Kuran-ı Kerim SÂFFÂT Suresi Türkçe Meali Kuran-ı Kerim Tüm Türkçe Meal, SÂFFÂT Suresinin Arapça yazı

goktepeli26 13 Haz 2013




  1. رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ



    Rabbi heb lî mines sâlihîn(sâlihîne).



    1. rabbi : Rabbim

    2. heb lî : bana bağışla

    3. min es sâlihîne : salihlerden





    İmam İskender Ali Mihr : Rabbim, bana salihlerden (evlâtlar) bağışla.


    Diyanet İşleri : “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbim, bana temiz kişilerden olmak şartıyla bir oğul ihsân et.


    Adem Uğur : O: "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi.


    Ahmed Hulusi : (İbrahim): "Rabbim, bana sâlihlerden hibe et!" (dedi).


    Ahmet Tekin : 'Rabbim, bana dindar, ahlâklı, hayır-hasenat sahibi mü’minler, Sâlihler arasına dahil edeceğin bir oğul ver' diye niyâz etti.


    Ahmet Varol : Rabbim bana salihlerden olan bir (çocuk) bahşet.'


    Ali Bulaç : "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et."


    Ali Fikri Yavuz : Ey Rabbim! Bana salihlerden bir çocuk ihsan buyur, (diye dua etti).


    Bekir Sadak : «ORabbim! Bana iyilerden olacak bir cocuk ver» diye yalvardi.


    Celal Yıldırım : Ey Rabbim! Bana iyi-yararlı kişilerden olacak (bir evlâd) bağışla, diye duâ etti.


    Diyanet İşleri (eski) : 'Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver' diye yalvardı.


    Diyanet Vakfi : (99-100) (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.


    Edip Yüksel : 'Rabbim, bana erdemli birini bağışla.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Rabbım! bana salihînden ihsan buyur


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Rabbim, bana iyilerden (bir evlat) ihsan et!»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!»


    Fizilal-il Kuran : Rabb'im bana iyilerden olacak bir çocuk ver.


    Gültekin Onan : "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et."


    Hasan Basri Çantay : «Ey Rabbim, bana saalihlerden (bir oğul) ihsânet» (diye düâ etdi).


    Hayrat Neşriyat : 'Rabbim! Bana sâlihlerden (olacak bir çocuk) ihsân eyle!'


    İbni Kesir : Rabbım, bana salihlerden ihsan et.


    Muhammed Esed : (Ve şöyle yalvardı:) "Ey Rabbim! Bana dürüst ve erdemli (olacak bir erkek çocuk) bağışla!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : (100-101) «Yarabbi! Bana sâlihlerden (bir çocuk) ihsan buyur.» Biz de onu pek yumuşak tâbiatlı bir oğul ile müjdeledik.


    Ömer Öngüt : "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlât ver. "


    Şaban Piriş : Rabb’im, bana iyilerden bir evlat bağışla.


    Suat Yıldırım : "Ya Rabbî, salih evlatlar lütfet bana!"


    Süleyman Ateş : "Rabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet!"


    Tefhim-ul Kuran : «Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.»


    Ümit Şimşek : Ve 'Yâ Rabbi, bana salih bir evlât bağışla' diye dua etti.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Rabbim, bana barış ve iyilik sevenlerden birini lütfet!"
     


  2. فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ



    Fe be؛؛ernâhu bi gulâmin halîm(halîmin).



    1. fe : bِylece

    2. be؛؛ernâ-hu : onu müjdeledik

    3. bi : ile

    4. gulâmin : oğlan çocuk, oğul çocuk

    5. halîmin : halim, uysal, yumu؛ak huylu




    İmam İskender Ali Mihr : Bِylece onu, halim bir oğulla müjdeledik.


    Diyanet İ؛leri : Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Derken biz de ona tedbîrle hareket eden ve aceleci olmayan bir oğul vereceğimizi müjdelemi؛tik.


    Adem Uğur : İ؛te o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.


    Ahmed Hulusi : Bunun üzerine Onu Haliym bir oğul ile müjdeledik.


    Ahmet Tekin : İ؛te o zaman, biz onu, ihtiraslarına hâkim, temkinli, güçlü, mâkul ve ho؛gِrülü bir oğul ile müjdeledik.


    Ahmet Varol : Biz de ona yumu؛ak huylu bir oğul müjdeledik.


    Ali Bulaç : Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.


    Ali Fikri Yavuz : Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.


    Bekir Sadak : Biz de ona yumusak huylu bir oglan mujdeledik.


    Celal Yıldırım : Biz de O'nu çok sabırlı, zarif ve yumu؛ak huylu bir oğul ile müjdeledik.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Biz de ona yumu؛ak huylu bir oğlan müjdeledik.


    Diyanet Vakfi : İ؛te o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.


    Edip Yüksel : Biz de ona yumu؛ak huylu bir erkek çocuk bağı؛ladık.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Biz de kendisine yumu؛ak huylu bir oğul müjdeledik.


    Fizilal-il Kuran : Biz ona yumu؛ak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.


    Gültekin Onan : Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.


    Hasan Basri اantay : Biz de ona çok uysal bir oğul müjdesini verdik.


    Hayrat Ne؛riyat : Bunun üzerine (biz de) onu halîm bir oğul (olan İsmâîl) ile müjdeledik.


    İbni Kesir : Biz de ona, hilim sahibi bir oğul müjdeledik.


    Muhammed Esed : Bunun üzerine ona (kendisi gibi) yumu؛ak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.


    ضmer Nasuhi Bilmen : (100-101) «Yarabbi! Bana sâlihlerden (bir çocuk) ihsan buyur.» Biz de onu pek yumu؛ak tâbiatlı bir oğul ile müjdeledik.


    ضmer ضngüt : Biz de ona yumu؛ak huylu bir oğul müjdeledik.


    ھaban Piri؛ : Biz de ona yumu؛ak kalpli bir erkek çocuk müjdesi verdik.


    Suat Yıldırım : Biz de ona aklı ba؛ında bir oğul müjdeledik.


    Süleyman Ate؛ : Ona halim bir erkek çocuk müjdeledik.


    Tefhim-ul Kuran : Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.


    ـmit ھim؛ek : Biz de ona yumu؛ak huylu bir oğul müjdesi verdik.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Bunun üzerine biz, İbrahim'e yumu؛ak huylu bir oğlan müjdeledik.
     


  3. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ



    Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tû’meru setecidunî inşâallâhu mines sâbirîn(sâbirîne).



    1. fe : böylece

    2. lemmâ : olduğu zaman, olunca

    3. belega : erişti

    4. mea-hu : onunla beraber

    5. es sa'ye : çalışma

    6. kâle : dedi

    7. yâ : ey

    8. buneyye : oğulcuğum

    9. innî : muhakkak ben

    10. erâ : gördüm

    11. fî el menâmi : uykuda

    12. ennî : muhakkak ben

    13. ezbehu-ke : seni boğazlıyorum

    14. fanzur (fe unzur) : haydi bak

    15. mâzâ : ne

    16. terâ : görüyorsun

    17. kâle : dedi

    18. yâ ebeti : ey babacığım

    19. if'al : yap

    20. mâ : şey

    21. tû'meru : sen emrolundun

    22. se-tecidu-nî : beni bulacaksın

    23. inşâallâhu (in şâe allahû) : inşaallah, Allah'ın dilemesi ile

    24. min es sâbirîne : sabredenlerden






    İmam İskender Ali Mihr : Böylece onunla beraber çalışma çağına eriştiği zaman dedi ki: "Ey oğulcuğum! Gerçekten ben, uykuda seni boğazladığımı gördüm. Haydi bak (bir düşün). Bu konudaki görüşün nedir?" (İsmail A.S): "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.


    Diyanet İşleri : Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : İbrâhim'le berâber koşup gezecek çağa gelince İbrâhim, oğulcağızım demişti, ben, rüyamda, seni kesiyorum gördüm, bir bak, düşün, sen ne dersin buna? O da babacığım demişti, ne emredildiyse sana, onu yap, Allah dilerse beni sabredenlerden bulursun.


    Adem Uğur : Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.


    Ahmed Hulusi : (Oğlu İsmail) Onunla birlikte yürüme olgunluğuna ulaşınca, (İbrahim) dedi ki: "Ey oğulcuğum! Muhakkak ki ben seni uykuda görüyorum ve ben seni kurban ediyorum. . . Bak bakalım sen ne dersin bu işe?". . . (Oğlu) dedi ki: "Ey babacığım. . . Emrolunduğun şeyi yap! İnşâAllâh beni sabredenlerden bulacaksın. "


    Ahmet Tekin : Babasıyla beraber koşup gezecek, babasını anlayacak çağa gelince, babası:
    'Oğulcuğum, rüyâlarımda, kendimi, hep seni kurban edecek vaziyetteyken görüyorum. Sen de, bu konuda ne düşündüğünü, görüşünü söyle?' dedi. İsmail de:
    'Babacığım, emrolunduğun seyi yap. Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygunsa, beni sabredenlerden, metanetini kaybetmeyenlerden bulacaksın' dedi.


    Ahmet Varol : (Çocuk) onun yanında koşacak çağa erince dedi ki: 'Ey oğulcağızım! Ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak ne düşünürsün?' Dedi ki: 'Ey babacığım! Sen emrolunduğunu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.'


    Ali Bulaç : Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın."


    Ali Fikri Yavuz : Vakta ki, yanında koşmak çağına erdi, (ona şöyle) dedi: “- Yavrum! Ben rüyamda görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık bak, ne düşünürsün?” (Çocuk ona şöyle) dedi: “- Babacağım! Sana, ne emrediliyorsa yap; İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”


    Bekir Sadak : Cocuk kendisinin yanisira yurumeye baslayinca: «Ey ogulcugum! Dogrusu ben uykuda iken seni bogazladigimi goruyorum, bir dusun, ne dersin?» dedi. «Ey babacigim! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden oldugumu goreceksin» dedi.


    Celal Yıldırım : Çocuk Onun yanında yürüyüp konuşabilme cağına gelince, İbrâhim ona şöyle dedi: Oğulcağızım ! Doğrusu ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bir bak, bu hususta görüşün ne ? O da : Babacığım ! Sen emredildiğini yap. Beni —İnşaallah— sabredenlerden bulacaksın, dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: 'Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?' dedi. 'Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.


    Edip Yüksel : Onunla birlikte çalışma çağına varınca, 'Oğlum,' dedi, 'Rüyamda seni boğazlamam gerektiğini görüyorum. Ne düşünüyorsun?' 'Babacığım,' dedi, 'Sana emredileni uygula. ALLAH dilerse beni sabırlı bulacaksın.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Vakta ki yanında koşmak çağına erdi, ey yavrum! dedi ben menamda görüyorum ki ben seni boğazlıyorum, artık bak ne görüyorsun! ey babacığım dedi: ne emrolunuyorsan yap! beni inşaallah sabirînden bulacaksın


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : (Oğlu) yanında koşma çağına gelince: «Yavrum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak ne düşünürsün?» dedi. (Çocuk da): «Babacığım sana ne emrediliyorsa yap! Beni inşaallah sabredenlerden bulacaksın!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: «Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?» dedi. Çocuk da: «Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Çocuk onun yanında koşma yaşına gelince ona; «Yavrum! Ben uykuda iken seni kestiğimi görüyorum, bir düşün ne dersin? Çocuk; «Babacığım sana emredileni yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın» dedi.


    Gültekin Onan : Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, (sana) buyrulanı yap / yerine getir. İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın.


    Hasan Basri Çantay : Artık o (oğul İbrâhîmin) yanında koşmak çağına erince (babası) «Oğulcağızım, dedi, ben seni rü'yamda boğazlıyorum görüyorum. Bak artık ne düşünürsün». (Oğlu) dedi: «Babacığım, sana edilen emir ne ise yap. İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın».


    Hayrat Neşriyat : Nihâyet (çocuğu) onunla berâber çalışacak çağa erişince (İbrâhîm): 'Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda (rüyâmda) görüyorum ki, gerçekten ben seni boğazlıyorum(kurbân ediyorum); artık bak, (bu rüyâm hakkında) sen ne görürsün (fikrin nedir)?' dedi.(Çocuğu İsmâîl:) 'Ey babacığım! Sana emredileni yap! İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın!' dedi.


    İbni Kesir : O, kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca dedi ki: Oğulcuğum; doğrusu ben, rüyada iken seni boğazladığımı görüyorum. Bir bak, ne dersin? O da dedi ki: Babacığım; sana emrolunanı yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun.


    Muhammed Esed : Ve (bir gün, çocuk, babasının) tutum ve davranışlarını anlayıp paylaşacak olgunluğa eriştiğinde babası şöyle dedi: "Ey yavrucuğum! Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, bir düşün, ne dersin?" (İsmail): "Ey babacığım" dedi, "sana emredilen neyse onu yap! İnşallah beni sıkıntıya göğüs gerenler arasında bulacaksın!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Vaktâ ki, onunla beraber yürümek çağına yetişti. Dedi: «Oğulcağızım! Ben, şüphe yok rüyâda görüyorum ki, muhakkak seni boğazlıyorum. Artık bak, sen ne görürsün.» Dedi: «Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.»


    Ömer Öngüt : Çocuk kendisi ile beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: "Ey oğulcuğum! Rüyâda ben seni boğazladığımı görüyorum. Bir (düşün) bak, ne dersin?" dedi. O da: "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın. " dedi.


    Şaban Piriş : Çocuk, onunla çalışacak, yürüyecek bir yaşa gelince, ona dedi ki; -Oğulcuğum, bak, rüyamda seni kurban ettiğimi görüyorum. Ne dersin? Oğlu; -Babacığım, sana emrolunanı yap! dedi. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın!.


    Suat Yıldırım : Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: "Evladım, dedi, ben rüyamda seni kurban etmeye giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!" Oğlu: "Babacığım! dedi, hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah’ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!".


    Süleyman Ateş : (Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrâhim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi.


    Tefhim-ul Kuran : Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona) : «Oğlum» dedi. «Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken görüyordum. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.» (Oğlu İsmail) Dedi ki: «Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.»


    Ümit Şimşek : Kendisiyle beraber iş yapacak çağa geldiğinde, İbrahim oğluna dedi ki: 'Oğulcuğum, rüyamda seni kurban ederken gördüm. Buna ne dersin?' Oğlu 'Sana emredileni yap, baba,' dedi. 'İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi: "Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen ne görürsün/sen ne dersin?" "Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın."
     


  4. فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ



    Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn(cebîni).



    1. fe : böylece

    2. lemmâ : olduğu zaman, olunca

    3. eslemâ : ikisi teslim oldu

    4. ve telle-hu : ve onu yatırdı

    5. li el cebîni : alnına, alnı üzerine




    İmam İskender Ali Mihr : Böylece ikisi de (Allah'a) teslim olunca, (İbrâhîm A.S) onu alnı üzerine yatırdı.


    Diyanet İşleri : (103-104) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”


    Abdulbaki Gölpınarlı : İkisi de teslîm olunca onun alnını yere koymuştu.


    Adem Uğur : Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:


    Ahmed Hulusi : İkisi de (hükme) teslim olup Onu (İsmail'i) yüzüstü yatırdığında. . .


    Ahmet Tekin : Baba-oğul Allah’a teslim olup, boyun eğdiği, İslâm’daki samimiyetlerini gösterdikleri, İbrâhim’in İsmâil’i şakağı üzerine yatırdığı zaman biz seslendik.


    Ahmet Varol : Böylece ikisi de (Allah'ın emrine) teslim olunca ve onu şakağı üzerine yatırınca,


    Ali Bulaç : Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.


    Ali Fikri Yavuz : Vakta ki, bu suretle ikisi de, (baba-oğul Allah’ın emrine) teslim oldular. İbrahim, çocuğu yanı üzerine yıktı.


    Bekir Sadak : (103-10) 5 Boylece ikisi de Allah' a teslimiyet gosterip, babasi oglunu alni uzerine yatirinca Biz: «Ey Ibrahim! Ruyayi gercek yaptin; iste biz iyi davrananlari boylece mukafatlandiririz» diye seslendik.


    Celal Yıldırım : Bunun üzerine her ikisi de (hakkın buyruğuna) teslimiyet gösterdiler ve O, oğlunu alnı üzeri yere yatırdı.


    Diyanet İşleri (eski) : (103-105) Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: 'Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız' diye seslendik.


    Diyanet Vakfi : (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.
    Edip Yüksel : Böylece ikisi de teslim oldu ve onu alnı üzerine yıktı.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Vaktâ ki bu suretle ikisi de teslim oldular ve onu tuttu şakağına yıktı


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ne zaman ki ikisi de bu şekilde (Allah'a) teslim oldular, (İbrahim) onu tuttu şakağına yıktı (şakağı üzerine yatırdı).


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.


    Fizilal-il Kuran : İkisi de Allah'a teslimiyet gösterip babası, oğlunu alnı üzerine yere yatırınca.


    Gültekin Onan : Sonunda ikisi de (Tanrı'nın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.


    Hasan Basri Çantay : Vaktâkî bu suretle ikisi de (Allahın emrine) râm oldular, (İbrâhîm) onu alnı üzere yıkdı.


    Hayrat Neşriyat : (103-106) Böylece (ikisi de) teslîm olup (İbrâhîm) onu alnının bir tarafı (yere gelecek şekilde, yanı) üzerine yere yatırınca, artık ona: 'Ey İbrâhîm! Hakikaten rüyâya sadâkat gösterdin! İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız. Şübhesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır!' diye seslendik.


    İbni Kesir : İkisi de teslim olunca, babası; oğlunu alnı üzere yatırdı.


    Muhammed Esed : Fakat ikisi Allah'ın emri (olarak gördükleri)ne kendilerini teslim edince ve (İbrahim) onu yüzüstü yatırınca,


    Ömer Nasuhi Bilmen : Vaktâ ki, ikisi de inkiyâd ettiler ve O'nu alnının bir yanı üzerine yatırdı.


    Ömer Öngüt : Her ikisi de Allah'ın emrine ram oldular. Babası oğlunu alnı üzerine yatırdı.


    Şaban Piriş : Her ikisi de teslimiyet gösterip, İbrahim oğlunu alnı üzerine yatırdığı zaman...


    Suat Yıldırım : (103-105) Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!


    Süleyman Ateş : İkisi de böylece (Allâh'ın emrine) teslim olup (İbrâhim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca,


    Tefhim-ul Kuran : Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı;


    Ümit Şimşek : İkisi de Allah'ın emrine teslim oldu ve İbrahim oğlunu yüzükoyun yere yatırdı.


    Yaşar Nuri Öztürk : Böylece ikisi de teslim olup İbrahim onu şakağı üzerine yatırınca,
     


  5. وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ



    Ve nâdeynâhu en yâ ibrâhîm(ibrâhîmu).



    1. ve nâdeynâ-hu en : ve biz ona nida ettik, seslendik

    2. yâ ibrâhîmu : ey İbrâhîm




    İmam İskender Ali Mihr : Ve ona "Ey İbrâhîm!" diye nida ettik (seslendik).


    Diyanet İşleri : (103-104) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve biz, ona ey İbrâhim diye nidâ etmiştik.


    Adem Uğur : Biz ona: "Ey İbrahim!" diye seslendik.


    Ahmed Hulusi : Biz Ona: "Ey İbrahim!" diye seslendik.


    Ahmet Tekin : Ona: 'Ey İbrâhim!' diye seslendik.


    Ahmet Varol : Ona şöyle seslendik: 'Ey İbrahim!


    Ali Bulaç : Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik.


    Ali Fikri Yavuz : Biz de ona şöyle nida ettik: “- Ey İbrahîm!


    Bekir Sadak : (103-10) 5 Boylece ikisi de Allah' a teslimiyet gosterip, babasi oglunu alni uzerine yatirinca Biz: «Ey Ibrahim! Ruyayi gercek yaptin; iste biz iyi davrananlari boylece mukafatlandiririz» diye seslendik.


    Celal Yıldırım : (104-105) Biz de Ona şöyle seslendik : Ey İbrâhim! Rüyayı cidden gerçekleşirdin. Şüphesiz biz, iyiliği, güzelliği, yararlı işleri huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İşleri (eski) : (103-105) Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: 'Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız' diye seslendik.


    Diyanet Vakfi : (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.


    Edip Yüksel : Kendisine, 'İbrahim!' diye seslendik,


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve şöyle ona nida ettik: ya İbrahim!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve ona şöyle seslendik: «Ey İbrahim!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Biz de ona şöyle seslendik: «Ey İbrahim!»


    Fizilal-il Kuran : Biz ona «Ey İbrahim» diye seslendik.


    Gültekin Onan : Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik.


    Hasan Basri Çantay : (104-105) Biz ona: «Yâ Ibrâhîm, rü'yâna sadâkat gösterdin. Şübhesiz ki biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız» diye nida etdik.


    Hayrat Neşriyat : (103-106) Böylece (ikisi de) teslîm olup (İbrâhîm) onu alnının bir tarafı (yere gelecek şekilde, yanı) üzerine yere yatırınca, artık ona: 'Ey İbrâhîm! Hakikaten rüyâya sadâkat gösterdin! İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız. Şübhesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır!' diye seslendik.


    İbni Kesir : Biz, ona şöyle seslendik: Ey İbrahim;


    Muhammed Esed : kendisine seslendik: "Ey İbrahim,


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve O'na: «Ya İbrahim!» diye nidâ ettik ki,


    Ömer Öngüt : Biz ona: "Yâ İbrahim!" diye seslendik.


    Şaban Piriş : -Ey İbrahim! diye seslendik.


    Suat Yıldırım : (103-105) Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!


    Süleyman Ateş : Biz ona: "İbrâhim!" diye ünledik.


    Tefhim-ul Kuran : Biz ona: «Ey İbrahim» diye seslendik.


    Ümit Şimşek : O zaman Biz 'Ey İbrahim,' diye seslendik.


    Yaşar Nuri Öztürk : Biz şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"
     


  6. قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ



    Kad saddakter ru’yâ, innâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).



    1. kad : oldu

    2. saddakte : sen sadık kaldın

    3. er ru'yâ : rüya

    4. innâ : muhakkak ki biz

    5. kezâlike : böylece, işte böyle

    6. neczî : cezalandırırız, karşılığını veririz, mükâfatlandırırız

    7. el muhsinîne : muhsinler





    İmam İskender Ali Mihr : Sen rüyaya sadık kaldın (yerine getirdin). Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İşleri : “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rüyanı gerçekleştirdik. Şüphe yok ki biz, böyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri.


    Adem Uğur : Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.


    Ahmed Hulusi : "Gerçekten rüyanı doğruladın. . . Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız (yaptığının sonucunu yaşatırız). "


    Ahmet Tekin : 'Rüyana gerçekten sadakat gösterdin. İşte biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman önderleri, inanmışları daha önce seni mükâfatlandırdığımız gibi mükâfatlandırırız.'


    Ahmet Varol : Sen gerçekten rüyayı doğruladın. İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.'


    Ali Bulaç : "Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz."


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Şüphe yok ki biz, güzel amel işliyenleri işte böyle mükafatlandırırız.”


    Bekir Sadak : (103-10) 5 Boylece ikisi de Allah' a teslimiyet gosterip, babasi oglunu alni uzerine yatirinca Biz: «Ey Ibrahim! Ruyayi gercek yaptin; iste biz iyi davrananlari boylece mukafatlandiririz» diye seslendik.


    Celal Yıldırım : (104-105) Biz de Ona şöyle seslendik : Ey İbrâhim! Rüyayı cidden gerçekleşirdin. Şüphesiz biz, iyiliği, güzelliği, yararlı işleri huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İşleri (eski) : (103-105) Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: 'Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız' diye seslendik.


    Diyanet Vakfi : (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.


    Edip Yüksel : 'Sen rüyanı uyguladın.' İyileri böyle ödüllendiririz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ru'yayı gerçek tasdık eyledin, biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Rüyaya gerçekten sadakat gösterdin, işte Biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.»


    Fizilal-il Kuran : Sen rüyayı doğruladın; biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.


    Gültekin Onan : "Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz "


    Hasan Basri Çantay : (104-105) Biz ona: «Yâ Ibrâhîm, rü'yâna sadâkat gösterdin. Şübhesiz ki biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız» diye nida etdik.


    Hayrat Neşriyat : (103-106) Böylece (ikisi de) teslîm olup (İbrâhîm) onu alnının bir tarafı (yere gelecek şekilde, yanı) üzerine yere yatırınca, artık ona: 'Ey İbrâhîm! Hakikaten rüyâya sadâkat gösterdin! İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız. Şübhesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır!' diye seslendik.


    İbni Kesir : Sen rü'yayı gerçekleştirdin. Elbette Biz, ihsan edenleri böylece mükafatlandırırız.


    Muhammed Esed : sen şimdiden o rüya(nın amacı)nı yerine getirmiş oldun!" İşte iyilik yapanları Biz böyle ödüllendiririz:


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Sen muhakkak rüyâyı tasdik ettin. Biz böylece muhakkak muhsinleri mükâfaatlandırırız.»


    Ömer Öngüt : "Rüyana sadakat gösterdin, işte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. "


    Şaban Piriş : Sen rüyanı gerçekleştirdin. Biz, iyileri böyle mükafatlandırırız.


    Suat Yıldırım : (103-105) Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!


    Süleyman Ateş : "Sen rüyâyı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız!"


    Tefhim-ul Kuran : «Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Hiç şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.»


    Ümit Şimşek : 'Sen rüyana sadakat gösterdin. İşte Biz iyi kulluk edenleri böyle ödüllendiririz.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Sen rüyayı gerçekleştirdin. İşte biz, güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz."
     


  7. إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ



    İnne hâzâ le huvel belâul mubîn(mubînu).



    1. inne : muhakkak ki

    2. hâzâ : bu

    3. le : elbette, kesin olarak

    4. huve : o

    5. el belâu : belâ, imtihan

    6. el mubînu : apaçık





    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki bu, kesin olarak apaçık bir imtihandır.


    Diyanet İ؛leri : “ھüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki bu, elbette apaçık bir sınamaydı.


    Adem Uğur : Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki bu apaçık bir belâdır (ِğretici, idrak ettirici deneyim)!


    Ahmet Tekin : Bu, i؛te bu, açık açık bir imtihandır.


    Ahmet Varol : Doğrusu bu apaçık bir imtihandı.


    Ali Bulaç : Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.


    Ali Fikri Yavuz : Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı.


    Bekir Sadak : Dogrusu bu apacik bir deneme idi.


    Celal Yıldırım : ھüphesiz bu, açık bir imtihan idi.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.


    Diyanet Vakfi : (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekle؛tirdin. Biz iyileri bِyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.


    Edip Yüksel : Gerçekten bu apaçık bir sınavdı.


    Elmalılı Hamdi Yazır : ھübhesiz ki bu açık bir ibtilâ, kat'î bir imtihan


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : ھüphesiz ki bu apaçık ve kesin bir imtihandı, dedik.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : «ھüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.» (dedik)


    Fizilal-il Kuran : Gerçekten bu apaçık bir imtihan idi.


    Gültekin Onan : Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.


    Hasan Basri اantay : Hakıykat, bu, apaçık ve kat'î bir imtihandı.


    Hayrat Ne؛riyat : (103-106) Bِylece (ikisi de) teslîm olup (İbrâhîm) onu alnının bir tarafı (yere gelecek ؛ekilde, yanı) üzerine yere yatırınca, artık ona: 'Ey İbrâhîm! Hakikaten rüyâya sadâkat gِsterdin! İ؛te biz iyilik edenleri bِyle mükâfâtlandırırız. ھübhesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır!' diye seslendik.


    İbni Kesir : Muhakkak ki bu, apaçık bir imtihandı.


    Muhammed Esed : çünkü bu, gerçekten apaçık bir sınama idi.


    ضmer Nasuhi Bilmen : ھüphe yok ki bu, elbette apaçık bir imtihandır.


    ضmer ضngüt : Bu gerçekten apaçık bir imtihandı.


    ھaban Piri؛ : Bu, elbette apaçık bir imtihandı.


    Suat Yıldırım : Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı.


    Süleyman Ate؛ : Gerçekten bu, apaçık bir sınav idi.


    Tefhim-ul Kuran : Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.


    ـmit ھim؛ek : Hiç ku؛ku yok ki bu apaçık bir sınavdı.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : "Bu, hiç ku؛kusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi."
     


  8. وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ



    Ve fedeynâhu bi zibhın azîm(azîmin).



    1. ve fedeynâ-hu : ve ona fidye olarak verdik

    2. bi zibhın : kurbanı

    3. azîmin : büyük




    İmam İskender Ali Mihr : Ve ona büyük bir kurbanı fidye (oğluna karşı bedel olarak) verdik.


    Diyanet İşleri : Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve onun yerine, kesilmek üzere büyük bir koç ihsân ettik.


    Adem Uğur : Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.


    Ahmed Hulusi : Ona, bedel olarak çok büyük kurban verdik.


    Ahmet Tekin : Kurban edilecek yaşa gelmiş bir kurban kesme sorumluluğu karşılığında oğlunu kurban edilmekten kurtardık.


    Ahmet Varol : Biz ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.


    Ali Bulaç : Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.


    Ali Fikri Yavuz : (Oğlunu kesmeğe karşılık) ona büyük bir kurbanlık, (semiz koç) fidye verdik.


    Bekir Sadak : Ona fidye olarak buyuk bir kurbanlik verdik.


    Celal Yıldırım : Ve onun yerine fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.


    Diyanet İşleri (eski) : Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.


    Diyanet Vakfi : (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.


    Edip Yüksel : Ve biz ona fidye olarak büyük bir kurban verdik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Dedik ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.


    Fizilal-il Kuran : Ona fidye olarak büyük bir kurban verdik.


    Gültekin Onan : Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.


    Hasan Basri Çantay : Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.


    Hayrat Neşriyat : Ve (oğluna bedel) ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.


    İbni Kesir : Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.


    Muhammed Esed : Ve fidye olarak o'na büyük bir kurban verdik,


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve O'na bir büyük kurbanlık bedel verdik.


    Ömer Öngüt : Biz oğluna bedel olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.


    Şaban Piriş : Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık koç vermiştik.


    Suat Yıldırım : Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik.


    Süleyman Ateş : Ve fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.


    Tefhim-ul Kuran : Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.


    Ümit Şimşek : Oğlunun yerine, ona büyük bir kurbanlık verdik.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
     


  9. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ



    Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).



    1. ve tereknâ : ve terkettik, bıraktık

    2. aleyhi : ona

    3. fî el âhirîne : sonrakilerin arasında




    İmam İskender Ali Mihr : Sonrakiler arasında ona (şerefli bir anı) bıraktık.


    Diyanet İşleri : Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve sonradan gelenler arasında da ona iyi bir ad, san verdik.


    Adem Uğur : Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık:


    Ahmed Hulusi : Sonrakiler içinde, Onun anılmasını sağladık.


    Ahmet Tekin : Onun hayatından sonraki nesillerde, devam eden güzel gelenekler, övgülerle dolu hâtıralar bıraktık.


    Ahmet Varol : Sonra gelenler arasında onun için (iyi bir ün) bıraktık.


    Ali Bulaç : Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.


    Ali Fikri Yavuz : Yine ona, sonradan gelenler içinde iyi bir yâd bıraktık.


    Bekir Sadak : (108-10) 9 Sonra gelenler icinde «Ibrahim'e selam olsun» diye ona iyi bir un biraktik.


    Celal Yıldırım : Sonrakiler arasında onu (onun şerefli ismini) bıraktık.


    Diyanet İşleri (eski) : (108-109) Sonra gelenler içinde 'İbrahim'e selam olsun' diye ona iyi bir ün bıraktık.


    Diyanet Vakfi : (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.


    Edip Yüksel : Sonrakiler için onun tarihini koruduk.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Namını da bıraktık sonrakiler içinde


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonradan gelenler içinde kendisine iyi bir nam bıraktık.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.


    Fizilal-il Kuran : Sonra gelenler arasında ona iyi bir ün bıraktık.


    Gültekin Onan : Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.


    Hasan Basri Çantay : Sonra gelen (peygamberler ve ümmet) ler arasında ona (iyi bir nam) bırakdık.


    Hayrat Neşriyat : Hem sonraki (ümmet)ler içinde ona (iyi bir nâm) bıraktık.


    İbni Kesir : Sonrakiler arasında ona da bıraktık.


    Muhammed Esed : böylece o'nun sonraki kuşaklar tarafından şöyle hatırlanmasını sağladık:


    Ömer Nasuhi Bilmen : (108-109) Ve sonrakilerin arasında O'na karşı (bir güzel sena) bıraktık. İbrahim üzerine selâm olsun.


    Ömer Öngüt : Sonra gelenler arasında ona iyi bir ün bıraktık.


    Şaban Piriş : (108-109) Sonrakiler arasında onun için: -İbrahim’e selam olsun! mirası bıraktık.


    Suat Yıldırım : Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık ki o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir:


    Süleyman Ateş : Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra gelenler arasında da ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.


    Ümit Şimşek : Ve ardında ona iyi bir nam bıraktık.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sonra gelenler içinde onu hatırlatan bir şey bıraktık.
     


  10. سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ



    Selâmun alâ ibrâhîm(ibrâhîme).



    1. selâmun : selâm, selâm olsun

    2. alâ : üzerine, ... a

    3. ibrâhîme : İbrâhîm




    İmam İskender Ali Mihr : İbrâhîm (A.S)'a selâm olsun.


    Diyanet İşleri : İbrahim’e selâm olsun.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Esenlik İbrâhim'e.


    Adem Uğur : İbrahim'e selam! dedik.


    Ahmed Hulusi : Selâm olsun İbrahim'e.


    Ahmet Tekin : İbrâhim’e selâm olsun, selâmette olsun, selâmete erenlerdendir.


    Ahmet Varol : İbrahim'e selâm olsun.


    Ali Bulaç : İbrahim'e selam olsun.


    Ali Fikri Yavuz : Bizden saadet ve selâmet olsun İbrahim’e...


    Bekir Sadak : (108-10) 9 Sonra gelenler icinde «Ibrahim'e selam olsun» diye ona iyi bir un biraktik.


    Celal Yıldırım : Selâm İbrahim'e olsun !


    Diyanet İşleri (eski) : (108-109) Sonra gelenler içinde 'İbrahim'e selam olsun' diye ona iyi bir ün bıraktık.


    Diyanet Vakfi : (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.


    Edip Yüksel : İbrahim'e selam olsun.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Selâm İbrahime


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Selam İbrahim'e!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Selam olsun İbrahim'e...


    Fizilal-il Kuran : İbrahim'e selâm olsun.


    Gültekin Onan : İbrahim'e selam olsun.


    Hasan Basri Çantay : (Bizden) selam İbrâhîme.


    Hayrat Neşriyat : İbrâhîm’e selâm olsun!


    İbni Kesir : Selam olsun İbrahim'e.


    Muhammed Esed : "İbrahim'e selam olsun!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : (108-109) Ve sonrakilerin arasında O'na karşı (bir güzel sena) bıraktık. İbrahim üzerine selâm olsun.


    Ömer Öngüt : Bizden selâm olsun İbrahim'e!


    Şaban Piriş : (108-109) Sonrakiler arasında onun için: -İbrahim’e selam olsun! mirası bıraktık.


    Suat Yıldırım : "Selam olsun İbrâhim’e!"


    Süleyman Ateş : (İleride gelecek nesiller): "İbrâhim'e selâm olsun!" (diyeceklerdi.)


    Tefhim-ul Kuran : İbrahim'e selam olsun.


    Ümit Şimşek : Selâm olsun İbrahim'e.


    Yaşar Nuri Öztürk : Selam olsun İbrahim'e!
     



  11. كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ



    Kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).



    1. kezâlike : işte böyle


    2. neczî : cezalandırırız, karşılığını veririz, mükâfatlandırırız


    3. el muhsinîne : muhsinler




    İmam İskender Ali Mihr : Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İşleri : İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Biz, böyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri.


    Adem Uğur : Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.


    Ahmed Hulusi : Muhsinleri (Allâh'a, görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız.


    Ahmet Tekin : İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan, müslüman önderleri, inananları işte biz böyle mükâfatlandırırız.


    Ahmet Varol : İyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.


    Ali Bulaç : Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.


    Ali Fikri Yavuz : Güzel amel işliyenleri, işte böyle mükafatlandırırız.


    Bekir Sadak : Iste iyileri boylece mukafatlandiririz.


    Celal Yıldırım : Biz, iyiliği, güzelliği, yararlı işleri huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İşleri (eski) : İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.


    Diyanet Vakfi : (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.


    Edip Yüksel : Biz iyi davrananları böyle ödüllendiririz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İşte iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.


    Fizilal-il Kuran : İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.


    Gültekin Onan : Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.


    Hasan Basri Çantay : Biz iyi hareket edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.


    Hayrat Neşriyat : İyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız.


    İbni Kesir : Biz, ihsan edenleri işte böyle mükafatlandırırız.


    Muhammed Esed : Biz iyileri böyle ödüllendiririz,


    Ömer Nasuhi Bilmen : İşte muhsin olanları böylece mükâfaatlandırırız.


    Ömer Öngüt : İşte biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.


    Şaban Piriş : İşte iyileri böyle ödüllendiririz.


    Suat Yıldırım : Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!


    Süleyman Ateş : İşte biz güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.


    Tefhim-ul Kuran : Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.


    Ümit Şimşek : İyi kulluk edenleri Biz böyle ödüllendiririz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Böyle ödüllendiririz biz, güzellik sergileyenleri!
     


  12. إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ



    İnnehu min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).



    1. innehu : muhakkak ki o

    2. min ibâdinâ : bizim kullar‎m‎zdan

    3. el mû'minîne : mü'minler





    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki o, Bizim mü'min (Allah'a ula‏may‎ dileyip bütün makamlar‎ kazanan) kullar‎m‎zdand‎r.


    Diyanet ف‏leri : اünkü o mü’min kullar‎m‎zdand‎.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : قüphe yok ki o, inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Adem Uًur : اünkü o, bizim mümin kullar‎m‎zdand‎r.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki O, iman eden kullar‎m‎zdand‎r.


    Ahmet Tekin : O bizi ilâh tan‎yan, candan müslüman olarak bize baًlanan, sayg‎yla bize kulluk ve ibadet eden kullar‎m‎zdand‎.


    Ahmet Varol : قüphesiz o, mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Ali Bulaç : قüphesiz o, bizim mü'min olan kullar‎m‎zdand‎r.


    Ali Fikri Yavuz : اünkü o, mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Bekir Sadak : Dogrusu o, inanmis kullarimizdandi.


    Celal Y‎ld‎r‎m : قüphesiz o, bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎r.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Doًrusu o, inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    Diyanet Vakfi : (107-111) Biz, oًluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler aras‎nda ona (iyi bir nam) b‎rakt‎k: فbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri bِyle mükâfatland‎r‎r‎z. اünkü o, bizim mümin kullar‎m‎zdand‎r.


    Edip Yüksel : O, bizim inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : اünkü o bizim mü'min kullar‎m‎zdan


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : اünkü o Bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : اünkü o bizim mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Fizilal-il Kuran : اünkü o bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Gültekin Onan : قüphesiz o, bizim inançl‎ kullar‎m‎zdand‎r.


    Hasan Basri اantay : Hak‎ykat o, mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Hayrat Ne‏riyat : اünki o, bizim mü’min kullar‎m‎zdand‎r.


    فbni Kesir : Muhakkak ki o, mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Muhammed Esed : çünkü o Bizim gerçekten inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    ضmer Nasuhi Bilmen : قüphe yok ki, o mü'min olan kullar‎m‎zdand‎r.


    ضmer ضngüt : Doًrusu o bizim mümin kullar‎m‎zdand‎.


    قaban Piri‏ : اünkü O, mü’min kullar‎m‎zdan idi.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Gerçekten o Bizim tam inanm‎‏ has kullar‎m‎zdand‎.


    Süleyman Ate‏ : اünkü o bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Tefhim-ul Kuran : قüphesiz o, bizim mü'min olan kullar‎m‎zdand‎r.


    ـmit قim‏ek : Doًrusu, o Bizim inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : O da bizim inanan kullar‎m‎zdand‎.
     


  13. وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَقَ نَبِيًّا مِّنَ الصَّالِحِينَ



    Ve be؛؛ernâhu bi ishâka nebiyyen mines sâlihîn(sâlihîne).



    1. ve be؛؛ernâ-hu : ve onu müjdeledik

    2. bi : ile

    3. ishâka : İshak

    4. nebiyyen : nebî olarak, peygamber olarak

    5. min es sâlihîne : salihlerden





    İmam İskender Ali Mihr : Ve Biz, onu salihlerden bir Nebî (Peygamber) olan İshak ile müjdeledik.


    Diyanet İ؛leri : Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Ve ona, temiz ki؛ilerden ve peygamber olacak İshak'ı müjdelemi؛tik.


    Adem Uğur : Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.


    Ahmed Hulusi : Ona, sâlihlerden bir Nebi olarak İshak'ı müjdeledik.


    Ahmet Tekin : Onu, dindar, ahlâklı, hayır-hasenat sahibi mü’min sâlih kullarımdan bir peygamber olan İshak ile müjdeledik.


    Ahmet Varol : Ona salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.


    Ali Bulaç : Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik.


    Ali Fikri Yavuz : Bir de ona salihlerden bir peygamber olmak üzere İshâk’ı müjdeledik.


    Bekir Sadak : Ona, iyilerden olan Ishak'i peygamber olarak mujdeledik.


    Celal Yıldırım : Ve biz ona İshâk'ı da iyi-yararlı ki؛ilerden sayılan bir peygamber olarak müjdeledik.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.


    Diyanet Vakfi : (112-113) Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kِtülük edenler de olacak.


    Edip Yüksel : Ona İshak'ı müjdeledik, erdemlilerden bir peygamber olarak.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir de onu salihînden bir Peygamber olmak üzere İshak ile müjdeledik


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Bir de onu salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak ile müjdeledik.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.


    Fizilal-il Kuran : Biz ona iyilerden bir peygamber olacak İshak'ı müjdeledik.


    Gültekin Onan : Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik.


    Hasan Basri اantay : Ona saalihlerden bir peygamber olmak üzere de İshakı müjdeledik.


    Hayrat Ne؛riyat : Bir de onu sâlihlerden bir peygamber olarak İshâk ile müjdeledik.


    İbni Kesir : Ona salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.


    Muhammed Esed : Ve (zamanı geldiğinde) ona, (kendisi de) bir peygamber (olan) dürüst ve erdemli birini, İshak'ı müjdeledik;


    ضmer Nasuhi Bilmen : Ve O'nu sâlihlerden bir peygamber olmak üzere İshak ile de müjdeledik.


    ضmer ضngüt : Biz ona sâlihlerden bir peygamber olacak İshak'ı müjdeledik.


    ھaban Piri؛ : O’na salihlerden bir peygamber olacak İshak’ı müjdeledik.


    Suat Yıldırım : Biz de ona, salih ki؛ilerden, üstelik peygamber olacak bir evladı, İshak’ı müjdeledik.


    Süleyman Ate؛ : Biz ona İshâk'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik.


    Tefhim-ul Kuran : Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.


    ـmit ھim؛ek : Onu, salihlerden bir peygamber olarak İshak ile müjdeledik.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Biz ona, hayrı ve barı؛ı sevenlerden bir peygamber olan İshak'ı müjdeledik.
     


  14. وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ مُبِينٌ



    Ve bâreknâ aleyhi ve alâ ishâk(ishâka), ve min zurriyyetihimâ muhsinun ve zâlimun li nefsihi mubîn(mubînun).



    1. ve bâreknâ : ve bereket verdik, mübarek kıldık

    2. aleyhi : ona

    3. ve alâ ishâka : ve İshak'a

    4. ve min zurriyyeti-himâ : ve ikisinin zürriyetinden

    5. muhsinun : muhsin olan

    6. ve zâlimun : ve zalim olan, zulmeden

    7. li nefsi-hi : nefsine, kendine

    8. mubînun : apaçık





    İmam İskender Ali Mihr : Ve O'na (Hz. İbrâhîm'e) ve İshak'a bereket verdik (mübarek kıldık). Ve ikisinin zürriyetinden muhsin olan (da), nefsine apaçık zulmeden (de) var.


    Diyanet İşleri : Onu da İshak’ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onu da kutladık, İshak'ı da ve ikisinin de soyundan iyilik eden de var, apaçık nefsine zulmeden de.


    Adem Uğur : Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.


    Ahmed Hulusi : Onun üzerine de İshak'ın üzerine de bereket lütfettik. . . O ikisinin neslinden muhsin de var, kendi nefsine apaçık zulmeden de var.


    Ahmet Tekin : İbrâhim’e ve İshak’a bereketler ihsan ettik. Onların nesillerinden iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idareciler ve müslümanlar olacak, kendilerine yazık eden, açık açık günaha giren âsiler de olacak.


    Ahmet Varol : Ona da, İshak'a da bereketler verdik. Onların soylarından iyilik eden de var, kendine açıkça haksızlık eden de.


    Ali Bulaç : Ona ve İshak'a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.


    Ali Fikri Yavuz : Hem İbrahîm’e, hem İshâk’a bereketler verdik. Her ikisinin soyundan mümin olan da var, nefsine açık zulmeden de var.


    Bekir Sadak : Kendisini ve Ishak'i mubarek kildik; ikisinin soyunda iyi olan da vardir, aciktan aciga kendisine yazik eden de vardir. *


    Celal Yıldırım : Onu da, İshâk'ı da mübarek kıldık (üzerlerine feyiz, bereket ve rahmet indirdik). İkisinin soyundan iyiler de vardır; kendine açıkça zulmeden de vardır.


    Diyanet İşleri (eski) : Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.


    Diyanet Vakfi : (112-113) Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.


    Edip Yüksel : Ona da İshak'a da lütufta bulunduk. Kuşkusuz, ikisinin de soyundan hem iyi davrananlar var, hem kendisine zulmedenler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem ona hem İshaka bereketler verdik. İkisinin zürriyyetinden de hem muhsin olan var hem de nefsine açık zulmeden


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hem ona hem İshak'a bereketler verdik, ikisinin neslinden de hem güzel davrananlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.


    Fizilal-il Kuran : Kendisini ve İshak'ı kutlu ve bereketli kıldık. Her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, açıkça kendisine zulmeden de olacaktır.


    Gültekin Onan : Ona ve İshak'a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.


    Hasan Basri Çantay : Hem ona, hem Ishaka (feyz-ü) bereketler verdik. Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de vardır, nefsine apaçık zulm edeni de.


    Hayrat Neşriyat : Ona da, İshâk’a da bereket verdik. Her ikisinin neslinden iyilik eden de, nefsine apaçık zulmeden de bulunur.


    İbni Kesir : Onu da, İshak'ı da mübarek kıldık. O ikisinin soyundan ihsan eden de vardır, kendisine açıkça zulmeden de.


    Muhammed Esed : onu ve İshak'ı kutsadık ama onların soyundan iyi işler yapan da çıkacak, kendisine açıkça zulmeden de.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onun üzerine ve İshak üzerine bereketler verdik ve ikisinin zürriyetinden muhsin olan da vardır ve nefsine apaçık zulmeden de.


    Ömer Öngüt : İbrahim'e de İshak'a da bereketler verdik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendisine açıktan açığa zulmedenler de olacak.


    Şaban Piriş : Onu da İshak’ı da bereketlendirdik. Onların soyundan iyiler de, kendilerine gerçekten zulmedenler de vardır.


    Suat Yıldırım : Kendisine de İshak’a da feyiz ve bereketler verdik. Onların neslinden gelenler arasında iyi davranan da var, kendi nefsine açıkça zulmeden de!


    Süleyman Ateş : Kendisine de, İshâk'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de.


    Tefhim-ul Kuran : Ona da, İshak'a da bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmetmekte olan da.


    Ümit Şimşek : Onu da, İshak'ı da kutlu ve uğurlu kıldık. İkisinin neslinden de hem iyi kulluk edenler var, hem de kendisine açıkça zulmedenler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ona da İshak'a da bereketler lütfettik. Onların zürriyetlerinden iyi düşünüp iyi davranan da var, öz benliğine açıkça zulmeden de var.
     


  15. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ



    Ve lekad menennâ alâ mûsâ ve hârûn(hârûne).



    1. ve lekad : ve andolsun

    2. menennâ : ni'metlendirdik

    3. alâ : üzerine, ... a

    4. mûsâ : Musa

    5. ve hârûne : ve Harun




    İmam İskender Ali Mihr : Ve andolsun ki Musa (A.S)'ı ve Harun (A.S)'ı ni'metlendirdik.


    Diyanet İşleri : Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve andolsun ki biz, Mûsâ'ya ve Hârûn'a nîmetler verdik.


    Adem Uğur : Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.


    Ahmed Hulusi : Andolsun ki Musa ve Harun'a da lütufta bulunduk!


    Ahmet Tekin : Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da ihsanlarda bulunduk, nimetler verdik.


    Ahmet Varol : Andolsun ki, biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunduk.


    Ali Bulaç : Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten biz, Mûsa ile Harûn’u da (peygamberlikle) nimetlendirdik.


    Bekir Sadak : And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmustuk.


    Celal Yıldırım : And olsun ki, biz, Musâ İle Harun'a (peygamberliğin) bereketli nîmetini verdik.


    Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.


    Diyanet Vakfi : Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.


    Edip Yüksel : Biz Musa'ya ve Harun'a iyilikte bulunmuştuk.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Celâlim hakkı için Musâ ile Harûnu da minnetdâr eyledik


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Andolsun ki, Musa ile Harun'u da minnettar ettik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.


    Fizilal-il Kuran : Andolsun Musa'ya ve Harun'a da lütuflarda bulunduk.


    Gültekin Onan : Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.


    Hasan Basri Çantay : Andolsun biz Muusâya da, Hâruuna da nimetler verdik.


    Hayrat Neşriyat : Celâlim hakkı için, Mûsâ ve Hârûn’a da ihsanda bulunduk!


    İbni Kesir : Andolsun ki; Musa ve Harun'a da lutuf da bulunmuştuk.


    Muhammed Esed : Biz, Musaya ve Harun'a da lütufta bulunduk;


    Ömer Nasuhi Bilmen : (114-115) Andolsun ki, Mûsa ve Harun üzerine de ihsanda bulunduk. Ve ikisini de ve kavimlerini de pek büyük bir gamdan kurtardık.


    Ömer Öngüt : Andolsun ki Musa ve Harun'a da lütuflarda bulunduk.


    Şaban Piriş : Musa ve Harun’a da lütuflarda bulunmuştuk.


    Suat Yıldırım : Biz Mûsa ile Harun’a da nübüvvet vererek ihsanda bulunduk.


    Süleyman Ateş : Andolsun Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lutuflarda bulunduk.


    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.


    Ümit Şimşek : Biz Musa ile Harun'a da lütufta bulunduk.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun, biz Mûsa ve Hârun'a da lütufta bulunduk.


     



  16. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ



    Ve lekad menennâ alâ mûsâ ve hârûn(hârûne).



    1. ve lekad : ve andolsun

    2. menennâ : ni'metlendirdik

    3. alâ : üzerine, ... a

    4. mûsâ : Musa

    5. ve hârûne : ve Harun




    İmam İskender Ali Mihr : Ve andolsun ki Musa (A.S)'ı ve Harun (A.S)'ı ni'metlendirdik.


    Diyanet İşleri : Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve andolsun ki biz, Mûsâ'ya ve Hârûn'a nîmetler verdik.


    Adem Uğur : Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.


    Ahmed Hulusi : Andolsun ki Musa ve Harun'a da lütufta bulunduk!


    Ahmet Tekin : Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da ihsanlarda bulunduk, nimetler verdik.


    Ahmet Varol : Andolsun ki, biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunduk.


    Ali Bulaç : Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten biz, Mûsa ile Harûn’u da (peygamberlikle) nimetlendirdik.


    Bekir Sadak : And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmustuk.


    Celal Yıldırım : And olsun ki, biz, Musâ İle Harun'a (peygamberliğin) bereketli nîmetini verdik.


    Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.


    Diyanet Vakfi : Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.


    Edip Yüksel : Biz Musa'ya ve Harun'a iyilikte bulunmuştuk.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Celâlim hakkı için Musâ ile Harûnu da minnetdâr eyledik


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Andolsun ki, Musa ile Harun'u da minnettar ettik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.


    Fizilal-il Kuran : Andolsun Musa'ya ve Harun'a da lütuflarda bulunduk.


    Gültekin Onan : Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.


    Hasan Basri Çantay : Andolsun biz Muusâya da, Hâruuna da nimetler verdik.


    Hayrat Neşriyat : Celâlim hakkı için, Mûsâ ve Hârûn’a da ihsanda bulunduk!


    İbni Kesir : Andolsun ki; Musa ve Harun'a da lutuf da bulunmuştuk.


    Muhammed Esed : Biz, Musaya ve Harun'a da lütufta bulunduk;


    Ömer Nasuhi Bilmen : (114-115) Andolsun ki, Mûsa ve Harun üzerine de ihsanda bulunduk. Ve ikisini de ve kavimlerini de pek büyük bir gamdan kurtardık.


    Ömer Öngüt : Andolsun ki Musa ve Harun'a da lütuflarda bulunduk.


    Şaban Piriş : Musa ve Harun’a da lütuflarda bulunmuştuk.


    Suat Yıldırım : Biz Mûsa ile Harun’a da nübüvvet vererek ihsanda bulunduk.


    Süleyman Ateş : Andolsun Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lutuflarda bulunduk.


    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.


    Ümit Şimşek : Biz Musa ile Harun'a da lütufta bulunduk.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun, biz Mûsa ve Hârun'a da lütufta bulunduk.
     


  17. وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ



    Ve nasarnâhum fe kânû humul gâlibîn(gâlibîne).



    1. ve nasarnâ-hum : ve onlara yardım ettik

    2. fe : o zaman, böylece

    3. kânû : oldular

    4. hum : onlar

    5. el gâlibîne : gâlip gelenler





    İmam İskender Ali Mihr : Ve onlara yardım ettik. Böylece gâlip gelenler onlar oldu.


    Diyanet İşleri : Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve yardım ettik onlara da üst geldiler.


    Adem Uğur : Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.


    Ahmed Hulusi : Onlara yardım ettik de galip geldiler.


    Ahmet Tekin : Onlara yardım ettik. Onlar galip geldiler.


    Ahmet Varol : Onlara yardım ettik. Böylece üstün gelenler onlar oldular.


    Ali Bulaç : Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular.


    Ali Fikri Yavuz : Onlara yardım ettik de, galib gelenler onlar oldular.


    Bekir Sadak : Onlara yardim etmistik de ustun gelmislerdi.


    Celal Yıldırım : Kendilerine yardım ettik ve onlar da bu sayede üstünlük sağladılar.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.


    Diyanet Vakfi : Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.


    Edip Yüksel : Onlara yardım ettik de üstün geldiler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem yardım ettik onlara da galibler onlar oldular


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.


    Fizilal-il Kuran : Onlara yardım ettik de üstün geldiler.

    Gültekin Onan : Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular.


    Hasan Basri Çantay : Kendilerine yardım etdik de galebeyi kazananlar onlar oldular.


    Hayrat Neşriyat : Ve onlara yardım ettik de galib gelenler onlar oldular.


    İbni Kesir : Onlara yardım etmiştik de galibler onlar oldu.


    Muhammed Esed : ve kendilerine yardım ettik de (sonunda) zafer kazanan onlar oldu.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onlara yardım ettik. Artık galip olanlar onlar oldular.


    Ömer Öngüt : Kendilerine yardım ettik de üstün gelmişlerdi.


    Şaban Piriş : Onlara yardım etmiştik de onlar galip gelmişlerdi.


    Suat Yıldırım : Hem onlara yardım ettik de, galip gelenler onlar oldular.


    Süleyman Ateş : Onlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular.


    Tefhim-ul Kuran : Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler onlar oldular.


    Ümit Şimşek : Onlara yardım ettik de üstün geldiler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlara yardım ettik de galip gelenler kendileri oldular.
     


  18. وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ



    Ve âteynâ humel kitâbel mustebîn(mustebîne).



    1. ve âteynâ-humâ : ve ikisine verdik

    2. el kitâbe : kitap

    3. el mustebîne : beyan eden, açıklayan




    İmam İskender Ali Mihr : Ve ikisine (hakikati) açıklayan kitabı verdik.


    Diyanet İşleri : Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve ikisine de her şeyi apaçık gösteren kitabı verdik.


    Adem Uğur : Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.


    Ahmed Hulusi : İkisine (Musa ve Harun'a) bilinen bilgiyi verdik.


    Ahmet Tekin : Her ikisine de, açık seçik, anlaşılan kitabı, Tevrat’ı verdik.


    Ahmet Varol : Onlara açık anlatımlı Kitab'ı verdik.


    Ali Bulaç : Ve ikisine anlatımı açık kitabı verdik.


    Ali Fikri Yavuz : İkisine de (helal ve haramı) açıklayan Tevrat kitabını verdik.


    Bekir Sadak : Her ikisine de, apacik anlasilan bir Kitap vermistik.


    Celal Yıldırım : İkisine (hükümleri rahatlıkla anlaşılır) çok açık kitap verdik.


    Diyanet İşleri (eski) : Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.


    Diyanet Vakfi : Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.


    Edip Yüksel : Ve o ikisine apaçık anlaşılan kitabı verdik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem kendilerine o belli kitabı verdik


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hem kendilerine o belli Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.


    Fizilal-il Kuran : Onlara, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.


    Gültekin Onan : Ve ikisine anlatımı açık kitabı verdik.


    Hasan Basri Çantay : Onlara (her hakıykatı) apaçık gösteren o kitabı verdik.


    Hayrat Neşriyat : İkisine de apaçık anlaşılan Kitâb’ı (Tevrât’ı) verdik.


    İbni Kesir : Her ikisine de apaçık anlaşılan kitab vermiştik.


    Muhammed Esed : Onlara (doğru ile eğriyi) ayırd eden ilahi kelamı verdik,


    Ömer Nasuhi Bilmen : (117-11 Ve ikisine de o açıkça bildiren kitabı verdik. Ve ikisini de dosdoğru yola sevkettik.


    Ömer Öngüt : Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir kitap vermiştik.


    Şaban Piriş : O ikisine açıkça anlaşılan kitabı vermiştik.


    Suat Yıldırım : Kendilerine gerçekleri apaçık gösteren o kitabı verdik.


    Süleyman Ateş : Onlara açık ifâdeli Kitabı verdik.


    Tefhim-ul Kuran : Ve ikisine anlatımı açık olan kitabı verdik.


    Ümit Şimşek : Kendilerine, dinlerini açıklayan kitabı verdik.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlara, açık seçik bilgi sunun Kitap'ı verdik.
     


  19. وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ



    Ve hedeynâ humes sırâtal mustekîm(mustekîme).



    1. ve hedeynâ-humâ : ve o ikisini hidayet ettik, ulaştırdık

    2. es sırâta el mustekîme : Sıratı Mustakîm





    İmam İskender Ali Mihr : Ve ikisini (de) Sıratı Mustakîm'e hidayet ettik (ulaştırdık).


    Diyanet İşleri : Onları doğru yola ilettik.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve ikisini de dosdoğru yola sevkettik.


    Adem Uğur : Her ikisini de doğru yola ilettik.


    Ahmed Hulusi : O ikisini de sırat-ı müstakime yönlendirdik.


    Ahmet Tekin : Her ikisini de doğru, muhkem ve güvenli yolda, İslâmî hayatta başarıya ulaştırdık.


    Ahmet Varol : Onları dosdoğru yola ilettik.


    Ali Bulaç : Onları dosdoğru yola yöneltip ilettik.


    Ali Fikri Yavuz : Kendilerine doğru yolu gösterdik.


    Bekir Sadak : Her ikisini de dogru yola eristirmistik.


    Celal Yıldırım : İkisini de dosdoğru yola ilettik.


    Diyanet İşleri (eski) : Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.


    Diyanet Vakfi : Her ikisini de doğru yola ilettik.


    Edip Yüksel : Her ikisini doğru yola ilettik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve kendilerini doğru yola çıkardık


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kendilerini doğru yola çıkardık.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kendilerini doğru yola çıkardık.


    Fizilal-il Kuran : Ve onları doğru yola ilettik.


    Gültekin Onan : Onları dosdoğru yola yöneltip ilettik.


    Hasan Basri Çantay : Onlara doğru yolu gösterdik.


    Hayrat Neşriyat : Ve kendilerini dosdoğru yola hidâyet ettik.


    İbni Kesir : Ve onları doğru yola hidayet etmiştik.


    Muhammed Esed : ve onları doğru yola ilettik,


    Ömer Nasuhi Bilmen : (117-11 Ve ikisine de o açıkça bildiren kitabı verdik. Ve ikisini de dosdoğru yola sevkettik.


    Ömer Öngüt : Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.


    Şaban Piriş : Onlara dosdoğru yolu göstermiştik.


    Suat Yıldırım : Onları doğru yola ilettik!


    Süleyman Ateş : Ve onları doğru yola ilettik.


    Tefhim-ul Kuran : Onları dosdoğru olan yola yöneltip ilettik.


    Ümit Şimşek : İkisini de dosdoğru yola ilettik.


    Yaşar Nuri Öztürk : Her ikisini dosdoğru yola kılavuzladık.
     


  20. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ



    Ve tereknâ aleyhimâ fîl âhirîn(âhirîne).



    1. ve tereknâ : ve terkettik, bıraktık

    2. aleyhimâ : ikisine

    3. fî el âhirîne : sonrakiler arasında





    İmam İskender Ali Mihr : Ve sonrakiler arasında ikisine (şerefli bir anı) bıraktık.


    Diyanet İşleri : Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve ikisine de, sonradan gelenler arasında iyi bir ad, san verdik.


    Adem Uğur : Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.


    Ahmed Hulusi : Sonrakiler içinde, Onların anılmasını sağladık.


    Ahmet Tekin : Onun hayatından sonraki nesillerde, devam eden güzel gelenekler, övgülerle dolu hâtıralar bıraktık.


    Ahmet Varol : Sonra gelenler arasında onlar için (iyi bir ün) bıraktık.


    Ali Bulaç : Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.


    Ali Fikri Yavuz : Sonradan gelenler içinde onlara güzel bir yâd bıraktık.


    Bekir Sadak : (119-12) 0 Sonra gelenler icinde «Musa ve Harun'a selam olsun» diye iyi birer un biraktik.


    Celal Yıldırım : Sonrakiler arasında ikisini (ikisinin şerefli ismini) bıraktık.


    Diyanet İşleri (eski) : (119-120) Sonra gelenler içinde 'Musa ve Harun'a selam olsun' diye iyi birer ün bıraktık.


    Diyanet Vakfi : (119-120) Sonra gelenler içinde, Musa ve Harun'a selam olsun, diye (iyi bir nam) bıraktık.


    Edip Yüksel : O ikisinin tarihini sonrakiler için koruduk.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sonrakiler içinde de namlarına şunu bıraktık


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonrakiler içinde namlarına şunu bıraktık:


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:


    Fizilal-il Kuran : Sonra gelenler arasında onlara iyi bir ün bıraktık.


    Gültekin Onan : Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.


    Hasan Basri Çantay : Sonra gelen (peygamberler ve ümmet) ler arasında da onlara (iyi bir nâm) bırakdık.


    Hayrat Neşriyat : Sonraki (ümmet)ler içinde o ikisine de (iyi bir nâm) bıraktık.


    İbni Kesir : Sonrakiler arasında; ikisini de bıraktık.


    Muhammed Esed : ve sonraki kuşaklar arasında yaşayıp anılmalarını sağladık:


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve sonrakiler arasında da onlar için güzel bir sena bıraktık.


    Ömer Öngüt : Ve sonra gelenler arasında onlara iyi bir nam bıraktık.


    Şaban Piriş : (119-120) Daha sonrakiler arasında onlar için: -Musa ve Harun’a selam! mirası bıraktık.


    Suat Yıldırım : Sonraki nesiller içinde onlara da iyi bir nam bıraktık.


    Süleyman Ateş : Ve sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.


    Ümit Şimşek : Ve arkadan gelenlerde onlara iyi bir nam bıraktık.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sonradan gelenler içinde, her ikisini hatırlatan bir şey bıraktık.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş