Kuran-ı Kerim SÂFFÂT Suresi Türkçe Meali Kuran-ı Kerim Tüm Türkçe Meal, SÂFFÂT Suresinin Arapça yazı

goktepeli26 13 Haz 2013




  1. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ



    İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).



    1. innâ : muhakkak ki biz

    2. kezâlike : i؛te bِyle

    3. neczî : biz cezalandırırız, kar؛ılığını veririz, mükâfatlandırırız

    4. el muhsinîne : muhsinler





    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki Biz, muhsinleri i؛te bِyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İ؛leri : İ؛te biz iyilik yapanları bِyle mükâfatlandırırız.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki biz, bِyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri.


    Adem Uğur : İ؛te biz iyileri bِyle mükâfatlandırırız.


    Ahmed Hulusi : Doğrusu biz muhsinleri (mü؛ahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanları) bِylece cezalandırırız!


    Ahmet Tekin : İ؛te biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranı؛larına, ili؛kilerine, gِrevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyile؛tirmeye ِrnek olan, i؛lerinde mükemmellik, dürüstlük ve ba؛arı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman ِnderleri ve inanmı؛ları bِyle mükâfatlandırırız.


    Ahmet Varol : İ؛te biz iyilik edenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Ali Bulaç : Gerçekten biz, ihsanda bulunanları bِyle ِdüllendiririz.


    Ali Fikri Yavuz : İ؛te biz, güzel sِz sِyleyib güzel i؛ yapanları bِyle mükafatlandırırız.


    Bekir Sadak : Iste Biz iyi davrananlari boyle mukafatlandiririz.


    Celal Yıldırım : ھüphesiz ki biz, iyiliği, yararlı i؛leri huy edinenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Diyanet İ؛leri (eski) : İ؛te Biz iyi davrananları bِyle mükafatlandırırız.


    Diyanet Vakfi : İ؛te biz iyileri bِyle mükâfatlandırırız.


    Edip Yüksel : Biz güzel davrananları i؛te bِyle ِdüllendiririz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Biz bِyle mükâfat ederiz i؛te muhsinlere


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : İ؛te Biz iyi davrananları bِyle mükafatlandırırız.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : İ؛te biz iyilik yapanları bِyle mükafatlandırırız.


    Fizilal-il Kuran : İ؛te biz güzel davrananları bِyle mükafatlandırırız.


    Gültekin Onan : Gerçekten biz, ihsanda bulunanları bِyle ِdüllendiririz.


    Hasan Basri اantay : ھübhesiz biz iyi hareket edenleri bِyle mükâfatlandırırız.


    Hayrat Ne؛riyat : (80-81) Muhakkak ki biz, iyilik edenleri bِyle mükâfâtlandırırız. اünki o, bizim mü’minkullarımızdandır.


    İbni Kesir : Biz, ihsan edenleri; i؛te bِyle mükafatlandırırız.


    Muhammed Esed : İ؛te Biz güzel i؛ler yapanları bِyle ِdüllendiririz;


    ضmer Nasuhi Bilmen : (79-80) Selâm Nûh'a, bütün âlemler içinde. ف‏te ‏üphe yok, Biz muhsin olanlar‎ bِylece mükâfaata nâil k‎lar‎z.


    ضmer ضngüt : ف‏te biz muhsinleri bِyle mükâfatland‎r‎r‎z.


    قaban Piri‏ : ف‏te biz iyileri bِyle ِdüllendiririz.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Biz iyileri i‏te bِyle ِdüllendiririz!


    Süleyman Ate‏ : ف‏te biz güzel davrananlar‎ bِyle mükâfâtland‎r‎r‎z.


    Tefhim-ul Kuran : Gerçekten biz, ihsanda bulunanlar‎ bِyle ِdüllendiririz.


    ـmit قim‏ek : فyi kulluk edenleri Biz bِyle ِdüllendiririz.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : ف‏te bِyle ِdüllendiririz biz, güzel davrananlar‎.
     


  2. إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ



    İnnehu min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).



    1. inne-hu : muhakkak o

    2. min ibâdi-nâ : bizim kullar‎m‎zdan

    3. el mû'minîne : mü'min olanlar






    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki o, Bizim mü'min (Allah'a ula‏may‎ dileyip bütün makamlar‎ kazanan) kullar‎m‎zdand‎r.


    Diyanet ف‏leri : اünkü o, bizim mü’min kullar‎m‎zdand‎.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : قüphe yok ki o, inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Adem Uًur : Zira o, bizim inanm‎‏ kullar‎m‎zdan idi.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki O, iman eden kullar‎m‎zdand‎r.


    Ahmet Tekin : O bizi ilâh tan‎yan, candan müslüman olarak bize baًlanan, sayg‎yla bize kulluk ve ibadet eden kullar‎m‎zdand‎.


    Ahmet Varol : قüphesiz o mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Ali Bulaç : قüphesiz o, bizim mü'min olan kullar‎m‎zdand‎.


    Ali Fikri Yavuz : اünkü o, bizim mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Bekir Sadak : Dogrusu o, bizim inanmis kullarimizdandi.


    Celal Y‎ld‎r‎m : اünkü O, gerçekten bizim mü'min kullar‎m‎zdan idi.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Doًrusu o, bizim inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    Diyanet Vakfi : Zira o, bizim inanm‎‏ kullar‎m‎zdan idi.


    Edip Yüksel : O, bizim inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : اünkü o bizim mü'min kullar‎m‎zdan


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : اünkü o Bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : اünkü o bizim mümin kullar‎m‎zdand‎.


    Fizilal-il Kuran : اünkü O bizim, inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Gültekin Onan : قüphesiz o, bizim inançl‎ kullar‎m‎zdand‎.


    Hasan Basri اantay : Hak‎ykat o, bizim mü'min kullar‎m‎zdand‎.


    Hayrat Ne‏riyat : (80-81) Muhakkak ki biz, iyilik edenleri bِyle mükâfâtland‎r‎r‎z. اünki o, bizim mü’minkullar‎m‎zdand‎r.


    فbni Kesir : Doًrusu o; Bizim inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    Muhammed Esed : çünkü o, Bizim gerçekten inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎;


    ضmer Nasuhi Bilmen : (81-82) Muhakkak o, Bizim mü'min olan kullar‎m‎zdan idi. Sonra ِtekilerini sulara gark ettik.


    ضmer ضngüt : Doًrusu o bizim inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    قaban Piri‏ : اünkü O, mü’min kullar‎m‎zdan idi.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Gerçekten o, Bizim tam inanm‎‏ has kullar‎m‎zdand‎.


    Süleyman Ate‏ : اünkü o bizim, inanan kullar‎m‎zdand‎.


    Tefhim-ul Kuran : قüphesiz o, bizim mü'min olan kullar‎m‎zdand‎.


    ـmit قim‏ek : Doًrusu, o Bizim inanm‎‏ kullar‎m‎zdand‎.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : O, bizim inanan kullar‎m‎zdand‎.
     


  3. ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ



    Summe agraknel âharîn(âharîne).



    1. summe : sonra

    2. agraknâ : boğduk

    3. el âharîne : sonrakiler, diğerleri




    İmam İskender Ali Mihr : Sonra diğerlerini (suda) boğduk.


    Diyanet İşleri : Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sonra da öbürlerini sulara boğduk.


    Adem Uğur : Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.


    Ahmed Hulusi : Sonra diğerlerini (şirk ehlini) suda boğduk.


    Ahmet Tekin : Şunu da belirtelim ki, diğerlerini, inanmayanları tûfanda boğduk.


    Ahmet Varol : Sonra diğerlerini (suda) boğduk.


    Ali Bulaç : Sonra diğerlerini suda boğduk.


    Ali Fikri Yavuz : Sonra da diğerlerini, (kendisine iman etmiyenleri) suda boğduk.


    Bekir Sadak : Sonra, digerlerini suda bogduk.


    Celal Yıldırım : Sonra (inkâr içinde kalan) diğerlerini (tufanda) boğduk.



    Diyanet İşleri (eski) : Sonra, diğerlerini suda boğduk.


    Diyanet Vakfi : Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.


    Edip Yüksel : Sonra diğerlerini boğduk.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sonra da diğerlerini suya boğduk


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonra da diğerlerini suda boğduk.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sonra diğerlerini suda boğduk.


    Fizilal-il Kuran : Sonra ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.


    Gültekin Onan : Sonra diğerlerini suda boğduk.


    Hasan Basri Çantay : Nihayet ötekilerini (suda) boğduk.


    Hayrat Neşriyat : Sonra diğerlerini suda boğduk.


    İbni Kesir : Sonra diğerlerini suda boğduk.


    Muhammed Esed : (böylece o'nu ve kendisini izleyenleri kurtardık) ve sonra ötekileri suda boğduk.


    Ömer Nasuhi Bilmen : (81-82) Muhakkak o, Bizim mü'min olan kullarımızdan idi. Sonra ötekilerini sulara gark ettik.


    Ömer Öngüt : Sonra diğerlerini suda boğduk.


    Şaban Piriş : Diğerlerini ise suda boğmuştuk.


    Suat Yıldırım : Sonra da öbürlerini, o zalim kâfirleri suda boğduk.


    Süleyman Ateş : Sonra ötekilerini suda boğduk.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra diğerlerini suda boğduk.


    Ümit Şimşek : Diğerlerini de boğduk.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sonra ötekileri boğuverdik.
     


  4. وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ



    Ve inne min ؛îatihî le ibrâhîm(ibrâhîme).



    1. ve inne : ve muhakkak

    2. min ؛îati-hi : onun dîninden, dîni üzerinde, onun yolu üzerinde

    3. le : elbette, gerçekten

    4. ibrâhîme : İbrâhîm





    İmam İskender Ali Mihr : Ve muhakkak ki, onun dîninden olanlardan (ِnemli biri de) İbrâhîm (A.S)'dır.


    Diyanet İ؛leri : ھüphesiz İbrahim de O’nun taraftarlarından idi.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Ve ؛üphe yok ki İbrâhim de onun taraftarlarındandı elbet.


    Adem Uğur : ھüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki İbrahim de Onun anlayı؛ındandır.


    Ahmet Tekin : İbrâhim de, dinî esaslarda, imanda, tevhidde, uyguladığı metotta, kesinlikle Nûh’un s‎k‎ takipçilerindendi.


    Ahmet Varol : Doًrusu فbrahim de onun kolundand‎. [2]


    Ali Bulaç : Doًrusu فbrahim de onun (soyunun) bir kolundand‎r.


    Ali Fikri Yavuz : قüphesiz فbrahim de, Nûh’un (esasta ayn‎) dinindendi.


    Bekir Sadak : Ibrahim de suphesiz O'nun yolunda olanlardandi.


    Celal Y‎ld‎r‎m : قüphesiz ki Nuh'un açm‎‏ olduًu yolda yürüyenlerden biri de فbrahim'di.


    Diyanet ف‏leri (eski) : فbrahim de ‏üphesiz O'nun yolunda olanlardand‎.


    Diyanet Vakfi : قüphesiz فbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.


    Edip Yüksel : فbrahim onun bir kolundan idi.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : قübhesiz فbrahim de onun kolundan


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : قüphesiz فbrahim de onun kolundand‎.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : قüphesiz ki فbrahim de onun kolundand‎.


    Fizilal-il Kuran : فbrahim de Nuh'un milletindendi.


    Gültekin Onan : Doًrusu فbrahim de onun (soyunun) bir kolundand‎r.


    Hasan Basri اantay : قübhesiz فbrâhîm de onun f‎rkas‎ndand‎.


    Hayrat Ne‏riyat : قübhesiz فbrâhîm de onun yolunda olanlardand‎r.


    فbni Kesir : Muhakkak ki فbrahim de onun yolunda olanlardand‎.


    Muhammed Esed : Doًrusu فbrahim de onun yolundan gidenlerdendi,


    ضmer Nasuhi Bilmen : قüphe yok ki, فbrahim de O'nun izinden gidenlerdendir.


    ضmer ضngüt : قüphesiz ki فbrahim de onun yolunda olanlardan idi.


    قaban Piri‏ : قüphesiz فbrahim de onun yolunda olanlardan idi.


    Suat Y‎ld‎r‎m : فbrâhim de, ‏üphesiz onun taraftarlar‎ndan biriydi.


    Süleyman Ate‏ : فbrâhim de onun kolundan idi.


    Tefhim-ul Kuran : Doًrusu فbrahim de, onun (soyunun) bir kolundand‎r.


    ـmit قim‏ek : فbrahim de onun milletindendi.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Hiç ku‏kusuz, فbrahim de onun grubundand‎.
     


  5. إِذْ جَاء رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ



    İz câe rabbehu bi kalbin selîm(selîmin).



    1. iz câe : gelmi؛ti

    2. rabbe-hu : onun Rabbi, Rab

    3. bi kalbin : kalp ile

    4. selîmin : selîm, teslim olmu؛, arınmı؛, güzelliklere açık





    İmam İskender Ali Mihr : O, Rabbine selîm bir kalp ile gelmi؛ti.


    Diyanet İ؛leri : Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmi؛ti.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Hani Rabbine tertemiz bir yürekle gelmi؛ti o.


    Adem Uğur : اünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.


    Ahmed Hulusi : Rabbine selim bir kalp ile (؛uurunda Esmâ hakikatini ya؛amakta olarak) yِnelmi؛ti!


    Ahmet Tekin : Hani Rabbine tertemiz, saf bir kalp ile, akl-ı selim ile, iman, ilim, güzel ahlâk ve sâlih amellerle gelmi؛ti.


    Ahmet Varol : Hani o Rabbine temiz bir kalple gelmi؛ti.


    Ali Bulaç : Hani o, Rabbine arınmı؛ (selim) bir kalp ile gelmi؛ti.


    Ali Fikri Yavuz : اünkü Rabbine halis bir kalb ile gelmi؛ti.


    Bekir Sadak : Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.


    Celal Yıldırım : Hani O, Rabbına arınmı؛, esenliğe ermi؛ bir gِnül ile geldi.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.


    Diyanet Vakfi : اünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.


    Edip Yüksel : Rabbine tertemiz bir kalp ile gelmi؛ti.


    Elmalılı Hamdi Yazır : اünkü rabbına selîm bir kalb ile geldi


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : اünkü Rabbine tertemiz bir kalb ile geldi;


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : اünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmi؛ti.


    Fizilal-il Kuran : اünkü tertemiz bir kalp ile Rabb'ine gelmi؛ti.


    Gültekin Onan : Hani o, rabbine arınmı؛ (selim) bir kalp ile gelmi؛ti.


    Hasan Basri اantay : اünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmi؛di.


    Hayrat Ne؛riyat : اünki Rabbisine selîm bir kalb ile gelmi؛ti.


    İbni Kesir : اünkü Rabbına selim bir kalb ile gelmi؛ti.


    Muhammed Esed : Rabbine tertemiz bir kalp ile yِnelmi؛ti,


    ضmer Nasuhi Bilmen : (84-85) اünkü o, Rabbine tertemiz bir yürekle geldi. O vakit babasına ve kavmine dedi: «Siz nelere ibadet edersiniz?»


    ضmer ضngüt : Zira o Rabbine kalb-i selim (temiz bir kalp) ile geldi.


    ھaban Piri؛ : Hani O, Rabb’ine teslimiyet içinde bir kalp ile gelmi؛ti.


    Suat Yıldırım : O, Rabbine tertemiz bir kalb ile yِneldi.


    Süleyman Ate؛ : Zirâ Rabbine tertemiz bir kalb getirmi؛ti.


    Tefhim-ul Kuran : Hani o, Rabbine arınmı؛ (selim) bir kalb ile gelmi؛ti.


    ـmit ھim؛ek : Rabbine tertemiz bir kalple gelmi؛ti.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Rabbine, tertemiz bir kalple gelmi؛ti.
     


  6. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ



    İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâzâ ta’budûn(ta’budûne).



    1. iz kâle : demi؛ti

    2. li ebî-hi : babasına

    3. ve kavmi-hi : ve kavmine

    4. mâzâ : nedir

    5. ta'budûne : siz tap‎yorsunuz





    فmam فskender Ali Mihr : Babas‎na ve kavmine: "Nedir bu sizin tapt‎klar‎n‎z?" demi‏ti.


    Diyanet ف‏leri : Hani babas‎na ve kavmine ‏ِyle demi‏ti: “Siz neye tap‎yorsunuz?”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Hani atas‎na ve kavmine siz demi‏ti, nelere kulluk ediyorsunuz?


    Adem Uًur : Hani o, babas‎na ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demi‏ti.


    Ahmed Hulusi : Hani (فbrahim) babas‎na ve kavmine: "Neye tap‎n‎yorsunuz?"


    Ahmet Tekin : Babas‎na ve kavmine:
    'Siz neye tap‎yorsunuz?' demi‏ti.


    Ahmet Varol : Hani o babas‎na ve kavmine ‏ِyle demi‏ti: 'Siz neye tap‎yorsunuz?


    Ali Bulaç : Hani babas‎na ve kavmine demi‏ti ki: "Sizler neye tap‎yorsunuz?"


    Ali Fikri Yavuz : O vakit babas‎na ve kavmine ‏ِyle demi‏ti: “- Siz nelere tap‎yorsunuz?


    Bekir Sadak : Ibrahim babasina ve milletine soyle demisti: «Nelere kulluk ediyorsunuz?»


    Celal Y‎ld‎r‎m : Hani babas‎na ve kendi milletine, «nelere tap‎yorsunuz ?» dedi.


    Diyanet ف‏leri (eski) : فbrahim babas‎na ve milletine ‏ِyle demi‏ti: 'Nelere kulluk ediyorsunuz?'


    Diyanet Vakfi : Hani o, babas‎na ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demi‏ti.


    Edip Yüksel : Babas‎na ve halk‎na, 'Neye tap‎yorsunuz?' demi‏ti.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : اünkü babas‎na ve kavmine ‏ِyle dedi: siz nelere tap‎yorsunuz?


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : çünkü babas‎na ve kavmine ‏ِyle dedi: «Siz nelere tap‎yorsunuz?


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : O babas‎na ve kavmine ‏ِyle demi‏ti: «Siz nelere tap‎yorsunuz?»


    Fizilal-il Kuran : Babas‎na ve kavmine: «Neye tap‎yorsunuz?» demi‏ti.


    Gültekin Onan : Hani babas‎na ve kavmine demi‏ti ki: "Sizler neye tap‎yorsunuz?"


    Hasan Basri اantay : O zaman babas‎na ve kavmine demi‏di ki: «Siz nelere tap‎yorsunuz»?


    Hayrat Ne‏riyat : (85-87) Hani, babas‎na ve kavmine ‏ِyle demi‏ti: '(Siz) nelere tap‎yorsunuz?' 'فftirâ etmek için mi Allah’dan ba‏ka ilâhlar istiyorsunuz?' 'Peki âlemlerin Rabbi hakk‎ndaki zann‎n‎z nedir?'


    فbni Kesir : Hani babas‎na ve kavmine demi‏ti ki: Neye ibadet ediyorsunuz?


    Muhammed Esed : babas‎na ve halk‎na ‏ِyle seslenmi‏ti: "Siz neye tap‎yorsunuz?


    ضmer Nasuhi Bilmen : (84-85) اünkü o, Rabbine tertemiz bir yürekle geldi. O vakit babas‎na ve kavmine dedi: «Siz nelere ibadet edersiniz?»


    ضmer ضngüt : Babas‎na ve kavmine dedi ki: "Siz nelere tap‎yorsunuz?"


    قaban Piri‏ : Hani O, babas‎na ve kavmine demi‏ti ki: -Siz, nelere kulluk ediyorsunuz?


    Suat Y‎ld‎r‎m : (85-87) Babas‎na ve halk‎na ‏ِyle dedi: "Nedir bu tap‎nd‎ً‎n‎z nesneler? فlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah’tan ba‏ka mâbud ar‎yorsunuz! Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz?"


    Süleyman Ate‏ : Babas‎na ve kavmine: "Neye tap‎yorsunuz?" demi‏ti.


    Tefhim-ul Kuran : Hani babas‎na ve kavmine demi‏ti ki: «Sizler neye tap‎yorsunuz?»


    ـmit قim‏ek : Hani o babas‎na ve kavmine sormu‏tu: 'Nedir bu tapt‎klar‎n‎z?


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Babas‎na ve toplumuna sormu‏tu: "Siz neye kulluk/ibadet ediyorsunuz?"
     


  7. أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ



    E ifken âliheten dûnallâhi turîdûn(turîdûne).



    1. e : mı

    2. ifken : iftira ederek, yalan söyleyerek

    3. âliheten : ilâhlar

    4. dûnallâhi (dûne allâhi) : Allah'tan başka

    5. turîdûne : istiyorsunuz





    İmam İskender Ali Mihr : İftira ederek mi (Allah'a karşı yalan söyleyerek mi) Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?


    Diyanet İşleri : “Allah’ı bırakıp da birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Allah'ı bırakıp da tamâmıyla uydurma mâbutlara mı tapmak istiyorsunuz?


    Adem Uğur : Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?


    Ahmed Hulusi : "Asılsız şeyler uydurarak, Allâh dûnunda tanrılar mı ediniyorsunuz?"


    Ahmet Tekin : 'Allah’ın dışında, kulları durumundakilerden uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?'


    Ahmet Varol : Allah'ı bırakıp düzmece ilâhlar mı istiyorsunuz?


    Ali Bulaç : "Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?"


    Ali Fikri Yavuz : Yalancılık etmek için mi Allah’dan başka ilâhlar istiyorsunuz?


    Bekir Sadak : «Allah'i birakip uydurma tanrilar mi istiyorsunuz?»


    Celal Yıldırım : Allah'ı bırakıp birtakım sahte ilâhları mı arzuluyorsunuz ?


    Diyanet İşleri (eski) : 'Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?'


    Diyanet Vakfi : Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?


    Edip Yüksel : 'ALLAH'ın dışında, uyduruk tanrılar mı istiyorsunuz?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Yalancılık etmek için mi Allahdan başka ilâhlar istiyorsunuz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?»


    Fizilal-il Kuran : Allah'dan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?


    Gültekin Onan : "Birtakım uydurma yalanlar için mi Tanrı'dan başka tanrılar istiyorsunuz?"


    Hasan Basri Çantay : «Yalancılık etmek için mi Allâhı bırakıb düzme Tanrılar diliyorsunuz»?


    Hayrat Neşriyat : (85-87) Hani, babasına ve kavmine şöyle demişti: '(Siz) nelere tapıyorsunuz?' 'İftirâ etmek için mi Allah’dan başka ilâhlar istiyorsunuz?' 'Peki âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?'


    İbni Kesir : Yalancılık etmek için mi, Allah'tan başka tanrılar mı istiyorsunuz?


    Muhammed Esed : Bir yalan(a) -Allah'tan başka güçler(e)- (boyun eğmek) mi istiyorsunuz?


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Bir iftira olarak mı Allah'tan başka ilâhlar diliyorsunuz?»


    Ömer Öngüt : "Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"


    Şaban Piriş : Allah’tan başka uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?


    Suat Yıldırım : (85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: "Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah’tan başka mâbud arıyorsunuz! Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz?"


    Süleyman Ateş : "Allah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"


    Tefhim-ul Kuran : «Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?»


    Ümit Şimşek : 'Niyetiniz Allah'tan başka tanrılar uydurmak mı?


    Yaşar Nuri Öztürk : "Allah'ı bırakıp da birtakım uydurma ilahları mı istiyorsunuz?"
     


  8. فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ



    Fe mâ zannukum bi rabbil âlemîn(âlemîne).




    1. fe : artık, bundan sonra

    2. mâ : ne, nedir

    3. zannu-kum : sizin zannınız

    4. bi : ile

    5. rabbi : Rab

    6. el âlemîne : âlemler




    İmam İskender Ali Mihr : Âlemlerin Rabbi hakkında sizin zannınız nedir?


    Diyanet İşleri : “O hâlde, âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Âlemlerin Rabbine karşı zannınız ne?


    Adem Uğur : O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?


    Ahmed Hulusi : "Rabb-ül âlemîn'i ne zannediyorsunuz?"


    Ahmet Tekin : 'Âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi hakkındaki düşünceniz nedir?'


    Ahmet Varol : Peki alemlerin Rabbi hakkındaki kanaatiniz nedir?'


    Ali Bulaç : "Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?"


    Ali Fikri Yavuz : Âlemlerin Rabbine olan zannınız nedir?”


    Bekir Sadak : Alemlerin Rabbi hakkindaki saniniz nedir?»


    Celal Yıldırım : O takdirde âlemlerin Rabbını ne sanıyorsunuz?


    Diyanet İşleri (eski) : 'Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?'


    Diyanet Vakfi : O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?


    Edip Yüksel : 'Evrenlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Siz rabbül'âlemîni ne zannediyorsunuz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Siz alemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?»


    Fizilal-il Kuran : Alemlerin Rabb'i hakkındaki düşünceniz, zannınız nedir?


    Gültekin Onan : "Alemlerin rabbi hakkındaki zannınız nedir?"


    Hasan Basri Çantay : «Âlemlerin Rabbine zannınız nedir (böyle)»?


    Hayrat Neşriyat : (85-87) Hani, babasına ve kavmine şöyle demişti: '(Siz) nelere tapıyorsunuz?' 'İftirâ etmek için mi Allah’dan başka ilâhlar istiyorsunuz?' 'Peki âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?'


    İbni Kesir : Alemlerin Rabbı hakkındaki zannınız nedir?


    Muhammed Esed : Öyleyse alemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «İmdi âlemlerin Rabbine âit zannınız neden ibarettir?»


    Ömer Öngüt : "Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir?"


    Şaban Piriş : Evrenin sahibi hakkındaki düşünceniz nedir?


    Suat Yıldırım : (85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: "Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah’tan başka mâbud arıyorsunuz! Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz?"


    Süleyman Ateş : Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)?


    Tefhim-ul Kuran : «Âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?»


    Ümit Şimşek : 'Ya Âlemlerin Rabbini siz ne sanıyorsunuz?'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Âlemlerin Rabbi hakkında düşünceniz nedir?"
     


  9. فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ



    Fe nazara nazraten fîn nucûm(nucûmi).



    1. fe : sonra

    2. nazara : baktı

    3. nazraten : nazar ederek

    4. fî en nucûmi : yıldızlarda, yıldızlara





    İmam İskender Ali Mihr : Sonra yıldızlara nazar ederek baktı.


    Diyanet İşleri : (88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken yıldızlara bir bakmıştı da,


    Adem Uğur : Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.


    Ahmed Hulusi : Sonra (İbrahim) yıldızlara (akıl gözüyle) bir bakıp düşündü de. . .


    Ahmet Tekin : Sonra yıldızlara bir göz attı, düşündü.


    Ahmet Varol : Derken yıldızlara bir göz attı,


    Ali Bulaç : Sonra yıldızlara bir göz attı.


    Ali Fikri Yavuz : Derken yıldızlara bir baktı da,


    Bekir Sadak : (88-89) Ibrahim yildizlara bir goz atti ve «Ben rahatsizim» dedi.


    Celal Yıldırım : (88-89) Sonra yıldızlara manalı bakış baktı ve (putlardan nefret ettiğini imâ ederek) «doğrusu ben hastayım» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : (88-89) İbrahim yıldızlara bir göz attı ve 'Ben rahatsızım' dedi.


    Diyanet Vakfi : Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.


    Edip Yüksel : Yıldızlara bir göz attı.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Derken bir bakım baktı da nücume


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Derken yıldızlara bir göz attı:


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (88-89) Derken yıldızlara bir baktı da: «Ben gerçekten hastayım» dedi.


    Fizilal-il Kuran : İbrahim yıldızlara bir baktı.


    Gültekin Onan : Sonra yıldızlara bir göz attı.


    Hasan Basri Çantay : Derken yıldızlara bir nazar atfetdi de,


    Hayrat Neşriyat : (88-89) Derken yıldızlara bir bakış baktı da: 'Ben gerçekten hastayım' dedi.


    İbni Kesir : Derken yıldızlara bir göz atarak baktı.


    Muhammed Esed : Sonra yıldızlara gözünü dikti,


    Ömer Nasuhi Bilmen : (88-89) Derken yıldızlara bir bakışla baktı. Sonra dedi ki: «Şüphe yok, ben hastayım.»


    Ömer Öngüt : Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.


    Şaban Piriş : İbrahim yıldızlara bir göz attı...


    Suat Yıldırım : (88-89) Bir bayram günü, İbrâhim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: "Ben, galiba hastayım!" dedi.


    Süleyman Ateş : Yıldızlara bir göz attı:


    Tefhim-ul Kuran : Sonra yıldızlara bir göz attı.


    Ümit Şimşek : Sonra yıldızlara bir göz attı.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bu arada İbrahim yıldızlara bir göz attı,
     


  10. فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ



    Fe kâle innî sakîm(sakîmun).



    1. fe : bunun üzerine

    2. kâle : dedi

    3. innî : muhakkak ki ben, gerçekten ben

    4. sakîmun : hasta





    İmam İskender Ali Mihr : Bunun üzerine "Ben gerçekten hastayım." dedi.


    Diyanet İşleri : (88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ben, demişti, gerçekten de hastayım.


    Adem Uğur : Ben hastayım, dedi.


    Ahmed Hulusi : Dedi ki: "Hasta oluyorum (bu yaptığınıza)!"


    Ahmet Tekin : 'Ben hastayım' dedi.


    Ahmet Varol : 'Ben hastayım' dedi.


    Ali Bulaç : "Ben, doğrusu hastayım" dedi.


    Ali Fikri Yavuz : (Sirayet korkusu ile etrafındakiler kaçsın diye) “- Ben hastayım” dedi.


    Bekir Sadak : (88-89) Ibrahim yildizlara bir goz atti ve «Ben rahatsizim» dedi.


    Celal Yıldırım : (88-89) Sonra yıldızlara manalı bakış baktı ve (putlardan nefret ettiğini imâ ederek) «doğrusu ben hastayım» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : (88-89) İbrahim yıldızlara bir göz attı ve 'Ben rahatsızım' dedi.


    Diyanet Vakfi : Ben hastayım, dedi.


    Edip Yüksel : 'Bıktım, yoruldum artık,' dedi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ben dedi: hastayım


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ben hastayım dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (88-89) Derken yıldızlara bir baktı da: «Ben gerçekten hastayım» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Ben hastayım dedi.


    Gültekin Onan : "Ben, doğrusu hastayım" dedi.


    Hasan Basri Çantay : «Ben hakıykat hastayım» dedi.


    Hayrat Neşriyat : (88-89) Derken yıldızlara bir bakış baktı da: 'Ben gerçekten hastayım' dedi.


    İbni Kesir : Doğrusu ben, rahatsızım, dedi.


    Muhammed Esed : ve "Ben kesinlikle (gönlümden) rahatsızım!" dedi,


    Ömer Nasuhi Bilmen : (88-89) Derken yıldızlara bir bakışla baktı. Sonra dedi ki: «Şüphe yok, ben hastayım.»


    Ömer Öngüt : "Ben hastayım. " dedi.


    Şaban Piriş : Ve “ben rahatsızım.” dedi.


    Suat Yıldırım : (88-89) Bir bayram günü, İbrâhim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: "Ben, galiba hastayım!" dedi.


    Süleyman Ateş : "Ben hastayım", dedi.


    Tefhim-ul Kuran : «Ben, doğrusu hastayım» dedi.


    Ümit Şimşek : 'Ben hastayım' dedi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Şöyle dedi: "Ben hastayım!"
     



  11. فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ



    Fe tevellev anhu mudbirîn(mudbirîne).



    1. fe : bunun üzerine

    2. tevellev : döndüler gittiler

    3. an-hu : ondan

    4. mudbirîne : arkalarını dönenler, dönen kimseler




    İmam İskender Ali Mihr : Bunun üzerine ona arkalarını dönüp gittiler.


    Diyanet İşleri : Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken, arkalarını çevirip gitmişlerdi onlar.


    Adem Uğur : Ona arkalarını dönüp gittiler.


    Ahmed Hulusi : Bunun üzerine dönüp Ondan uzaklaştılar.


    Ahmet Tekin : Yanında duramadılar, ikballerine ve istikballerine sırt çevirip ondan uzaklaştılar.


    Ahmet Varol : Bunun üzerine onlar arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.


    Ali Bulaç : Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.


    Ali Fikri Yavuz : O vakit (yanında bulunanlar) arkalarını dönerek başından kaçıverdiler.


    Bekir Sadak : Onu birakip gittiler.


    Celal Yıldırım : Bunun üzerine milleti, ona arkalarını dönüp ayrıldılar.


    Diyanet İşleri (eski) : Onu bırakıp gittiler.


    Diyanet Vakfi : Ona arkalarını dönüp gittiler.


    Edip Yüksel : Onlar da onu bırakıp gittiler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O vakıt arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.


    Fizilal-il Kuran : Bunun üzerine onun yanından kaçtılar.


    Gültekin Onan : Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.


    Hasan Basri Çantay : O vakit ona arkalarını dönüb uzaklaşdılar.


    Hayrat Neşriyat : Bunun üzerine (kavmi kendilerine de bulaşır korkusuyla) arkalarını dönen kimseler olarak ondan kaçtılar.


    İbni Kesir : Bunun üzerine arkalarını dönüp uzaklaştılar.


    Muhammed Esed : bunun üzerine onlar ona arkalarını döndüler ve uzaklaşıp gittiler.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Hemen ondan arkalarını çevirmişler olarak uzaklaştılar.


    Ömer Öngüt : Ona arkalarını dönüp gittiler.


    Şaban Piriş : Onu bırakıp gittiler.


    Suat Yıldırım : Derhal onun yanından uzaklaştılar.


    Süleyman Ateş : Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar.


    Tefhim-ul Kuran : Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.


    Ümit Şimşek : Onlar da arkalarını dönüp gittiler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bunun üzerine ondan gerisin geri kaçtılar.
     


  12. فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ



    Ferâga ilâ âlihetihim fe kâle e lâ te’kulûn(te’kulûne).



    1. ferâga ilâ : ile ilgilendi

    2. âliheti-him : onların ilâhları

    3. fe : ve, öyleyse yani

    4. kâle : dedi

    5. e : mı

    6. lâ te'kulûne : yemek yemiyorsunuz





    İmam İskender Ali Mihr : Onların ilâhları ile ilgilendi ve: "Yani (siz yemek) yemiyor musunuz?" dedi.


    Diyanet İşleri : İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken o da onların mâbutları olan putlara gidip demişti ki: Neye yemek yemiyorsunuz?


    Adem Uğur : Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?


    Ahmed Hulusi : (İbrahim de) onların tanrılarına yaklaşıp yöneldi de: "Yemez misiniz?" dedi.


    Ahmet Tekin : Bir kurnazlık yaparak gizlice putların yanına gitti. Önlerindeki yemeklere bakarak, alaylı bir ifadeyle:
    'Yemeyecek misiniz?' dedi.


    Ahmet Varol : O da gizlice onların ilâhlarının yanına sokulup: 'Hani yemiyor musunuz?' dedi.


    Ali Bulaç : Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi.


    Ali Fikri Yavuz : Bunun üzerine gizlice onların ilâhlarına (putlarına) varıb dedi ki: “- (Şu yanınızda bulunan yemekleri) yemez misiniz?”


    Bekir Sadak : (91-92) O da onlarin tanrilarina gizlice yonelip: «Sunduklari yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konusmuyor musunuz?» dedi.


    Celal Yıldırım : Sonra İbrâhim gizlice onların tanrılarına yönelip yaklaştı ve, «yemek yemez misiniz ?»


    Diyanet İşleri (eski) : (91-92) O da onların tanrılarına gizlice yönelip: 'Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?' dedi.


    Diyanet Vakfi : (91-92) Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi.


    Edip Yüksel : Sonra, tanrılarına yöneldi ve 'Yemez misiniz?' dedi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Derken kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da buyursanız a, dedi, yemez misiniz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Derken bir kurnazlıkta onların ilahlarına vardı da «Buyursanıza, yemez misiniz?» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, «Buyursanıza, yemez misiniz?» dedi.


    Fizilal-il Kuran : İbrahim de; gizlice onların tanrılarına sokuldu. «Size sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz?»


    Gültekin Onan : Bunun üzerine onların tanrılarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi.


    Hasan Basri Çantay : Bunun üzerine o da kurnazca onların düzme Tanrılarına varıb dedi ki: «Hani yemek yemiyorsunuz»?!


    Hayrat Neşriyat : Sonra (o da bir bahâne ile) gizlice onların ilâhlarına varıp dedi ki: '(Önünüze konmuş bu yiyeceklerden) yemiyor musunuz?'


    İbni Kesir : O da, tanrılarına yönelip dedi ki: Yemiyor musunuz?


    Muhammed Esed : O da onların tanrılarına gizlice yaklaştı ve "Ne o! (Önünüze konulmuş nimetlerden) yemiyor musunuz?


    Ömer Nasuhi Bilmen : Artık onların putlarına gitti de (istihzâ tarikiyle) dedi ki: «Yemek yemez misiniz?»


    Ömer Öngüt : Gizlice putlarının yanına vardı. "Sundukları yemekleri yemiyor musunuz?" dedi.


    Şaban Piriş : İbrahim, onların ilahlarıyla baş başa kaldı. -Yemez misiniz? dedi.


    Suat Yıldırım : (91-92) O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: "Buyursanıza, neden yemiyorsunuz?" "Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?" dedi.


    Süleyman Ateş : O da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misiniz?" dedi.


    Tefhim-ul Kuran : Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: «Yemek yemiyor musunuz?» dedi.


    Ümit Şimşek : İbrahim ise onların tanrılarına vardı ve 'Yesenize,' dedi.


    Yaşar Nuri Öztürk : O da onların ilahlarının yanına sokulup dedi: "Bir şey yemez misiniz?"
     


  13. مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ



    Mâ lekum lâ tentıkûn(tentıkûne).



    1. mâ lekum : size ne oluyor, siz niçin, yoksa siz

    2. lâ tentıkûne : konuşmuyorsunuz





    İmam İskender Ali Mihr : Yoksa siz konuşmuyor musunuz?


    Diyanet İşleri : “Ne diye konuşmuyorsunuz?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ne oldu size, niçin konuşmuyorsunuz?


    Adem Uğur : Neden konuşmuyorsunuz? dedi.


    Ahmed Hulusi : "Niye konuşmuyorsunuz?"


    Ahmet Tekin : 'Derdiniz ne ki, konuşmuyorsunuz?'


    Ahmet Varol : 'Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?'


    Ali Bulaç : "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?"


    Ali Fikri Yavuz : Ne oluyor size, konuşmuyorsunuz?”


    Bekir Sadak : (91-92) O da onlarin tanrilarina gizlice yonelip: «Sunduklari yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konusmuyor musunuz?» dedi.


    Celal Yıldırım : «Neden konuşmuyorsunuz ?» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : (91-92) O da onların tanrılarına gizlice yönelip: 'Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?' dedi.


    Diyanet Vakfi : (91-92) Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi.


    Edip Yüksel : 'Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Neyiniz var söylemiyorsunuz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : (92-93) «Neyiniz var konuşmuyorsunuz?» diyerek yaklaşıp onlara kuvvetli bir darbe indirdi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Cevap vermediklerini görünce de): «Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?» (dedi).


    Fizilal-il Kuran : Neyiniz var konuşamıyor musunuz? dedi.


    Gültekin Onan : "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?"


    Hasan Basri Çantay : «Ne oluyor size konuşmuyorsunuz»?!


    Hayrat Neşriyat : 'Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?'


    İbni Kesir : Ne o, konuşmuyor musunuz?


    Muhammed Esed : Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?" dedi.


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Size ne oluyor ki, konuşamıyorsunuz?»


    Ömer Öngüt : "Neden konuşmuyorsunuz?"


    Şaban Piriş : Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?


    Suat Yıldırım : (91-92) O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: "Buyursanıza, neden yemiyorsunuz?" "Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?" dedi.


    Süleyman Ateş : "Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?"


    Tefhim-ul Kuran : «Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?»


    Ümit Şimşek : 'Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Neniz var ki, konuşmuyorsunuz!"
     


  14. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ



    Ferâga aleyhim darben bil yemîn(yemîni).



    1. ferâga : ilgilendi, boşalttı, devirdi

    2. aleyhim : onları

    3. darben : vurarak

    4. bi el yemîni : sağ eli ile





    İmam İskender Ali Mihr : Sağ eliyle vurarak onları devirdi (kırdı).


    Diyanet İşleri : Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken sağ eliyle vurup kırmıştı onları.


    Adem Uğur : Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)


    Ahmed Hulusi : (İbrahim) yaklaşıp sağ eliyle darbe vurdu tanrı heykellerine!


    Ahmet Tekin : Nihayet yanlarına sokulup onlara sağ eliyle kuvvetli bir darbe indirdi, putları paramparça etti.


    Ahmet Varol : Sonunda gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.


    Ali Bulaç : Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.


    Ali Fikri Yavuz : Derken onlara sağ eliyle (kuvvetle) vurub (onları) parçaladı.


    Bekir Sadak : Sonunda, uzerlerine yuruyup kuvvetle vurdu.


    Celal Yıldırım : Sonra üzerlerine yürüdü ve sağ eliyle vurup kırdı.


    Diyanet İşleri (eski) : Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.


    Diyanet Vakfi : Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)


    Edip Yüksel : Ve üzerlerine yürüyüp tüm gücüyle vurdu.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Diyerek bir takrib ile onlara kuvvetli bir darbe indirdi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : (92-93) «Neyiniz var konuşmuyorsunuz?» diyerek yaklaşıp onlara kuvvetli bir darbe indirdi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.


    Fizilal-il Kuran : Ve gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle putlara kuvvetli bir darbe indirdi.


    Gültekin Onan : Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.


    Hasan Basri Çantay : Nihayet gizlice onları sağ eliyle bir vur (ub kır) dı.


    Hayrat Neşriyat : Derken sağ eliyle (kuvvetli) bir darbe indirmek üzere gizlice üzerlerine vardı (da onları kırdı).


    İbni Kesir : Nihayet üzerlerine yürüyüp sağıyla vurdu.


    Muhammed Esed : Sonra üzerlerine yürüyüp onlara sağ eliyle vurdu.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onların üzerine gizlice vararak eliyle bir vuruş vuruverdi.


    Ömer Öngüt : Bunun üzerine üzerlerine yürüyüp sağ eliyle kuvvetle vurdu.


    Şaban Piriş : Sonra, üzerlerine yürüdü ve tüm kuvvetiyle vurdu.


    Suat Yıldırım : Hiddetini tutamıyarak iyice yaklaşıp putlara kuvvetli bir darbe indirdi.


    Süleyman Ateş : Ve gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi.


    Tefhim-ul Kuran : Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.


    Ümit Şimşek : Yaklaştı ve var gücüyle vurdu.


    Yaşar Nuri Öztürk : İyice yanlarına sokulup sağ eliyle bir darbe indirdi.
     


  15. فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ



    Fe akbelû ileyhi yeziffûn(yeziffûne).



    1. fe : bunun üzerine

    2. akbelû : karşısına geldiler

    3. ileyhi : ona

    4. yeziffûne : birbirine karışmış olarak, hızlı hızlı koşarak





    İmam İskender Ali Mihr : Bunun üzerine hızlı hızlı koşarak karşısına dikildiler.


    Diyanet İşleri : Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken koşa koşa yanına gelmişlerdi.


    Adem Uğur : (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.


    Ahmed Hulusi : Bunu görenler hızla dönüp Ona geri geldiler.


    Ahmet Tekin : Bunun üzerine, telâş ile birbirlerine girerek İbrâhim’e geldiler.


    Ahmet Varol : Bunun üzerine hemen koşarak kendisine geldiler.


    Ali Bulaç : Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.


    Ali Fikri Yavuz : Bunun üzerine kavmi koşarak kendisine geldi.


    Bekir Sadak : Bunun uzerine putperestler kosarak ona geldiler.


    Celal Yıldırım : Az sonra milleti birbirine girerek İbrahim'e doğru geldiler.


    Diyanet İşleri (eski) : Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.


    Diyanet Vakfi : (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.


    Edip Yüksel : Hemen ona doğru koşuştular


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yöneldiler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yöneldiler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.


    Fizilal-il Kuran : Bunun üzerine puta tapanlar koşarak İbrahim'in yanına geldiler.


    Gültekin Onan : Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.


    Hasan Basri Çantay : Derken (kavmi) koşarak onun önüne çıkdı (lar).


    Hayrat Neşriyat : Bunun üzerine (kavmi) koşarak ona yöneldiler.


    İbni Kesir : Bunun üzerine koşarak ona geldiler.


    Muhammed Esed : Bunun üzerine diğerleri koşarak o'na doğru geldiler (ve yaptığından dolayı o'nu suçladılar).


    Ömer Nasuhi Bilmen : (94-96) Bunun üzerine koşar oldukları halde ona yöneldiler. Dedi ki: «Kendi yontar olduğunuz şeye mi taparsınız?» «Halbuki Allah sizi ve yaptığınız şeyi yaratmıştır.»


    Ömer Öngüt : Putperestler koşarak ona geldiler.


    Şaban Piriş : Bu sebeple hışımla onun yanına geldiler.


    Suat Yıldırım : Bunu haber alan halk telaşla ve sür’atle onun yanına gittiler.


    Süleyman Ateş : (Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler.


    Tefhim-ul Kuran : Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.


    Ümit Şimşek : Derken kavmi İbrahim'in başına üşüştü.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bir süre sonra, halkı koşarak İbrahim'e geldi.
     


  16. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ



    Kâle e ta’budûne mâ tenhıtûn(tenhıtûne).



    1. kâle : dedi

    2. e : mı

    3. ta'budûne : tapıyorsunuz

    4. mâ : şey(ler)

    5. tenhıtûne : siz yontuyorsunuz





    İmam İskender Ali Mihr : (İbrâhîm A.S): "Siz yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" dedi.


    Diyanet İşleri : İbrahim, şöyle dedi: “Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : O demişti ki: Elinizde yontup yaptığınız şeylere mi kulluk ediyorsunuz?


    Adem Uğur : İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!


    Ahmed Hulusi : (İbrahim) dedi ki: "Elinizle yapıp tanrı kabul ettiğiniz heykellere mi tapıyorsunuz?"


    Ahmet Tekin : İbrâhim: 'Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'Kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"


    Ali Fikri Yavuz : (İbrahim, onlara) dedi ki: “- Siz, kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”


    Bekir Sadak : (95-96) Ibrahim onlara soyle soyledi: «Yonttugunuz seylere mi tapiyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarinizi da Allah yaratmistir.»


    Celal Yıldırım : İbrâhim onlara:«Yontup şekillendirdiğiniz şeylere mi tapıyorsunuz ?


    Diyanet İşleri (eski) : (95-96) İbrahim onlara şöyle söyledi: 'Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır.'


    Diyanet Vakfi : (95-96) İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.


    Edip Yüksel : Dedi ki, 'Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?'.


    Elmalılı Hamdi Yazır : A, dedi siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İbrahim dedi ki: «A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?»


    Fizilal-il Kuran : İbrahim onlara «Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?»


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"


    Hasan Basri Çantay : (İbrâhîm) dedi ki: «Kendi (elinizle) yontmakda olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz»?


    Hayrat Neşriyat : (95-96) (İbrâhîm) dedi ki: '(Siz ellerinizle) yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Hâlbuki sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.'


    İbni Kesir : Dedi ki: Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?


    Muhammed Esed : O, "Siz" dedi, "kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?


    Ömer Nasuhi Bilmen : (94-96) Bunun üzerine koşar oldukları halde ona yöneldiler. Dedi ki: «Kendi yontar olduğunuz şeye mi taparsınız?» «Halbuki Allah sizi ve yaptığınız şeyi yaratmıştır.»


    Ömer Öngüt : Dedi ki: "Kendi elinizle yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"


    Şaban Piriş : İbrahim, onlara; -Yonttuğunuz şeylere mi kulluk ediyorsunuz? dedi.


    Suat Yıldırım : (95-96) O da: "Â! Siz ellerinizle yonttuğunuz bu heykellere mi tapıyorsunuz? Halbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Yüce Allah’tır." dedi.


    Süleyman Ateş : "(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" dedi.


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?»


    Ümit Şimşek : İbrahim onlara dedi ki: 'Kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?


    Yaşar Nuri Öztürk : İbrahim dedi: "Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
     




  17. وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

    Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn(ta’melûne).



    1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

    2. halaka-kum : sizi yarattı

    3. ve mâ : ve şey(ler)

    4. ta'melûne : yapıyorsunuz





    İmam İskender Ali Mihr : Ve (oysaki) sizi de, yaptığınız şeyleri de Allah yarattı.


    Diyanet İşleri : “Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Halbuki sizi de Allah yaratmıştır, o yontup yaptığınız şeyleri de.


    Adem Uğur : Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.


    Ahmed Hulusi : "Hâlbuki sizi de yaptıklarınızı da Allâh yaratmıştır!"


    Ahmet Tekin : 'Sizi ve ibadet niyetiyle taptığınız putları, amel yeteneğinizi, amellerinizi Allah yarattı.'


    Ahmet Varol : Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı.


    Ali Bulaç : "Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır."


    Ali Fikri Yavuz : Halbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.”


    Bekir Sadak : (95-96) Ibrahim onlara soyle soyledi: «Yonttugunuz seylere mi tapiyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarinizi da Allah yaratmistir.»


    Celal Yıldırım : Sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır,» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : (95-96) İbrahim onlara şöyle söyledi: 'Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır.'


    Diyanet Vakfi : (95-96) İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.


    Edip Yüksel : 'ALLAH, sizi de ve yaptığınız şeyleri de yaratandır.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Halbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Halbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.»


    Fizilal-il Kuran : Oysa sizi de, yaptığınız bu şeyleri de Allah yaratmıştır dedi.


    Gültekin Onan : "Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Tanrı yaratmıştır."


    Hasan Basri Çantay : «Halbuki siz de, (elinizle) yapageldiğiniz şeyleri de Allah yaratmışdır».


    Hayrat Neşriyat : (95-96) (İbrâhîm) dedi ki: '(Siz ellerinizle) yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Hâlbuki sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.'


    İbni Kesir : Halbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.


    Muhammed Esed : Oysa sizi de, sizin yonttuklarınızı da yaratan Allah'tır!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : (94-96) Bunun üzerine koşar oldukları halde ona yöneldiler. Dedi ki: «Kendi yontar olduğunuz şeye mi taparsınız?» «Halbuki Allah sizi ve yaptığınız şeyi yaratmıştır.»


    Ömer Öngüt : "Oysa sizi de yonttuklarınızı da Allah yarattı. "


    Şaban Piriş : Sizi de yonttuklarınızı da yaratan Allah’tır.


    Suat Yıldırım : (95-96) O da: "Â! Siz ellerinizle yonttuğunuz bu heykellere mi tapıyorsunuz? Halbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Yüce Allah’tır." dedi.


    Süleyman Ateş : "Oysa sizi de, yaptığınız (bu şeyler)i de Allâh yaratmıştır."


    Tefhim-ul Kuran : «Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.»


    Ümit Şimşek : 'Oysa sizi de, yaptıklarınızı da yaratan Allah'tır.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Oysaki sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır."
     


  18. قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ



    Kâlûbnû lehu bunyânen fe elkûhu fîl cahîm(cahîmi).



    1. kâlû : dediler

    2. ibnû : bina edin, inşa edin

    3. lehu : ona, onun için

    4. bunyânen : binalar, üst üste inşa edilen şeyler, mancınık

    5. fe : sonra

    6. elkû-hu : onu atın

    7. fî el cahîmi : alevli yanan ateşin içine





    İmam İskender Ali Mihr : "Onun için yüksek binalar (mancınık) inşa edin. Sonra da onu alevlerle yanan ateşin içine atın!" dediler.


    Diyanet İşleri : Kavmi, “Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onun için bir yapı yapın da demişlerdi, atın onu ateşe.


    Adem Uğur : Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.


    Ahmed Hulusi : Dediler ki: "Onun için bir bina yapın da Onu, yakanın (ateşin) içine atın!"


    Ahmet Tekin : Onlar: 'Büyük ocaklar çatın, derhal onu alevlerin arasına atın.' dediler.


    Ahmet Varol : Dediler ki: 'Onun için bir bina yapın da kendisini (oradan) alevli ateşe atın.'


    Ali Bulaç : Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın."


    Ali Fikri Yavuz : (Onlar şöyle) dediler: “- İbrahim için (duvarla çevrili) bir bina yapın da, onu ateşe atın.”


    Bekir Sadak : Putperestler: «Onun icin bir yapi yapin da onu oradan atesin icine atin» dediler.


    Celal Yıldırım : Onlar, «bunun için bir bina yapın da (içine odun yakın ve) kendisini o Cehennem gibi ateşe atın» dediler.


    Diyanet İşleri (eski) : Putperestler: 'Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın' dediler.


    Diyanet Vakfi : Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.


    Edip Yüksel : Dediler ki, 'Onun için bir yapı kurun ve onu ateşe atın.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Haydin dediler, bunun için bir bina yapın ve bunu ateşe atın


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Haydi, bunun için bir bina yapın ve bunu ateşe atın! dediler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlar: «Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın.» dediler.


    Fizilal-il Kuran : Puta tapanlar: «Onun için bir bina yapın da onu ateşe atın» dediler.


    Gültekin Onan : Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın."


    Hasan Basri Çantay : Dediler: «Onun için bir bina yapın da alevli ateşe atın onu».


    Hayrat Neşriyat : (Onlar ise:) 'Onun için bir binâ yapın da, onu ateşe atın!' dediler.


    İbni Kesir : Haydin; dediler, onun için bir bina yapın da onu alevli ateşe atın.


    Muhammed Esed : Onlar, "Bir odun yığını hazırlayın ve o'nu yanan ateşin içine atın!" diye bağırdılar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dediler ki: «Bunun için bir bina yapınız da bunu bir ateş içinde bırakınız.»


    Ömer Öngüt : Dediler ki: "Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!"


    Şaban Piriş : -Onun için bir bina yapın, onu ateşin içine atın! dediler.


    Suat Yıldırım : Sonunda: "Haydin, dediler, onun için bir odun yığını hazırlayın da onu ateşin içine atın!."


    Süleyman Ateş : "Onun için bir bina yapın da onu (o binâda) ateşe atın" dediler.


    Tefhim-ul Kuran : Dediler ki: «Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.»


    Ümit Şimşek : 'İbrahim için bir fırın yapın,' dediler. 'Ve onu ateşe atın.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Dediler: "Şunun için bir bina yapın da bunu ateşin ortasına fırlatın!"
     


  19. فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ



    Fe erâdû bihî keyden fe cealnâ humul esfelîn(esfelîne).



    1. fe erâdû : bunun üzerine istediler, sonra istediler

    2. bi-hi : ona

    3. keyden : tuzak

    4. fe cealnâ : bunun üzerine, sonra biz kıldık

    5. hum : onları

    6. el esfelîne : esfelîn (en çok sefil olanlar)





    İmam İskender Ali Mihr : Sonra ona tuzak hazırlamak istediler. Bunun üzerine onları esfelîn (en çok sefil olanlar) kıldık.


    Diyanet İşleri : Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ona bir düzen yapmak istemişlerdi de biz onları alçaltmıştık.


    Adem Uğur : Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.


    Ahmed Hulusi : Ona tuzak irade ettiler. . . Biz de onları esfelîn (en aşağılar) kıldık.


    Ahmet Tekin : Ona bir kötülük planı hazırlamak istediler. Biz onları küçük düşürdük.


    Ahmet Varol : Böylelikle ona bir tuzak kurmak istediler. Ama biz kendilerini aşağılık kıldık.


    Ali Bulaç : Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık.


    Ali Fikri Yavuz : Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Biz de tuttuk onları çok alçak duruma düşürdük.


    Bekir Sadak : Ona duzen kurmak istediler, ama Biz onlari altettik.


    Celal Yıldırım : Böylece Ona bir tuzak kurmayı plânladılar. Biz de onları alaşağı edip daha da alçalttık.


    Diyanet İşleri (eski) : Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.


    Diyanet Vakfi : Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.


    Edip Yüksel : Onun için bir plan düşündüler, fakat biz onları altettik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Böyle ona bir tuzak kurmak istediler, biz de tuttuk kendilerini daha alçak düşürdük


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de tuttuk kendilerini daha alçak (bir duruma) düşürdük.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.


    Fizilal-il Kuran : İbrahim'e bir tuzak kurmak istediler, biz de onların tuzaklarını boşa çıkardık, onları alçalttık.


    Gültekin Onan : Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık.


    Hasan Basri Çantay : Bunun üzerine ona bir tuzak kurmak arzu etdiler. Biz ise (Bil'akis) kendilerini (zeliller ve) sefiller etdik.


    Hayrat Neşriyat : Böylece ona tuzak kurmak istediler, fakat onları en alçak kimseler kıldık.


    İbni Kesir : Ona hile yapmak istediler. Biz de onları en aşağılar kıldık.


    Muhammed Esed : Ona kötülük yapmak istediler, ama Biz (onların planlarını bozduk ve böylece) onları küçük düşürdük.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onun için böyle bir hile dilediler. Artık Biz de onları pek sefil kimseler kıldık.


    Ömer Öngüt : Ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz de onları alçak düşürdük.


    Şaban Piriş : Ona tuzak kurmak istediler. Ama biz onları alçalttık.


    Suat Yıldırım : Ona tuzak hazırlamak istediler, ama Biz heveslerini kursaklarında bıraktık. Asıl kendilerini perişan ettik.


    Süleyman Ateş : Ona bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük.


    Tefhim-ul Kuran : Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık.


    Ümit Şimşek : Böylece İbrahim'e bir tuzak kurmak istediler; Biz ise onları küçük düşürdük.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ona tuzak kurmak istediler ama, biz onları sefiller, reziller haline getirdik.
     


  20. وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ



    Ve kâle innî zâhibun ilâ rabbî seyehdîn(seyehdîni).



    1. ve kâle : ve dedi

    2. innî : muhakkak ben

    3. zâhibun : giden, ulaşan

    4. ilâ rabbî : Rabbime

    5. se-yehdî-ni : beni hidayete erdirecek





    İmam İskender Ali Mihr : "Ve muhakkak ki ben, Rabbime ulaşan olacağım. O, beni hidayete erdirecek." dedi.


    Diyanet İşleri : İbrahim, şöyle dedi: “Ben Rabbime (O’nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve ben demişti, Rabbimin tapısına gidiyorum, o, doğru yolu gösterir bana.


    Adem Uğur : (Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".


    Ahmed Hulusi : (İbrahim) dedi ki: "Muhakkak ki ben Rabbime gidiciyim. . . (O), bana hidâyet edecek. "


    Ahmet Tekin : İbrâhim: 'Ben Rabbimin emrettiği yere gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek, başarıya ulaştıracak.' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'Ben Rabbime gideceğim. O beni doğru yola iletecektir.


    Ali Bulaç : (İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir."


    Ali Fikri Yavuz : Bir de (İbrahîm) şöyle dedi: “- Ben Rabbime, (bana emrettiği yere) gidiyorum, O bana yolunu gösterir.”


    Bekir Sadak : Ibrahim: «Dogrusu ben Rabbim ugrunda sizi birakip gidiyorum; O beni dogru yola eristirir» dedi.


    Celal Yıldırım : Ve İbrâhim, şüphesiz ben Rabbıma gidiyorum, O bana doğru yolu gösterir, dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : İbrahim: 'Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir' dedi.


    Diyanet Vakfi : (99-100) (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.


    Edip Yüksel : Dedi ki, 'Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol gösterir.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir de dedi ki: ben rabbıma gidiyorum, o bana yolunu gösterir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de dedi ki: «Ben Rabbime gidiyorum, O bana yolunu gösterir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bir de dedi ki: «Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir.»


    Fizilal-il Kuran : İbrahim dedi ki: «Ben Rabb'ime gidiyorum, O beni doğru yola iletecek.»


    Gültekin Onan : (İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben, rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir."


    Hasan Basri Çantay : (İbrâhîm): «Ben, dedi, doğrusu Rabbime gidiciyim. O, bana yol gösterir».


    Hayrat Neşriyat : Nihâyet (biz kendisini ateşten kurtardıktan sonra İbrâhîm) dedi ki: 'Gerçekten ben Rabbime gidiciyim; (O) bana doğru yolu gösterecektir.'


    İbni Kesir : O, dedi ki: Doğrusu ben, Rabbıma gidiyorum. O beni hidayete erdirir.


    Muhammed Esed : (İbrahim,) "Ben" dedi, "(bu toprakları terk edeceğim ve) Rabbim beni ne tarafa sevk ederse oraya gideceğim!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve dedi ki: «Şüphe yok ben Rabbime gidiciyim, elbette beni doğru yola iletir.»


    Ömer Öngüt : Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O beni doğru yola iletecek. "


    Şaban Piriş : İbrahim dedi ki: -Ben, Rabbi’me yöneliyorum. O bana doğru yolu gösterecektir.


    Suat Yıldırım : İbrâhim dedi ki: "Ben, Rabbimin gitmemi emrettiği yere doğru gidiyorum, O elbet bana yol gösterecektir."


    Süleyman Ateş : (İbrâhim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek."


    Tefhim-ul Kuran : (İbrahim) Dedi ki «Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete eriştirecektir.»


    Ümit Şimşek : Sonra İbrahim 'Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol gösterecek' dedi.


    Yaşar Nuri Öztürk : İbrahim dedi: "Kuşkunuz olmasın ki ben Rabbime gideceğim, O bana kılavuzluk edecek."
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş