Kuran-ı Kerim NAHL Suresi Türkçe Meali açıklaması, Kuranı Kerim Nahl suresiyleilgili açıklamalar, Na

goktepeli26 4 Haz 2013



  1. إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِلّهِ حَنِيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ



    İnne ibrâhîme kâne ummeten kâniten lillâhi hanîfâ(hanîfen) ve lem yeku minel mu؛rikîn(mu؛rikîne).



    1. inne : muhakkak

    2. ibrâhîme : İbrâhîm

    3. kâne : oldu, idi

    4. ummeten : bir ümmet

    5. kâniten : kanitin olan, yِnelen

    6. lillâhi (li allâhi) : Allah'a, Allah için

    7. hanîfen : hanif olarak (bir tek Allah'a inanan)

    8. ve lem yeku : ve olmadı

    9. min el mu؛rikîne : mü؛riklerden






    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki İbrâhîm (A.S), Allah'a hanif (tek Allah'a inanan) olarak kanitin olan (yِnelen) bir ümmet idi. Ve o, mü؛riklerden olmadı.


    Diyanet İ؛leri : ھüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yِnelen bir ِnder idi. Allah’a ortak ko؛anlardan değildi.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki İbrâhim, tek ba؛ına bir ümmetti, Allah'a itâat ederdi dâimâ, doğruydu ve mü؛riklerden değildi.


    Adem Uğur : İbrahim, gerçekten Hakk'a yِnelen, Allah'a itaat eden bir ِnder idi; Allah'a ortak ko؛anlardan değildi.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki İbrahim bir ümmet idi. . . Allâh'a itaatkârdı. . . Hanîf'ti (Allâh yanı sıra tanrı kabul etmeyen). . . (O), mü؛riklerden (Allâh'a ortak ko؛anlardan) olmadı.


    Ahmet Tekin : İbrâhim gerçekten Hakka ve tevhide yِnelen, Allah’a boyun eğip itaat eden, uzun uzun kıyamda durarak namaz kılan, sorumluluk ؛uuruyla gِrevini yerine getiren saygılı, tutkun, te؛kilatlı, yeti؛mi؛, uzman cemaatlere, uzman müesseselere bedel, hayrı ِğreten, benimsenecek e؛siz bir ِnderdi. Hiçbir zaman, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak ko؛an, gizli ؛irki ya؛ayan, ba؛ka otoriteler de kabul eden mü؛riklerden olmadı.


    Ahmet Varol : Doğrusu İbrahim Allah'a boyun eğmi؛, dosdoğru çizgideki bir ümmetti. Mü؛riklerden değildi.


    Ali Bulaç : Gerçek ؛u ki, İbrahim (tek ba؛ına) bir ümmetti; Allah'a gِnülden yِnelip itaat eden bir muvahhiddi ve o mü؛riklerden değildi.


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten İbrahîm hak dinine yِnelen, Allah’a itaat üzere bulunan, bütün hayırlı hasletleri kendisinde toplayan bir imâmdı (ِnderdi); ve hiç bir zaman mü؛riklerden olmamı؛tı.


    Bekir Sadak : Ibrahim, suphesiz Allah'a boyun egen ve O'na yonelen bir onderdi; puta tapanlardan degildi.


    Celal Yıldırım : ھüphesiz ki İbrahim, Allah'a itaat (havası) içinde boyun eğen ve O'na dosdoğru yِnelen, kendi ba؛ına bir ümmet idi. O, mü؛riklerden (Allah'a ortak ko؛anlardan) değildi.


    Diyanet İ؛leri (eski) : İbrahim, ؛üphesiz Allah'a boyun eğen ve O'na yِnelen bir ِnderdi; puta tapanlardan değildi.


    Diyanet Vakfi : İbrahim, gerçekten Hakk'a yِnelen, Allah'a itaat eden bir ِnder idi; Allah'a ortak ko؛anlardan değildi.


    Edip Yüksel : İbrahim, ALLAH'a boyun eğen, monoteist bir ِncü idi. Hiç bir vakit ortak ko؛madı.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Muhakkak ki İbrahim ba؛lı ba؛ına bir ümmet idi, tek bir hanîf olarak Allaha itaat için kıyam etmi؛ti ve hiç bir zaman mü؛riklerden olmadı


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Muhakkak ki, İbrahim ba؛lı ba؛ına bir ümmet idi, tevhid inancına sahip olarak Allah'a itaat için kıyam etmi؛ti ve asla Allah'a ortak ko؛anlardan olmadı.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : ھüphesiz İbrahim Allah'a itaat eden, Hakk'a yِnelen bir ِnderdi. Ve hiçbir zaman mü؛riklerden olmadı.


    Fizilal-il Kuran : Hiç ku؛kusuz İbrahim Allah'ın buyruğuna titizlikle uyan, tek Allah'a inanmı؛ bir ِnderdi, O Allah'a ortak ko؛anlardan değildir.


    Gültekin Onan : Gerçek ؛u ki, İbrahim (tek ba؛ına) bir ümmetti; Tanrı'ya gِnülden yِnelip itaat eden bir muvahiddi ve o mü؛riklerden değildi.


    Hasan Basri اantay : Hakıykaten İbrâhîm (ba؛lı ba؛ına) bir ümmetdi; Allaha itaatkârdı, (baatıl dînlerden uzak ve) müvahhid bir müslümandı. O, (hiçbir zaman) mü؛riklerden olmamı؛dır.


    Hayrat Ne؛riyat : ھübhe yok ki İbrâhîm, Allah’a itâat eden, Hanîf (hakka yِnelmi؛) olan (ba؛lıca)bir ümmet (her hususda kendisine tâbi' olunan bir rehber) idi. Ve (o, kâfirler gibi)mü؛riklerden olmadı!


    İbni Kesir : Muhakkak ki İbrahim; ba؛lı ba؛ına bir ümmetti. Allah'a itaat ederdi ve bir Hanif idi. Hiç bir zaman mü؛riklerden olmamı؛tır.


    Muhammed Esed : Gerçek ؛u ki, İbrahim insana yakı؛an bütün erdemleri kendinde toplamasını bilen, yalan ve sahtelik ta؛ıyan her ؛eyden yüz çevirerek Allah'ın iradesine yürekten bağlanıp boyun eğen biriydi; Allah'tan ba؛kalarına tanrılık yakı؛tıran kimselerden değildi:


    ضmer Nasuhi Bilmen : Muhakkak ki, İbrahim (ba؛lıca) bir ümmet idi, Allah'a muti idi, bâtıldan müteberri idi ve mü؛riklerden olmu؛ değildi.


    ضmer ضngüt : İbrahim gerçekten Allah'a boyun eğen ve O'na yِnelen bir ümmet idi. Mü؛riklerden değildi.


    ھaban Piri؛ : İbrahim, Allah’a itaatkar hanif bir ِnderdir. Asla mü؛riklerden değildir.


    Suat Yıldırım : Gerçekten İbrâhim, hak dine yِnelen, Allah’a itaat üzere bulunan tek ba؛ına bir ümmet, bütün hayırlı halleri kendinde toplayan bir ِnder idi. O hiçbir zaman mü؛riklerden olmadı.


    Süleyman Ate؛ : İbrâhim Allâh'ı birleyerek O'na itâ'at eden bir ümmet (her iyiliği kendinde toplayan bir ِnder) idi, ortak ko؛anlardan değildi.


    Tefhim-ul Kuran : Gerçek ؛u ki, İbrahim (tek ba؛ına) bir ümmetti; Allah'a gِnülden yِnelip itaat eden bir muvahhiddi ve o mü؛riklerden değildi.


    ـmit ھim؛ek : İbrahim, Allah'a itaat eden ve bâtıl inanı؛lardan yüzünü çevirip Allah'a yِnelen ba؛lı ba؛ına bir ümmet idi. O hiçbir zaman mü؛riklerden olmadı.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : ھu da ku؛kusuz ki, İbrahim ba؛lı ba؛ına bir ümmet idi; bir hanîf olarak Allah'ın ِnünde eğiliyordu, mü؛riklerden değildi.
     


  2. شَاكِرًا لِّأَنْعُمِهِ اجْتَبَاهُ وَهَدَاهُ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ



    ھâkiren li en’umih(en’umihî), ictebâhu ve hudâhu ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).



    1. ؛âkiren : ؛ükreden

    2. li en'umi-hî : onun ni'metlerine

    3. ictebâ-hu : onu seçti

    4. ve hudâ-hu : ve onu ula؛tırdı, hidayete erdirdi

    5. ilâ sırâtın mustekîmin : Sıratı Mustakîm'e (Allah'a yِnlendirilmi؛, Allah'a ula؛tıran yola)





    İmam İskender Ali Mihr : O'nun (Allah'ın) ni'metlerine ؛ükredici idi. (Allah), onu seçti. Ve onu Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ula؛tıran yola) hidayet etti (ula؛tırdı).


    Diyanet İ؛leri : O’nun nimetlerine ؛ükreden bir ِnderdi. Allah, onu seçmi؛ ve doğru yola iletmi؛ti.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Onun nîmetlerine ؛ükrederdi. Tanrı onu seçmi؛ ve doğru yola sevketmi؛ti.


    Adem Uğur : Allah'ın nimetlerine ؛ükrediciydi. اünkü Allah, onu seçmi؛ ve doğru yola iletmi؛ti.


    Ahmed Hulusi : O'nun nimetlerine ؛ükredendi. . . (O), Onu seçmi؛ ve Onu sırat-ı müstakime yِnlendirmi؛ti.


    Ahmet Tekin : Allah’ın nimetlerine ؛ükrederdi. Allah, dinini tebliğ için onu seçmi؛ ve onu doğru muhkem, güvenli yola, islâmî hayata iletmi؛ti.


    Ahmet Varol : (Allah'ın) nimetlerine ؛ükredendi. (Allah) onu seçti ve doğru yola iletti.


    Ali Bulaç : O'nun nimetlerine ؛ükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti.


    Ali Fikri Yavuz : Allah’ın nimetlerine ؛ükredendi. Allah da onu seçmi؛, doğru bir yola iletmi؛ti.


    Bekir Sadak : Rabbinin nimetlerine sukrederdi; Rabbi de onu secti ve dogru yola eristirdi.


    Celal Yıldırım : İlâhî nimetlere ؛ükrederdi. Allah onu seçip dosdoğru bir yola iletmi؛ti.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Rabbinin nimetlerine ؛ükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doğru yola eri؛tirdi.


    Diyanet Vakfi : Allah'ın nimetlerine ؛ükrediciydi. اünkü Allah, onu seçmi؛ ve doğru yola iletmi؛ti.


    Edip Yüksel : O'nun nimetlerine ؛ükredici idi. Onu seçti ve onu doğru yola iletti.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onun ni'metlerine ؛âkir idi, o onu seçmi؛ ve doğru bir yola hidayet buyurmu؛tu


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : O'nun nimetlerine ؛ükredendi. Allah, onu seçmi؛ ve doğru bir yola iletmi؛ti.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Allah'ın nimetlerine ؛ükredendi. Allah onu seçmi؛ ve doğru yola iletmi؛ti.


    Fizilal-il Kuran : Rabbinin nimetlerine ؛ükreden bir kuldu, Allah onu seçip dosdoğru yola iletmi؛ti.


    Gültekin Onan : O'nun nimetlerine ؛ükrediciydi. (Tanrı) Onu seçti ve doğru yola iletti.


    Hasan Basri اantay : O, (Allahın) ni'metlerine ؛ükredendi. (Allah) onu beğenib seçmi؛, kendisini doğru bir yola iletmî؛di.


    Hayrat Ne؛riyat : O’nun ni'metlerine ؛ükrediciydi. (Allah da) onu (peygamberliğe) seçmi؛ ve onu dosdoğru bir yola hidâyet etmi؛ti.


    İbni Kesir : Rabbının nimetlerine ؛ükrederdi. Onu beğenip seçmi؛, kendisini doğru bir yola iletmi؛ti.


    Muhammed Esed : (اünkü) o, kendisini seçip doğru yola yِnelmesini sağlayan (Allah'a), nimetlerinden ِtürü her zaman ؛ükranla doluydu.


    ضmer Nasuhi Bilmen : O'nun nîmetlerine ؛ükredici idi. (Cenâbı Hak da) O'nu mümtaz kıldı. Ve O'nu dosdoğru bir yola hidâyet buyurdu.


    ضmer ضngüt : Rabbinin nimetlerine ؛ükredici idi. Rabbi onu seçti ve doğru yola eri؛tirdi.


    ھaban Piri؛ : Allah’ın nimetlerine ؛ükredici idi. Allah, onu seçti ve onu dosdoğru yola iletti.


    Suat Yıldırım : Allah’ın nimetlerine ؛ükreden bir zat idi. اünkü Allah onu seçmi؛ ve doğru yola iletmi؛ti.


    Süleyman Ate؛ : O'nun ni'metlerine ؛ükredici idi. (Allâh) onu seçmi؛ ve doğru yola iletmi؛ti.


    Tefhim-ul Kuran : O'nun nimetlerine ؛ükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti.


    ـmit ھim؛ek : O, Allah'ın nimetlerine ؛ükredici idi. Allah da onu seçkin kıldı ve dosdoğru bir yola iletti.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : O'nun nimetlerine ؛ükrediyordu. Allah onu seçip yüceltti ve dosdoğru bir yola kılavuzladı.


    Bu ayet bir hidayet ayetidir, a؛ağıdaki meallerde ayetin sadece hidayet ile ilgili bِlümü yer alıyor olabilir, dikkatinize sunarız.


    Abdullah Aydın : Rabbinin nimetlerine ؛ükredendi. Rabbi de onu seçmi؛ ve doğru yola iletmi؛ti.


    Ahmet Davudoğlu : Allah'ın nimetlerine ؛ükrediciydi. (Allah) onu seçmi؛ ve doğru yola hidâyet buyurmu؛tu.


    Ali Arslan : Allah'ın nimetlerine ؛ükredici idi. Allah onu seçip doğru yola iletti.


    Arif Pamuk : Allah'ın nimetlerine ؛ükrediciydi. Rabbi de onu beğenip seçmi؛ ve doğru yola iletmi؛ti.


    Ayntabî Mehmet Efendi : Allahû Teâlâ'n‎n ni'metlerine ‏âkirdi. Allahû Teâlâ, o'nu seçmi‏ ve doًru bir yola hidâyet buyurmu‏tu.


    Bahaeddin Saًlam : O, Allah'‎n bütün nimetlerine ‏ükrederdi. Allah onu seçti ve ona doًru yolu gِsterdi.


    Diyanet Vakf‎ (1993) : Allah'‎n nimetlerine ‏ükrediciydi. اünkü Allah, onu seçmi‏ ve doًru yola iletmi‏ti.


    Hasan Tahsin Feyizli : O'nun nimetlerine ‏ükredendi. (Allah) onu (peygamber) seçti ve kendisini doًru yola iletti.


    Hüseyin Atay, Ya‏ar Kutluay : Rabbinin nimetlerine ‏ükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doًru yola eri‏tirdi.


    Hüseyin Kaleli : “Nimetlerine ‏ükredendi. O’nu seçti ve kendini dosdoًru yola iletti.”


    فsmail Mutlu, قaban Dًِen : O, Allah'‎n nimetlerine ‏ükreden bir kul idi. Allah da onu seçkin k‎ld‎ ve dos doًru bir yola iletti.


    Mustafa فslamoًlu : O, kendisini seçip dosdoًru bir yola yِnelten (Allah’‎n) nimetlerine hep ‏ükretti.


    Nedim Y‎lmaz : Allah’‎n nimetlerine ‏ükredediciydi. Allah O’nu(peygamber) seçti. Ve dosdoًru bir yola iletti.


    ضmer R‎za Doًrul : Allah'‎n ni’metlerine ‏ükrediciydi. (Hak Tealâ onu) seçti ve dosdoًru yola iletti.


    Talat Koçyiًit : Allah'‎n nimetlerine kar‏‎ da ‏ükredici idi. Allah onu seçmi‏ ve dosdoًru yola hidayet etmi‏tir.


    Ziya Kaz‎c‎, Necip Taylan : (Allah'‎n) ni'metlerine ‏ükredendi. Allah onu beًenip seçti ye doًru yola hidâyet buyurdu.


    Bir Heyet : Allah'‎n nimetlerine ‏ükrediciydi. اünkü Allah, onu seçmi‏ ve doًru yola iletmi‏ti.
     


  3. وَآتَيْنَاهُ فِي الْدُّنْيَا حَسَنَةً وَإِنَّهُ فِي الآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ



    Ve âteynâhu fîd dunyâ haseneh(haseneten), ve innehu fîl âhıreti le mines sâlihîn(sâlihîne).



    1. ve âteynâ-hu : ve biz ona verdik

    2. fî ed dunyâ : dünyada

    3. haseneten : haseneler, güzellikler, iyilikler, (pozitif) dereceler

    4. ve inne-hu : ve çünkü o, muhakkak ki o

    5. fî el âhıreti : ahirette

    6. le : elbette, mutlaka

    7. min : den

    8. es sâlihîne : salihler






    İmam İskender Ali Mihr : Ve ona dünyada (hakettiği) haseneler (pozitif dereceler) verdik. Muhakkak ki o, ahirette elbette salihlerdendi.


    Diyanet İşleri : Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve dünyâda ona iyilik vermiştik, âhirette de gerçekten, sâlih kişilerdendir.


    Adem Uğur : Ona dünyada güzellik verdik. Muhakkak ki o, ahirette de sâlihlerdendir.


    Ahmed Hulusi : Biz Ona dünyada güzellikler verdik. . . O, sonsuz gelecek yaşamda da sâlihlerdendir.


    Ahmet Tekin : Biz ona dünyada devlet nimeti, iyilik ve güzellik verdik. O âhirette, ebedî yurtta da kesinlikle dindar, ahlaklı, hayır-hasenat sahibi müslümanlardan, sâlihlerdendir.


    Ahmet Varol : Ona dünyada güzellik verdik. Şüphesiz o ahirette de salihlerdendir.


    Ali Bulaç : Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır.


    Ali Fikri Yavuz : Biz, dünyada ona güzel bir anılış verdik (her din sahibi onu sever ve iyilikle anar). Muhakkak ki, o ahirette sâlihlerdendir (Allah’ın öz kullarındandır).


    Bekir Sadak : simdi sana, «Dogruya yonelen, puta tapanlardan olmayan Ibrahim'in dinine uy» diye vahyettik.


    Celal Yıldırım : Ona hem Dünya'da iyilik-güzellik verdik; hem de Âhiret'te O sâlihlerdendir.


    Diyanet İşleri (eski) : Dünyada ona güzellik verdik, ahirette de o mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır.


    Diyanet Vakfi : Ona dünyada güzellik verdik. Muhakkak ki o, ahirette de sâlihlerdendir.


    Edip Yüksel : Ve ona bu dünyada mutluluk verdik, ahirette ise erdemlilerle birlikte olacaktır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve biz ona hem Dünyada bir hasene verdik, hem de şüphesiz ki o Âhırette elbette salihînden


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve Biz ona dünyada bir iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de mutlaka iyiler arasında olacaktır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ve biz ona (İbrahim'e) iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de salihlerdendir.


    Fizilal-il Kuran : Biz ona dünyada iyilik verdik, ahirette ise O, kesinlikle iyi kullar arasındadır.


    Gültekin Onan : Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır.


    Hasan Basri Çantay : Biz ona dünyâda bir güzellik (iyi bir hal ve mevki) vermişdik. Şübhesiz ki o, âhıretde de mutlakaa saalihlerdendir.


    Hayrat Neşriyat : Ona dünyada da iyilik verdik. Şübhesiz ki o, âhirette de elbette sâlih kimselerdendir.


    İbni Kesir : Dünyada ona iyilik verdik. Doğrusu o, ahirette de iyilerdendir.


    Muhammed Esed : Biz de bunun için o'na bu dünyada iyilik bahşettik; şüphesiz ahirette de o kendini dürüst ve erdemli kimselerin arasında bulacaktır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Biz O'na dünyada bir güzellik verdik ve şüphe yok ki, o ahirette elbette sâlihlerdendir.


    Ömer Öngüt : Dünyada ona iyilik verdik, doğrusu o ahirette de sâlihlerdendir.


    Şaban Piriş : Dünyada ona iyilik vermiştik. Ahirette de o salihlerdendir.


    Suat Yıldırım : Biz ona dünyada iyilik verdik. Elbette o, âhirette de salihlerden olacaktır.


    Süleyman Ateş : Ona dünyâda iyilik vermiştik. O, âhirette de iyilerdendir.


    Tefhim-ul Kuran : Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır.


    Ümit Şimşek : Ona dünyada da bir güzellik verdik. Âhirette ise, o, hiç kuşkusuz, iyi ve hayırlı kullardandır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Dünyada ona güzellik verdik, âhirette de o mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır.
     


  4. ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ



    Summe evhaynâ ileyke enittebi’ millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).



    1. summe : sonra

    2. evhaynâ : biz vahyettik

    3. ileyke : sana

    4. en ittebi' : tâbî olmayı

    5. millete : dîn

    6. ibrâhîme : İbrâhîm

    7. hanîfen : hanif olarak (tek Allah'a inanan, yönelen)

    8. ve mâ kâne : ve o olmadı

    9. min el muşrikîne : müşriklerden, şirk koşanlardan





    İmam İskender Ali Mihr : Sonra da sana "hanif (vahdet, tevhid ve teslimi esas alan) olarak İbrâhîm (A.S)'ın dînine tâbî olmayı" vahyettik. Ve o, müşriklerden olmadı.


    Diyanet İşleri : Sonra da sana, “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi” diye vahyettik.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sonra sana da, doğru hareket eden İbrâhim'in dînine uy! diye vahyettik ve o, müşriklerden değildi.


    Adem Uğur : Sonra da sana: "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi" diye vahyettik.


    Ahmed Hulusi : Sonra, biz sana: "Hanîf olarak İbrahim'in milletine (Din anlayışına) tâbi ol. . . O, müşriklerden olmadı" diye vahyettik.


    Ahmet Tekin : Sonra da, sana:
    'Hakka ve tevhide yönelerek İbrâhim’in dinine, sünnetine, İslâm dinine uy. O ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan, gizli şirki yaşayan, başka otoriteler de kabul eden müşriklerden değildi.' diye vahyettik.


    Ahmet Varol : Sonra sana: 'Hanif (dosdoğru çizgide ve tevhid inancına sahip biri) olarak İbrahim'in dinine uy. O müşriklerden değildi' diye vahyettik.


    Ali Bulaç : Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden değildi."


    Ali Fikri Yavuz : Sonra ey Rasûlüm, sana şöyle vahyettik: Doğru yola yönelerek İbrahîm’in dinine uy, o hiç bir zaman müşriklerden olmadı.


    Bekir Sadak : N/A


    Celal Yıldırım : Sonra da biz Hanîf olan, müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine uy, diye sana vahyettik.


    Diyanet İşleri (eski) : Şimdi sana, 'Doğruya yönelen, puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine uy' diye vahyettik.


    Diyanet Vakfi : Sonra da sana: «Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi» diye vahyettik.


    Edip Yüksel : Nitekim, İbrahim'in dinini bir monoteist olarak izlemen için sana vahyettik; o asla putperestlerden olmadı.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sonra da sana vahyeyledik ki: hakperest (hanîf) olarak İbrahim milletine ittiba' et, o hiç bir zaman müşriklerden olmadı


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonra da sana: «Hakperest (hanif) olarak İbrahim'in dinine tabi ol! O, hiçbir zaman Allah'a ortak koşanlardan olmadı.» diye vahyettik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sonra da (ey Muhammed!) sana: «Hakk'a yönelen ve müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine tabi ol» diye vahyettik.


    Fizilal-il Kuran : Sonra sana «İbrahim'in tek Allah ilkesine dayalı inanç sistemine uy, O Allah'a ortak koşanlardan değildi» diye vahyettik.


    Gültekin Onan : Sonra sana vahyettik: "Hanif olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden değildi."


    Hasan Basri Çantay : Sonra (Habibim) sana: «Müvahhid bir müslüman olarak Ibrâhîmin dînine uy. O, (hiçbir zaman) müşriklerden olmadı» diye vahyetdik.


    Hayrat Neşriyat : Sonra sana: 'Hanîf (hakka yönelmiş) olan İbrâhîm’in dînine tâbi' ol! Çünki (o, etrâfındaki kâfirler gibi) müşriklerden değildi!' diye vahyettik.


    İbni Kesir : Sonra sana: Hanif olarak İbrahim'in dinine uy; o, hiç bir zaman müşriklerden olmadı, diye vahyettik.


    Muhammed Esed : Ve sonuç olarak sana, "Yalan ve sahtelik taşıyan her şeyden sakınan ve hiçbir şekilde Allah'tan başkalarına tanrılık yakıştırmayan İbrahim'in dinine uy!" diye vahyettik,


    Ömer Nasuhi Bilmen : Sonra sana vahyettik ki, İbrahim'in milletine nezih bir muvahhid olarak tâbi ol. Ve (O) asla müşriklerden olmadı.


    Ömer Öngüt : Resulüm! Sonra da sana: “Doğruya yönelen İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi. ” diye vahyettik.


    Şaban Piriş : Sonra sana “müşriklerden olmayan İbrahim’in hanif yoluna uy” diye vahyettik.


    Suat Yıldırım : Sonra da sana vahyettik ki: Doğru yola yönelerek İbrâhim’in dinine tâbi ol; zira o müşriklerden değildi.


    Süleyman Ateş : Sonra sana: "Allâh'ı birleyerek İbrâhim'in yoluna uy; o, ortak koşanlardan değildi" diye vahyettik.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra sana vahyettik: «Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O müşriklerden değildi.»


    Ümit Şimşek : Sonra sana da 'Yüzünü bâtıl dinlerden çevirerek İbrahim'in dinine uy' diye vahyettik. Çünkü o müşriklerden değildi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Daha sonra sana şunu vahyettik: Bir hanîf olarak İbrahim'in milletine uy! O, müşriklerden değildi.
     


  5. نَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ



    İnnemâ cuiles sebtu alellezînahtelefû fîh(fîhî), ve inne rabbeke le yahkumu beynehum yevmel k‎yâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).



    1. innemâ : sadece, fakat, oysa

    2. cuile : k‎l‎nd‎

    3. es sebtu : cumartesi

    4. alellezînahtelefû : ihtilâfa dü‏enler üzerine

    5. fî-hî : onun hakk‎nda

    6. ve inne rabbe-ke : ve muhakkak senin Rabbin

    7. le yahkumu : elbette hüküm verecek

    8. beyne-hum : onlar‎n aras‎nda

    9. yevme el k‎yâmeti : k‎yâmet günü

    10. fî mâ : o ‏ey hakk‎nda

    11. kânû : oldular

    12. fî-hi : onun hakk‎nda

    13. yahtelifûne : ihtilâf ediyorlar




    فmam فskender Ali Mihr : Sadece onun hakk‎nda ihtilâfa dü‏enlerin üzerine cumartesi (bal‎k avlama yasak) k‎l‎nd‎. Ve muhakkak ki senin Rabbin, k‎yâmet günü, onlar‎n aras‎nda hakk‎nda ihtilâf etmi‏ olduklar‎ ‏eyde elbette hüküm verecek.


    Diyanet ف‏leri : Cumartesi gününe sayg‎, ancak onda gِrü‏ ayr‎l‎ً‎na dü‏enlere farz k‎l‎nd‎. قüphesiz Rabbin, ayr‎l‎ًa dü‏mekte olduklar‎ ‏eyler konusunda k‎yamet günü aralar‎nda hüküm verecektir.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Cumartesi gününün hürmeti, ancak o gün hakk‎nda ihtilâfa dü‏enlere farzedilmi‏tir ve ‏üphe yok ki Rabbin, k‎yâmet günü, ihtilâfa dü‏tükleri ‏eyler hususunda aralar‎nda hükmeder onlar‎n.
    Adem Uًur : Cumartesi tatili, ancak onda ihtilaf edenlere (farz) k‎l‎nm‎‏t‎. K‎yamet günü Rabbin, muhakkak onlar‎n ihtilafa dü‏tükleri ‏ey hakk‎nda aralar‎nda hüküm verecektir.


    Ahmed Hulusi : Es Sebt (Cumartesi Günü kutsall‎ً‎), sadece onda ayr‎l‎ًa dü‏mü‏ kimseler (فsrailoًullar‎) üzerine (farz) k‎l‎nd‎. . . Muhakkak ki Rabbin, k‎yamet günü, ihtilaf ettikleri ‏ey hakk‎nda onlar aras‎nda elbette hüküm verecektir.


    Ahmet Tekin : Cumartesi tatili, 'فbrâhim, yahudi veya hristiyand‎r; bu tatil فbrahim ‏eriat‎n‎n bir hükmüdür’ diye iddiada bulunarak ihtilâf ç‎karanlara konuldu. K‎yamet günü Rabbin onlar‎ ihtilâf etmeye devam ettikleri konularda hesaba çekerek hükmünü verecektir.


    Ahmet Varol : Cumartesi(ni kutsal tutmak) ancak onun hakk‎nda ayr‎l‎ًa dü‏enlerin üzerine farz k‎l‎nd‎. Muhakkak Rabbin ayr‎l‎ًa dü‏tükleri ‏eyler hakk‎nda k‎yamet günü aralar‎nda hüküm verir.


    Ali Bulaç : Cumartesi, ancak onda ihtilafa dü‏enlere (farz) k‎l‎nd‎. قüphesiz Rabbin, onlar‎n ihtilaf ettikleri ‏eyler hakk‎nda k‎yamet günü aralar‎nda hükmedecektir.


    Ali Fikri Yavuz : (فbadet etmek için tatil günümüz, Cuma olmas‎nda Cumartesi olsun diye) hakk‎nda ayr‎l‎ًa dü‏tükleri Cumartesi günü, (Mûsa’ya itiraz eden) o yahûdi’lere (ibadet için) farz k‎l‎nd‎. Elbette Rabbin, onlar‎n ihtilâf edip durduklar‎ ‏eyler hakk‎nda k‎yamet günü, aralar‎nda hükmünü verecektir.


    Bekir Sadak : Cumartesi ibadeti, ancak o gun uzerinde cekisenlere farz kilindi. Rabbin, ayriliga dustukleri seylerde, kiyamet gunu aralarinda hukmedecektir.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Cumartesi (tatil ve ibâdeti) ancak onda gِrü‏ ayr‎l‎ً‎na dü‏üp çeki‏enlere farz k‎l‎nm‎‏t‎r. قüphesiz ki Rabbin, onlar‎n ayr‎l‎ًa dü‏üp çeki‏tikleri ‏ey hakk‎nda K‎yamet günü aralar‎nda hükmedecektir.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Cumartesi ibadeti, ancak o gün üzerinde çeki‏enlere farz k‎l‎nd‎. Rabbin, ayr‎l‎ًa dü‏tükleri ‏eylerde, k‎yamet günü aralar‎nda hükmedecektir.


    Diyanet Vakfi : Cumartesi tatili, ancak onda ihtilaf edenlere (farz) k‎l‎nm‎‏t‎. K‎yamet günü Rabbin, muhakkak onlar‎n ihtilafa dü‏tükleri ‏ey hakk‎nda aralar‎nda hüküm verecektir.


    Edip Yüksel : Cumartesi (tatili), sadece onda ayr‎l‎ًa dü‏enlere farz k‎l‎nm‎‏t‎. Rabbin, ayr‎l‎ًa dü‏tükleri konuda dirili‏ günü aralar‎nda hüküm verecektir.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Sebt tutmak ancak onda ‎htilâf edenlere farz k‎l‎nd‎, her halde rabb‎n onlar‎n o ‎htilâf edegeldikleri ‏eyler hakk‎nda K‎yamet günü beynlerinde hukmünü elbette verecek


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Cumartesi gününü tutmak, ancak onda gِrü‏ ayr‎l‎ً‎na dü‏enlere farz k‎l‎nd‎. قüphesiz ki; Rabbin, onlar‎n o ihtilaf edip durduklar‎ ‏eyler hakk‎nda k‎yamet gününde aralar‎nda hükmünü mutlaka verecektir.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Cumartesi günü (avlanmamak), ancak onda ihtilafa dü‏enlere farz k‎l‎nd‎. قüphesiz Rabbin onlar‎n ihtilaf edip durduklar‎ ‏eyler hakk‎nda k‎yamet günü, aralar‎nda elbette hükmünü verecektir.


    Fizilal-il Kuran : Cumartesi günü yasaً‎, bu konuda anla‏mazl‎ًa dü‏enler (yahudiler) için kondu. Hiç ‏üphesiz Rabbin k‎yamet günü anla‏mazl‎ًa dü‏tükleri konularda, haklar‎nda hüküm verecektir.


    Gültekin Onan : Cumartesi, ancak onda ihtilafa dü‏enlere (farz) k‎l‎nd‎. قüphesiz rabbin, onlar‎n ihtilaf ettikleri ‏eyler hakk‎nda k‎yamet günü aralar‎nda hükmedecektir.


    Hasan Basri اantay : Cumartesi ta'tîli ancak onda ihtilâfa dü‏enlere (farz) edilmi‏di. قübhesiz ki Rabbin onlar‎n ihtilâf edegeldikleri ‏eyler hakk‎nda k‎yamet günü aralar‎nda hükmedecekdir.


    Hayrat Ne‏riyat : Cumartesi (ibâdeti) ancak onda ihtilâfa dü‏en (yahudi)lere (farz) k‎l‎nm‎‏t‎. Muhakkak ki Rabbin, üzerinde ihtilâfa dü‏mekte olduklar‎ ‏eyler hakk‎nda, k‎yâmet günü aralar‎nda elbette hüküm verecektir.


    فbni Kesir : Cumartesi; ancak o gün üzerinde ihtilafa dü‏enlere farz k‎l‎nd‎. قüphesiz Rabb‎n; onlar‎n ihtilaf edegeldikleri ‏eyler hakk‎nda k‎yamet günü aralar‎nda hükmünü verecektir.


    Muhammed Esed : Sebt gününün gِzetilmesi sadece, onun hakk‎nda uyu‏maz gِrü‏ler ileri sürüp çeki‏enlere emredilmi‏ti; ‏üphe yok ki, bu çeki‏ip durduklar‎ konuda, K‎yamet Günü onlar‎n aralar‎nda elbette senin Rabbin hükmedecektir.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Cumartesi tatili, ancak onda ihtilâf edenlere (farz) k‎l‎nm‎‏t‎. Ve ‏üphe yok ki, senin Rabbin K‎yamet günü onlar‎n aras‎nda ihtilâf ettikleri ‏ey hakk‎nda elbette hükmedecektir.


    ضmer ضngüt : Cumartesi (tatil ve ibadeti), ancak onda ihtilâf edenlere farz k‎l‎nd‎. قüphesiz ki Rabbin, aralar‎nda ihtilâfa dü‏tükleri ‏ey hakk‎nda k‎yamet günü hükmünü verecektir.


    قaban Piri‏ : Cumartesi (yasaً‎) sadece onun hakk‎nda ihtilaf edenlere buyurulmu‏tur. Rabbin, onlar‎n hakk‎nda ihtilafa dü‏tükleri konuda, k‎yamet günü aralar‎nda hüküm verecektir.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Sebt (cumartesi) tatili, ancak onda ihtilaf edenlere farz edilmi‏ti. Rabbin k‎yamet günü ihtilaf ettikleri hususlarda onlar hakk‎nda elbette hükmünü verecektir.


    Süleyman Ate‏ : Cumartesi (gününü ta'til ve ibâdet günü yapmak), onda ayr‎l‎ًa dü‏en(yahûdi)lere (farz) k‎l‎nd‎. Rabbin, elbette ayr‎l‎ًa dü‏tükleri ‏ey hakk‎nda k‎yâmet günü aralar‎nda hükmünü verecektir.


    Tefhim-ul Kuran : Cumartesi, ancak onda ihtilafa dü‏enlere (farz) k‎l‎nd‎. قüphesiz senin Rabbin, onlar‎n ihtilaf ettikleri ‏eyler hakk‎nda k‎yamet günü aralar‎nda hükmedecektir.


    ـmit قim‏ek : Cumartesi yasaً‎, onda anla‏mazl‎ًa dü‏enler için konmu‏tu. Rabbin ise, anla‏mazl‎ًa dü‏tükleri ‏ey hakk‎nda k‎yamet günü aralar‎nda hükmünü verecektir.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Cumartesi tatili, sadece onda ihtilaf edenlere farz k‎l‎nd‎. Rabbin, tart‎‏makta olduklar‎ ‏ey hakk‎nda, onlar aras‎nda k‎yamet günü hüküm verecektir.
     


  6. ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ



    Ud’u ilâ sebîli rabbike bil hikmeti vel mev’ızatil haseneti ve câdilhum billetî hiye ahsen(ahsenu), inne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).



    1. ud'u : davet et, çağır

    2. ilâ sebîli : yola

    3. rabbi-ke : senin Rabbinin

    4. bi el hikmeti : hikmet ile

    5. ve el mev'ızati : ve öğüt, vaaz, nasihat

    6. el haseneti : güzel (pozitif dereceler kazandıran)

    7. ve câdil-hum : ve onlarla mücâdele et

    8. billetî (bi elletî) : onunla ki o

    9. hiye : o

    10. ahsenu : en güzel

    11. inne : muhakkak

    12. rabbe-ke : senin Rabbin

    13. huve : o

    14. a'lemu : bilir

    15. bi men : kimseyi, kişiyi

    16. dalle : dalâlette oldu, saptı

    17. an sebîli-hî : onun yolundan

    18. ve huve : ve o

    19. a'lemu : bilir

    20. bi el muhtedîne : hidayete eren kimseler




    İmam İskender Ali Mihr : Rabbinin yoluna (Allah'a ulaştıran yola, Sıratı Mustakîm'e) hikmetle ve güzel (pozitif dereceler kazandıracak) öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücâdele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O'nun yolundan (Sıratı Mustakîm'den) sapanları (dalâlete düşenleri) ve hidayete erenleri bilir.


    Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir tarzda münakaşa ve mübahasede bulun. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir ve o, daha iyi bilir doğru yolu tutanları.


    Adem Uğur : (Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.


    Ahmed Hulusi : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğüt ile davet et. . . Onlarla en güzel şekilde mücadele et. . . Muhakkak ki Rabbin, "HÛ"; yolundan sapanı daha iyi bilir (O). . . Daha iyi bilir "HÛ", doğru yola erenleri!


    Ahmet Tekin : Sen Rabbinin yoluna, ilimle, hikmetli sözlerle, sağlıklı ve ahlâklı yaşayışınla, kurduğun örnek toplum düzeni ile, sünnetinle gönül alacak güzel öğütlerle, sorumluluklarını hatırlatarak, uyararak davet et. Onlarla, en güzel metotları kullanarak mücadele et. Rabbin, başına buyruk hareket ederek, yolundan uzaklaşanları, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih edenleri iyi bilir. Hidayet rehberiyle gösterilen, öğretilen hak yola girmeye istekli olanları, İslâm’da sebat edenleri de iyi bilir.


    Ahmet Varol : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Muhakkak Rabbin yolundan sapanları en iyi bilendir. O doğru yola girenleri de en iyi bilendir.


    Ali Bulaç : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.


    Ali Fikri Yavuz : Ey Rasûlüm, insanları Kur’an’la, güzel söz ve nasihatla Rabbinin yoluna (İslâma) davet et. Onlara karşı, en güzel olan bir mücadele ile mücadele yap. Şüphe yok ki, Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir, ve o, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.


    Bekir Sadak : Rabbinin yoluna, hikmetle, guzel ogutle cagir; onlarla en guzel sekilde tartis; dogrusu Rabbin, kendi yolundan sapanlari daha iyi bilir. O, dogru yolda olanlari da en iyi bilir.


    Celal Yıldırım : Rabbin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel (ölçü ve usûl ne ise ona göre) mücâdeleni sürdür. Şüphesiz ki Rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir ve O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.


    Diyanet İşleri (eski) : Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.


    Edip Yüksel : Rabbinin yoluna bilgelikle ve güzel bir aydınlatma ile çağır. Onlarla en güzel biçimde tartış. Rabbin, yolundan sapanları ve doğru yolda olanları en iyi bilendir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Rabbın yoluna da'vet et: hikmet ile ve güzel güzel mevıza ile, onlara da en güzel olan suretle mücadele yap, çünkü rabbın odur en ziyade bilen yolunda sapanı, doğru gidenleri en iyi bilen de ancak odur


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele yap! Çünkü Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir ve doğru yolda gidenleri en iyi bilen de ancak O'dur.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Ey Resulüm!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.


    Fizilal-il Kuran : İnsanları Rabbinin yoluna maharetli bir yöntemle ve güzel öğütlerle çağır, onlarla üslupların en güzel, en etkilisi ile tartış. Hiç şüphesiz Rabbin, yolundan sapanları herkesten iyi bildiği gibi, doğru yolda olanları da herkesten iyi bilir.


    Gültekin Onan : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.


    Hasan Basri Çantay : (İnsanları) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğüdle da'vet et. Onlarla mücâdeleni en güzel (tarıyk) hangisi ise onunla yap. Şübhesiz ki Rabbin, O, yolundan sapan kimseyi en çok bilendir. O, hidâyete ermişler de en iyi bilendir.


    Hayrat Neşriyat : (Habîbim, yâ Muhammed!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel nasîhatle da'vet et ve onlarla en güzel bir şekilde mücâdele et! Şübhe yok ki yolundan sapanları en iyi bilen ancak Rabbindir; hidâyete erenleri de en iyi bilen O’dur.


    İbni Kesir : Rabbının yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde tartış. Muhakkak ki Rabbın; yolundan sapanları en iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.


    Muhammed Esed : (Bütün insanlığı) hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır; ve onlarla en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış; şüphesiz, O'nun yolundan kimin saptığını en iyi bilen senin Rabbindir; ve yine doğru yola erişenleri de en iyi bilen O'dur.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Rabbin yoluna hikmet ile, güzel mev'ize ile davet et ve onlar ile en güzel olan bir suretle mücadelede bulun. Muhakkak ki o senin Rabbin, yolundan sapanları ziyâdesiyle bilicidir ve O, doğru yola ermiş olanları da bihakkın bilendir.


    Ömer Öngüt : Rabbinin yoluna hikmetle, güzel söz ve nasihatla dâvet et. Onlarla en güzel bir şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilendir. O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.


    Şaban Piriş : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığını, kimlerin de doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.


    Suat Yıldırım : Sen insanları Allah yoluna hikmetle, güzel ve makul öğütlerle dâvet et, gerektiği zaman da onlarla en güzel tarzda mücadele et. Rabbin, elbette, yolundan sapanları en iyi bildiği gibi kimlerin doğru yola geleceğini de pek iyi bilir.


    Süleyman Ateş : Hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel biçimde mücâdele et. Kuşkusuz Rabbin, işte yolundan sapanları en iyi bilen O'dur ve O, yola gelenleri de en iyi bilendir.


    Tefhim-ul Kuran : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.


    Ümit Şimşek : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütlerle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları iyi bilir; doğru yolda olanları en iyi bilen de Odur.


    Yaşar Nuri Öztürk : Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla, en güzel olan neyse o yolla mücadele et. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. Ve O, gerçeğe kılavuzlananları da en iyi bilendir.
     


  7. وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُواْ بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُم بِهِ وَلَئِن صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِّلصَّابِرينَ



    Ve in âkabtum fe âkıbû bi misli mâ ûkıbtum bih(bihî), ve le in sabertum le huve hayrun lis sâbirîn(sâbirîne).



    1. ve in : ve eğer

    2. âkabtum : siz ceza verdiniz, ikab ettiniz

    3. fe âkıbû : o taktirde ceza verin, cezalandırın

    4. bi misli : misli ile, nispetle

    5. mâ ûkıb-tum : sizin cezalandırıldığınız şey

    6. bi-hî : onunla

    7. ve le in : ve eğer gerçekten

    8. sabertum : siz sabrettiniz

    9. le huve : elbette o

    10. hayrun : daha hayırlıdır

    11. li es sâbirîne : sabredenler için






    İmam İskender Ali Mihr : Ve şâyet siz, ikab edecekseniz (ceza verecekseniz), o taktirde onların sizi onunla cezalandırdıklarının misliyle cezalandırın! Ve eğer gerçekten sabrederseniz elbette o (sabırları), sabredenler için daha hayırlıdır.


    Diyanet İşleri : Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Mücâzatta bulunacaksanız sizi cezâlandırdıkları gibi ve o kadar cezâlandırın onları, fakat sabrederseniz elbette bu hareket, sabredenlere daha da hayırlıdır.


    Adem Uğur : Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Ahmed Hulusi : Şayet kötülüğün sonucunu yaşatacaksanız, size yapılan azabın benzeri ile sonucunu yaşatın. . . Eğer sabrederseniz, elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır.


    Ahmet Tekin : Eğer müşrikleri mutlaka cezalandırmak istiyorsanız, size yapılanın benzeri cezalarla cezalandırın. Sabırlı davranırsanız, elbette bu, sabrederek mücadeleye devam edenler için daha hayırlıdır.


    Ahmet Varol : Eğer cezalandıracak olursanız size uygulanan cezanın aynıyla cezalandırın. Ama eğer sabredersiniz andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Ali Bulaç : Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Ali Fikri Yavuz : (Ey müminler, düşmandan intikam almak için) eğer bir ceza ile mukabele edecek olursanız, ancak size yapılan azab ve cezanın misli ile yapın (daha fazla ileri gitmeyin). Sabrederseniz (cezayı terk ederseniz) andolsun ki, bu tahammül edenler için daha hayırlıdır.


    Bekir Sadak : Eger ceza vermek isterseniz size yapilanin ayniyle mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler icin daha iyidir.


    Celal Yıldırım : Ceza verecek olursanız, size verilen cezanın misliyle cezalandırın. Ama eğer (bu hususta) sabrederseniz, and olsun ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Diyanet İşleri (eski) : Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.


    Diyanet Vakfi : Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Edip Yüksel : Karşılık verecekseniz, size verilen karşılığın bir benzeriyle karşılık verin. Sabrederseniz, elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve şayed ıkab ile mukabele edecek olursanız ancak size edilen ukubetin misliyle muâkabe ediniz ve şayed sabrederseniz kasem olsun ki sabredenler için elbette daha hayırlıdır


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Eğer ceza ile karşılık verecek olursanız, ancak size yapılan cezanın misli ile cezalandırınız. Şayet sabrederseniz, andolsun ki bu, sabredenler için elbette daha hayırlıdır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Eğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek olursanız size yapılan azab ve cezanın misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Fizilal-il Kuran : Eğer kâfirlere işkence edecekseniz, onlara, vaktiyle size yapmış oldukları işkencenin benzerini uygulayınız. Ama eğer sabrederseniz bu tutum sabredenler hesabına daha hayırlıdır.


    Gültekin Onan : Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Hasan Basri Çantay : Eğer her hangi bir ceza ile mukaabele edecek olursanız ancak size reva görülen ukubetin misillemesiyle ceza yapın. Sabrederseniz, andolsun ki, bu, tehammül edenler için elbet daha hayırlıdır.


    Hayrat Neşriyat : Eğer bir cezâ verirseniz, o hâlde size yapılan eziyetin misliyle cezâ verin! Fakat sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.


    İbni Kesir : Eğer ceza verecek olursanız; ancak sizin cezalandırıldığınızın misliyle ceza verin. Sabrederseniz; elbette bu, sabredenler için daha iyidir.


    Muhammed Esed : Bunun içindir ki, (tartışmada) zora başvurmanız gerekirse, ancak onların sizi zora koştukları kadar zora başvurun. Fakat eğer kendinizi tutarsanız, bilin ki, güçlüklere göğüs germesini bilen kimseler için bu daha iyi, daha hayırlıdır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve eğer bir kimseye ikabta bulunacak iseniz, kendisiyle ikaba uğramış olduğunuz şeyin misliyle ikabta bulunun ve eğer sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Ömer Öngüt : Eğer ceza verecek olursanız, size verilen cezanın misli ile ceza verin. Sabrederseniz, elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır.


    Şaban Piriş : Eğer karşılık verecekseniz, size yapılanın aynıyla karşılık verin. Eğer sabrederseniz, bu sabredenler için daha iyidir.


    Suat Yıldırım : Ceza verecek olursanız, size yapılan muamelenin misliyle cezalandırın. Ama eğer bu hususta sabrederseniz, bilin ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Süleyman Ateş : Eğer azâb edecekseniz, size yapılan azâb kadar azâb edin. Ama sabrederseniz, andolsun ki o, sabredenler için daha iyidir. (Hz. peygamber, Uhud Savaşında, amcası Hamza'yı kâfirler tarafından burnu ve kulakları kesilmiş, ciğeri çıkartılmış bir durumda görünce; "Allah'a andolsun ki, eğer Allah bana zafer verirse, senin yerine, onlardan yetmiş kişiyi böyle yapacağım!" demişti. Fakat yemînine keffâret vererek bu sözünü uygulamamış, Mekke'nin Fethinde düşmanlarını affetmiştir.)


    Tefhim-ul Kuran : Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.


    Ümit Şimşek : Ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, hiç kuşkusuz, bu sabredenler için daha hayırlıdır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
     


  8. وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلاَّ بِاللّهِ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلاَ تَكُ فِي ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ



    Vasbır ve mâ sabruke illâ billâhi ve lâ tahzen aleyhim ve lâ teku fî daykın mimmâ yemkurûn(yemkurûne).



    1. vasb‎r (ve ‎sb‎r) : ve sabret

    2. ve mâ : ve deًildir

    3. sabru-ke : senin sabr‎n

    4. illâ : ancak, yaln‎z, den ba‏ka

    5. billâhi (bi allâhi) : Allah iledir

    6. ve lâ tahzen : ve üzülme, mahzun olma

    7. aleyhim : onlara, onlar‎n yüzünden

    8. ve lâ teku : ve olma

    9. fî dayk‎n : s‎k‎nt‎ içinde

    10. mimmâ (min mâ) : ‏eyden dolay‎, sebebiyle

    11. yemkurûne : hile yap‎yorlar, tuzak kuruyorlar






    فmam فskender Ali Mihr : Sabret! Senin sabr‎n sadece Allah iledir (Allah'‎n tasarrufu iledir). Onlar‎n yüzünden mahzun olma ve onlar‎n kurduklar‎ tuzaklar sebebiyle s‎k‎lma (s‎k‎nt‎ içinde olma).


    Diyanet ف‏leri : Sabret! Senin sabr‎n ancak Allah’‎n yard‎m‎ iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalar‎ndan dolay‎ da s‎k‎nt‎ya dü‏me.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Sabret, sabretmen, ancak Allah'‎n vereceًi ba‏ar‎yla mümkündür. Sana düzen kurduklar‎ndan dolay‎ da daralma, s‎k‎nt‎ya dü‏me.


    Adem Uًur : Sabret! Senin sabr‎n da ancak Allah'‎n yard‎m‎ iledir. Onlardan dolay‎ kederlenme; kurmakta olduklar‎ tuzaktan kayg‎ duyma!


    Ahmed Hulusi : Güven ve dayan! Senin sabr‎n, yaln‎zca Allâh'lad‎r! Onlar üzerine mahzun olma! Kurmakta olduklar‎ tuzaklar‎ndan s‎k‎nt‎ duyma!


    Ahmet Tekin : Sabrederek mücadeleye devam et. Senin sabrederek mücadelen de, ancak Allah’‎n yard‎m‎ylad‎r. Onlar‎n davetinden yüz çevirmelerine üzülme, sinsice kurmakta olduklar‎ tuzaklardan, فslâm’‎n yükseli‏ini ِnleme, müslümanlar‎n ilerlemesinin ِnünü kesme planlar‎ndan dolay‎ kayg‎ duyma, tela‏lan‎p kendini s‎k‎nt‎ya sokma.


    Ahmet Varol : Sabret. Sabr‎n ancak Allah('‎n yard‎m‎y)lad‎r. Onlar için üzülme ve kurduklar‎ tuzaklardan dolay‎ da s‎k‎nt‎ya dü‏me.


    Ali Bulaç : Sabret; senin sabr‎n ancak Allah(‎n yard‎m‎) iledir. Onlar için hüzne kap‎lma ve kurmakta olduklar‎ hileli düzenlerden dolay‎ s‎k‎nt‎ya dü‏me.


    Ali Fikri Yavuz : Ey Rasûlüm, sabret; senin sabr‎n da ancak Allah’‎n yard‎m‎ iledir. Kâfirlerin yüz çevirmesinden mahzun olma ve yapt‎klar‎ hileden de telâ‏ edip s‎k‎nt‎ya dü‏me.


    Bekir Sadak : Sabret, senin sabrin ancak Allah'in yardimiyladir; onlara uzulme, kurduklari duzenlerden de endise etme.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Sabret, senin sabr‎n ancak Allah'‎n yard‎m‎ iledir. Onlar‎n (inkârda inâd etmelerine) üzülme ; kurduklar‎ hile ve tuzaktan dolay‎ tela‏lan‎p s‎k‎nt‎da kalma.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Sabret, senin sabr‎n ancak Allah'‎n yard‎m‎ylad‎r; onlara üzülme, kurduklar‎ düzenlerden de endi‏e etme.


    Diyanet Vakfi : Sabret! Senin sabr‎n da ancak Allah'‎n yard‎m‎ iledir. Onlardan dolay‎ kederlenme; kurmakta olduklar‎ tuzaktan kayg‎ duyma!


    Edip Yüksel : Sabret, sabr‎n ancak ALLAH'‎n yard‎m‎ylad‎r. Onlar için üzülme ve onlar‎n tuzaklar‎ndan da endi‏elenme.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Sabret, sabr‎n da ancak Allah‎n ‎nayetiledir, ve onlara kar‏‎ mahzun olma, yapt‎klar‎ mekirden telâ‏ da etme


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Sabret, sabr‎n da ancak Allah'‎n yard‎m‎ iledir ve onlar için üzülme, kurduklar‎ tuzaktan dolay‎ tela‏ da etme!


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : (Ey Peygamber!) Sabret! Sabr‎n da ancak Allah'‎n yard‎m‎ iledir. Onlardan dolay‎ üzülme! Kurduklar‎ tuzaklardan tela‏ edip s‎k‎nt‎ya dü‏me!


    Fizilal-il Kuran : Sabret, sabretmeyi ancak Allah'‎n yard‎m‎ ile ba‏arabilirsin; onlar için üzülme, çevirdikleri entrikalar ve kurduklar‎ tuzaklar sak‎n can‎n‎ s‎kmas‎n.


    Gültekin Onan : Sabret; senin sabr‎n ancak Tanr‎(n‎n yard‎m‎) iledir. Onlar için hüzne kap‎lma ve kurmakta olduklar‎ hileli düzenlerden dolay‎ s‎k‎nt‎ya dü‏me.


    Hasan Basri اantay : Sabret. Senin sabr‎n Allah (‎n tevfîk‎na istinâd) dan ba‏ka (bir ‏ey) deًildir. Onlara kar‏‎ tasalanma, onlar‎n kurmakda olduklar‎ tuzaklardan dolay‎ (telâ‏a ve) s‎k‎nt‎ya da dü‏me.


    Hayrat Ne‏riyat : (Habîbim, yâ Muhammed!) Sabret; senin sabr‎n da ancak Allah(’‎n yard‎m‎)iledir; hem (îmân etmiyorlar diye) onlara üzülme; tuzak kurmakta olmalar‎ndan dolay‎ da s‎k‎nt‎ya dü‏me!


    فbni Kesir : Sabret; senin sabr‎n ancak Allah içindir. ـzülme onlara. Kurduklar‎ düzenlerden dolay‎ da endi‏e etme.


    Muhammed Esed : ضyleyse, (hakk‎ inkar edenlerin sِylediklerine kar‏‎) sab‎r gِster ve daima hat‎rla ki, sana güçlüklere gًِüs germe gücünü veren yaln‎zca Allah't‎r; ve onlardan yana üzülme; hele onlar‎n o as‎ls‎z iddialar‎ seni hiç s‎kmas‎n:


    ضmer Nasuhi Bilmen : Ve sabret ve senin sabr‎n da ancak Allah'‎n inâyetiyledir ve onlara kar‏‎ mahzun olma ve yapar olduklar‎ hilekârane hareketten dolay‎ üzüntüye dü‏me.


    ضmer ضngüt : Sabret! Senin sabr‎n ancak Allah'‎n yard‎m‎ iledir. Onlar için üzülme! Kurmakta olduklar‎ düzenlerden dolay‎ da kayg‎ duyma.


    قaban Piri‏ : Sabret, senin sabr‎n ancak Allah içindir. Onlar için üzülme, Onlar‎n hilelerinden de sak‎n dara dü‏me.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Sabret! Senin sabr‎n da ancak Allah’‎n yard‎m‎ iledir. Kâfirlerin yüz çevirmelerinden mahzun olma, yapt‎klar‎ hilelerden dolay‎ da tela‏ edip darlanma.


    Süleyman Ate‏ : Sabret, sabr‎n ancak Allâh(‎n yard‎m‎) iledir. Onlara üzülme, kurduklar‎ tuzaklardan da s‎k‎nt‎ya dü‏me.


    Tefhim-ul Kuran : Sabret; senin sabr‎n ancak Allah(‎n yard‎m‎) iledir. Onlar için hüzne kap‎lma ve kurmakta olduklar‎ hileli düzenlerden dolay‎ da s‎k‎nt‎ya dü‏me.


    ـmit قim‏ek : Sen sabret; senin sabr‎n da ancak Allah'‎n yard‎m‎ylad‎r. Onlar için tasalanma; kurduklar‎ tuzaklar yüzünden de için daralmas‎n.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Sabret! Senin sabr‎n da Allah'‎n yard‎m‎ylad‎r. Onlar için tasalanma! Kurmakta olduklar‎ tuzaklar yüzünden de tela‏lanma!
     


  9. إِنَّ اللّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَواْ وَّالَّذِينَ هُم مُّحْسِنُونَ

    [​IMG][​IMG]

    [​IMG]



    İnnallâhe meallezînettekav vellezîne hum muhsinûn(muhsinûne).



    1. inne allâhe : muhakkak Allah

    2. meallezînettekav : takva sahibi kimselerle beraberdir

    3. ve ellezîne : ve o kimseler

    4. hum : onlar

    5. muhsinûne : muhsinler





    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki Allah, takva sahipleri ile beraberdir. Ve onlar, muhsinlerdir.


    Diyanet ف‏leri : قüphesiz Allah, kendisine kar‏‎ gelmekten sak‎nanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : قüphe yok ki Allah, çekinenlerle ve iyilik eden ki‏ilerledir.


    Adem Uًur : اünkü Allah, (kِtülükten) sak‎nanlar ve güzel amel edenlerle beraberdir.


    Ahmed Hulusi : Kesinlikle Allâh korunanlar ve muhsinlerle (Allâh için ya‏amakta olduًunun fark‎ndal‎ً‎nda olanlarla) beraberdir.


    Ahmet Tekin : Allah kendisine s‎ً‎n‎p, emirlerine yap‎‏arak, günahlardan ar‎n‎p, azaptan korunanlarla, kulluk ve sorumluluk ‏uuruyla, haklar‎na ve ِzgürlüklerine sahip ç‎karak ‏ahsiyetli davrananlarla, dinî ve sosyal gِrevlerinin bilincinde olanlarla, iyiliًi, iyi niyetleri, dinin, ahlâk‎n ve kamu vicdan‎n‎n emirlerini, devaml‎ davran‎‏lar‎na, ili‏kilerine, gِrevlerine, hayatlar‎na yans‎tan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliًe, iyi uygulamaya, iyile‏tirmeye ِrnek olan, i‏lerinde mükemmellik, dürüstlük ve ba‏ar‎ için dikkat harcayan, hay‎rl‎ icraatlar, kal‎c‎ hizmetler yapan müslüman idarecilerle, askerî erkânla ve müslümanlarla beraberdir.


    Ahmet Varol : قüphesiz Allah sak‎nan ve iyilik edenlerle beraberdir.


    Ali Bulaç : قüphe yok Allah, korkup sak‎nanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten Allah, takva sahipleriyle ve ihsanda bulunan kimselerle beraberdir.


    Bekir Sadak : Allah suphesiz sakinanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir. *


    Celal Y‎ld‎r‎m : قüphesiz ki Allah (Rabbinden) korkup (fenal‎klardan ; zulüm ve tecâvüzden) sak‎nanlarla ve bir de iyiliًi huy edinenlerle beraberdir.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Allah ‏üphesiz sak‎nanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.


    Diyanet Vakfi : اünkü Allah, (kِtülükten) sak‎nanlar ve güzel amel edenlerle beraberdir.


    Edip Yüksel : ALLAH erdemli davrananlar ve iyilikte bulunanlar ile beraberdir.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : zira muhakkak ki Allah iyi korunanlar ve hep güzellik yapanlarla beraberdir


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Zira muhakkak ki Allah, takva sahibi olanlar ve hep güzellik yapanlarla beraberdir.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : قüphesiz Allah, takva sahipleri ile ve iyilikte bulunanlarla beraberdir.


    Fizilal-il Kuran : اünkü Allah kesinlikle kِtülükten uzak duranlarla ve iyi davran‎‏larla beraberdir.


    Gültekin Onan : قüphesiz Tanr‎ korkup sak‎nanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.


    Hasan Basri اantay : اünkü Allah hiç ‏üphesiz (küfr ve ma's‎yetlerden) sak‎nanlarla, bir de dâima iyilik edenlerin kendileriyle beraberdir.


    Hayrat Ne‏riyat : Muhakkak ki Allah, (günahlardan) sak‎nanlarla ve iyilik edenlerle berâberdir.


    فbni Kesir : قüphesiz ki Allah; müttakiler ve ihsan edenlerle beraberdir.


    Muhammed Esed : اünkü, Allah elbette, Kendisine kar‏‎ sorumluluk bilinci ta‏‎yanlarla beraberdir, yani iyi olan ve iyilikte devaml‎ olanlarla!


    ضmer Nasuhi Bilmen : قüphe yok ki, Allah Teâlâ ittikada bulunanlar ile ve daimi ihsanda bulunanlar ile (rahmet ve inâyeti itibariyle) beraberdir.


    ضmer ضngüt : Allah o kimselerle beraberdir ki, onlar takvâ sahibidirler ve onlar ِyle kimselerdir ki muhsinler vasf‎n‎ alm‎‏lard‎r.


    قaban Piri‏ : قüphesiz Allah, takval‎ olanlar ve iyi kimselerin yan‎ndad‎r.


    Suat Y‎ld‎r‎m : اünkü Allah fenal‎ktan korunanlar ve hep güzel davrananlarla beraberdir.


    Süleyman Ate‏ : اünkü Allâh, korunanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.


    Tefhim-ul Kuran : قüphe yok Allah, korkup sak‎nanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.


    ـmit قim‏ek : Allah takvâ sahipleriyle, iyilik yapan ve iyi kulluk edenlerle beraberdir.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Hiç ku‏kusuz, Allah, sak‎nanlar ve güzel dü‏ünüp güzel i‏ yapanlarla beraberdir.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     
  10. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    211,315
    1,910
    38


    ellerine sağlık allah razı olsun,
     


  11. [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    NAHL Suresinin Arapça yazılışı
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]







     
    Moderatör tarafından düzenlendi: 4 Haz 2013




  12. tskler ablam yuregine saglikk AMINN cumlemizdenn...
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş