎yla bize kulluk ve ibadet eden kullar‎m‎zdand‎.


    Ahmet Varol : قüphesiz onlar mü'min kullar‎m‎zdand‎lar.


    Ali Bulaç : قüphesiz ikisi, bizim mü'min olan kullar‎m‎zdand‎lar.


    Ali Fikri Yavuz : اünkü ikisi de mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Bekir Sadak : Ikisi de suphesiz inanmis kullarimizdandi.


    Celal Y‎ld‎r‎m : فkisi de elbette bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎r.


    Diyanet ف‏leri (eski) : فkisi de ‏üphesiz inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    Diyanet Vakfi : قüphesiz, ikisi de mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Edip Yüksel : O ikisi bizim inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : اünkü ikisi de bizim mü'min kullar‎m‎zdan


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : اünkü ikisi de Bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : اünkü onlar‎n ikisi de bizim mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Fizilal-il Kuran : اünkü onlar‎n ikisi de bizim mü'min kullar‎m‎zd‎.


    Gültekin Onan : قüphesiz ikisi, bizim inançl‎ kullar‎m‎zdand‎lar.


    Hasan Basri اantay : Hak‎ykat onlar mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Hayrat Ne‏riyat : قübhesiz ikisi (de) bizim mü’min kullar‎m‎zdand‎r.


    فbni Kesir : Doًrusu o ikisi de, mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Muhammed Esed : çünkü onlar‎n ikisi de gerçekten inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Muhakkak ki, ikisi de Bizim mü'minler olan kullar‎m‎zdand‎r.


    ضmer ضngüt : فkisi de ‏üphesiz mümin kullar‎m‎zdand‎.


    قaban Piri‏ : اünkü ikisi de mü’min kullar‎m‎zdan idi.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Gerçekten onlar, Bizim tam inanm‎‏ has kullar‎m‎zdand‎.


    Süleyman Ate‏ : اünkü ikisi de bizim inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Tefhim-ul Kuran : قüphesiz ikisi, bizim mü'min olan kullar‎m‎zdand‎rlar.


    ـmit قim‏ek : Doًrusu, ikisi de inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : O ikisi de bizim inanan kullar‎m‎zdand‎.
     


  4. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنْ الْمُرْسَلِينَ



    Ve inne ilyâse le minel murselîn(murselîne).



    1. ve inne : ve muhakkak

    2. ilyâse : İlyas

    3. le : elbette, mutlaka

    4. min : den

    5. el murselîne : gönderilmiş olanlar,




    İmam İskender Ali Mihr : Ve muhakkak ki İlyas (A.S), mutlaka gönderilen (resûl)lerdendir.


    Diyanet İşleri : Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve şüphe yok ki İlyas, elbette peygamberlerdendi.


    Adem Uğur : İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki İlyas da irsâl olunanlardandı.


    Ahmet Tekin : İlyas da, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik görevi ile gönderilenlerdendi.


    Ahmet Varol : Şüphesiz İlyas da gönderilmiş peygamberlerdendi.


    Ali Bulaç : Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.


    Ali Fikri Yavuz : Doğrusu İlyas da, gönderilen peygamberlerdendi.


    Bekir Sadak : Dogrusu Ilyas da peygamberlerdendir.


    Celal Yıldırım : Şüphesiz İlyâs da gönderilen peygamberlerdendir;


    Diyanet İşleri (eski) : Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.


    Diyanet Vakfi : İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.


    Edip Yüksel : İlyas elçilerden biriydi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şübhesiz İlyas da mürselînden


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.


    Fizilal-il Kuran : İlyas da peygamberlerdendir.


    Gültekin Onan : Gerçekten İlyas da gönderilmiş (peygamber)lerdendi.


    Hasan Basri Çantay : İlyas da, şübhe yok ki, gönderilmiş peygamberlerdendi.


    Hayrat Neşriyat : Muhakkak ki İlyâs da elbette peygamberlerdendir.


    İbni Kesir : Muhakkak ki İlyas da peygamberlerdendi.


    Muhammed Esed : Kuşkusuz, İlyas (da) elçilerimizden biriydi


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve şüphe yok ki, İlyas da gönderilmiş (peygamber)lerdendir.


    Ömer Öngüt : İlyas da şüphe yok ki gönderilmiş peygamberlerdendi.


    Şaban Piriş : İlyas da peygamberlerden idi.


    Suat Yıldırım : İlyas da şüphesiz resullerdendi.


    Süleyman Ateş : İlyâs da elçilerdendi.


    Tefhim-ul Kuran : Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.


    Ümit Şimşek : İlyas da peygamber olarak gönderilenlerdendi.


    Yaşar Nuri Öztürk : İlyas da elbette ki peygamberlerdendi.
     


  5. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ

    İz kâle li kavmihî e lâ tettekûn(tettekûne).



    1. iz kâle : demi؛ti

    2. li kavmi-hi : kavmine

    3. e : mı

    4. lâ tettekûne : takva sahibi olmayacaks‎n‎z





    فmam فskender Ali Mihr : (فlyas A.S) kavmine: "Siz takva sahibi olmayacak m‎s‎n‎z?" demi‏ti.


    Diyanet ف‏leri : Hani kavmine ‏ِyle demi‏ti: “Allah’a kar‏‎ gelmekten sak‎nmaz m‎s‎n‎z?”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Hani kavmine demi‏ti ki: اekinmez misiniz siz?


    Adem Uًur : (فlyas) milletine: (Allah'a kar‏‎ gelmekten) sak‎nmaz m‎s‎n‎z?


    Ahmed Hulusi : Hani halk‎na: "Korunmaz m‎s‎n‎z?" dedi.


    Ahmet Tekin : Hani kavmine:
    'Allah’a s‎ً‎n‎p, emirlerine yap‎‏mayacak m‎s‎n‎z, günahlardan ar‎n‎p, azaptan korunmayacak m‎s‎n‎z, kulluk ve sorumluluk ‏uuruyla, haklar‎n‎za ve ِzgürlüklerinize sahip ç‎karak ‏ahsiyetli davranmayacak m‎s‎n‎z, dinî ve sosyal gِrevlerinizin bilincinde olmayacak m‎s‎n‎z' demi‏ti.


    Ahmet Varol : Hani o kavmine ‏ِyle demi‏ti: 'Siz (Allah'a kar‏‎ gelmekten) sak‎nm‎yor musunuz?


    Ali Bulaç : Hani kendi kavmine demi‏ti ki: "Siz korkup sak‎nmaz m‎s‎n‎z?"


    Ali Fikri Yavuz : O vakit kavmine ‏ِyle demi‏ti: “- Siz Allah’dan korkmaz m‎s‎n‎z?


    Bekir Sadak : (124-12) 6 Milletine: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Yaratanlarin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, onceki babalarinizin da Rabbi bulunan Allah'i birakip da Baal putuna mi taparsiniz?» demisti.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Hani o, kendi kavmine, «siz (Allah'tan) korkup (putlara tapmaktan, kِtülük i‏lemekten) sak‎nmaz m‎s‎n‎z ?


    Diyanet ف‏leri (eski) : (124-126) Milletine: 'Allah'a kar‏‎ gelmekten sak‎nmaz m‎s‎n‎z? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, ِnceki babalar‎n‎z‎n da Rabbi bulunan Allah'‎ b‎rak‎p da Baal putuna m‎ tapars‎n‎z?' demi‏ti.


    Diyanet Vakfi : (124-126) (فlyas) milletine: (Allah'a kar‏‎ gelmekten) sak‎nmaz m‎s‎n‎z? Yaratanlar‎n en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden ِnce gelen atalar‎n‎z‎n da Rabbi olan Allah'‎ b‎rak‎p da Ba'l'e mi tapars‎n‎z? demi‏ti.


    Edip Yüksel : Halk‎na, 'Erdemli olmayacak m‎s‎n‎z?' dedi.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Zira kavmine demi‏ti: siz Allahdan korkmaz m‎s‎n‎z?


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Kavmine ‏ِyle demi‏ti: «Siz Allah'tan korkmaz m‎s‎n‎z?


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : (124-126) Hani o kavmine: «Siz Allah'tan korkmaz m‎s‎n‎z? Yaratanlar‎n en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha ِnceki atalar‎n‎z‎n da Rabbi bulunan Allah'‎ b‎rak‎p da «Ba'l'e» (Ba'l ismindeki puta) mi yalvar‎yorsunuz?» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Kavmine demi‏ti ki; «Allah'‎n azab‎ndan korkmaz m‎s‎n‎z?


    Gültekin Onan : Hani kendi kavmine demi‏ti ki: "Siz korkup sak‎nmaz m‎s‎n‎z?"


    Hasan Basri اantay : O vakit kavmine (‏ِyle) demi‏di: «Siz (Allahdan) korkmaz m‎s‎n‎z»?


    Hayrat Ne‏riyat : O vakit kavmine demi‏ti ki: '(Siz Allah’a kar‏‎ gelmekten) sak‎nmaz m‎s‎n‎z?'


    فbni Kesir : Hani kavmine demi‏ti ki: Siz, hiç korkmaz m‎s‎n‎z?


    Muhammed Esed : ve kavmine ‏ِyle seslenmi‏ti: "Allah'a kar‏‎ sorumluluًunuzu idrak etmez misiniz?


    ضmer Nasuhi Bilmen : O vakit, kavmine demi‏ti ki: «Siz korkmaz m‎s‎n‎z?»


    ضmer ضngüt : Hani kavmine: "Allah'a kar‏‎ gelmekten sak‎nmaz m‎s‎n‎z?" demi‏ti.


    قaban Piri‏ : Halk‎na ‏ِyle demi‏ti: -Kokmuyor musunuz?


    Suat Y‎ld‎r‎m : (124-126) Hani o halk‎na ‏ِyle demi‏ti: "Siz hâla ‏irkten ve günahlardan sak‎nmayacak m‎s‎n‎z? Sizin de, gelip geçmi‏ atalar‎n‎z‎n da Rabbi olan Allah’‎, o Mükemmel Yaradan‎ b‎rak‎p hâla Ba’l’e tapmaya m‎ devam edeceksiniz?"


    Süleyman Ate‏ : Kavmine demi‏ti ki: "(Allâh'‎n azâb‎ndan) Korunmaz m‎s‎n‎z?"


    Tefhim-ul Kuran : Hani kendi kavmine demi‏ti ki: «Siz korkup sak‎nmaz m‎s‎n‎z?»


    ـmit قim‏ek : O da kavmine demi‏ti ki: 'Hiç sak‎nm‎yor musunuz?


    Ya‏ar Nuri ضztürk : O da toplumuna ‏ِyle demi‏ti: "Hâlâ korkup sak‎nm‎yor musunuz?"
     



  6. أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ



    Eted’ûne ba’len ve tezerûne ahsenel hâlikîn(hâlikîne).



    1. e : mı

    2. ted'ûne : tapıyorsunuz

    3. ba'len : ba'l (bir put adı)

    4. ve tezerûne : ve bırakıyorsunuz

    5. ahsene : ahsen, en güzel

    6. el hâlikîne : yaratıcı





    İmam İskender Ali Mihr : Siz (bir put olan) Ba'le mi tapıyorsunuz? Ve Yaratıcılar'ın En Güzeli'ni (Allah'ı) terk mi ediyorsunuz (vaz mı geçiyorsunuz)?


    Diyanet İşleri : (125-126) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ba'l'i mi çağırırsınız da yaratıcıların en güzelini bırakırsınız.


    Adem Uğur : Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.


    Ahmed Hulusi : "Ba'l'e (dört yüzü olan altından heykel) tapınıp ve yaratanların en güzelini mi (Ahsen-ül Halikîn) bırakıyorsunuz?"


    Ahmet Tekin : 'Yaratıcıların en güzelini bırakıp da Ba’l’e mi tapıyor, yalvarıyorsunuz?'


    Ahmet Varol : Ba'l'e tapıp da yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz? [3]


    Ali Bulaç : "Siz Ba'le tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Allah'ı) mı bırakıyorsunuz?"


    Ali Fikri Yavuz : O en güzel yaradanı bırakıb da Ba’l isimli puta mı tapıyorsunuz?


    Bekir Sadak : (124-12) 6 Milletine: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Yaratanlarin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, onceki babalarinizin da Rabbi bulunan Allah'i birakip da Baal putuna mi taparsiniz?» demisti.


    Celal Yıldırım : (125-126) Siz, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbı olan Allah'ı, yaratanların o en güzelini bırakıp da Ba'l'e mi tapıp yalvarıyorsunuz?» demişti.


    Diyanet İşleri (eski) : (124-126) Milletine: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?' demişti.


    Diyanet Vakfi : (124-126) (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.



    Edip Yüksel : En güzel Yaratanı bırakıp Ba'le mi taparsınız?


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir ba'le mi yalvarıyorsunuz bırakıb da o ahsenülhâlikîni


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O en güzel yaratanı bırakıp da Ba'le mi yalvarıyorsunuz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (124-126) Hani o kavmine: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da «Ba'l'e» (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Yaratanların en güzeli olan Allah'ı bırakıp da Ba'l putuna mı tapıyorsunuz?


    Gültekin Onan : "Siz Ba'l'e tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Tanrı'yı) mı bırakıyorsunuz?"


    Hasan Basri Çantay : (125-126) «O en güzel Yaradanı, sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allâhı bırakıb da «Ba'l» e mi tapıyorsunuz»?


    Hayrat Neşriyat : (125-126) 'Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba'l’e mi yalvarıyorsunuz?'


    İbni Kesir : Yaratıcıların en güzelini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız?


    Muhammed Esed : Ba'l'e yalvarıp sanatkarların en güzelini, (Allah'ı) bırakır mısınız,


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ba'l'e mi tapınırsınız? Ve Hâlikların en güzeline (ibadeti) terk mi edersiniz?»


    Ömer Öngüt : "Ba'l putuna tapıp yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?"


    Şaban Piriş : Yaratıcıların en iyisini bırakıp Ba’l’e mi yalvarıyorsunuz?


    Suat Yıldırım : (124-126) Hani o halkına şöyle demişti: "Siz hâla şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hâla Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?"


    Süleyman Ateş : "Ba'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini?"


    Tefhim-ul Kuran : «Siz Ba'l'e tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Allah'ı) mı bırakıyorsunuz?»


    Ümit Şimşek : 'O en güzel Yaratıcıyı bırakıp da Ba'l putuna mı tapıyorsunuz?


    Yaşar Nuri Öztürk : "Bal'e yalvarıp yakarıyor, yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?"
     


  7. وَاللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ



    Allâhe rabbekum ve rabbe âbâikumul evvelîn(evvelîne).



    1. allâhe : Allah

    2. rabbe-kum : sizin Rabbiniz

    3. ve rabbe : ve Rab

    4. âbâi-kum : sizin babalarınız, atalarınız

    5. el evvelîne : evvelkiler




    İmam İskender Ali Mihr : Allah, sizin ve evvelki babalarınızın (atalarınızın) Rabbidir.


    Diyanet İşleri : (125-126) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : O Allah'tır ki Rabbinizdir sizin ve Rabbidir gelip geçmiş atalarınızın.


    Adem Uğur : Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?


    Ahmed Hulusi : "Rabbiniz Allâh, önceki atalarınızın da Rabbi'dir!"


    Ahmet Tekin : 'Rabbiniz Allah’ı, önceki atalarınızın Rabbini mi bırakıyorsunuz?'


    Ahmet Varol : Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı.'


    Ali Bulaç : "Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir."


    Ali Fikri Yavuz : Allah sizin de Rabbinizdir, evvelki atalarınızın da Rabbidir.


    Bekir Sadak : (124-12) 6 Milletine: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Yaratanlarin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, onceki babalarinizin da Rabbi bulunan Allah'i birakip da Baal putuna mi taparsiniz?» demisti.


    Celal Yıldırım : (125-126) Siz, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbı olan Allah'ı, yaratanların o en güzelini bırakıp da Ba'l'e mi tapıp yalvarıyorsunuz?» demişti.


    Diyanet İşleri (eski) : (124-126) Milletine: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?' demişti.


    Diyanet Vakfi : (124-126) (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.


    Edip Yüksel : ALLAH sizin ve geçmişteki atalarınızın Rabbidir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O rabbınız ve evvelki atalarınızın da rabbı olan Allahı?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı» demişti.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (124-126) Hani o kavmine: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da «Ba'l'e» (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Sizin ve babalarınızın Rabb'i olan Allah'ı terk mi ediyorsunuz?»


    Gültekin Onan : "Tanrı ki, sizin de rabbiniz, önceki atalarınızın da rabbidir."


    Hasan Basri Çantay : (125-126) «O en güzel Yaradanı, sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allâhı bırakıb da «Ba'l» e mi tapıyorsunuz»?


    Hayrat Neşriyat : (125-126) 'Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba'l’e mi yalvarıyorsunuz?'


    İbni Kesir : Sizin de Rabbınız, önceki babalarınızın da Rabbı olan Allah'ı.


    Muhammed Esed : Allah'ı, sizin ve evvelki atalarınızın Rabbini?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Sizin de Rabbiniz ve evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allah'a (ibadeti mi terkeylersiniz?)»


    Ömer Öngüt : "Allah sizin de Rabbiniz, önce geçen atalarınızın da Rabbidir. "


    Şaban Piriş : Sizin Rabbiniz de, daha önceki atalarınızın Rabbi de Allah’tır.


    Suat Yıldırım : (124-126) Hani o halkına şöyle demişti: "Siz hâla şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hâla Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?"


    Süleyman Ateş : "Sizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allâh'ı?"


    Tefhim-ul Kuran : «Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.»


    Ümit Şimşek : 'Oysa sizin de, evvelce gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi Allah'tır.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı terk mi ediyorsunuz?"
     


  8. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ



    Fe kezzebûhu fe inne hum le muhdarûn(muhdarûne).



    1. fe : bunun üzerine, böylece, fakat

    2. kezzebû-hu : onu yalanladılar

    3. fe : bunun üzerine, böylece, bu sebeple

    4. inne hum : muhakkak onlar

    5. le : elbette, gerçekten

    6. muhdarûne : hazır bulundurulacak olanlar





    İmam İskender Ali Mihr : Fakat onu yalanladılar. Bu sebeple muhakkak ki onlar, gerçekten (cehennemde) hazır bulundurulacak olanlardır.


    Diyanet İşleri : Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken yalanladılar onu; şüphe yok ki tapımıza getirilecektir onlar.


    Adem Uğur : Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.


    Ahmed Hulusi : Onu (İlyas'ı) yalanladılar! Muhakkak ki onlar zorunlu huzura çıktılar!


    Ahmet Tekin : İlyas’ı da yalanladılar. Ama onlar Cehenneme ihzarlı getirilecekler.


    Ahmet Varol : Ancak onu yalanladılar. Bundan dolayı onlar da (azap için) getirileceklerdir.


    Ali Bulaç : Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.


    Ali Fikri Yavuz : Fakat onlar İlyas’ı tekzib ettiler. Muhakkak onlar hazırlanıb (cehenneme) götürüleceklerdir.


    Bekir Sadak : (127-12) 8 Bunun uzerine onu yalanlamislardi. Allah'in O'na icten bagli kullari bir yana, bunlarin hepsi cehenneme goturuleceklerdi.


    Celal Yıldırım : Onu yalanladılar. Çünkü o inkarcılar da şüphesiz (Cehennem'e atılmak üzere) hazır duruma getirileceklerdir.


    Diyanet İşleri (eski) : (127-12 Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.


    Diyanet Vakfi : (127-12 Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için Allah'ın ihlâslı kulları müstesna; onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.


    Edip Yüksel : Onu yalanladılar; onlar hesaba çekileceklerdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O vakıt onu tekzib ettiler, şübhesiz ki onlar da ıhzâr edildiler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O zaman onu yalanladılar. Şüphesiz ki onlar da (cehenneme atılmak üzere) hazır bulunduruldular.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.


    Fizilal-il Kuran : Onu yalanladılar, bunun üzerine hepsi cehenneme götürülecekler.


    Gültekin Onan : Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.


    Hasan Basri Çantay : Fakat bunlar onu tekzîb etdiler. Şübhesiz bunlar da elbette (cehenneme) ihzaaren getirilenlerdir.


    Hayrat Neşriyat : Fakat (kavmi) onu yalanladılar; artık şübhesiz ki onlar, elbette (o gün Cehennemde) hazır bulundurulacak olan kimselerdir.


    İbni Kesir : Fakat bunlar, onu yalanlamışlardı. Muhakkak ki onlar da cehenneme götürüleceklerdir.


    Muhammed Esed : Fakat onlar (İlyas'ı) yalanladılar: bu nedenle (Hesap Günü) kesinlikle yargılanacaklardır,


    Ömer Nasuhi Bilmen : O vakit O'nu tekzîp ettiler. Artık onlar da elbette, (azaba) ihzar edilmişlerdir.


    Ömer Öngüt : İlyas'ı yalanladılar, onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.


    Şaban Piriş : Onu yalanladılar, bu yüzden onlar, azaba hazır olmuşlardır.


    Suat Yıldırım : Fakat bunlar onu yalancı saydılar. Bundan ötürü de, onlar tutuklanıp hesap günü mutlaka yargılanacak ve cehenneme götürüleceklerdir.


    Süleyman Ateş : Onu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azâba) getirileceklerdir.


    Tefhim-ul Kuran : Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.


    Ümit Şimşek : Onlar İlyas'ı yalanladılar. Fakat hesap gününde huzurumuza getirileceklerdir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sonunda onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka huzura getirileceklerdir.


     


  9. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ



    İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).



    1. illâ : ancak, ba؛ka, hariç

    2. ibâde allâhi : Allah'ın kulları

    3. el muhlasîne : muhlis olanlar





    İmam İskender Ali Mihr : Allah'ın muhlis kulları hariç.


    Diyanet İ؛leri : Ancak Allah’ın ihlâslı kulları ba؛ka.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Ancak ihlâsa eren Allah kulları müstesnâ.


    Adem Uğur : Ancak Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.


    Ahmed Hulusi : Sadece Allâh'ın ihlâsa (samimiyete, saflığa) erdirilmi؛ kulları müstesna.


    Ahmet Tekin : Beni ilâh tanıyan, candan müslüman olarak bana bağlanan hâlis, samimi kullarımın bِyle bir derdi yok.


    Ahmet Varol : Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmi؛ kulları müstesna


    Ali Bulaç : Ancak, muhlis olan kullar ba؛ka.


    Ali Fikri Yavuz : Ancak Allah’ın ihlâs sahibi (mümin) kulları müstesnadır.


    Bekir Sadak : (127-12) 8 Bunun uzerine onu yalanlamislardi. Allah'in O'na icten bagli kullari bir yana, bunlarin hepsi cehenneme goturuleceklerdi.


    Celal Yıldırım : Ancak Allah'ın iyi niyetli samimi, gِsteri؛ten uzak (inanan) kulları müstesna..


    Diyanet İ؛leri (eski) : (127-12 Bunun üzerine onu yalanlamı؛lardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme gِtürüleceklerdi.


    Diyanet Vakfi : (127-12 Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için Allah'ın ihlâslı kulları müstesna; onların hepsi (cehenneme) gِtürüleceklerdir.


    Edip Yüksel : Kendilerini sadece ALLAH'a adayan kulları hariç.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Müstesnâ Allahın ıhlâslı kulları


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.


    Fizilal-il Kuran : Yalnız Allah'a gِnülden bağlı kulları bunun dı؛ındadır.


    Gültekin Onan : Ancak, muhlis olan kullar ba؛ka.


    Hasan Basri اantay : Allahın ihlâsa erdirilmi؛ kulları (bunlardan) müstesna.


    Hayrat Ne؛riyat : Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmi؛ kulları müstesnâ.


    İbni Kesir : Yalnız Allah'ın ihlasa erdirilmi؛ kulları müstesna.


    Muhammed Esed : yalnız Allah'ın halis kulları hariç;


    ضmer Nasuhi Bilmen : Allah'ın ihlâsa erdirilmi؛ kulları müstesna.


    ضmer ضngüt : Allah'ın ihlâsa erdirilmi؛ kulları hariç.


    ھaban Piri؛ : Allah’ın arınmı؛ kulları dı؛ında.


    Suat Yıldırım : Ancak Allah’ın ihlasa erdirdiği kulları bِyle olmaz.


    Süleyman Ate؛ : Yalnız Allâh'ın hâlis kulları azâb dı؛ındadırlar.


    Tefhim-ul Kuran : Ancak, muhlis olan kullar ba؛ka.


    ـmit ھim؛ek : Ancak Allah'ın ihlâsa erdirdiği kulları müstesnadır.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Allah'ın samimi, seçkin kulları müstesna.
     


  10. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ



    Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).



    1. ve tereknâ : biz bıraktık

    2. aleyhi : ona

    3. fî el âhirîne : sonrakiler arasında





    İmam İskender Ali Mihr : Ve sonrakiler arasında ona (şerefli bir anı) bıraktık.


    Diyanet İşleri : Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve sonradan gelenler arasında ona iyi bir ad, san verdik.


    Adem Uğur : Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,


    Ahmed Hulusi : Sonrakiler içinde, Onun anılmasını sağladık.


    Ahmet Tekin : Onun hayatından, sonraki nesillerde devam eden güzel gelenekler, övgülerle dolu hâtıralar bıraktık.


    Ahmet Varol : Sonra gelenler arasında onun için (iyi bir ün) bıraktık.


    Ali Bulaç : Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.


    Ali Fikri Yavuz : Biz ona, sonradan gelenler içinde güzel bir yâd bıraktık.


    Bekir Sadak : (129-13) 0 Sonra gelenler icinde, «Ilyas'a selam olsun» diye bir un biraktik.


    Celal Yıldırım : Biz sonrakiler arasında İlyâs'ı (onun şerefli ismini) bıraktık.


    Diyanet İşleri (eski) : (129-130) Sonra gelenler içinde, 'İlyas'a selam olsun' diye bir ün bıraktık.


    Diyanet Vakfi : (129-130) Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, «İlyas'a selâm!» dedik.


    Edip Yüksel : Sonrakiler için onun tarihini koruduk.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ona da sonrakilerde şunu bıraktık


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O'na da sonrakiler içinde şunu bıraktık:


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:


    Fizilal-il Kuran : Sonra gelenler arasında ona iyi bir ün bıraktık.


    Gültekin Onan : Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.


    Hasan Basri Çantay : Biz ona sonra gelen (peygamberler ve ümmet) ler içinde (iyi bir nâm) bırakdık.


    Hayrat Neşriyat : Sonraki (ümmet)ler içinde ona da (iyi bir nâm) bıraktık.


    İbni Kesir : Sonrakiler arasında ona da bıraktık.


    Muhammed Esed : ve o'nun sonraki nesiller arasında yaşayıp anılmasını sağladık:


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve O'na sonrakiler arasında (bir zikr-i cemîl) terkettik.


    Ömer Öngüt : Biz sonra gelenler içinde ona bir ün bıraktık.


    Şaban Piriş : (129-130) Ona, sonradan gelenler arasında: -İlyas’a selam! mirası bıraktık.


    Suat Yıldırım : (129-130) Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. "Selam olsun İlyas’a!"


    Süleyman Ateş : Biz, sonra gelenler arasında ona (İlyâs'a da iyi bir ün) bıraktık:


    Tefhim-ul Kuran : Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.


    Ümit Şimşek : İlyas'a da ardında iyi bir nam bıraktık.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sonrakiler içinde İlyas'ı hatırlatacak bir şey de bıraktık.
     


  11. سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ



    Selâmun alâ ilyâsîn(ilyâsîne).



    1. selâmun : selâm olsun

    2. alâ : üzerine, ... a

    3. lyâsîne : İlyas




    İmam İskender Ali Mihr : İlyas (A.S)'a selâm olsun.


    Diyanet İşleri : İlyas’a selâm olsun.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Esenlik İlyas'a ve ona uyanlara.


    Adem Uğur : İlyas'a selâm! dedik.


    Ahmed Hulusi : Selâm olsun İlyâsîn yolundan gidenlere!


    Ahmet Tekin : İlyas ailesine de selâm olsun, selâmette olsunlar; selâmete erenlerdendir.


    Ahmet Varol : İlyas'a selâm olsun.


    Ali Bulaç : İlyas'a selam olsun.


    Ali Fikri Yavuz : Bizden saadet ve selamet olsun İlyas’a...


    Bekir Sadak : (129-13) 0 Sonra gelenler icinde, «Ilyas'a selam olsun» diye bir un biraktik.


    Celal Yıldırım : Selâm Âl-i Yâsîn'e (Yâsîn ailesine, hem İlyâs'a, hem inanan kavmine) olsun !


    Diyanet İşleri (eski) : (129-130) Sonra gelenler içinde, 'İlyas'a selam olsun' diye bir ün bıraktık.


    Diyanet Vakfi : (129-130) Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, «İlyas'a selâm!» dedik.


    Edip Yüksel : İlyasin'e salam olsun.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Selâm, ilyasîne


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Selam İlyas'a!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Selam olsun İlyâsîn'e.


    Fizilal-il Kuran : İlyas'a selâm olsun.


    Gültekin Onan : İlyas'a selam olsun.


    Hasan Basri Çantay : (Bizden) selâm İlyâsa.


    Hayrat Neşriyat : İlyâs’a selâm olsun!


    İbni Kesir : Selam olsun İlyas'a.


    Muhammed Esed : "İlyas'a ve o'nun yolundan gidenlere selam olsun!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : İlyas'ın üzerine selâm olsun.


    Ömer Öngüt : İlyas'a selâm olsun!


    Şaban Piriş : (129-130) Ona, sonradan gelenler arasında: -İlyas’a selam! mirası bıraktık.


    Suat Yıldırım : (129-130) Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. "Selam olsun İlyas’a!"


    Süleyman Ateş : "İlyâs'a selâm olsun."


    Tefhim-ul Kuran : İlyas'a selam olsun.


    Ümit Şimşek : Selâm olsun İlyas'a.


    Yaşar Nuri Öztürk : Selam olsun İlyas'a!
     


  12. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ



    İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).



    1. innâ : muhakkak ki biz

    2. kezâlike : i؛te bِyle

    3. neczî : cezalandırırız, mükâfatlandırırız, ِdüllendiririz

    4. el muhsinîne : muhsinler




    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki Biz, muhsinleri i؛te bِyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İ؛leri : ھüphesiz biz iyilik yapanları bِyle mükâfatlandırırız.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki biz, bِyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri.


    Adem Uğur : ھüphesiz biz, iyileri i؛te bِyle mükâfatlandırırız.


    Ahmed Hulusi : Doğrusu biz, muhsinleri (Allâh'a, gِrürcesine kulluk edenleri) bِylece cezalandırırız.


    Ahmet Tekin : Biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranı؛larına, ili؛kilerine, gِrevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyile؛tirmeye ِrnek olan, i؛lerinde mükemmellik, dürüstlük ve ba؛arı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman ِnderleri, inananları i؛te bِyle mükâfatlandırırız.


    Ahmet Varol : İ؛te biz iyilik edenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Ali Bulaç : ھüphesiz biz, ihsanda bulunanları bِyle ِdüllendiririz.


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten biz, güzel amel i؛liyenleri bِyle mükafatlandırırız.


    Bekir Sadak : Dogrusu Biz iyileri boylece mukafatlandiririz.


    Celal Yıldırım : ھüphesiz biz iyiliği, güzelliği, yararlı i؛lerde bulunmayı huy edinenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Doğrusu Biz iyileri bِylece mükafatlandırırız.


    Diyanet Vakfi : ھüphesiz biz, iyileri i؛te bِyle mükâfatlandırırız.


    Edip Yüksel : İyi davrananları biz bِyle ِdüllendiririz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Biz bِyle mükâfat ederiz i؛te muhsinîne


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : İ؛te Biz güzel davrananları bِyle mükafatlandırırız.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : İ؛te biz iyilik yapanları bِyle mükafatlandırırız.


    Fizilal-il Kuran : İ؛te biz güzel davrananları bِyle mükafatlandırırız.


    Gültekin Onan : ھüphesiz biz, ihsanda bulunanları bِyle ِdüllendiririz.


    Hasan Basri اantay : ھübhe yok ki biz iyi hareket edenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Hayrat Ne؛riyat : Doğrusu biz, iyilik edenleri bِyle mükâfâtlandırırız.


    İbni Kesir : İ؛te Biz, ihsan edenleri bِyle mükafatlandırırız.


    Muhammed Esed : İyileri i؛te bِyle ِdüllendiririz,


    ضmer Nasuhi Bilmen : Muhakkak ki, Biz muhsin olanları mükâfaatlandırırız.


    ضmer ضngüt : Doğrusu biz muhsinleri bِyle mükâfatlandırırız.


    ھaban Piri؛ : İ؛te iyileri bِyle ِdüllendiririz.


    Suat Yıldırım : Biz iyileri i؛te bِyle ِdüllendiririz!


    Süleyman Ate؛ : İ؛te biz güzel davrananları bِyle mükâfâtlandırırız.


    Tefhim-ul Kuran : ھüphesiz biz, ihsanda bulunanları bِyle ِdüllendiririz.


    ـmit ھim؛ek : İyi kulluk edenleri Biz bِyle ِdüllendiririz.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Güzel dü؛ünüp güzel davrananları bِyle ِdüllendiririz biz.
     


  13. إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ



    İnnehu min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).



    1. inne-hu : muhakkak o

    2. min ibâdi-nâ : kullar‎m‎zdan

    3. el mû'minîne : mü'minler




    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki o, Bizim mü'min (Allah'a ula‏may‎ dileyip bütün makamlar‎ kazanan) kullar‎m‎zdand‎r.


    Diyanet ف‏leri : اünkü o bizim mü’min kullar‎m‎zdand‎.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : قüphe yok ki o, inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Adem Uًur : اünkü o, bizim mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki O, iman eden kullar‎m‎zdand‎r.


    Ahmet Tekin : فlyas da mü’min kullar‎m‎zdand‎.


    Ahmet Varol : قüphesiz onlar mü'min kullar‎m‎zdand‎lar.


    Ali Bulaç : قüphesiz o, bizim mü'min olan kullar‎m‎zdand‎.


    Ali Fikri Yavuz : Doًrusu o, mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Bekir Sadak : O, inanmis kullarimizdandi.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Doًrusu o, bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎r.


    Diyanet ف‏leri (eski) : O, inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    Diyanet Vakfi : اünkü o, bizim mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Edip Yüksel : O bizim inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : اünkü o bizim mü'min kullar‎m‎zdan


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : اünkü o Bizim mü'min kutlar‎m‎zdand‎.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : اünkü o bizim mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Fizilal-il Kuran : اünkü O bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Gültekin Onan : قüphesiz o, bizim inançl‎ kullar‎m‎zdand‎.


    Hasan Basri اantay : Hak‎ykat o, mü'min kullar‎mdand‎.


    Hayrat Ne‏riyat : اünki o bizim mü’min kullar‎m‎zdand‎r.


    فbni Kesir : Muhakkak ki o, mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Muhammed Esed : çünkü o, gerçekten inanm‎‏ kullar‎m‎zdan biriydi!


    ضmer Nasuhi Bilmen : قüphe yok O, Bizim mü'minler olan kullar‎m‎zdand‎r.


    ضmer ضngüt : Doًrusu o bizim mümin kullar‎m‎zdand‎.


    قaban Piri‏ : اünkü O, mü’min kullar‎m‎zdan idi.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Gerçekten o bizim tam inanm‎‏ has kullar‎m‎zdand‎.


    Süleyman Ate‏ : اünkü o bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Tefhim-ul Kuran : قüphesiz o, bizim mü'min olan kullar‎m‎zdand‎.


    ـmit قim‏ek : Doًrusu, o Bizim inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Bizim inanan kullar‎m‎zdand‎ o.
     


  14. وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ الْمُرْسَلِينَ



    Ve inne lûtan le minel murselîn(murselîne).



    1. ve inne : ve muhakkak

    2. lûtan : Lut

    3. le : elbette, gerçekten

    4. min el murselîne : gönderilen, gönderilmiş olan resûllerden





    İmam İskender Ali Mihr : Ve muhakkak ki Lut (A.S), gerçekten gönderilmiş olan resûllerdendir.


    Diyanet İşleri : Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve şüphe yok ki Lût da elbette peygamberlerdendi.


    Adem Uğur : Lût da elbette peygamberlerdendi.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki Lût da irsâl olunanlardandı.


    Ahmet Tekin : Lût da, kesinlikle özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik görevi ile gönderilenlerdendi.


    Ahmet Varol : Şüphesiz Lut da gönderilmiş peygamberlerdendi.


    Ali Bulaç : Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi.


    Ali Fikri Yavuz : Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendi.


    Bekir Sadak : suphesiz Lut da peygamberlerdendir.


    Celal Yıldırım : Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.


    Diyanet İşleri (eski) : Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.


    Diyanet Vakfi : Lût da elbette peygamberlerdendi.


    Edip Yüksel : Lut da elçilerden biriydi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şübhesiz Lût da mürselînden


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şüphesiz Lut da gönderilen peygamberlerdendir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.


    Fizilal-il Kuran : Lût da gönderilen peygamberlerdendi.


    Gültekin Onan : Gerçekten Lut da gönderilmiş (elçi)lerdendi.


    Hasan Basri Çantay : Lût da gerçek ve şübhesiz gönderilmiş peygamberlerdendi.


    Hayrat Neşriyat : Şübhesiz ki Lût da elbet peygamberlerdendir.


    İbni Kesir : Muhakkak ki Lut da peygamberlerdendi.


    Muhammed Esed : Şüphesiz, Lut da elçilerimizden biriydi;


    Ömer Nasuhi Bilmen : (133-134) Ve muhakkak, Lût da elbette gönderilmiş peygamberlerdendir. O vakit O'nu ve ehlini necâta erdirdik.


    Ömer Öngüt : Lut da şüphe yok ki gönderilmiş peygamberlerdendi.


    Şaban Piriş : Lût da elbette peygamber idi.


    Suat Yıldırım : Lût da şüphesiz, resullerdendi.


    Süleyman Ateş : Lût da gönderilen elçilerdendi.


    Tefhim-ul Kuran : Gerçekten Lût da gönderilmiş (peygamber)lerdendi.


    Ümit Şimşek : Lût da peygamber olarak gönderilenlerdendi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Hiç kuşkusuz, Lût da peygamberlerdendi.
     


  15. إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ



    İz necceynâhu ve ehlehû ecmaîn(ecmaîne).



    1. iz : olduًu zaman, olmu‏tu

    2. necceynâ-hu : onu kurtard‎k

    3. ve ehle-hû : ve onun ailesi

    4. ecmaîne : topluca, hepsi




    فmam فskender Ali Mihr : Onu ve onun ailesini, hepsini kurtarm‎‏t‎k.


    Diyanet ف‏leri : (134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar aras‎ndaki ya‏l‎ bir kad‎n (kâfir olan e‏i) d‎‏‎nda bütün ailesini kurtarm‎‏t‎k.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Hani onu ve bütün âilesini kurtarm‎‏t‎k.


    Adem Uًur : Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtard‎k.


    Ahmed Hulusi : Hani Onu ve Onun yak‎nlar‎n‎ toptan kurtard‎k.


    Ahmet Tekin : Onu, bütün ailesini ve mü’minleri kurtard‎k.


    Ahmet Varol : Hani onu da bütün ailesini de kurtarm‎‏t‎k.


    Ali Bulaç : Hani biz onu ve ailesini topluca kurtarm‎‏t‎k.


    Ali Fikri Yavuz : Hani hem onu, hem de ehlini toptan kurtarm‎‏t‎k.


    Bekir Sadak : (134-13) 5 Geridekiler arasinda kalan yasli bir kadin disinda, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmistik.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Hani biz onu da, ailesini de tamamen kurtard‎k.


    Diyanet ف‏leri (eski) : (134-135) Geridekiler aras‎nda kalan ya‏l‎ bir kad‎n d‎‏‎nda, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarm‎‏t‎k.


    Diyanet Vakfi : (134-136) Geridekiler aras‎nda kalan ya‏l‎ bir kad‎n d‎‏‎nda, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtard‎k. Sonra diًerlerini yok ettik.


    Edip Yüksel : Onu ve ailesini topluca kurtard‎k.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Zira kurtard‎k onu ve bütün ehlini


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Onu ve bütün ailesini kurtard‎k;


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Hani biz onu ve ailesinin tamam‎n‎ kurtarm‎‏t‎k.


    Fizilal-il Kuran : Onu ve ailesini kurtard‎k.


    Gültekin Onan : Hani biz onu ve ehlini (ailesini) topluca kurtarm‎‏t‎k.


    Hasan Basri اantay : Hani biz hem onu, hem ehlini topdan kurtarm‎‏d‎k.


    Hayrat Ne‏riyat : Hani (kavmini helâk ederken) onu ve bütün âilesini kurtarm‎‏t‎k.


    فbni Kesir : Hani Biz, onu ve ailesini topluca kurtarm‎‏t‎k.


    Muhammed Esed : (dolay‎s‎yla, o'nun günahkar ülkesini cezaland‎r‎rken) kendisini ve aile efrad‎n‎ kurtard‎k,


    ضmer Nasuhi Bilmen : (133-134) Ve muhakkak, Lût da elbette gِnderilmi‏ peygamberlerdendir. O vakit O'nu ve ehlini necâta erdirdik.


    ضmer ضngüt : Biz de onu ve âilesini kurtard‎k.


    قaban Piri‏ : Onu ve ailesini tamamen kurtarm‎‏t‎k.


    Suat Y‎ld‎r‎m : (134-135) Onun suçlu kentini cezaland‎r‎rken, geride kalanlar aras‎nda yer alan ya‏l‎ e‏i hariç, kendisini ve ailesini kurtard‎k.


    Süleyman Ate‏ : Onu ve âilesini kurtard‎k.


    Tefhim-ul Kuran : Hani biz onu ve ailesini topluca kurtarm‎‏t‎k;


    ـmit قim‏ek : Biz onu da, bütün ailesini de kurtard‎k.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Onu ve ailesini toptan kurtarm‎‏t‎k biz.
     



  16. إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ


    İllâ acûzen fîl gâbirîn(gâbirîne).



    1. illâ : hariç

    2. acûzen : acuze, ya؛lı kadın

    3. fî : içinde, arasında

    4. el gâbirîne : geride kalanlar






    İmam İskender Ali Mihr : Geride kalanlar arasında acuze bir kadın hariç.


    Diyanet İ؛leri : (134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki ya؛lı bir kadın (kâfir olan e؛i) dı؛ında bütün ailesini kurtarmı؛tık.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Ancak bir kocakarı, kalanlar arasındaydı.


    Adem Uğur : Ancak geridekiler arasında kalan ya؛lı bir kadın dı؛ında,


    Ahmed Hulusi : Sadece geride kalanlar içinde olan bir kocakarı (Lût a. s. ‎n iman etmeyen kar‎s‎) hariç.


    Ahmet Tekin : Ancak bir kocakar‎, geride kalanlar aras‎ndayd‎.


    Ahmet Varol : Geri kalanlar‎n içindeki bir ya‏l‎ kad‎n hariç.


    Ali Bulaç : Geride b‎rak‎lanlar aras‎nda bir ya‏l‎ kad‎n d‎‏‎nda.


    Ali Fikri Yavuz : Ancak (imans‎z zevcesi) bir koca kar‎ azab içinde kalanlar aras‎nda oldu.


    Bekir Sadak : (134-13) 5 Geridekiler arasinda kalan yasli bir kadin disinda, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmistik.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Ancak geride kalanlardan bir ya‏l‎ kad‎n müstesna..


    Diyanet ف‏leri (eski) : (134-135) Geridekiler aras‎nda kalan ya‏l‎ bir kad‎n d‎‏‎nda, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarm‎‏t‎k.


    Diyanet Vakfi : (134-136) Geridekiler aras‎nda kalan ya‏l‎ bir kad‎n d‎‏‎nda, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtard‎k. Sonra diًerlerini yok ettik.


    Edip Yüksel : Ancak geride kalan ya‏l‎ kad‎n hariç.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : kalan bir kar‎dan ba‏ka batanlar içinde


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : geride batanlar aras‎nda kalan bir kad‎n hariç.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Ancak geride kal‎p batanlar içinde kalan ya‏l‎ bir kad‎n hariç.


    Fizilal-il Kuran : Yaln‎z azaba uًrayanlar aras‎nda kalan ihtiyar bir kad‎n hariç.


    Gültekin Onan : Geride b‎rak‎lanlar aras‎nda bir ya‏l‎ kad‎n d‎‏‎nda.


    Hasan Basri اantay : (Azâbda) kalanlar içinde b‎rak‎lan bir koca kar‎ müstesna idi.


    Hayrat Ne‏riyat : Ancak geride kalan (isyankâr)lar aras‎nda bulunan bir kocakar‎ hâriç.


    فbni Kesir : Geridekiler aras‎nda kalan bir kocakar‎ müstesna.


    Muhammed Esed : geride kalanlar aras‎nda bulunan ya‏l‎ bir kad‎n d‎‏‎nda;


    ضmer Nasuhi Bilmen : Azap içinde kalanlar aras‎ndaki bir kocakar‎ müstesna.


    ضmer ضngüt : Yaln‎z bir koca kar‎ geridekiler (helâke uًrayanlar) aras‎nda kald‎.


    قaban Piri‏ : Sadece geride kalanlardan olan ya‏l‎ bir kad‎n d‎‏‎nda.


    Suat Y‎ld‎r‎m : (134-135) Onun suçlu kentini cezaland‎r‎rken, geride kalanlar aras‎nda yer alan ya‏l‎ e‏i hariç, kendisini ve ailesini kurtard‎k.


    Süleyman Ate‏ : Yaln‎z (azâbda) kalacaklar aras‎nda bulunan acûze bir kad‎n hâriç.


    Tefhim-ul Kuran : Geride b‎rak‎lanlar aras‎nda bir ya‏l‎ kad‎n d‎‏‎nda.


    ـmit قim‏ek : Ancak geride kalan kocakar‎ müstesna.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Ancak terk edilenler içinde kalan kocakar‎ hariç.
     


  17. ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ



    Summe demmernel âharîn(âharîne).



    1. summe : sonra

    2. demmernâ : dumura uğrattık, kökünü kazıdık, yok ettik

    3. el âharîne : diğerleri




    İmam İskender Ali Mihr : Sonra diğerlerini dumura uğrattık (kökünü kazıdık, yok ettik).


    Diyanet İşleri : Sonra da diğerlerini yok ettik.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sonra öbürlerinin kökünü kazıdık.


    Adem Uğur : Sonra diğerlerini yok ettik.


    Ahmed Hulusi : Sonra diğerlerini yerle bir ettik!


    Ahmet Tekin : Sonra diğerlerini helâk ettik.


    Ahmet Varol : Sonra diğerlerini yerle bir ettik.


    Ali Bulaç : Sonra geride kalanları yerle bir ettik.


    Ali Fikri Yavuz : Sonra diğerlerini helâk eyledik.


    Bekir Sadak : Sonra digerlerini yok etmistik.


    Celal Yıldırım : Sonra da geride kalan (ahlâksız inkarcıları) kökünden yıkıp yerle bir ettik.


    Diyanet İşleri (eski) : Sonra diğerlerini yok etmiştik.


    Diyanet Vakfi : (134-136) Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini yok ettik.


    Edip Yüksel : Sonra diğerlerini yok ettik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sonra diğerlerini tedmir eyledik


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonra diğerlerini yerle bir ettik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sonra diğerlerini helak etmiştik.


    Fizilal-il Kuran : Sonra diğerlerini yok etmiştik.


    Gültekin Onan : Sonra geride kalanları yerle bir ettik.


    Hasan Basri Çantay : Sonra biz diğerlerini kökünden helak etdik.


    Hayrat Neşriyat : Sonra o diğerlerini helâk ettik.


    İbni Kesir : Sonra diğerlerini yerle bir etmiştik.


    Muhammed Esed : ve sonra diğerlerini tamamen yok ettik:


    Ömer Nasuhi Bilmen : (136-137) Sonra diğerlerini de helâk ediverdik. Ve şüphe yok ki, siz elbette onların üzerlerine sabahleyin uğrarsınız.


    Ömer Öngüt : Sonra diğerlerini hep helâk ettik.


    Şaban Piriş : Sonra da diğerlerini helak etmiştik (yerin dipine geçirmiştik).


    Suat Yıldırım : Sonra da ötekileri imha ettik.


    Süleyman Ateş : Sonra ötekileri kırdık (geçirdik).


    Tefhim-ul Kuran : Sonra da geride kalanları yerle bir ettik.


    Ümit Şimşek : Sonra diğerlerini helâk ettik.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sonra ötekileri yerle bir ettik.
     


  18. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ



    Ve innekum le temurrûne aleyhim musbihîn(musbihîne).



    1. ve inne-kum : ve muhakkak siz

    2. le : elbette, gerçekten

    3. temurrûne : geçip gidiyorsunuz, uğruyorsunuz

    4. aleyhim : onlara

    5. musbihîne : sabah vakitleri, sabahları





    İmam İskender Ali Mihr : Ve muhakkak ki siz, sabahları onlara mutlaka uğruyorsunuz.


    Diyanet İşleri : (137-13 Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve şüphe yok ki siz de onların yurtlarına uğramadasınız sabahları.


    Adem Uğur : (Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz, sabahleyin


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki siz sabahları onların yurtlarından geçersiniz. . .


    Ahmet Tekin : Siz, elbette seyahatlerinizde, sabah saatlerinde onların yaşadıkları yerlere uğrarsınız.


    Ahmet Varol : Muhakkak ki siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin


    Ali Bulaç : Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.


    Ali Fikri Yavuz : (137-13 Elbette siz, sabah ve akşam onlara (harabeye dönmüş yurdlarına ticaret maksadıyla gelib geçerken) uğrarsınız. Artık düşünüb ibret almaz mısınız?


    Bekir Sadak : (137-13) 8 Sabah aksam, onlarin yerleri uzerinden gecersiniz. Akletmez misiniz? *


    Celal Yıldırım : (137-13 Ve siz (ey yaşayanlar!) sabah akşam onların kalıntılarına uğrar geçersiniz. Artık aklınızı kullanmaz mısınız?


    Diyanet İşleri (eski) : (137-13 Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?


    Diyanet Vakfi : (137-13 (Ey insanlar!) Elbette siz de sabah ve akşam onlara uğruyorsunuz. Hâla akıllanmayacak mısınız?


    Edip Yüksel : Siz yıkıntılarının yanından geçiyorsunuz; sabahleyin,


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve siz elbette onlara uğrar ve üzerinden geçerseniz, sabahleyin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve siz sabahları onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz,


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (137-13 Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?


    Fizilal-il Kuran : Ey insanlar! Sabahleyin onların yanından geçip gidiyorsunuz.


    Gültekin Onan : Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.


    Hasan Basri Çantay : (137-13 Elbet siz de sabah ve akşam onlar (ın yurdların) a uğruyorsunuz. Haalâ akıllanmayacak mısınız?.


    Hayrat Neşriyat : (137-13 (Ey Mekkeliler!) Elbette siz de sabaha ulaşan kimseler iken ve geceleyin doğrusu onlar(ın harâb olmuş yerlerin)e uğruyorsunuz. Hiç akıl erdirmez misiniz?


    İbni Kesir : Doğrusu siz, sabahleyin onlara uğrar üzerlerinden geçersiniz.


    Muhammed Esed : siz (bugüne kadar) onların yurtlarından gelip geçmektesiniz her sabah


    Ömer Nasuhi Bilmen : (136-137) Sonra diğerlerini de helâk ediverdik. Ve şüphe yok ki, siz elbette onların üzerlerine sabahleyin uğrarsınız.


    Ömer Öngüt : Siz onların yerlerinden (yurtlarından) sabahları geçip gidiyorsunuz.


    Şaban Piriş : (137-13 Siz de sabah akşam onların üzerinden geçiyorsunuz da aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Suat Yıldırım : (137-13 Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hâla aklınızı kullanmayacak mısınız?


    Süleyman Ateş : Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin,


    Tefhim-ul Kuran : Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.


    Ümit Şimşek : (137-13 Sabah akşam onların yurtlarından geçiyorsunuz. Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?


    Yaşar Nuri Öztürk : Kuşkusuz ki, siz onların yanından sabahları geçiyorsunuz.
     


  19. وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ



    Ve bil leyl(leyli), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).



    1. ve : ve

    2. bi el leyli : geceleyin

    3. e : mi

    4. fe : artık, hâlâ

    5. lâ ta'kılûne : akıl etmez misiniz





    İmam İskender Ali Mihr : Ve geceleyin de. Hâlâ akıl etmez misiniz?


    Diyanet İşleri : (137-13 Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve akşamları; hâlâ mı akıl etmezsiniz?


    Adem Uğur : Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?


    Ahmed Hulusi : Geceleri de. . . Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?


    Ahmet Tekin : Geceleyin de, onların yaşadıkları yerlere uğrarsınız. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?


    Ahmet Varol : Ve geceleyin. Akıl etmiyor musunuz?


    Ali Bulaç : Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?


    Ali Fikri Yavuz : (137-13 Elbette siz, sabah ve akşam onlara (harabeye dönmüş yurdlarına ticaret maksadıyla gelib geçerken) uğrarsınız. Artık düşünüb ibret almaz mısınız?


    Bekir Sadak : (137-13) 8 Sabah aksam, onlarin yerleri uzerinden gecersiniz. Akletmez misiniz? *


    Celal Yıldırım : (137-13 Ve siz (ey yaşayanlar!) sabah akşam onların kalıntılarına uğrar geçersiniz. Artık aklınızı kullanmaz mısınız?


    Diyanet İşleri (eski) : (137-13 Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?


    Diyanet Vakfi : (137-13 (Ey insanlar!) Elbette siz de sabah ve akşam onlara uğruyorsunuz. Hâla akıllanmayacak mısınız?


    Edip Yüksel : Ve geceleyin. Aklınızı kullanmaz mısınız?


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve geceleyin, ya akıl edip de düşünmez misiniz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : geceleyin de; hala akıl edip düşünmez misiniz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (137-13 Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?


    Fizilal-il Kuran : Ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?


    Gültekin Onan : Ve geceleyin. Yine de akletmeyecek misiniz?


    Hasan Basri Çantay : (137-13 Elbet siz de sabah ve akşam onlar (ın yurdların) a uğruyorsunuz. Haalâ akıllanmayacak mısınız?.


    Hayrat Neşriyat : (137-13 (Ey Mekkeliler!) Elbette siz de sabaha ulaşan kimseler iken ve geceleyin doğrusu onlar(ın harâb olmuş yerlerin)e uğruyorsunuz. Hiç akıl erdirmez misiniz?


    İbni Kesir : Geceleyin de. Hala akletmez misiniz?


    Muhammed Esed : ve her akşam. O halde (bakıp da) aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve geceleyin de. Siz âkilâne düşünmeyecek misiniz?


    Ömer Öngüt : Akşamları da. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?


    Şaban Piriş : (137-13 Siz de sabah akşam onların üzerinden geçiyorsunuz da aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Suat Yıldırım : (137-13 Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hâla aklınızı kullanmayacak mısınız?


    Süleyman Ateş : Ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?


    Tefhim-ul Kuran : Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?


    Ümit Şimşek : (137-13 Sabah akşam onların yurtlarından geçiyorsunuz. Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?


    Yaşar Nuri Öztürk : Geceleyin de. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?
     


  20. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ



    Ve inne yûnuse le minel murselîn(murselîne).



    1. ve inne : ve muhakkak

    2. yûnuse : Yunus

    3. le : elbette, gerçekten

    4. min el murselîne : gönderilmiş resûllerden




    İmam İskender Ali Mihr : Ve muhakkak ki Yunus (A.S), gerçekten gönderilmiş (resûl)lerdendir.


    Diyanet İşleri : Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve şüphe yok ki Yunus da peygamberlerdendi elbet.


    Adem Uğur : Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki Yunus da irsâl olunanlardandı (Hakikat bilgisiyle açığa çıkarılanlardandı).


    Ahmet Tekin : Yunus da, kesinlikle özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik görevi ile gönderilenlerdendi.


    Ahmet Varol : Şüphesiz Yunus da gönderilmiş peygamberlerdendi.


    Ali Bulaç : Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.


    Ali Fikri Yavuz : Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendi.


    Bekir Sadak : Dogrusu Yunus da peygamberlerdendir.


    Celal Yıldırım : Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendir.


    Diyanet İşleri (eski) : Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.


    Diyanet Vakfi : Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.


    Edip Yüksel : Yunus da elçilerden biriydi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şübhesiz Yunüs de o mürselînden


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.


    Fizilal-il Kuran : Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.


    Gültekin Onan : Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.


    Hasan Basri Çantay : Yunus da hiç şübhesiz gönderilen peygamberlerdendi.


    Hayrat Neşriyat : Muhakkak ki Yûnus da elbette peygamberlerdendir.


    İbni Kesir : Muhakkak ki Yunus da peygamberlerdendi.


    Muhammed Esed : Şüphesiz, Yunus da elçilerimizden biriydi,


    Ömer Nasuhi Bilmen : (139-140) Ve şüphe yok ki, Yûnus da elbette gönderilmiş peygamberlerdendir. Vaktâ ki O, dolu bir gemiye kaçmıştı.


    Ömer Öngüt : Şüphesiz ki Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.


    Şaban Piriş : Yunus Peygamber de, burada adı anılan peygamberlerden. Yunus da peygamberlerden idi.


    Suat Yıldırım : Yûnus da şüphesiz resullerdendi.


    Süleyman Ateş : Yûnus da gönderilen elçilerdendi.


    Tefhim-ul Kuran : Hiç şüphesiz Yunus da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.


    Ümit Şimşek : Yunus da peygamber olarak gönderilenlerdendi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yûnus da gönderilen elçilerdendi.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş