Kuran-ı Kerim NAHL Suresi Türkçe Meali açıklaması, Kuranı Kerim Nahl suresiyleilgili açıklamalar, Na

goktepeli26 4 Haz 2013



  1. أَمْواتٌ غَيْرُ أَحْيَاء وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ



    Emvâtun gayru ahyâ’(ahyâin), ve mâ yeş’urûne eyyâne yub’asûn(yub’asûne).



    1. emvâtun : cansızdır, ölüdürler

    2. gayru : başka, hariç, dışında, olmaksızın

    3. ahyâin : diri, canlı

    4. ve mâ yeş'urûne : ve şuurunda, bilincinde değillerdir

    5. eyyâne : ne zaman

    6. yub'asûne : diriltilecekler






    İmam İskender Ali Mihr : Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ve ne zaman beas olunacaklarının (diriltileceklerinin) bilincinde değillerdir.


    Diyanet İşleri : Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ölülerdir onlar, diriler değil, ne vakit diriltilecekler, ondan da haberleri yok.


    Adem Uğur : Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.


    Ahmed Hulusi : Hayy (hakikat ilmi) olmayan (yaşayan) ölülerdir. . . Ne zaman bâ's olunacaklarının da (yeni bir yapıyla yaratılacaklarının) şuurunda değildirler.


    Ahmet Tekin : Hep cansızdırlar. Diri değildirler. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.


    Ahmet Varol : Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman diriltileceklerinin de farkında olamazlar.


    Ali Bulaç : Ölüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar.


    Ali Fikri Yavuz : O putlar hep ölüdürler, diri değildirler ve insanların öldükten sonra ne zaman dirileceklerini de bilmezler.


    Bekir Sadak : Onlar cansiz, oludurler. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler. *


    Celal Yıldırım : Onlar (o putperestler) ölülerdir; diri değildirler. Ne zaman diriltilip kaldırılacakları bilincinde de değillerdir.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler.


    Diyanet Vakfi : Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.


    Edip Yüksel : Ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hep ölüdürler, bizzat hayy değildirler ne zaman ba'solunacaklarına da şuurları yoktur


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hep ölüdürler, diri değil. Ne zaman diriltileceklerinin de bilincinde değildirler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O putlar, hep ölüdürler, diri değildirler ve insanların öldükten sonra ne zaman dirileceklerini de bilmezler.


    Fizilal-il Kuran : Onlar cansızdırlar, canları yoktur. Kendilerine tapanların ne zaman yeniden diriltileceklerini bilmezler.


    Gültekin Onan : Ölüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar.


    Hasan Basri Çantay : (Onlar) diriler değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerine şuurları da yokdur.


    Hayrat Neşriyat : (Onlar) ölüdürler, diri değildirler! (Kendilerinin ve kendilerine tapanların) ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.


    İbni Kesir : Onlar; diri değil, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerini de fark edemezler.


    Muhammed Esed : hayatı hiç tatmamış ölülerdir onlar; ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Onlar) Ölülerdir, diriler değildirler ve ne zaman (nâsın) diriltileceklerini de anlayamazlar.


    Ömer Öngüt : Onlar diri değildirler, ölüdürler. Ne zaman diriltileceklerini de bilemezler.


    Şaban Piriş : Onlar, ölüdür, diri değil. Ne zaman diriltileceklerinin de bilincinde değillerdir.


    Suat Yıldırım : (20-21) O müşriklerin Allah’tan başka ibadet edip yalvardıkları sahte tanrılar ise, hiçbir şey yaratamazlar. Zaten kendileri yaratılmaktadırlar. Hep ölüdürler, diri değildirler. Kendilerine tapanların bile ne zaman diriltileceklerini bilemezler.


    Süleyman Ateş : Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.


    Tefhim-ul Kuran : Ölüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna da varamazlar.


    Ümit Şimşek : Onlar diri de değil, ölüdürler. Kendilerine tapanların ne zaman diriltileceklerinden ise haberleri bile yoktur.


    Yaşar Nuri Öztürk : Hayat bulmaz ölülerdir onlar. Ne zaman dirilteceklerini bile bilmezler.
     


  2. إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ قُلُوبُهُم مُّنكِرَةٌ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ



    İlâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fellezîne lâ yu’minûne bil âhirati kulûbuhum munkiretun ve hum mustekbirûn(mustekbirûne).



    1. ilâhu-kum : sizin ilâh‎n‎z

    2. ilâhun : ilâht‎r

    3. vâhidun : tek, bir

    4. fellezîne (fe ellezîne) : bِylece, art‎k, hâlâ o kimseler

    5. lâ yu'minûne : mü'min olmazlar, inanmazlar

    6. bi el âhirati : ahirete (ruhu ِlmeden evvel Allah'a ula‏t‎rmaya)

    7. kulûbu-hum : onlar‎n kalpleri

    8. munkiretun : inkârc‎d‎r, inkâr edicidir

    9. ve hum : ve onlar

    10. mustekbirûne : büyüklenenler, kibirlenen kimseler






    فmam فskender Ali Mihr : Sizin ilâh‎n‎z, bir tek ilâht‎r. Hâlâ ahirete (ruhu ِlmeden evvel Allah'a ula‏t‎rmaya) inanmayan kimselerin kalpleri, inkâr edicidir ve onlar, kibirlenen kimselerdir.


    Diyanet ف‏leri : Sizin ilâh‎n‎z tek bir ilâht‎r. Ahirete inanmayanlar‎n kalpleri bunu inkâr etmekte, kendileri de büyüklük taslamaktad‎rlar.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Mabudunuz, tek mabuttur, âhirete inanmayanlar‎nsa gِnülleri inkâr eder bunu ve onlar, ululanmay‎ dileyen ki‏ilerdir.


    Adem Uًur : فlâh‎n‎z bir tek Tanr‎d‎r. Fakat ahirete inanmayanlar var ya, onlar‎n kalpleri inkârc‎, kendileri de bِbürlenen kimselerdir.


    Ahmed Hulusi : فlâh olarak dü‏ündüًünüz, Ulûhiyet sahibi BفR'dir! Sonsuz gelecek ya‏amlar‎na iman etmeyenlere gelince, onlar‎n ‏uurlar‎n‎ inkâr kaplam‎‏t‎r ve güçlü bir benlikle ya‏amaktad‎rlar (benliklerini ‏irk ko‏anlar)!


    Ahmet Tekin : فlâh‎n‎z bir tek tanr‎d‎r. آhirete, ebedî yurda iman etmeyecek olanlar‎n ak‎llar‎, kalpleri inkârc‎, kendileri de gururlu, kibirli, serke‏ ve zorba kimselerdir.


    Ahmet Varol : Sizin ilâh‎n‎z tek ilâht‎r. O ahirete inanmayanlar‎n kalpleri inkâr içindedir ve onlar büyüklenmektedirler.


    Ali Bulaç : Sizin ilah‎n‎z tek bir ilaht‎r. Ahirete inanmayanlar‎n kalpleri ise inkarc‎d‎r ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlard‎r.


    Ali Fikri Yavuz : فlâh‎n‎z tek bir فlâh’d‎r. Ahirete iman etmiyenlerin kalbleri bu gerçeًi inkâr edicidir. Onlar, Allah’‎n birliًine iman etmeyi kibirlerine yediremiyenlerdir.


    Bekir Sadak : Tanriniz tek bir Tanridir. Ahirete inanmayanlarin kalbleri bunu inkar eder; onlar buyukluk taslarlar.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Sizin Tanr‎'n‎z tek bir Tanr‎'d‎r. آhiret'e imân etmeyenler ise, kalbleri inkâr içindedir ve onlar (Allah'a ve آhiret'e imân‎) gururlar‎na yediremezler.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Tanr‎n‎z tek bir Tanr‎d‎r. Ahirete inanmayanlar‎n kalbleri bunu inkar eder; onlar büyüklük taslarlar.


    Diyanet Vakfi : فlâh‎n‎z bir tek Tanr‎'d‎r. Fakat ahirete inanmayanlar var ya, onlar‎n kalpleri inkârc‎, kendileri de bِbürlenen kimselerdir.


    Edip Yüksel : Tanr‎n‎z bir tek tanr‎d‎r. Ahirete inanm‎yanlar‎n kalpleri inkarc‎d‎r ve onlar büyüklük taslarlar.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : فlâh‎n‎z bir tek ilâht‎r, ِyle iken آh‎rete inanm‎yanlar kendilerini büyüksündüklerinden dolay‎ kalbleri münkirdir


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : فlah‎n‎z bir tek ilaht‎r; ِyle iken ahirete inanmayanlar, kendilerini büyük gِrdüklerinden, onlar‎n kalpleri inkarc‎d‎r.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : فlâh‎n‎z bir tek ilâht‎r. Bununla beraber ahirete inanmayanlar‎n kalbleri inkârc‎, kendileri de bِbürlenen kimselerdir.


    Fizilal-il Kuran : فlah‎n‎z tek ilaht‎r. Ahirete inanmayanlar‎n kalpleri inkârc‎d‎r, onlar gerçeًe set çevirmi‏, kendini beًenmi‏lerdir.


    Gültekin Onan : Sizin tanr‎n‎z tek bir tanr‎d‎r. Ahirete inanmayanlar‎n kalpleri ise inkarc‎d‎r ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlard‎r.


    Hasan Basri اantay : Sizin Tanr‎n‎z bir tek Tanr‎d‎r. آhirete inanmazlar‎n kalbleri (bunu) inkâr edicidir. Onlar büyüksenen (kimse) lerdir.


    Hayrat Ne‏riyat : فlâh‎n‎z (olan Allah) tek bir فlâhd‎r. Fakat âhirete îmân etmeyenlerin kalbleri inkârc‎d‎r ve onlar büyüklük taslayan kimselerdir.


    فbni Kesir : فlah‎n‎z; tek bir ilaht‎r. Ahirete inanmayanlar‎n kalbleri inkar edicidir ve onlar büyüklük taslayanlard‎r.


    Muhammed Esed : Sizin tanr‎n‎z Tek Tanr‎d‎r; ne var ki, ahirete inanmayanlar‎n kalpleri bu (gerçeًi), bo‏ bir kibir yüzünden, kabule yana‏m‎yor.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Sizin mabûdunuz, bir tek mabûddur. Ahirete imân etmeyenler ise onlar‎n kalpleri inkâr edicidir ve onlar kibirlenen kimselerdir.


    ضmer ضngüt : فlâh‎n‎z bir tek ilâht‎r. Ahirete inanmayanlar‎n kalpleri inkârc‎d‎r, onlar büyüklük taslarlar.


    قaban Piri‏ : فlah‎n‎z tek ilaht‎r. Ahirete inanmayanlar ise, onlar‎n kalpleri inkarc‎d‎r. Asl‎nda onlar, büyüklük taslayanlard‎r.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Sizin ilâh‎n‎z bir tek فlâht‎r. ضyle iken âhireti inkâr edenlerin kalpleri bu gerçeًi de inkâr eder. Hep kibirlenip dururlar.


    Süleyman Ate‏ : Tanr‎n‎z bir tek Tanr‎d‎r. Ama âhirete inanmayanlar‎n kalbleri inkârc‎d‎r, onlar büyüklük taslarlar.


    Tefhim-ul Kuran : Sizin ilah‎n‎z tek bir ilaht‎r. Ahirete inanmayanlar‎n kalpleri ise inkârc‎d‎r ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlard‎r.


    ـmit قim‏ek : Tanr‎n‎z tek bir Tanr‎d‎r. آhirete inanmayanlar‎n kalpleri bunu kabul etmek istemez; çünkü kibirlerine yediremezler.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Tanr‎n‎z bir tek tanr‎d‎r. Bِyle iken, âhirete inanmayanlar, kibre sapland‎klar‎ için kalpleri inkârc‎ olmu‏tur.
     


  3. لاَ جَرَمَ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ



    Lâ cereme ennallâhe ya’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne), innehu lâ yuhıbbul mustekbirîn(mustekbirîne).



    1. lâ cereme : şüphe yok, şüphesiz

    2. enne allâhe : (muhakkak ki Allah), Allah'ın olduğu

    3. ya'lemu : bilir

    4. mâ yusirrûne : gizledikleri, sırları, sakladıkları şeyler

    5. ve mâ yu'linûne : ve açıkladıkları (alenî olan) şeyler

    6. inne-hu : muhakkak o

    7. lâ yuhıbbu : sevmez

    8. el mustekbirîne : büyüklenen, kibirlenen kimseler





    İmam İskender Ali Mihr : Onların gizledikleri ve açıkladıkları (alenî olan) şeyleri, Allah'ın bildiğine şüphe yok. Muhakkak ki O, kibirlenenleri sevmez.


    Diyanet İşleri : Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Gerçekten de şüphe yok ki Allah, gizlenen şeyleri de bilir, açığa vurulanları da; şüphe yok ki o, ululananları sevmez.


    Adem Uğur : Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.


    Ahmed Hulusi : Elbette ki Allâh gizlediklerini de, açığa çıkardıklarını da bilir. . . Muhakkak ki O, benlikleriyle yaşayanları sevmez.


    Ahmet Tekin : Hiç şüphesiz, Allah onların gizledikleri sırlarını ve niyetlerini, halkı yanıltan fısıltılar yayarak yaptıkları faaliyetleri de, açığa vurdukları sözlerini ve fiillerini, alenen yaptıklarını da bilir. Allah büyüklük taslayarak serkeşlik ve zorbalık edenleri sevmez.


    Ahmet Varol : Şüphe yok ki, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu O büyüklenenleri sevmez.


    Ali Bulaç : Şüphesiz Allah, onların saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir; gerçekten O, müstekbirleri sevmez.


    Ali Fikri Yavuz : Şüphe yok ki Allah, onların gizlediği ve açıkladığı şeyi hep bilir. Doğrusu Allah, kendilerini büyük görüp hakkı kabul etmiyenleri sevmez.


    Bekir Sadak : Onlarin gizlediklerini de, aciga vurduklarini da Allah'in bildiginde suphe yoktur. O, buyukluk taslayanlari sevmez.


    Celal Yıldırım : Şüphesiz ki Allah onların gizlediklerini de, açıkladıklarını da bilir. Doğrusu O, büyüklük taslayanları sevmez.


    Diyanet İşleri (eski) : Onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah'ın bildiğinde şüphe yoktur. O, büyüklük taslayanları sevmez.


    Diyanet Vakfi : Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.


    Edip Yüksel : Kuşkusuz ALLAH onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları sevmez.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şüphe yok ki Allah, onların ne gizlediklerini, ne açıkladıklarını hep bilir, her halde o, kibirlenenleri sevmez


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şüphe yok ki, Allah onların ne gizlediklerini, ne açıkladıklarını hep bilir. Muhakkak O, kibirlenenleri sevmez.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Şüphesiz ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu Allah, kendilerini büyük görüp hakkı kabul etmeyenleri sevmez.


    Fizilal-il Kuran : Hiç kuşkusuz Allah, onların gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir; O gerçeğe sırt çeviren kendini beğenmişleri kesinlikle sevmez.


    Gültekin Onan : Şüphesiz Tanrı, onların saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir; gerçekten O, müstekbirleri sevmez.


    Hasan Basri Çantay : Şübhe yok ki Allah onların gizleyecekleri şeyleri de, açıklayacakları şeyleri de bilir. Hakıykat O, büyüksenenleri sevmez.


    Hayrat Neşriyat : Hiç şübhe yok ki Allah, elbette (onlar) neyi gizler ve neyi açıklarlarsa bilir. Doğrusu O, büyüklük taslayanları sevmez!


    İbni Kesir : Şüphesiz Allah; onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. Ve O; büyüklük taslayanları sevmez.


    Muhammed Esed : Hiç kuşkusuz, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah tastamam bilmektedir: kesin olan şu ki O, kendini büyüklük duygusuna kaptıranları asla sevmez!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Şüphe yok ki, Allah Teâlâ onların neyi gizlediklerini ve neyi açıkladıklarını bilir. Muhakkak ki, O, kibirlenenleri sevmez.


    Ömer Öngüt : Şüphe yok ki Allah onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. Allah büyüklük taslayanları aslâ sevmez.


    Şaban Piriş : Dikkat edin, Allah onların içlerinde gizlediklerini de açığa koyduklarını da elbette bilir. O, büyüklenenleri hiç sevmez.


    Suat Yıldırım : Hiç şüphe yok ki Allah, onların neleri gizleyip, neleri açığa vurduklarını pek iyi bilir ve şu kesindir ki kibirlenenleri hiç sevmez.


    Süleyman Ateş : Gerçekten Allâh, onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da. O, büyüklük taslayanları sevmez.


    Tefhim-ul Kuran : Şüphesiz ki, Allah, onların saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir; gerçekten O, müstekbirleri sevmez.


    Ümit Şimşek : Hiç kuşku yok, Allah onların gizlediklerini de biliyor, açığa vurduklarını da. Büyüklük taslayanları ise Allah hiç sevmez.


    Yaşar Nuri Öztürk : Hiç kuşkusuz Allah, onların sakladıklarını da açığa vurduklarını da biliyor. Hiç kuşkusuz O, büyüklük taslayanları sevmiyor.
     


  4. وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَا أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُواْ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ



    Ve izâ kîle lehum mâ zâ enzele rabbukum kâlû esâtîrul evvelîn(evvelîne).

    1. ve izâ kîle : ve denildiği zaman

    2. lehum : onlara

    3. mâzâ : ne

    4. enzele : indirdi

    5. rabbu-kum : sizin Rabbiniz

    6. kâlû : dediler

    7. esâtîru : (satırlar) masallar, asılsız sözler

    8. el evvelîne : evvelkiler, daha önce geçmiş olanlar





    İmam İskender Ali Mihr : Ve onlara “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman: “Evvelkilerin masallarını.” dediler.


    Diyanet İşleri : Onlara “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman, “Öncekilerin masalları” dediler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlara, Rabbiniz ne indirdi size dense derler ki: Geçmişlere âit masallar.


    Adem Uğur : Onlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, "Öncekilerin masallarını" derler.


    Ahmed Hulusi : Onlara: "Rabbiniz ne inzâl etti?" denildiğinde, "Öncekilerin efsanelerini" dediler.


    Ahmet Tekin : Onlara:
    'Rabbiniz ne indirdi?' denilince:
    'Öncekilerin efsânelerini' derler.


    Ahmet Varol : Onlara: 'Rabbiniz ne indirdi?' denildiğinde: 'Öncekilerin masalları' derler.


    Ali Bulaç : Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Eskilerin masalları" dediler.


    Ali Fikri Yavuz : O kâfirlere: “- rabbiniz ne indirdi?” dendiği zaman: “- Eskilerin masallarını” dediler.


    Bekir Sadak : Onlara: «Rabbiniz ne indirdi?» diye sorulsa: «ncekilerin masallari» derler.


    Celal Yıldırım : Onlara: «Rabbiniz neler indirdi ?» denilince, «eskilerin masallarını» derler.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlara: 'Rabbiniz ne indirdi?' diye sorulsa: 'öncekilerin masalları' derler.


    Diyanet Vakfi : Onlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, «Öncekilerin masallarını» derler.


    Edip Yüksel : Kendilerine, 'Rabbiniz ne indirdi,' denildiğinde, 'Geçmişlerin efsanelerini...,' diye yanıtlarlar.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onlara rabbınız ne indirdi? denildiği vakıt da «eskilerin masalları» dediler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlara: «Rabbiniz ne indirdi?» denildiğinde «Eskilerin masalları.» dediler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlara: «Rabbiniz ne indirdi?» denildiği zaman, «Öncekilerin efsanelerini» dediler.


    Fizilal-il Kuran : Kendilerine «Rabbiniz ne indirdi» diye sorulduğunda «Bunlar eskilerin masallarıdır» dediler.


    Gültekin Onan : Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Eskilerin masalları" dediler.


    Hasan Basri Çantay : Onlara: «Size Rabbiniz ne indirdi?» denildiği zaman «evvelkilerin masallarını» dediler.


    Hayrat Neşriyat : Onlara: 'Rabbiniz ne indirdi?' denildiği zaman ise: 'Evvelkilerin masalları!' derler.


    İbni Kesir : Onlara: Size Rabbınız ne indirdi? denildiği zaman; geçmişlerin masallarını, derler.


    Muhammed Esed : Böylelerine: "Rabbiniz ne indirdi!" diye sorulsa, "Eskilerin masallarını/efsanelerini!" derler.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onlara, «Rabbiniz ne indirdi?» denildiği vakit dediler ki: «Evvelkilerin masallarını.»


    Ömer Öngüt : Onlara: “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman: “Öncekilerin masallarını!” derler.


    Şaban Piriş : Onlara, “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulduğunda “öncekilerin masallarını” derler.


    Suat Yıldırım : (24-25) Onlara: "Rabbiniz ne gönderdi?" denildiğinde "Öncekilerin masallarını!" derler. Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tastamam yüklenmelerinden başka, bilgisizlikleri sebebiyle saptırdıkları kimselerin günahlarının epey bir kısmını da yüklenmeleri için böyle derler. Bak! Ne fena bir yük yükleniyorlar!


    Süleyman Ateş : Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiği zaman, "Evvelkilerin masalları!" derler.


    Tefhim-ul Kuran : Onlara «Rabbiniz ne indirdi?» dendiğinde, «Eskilerin masalları» dediler.


    Ümit Şimşek : Onlara 'Rabbiniz ne indirdi?' dendiğinde, 'Eskilerin masallarını' diye cevap verirler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlara, "Rabbiniz ne indirdi" dendiğinde şöyle dediler: "Öncekilerin masallarını."
     


  5. لِيَحْمِلُواْ أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ



    Liyahmilû evzârehum kâmileten yevmel kıyâmeti ve min evzârillezîne yudıllûnehum bi gayri ilm(ilmin), e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).



    1. li : için, bunun için, böylece

    2. yahmilû : yüklenirler, taşırlar

    3. evzâre-hum : onların kendi yükleri, kendi günahları

    4. kâmileten : tam, tamamı

    5. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü

    6. ve min evzâri : ve yüklerden, ağırlıklardan, günahlardan

    7. ellezîne : o kimseler

    8. yudıllûne-hum : onları saptırırlar (dalâlette bırakırlar)

    9. bi gayri ilmin : bir ilmi olmaksızın

    10. e lâ : (öyle) değil mi

    11. sâe : kötü (ne kadar kötü)

    12. mâ yezirûne : yüklendikleri şey




    İmam İskender Ali Mihr : Kıyâmet günü, onların kendi günahlarının tamamını yüklendikten başka, ilimleri olmaksızın dalâlette kalmasına sebep oldukları kimselerin günahlarından (da) yüklenmeleri için. Yüklendikleri şey ne kadar kötü, öyle değil mi?


    Diyanet İşleri : Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bu da, kıyâmet günü kendi günahlarını tamamıyla yüklendikten başka bilgisizlikle doğru yoldan çıkarıp saptırdıkları kişilerin suçlarının bir kısmını da yüklenmeleri içindir. Bilin ki yüklendikleri yük, ne de kötü yüktür.


    Adem Uğur : Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür!


    Ahmed Hulusi : Kıyamet günü hem kendi veballerini bütünüyle yüklenip taşımaları ve ilimsizce saptırdıkları kimselerin veballerinden de (bir kısmını) yüklenmeleri için (böyle söylerler). . . Kesinlikle bilin ki, yüklendikleri ne kötüdür!


    Ahmet Tekin : Kıyamet gününde, kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve yüklenecekleri sorumluluğu, karşılaşacakları cezayı bilmedikleri için başlarına buyruk hale getirerek, hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine imkân sağladıkları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için öyle derler. Bakın, yüklenecekleri günahlar ne kötüdür.


    Ahmet Varol : Kıyamet günü kendi yüklerini tam olarak ayrıca bilgisizce saptırdıklarının yüklerinden bir kısmını yüklenmeleri için (böyle derler). Dikkat edin yüklendikleri şeyler ne kadar kötüdür!


    Ali Bulaç : Kıyamet gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar.


    Ali Fikri Yavuz : Bunu söylemelerinin sebebi şu : Kıyamet günü, kendi günahlarını tamamen yüklendikten başka, saptırdıkları bilgisiz (cahil) kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat et ki, ne fena yük (günah) yükleniyorlar!...


    Bekir Sadak : Boylece kiyamet gunu kendi gunahlarini tam olarak, bilmeden saptirdiklari kimselerin gunahlarini kismen yuklenirler. Dikkat edin, yuklendikleri yuk ne kotudur! *


    Celal Yıldırım : (Bu tutum ve sözleriyle) Kıyamet günü, günah ve veballerini tastamam ve bir de bilgisizce saptırdıkları kişilerin günah ve veballerini yüklenecekler. Dikkat et, yüklendikleri yük ne kötüdür!


    Diyanet İşleri (eski) : Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tam olarak, bilmeden saptırdıkları kimselerin günahlarını kısmen yüklenirler. Dikkat edin, yüklendikleri yük ne kötüdür!


    Diyanet Vakfi : Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür!


    Edip Yüksel : Diriliş gününde kendi günahlarının tamamını, ayrıca saptırdıkları kimselerin günah yüklerinden de bir payı yüklenirler. Yükleri ne de kötüdür.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şunun için Kıyamet günü kendi veballerini kâmilen yüklendikten başka ılimsizlikleri yüzünden ıdlâl ettikleri kimselerin veballerinden bir kısmını da yüklenecekler, bak ne fena yük yükleniyorlar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şunun için ki kıyamet gününde kendi günahlarını tamamen yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Bak, ne fena yük yükleniyorlar!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bunu söylemelerinin sebebi şu: Kıyamet günü, kendi günahlarını tam olarak yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri günah ne kötüdür!


    Fizilal-il Kuran : Böylece kıyamet günü hem kendi günahlarını tümü ile, hem de hiçbir bilgiye dayanmaksızın sapıklığa sürükledikleri kimselerin günahlarının bir bölümünü yüklenirler. Hey! Ne fena bir yükün altına giriyorlar!


    Gültekin Onan : Kıyamet gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar.


    Hasan Basri Çantay : (Böyle söylemeleri ancak şu akıbete uğrayacakları içindir:) Çünkü onlar kıyamet gününde kendilerinin günâh yüklerini kamilen taşıdıktan başka sapdırdıkları bilgisiz kimselerin veballerinden bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat et ki onların sırtlayacakları bu yükler ne kötüdür!


    Hayrat Neşriyat : (Böyle derler) ki kıyâmet günü hem kendi günahlarını tamâmen yüklensinler, hem de kendilerini bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını! Dikkat edin ki, yüklenecekleri şey ne kötüdür!


    İbni Kesir : Bununla onlar; kıyamet günü kendilerinin bütün yüklerini taşıdıktan başka, bilgisizlikle baştan çıkardıklarının yüklerinden bir kısmını da sırtlarlar. Dikkat edin; yüklendikleri yük, ne kötüdür.


    Muhammed Esed : Böyle yapmakla, Kıyamet Günü'nde kendi günahlarının yükünü bütünüyle, yoldan çıkardıkları bilgisiz kimselerin yükünü de kısmen üzerlerine almış olurlar. Bir bilseniz, bu yüklendikleri ne kötü bir yüktür!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onlar nihâyet Kıyamet günü kendi günahlarını kâmilen yüklenecekler ve bilgisizlikten dolayı sapıtmış oldukları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat et! Yüklenecekleri şey ne kadar fena!


    Ömer Öngüt : Böylece onlar kıyamet gününde hem kendi günahlarını tam olarak yüklenirler, hem de bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının bir kısmını yüklenirler. Dikkat edin! Yüklendikleri yük ne kötüdür!


    Şaban Piriş : Kıyamet günü kendi günahlarını tam olarak; saptırdıkları bilgisiz kimselerin günahlarından bir kısmını yüklensinler. Dikkat, ne kötü bir yük yükleniyorlar.


    Suat Yıldırım : (24-25) Onlara: "Rabbiniz ne gönderdi?" denildiğinde "Öncekilerin masallarını!" derler. Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tastamam yüklenmelerinden başka, bilgisizlikleri sebebiyle saptırdıkları kimselerin günahlarının epey bir kısmını da yüklenmeleri için böyle derler. Bak! Ne fena bir yük yükleniyorlar!


    Süleyman Ateş : Ki kıyâmet günü hem kendi vebâllerini tam olarak yüklensinler, hem de bilgisizce saptırdıkları kimselerin vebâllerinden bir kısmını. Bak, ne kötü şey yükleniyorlar!


    Tefhim-ul Kuran : Kıyamet gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar.


    Ümit Şimşek : Sonunda, kıyamet gününde kendi günahlarını tamamen yüklendikleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarına da ortak olurlar. Heyhat! Ne kötü birşeydir yüklendikleri!


    Yaşar Nuri Öztürk : Şunun için ki onlar, kıyamet günü kendi günahlarını tamamen yüklendikten başka, ilimsizlik yüzünden saptırdıkları kişilerin günahlarının bir kısmını da yüklenecekler. Bakın, ne kötü şey yükleniyorlar!
     


  6. قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَى اللّهُ بُنْيَانَهُم مِّنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِن فَوْقِهِمْ وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُونَ



    Kad mekerellezîne min kablihim fe etallâhu bunyânehum minel kavâıdi fe harre aleyhimus sakfu min fevkıhim ve etâhumul azâbu min haysu lâ yeş’urûn(yeş’urûne).



    1. kad mekere : hile yapmışlardı

    2. ellezîne min kabli-him : onlardan önceki kimseler

    3. fe etallâhu : böylece Allah, getirdi, yıktı, harap etti

    4. bunyâne-hum : onların binaları

    5. min el kavâıdi : temellerinden

    6. fe harre : böylece çöktü

    7. aleyhim : onların üzerlerine

    8. es sakfu : tavan

    9. min fevkı-him : üstlerinden

    10. ve etâ-hum : ve onlara geldi

    11. el azâbu : azap

    12. min haysu : bir yerden

    13. lâ yeş'urûne : farkında olmazlar





    İmam İskender Ali Mihr : Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı. Allah, onların binalarını temellerinden harap etti, yıktı. Böylece tavanları, üstlerinden üzerlerine çöktü. Onlara azap, farkında olmadıkları yerden geldi.


    Diyanet İşleri : Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah’ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Gerçekten, onlardan önce gelip geçenler de düzenler kurdular, Allah, yapılarını temellerinden yıktı da tavan, başlarına yıkılıverdi ve hem de bu azap, anlayamadıkları bir yerden gelip çattı onlara.


    Adem Uğur : Onlardan öncekiler de (peygamberlere) hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü. Bu azap onlara, farkedemedikleri bir yerden gelmişti.


    Ahmed Hulusi : Onlardan öncekiler mekr yaptı. . . Allâh, onların binalarına temellerinden geldi! Tavan, tepelerinden üzerlerine çöktü ve azap onlara farkında olmadıkları taraftan geldi (umulmadık noktadan girip, umulmadık yerden yıktı)!


    Ahmet Tekin : Onlardan öncekiler de peygambere, dine, dindarlara karşı sinsi planlar yapmışlardı. Allah onların binalarını temellerinden söktü. Üstlerindeki tavan da, tepelerine çöktü. Bu azap onlara farkedemedikleri bir yerden gelmişti.


    Ahmet Varol : Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı da Allah'ın emri onların yapılarının temellerine gelmişti ve böylece tavan üstten tepelerine çökmüştü. Azab onlara hiç farketmedikleri bir yönden gelmişti.


    Ali Bulaç : Onlardan öncekiler, hileli düzenler kurmuşlardı da, Allah(ın azab emri) onların kurdukları yapıların temellerine geldi, böylece üstlerindeki tavan tepelerine çöktü; azab onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti.


    Ali Fikri Yavuz : Mekke kâfirlerinden önce gelenler de hileler kurmuşlardı. Allah da kurdukları binalara (kudretiyle) temellerinden geldi de, çatı, tepelerinden üzerlerine çöktü. Böylece azap, kendilerine duyamıyacakları yerden geldi.


    Bekir Sadak : Onlardan oncekiler duzen kurmuslardi. Bunun uzerine Allah, binalarinin temelini cokertti de tavanlari baslarina yikildi. Azap, onlara farketmedikleri yerden geldi.


    Celal Yıldırım : Onlardan öncekiler de (peygambere ve ilâhî buyruklara karşı bu tarz) maksatlı plânlar kurmuşlardı. Bu yüzden Allah kurdukları plânlarını temelinden gelip (onu kökünden sarsıp), tavanları başlarına yıkılıp çöktü ve azâb onlara bilmedikleri bir yönden gelmiş oldu.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlardan öncekiler düzen kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarının temelini çökertti de tavanları başlarına yıkıldı. Azap, onlara farketmedikleri yerden geldi.


    Diyanet Vakfi : Onlardan öncekiler de (peygamberlere) hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü. Bu azap onlara, farkedemedikleri bir yerden gelmişti.


    Edip Yüksel : Kendilerinden öncekiler de tuzak kurmuşlardı; ancak ALLAH, binalarını temelinden yıkmış, üzerlerindeki tavan başlarına çökmüştü; azap onlara ummadıkları yerden gelmişti.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Evet, onlardan evvelkiler hiyleler kurmuşladı, Allah da kurdukları bünyana kaidelerinden geldi de sekıf, tepelerinden üzerlerine çöktü ve azâb kendilerine duyamıyacakları cihetten geldi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlardan öncekiler, tuzaklar kurmuşlardı. Allah da kurdukları binalarına temellerinden geldi (çökertti) de tavan tepelerinden üzerlerine çöktü ve azap onlara farkedemedikleri bir yönden geldi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlardan öncekiler de tuzak kurdular. Fakat Allah onların binalarını temelinden sarstı, çatı tepelerinden üzerlerine çöktü ve azap onlara farkedemedikleri bir yönden geldi.


    Fizilal-il Kuran : Onlardan öncekiler de peygamberlerine tuzaklar kurdular da, Allah kurdukları yapının temellerini çökerterek tavanını başlarına indirdi; Allah'ın azabı, hiç ummadıkları taraftan başlarına iniverdi.


    Gültekin Onan : Onlardan öncekiler, hileli düzenler kurmuşlardı da, Tanrı(nın azab emri) onların kurdukları yapıların temellerine geldi, böylece üstlerindeki tavan tepelerine çöktü; azab onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti.


    Hasan Basri Çantay : Kendilerinden öncekiler de (tıbkı müşrikler gibi peygamberleri aleyhine) faasid pilânlar kurmuşlardır. Nihayet Allah, onların binalarını tâ temellerinden (yıkmayı) diledi de üstlerindeki tavan tepelerine göçdü (onları helak etdi). Hem bu azâb onlara şuurlarının eremeyeceği tarafdan gelmişdir.


    Hayrat Neşriyat : Şübhesiz onlardan öncekiler de tuzak kurmuştu; fakat Allah(’ın emri) binâlarına temellerinden geldi de tavan, tepelerinden üzerlerine çöktü ve azab onlara (böylece)ummayacakları bir yerden geldi.


    İbni Kesir : Kendilerinden öncekiler de düzen kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah; binalarını temellerinden çökertti de üstlerindeki tavanları başlarına yıkıldı. Hem bu azab; onlara hissedemeyecekleri taraftan gelmişti.


    Muhammed Esed : Onlardan önce gelip geçenler de birtakım zındıkça düzenler kurmuşlardı; ama işte, Allah onların kurduğu yapıları temellerinden çökertti; öyle ki, tavanları başlarına yıkıldı ve nereden geldiğini daha anlamadan azap apansız yakalayıverdi onları.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Muhakkak ki, onlardan evvelkiler de hilede (hud'ada) bulunmuşlardı. Nihâyet Allah Teâlâ'nın emri onların binalarının temellerine geldi de artık tavanları yukarılarından üzerlerine çöküverdi ve onlara azap anlayamadıkları bir cihetten gelivermişti.


    Ömer Öngüt : Kendilerinden öncekiler de hile yapmışlardı. Sonunda Allah onların binalarına temelinden geldi de, böylece üstlerindeki tavan tepelerine çöktü. O azap onlara hiç ummadıkları yerden geldi.


    Şaban Piriş : Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı da Allah, bir anda binalarını temellerinden çökertmiş ve çatıları başlarına devrilmişti. Azap, onlara hissetmedikleri bir yönden gelmişti.


    Suat Yıldırım : Kendilerinden önceki kâfirler de peygamberler için hileler, tuzaklar kurmuşlardı. Ama neticede Allah onların binalarını ta temellerinden yıktı da üstlerindeki tavan tepelerine çöktü. Hem de bu azap onlara hiç fark edemedikleri bir yerden geldi.


    Süleyman Ateş : Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı da Allâh, binâlarına temellerinden gelmiş, üstlerindeki tavan, başlarına çökmüştü! Ve azâb onlara ummadıkları yerden gelmişti.


    Tefhim-ul Kuran : Onlardan öncekiler, hileli düzenler kurmuşlardı da, Allah(ın azab emri) onların kurdukları yapıların temellerine geldi, böylece üstlerindeki tavan tepelerine çöktü; azab onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti.


    Ümit Şimşek : Onlardan öncekiler de tuzaklar kurmuşlardı. Derken Allah onların binalarına temellerinden geldi de tavanları başlarına çöktü. Böylece, hiç ummadıkları bir yerden azap onlara erişti.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlardan öncekiler tuzak kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarına temellerinden çarpmış da üstlerindeki tavan tepelerine çökmüştü. Azap onlara hiç fark edemedikleri yerden gelmişti.
     


  7. ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُخْزِيهِمْ وَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَآئِيَ الَّذِينَ كُنتُمْ تُشَاقُّونَ فِيهِمْ قَالَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْعِلْمَ إِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالْسُّوءَ عَلَى الْكَافِرِينَ



    Summe yevmel kıyâmeti yuhzîhim ve yekûlu eyne ؛urekâiyellezîne kuntum tu؛âkkûne fîhim, kâlellezîne ûtul ilme innel h‎zyel yevme ves sûe alel kâfirîn(kâfirîne).



    1. summe : sonra

    2. yevme el k‎yâmeti : k‎yâmet günü

    3. yuhzî-him : onlar‎ zelil edecek, rezil rüsva edecek, alçaltacak

    4. ve yekûlu : ve diyecek

    5. eyne : nerede

    6. ‏urekâiye : ortaklar‎m

    7. ellezîne : ki onlar

    8. kuntum : siz idiniz

    9. tu‏âkkûne : ayr‎l‎yorsunuz, muhalefet ediyorsunuz

    10. fî-him : onlar için, onlar hakk‎nda, onlar uًruna

    11. kâle : dedi

    12. ellezîne : onlar, o kimseler

    13. ûtu el ilme : ilim verilen

    14. inne : muhakkak

    15. el h‎zye : alçakl‎k, rezillik

    16. el yevme : bugün, o gün

    17. ve es sûe : ve kِtülük

    18. alâ el kâfirîne : kâfirlerin üzerine





    فmam فskender Ali Mihr : Sonra k‎yâmet günü (Allah), onlar‎ alçaltacak (rezil rüsva edecek). Ve onlara: “Ortaklar‎m nerede?” diyecek. “Onlar için ayr‎l‎klara dü‏tünüz.” Kendilerine ilim verilenler ‏ِyle dedi: “Muhakkak ki rezillik ve azap, bugün kâfirlerin üstünedir.”


    Diyanet ف‏leri : Sonra k‎yamet günü, Allah onlar‎ rezil edecek ve diyecek ki: “Uًrunda mücadele ettiًiniz ortaklar‎m nerede?!” Kendilerine ilim verilenler ise ‏ِyle derler: “قüphesiz bugün rezillik, a‏aً‎l‎k ve kِtülük kâfirlerin üzerinedir.”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Sonra k‎yâmet gününde de onlar‎ hor, hakir bir hâle getirecek de, nerede diyecek, onlar‎n yüzünden inananlara dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m? Bilgiye sâhib olanlarsa bugün diyecekler, gerçekten de horluk ve kِtülük kâfirlere.


    Adem Uًur : Sonra k‎yamet gününde (Allah), onlar‎ rezil eder ve der ki: "Kendileri hakk‎nda (müminlere) dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m nerede?" Kendilerine ilim verilmi‏ olanlar derler ki: "قüphesiz bugün rezillik ve kِtülük kâfirleredir."


    Ahmed Hulusi : Sonra k‎yamet sürecinde onlar‎ rezil - rüsva eder ve der ki: "Nerede onlar yüzünden bana kar‏‎ ç‎k‎p dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m?". . . Kendilerine ilim verilenler: "Bugün rezil - rüsval‎k ve kِtülük, hakikat bilgisini inkâr edenleredir" dediler.


    Ahmet Tekin : Bir de, K‎yamet gününde Allah onlar‎ rezil rüsvay eder,
    'Hani uًrunda mü’minlere dü‏man kesildiًiniz ilâhl‎ً‎mda, otoritemde, mülkümde, tasarruflar‎mda ortak sayd‎ً‎n‎z varl‎klar nerede?' der. Kendilerine ilim verilen, konuyu bilen peygamberler ve mü’minler:
    'قüphesiz, bu gün rezillik rüsvayl‎k ve kِtü muamele, kulluk sِzle‏mesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini ‏uur alt‎na iterek ِrtbas edip inkârda ‎srar eden kâfirlere, nankِrleredir' derler.


    Ahmet Varol : Sonra k‎yamet gününde onlar‎ rezil eder ve: 'Haklar‎nda (mü'minlere) dü‏man olduًunuz ortaklar‎m hani nerede?' der. Kendilerine ilim verilenler de: 'Gerçekten bugün rezillik ve kِtülük kâfirlerin üzerinedir' derler.


    Ali Bulaç : Sonra (Allah) k‎yamet günü onlar‎ a‏aً‎l‎k k‎lacak ve diyecek ki: "Haklar‎nda (mü'minlere kar‏‎) dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten a‏aً‎lanma ve kِtülük kafirlerin üstünedir."


    Ali Fikri Yavuz : Sonra k‎yamet günü, Allah, o kâfirleri zelil ve peri‏an edecek ve ‏ِyle buyuracak: “- Nerede o haklar‎nda müminlere muhalefet edip durduًunuz ortaklar‎m?” Kendilerine ilim verilen Peygamberlerle müminler: “-Gerçekten bütün sefalet ve zillet, bugün kâfirler üzerinedir.” diyeceklerdir.


    Bekir Sadak : Sonra kiyamet gunu onlari rezil eder ve: «Haklarinda tartistiginiz Benim ortaklarim nerede?» der. Ilim sahibleri soyle derler: «Dogrusu bugun inkarcilara rezillik ve igrenclik vardir.»


    Celal Y‎ld‎r‎m : Sonra da Allah, K‎yamet günü onlar‎ rüsvay eder de «Hakk‎nda tart‎‏‎p (o yüzden mü'minlere) dü‏manl‎k ederek, bana ko‏tuًunuz ortaklar nerede ?» diye sorar. Kendilerine ilim verilenler derler ki: «Doًrusu bugün rezillik, a‏aً‎l‎k ve kِtülük kâfirleredir.»


    Diyanet ف‏leri (eski) : Sonra k‎yamet günü onlar‎ rezil eder ve: 'Haklar‎nda tart‎‏t‎ً‎n‎z Benim ortaklar‎m nerede?' der. فlim sahibleri ‏ِyle derler: 'Doًrusu bugün inkarc‎lara rezillik ve iًrençlik vard‎r.'


    Diyanet Vakfi : Sonra k‎yamet gününde (Allah), onlar‎ rezil eder ve der ki: «Kendileri hakk‎nda (müminlere) dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m nerede?» Kendilerine ilim verilmi‏ olanlar derler ki: «قüphesiz bugün rezillik ve kِtülük kâfirleredir.»


    Edip Yüksel : Sonra, dirili‏ gününde onlar‎ rezil eder ve, 'Uًrunda tart‎‏‎p mücadele verdiًiniz 'ortaklar‎m' nerede,' der. Kendilerine bilgi verilenler de ‏ِyle derler: 'Bu gün rezillik ve kِtülük kafirleredir.'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Sonra K‎yamet günü onlar‎ rüsvay edecek ve diyecek: hani nerede o sizin haklar‎nda ‏ikak ç‎kar‎p durduًunuz ‏eriklerim? Kendilerine ‎lim verilmi‏ olanlar dediler ki: hak‎kat bütün sefalet-ü zillet bu gün kâfirlerin üstünedir.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Sonra k‎yamet gününde Allah, onlar‎ rezil edecek ve: «Hani, nerede o, kendileri uًrunda ayr‎l‎k ç‎kar‎p dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m? diyecek. Kendilerine ilim verilmi‏ olanlar: «Gerçekten bugün rüsvayl‎k ve zillet kafirleredir.» derler.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Sonra k‎yamet günü Allah, O kâfirleri rezil rüsvay edecek ve diyecek ki: «Hani uًrunda müminlere kar‏‎ dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m nerede?» Kendilerine ilim verilmi‏ olanlar: «قüphesiz bugünün rezilliًi ve kِtülüًü kâfirleredir.» diyeceklerdir.


    Fizilal-il Kuran : Sonra k‎yamet günü, Allah onlara «Uًurlar‎nda peygamberler ile çat‎‏t‎ً‎n‎z ortaklar‎m hani nerede?» diyerek kendilerini rezil eder. Bilgi sahipleri de «Bugün rezillik ve kِtü ak‎bet, kâfirleri ku‏atm‎‏t‎r» derler.


    Gültekin Onan : Sonra (Tanr‎) k‎yamet günü onlar‎ a‏aً‎l‎k k‎lacak ve diyecek ki: "Haklar‎nda (müminlere kar‏‎) dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler dediler ki: "Bugün, gerçekten a‏aً‎lanma ve kِtülük kafirlerin üstünedir."


    Hasan Basri اantay : Sonra k‎yamet gününde de (Allah) onlar‎ rüsvay edecek ve diyecek ki: «Hani sizin, uًurlar‎nda (mü'minlere) dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m nerede»?! Kendilerine ilim verilen (mü'min) ler: «Bu gün, (dediler), hak‎ykat rüsvayl‎k, zillet ve azâb kâfirlerin üstündedir».


    Hayrat Ne‏riyat : Sonra (Allah) k‎yâmet günü onlar‎ rezîl eder ve: 'Uًurlar‎nda (mü’minlere)dü‏manl‎k edip durduًunuz ortaklar‎m nerede?' buyurur. Kendilerine ilim verilmi‏ olanlar(peygamberlerle mü’minler) der ki: 'قübhesiz ki bugün, rezillik ve kِtülük kâfirler üzerinedir!'


    فbni Kesir : Sonra da k‎yamet gününde onlar‎ rezil eder ve der ki: Haklar‎nda tart‎‏t‎ً‎n‎z Benim ortaklar‎m nerede? Kendilerine bilgi verilmi‏ olanlar derler ki: Doًrusu bugün, rezillik ve zillet kafirleredir.


    Muhammed Esed : Sonra K‎yamet Günü'nde (Allah), "Hani nerede, o uًruna (doًru yoldan) ayr‎ dü‏tüًünüz düzmece tanr‎lar‎n‎z!" diyerek onlar‎(n hepsini) rüsvay edecektir. Kendilerine (dünya hayat‎nda) bilgi verilmi‏ olanlar: "Bugün" diyecekler, "rüsvayl‎k da, bedbahtl‎k da hakk‎ inkar edenler içindir;


    ضmer Nasuhi Bilmen : Sonra K‎yamet gününde onlar‎ (Cenâb-‎ Hak) rüsvay edecektir ve diyeceklerdir ki: Nerede o, (zû'münüzce) benim ‏eriklerim ki, siz onlardan dolay‎ (mü'minlere) muhalefette bulunur idiniz. Kendilerine ilim verilmi‏ olanlar da diyeceklerdir ki: قüphe yok bütün mezellet, bütün kِtülük bugün kâfirlerin üzerinedir.


    ضmer ضngüt : Sonra k‎yamet gününde onlar‎ rezil eder ve der ki: “Kendileri hakk‎nda (onlar‎ kabul etmeyen müminlere kar‏‎) dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m nerede?” Kendilerine ilim verilmi‏ olanlar derler ki: “قüphesiz ki bugün rezillik ve kِtülük kâfirlerin üzerinedir. ”


    قaban Piri‏ : Sonra, Allah, k‎yamet günü onlar‎ rezil edip ‏ِyle der: -Nerede benim ortaklar‎m olduًu konusunda tart‎‏t‎klar‎n‎z?!” kendilerine ilim verilenler: -Bugün, rezillik ve azap kafirlerin üzerinedir, der.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Sonra k‎yamet günü de Allah onlar‎ zelil eder ve:"Hani" der, "nerede sizin o uًurlar‎nda müminlere dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m(!)" Kendilerine ilim nasib edilenler de: "Gerçekten her türlü zillet ve sefalet bugün kâfirlerin ba‏‎nad‎r!" derler.


    Süleyman Ate‏ : Sonra k‎yâmet günü de, onlar‎ rezil eder ve "Hani haklar‎nda (mü'minlere) dü‏manl‎k ettiًiniz ortaklar‎m nerede?" der. Kendilerine ilim verilmi‏ olanlar: "Bugün rezillik ve kِtülük kâfirleredir!" derler.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra (Allah) k‎yamet günü onlar‎ a‏aً‎l‎k k‎lacak ve diyecek ki: «Haklar‎nda (mü'minlere kar‏‎) dü‏man kesildiًiniz ortaklar‎m hani nerede?» Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: «Bugün, gerçekten a‏aً‎lanma ve kِtülük kâfirlerin üstünedir.»


    ـmit قim‏ek : K‎yamet gününde de Allah onlar‎ rezil eder ve sorar: 'Hani, uًrunda mü'minlere dü‏man kesildiًiniz ‏erikleriniz nerede?' Kendilerine ilim verilenler derler ki: Rezillik ve kِtülük bugün kâfirlerin üzerinedir.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Sonra k‎yamet günü onlar‎ rezil edecek ve diyecek: "Kendileri için kavga ç‎kar‎p ayr‎l‎ًa dü‏tüًünüz ortaklar‎m nerede?" Kendilerine ilim verilmi‏ olanlar diyecekler ki: "Bugün rezillik ve kِtülük, gerçeًi inkâr edenleredir."
     


  8. الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلائِكَةُ ظَالِمِي أَنفُسِهِمْ فَأَلْقَوُاْ السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِن سُوءٍ بَلَى إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ



    Ellezîne teteveffâhumul melâiketu zâlimî enfusihim fe elkavus seleme mâ kunnâ na’melu min sû’(sûin), belâ innallâhe alîmun bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).



    1. ellezîne : o kimseler

    2. teteveffâ-hum : onları vefat ettirir

    3. el melâiketu : melekler

    4. zâlimî : zalim olanlar, zulmedenler

    5. enfusi-him : onların nefsleri

    6. fe : o zaman

    7. elkavû : (attılar) cevap verdiler

    8. es seleme : teslim olmak

    9. mâ kunnâ : biz olmadık

    10. na'melu : yapıyoruz (yaparız), amel ederiz

    11. min sûin : (kötülüklerden) bir kötülük

    12. belâ : hayır

    13. innâllahe (inne allâhe) : muhakkak Allah

    14. alîmun : en iyi bilen

    15. bi-mâ : şeyleri

    16. kuntum : siz oldunuz

    17. ta'melûne : yapıyorsunuz





    İmam İskender Ali Mihr : Melekler, nefslerine zulmedenleri vefat ettirecekleri zaman onlar teslim olurken: “Biz, bir kötülük yapmadık.” dediler. Hayır, muhakkak ki Allah, yapmış olduğunuz kötü amelleri en iyi bilendir.


    Diyanet İşleri : O kâfirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim olup, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” derler. (Melekler de şöyle diyecekler:) “Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Melekler, kendi kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken onlar, biz hiçbir kötülük yapmadık diye diye can verirler. Evet, şüphe yok ki Allah, sizin yaptıklarınızı tamamıyla bilir.


    Adem Uğur : Kendilerine haksızlık ederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler: Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk, diyerek teslim olurlar. (Melekler onlara şöyle der:) "Hayır, Allah, sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir."


    Ahmed Hulusi : Nefslerine zulmedici olarak (şirk ile) yaşarken meleklerin vefat ettirdiği kimseler: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diyerek teslim olurlar. . . "Hayır! Muhakkak ki Allâh yaptıklarınızı Aliym'dir. "


    Ahmet Tekin : Küfürle, inkârla, haksızlıkla, din düşmanlığı ile kendilerine, birbirlerine haksızlık ve zulmederlerken meleklerin ruhlarını alarak ölümlerini gerçekleştirdikleri kimseler ölüm sırasında ilâhî iradeye boyun eğerek:
    'Biz, bilinçli olarak küfür, şirk, haksızlık, din düşmanlığı gibi günah olan davranışlar içinde değildik, zulmetmemiştik' diyerek teslim bayrağı çekerler. Melekler onlara:
    'Neler yaptığınız belli. Allah sizin işlemekte olduğunuz amelleri biliyor.' derler.


    Ahmet Varol : Melekler, kendi kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken onlar tamamen teslim olur ve: 'Biz bir kötülük yapmıyorduk' derler. 'Hayır! Doğrusu Allah sizin ne yaptığınızı bilir.'


    Ali Bulaç : Ki melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiç bir kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, şüphesiz Allah, sizin neler yaptığınızı bilendir.


    Ali Fikri Yavuz : Küfretmekle nefislerine zulmedenlerin canlarını Melekler alacağı zaman, onlar şöyle diyerek teslim olurlar: “-Biz, hiç bir fenalık yapmıyorduk.” Hayır, Allah sizin ne yapmış olduğunuzu çok iyi bilendir.
    Bekir Sadak : Melekler kendilerine yazik etmis kimselerin canlarini alirken: «Biz hicbir kotuluk yapmiyorduk» diyerek teslim olurlar. Hayir; oyle degil; dogrusu Allah onlarin yaptiklarini bilmektedir.


    Celal Yıldırım : Kendilerine zulmedenlerin melekler canlarını alırken, «biz hiçbir kötülük işlemiyorduk» diyerek teslimiyet gösterirler. Hayır, şüphesiz ki Allah, sizin işleyegeldiğiniz şeyleri çok iyi bilir.


    Diyanet İşleri (eski) : Melekler kendilerine yazık etmiş kimselerin canlarını alırken: 'Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk' diyerek teslim olurlar. Hayır; öyle değil; doğrusu Allah onların yaptıklarını bilmektedir.


    Diyanet Vakfi : Kendilerine haksızlık ederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler: Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk, diyerek teslim olurlar. (Melekler onlara şöyle der:) «Hayır, Allah, sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir.»


    Edip Yüksel : Onlar ki, nefislerine zulmedip dururlarken melekler canlarını alır. Sonunda teslim olup 'Biz herhangi bir kötülük yapmıyorduk,' derler. Hayır, ALLAH sizin yaptıklarınızı iyi bilir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onlar ki Melekler onları nefislerinin zalimleri olarak kabzederler de o vakıt bakarsın şöyle diyerek teslim olmuşlardır: biz bir kötülükten yapmıyorduk, hayır, Allah sizin ne maksadla yapıyorduğunuzu tamamen biliyor


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Melekler, kendilerine zulmetmiş kimselerin canlarını alırken onlar: «Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk.» diyerek teslim olurlar. Hayır, Allah sizin ne maksatla yaptığınızı tamamen biliyor.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (O kâfirler), kendilerine zulmetmiş kimseler olarak, meleklerin, canlarını aldıkları kimselerdir. O vakit onlar şöyle diyerek teslim olurlar: «Biz, bir kötülükten dolayı yapmıyorduk.» (Onlara): «Hayır, Allah sizin ne maksatla yaptığınızı elbette çok iyi bilendir.»


    Fizilal-il Kuran : Kendilerine zulmederken canları alınan kâfirler «Biz hiçbir kötülük yapmamıştık» diyerek ölüm meleklerine kolayca teslim olurlar. «Hayır, öyle değil. Allah sizin neler yaptıklarınızı bilir.»


    Gültekin Onan : Ki melekler, kendi nefslerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiç bir kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, şüphesiz Tanrı, sizin neler yaptığınızı bilendir.


    Hasan Basri Çantay : Melekler, kendilerine (küfürleri sebebiyle) zulmedenlerin canlarını alacakları Zaman onlar: «Biz hiç bir fenalık yapmazdık» (diye diye) teslîm (oldular). Hayır, Allah sizin neler işler olduğunuzu muhakkak ki çok iyi bilendir.


    Hayrat Neşriyat : Onlar ki, nefislerine zulmedici kimseler oldukları hâlde iken, melekler onların canlarını alırlar. O vakit (onlar): '(Biz) hiçbir kötülük yapmıyorduk!' diye teslîm olmuşlardır. Hayır! Muhakkak ki Allah, sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir.


    İbni Kesir : Melekler; kendilerine zulmetmiş olanların canını alırken: Biz, hiç bir kötülük yapmıyorduk, diyerek teslim olurlar. Hayır, Allah sizin neler yaptığınızı bilir.


    Muhammed Esed : onlar ki, kendi kendilerine zulüm hali içindeyken melekler canlarını almıştı!" Böyleleri nihayet (hesap vermeye çağırıldıklarında): "Kötü bir şey yapma(k isteme)miştik biz!" (diyerek) boyun eğme tavrı takınacaklar. (Fakat onlara;) "Hayır!" (diye karşılık verilecek,) "Muhakkak ki, yapıp ettiğiniz her şeyi Allah eksiksiz biliyor!


    Ömer Nasuhi Bilmen : O kimseler ki, kendi nefislerine zulmediciler oldukları halde onların ruhlarını melekler kabzedecektir. O vakit onlar, «Biz bir kötülük yapar olmadık,» diye teslimiyet göstereceklerdir. Hayır, şüphe yok ki Allah Teâlâ sizin ne yapar olduğunuzu bihakkın bilicidir.


    Ömer Öngüt : Nefislerine zulmederken meleklerin canlarını aldığı kimseler (ölümü görünce) teslim olurlar. “Biz hiç kötülük yapmıyorduk!” derler. Melekler de onlara şöyle cevap verirler: “Hayır! Allah sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir. ”


    Şaban Piriş : Melekler, kendilerine zulmedenlerin canlarını alırlarken “biz bir kötülük yapmamıştık.” diyerek teslim olurlar. Şüphesiz, Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilir.


    Suat Yıldırım : (28-29) Kendi öz canlarına zulmederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler azabı görünce; "Biz, bir kötülük olsun diye yapmıyorduk!" diye başlarını öne eğerler. Kendilerine iman ilmi nasib edilmiş olanlar da; "Hayır, hayır! Allah yaptığınız işi ne maksatla yaptığınızı pek iyi biliyor! O halde girin bakalım içinde ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından! Ne fena bir yerdir o kibirlilerin yeri!" derler.


    Süleyman Ateş : Nefislerine zulmederlerken meleklerin, canlarını aldığı kimseler; "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk!" diye teslim olurlar. "Hayır, Allâh sizin yaptıklarınızı biliyor."


    Tefhim-ul Kuran : Ki melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, «Biz hiç bir kötülük yapmıyorduk» diye teslim olurlar. Hayır, şüphesiz Allah, sizin neler yaptığınızı bilendir.


    Ümit Şimşek : Melekler onların canlarını alırken, kendilerine zulmeden o kâfirler uysallaşıverir ve 'Biz bir kötülük yapmamıştık' derler. Evet, yaptınız! Sizin neler yaptığınızı Allah hakkıyla biliyor.


    Yaşar Nuri Öztürk : Öz benliklerine zulmedip durdukları bir sırada, meleklerin vefat ettirdikleri kişiler şöyle diyerek teslim bayrağını çekerler: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk." İş hiç de öyle değil. Allah, sizin yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmektedir.
     


  9. فَادْخُلُواْ أَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ



    Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).



    1. fedhulû (fe udhulû) : haydi, artık girin

    2. ebvâbe : kapılar

    3. cehenneme : cehennem

    4. hâlidîne : ebedî olanlar, ebediyyen kalanlar

    5. fî-hâ : orada

    6. fe le bi'se : artık ne kötü

    7. mesvâ : yerleşme (ikamet) yeri, kalınan yer

    8. el mutekebbirîne : kibirlenenler, büyüklük taslayanlar





    İmam İskender Ali Mihr : Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.


    Diyanet İşleri : “Haydi, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Artık girin cehennem kapılarından, ebedî kalacaksınız orada. Ululuk satanların yurtları, ne de kötüdür.


    Adem Uğur : O halde, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!


    Ahmed Hulusi : "O hâlde, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere cehennemin kapılarına girin! Mütekebbirun'un (benlikli - kibirlilerin) yeri ne kötüdür!"


    Ahmet Tekin : 'O halde, içinde ebedî kalacağınız Cehennem’in kapılarından girin. Büyüklük taslayarak serkeşlik, zorbalık ve diktatörlük yapanların devamlı ikametgâhları ne kötüdür.'


    Ahmet Varol : 'O halde, içinde sonsuza kadar kalmak üzere cehennemin kapılarından girin! Büyüklenenlerin oturacakları yer ne kadar kötüdür!'


    Ali Bulaç : Öyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların konaklama yeri ne kötüdür.


    Ali Fikri Yavuz : O halde, içinde ebedî kalmak üzere, hepiniz cehennem kapılarından giriniz bakalım!... İşte büyüklenenlerin (hakkı kabul etmiyenlerin) yeri ne kötüdür!...


    Bekir Sadak : Temelli kalacaginiz cehennemin kapilarindan girin. Buyuklenenenlerin duragi ne kotudur!


    Celal Yıldırım : O sebeple, içinde ebedî kalacağınız Cehennem kapılarından giriniz ! Büyüklük taslayıp gururlananların makamı ne kötüdür!


    Diyanet İşleri (eski) : Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!


    Diyanet Vakfi : «O halde, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!»


    Edip Yüksel : İçinde sürekli kalacağınız cehennemin kapsından girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onun için girin bakalım Cehennemin kapılarına: içinde kalmak üzere, bak artık mütekebbirlerin mevkıi ne fena?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onun için girin bakalım, ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından! Bak, kibirlenenlerin yeri ne kötü!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «O halde içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin» denir. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!


    Fizilal-il Kuran : Bunun için ebedi olarak cehennemde kalmak üzere oranın kapılarından içeri giriniz. Kendini beğenmişlerin barınağı ne kötü bir yerdir.


    Gültekin Onan : Öyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların konaklama yeri ne kötüdür.


    Hasan Basri Çantay : O halde, içinde ebedî kalıcı olarak, girin cehennemin kapılarından. (Bak) büyüklük taslayanların mevkii ne kötüdür!


    Hayrat Neşriyat : Öyle ise içinde ebedî kalıcılar olarak Cehennemin kapılarından girin! Artık kibirlenenlerin kalacakları yer ne kötüdür!


    İbni Kesir : Haydi cehennemin kapılarından girin. Orada temelli kalacaksınız. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür.


    Muhammed Esed : Haydi, girin kapılarından bakalım, içinde kalıp duracağınız cehennemin! Gerçekten de, ne kötü olacak (o gün), kendilerini boş yere büyüklük duygusuna kaptırmış olanların düştüğü durum!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Artık giriniz cehennemin kapılarına içinde müebbet kalmak üzere. Artık mütekebbirlerin yurdu ne kadar fena!


    Ömer Öngüt : “O halde içinde ebedî kalmak üzere, cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!”


    Şaban Piriş : Bu sebeple, içinde ebedi kalacağınız cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların ikametgahı ne kötüdür!


    Suat Yıldırım : (28-29) Kendi öz canlarına zulmederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler azabı görünce; "Biz, bir kötülük olsun diye yapmıyorduk!" diye başlarını öne eğerler. Kendilerine iman ilmi nasib edilmiş olanlar da; "Hayır, hayır! Allah yaptığınız işi ne maksatla yaptığınızı pek iyi biliyor! O halde girin bakalım içinde ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından! Ne fena bir yerdir o kibirlilerin yeri!" derler.


    Süleyman Ateş : "Onun için, içinde sürekli kalmak üzere cehennemin kapılarına girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!"


    Tefhim-ul Kuran : Öyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların konaklama yeri ne kötüdür.


    Ümit Şimşek : Sürekli kalmak üzere şimdi girin Cehennemin kapılarından! Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!


    Yaşar Nuri Öztürk : Hadi girin cehennem kapılarından; sürekli kalacaksınız orada. Gerçekten kötü yermiş kibre sapanların barınağı.
     


  10. لَّذِينَ اتَّقَوْاْ مَاذَا أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُواْ خَيْرًا لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَلَدَارُ الآخِرَةِ خَيْرٌ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّقِينَ



    Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne).



    1. ve kîle : ve denir

    2. mâzâ : ne

    3. enzele : indirdi

    4. rabbu-kum : sizin Rabbiniz

    5. kâlû : dediler

    6. hayren : hayır, güzellikler

    7. lillezîne (li ellezîne) : o kimselere

    8. ahsenû : ahsen olanlar, nefslerini Allah'a teslim edenler, daimî zikrin sahipleri

    9. fî hâzihi ed dunyâ : bu dünyada vardır

    10. haseneten : iyilikler, güzellikler, Allah'ın ikramları, pozitif dereceler

    11. ve le dâru el âhıreti : ve elbette ahiret yurdu

    12. hayrun : hayırlıdır

    13. ve le ni'me : ve elbette ne güzeldir

    14. dâru el muttekîne : takva sahiplerinin yurdu





    İmam İskender Ali Mihr : Ve takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler. Ahsen olanlara (iradesini Allah'a teslim edenlere) bu dünyada haseneler (iyilikler, güzellikler, sevaplar, pozitif dereceler) vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve gerçekten muttakilerin (takva sahiplerinin) yurdu ne güzeldir.


    Diyanet İşleri : Allah’a karşı gelmekten sakınan kimselere, “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde, “Hayr indirdi” derler. Bu dünyada iyilik yapanlara bir iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah’a karşı gelmekten sakınanların yurdu ne güzeldir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Çekinenlere, Rabbiniz ne indirdi size denince hayır indirdi derler. Bu dünyâda güzel hareket edenlere güzel bir mükâfat var, âhiret eviyse elbette daha da hayırlı ve çekinenlerin evleri, gerçekten de ne güzeldir.


    Adem Uğur : (Kötülüklerden) sakınanlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, "Hayır (indirdi)" derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir!


    Ahmed Hulusi : Allâh'tan korunanlara: "Rabbiniz ne inzâl etti?" denildi. . . "Hayır" dediler. . . Şu dünyada güzel davrananlara güzellikler vardır. . . Gelecekteki vatan ise elbette daha hayırlıdır. . . Muttakilerin vatanı ne güzeldir!


    Ahmet Tekin : Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananlara, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlere:
    'Rabbiniz ne indirdi?' denilir.
    'Hayır indirdi, âyetleri hayırlarla dolu Kur’ân’ı indirdi.' derler. Bu dünyada iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan mü’minlere, devlet nimeti, güzel mükâfatlar, yardımlar, fetihler ve ganimetler var. Âhiret yurdu, ebedî yurt ise daha hayırlıdır. Takvâya dayalı düzeni benimseyenlerin, Allah’a sığınıp emirlerine yapışanların, günahlardan arınıp, azaptan korunanların, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananların, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlerin yurdu ne güzeldir.


    Ahmet Varol : Ssakınanlara: 'Rabbiniz ne indirdi?' denildi. 'İyilik' dediler. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir!


    Ali Bulaç : (Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.


    Ali Fikri Yavuz : Allah’dan korkup şirkten sakınanlara ise: “- Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman: “-Hayır indirdi.” demişlerdir. Bu dünyada güzel amel işleyenlere, güzel bir mükâfat var. Ahiret yurdu (cennet) ise, (dünya ve içindekilerden) elbette daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu da ne hoş!...


    Bekir Sadak : Sakinan kimselere: «Rabbiniz ne indirdi?» denince, «Iyilik» derler. Bu dunyada iyi davrananlara iyilik vardir. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Sakinanlarin yurdu ne guzeldir!


    Celal Yıldırım : (Allah'tan korkup fenalıklardan) sakınanlara, «Rabbınız ne indirdi ?» denilince, «iyilik» derler. Bu dünyada güzel iş, hayırlı amelde bulunanlara iyilik ve güzellik vardır. Âhiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Sakınanların yurdu ne güzeldir!


    Diyanet İşleri (eski) : Sakınan kimselere: 'Rabbiniz ne indirdi?' denince, 'İyilik' derler. Bu dünyada iyi davrananlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Sakınanların yurdu ne güzeldir!


    Diyanet Vakfi : (Kötülüklerden) sakınanlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, «Hayır (indirdi)» derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir!


    Edip Yüksel : Erdemlilere, 'Rabbiniz ne indirdi,' denir. 'İyilik,' diye karşılık verirler. Bu dünyada güzel davrananlar için güzellik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Erdemlilerin yurdu ne de iyidir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Allahdan korkup korunanlara ise «rabbınız ne indirdi? Denildiğinde «hayır» demişlerdir» bu Dünyada güzel iş yapanlara güzel bir mükâfat var ve elbette Âhıret yurdu daha hayırlıdır, müttekılerin yurdu da ne hoş!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah'tan korkup kötülüklerden sakınanlara: «Rabbiniz ne indirdi?» diye sorulduğunda: «Hayır indirdi.» demişlerdir. Bu dünyada iyi işler yapanlara güzel bir mükafat vardır. Elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne hoş!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kötülüklerden sakınanlara: «Rabbiniz ne indirdi?» denilince: «Hayır indirdi» derler. Bu dünyada güzel amel işleyenlere güzel bir mükafat var. Elbette ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah'tan korkanların yurdu ne güzeldir!


    Fizilal-il Kuran : Kötülükten sakınanlara «Rabbiniz ne indirdi?» diye sorulduğunda «İyilik indirdi» derler. Bu dünyada iyi davrananlar iyilik görürler. Ahiret ise onlar için daha hayırlıdır. Kötülükten sakınanların yurdu ne güzel bir yerdir.


    Gültekin Onan : (Tanrı'dan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.


    Hasan Basri Çantay : (Allahdan) korkan ve korunanlara: «Rabbinizin indirdiği nedir?» denildi. Onlar da: «(Mahz-ı) hayr» dediler. Bu dünyâda iyi hareket edenlere güzel bir (mükâfat) vardır. Âhiret evi ise elbet daha hayırlıdır. Takva sâhiblerinin yurdu hakıykat ne güzel!


    Hayrat Neşriyat : (Günahlardan) sakınanlara ise: 'Rabbiniz ne indirdi?' denildi (de onlar): '(Bizim için iyilik ve) hayır (indirdi)!' dediler. Bu dünyada (îmân edip) iyilik edenlere, (her iki cihanda) iyilik vardır. Âhiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Takvâ sâhiblerinin yurdu gerçekten ne güzeldir!


    İbni Kesir : Müttakilere: Rabbınız ne indirdi? denildiği vakit: Hayır indirdi, derler. Bu dünyada ihsan edenlere iyilik vardır, ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Müttakilerin yurdu ne de güzeldir.


    Muhammed Esed : Ama Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulduğunda, onlar: "Katıksız iyiliği!" diye cevap verirler. İyilikte devamlı olanlar bu dünyada iyilik bulacaklardır; böylelerinin öte dünyada tutacakları yurt çok daha hayırlı olacaktır. Ne güzel bir yurt, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanların yurdu!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve ittikada bulunmuş olanlara denildi ki: «Rabbiniz hangi şeyi indirmiştir?» Dediler ki: «Hayrı...». Bu dünyada iyilik edenler için iyilik vardır ve ahiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır ve muttakîlerin yurdu ise ne güzeldir.


    Ömer Öngüt : Allah'tan korkanlara da: “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman: “Hayır indirdi. ” derler. Bu dünyada güzel işler yapanlara güzellik vardır, ahiret yurdu ise onlar için daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu ne güzeldir!


    Şaban Piriş : Allah’tan korkan kimselere “Rabbiniz size ne indirdi?” denildiğinde, “iyilik!” diye karşılık verirler. Bu dünyada güzel davrananlara, “nimet ve güzel akibet” vardır. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Allah’tan korkanların yurdu ne güzeldir.


    Suat Yıldırım : Allah’a karşı gelmekten sakınanlara ise: "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde: "Hayır indirdi." derler. Bu dünyada güzel işler yapanlara güzel bir mükâfat var.Âhiret yurdu cennet, dünyadan ve içindeki her şeyden elbette daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu ne güzel yurttur!"


    Süleyman Ateş : (Allâh'ın azâbından) korunanlara da: "Rabbiniz ne indirdi?" dendi. "Hayır (indirdi)." dediler. Bu dünyâda güzel iş yapanlara güzellik vardır, (onlar için) âhiret yurdu ise daha hayırlıdır. Korunanların yurdu ne güzeldir.


    Tefhim-ul Kuran : (Allah'tan) Sakınanlara: «Rabbiniz ne indirdi?» denildiğinde, «Hayır» dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.


    Ümit Şimşek : Takvâ sahiplerine 'Rabbiniz ne indirdi?' diye sorulunca, 'İyilik' diye cevap verirler. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Âhiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu ne hoştur!


    Yaşar Nuri Öztürk : Korunup sakınanlara, "Rabbiniz ne indirdi" dendiğinde şöyle dediler: "Hayır indirdi." Bu dünyada güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik vardır. Sonsuzluk yurdu elbette ki daha hayırlıdır. Gerçekten ne güzelmiş takva sahiplerinin yurdu!
     


  11. جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَآؤُونَ كَذَلِكَ يَجْزِي اللّهُ الْمُتَّقِينَ



    Cennâtu adnin yedhulûnehâ tecrî min tahtihel enhâru lehum fîhâ mâ yeşâûn(yeşâûne), kezâlike yeczîllâhul muttekîn(muttekîne).



    1. cennâtu : cennetler

    2. adnin : adn

    3. yedhulûne-hâ : ona girerler, dahil olurlar

    4. tecrî : akar

    5. min tahti-hâ : onun altından

    6. el enhâru : nehirler

    7. lehum : onlar için vardır

    8. fî-hâ : orada, onun içinde

    9. mâ yeşâûne : onların diledikleri şeyler

    10. kezâlike : işte böyle, böylece

    11. yeczîllâhu (yeczî allâhu) : Allah mükâfatlandırır (cezalandırır, karşılığını verir)

    12. el muttekîne : takva sahipleri




    İmam İskender Ali Mihr : Onlar (muttakiler), altından nehirler akan Adn cennetlerine girerler. Orada, onların diledikleri herşey vardır. İşte Allah, (ahsen olan) muttakileri (bihakkın takvanın sahiplerini) böyle mükâfatlandırır.


    Diyanet İşleri : İçinden nehirler akan Adn cennetlerine gireceklerdir. Kendileri için orada diledikleri her şey vardır. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları böyle mükâfatlandırır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ebedî Adn cennetleridir yurtları, oraya girerler, kıyılarından ırmaklar akar, âhiret eviyse elbette daha da hayırlı ve çekinenleri böyle mükâfatlandırır.


    Adem Uğur : (O yurt,) girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takvâ sahiplerini böyle mükâfatlandırır.


    Ahmed Hulusi : (Muttakilerin vatanı) Adn cennetleri. . . Altlarından nehirler akan o cennetlere dâhil olurlar. . . Orada her diledikleri kendilerinindir. . . Allâh, takva ehlini işte böyle cezalandırır!


    Ahmet Tekin : O yurt, Adn Cennetleridir. Oraya girerler. Konaklarının altından ırmaklar akar. Orada onlara Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları ve iradesinin tecellisi içinde diledikleri nimetler vardır. İşte Allah, takvâ sahiplerini, kendisine sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanları böyle mükâfatlandırır.


    Ahmet Varol : İçine girecekleri, altından ırmaklar akan Adn cennetleri! Orada onlar için her diledikleri var. İşte Allah takva sahiplerini böyle mükâfatlandırır.


    Ali Bulaç : Adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.


    Ali Fikri Yavuz : O yurd, Adn cennetleridir ki, oraya girecekler, (ağaçları) altından ırmaklar akar. Orada ne isterlerse, hep kendileri için mevcut... işte Allah, takva sahiplerini böyle mükâfatlandırır.


    Bekir Sadak : Iclerinden irmaklar akan Adn cennetlerine girerler. Orada, diledikleri kendilerine verilir. Allah sakinanlari boylece mukafatlandirir.


    Celal Yıldırım : (O yurt) Adn Cennetleri'dir ki, onlara girerler. Altlarından ırmaklar akıp durur. Onlara o Cennetlerde diledikleri şeyler vardır. İşte böylece Allah sakınanları mükâfatlandırır.


    Diyanet İşleri (eski) : İçlerinden ırmaklar akan Adn cennetlerine girerler. Orada, diledikleri kendilerine verilir. Allah sakınanları böylece mükafatlandırır.


    Diyanet Vakfi : (O yurt,) girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takvâ sahiplerini böyle mükâfatlandırır.


    Edip Yüksel : İçlerinden ırmaklar akan Adn cennet (bahçe) lerine girerler. Orada her diledikleri şeyi bulurlar. ALLAH erdemlileri işte böyle ödüllendirir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Adin Cennetleri, ona girecekler, altından nehirler akar, onlara orada ne isterlerse var, işte Allah müttekılere böyle mükâfat eder


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Girecekleri yer altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir, orada bütün diledikleri vardır; işte Allah takva sahiplerini böyle mükafatlandırır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O girecekleri yer, Adn cennetleridir ki, altından ırmaklar akar. Orada Allah'tan korkanlara diledikleri nimetler vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükafatlandırır.


    Fizilal-il Kuran : Onların girecekleri yer, altından çeşitli ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada diledikleri her şey kendilerine verilir. İşte Allah kötülükten sakınanları böyle ödüllendirir.


    Gültekin Onan : Adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Tanrı, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.


    Hasan Basri Çantay : (O yurd) And cennetleridir ki altlarından ırmaklar akan bu (cennetlere) gireceklerdir onlar. Orada ne dilerlerse onların. İşte Allah, takvaya erenleri böyle mükâfatlandırır.


    Hayrat Neşriyat : (O yurt,) girecekleri Adn Cennetleridir; (ki) altlarından ırmaklar akar, orada kendileri için ne isterlerse vardır. İşte Allah, takvâ sâhiblerini böyle mükâfâtlandırır!


    İbni Kesir : Adn cennetlerine girerler. Onların altlarından ırmaklar akar. Orada diledikleri kendilerinindir. Ve işte Allah; müttakileri böyle mükafatlandırır.


    Muhammed Esed : İçlerinde derelerin, ırmakların çağıldadığı ebedi mutluluk, esenlik bahçelerine girecekler ve orada gönüllerinin çektiği her şeyi bulabilecekler. Allah, Kendisine sorumluluk bilinciyle bağlananları işte böyle ödüllendirecektir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : And cennetleridir ki, ona gireceklerdir, altlarından ırmaklar akar. Ve onlar için orada istedikleri vardır. İşte Allah Teâlâ muttakîleri böylece mükâfaatlandırır.


    Ömer Öngüt : Altlarından ırmaklar akan Adn cennetlerine girerler. Orada onlar için diledikleri her şey vardır. İşte Allah takvâ sahiplerini böyle mükâfatlandırır.


    Şaban Piriş : Adn Cennetleridir, girecekleri yer... Oranın alt tarafından ırmaklar akar, orada diledikleri şey onlarındır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükafatlandırır.


    Suat Yıldırım : Adn cennetleri, oraya girecek onlar... Zemininden ırmaklar akar. Onlara orada ne isterlerse var... İşte Allah müttakileri böyle ödüllendirir.


    Süleyman Ateş : Altlarından ırmaklar akan adn cennetlerine girerler. Orada onlar için diledikleri her şey vardır. İşte Allâh, korunanları böyle mükâfâtlandırır.


    Tefhim-ul Kuran : Adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.


    Ümit Şimşek : Onlar altından ırmaklar akan Adn Cennetlerine girerler; orada diledikleri herşey onlarındır. Takvâ sahiplerini Allah işte böyle ödüllendirir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Adn cennetleri... Girecekler içlerine. Altlarından ırmaklar akacak. Orada diledikleri şey kendilerinin olacak. Allah, korunup sakınanları işte böyle ödüllendirir.
     


  12. الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُواْ الْجَنَّةَ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ



    Ellezîne teteveffâhumul melâiketu tayyibîne yekûlûne selâmun aleykumudhulûl cennete bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).



    1. ellezîne : o kimseler, onlar

    2. teteveffâ-hum : onları vefat ettirir

    3. el melâiketu : melekler

    4. tayyibîne : hoş, güzel, kolay, en iyi şekilde

    5. yekûlûne : derler

    6. selâmun : selâm olsun

    7. aleykum : size

    8. udhulû : girin

    9. el cennete : cennete

    10. bi-mâ : şeyler sebebiyle, dolayısıyla

    11. kuntum : siz oldunuz

    12. ta'melûne : yapıyorsunuz






    İmam İskender Ali Mihr : Melekler, onları tayyib (en güzel, en iyi) bir şekilde vefat ettirirler. Onlara: “Selâm üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz (güzel, hayırlı) ameller sebebiyle cennete girin.” derler.


    Diyanet İşleri : Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, “Selâm size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete” derler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Öyle kişilerdir onlar ki melekler, tertemiz olarak canlarını alır onların ve onlara, esenlik size derler, yaptığınız işlere karşılık girin cennete.


    Adem Uğur : (Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.


    Ahmed Hulusi : Melekler, temiz inançlı oldukları hâlde vefat ettirdiği (bedenden ayırdığı) o kimselere: "Selâmun aleyküm! Yaptıklarınızın getirisi olarak, girin cennete!" derler.


    Ahmet Tekin : Onlar meleklerin:
    'Selâmün aleyküm (size selâm olsun, selâmette olun, siz selâmete erdiniz), yapmış olduğunuz devamlı amaçla örtüşen niyete dayalı, bilinçli amellere karşılık Cennet’e girin' diyerek, tertemiz şekilde canlarını alarak ölümlerini gerçekleştirdikleri kimselerdir.


    Ahmet Varol : Melekler onların canlarını temiz kimseler olarak alır ve derler ki: 'Size selâm olsun. Yapmakta olduklarınıza karşılık girin cennete!'


    Ali Bulaç : Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin."


    Ali Fikri Yavuz : Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat oldukları halde alırlar: “- Selâm size. Yapmış olduğunuz güzel işlerin mükâfatı olarak girin cennet’e...”derler.


    Bekir Sadak : Melekler onlarin canini temizlenmis olarak alirken: «Selam size; yaptiklariniza karsilik haydi cenneti girin» derler.


    Celal Yıldırım : (O sakınanlar ki) tertemiz arınmış oldukları halde melekler canlarını alırlar da, «selâm size, yaptığınıza karşılık girin Cennet'e!» derler.


    Diyanet İşleri (eski) : Melekler onların canını temizlenmiş olarak alırken: 'Selam size; yaptıklarınıza karşılık haydi cennete girin' derler.


    Diyanet Vakfi : (Onlar,) meleklerin, «Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin» diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.


    Edip Yüksel : İyi durumdayken melekler canlarını almaya geldiklerinde, 'Selam size olsun. Yaptıklarınızın karşılığı olarak cennete giriniz,' derler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onlar ki Melekler onları hoş hoş kabzederler «selâm, size girin, Cennete, çünkü çalışıyordunuz» derler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlar ki, melekler, onların canlarını hoşça davranarak alırlar. «Selam size, girin cennete, çünkü çalışıyordunuz.» derler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. «Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet'e...» derler.


    Fizilal-il Kuran : Melekler iyi kulların canlarını alırken kendilerine «Selam üzerinize olsun, yapmış olduğunuz iyiliklerin karşılığı olarak cennete giriniz» derler.


    Gültekin Onan : Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin."


    Hasan Basri Çantay : Ki bunlar meleklerin pâk ve âsûde olarak canlarını alacakları kimselerdir. «Selâm (ve selâmet) size. İşlemekde olduğunuz (iyi hareketlerin, amellerin) karşılığı olmak üzere girin cennete» derler.


    Hayrat Neşriyat : Onlar ki, tertemiz kimseler oldukları bir hâlde iken melekler onların canlarını alırlar(ve o ölüm ânlarında onlara): 'Selâm sizin üzerinize olsun!' derler; (âhirette ise kendilerine:) 'İşlemekte olduğunuz (sâlih) amellerden dolayı girin Cennete!' (denir).


    İbni Kesir : Onlar; meleklerin, güzel güzel canlarını alacakları kimselerdir. Selam size, yaptıklarınıza karşılık haydi girin cennete, derler.


    Muhammed Esed : Onlar ki, bir arınmışlık hali içindeyken melekler, "Size selam olsun, (hayattayken) yaptıklarınızdan ötürü girin cennete!" diyerek canlarını alırlar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onlar ki, pâk oldukları halde ruhlarını melekler alıverirler, derler ki: «Selâm size» yapar olduklarınız şey sebebiyle cennete giriniz.


    Ömer Öngüt : Onlar meleklerin: “Selâm sizin üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık cennete girin!” diyerek iyilikle canlarını aldıkları kimselerdir.


    Şaban Piriş : Melekler, arınmış kimselerin canlarını alırken: -Selam size! Yaptıklarınızın karşılığı olarak girin cennete! derler.


    Suat Yıldırım : Onlar ki melekler canlarını tatlılıkla alırlar: "Selâm size! Yaptığınız işlerden dolayı buyurun cennete!" derler.


    Süleyman Ateş : Melekler, iyi insanlar olarak canlarını aldığı kimselere de: "Selâm size, yaptıklarınıza karşılık cennete girin!" derler.


    Tefhim-ul Kuran : Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: «Selam size» derler. «Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin.»


    Ümit Şimşek : Melekler onların canlarını güzellikle alırken 'Size selâm olsun,' derler. 'Yaptıklarınıza karşılık girin Cennete.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Melekler, canlarını temiz insanlar olarak aldıklarına şöyle derler: "Selam size, yapıp ettiklerinize karşılık olarak girin cennete."
     


  13. هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ أَمْرُ رَبِّكَ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّهُ وَلكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ



    Hel yanzurûne illâ en te’tiyehumul melâiketu ev ye’tiye emru rabbik(rabbike), kezâlike fe alellezîne min kablihim, ve mâ zalemehumullâhu ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).



    1. hel : mı

    2. yanzurûne : bakıyorlar, bekliyorlar

    3. illâ : ancak, sadece

    4. en te'tiye-hum : onlara gelmesi

    5. el melâiketu : melekler

    6. ev : veya

    7. ye'tiye : gelir, gelecek

    8. emru : emir

    9. rabbi-ke : senin Rabbin

    10. kezâlike : işte böyle, böyle

    11. feale : yaptı

    12. ellezîne : o kimseler, onlar

    13. min kabli-him : onlardan önce

    14. ve mâ zaleme-hum allâhu : ve Allah onlara zulmetmedi

    15. ve lâkin : ve fakat, ama

    16. kânû : oldular

    17. enfuse-hum : onların (kendi) nefsleri

    18. yazlimûne : zulmediyorlar






    İmam İskender Ali Mihr : Onlar sadece meleklerin gelmesini mi yoksa Rabbinin emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Ve Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar, kendi nefslerine zulmediyorlardı.


    Diyanet İşleri : (O kâfirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kâfirler, meleklerin gelip çatmasından, yahut Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi beklerler? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı ve onlara Allah zulmetmedi, fakat onlar, kendi kendilerine zulmettiler.


    Adem Uğur : (Kâfirler) kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rablerinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.


    Ahmed Hulusi : (Onlar iman etmek için) ille meleklerin gelmesini (fiziki ölüm) yahut Rabbinin hükmünün (bir azabın) gelmesini mi bekliyorlar?. . Onlardan öncekiler de işte böyle yapmıştı! Allâh onlara zulmetmedi; onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.


    Ahmet Tekin : Kâfirler, ille meleklerin, köklerini kazıyacak bir ceza ile gelmesini, canlarını almalarını, ya da, Rabbinin planının icrasını mı bekliyorlar? Onlardan öncekiler de, böyle bekleyerek cezalandırılmalarına sebep olmuşlardı. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendilerine yazık etmeyi, birbirlerine zulmetmeyi alışkanlık haline getirdiler.


    Ahmet Varol : Onlar kendilerine meleklerin gelmesinden yahut Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi ancak onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.


    Ali Bulaç : (Küfre sapanlar) Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.


    Ali Fikri Yavuz : Şu kâfirler, ancak kendilerine, ruhlarını alacak o meleklerin gelmesini veya Rabbinin azap emrinin (kıyametin) gelip çatmasını beklerler. Bunların işlediği küfür gibi, kendilerinden önce gelen ümmetler de işledi. (Kendilerini helâk etmekle) Allah onlara zulüm yapmadı; fakat onlar (küfretmekle) kendi nefislerine zulmetmişlerdi.


    Bekir Sadak : Onlar kendilerine yalniz meleklerin veya senin Rabbinin buyrugunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan oncekiler de boyle yapmislardi. Allah onlara zulmetmemisti, ama onlar kendilerine yazik ediyorlardi.


    Celal Yıldırım : (O inkarcı azgınlar) ancak meleklerin kendilerine, (canlarını almak için) gelmelerini veya Rabbin emri (azâbı)nın (inmesini) beklerler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, ama onlar kendilerine zulmederler.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlar kendilerine yalnız meleklerin veya senin Rabbinin buyruğunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmemişti, ama onlar kendilerine yazık ediyorlardı.


    Diyanet Vakfi : (Kâfirler) kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rablerinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.


    Edip Yüksel : Kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Kendilerinden öncekiler de aynı şekilde davranmışlardı. Onlara ALLAH zulmetmedi, onlar kendi kendilerine zulmettiler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O kâfirler başka değil ancak kendilerine o meleklerin gelmesine veya Rabbının emri gelmesine bakarlar, onlardan evvelkiler de böyle yaptılar ve onlara Allah zulmetmedi ve lâkin kendileri nefislerine zulmediyorlardı


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O kafirler, sadece kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin emrinin gelmesini beklerler, onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ancak kendilerine, ruhlarını alacak meleklerin gelmesini veya Rabbinin azab emrinin (kıyametin) gelip çatmasını bekliyorlar! Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmetmişlerdi.


    Fizilal-il Kuran : Kâfirler, kendilerine ölüm meleklerinin gelmesinden ya da Rabbinin ani azabına uğramaktan başka bir şey mi bekliyorlar. Kendilerinden öncekiler de öyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmiş değildi, tersine onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdi.


    Gültekin Onan : (Küfre sapanlar) Kendilerine meleklerin gelmesinden veya rabbinin buyruğunun gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Tanrı onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.


    Hasan Basri Çantay : (Kâfirler) kendilerine o meleklerin gelmesinden, yahud Rabbinin emri (erişib) çatmasından başka bir şey mi beklerler? (Buna hakları var mı?) Onlardan evvelkiler de böyle yapdı (idi). Onlara Allah zulm etmedi. Fakat kendi kendilerine zulm etdiler onlar.


    Hayrat Neşriyat : (Kâfirler) kendilerine (ölüm) meleklerin(in) gelmesinden veya Rabbinin (azab)emrinin gelivermesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Hâlbuki Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar (helâklerine sebebiyet verecek işleri yapmakla) kendilerine zulmediyorlardı.


    İbni Kesir : Onlar, kendilerine meleklerin veya Rabbının emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.


    Muhammed Esed : (Hakkı inkar edenler) yalnızca meleklerin kendilerine görünmesini ya da Allah'ın nihai yargısının gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onlardan önce gelip geçen (günahkar) toplumlar da böyle yaptı; ve (helak edildikleri zaman) onlara zulmeden Allah değildi; tersine onlar kendi kendilerine zulmettiler:


    Ömer Nasuhi Bilmen : (O münkirler) Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabbin emrinin gelmesinden başka bir şey mi beklerler? Onlardan evvelkiler de öylece yapmışlardı ve onlara Allah zulmetmedi, velâkin onlar kendi nefislerine zulmeder oldular.


    Ömer Öngüt : Onlar kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de aynı şeyi yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.


    Şaban Piriş : Onlar, kendilerine meleklerin veya Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Onlara Allah zulmetmedi. Onlar, kendi kendilerine zulmettiler.


    Suat Yıldırım : (33-34) Dini inkâr edenler ille kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin azap emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Allah zulmetmedi onlara, kendi canlarına zulmediyordu onlar! Kendilerini buldu, yaptıkları kötü işler. Sarıp kuşatıverdi onları alay ettikleri şeyler.


    Süleyman Ateş : (İnkâr edenler) İlle kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin (azâb) emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allâh onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.


    Tefhim-ul Kuran : (Küfre sapanlar) Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.


    Ümit Şimşek : Yoksa onlar kendilerine melekler gelsin yahut Rabbinin emri erişsin diye mi bekliyorlar? Daha öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara bir haksızlık etmedi; onlar kendilerine yazık ettiler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Allah'ın emrinin gelmesini mi? Onlardan öncekiler de aynen böyle yapmışlardı. Allah onlara zulüm etmemişti. Tam aksine, onlar kendi kendilerine zulüm ediyorlardı.
     


  14. فَأَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُواْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ



    Fe esâbehum seyyiâtu mâ amilû ve hâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).



    1. fe esâbe-hum : artık, böylece onlara isabet etti (ulaştı)

    2. seyyiâtu : kötülükler

    3. mâ amilû : yaptıkları, amel ettikleri şeyler

    4. ve hâka : ve kuşattı

    5. bi-him : onları

    6. mâ kânû : oldukları şey

    7. bi-hi : onunla

    8. yestehziûne : alay ediyorlar






    İmam İskender Ali Mihr : Böylece yaptıkları kötü ameller, onlara isabet etti (ulaştı). Alay etmiş oldukları şey, onları kuşattı.


    Diyanet İşleri : Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yaptıkları kötülüğe uğradılar ve alay ettiklerinin cezâsını çektiler.


    Adem Uğur : Sonunda yaptıklarının cezası onlara ulaştı ve alay etmekte oldukları şey onları çepeçevre kuşatıverdi.


    Ahmed Hulusi : Bu yüzden yaptıklarının getirisi olan kötülükler kendilerine isâbet etti ve kendisiyle alay edip durdukları şey kendilerini çepeçevre kuşattı.


    Ahmet Tekin : Sonunda yaptıkları kötülükler başlarına felâket getirdi. Alay etmekte oldukları şeylerin gücü onları çepeçevre kuşattı, işlerini bitirdi.


    Ahmet Varol : Bu yüzden yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı ve alaya aldıkları şey kendilerini kuşattı.


    Ali Bulaç : Böylece işledikleri kötülükleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey, kendilerini sarıp kuşatıverdi.


    Ali Fikri Yavuz : Bunun için, yaptıkları fena işlerin cezası, başlarına felâket oldu ve alay edip durdukları o azab, kendilerini kuşatıverdi.


    Bekir Sadak : Bu yuzden, isledikleri kotuluklere ugradilar ve alay ettikleri sey onlari kusatti. *


    Celal Yıldırım : Bu sebeple, işledikleri kötülükler, onlara yetişip dokunmuş ve alaya aldıkları şey de onları kuşatmıştır.


    Diyanet İşleri (eski) : Bu yüzden, işledikleri kötülüklere uğradılar ve alay ettikleri şey onları kuşattı.


    Diyanet Vakfi : Sonunda yaptıklarının cezası onlara ulaştı ve alay etmekte oldukları şey onları çepeçevre kuşatıverdi.


    Edip Yüksel : Yapmış olduklarının kötü sonuçları onlara dokundu ve alaya almış oldukları şeyler onları kuşattı.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onun için amellerinin fenalıkları başlarına musîbet oldu ve istihza ettikleri şey kendilerini sarıverdi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onun için yaptıklarının fenalıkları başlarına musibet oldu ve alay ettikleri şey kendilerini sarıverdi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bunun için, sonunda yaptıklarının cezası başlarına felaket oldu ve alay edip durdukları o azap, kendilerini kuşattı.


    Fizilal-il Kuran : Sonunda yaptıkları kötülüklerin acı akıbeti ile yüzyüze geldiler, alay konusu ettikleri ilahi azabın pençesine düştüler.


    Gültekin Onan : Böylece işledikleri kötülükleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey kendilerini sarıp kuşatıverdi.


    Hasan Basri Çantay : Onun için yapdıklarının cezası onları çarpmış, istihza edegeldikleri (hakıykat) çepçevre kendilerini kuşatıvermişdir.


    Hayrat Neşriyat : Sonunda yaptıklarının cezâsı onlara isâbet etti ve kendisiyle alay eder oldukları şey onları kuşatıverdi.


    İbni Kesir : Bunun için işledikleri kötülüklere uğradılar ve alay ettikleri şey onları kuşattı.


    Muhammed Esed : Öyle ki, işledikleri kötülükler kendi başlarına yıkılmış, alay edip durdukları şey onları çepeçevre kuşatmıştı.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Artık onlara yapar oldukları şeylerin kötülükleri dokundu ve onları kendisiyle istihzâ eder oldukları şey sarıverdi.


    Ömer Öngüt : Sonunda da yaptıklarının cezasına uğradılar ve alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.


    Şaban Piriş : Onlara, yaptıklarının kötülüğü dokundu ve onları alay ettikleri şey, çepeçevre kuşattı.


    Suat Yıldırım : (33-34) Dini inkâr edenler ille kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin azap emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Allah zulmetmedi onlara, kendi canlarına zulmediyordu onlar! Kendilerini buldu, yaptıkları kötü işler. Sarıp kuşatıverdi onları alay ettikleri şeyler.


    Süleyman Ateş : Nihâyet yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı ve alay ettikleri şey onları kuşattı.


    Tefhim-ul Kuran : Böylece işledikleri kötülükleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey, kendilerini sarıp kuşatıverdi.


    Ümit Şimşek : Yaptıkları şeyin kötülüğü başlarına geldi, alay ettikleri şey de onları kuşatıverdi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sonunda, yapıp ettiklerinin kötülükleri başlarına musibet olmuş, alay edip durdukları şey kendilerini sarıvermişti.
     


  15. وَقَالَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللّهُ مَا عَبَدْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ نَّحْنُ وَلا آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلاَّ الْبَلاغُ الْمُبِينُ



    Ve kâlellezîne eşrekû lev şâallâhu mâ abednâ min dûnihî min şey’in nahnu ve lâ âbâunâ ve lâ harremnâ min dûnihi min şey’(şey’in), kezâlike fe alellezîne min kablihim, fe hel aler rusuli illel belâgul mubîn(mubînu).




    1. ve kâle : ve dedi

    2. ellezîne eşrekû : şirk koşan kimseler

    3. lev şâallâhu (lev şâe allâhu) : eğer Allah dileseydi

    4. mâ abed-nâ : biz kul olmazdık

    5. min dûni-hi : ondan başka

    6. min şey'in : bir şey(den)

    7. nahnu : biz

    8. ve lâ : ve olmaz, yapmaz

    9. âbâu-nâ : atalarımız, babalarımız

    10. ve lâ harremnâ : ve biz haram kılmayız

    11. min dûni-hi : ondan başka

    12. min şey'in : bir şey(den)

    13. kezâlike : işte böyle, bunun gibi

    14. feale : yaptı

    15. ellezîne : o kimseler

    16. min kabli-him : onlardan önce

    17. fe : artık

    18. hel : (var) mı

    19. aler rusuli (alâ er rusuli) : resûllerin üzerinde (sorumluluğunda)

    20. illel belâgul mubînu : apaçık tebliğden başka






    İmam İskender Ali Mihr : Şirk koşanlar: “Eğer Allah dileseydi, biz O'ndan başka bir şeye kul olmazdık. Ve babalarımız da (kul) olmazdı. Ve O'ndan (O'nun emrinden) başka bir şeyi haram kılmazdık.” dediler. Onlardan öncekiler de böyle yaptı. Artık resûllerin üzerinde apaçık tebliğden başka (bir sorumluluk) var mı?


    Diyanet İşleri : Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Şirk koşanlar, Allah dileseydi dediler, ne biz ondan başka birşeye tapardık, ne atalarımız taparlardı; ne de emri olmadan birşeyi haram sayardık. İşte onlardan öncekiler de tıpkı böyle hareket ettiler. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazîfe var ki?


    Adem Uğur : Ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi!


    Ahmed Hulusi : Şirk koşanlar dediler ki: "Eğer Allâh dileseydi biz de atalarımız da O'ndan başka bir şeye tapınmaz ve O'nun dediğinden başka bir şeyi haram etmezdik". . . Kendilerinden öncekiler de işte böyle yapmıştı. . . Rasûllerin görevi, apaçık tebliğden başka ne olabilir?


    Ahmet Tekin : İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşanlar:
    'Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, biz de, babalarımız da onun dışında, kulları durumundakilerden hiçbir şeye tapmazdık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık' dediler. Onlardan öncekiler de böyle sözler söyleyerek bildiklerini okumuşlardı. Rasullere apaçık tebliğden başka bir sorumluluk mu var?


    Ahmet Varol : Ortak koşanlar dediler ki: 'Allah dileseydi ne biz ve ne de atalarımız O'ndan başkasına kulluk ederdik. O'nun (emri) dışında bir şeyi haram kılmazdık.' Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlere düşen apaçık bir tebliğden başka bir şey midir?


    Ali Bulaç : Şirk koşmakta olanlar dediler ki: "Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O'nsuz hiç bir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?


    Ali Fikri Yavuz : Bir de Allah’a ortak koşanlar, (müşrikler) şöyle dediler: “- Allah dileseydi, ne biz, ne de Atalarımız kendisinden başka hiç bir şeye tapmazdık; onun emri dışında hiç bir şeyi haram kılmazdık.” Kendilerinden evvelkiler de böyle yaptılar (peygamberlerinin getirdiklerini inkâr ettiler). Buna karşı Peygamberlerin vazifesi, ancak açık bir tebliğdir.


    Bekir Sadak : Allah'a es kosanlar: «Allah dileseydi O'ndan baska hicbir seye ne biz ve ne de babalarimiz tapardi. O'nun buyrugu olmaksizin hicbir seyi haram kilmazdik» dediler. Kendilerinden oncekiler de boyle yapmisti. Peygamberlere apacik tebligden baska ne vazife duser?


    Celal Yıldırım : Allah'a ortak koşanlar dediler ki: «Eğer Allah dileseydi ne biz. ne de babalarımız O'ndan başkasına tapmazdık ve O'nun buyruğu olmaksızın bir şeyi de haram kılmazdık.» Kendilerinden öncekiler de böyle (söylemiş, böyle) yapmıştı. Peygamber'e düşen, sadece apaçık tebliğdir.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah'a eş koşanlar: 'Allah dileseydi O'ndan başka hiçbir şeye ne biz ve ne de babalarımız tapardı. O'nun buyruğu olmaksızın hiçbir şeyi haram kılmazdık' dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife düşer?


    Diyanet Vakfi : Ortak koşanlar dediler ki: «Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.» Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi!


    Edip Yüksel : Ortak koşanlar, ALLAH dilemeseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka bir şeye tapmaz ve O'nun haram ettiğinden başkasını da haram kılmazdık. Kendilerinden öncekiler de böyle davranmıştı. Elçinin açıkça bildirmekten başka bir görevi mi var?


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir de müşrikler dediler ki: «Allah dileseydi ne biz, ne atalarımız ondan başka hiç bir şey'e tapmazdık ve onsuz hiç bir şey tahrim etmezdik, bunlardan evvelkiler de böyle yaptılar, buna karşı peygamberin vazifesi ancak açık bir tebliğden ibarettir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de müşrikler Allah dileseydi, ne biz, ne de atalarımız, O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri olmadan hiçbir şeyi yasaklamazdık! dediler. Bunlardan öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberin görevi, açık bir tebliğden başka birşey değildir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah'a ortak koşanlar dediler ki: «Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık» Kendilerinden öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık seçik bir tebliğden, ibarettir.


    Fizilal-il Kuran : Allah'a ortak koşanlar «Eğer Allah dileseydi, ne biz ve ne de atalarımız O'nun dışında hiçbir ilaha tapmaz ve O'nun izni olmaksızın hiçbir şeyi yasak saymazdık» derler. Kendilerinden önceki müşrikler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin, ilahi mesajı açıkça duyurmaktan başka bir görevleri mi var ki?


    Gültekin Onan : Şirk koşmakta olanlar dediler ki: "Eğer Tanrı dileseydi O'nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O'nsuz hiç bir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?


    Hasan Basri Çantay : (Allaha) eş tutanlar dediler ki: «Eğer Allah dileseydi ne biz, ne atalarımız kendisinden başka hiç bir şey'e tapmaz, Onsuz (Onun emri olmaksızın) hiç bir şey'i (nefsimize) haram kılmazdık». Kendilerinden evvelkiler de böyle yapdı. Peygamberlerin, üzerinde apaçık tebliğden başka (bir vazîfe) var mıdır?


    Hayrat Neşriyat : Şirk koşanlar ise dedi ki: 'Eğer Allah dileseydi, ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka bir şeye tapmazdık ve O(’nun emri) olmadan hiçbir şeyi haram kılmazdık!' Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. O hâlde peygamberler üzerine apaçık tebliğden başka ne düşer?


    İbni Kesir : Şirk koşanlar dediler ki: Allah dileseydi; ne biz ne de babalarımız O' ndan başka bir şeye tapınırdık. O'nun emri dışında hiç bir şeyi haram kılmazdık. Onlardan öncekiler de şöyle yapmışlardı. Peygambere apaçık tebliğden başka ne düşer?


    Muhammed Esed : Allah'tan başkalarına tanrısal nitelikler yakıştıran kimseler: "Eğer Allah dileseydi," diyorlar, "ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye kulluk etmez, O'nun buyruğu hilafına hiçbir şeyi yasaklamazdık." Onlardan önce gelip geçen (inkarcılar) da tıpkı böyle demişlerdi; peki, bu durumda elçilere, (kendilerine indirilen mesajı) açık açık bildirmekten başka ne düşer?


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve müşrikler dediler ki: «Eğer Allah dilese idi ondan başkasına ne biz ve ne de babalarımız ibadette bulunmazdık ve ne de onsuz birşeyi haram kılmazdık. İşte onlardan evvelkiler de böyle yapmışlardır. Artık peygamberlerin üzerine apaçık tebliğden başka ne vardır?


    Ömer Öngüt : Şirk koşanlar dediler ki: “Eğer Allah dileseydi biz de, atalarımız da O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O'nsuz hiçbir şeyi de haram etmezdik. ” Onlardan öncekiler de aynı şeyi yapmışlardı. Peygamberlere düşen apaçık tebliğ değil midir?


    Şaban Piriş : Şirk koşanlar, “Allah dilemiş olsaydı, O’ndan başka hiç bir şeye ne biz ne de atalarımız kulluk etmezdik. Onun izni olmadan bir şeyi haram kılmazdık.” dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Elçiye düşen açıkça duyurmaktan başka bir şey midir?


    Suat Yıldırım : Bir de müşrikler dediler ki: "Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız, Kendisinden başkasına ibadet etmez. Onun emri olmadan hiçbir şeyi haram kılmazdık."Bunlardan öncekiler de böyle söylemiş, böyle yapmışlardı. O halde, peygamberlere açık bir tebliğden başka bir vazife düşer mi?


    Süleyman Ateş : (Allah'a) ortak koşanlar, "Allâh dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka bir şeye tapmazdık ve O'nsuz hiçbir şeyi harâm kılmazdık!" dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Elçilere düşen, yalnız açıkça tebliğ etmek değil midir?


    Tefhim-ul Kuran : Şirk koşmakta olanlar dediler ki: «Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O'nsuz hiç bir şeyi haram da kılmazdık.» Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde peygamberlere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?


    Ümit Şimşek : Allah'a ortak koşanlar dediler ki: 'Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız Ondan başkasına ibadet etmezdik; Onun izni olmadan da hiçbir şeyi haram kılmazdık.' Daha öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlere düşen, açıkça tebliğ etmekten başka nedir ki?


    Yaşar Nuri Öztürk : Ortak koşanlar dediler ki: "Eğer Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız Allah dışında bir şeye kulluk/ibadet etmez, O'na rağmen hiçbir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resullere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.
     


  16. وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ



    Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).



    1. ve lekad : ve andolsun

    2. beasnâ : biz gönderdik, beas ettik

    3. fî kulli ummetin : bütün ümmetlerin içinde

    4. resûlen : bir resûl

    5. eni'budûllâhe (en i'budû allâhe) : Allah'a kul olmak

    6. vectenibû (ve ictenibû) : ve içtinap edin, sakının

    7. et tâgûte : tagut, şeytan (insan ve cin şeytanlar)

    8. fe min-hum : artık onlardan

    9. men : kim, kimi

    10. hedallâhu (hedâ allâhu) : Allah hidayete erdirdi

    11. ve min-hum : ve onlardan

    12. men : kim, kimi

    13. hakkat : hak oldu, gerçekleşti

    14. aleyhi : onların üzerine

    15. ed dalâletu : dalâlet

    16. fe sîrû : bundan sonra dolaşın, gezin

    17. fî el ardı : yeryüzünde

    18. fanzurû (fe unzurû) : böylece bakın

    19. keyfe : nasıl

    20. kâne : oldu

    21. âkıbetu : akibet, son

    22. el mukezzibîne : yalanlayanlar, tekzib edenler






    İmam İskender Ali Mihr : Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).


    Diyanet İşleri : Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Andolsun ki biz her ümmete, Allah'a kulluk edin ve Şeytan'dan uzaklaşın diye bir peygamber gönderdik; içlerinde, Allah'ın doğru yola sevkettiği de var, sapıklığı hakedeni de. Gezin yeryüzünde de bakın, görün, yalanlayanların sonuçları ne olmuş.


    Adem Uğur : Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!


    Ahmed Hulusi : Andolsun ki, her ümmet içinde: "Allâh'a kulluk edin ve taguttan kaçının!" diye bir Rasûl bâ's ettik. . . Onlardan kimine Allâh hidâyet etti. . . Onlardan kiminin de üzerine dalâlet hak oldu. . . (Hadi) arzda seyredin (gezinin) de yalanlayanların sonu nasıl oldu bakın?


    Ahmet Tekin : Andolsun ki biz:
    'Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslüman olarak Allah’a teslim olun, saygıyla O’na kulluk ve ibadet edin, O’nun şeriatına bağlanın, O’na boyun eğin. Putlaştırılmış, zalim, azgın diktatörlerden, idarelerden, şeytanî güçlerden, tağuttansakınıp uzak durun.' diye emirleri tebliğ etmeleri için her millet içinde özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere bir Rasul görevlendirdik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola sevketme lütfunda bulundu. Onlardan bir kısmı da hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken sana ve Kur’ân’a itibar etmedikleri için, başlarına buyruk hareket ederek hak yoldan uzak yaşamayı, dalâleti, bozuk düzeni, helâki gerekçeli olarak hak ettiler. Yeryüzünde gezerek, Rasulleri yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün, ibret alın.


    Ahmet Varol : Andolsun her ümmet içinde: 'Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan kaçının' diye bir peygamber gönderdik. Onlardan kimini Allah hidayete erdirdi kimine de sapıklık hak oldu. Şöyle yeryüzünde bir dolaşın da yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bakın.


    Ali Bulaç : Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.


    Ali Fikri Yavuz : Celâlim hakakı için, biz, her ümmete; “-Allah’a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının.” diye bir Peygamber gönderdik. Sonra içlerinden bir kısmına Allah hidayet etti, bir kısmının da üzerine sapıklık vacip oldu. Şimdi yeryüzünde bir gezip dolaşın da, bakın ki, Peygamberleri tekzîp edenlerin sonun ne olmuştur?


    Bekir Sadak : And olsun ki, her ummete: «Allah'a kulluk edin, azdiricilardan kacinin» diyen peygamber gondemisizdir. Allah iclerinden kimini dogru yola eristirdi, kimi de sapikligi haketti. Yeryuzunde gezin; peygamberleri yalanlayanlarin sonlarinin nasil oldugunu gorun.


    Celal Yıldırım : And olsun ki, her ümmete, «Allah'a kulluk edip tapın, azdırıp saptırıcılardan kaçının!» diyerek (uyanda bulunan) bir peygamber göndermişizdir. Onlardan kimini Allah doğru yola eriştirdi; kiminin de üzerine sapıklık (damgası vurulması) hak olmuştu. O halde siz yeryüzünde gezip dolaşın da (Hakk'a karşı gelip peygamberleri) yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.


    Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki, her ümmete: 'Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının' diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunugörün.


    Diyanet Vakfi : Andolsun ki biz, «Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının» diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!


    Edip Yüksel : Her bir toplum içinde, 'ALLAH'a kulluk edin ve putperestlikten sakının,' diyen bir elçi gönderdik. Onlardan kimine ALLAH yol gösterdi, kimi de sapıklıkta kalmağa mahkum oldu. Yeryüzünü dolaşın ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna dikkat edin.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Celâlim hakkı için biz, her ümmette «Allaha ibadet edin ve Tâguttan ictinab eyleyin» diye bir Resul ba'settik, sonra içlerinden kimine Allah hidayet nasîb etti, kiminin de üzerine dalâlet hakkoldu, şimdi yeryüzünde bir gezin de bakın peygamberleri tekzib edenlerin akibeti nasıl oldu?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Andolsun ki: Biz, her ümmete: «Allah'a kulluk edin ve Tağuttan sakının!» diye uyaran bir peygamber gönderdik. Sonra içlerinden kimine Allah hidayet nasip etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde bir dolaşın da peygamberlere yalancı diyenlerin sonunun ne olduğunu görün!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Andolsun ki biz her ümmete, «Allah'a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının.» diye bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yeryüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?


    Fizilal-il Kuran : Biz her millete «Allah'a kulluk ediniz, tağuta (şeytana) tapmaktan sakınınız» diyen bir peygamber gönderdik. Kimini Allah doğru yola iletti, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde geziniz de peygamberlerini yalanlayanların sonunun ne olduğunu görünüz.


    Gültekin Onan : Andolsun, biz her ümmete: "Tanrı'ya kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Tanrı hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.


    Hasan Basri Çantay : Andolsun ki biz her ümmete: «Allaha kulluk edin, putlar (a tapmak) dan kaçının» diye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir. Sonra Allah içlerinden kimine hidâyet vermiş, kiminin üzerine de sapıklık hak olmuşdur. Şimdi yer yüzünde gezinin de (peygamberlerini) tekzîb edenlerin sonu nice oldu, görün.


    Hayrat Neşriyat : And olsun ki, her ümmet içinde: 'Allah’a kulluk edin ve tâğuttan (Allah’ın yerine tutacağınız herşeyden) kaçının!' diye (kendilerine nasîhat etmesi için) bir peygamber gönderdik. Artık onlardan bir kısmını (hikmetine binâen kendi lütfuyla) Allah hidâyete erdirdi, bir kısmına da (inkârları yüzünden) dalâlet hak oldu. Öyleyse yeryüzünde bir dolaşın da (peygamberlerimizi) yalanlayanların âkıbeti nasıl olmuş bakın!


    İbni Kesir : Andolsun ki; her ümmete: Allah'a ibadet edin ve putlardan kaçının, diye peygamberler göndermişizdir. Allah, içlerinden kimini hidayete erdirdi. Kimi de sapıklığı hak etti. Şimdi yeryüzünde gezin de; peygamberleri yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün.


    Muhammed Esed : Gerçek şu ki, Biz her toplumun içinden, "Allah'a kulluk edin, şer güçlerden kaçının!" (mesajıyla gönderdiğimiz) bir elçi çıkardık. O (geçmiş nesil)lerden bir kısmını Allah hidayetiyle doğru yola yöneltti; bir kısmı da sapıklık içinde bırakılmaya müstehak oldular: O halde, şimdi, yeryüzünde dolaşın ve hakkı yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Andolsun ki, her ümmete, «Allah'a ibadet ediniz ve şeytandan kaçınınız,» diye bir peygamber göndermişizdir. Artık o ümmetlerden bir kısmına Allah hidâyet etmiştir ve onlardan bir kısmının üzerine de dalâlet tahakkuk eylemiştir. İmdi yeryüzünde yürüyünüz de bakınız ki, tekzîp edenlerin akıbetleri nasıl olmuştur.


    Ömer Öngüt : Andolsun ki biz her ümmete: “Allah'a ibadet edin, Tâğut'tan sakının!” diye bir peygamber gönderdik. İçlerinden kimine Allah hidayet etti, kimine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezin de, yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!


    Şaban Piriş : -Allah’a kulluk edin ve tağuttan sakının, diye her topluma bir elçi gönderdik. Böylece, onların içinden kendilerine Allah’ın yol gösterdiği de vardır. Sapıklığı hak edenler de vardır. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir bakın!


    Suat Yıldırım : Biz her millete bir peygamber gönderdik. O da "Allah’a ibadet edin, tağuttan uzak durun!" dedi. Sonra onlardan bir kısmına Allah hidâyet nasib etti, bir kısmı hakkında da sapacaklarına dair hüküm kesinleşti. İşte gezin dolaşın dünyayı da peygamberleri yalancı sayanların âkıbetlerinin ne olduğunu görün!


    Süleyman Ateş : Andolsun biz, her millet içinde: "Allah'a kulluk edin, şeytân(a tapmak)dan kaçının" diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allâh hidâyet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!


    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, biz her ümmete: «Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının» (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.


    Ümit Şimşek : Biz her ümmetin içinden, 'Allah'a kulluk edin, tâğuttan sakının' diyen bir peygamber gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet verdi; kimi de sapıklığı hak etti. Yeryüzünde gezin de, peygamberlerini yalanlayanların sonu nasıl olmuş, bakın.


    Yaşar Nuri Öztürk : Andolsun, biz her ümmette şöyle tebliğ yapan bir resul görevlendirdik: "Allah'a kulluk/ibadet edin, tâğutttan kaçının. Sonra bunlardan kimine Allah kılavuzluk etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün.
     


  17. إِن تَحْرِصْ عَلَى هُدَاهُمْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي مَن يُضِلُّ وَمَا لَهُم مِّن نَّاصِرِينَ



    İn tahris alâ hudâhum fe innallâhe lâ yehdî men yudıllu ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).



    1. in tahrıs : sen çok istesen, haris olsan

    2. alâ : üzerine, e

    3. hudâ-hum : onların hidayeti

    4. fe : artık, bundan sonra, buna rağmen

    5. innallâhe (inne allâhe) : muhakkak Allah

    6. lâ yehdî : hidayete erdirmez

    7. men : kimse

    8. yudıllu : dalâlette bırakır

    9. ve mâ : ve yoktur

    10. lehum : onlara, onlar için

    11. min nâsırîne : bir yardımcı






    İmam İskender Ali Mihr : Sen, onların hidayete ermesini çok istemene rağmen muhakkak ki Allah, dalâlette bıraktığı kimseyi (onlar Allah'a ula؛mayı dilemedikçe) hidayete erdirmez. Ve onlar için bir yardımcı da yoktur.


    Diyanet İ؛leri : Sen onların doğru yola eri؛melerine a؛ırı istek gِstersen de ؛üphesiz Allah saptırdığı kimseyi doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da yoktur.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Onları doğru yola sevketmek için üstlerine dü؛tükçe dü؛sen de ؛üphe yok ki Allah, sapıklığı kabul edeni doğru yola getirmez ve onlara bir tek yardımcı da yoktur.


    Adem Uğur : (Resûlüm!) Sen, onlar‎n hidayete ermelerine çok dü‏künlük gِstersen de bil ki Allah, sapt‎rd‎ً‎ kimseyi (dilemezse) hidayete erdirmez. Onlar‎n yard‎mc‎lar‎ da yoktur.


    Ahmed Hulusi : Onlar‎n hakikate ermeleri için h‎rs yapsan da; Allâh, sapt‎rd‎ً‎ kimseyi hakikate erdirmez! Onlar‎n hiçbir yard‎mc‎lar‎ yoktur.


    Ahmet Tekin : Sen, kâfirlerin hidayete ermelerini, hak yolda olmalar‎n‎ ne kadar istesen de, hak yoldan uzakla‏malar‎na, dalâleti tercihlerine ِzgürlük tan‎d‎ً‎ ak‎ll‎ ve sorumlu varl‎klar‎ Allah, doًru yola sevketme lütfunda bulunmaz. Onlar‎n yard‎m edenleri de yoktur.


    Ahmet Varol : Sen onlar‎n hidayete ermelerini çok arzulasan da Allah sapt‎rd‎ً‎n‎ hidayete eri‏tirmez. Onlar‎n yard‎mc‎lar‎ da olmaz.


    Ali Bulaç : Sen, onlar‎n hidayet bulmalar‎n‎ ne kadar tutkuyla istesen de, Allah, ‏üphesiz sapt‎rd‎ً‎na hidayet vermez, onlar için yard‎m edecek yoktur.


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Rasûlüm) sen, o kâfirlerin hidayet bulmalar‎na çok istekli isen (de çare yok), her halde Allah dalâlette b‎rakacaً‎ kimselere hidayet vermez. Onlar‎n hiç bir yard‎mc‎s‎ da yoktur.


    Bekir Sadak : Onlarin dogru yolda olmalarina ne kadar ozensen, yine de Allah, saptirdigini dogru yola iletmez. Onlarin yardimcilari da olmaz.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Sen onlar‎n doًru yola eri‏melerini ne kadar çok arzu etsen, yine de Allah sapt‎racaً‎n‎ doًru yola iletmez ve onlara yard‎mc‎lar da yoktur.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Onlar‎n doًru yolda olmalar‎na ne kadar ِzensen, yine de Allah, sapt‎rd‎ً‎n‎ doًru yola iletmez. Onlar‎n yard‎mc‎lar‎ da olmaz.


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Sen, onlar‎n hidayete ermelerine çok dü‏künlük gِstersen de bil ki Allah, sapt‎rd‎ً‎ kimseyi (dilemezse) hidayete erdirmez. Onlar‎n yard‎mc‎lar‎ da yoktur.


    Edip Yüksel : Doًruyu bulmalar‎ için ne kadar uًra‏san da, ALLAH sapt‎rd‎ً‎n‎ doًruya ula‏t‎rmaz. Onlar‎n bir yard‎mc‎s‎ da olmaz.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Sen onlar‎n hidayet bulmalar‎na harîs isen her halde Allah dalâlette b‎rakacaً‎ kimselere hidayet vermez, onlar‎n yard‎mc‎lar‎ da yoktur


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Sen onlar‎n doًru yolu bulmalar‎n‎ a‏‎r‎ derecede istesen de kesinlikle Allah, sap‎kl‎kta b‎rakacaً‎ kimseleri doًru yola eri‏tirmez; Onlar‎n yard‎mc‎lar‎ da yoktur.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : (Ey Muhammed!) Sen o kâfirlerin hidayete ermelerini ne kadar istesen de Allah, sapt‎rd‎ً‎ kimseyi hidayete erdirmez. Onlar‎n hiçbir yard‎mc‎s‎ da yoktur.


    Fizilal-il Kuran : Ey Muhammed, sen onlar‎n doًru yola gelmelerini ne kadar ‎srarla istesen de Allah, sapt‎rd‎ً‎ kimseleri kesinlikle doًru yola iletmez. Onlar hiçbir yard‎mc‎ bulamazlar.


    Gültekin Onan : Sen, onlar‎n hidayet bulmalar‎n‎ ne kadar tutkuyla istesen de, Tanr‎, ‏üphesiz sapt‎rd‎ً‎na hidayet vermez, onlar için yard‎m edecek yoktur.


    Hasan Basri اantay : (Habîbim) sen onlar‎n hidâyet bulmalar‎na (ne kadar) h‎rs gِstersen ‏übhe yok ki Allah dalâletde b‎rakacaً‎ kimselere (bu) hidâyet (i) nas‎yb etmez. Onlar‎n (azâblar‎n‎ ِnleyecek) bir yard‎mc‎lar‎ da yokdur.


    Hayrat Ne‏riyat : (Habîbim, yâ Muhammed!) Onlar‎n hidâyete ermelerine ne kadar h‎rs gِstersen de, ‏übhesiz ki Allah, (hak ettiklerinden dolay‎) dalâlete att‎ً‎ kimseleri hidâyete erdirmez; onlar için hiçbir yard‎mc‎ da yoktur!


    فbni Kesir : Onlar‎n hidayeti bulmalar‎na ne kadar h‎rs gِstersen; muhakkak ki Allah dalalete sapan‎ hidayete erdirmez. Ve onlar‎n yard‎mc‎lar‎ da yoktur.


    Muhammed Esed : فmdi, sen (o hakk‎ inkarda ‎srarl‎ olanlar‎n) doًru yola eri‏melerini tutkuyla istesen de, (bil ki,) Allah, sap‎kl‎k içinde kalmalar‎na hükmettiًi kimseleri doًru yola eri‏tirmez; ve bِyleleri (K‎yamet Günü'nde) kendilerine yard‎mc‎ da bulamayacaklard‎r.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Sen onlar‎n hidâyet bulmalar‎na haris olsan da (faidesizdir). اünkü Allah Teâlâ dalâlete dü‏ürdüًüne hidâyet etmez ve onlar için yard‎mc‎lardan bir kimse de yoktur.


    ضmer ضngüt : Sen onlar‎n hidayete ermelerini ne kadar istesen de ‏üphesiz ki Allah, sapt‎rd‎ً‎ kimseleri hidayete erdirmez ve onlar‎n yard‎mc‎lar‎ da yoktur.


    قaban Piri‏ : Sen, onlar‎n doًru yola girmelerini çok arzu etsen de Allah sapt‎r‎c‎lara yol gِstermez. Onlar‎n hiç bir yard‎mc‎s‎ da yoktur.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Sen onlar‎n hidâyete gelmelerine ne kadar dü‏kün olsan da, ‏unu bil ki: Allah dalâlette b‎rakt‎ً‎ kimselere hidâyet vermez. Onlara yard‎m eden de bulunmaz.


    Süleyman Ate‏ : (Ey Muhammed) Sen onlar‎n yola gelmelerini ne kadar istesen de Allâh ‏a‏‎rtt‎ً‎n‎ yola getirmez ve onlar‎n yard‎mc‎lar‎ da olmaz!


    Tefhim-ul Kuran : Sen, onlar‎n hidayet bulmalar‎n‎ ne kadar tutkuyla istesen de, Allah, ‏üphesiz sapt‎rd‎ً‎na hidayet vermez, onlar için yard‎m edecek yoktur.


    ـmit قim‏ek : Sen onlar‎n hidayetlerine dü‏kün olsan da, Allah sapt‎rd‎ً‎na hidayet vermez; onlar‎n bir yard‎mc‎s‎ da olmaz.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Sen onlar‎n iyiye ve doًruya ula‏malar‎n‎ tutkuyla istesen de Allah, sapt‎rd‎ً‎na yol gِstermez. Hiçbir yard‎mc‎lar‎ da olmaz onlar‎n.
     


  18. وَأَقْسَمُواْ بِاللّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لاَ يَبْعَثُ اللّهُ مَن يَمُوتُ بَلَى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ



    Ve aksemû billâhi cehde eymânihim lâ yeb’asullâhu men yemût(yemûtu), belâ va’den aleyhi hakkan ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).



    1. ve aksemû : ve yemin ettiler, kasem ettiler

    2. billâhi (bi allâhi) : Allah'a

    3. cehde : en kuvvetli şekilde

    4. eymâni-him : yeminleri

    5. lâ yeb'asullâhu : Allah yeniden diriltmez (beas etmez)

    6. men yemûtu : ölen kimseyi

    7. belâ : hayır (bilâkis), öyle değil

    8. va'den : bir vaad

    9. aleyhi : onun üzerinde

    10. hakkan : hak olarak

    11. ve lâkinne : ve lâkin, fakat, ama

    12. eksere en nâsi : insanların çoğu

    13. lâ ya'lemûne : bilmezler





    İmam İskender Ali Mihr : Ve “Kim ölürse Allah, onu beas etmez (yeniden diriltmez).” diye en kuvvetli yeminleri ile Allah'a kasem ettiler. Hayır, (öyle değil). Bu, O'nun (Allah'ın) üzerinde hak bir vaaddir. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler.


    Diyanet İşleri : Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlar, Allah'a kesin olarak ant içtiler de Allah dediler, ölen kişiyi tekrar diriltmez. Evet, diriltecek, bir vaittir bu ki gerçektir ve yerine getirecektir onu, fakat insanların çoğu bilmez.


    Adem Uğur : Onlar: "Allah ölen bir kimseyi diriltmez" diye olanca güçleriyle Allah'a and içtiler. Aksine, bu O'nun bizzat kendisine karşı gerçek bir vâdidir. Fakat insanların çoğu bilmez.


    Ahmed Hulusi : (Onlar) en ağır yeminleri ile: "Allâh, ölen kimseyi bâ'setmez" diye Allâh adına yemin ettiler. . . Hayır, O'nun üzerine hak bir vaattir (ki ölen, vefatın hemen sonraki anında bâ'solacaktır ölümü tatmış olarak)! Fakat insanların çoğunluğu bilmezler.


    Ahmet Tekin : Onlar:
    'Allah ölen bir kimseyi diriltmez' diye, peşpeşe Allah’a büyük yeminler ettiler. Elbette diriltecek. Bu Allah’ın kesinkes gerçekleştireceği vadidir. Fakat insanların çoğu diriltileceklerini bilmiyorlar.


    Ahmet Varol : En kuvvetli yeminleriyle: 'Allah öleni diriltmez' diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu O'nun üzerine gerçek bir vaaddir. Ancak insanların çoğu bilmezler.


    Ali Bulaç : Olanca yeminleriyle: "Öleni Allah diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler.


    Ali Fikri Yavuz : Onlar: “- Allah, ölen kimseyi diriltmez.” diye en kuvvetli yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, Allah üzerine gerçekleşen bir vaaddir; fakat insanların çoğu bilmezler.


    Bekir Sadak : (38-39) len kimseyi Allah'in diriltmeyecegi uzerine butun gucleriyle Allah'a yemin ederler. Hayir; oyle degil, ayriliga dustukleri seyi onlara aciklamayi , inkar edenlerin kendilerinin yalanci olduklarini bileceklerini, Allah gercekten vadetmistir, fakat insanlarin cogu bilmezler.


    Celal Yıldırım : «Allah, ölen kimseyi tekrar diriltip kaldırmaz» diyerek olanca yeminleriyle Allah ile yemin ettiler. Hayır, bu, Allah üzerine hak bir va'ddir; ne var ki insanların çoğu bilmezler.


    Diyanet İşleri (eski) : (38-39) Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.


    Diyanet Vakfi : Onlar: «Allah ölen bir kimseyi diriltmez» diye olanca güçleriyle Allah'a and içtiler. Aksine, bu O'nun bizzat kendisine karşı gerçek bir vâdidir. Fakat insanların çoğu bilmez.


    Edip Yüksel : 'ALLAH ölmüş olanı diriltmez diye tüm güçleriyle ALLAH'a yemin ederler. Hayır, O'nun verdiği gerçek bir sözdür o. Ancak insanların çoğu bunu bilmiyor.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Allah ölen kimseyi ba'setmez diye olanca yeminleriyle Allaha kasem de ettiler, hayır ba’sedecek bu onun taahhüd buyurduğu hak bir va'd ve lâkin nâsın ekserisi bilmezler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlar: «Allah, ölen kimseyi diriltmez.» diye olanca yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, dirilecektir, bu O'nun taahüt ettiği gerçek bir va'ddir; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kâfirler, «Allah ölen kimseyi diriltmez.» diye en kuvvetli yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, Allah'ın kendisine karşı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.


    Fizilal-il Kuran : Onlar en pekiştirici ifadeleri kullanarak «Allah, ölüleri yeniden diriltmez» diye yemin ettiler. Hayır, öyle değil. Ölüleri diriltmek, Allah'ın üstlendiği kesin bir vaaddir. Fakat çoğu insanlar bunu bilmezler.


    Gültekin Onan : Olanca yeminleriyle: "Öleni Tanrı diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaaddir, ancak insanların çoğu bilmezler.


    Hasan Basri Çantay : Onlar: «Ölecek kimseyi Allah diriltmez» diye olanca yemînleriyle Allaha andetdiler. Hayır, bu Onun üzerinde hak bir vad'dir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.


    Hayrat Neşriyat : Hâlbuki (onlar): 'Allah, ölen kimseyi diriltmez!' diye bütün güçleriyle Allah’a yemîn ettiler. Hayır! (Onlar diriltileceklerdir! Bu,) O’nun üzerine hak bir va'ddir; fakat insanların çoğu bilmezler.


    İbni Kesir : Onlar: Ölen kimseyi Allah diriltmez, diye olanca güçleriyle yemin ettiler. Hayır öyle değil. Bu, O'nun dosdoğru bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bilmezler.


    Muhammed Esed : Üstelik, bunlar en ciddi yeminlerle, Allah'ın ismini anarak, "Allah ölüyü asla diriltmeyecektir!" diye and içiyorlar. Hayır, gerçekten bu O'nun, gerçekleşmesini kendi üzerine aldığı bir vaaddir; ne var ki, insanların çoğu bunu bilmez.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Allah'a olanca yeminleriyle yemin ettiler ki: «Allah ölecek bir kimseyi (diriltmeyecektir). Hayır. Bu (diriltmek) O'nun üzerine hak olan bir vaaddir. Velâkin nâsın ekserisi bilmezler.


    Ömer Öngüt : Onlar bütün güçleriyle: “Allah ölen kimseyi tekrar diriltmez. ” diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, öyle değil! Bu, O'nun hak olarak verdiği bir sözdür. Fakat insanların çoğu bilmezler.


    Şaban Piriş : Allah’ın ölen bir kimseyi yeniden diriltmeyeceğine tüm güçleri ile Allah adına yemin ettiler. Hayır, verilmiş bir söz olarak o gerçektir. Fakat, insanların çoğu bilmiyor.


    Suat Yıldırım : Onlar var güçleriyle yemin ederek: "Allah, ölen kimseyi diriltmez!" dediler. Hayır, diriltecek! Bu O’nun verdiği kesin bir sözdür, fakat insanların ekserisi bunu bilmezler.


    Süleyman Ateş : (Onlar), yeminlerinin bütün şiddetiyle: "Allâh ölen kimseyi diriltmez!" diye Allah'a yemin ettiler. Hayır diriltecektir, bu, O'nun gerçek olarak verdiği sözdür. Ama insanların çoğu bilmezler.


    Tefhim-ul Kuran : Olanca yeminleriyle: «Öleni Allah diriltmez» diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler.


    Ümit Şimşek : Bir de 'Öleni Allah diriltmez' diye, var güçleriyle Allah adına yemin ettiler. Elbette diriltir. Onun vaadi haktır; lâkin insanların çoğu bilmez.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yeminlerinin tüm gücüyle, "Allah ölen kimseyi diriltmez" diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, öyle değil. Öleni diriltmek O'nun üzerinde hak bir vaattır, fakat insanların çokları bilmezler.
     


  19. يُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُواْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَاذِبِينَ



    Li yubeyyine lehumullezî yahtelifûne fîhi ve li ya’lemellezîne keferû ennehum kânû kâzibîn(kâzibîne).



    1. li yubeyyine : açıklaması, bildirmesi için

    2. lehum : onlara

    3. ellezî yahtelifûne : onlar ihtilâfa düşerler

    4. fî-hi : orada, onun hakkında

    5. ve li ya'leme : ve bilmesi için

    6. ellezîne keferû : inkâr eden kimseler, kâfirler

    7. enne-hum : muhakkak onların olduğunu

    8. kânû : oldular

    9. kâzibîne : yalancılar






    İmam İskender Ali Mihr : (Bu diriltme) hakkında ihtilâfa düştükleri şeyin, onlara beyan edilmesi (açıklanması) için ve inkâr edenlerin (kâfirlerin), kendilerinin şüphesiz (kesinlikle) yalancı olduklarını bilmeleri içindir.


    Diyanet İşleri : (Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kâfir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler!


    Abdulbaki Gölpınarlı : İhtilâf ettikleri şeylerin kendilerince apaçık anlaşılması için ve kâfir olanların, yalancı olduklarını bilmeleri için diriltecek onları.


    Adem Uğur : Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklaması ve kâfir olanların da kendilerinin yalancılar olduklarını bilmeleri için (Allah onları diriltecek).


    Ahmed Hulusi : Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi kendilerine açıklasın ve hakikat bilgisini inkâr edenler kendilerinin yalancılar olduklarını bilsin diye (her ölümü tadanı bâ'sedecektir).


    Ahmet Tekin : Kâfirlerin ihtilâf konusu yaptıkları diriltilme, sevap, ceza, cennet, cehennem gibi dinin getirdiği bilgileri, kendilerine, açıkça göstermesi ve kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, kendilerinin yalancı olduklarını bilmeleri için Allah ölüleri diriltecek.


    Ahmet Varol : Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklamak ve inkâr edenlerin de yalancı olduklarını bilmeleri için (diriltecektir).


    Ali Bulaç : Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve inkâr edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir).


    Ali Fikri Yavuz : Allah, öldükten sonra diriltecek ki, o kâfirlere ihtilâf ettikleri, (kabul etmedikleri) din işlerini beyan etsin ve bunu inkâr edenler, kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.


    Bekir Sadak : (38-39) len kimseyi Allah'in diriltmeyecegi uzerine butun gucleriyle Allah'a yemin ederler. Hayir; oyle degil, ayriliga dustukleri seyi onlara aciklamayi , inkar edenlerin kendilerinin yalanci olduklarini bileceklerini, Allah gercekten vadetmistir, fakat insanlarin cogu bilmezler.


    Celal Yıldırım : (Diriltip kaldıracak) ki, onlara, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi açıklasın; inkâr edenlerin de kendilerinin yalancılar olduklarını bilsinler.


    Diyanet İşleri (eski) : (38-39) Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.


    Diyanet Vakfi : Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklaması ve kâfir olanların da kendilerinin yalancılar olduklarını bilmeleri için (Allah onları diriltecek).


    Edip Yüksel : Anlaşmazlığa düştükleri konuları onlara açıklasın ve kafirler de kendilerinin yalancı olduğunu öğrensin.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ba'sedecek ki onlara ıhtilâf ettikleri hakkı anlatsın ve onu inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah, hakkında görüş ayrılığına düştükleri gerçeği kendilerine anlatması ve inkar edenlerin de kendilerinin yalancı olduklarını bilmeleri için, onları dirilecektir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah ölüleri diriltecek ki, o kâfirlerin, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıkça göstersin ve bunu inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.


    Fizilal-il Kuran : İnsanlar arasındaki tartışmalı konular Allah tarafından açıklığa kavuşturulsun ve kâfirler, yalan söylediklerini öğrensinler diye ölüler tekrar diriltilecektir.


    Gültekin Onan : Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve küfredenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir).


    Hasan Basri Çantay : (Allah diriltecek) onlara hakkında ihtilâf edegeldiklerini açıklasın, küfr (ve inkâr) edenler de kendilerinin ne yalancı kimseler idiklerini bilsin (ler) diye.


    Hayrat Neşriyat : (Diriltilecekler) ki, onlara hakkında ihtilâf eder oldukları şeyi açıklasın ve inkâr edenler kendilerinin gerçekten yalancı kimseler olduklarını bilsin(ler)!


    İbni Kesir : Üzerinde ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklasın ve küfredenler gerçekten yalancı olduklarını bilsinler diye, diriltecektir.


    Muhammed Esed : (Oysa, Allah ölüleri diriltecektir) ki, üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeği onlara bütün açıklığıyla göstersin ve o hakkı inkara kalkışanlar da kendilerinin yalancı olduklarını görüp de anlayabilsinler.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Evet. Cenâb-ı Hak ölüleri diriltecektir ki onlara kendisinde ihtilâf ettikleri şeyi açıklasın ve kâfir olanlar da kendilerinin hakikaten ne yalancı kimseler olmuş olduklarını bilsinler.


    Ömer Öngüt : Hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve kâfir olanların da gerçekten yalancı olduklarını bilmeleri için (onları diriltecektir).


    Şaban Piriş : (Bu diriliş,) Hakkında ayrılığa düştükleri şeyi açıklamak ve kafirlerin yalancı olduklarını ortaya çıkarmak içindir.


    Suat Yıldırım : Diriltecek ki hakkında ihtilaf ettikleri o ba’s, o diriliş gerçeğini meydana çıkarsın ve bunu inkâr edenler de kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.


    Süleyman Ateş : (Diriltecektir ki) Hakkında ihtilâf ettikleri gerçeği onlara açıklasın ve inkâr edenler de yalancı olduklarını bilsinler.


    Tefhim-ul Kuran : Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve küfre sapanların kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir)


    Ümit Şimşek : Allah ölüleri diriltir-tâ ki hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeyi böylece onlara açıklasın; inkâr edenler de yalancılıklarını bilsinler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Diriltecek ki, onlara, ihtilafa düştükleri şeyi açık seçik göstersin ve küfre sapanlar kendilerinin yalancılar olduğunu bilsinler.
     


  20. إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَن نَّقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ



    İnnemâ kavlunâ li ؛ey’in izâ erednâhu en nekûle lehu kun fe yekûn(yekûnu).



    1. innemâ : ancak, sadece, yaln‎z

    2. kavlu-nâ : bizim sِzümüz

    3. li ‏ey'in : bir ‏ey için

    4. izâ : olduًu zaman

    5. erednâ-hu : biz onu istedik

    6. en nekûle : bizim dememiz

    7. lehu : ona

    8. kun : ol

    9. fe yekûnu : bِylece, o hemen olur






    فmam فskender Ali Mihr : Bir ‏eyin (olmas‎n‎) istediًimiz zaman Bizim sِzümüz, ona sadece: “Ol!” dememizdir. O, hemen olur.


    Diyanet ف‏leri : Biz bir ‏eyin olmas‎n‎ istediًimiz zaman sِzümüz sadece, ona, “ol” dememizdir. O da hemen oluverir.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Sِzümüz budur ancak, bir‏eyin olmas‎n‎ diledik mi ona ol deriz, derhal olur.


    Adem Uًur : Biz, bir ‏eyin olmas‎n‎ istediًimiz zaman, ona (sِyleyecek) sِzümüz sadece "Ol" dememizdir. Hemen oluverir.


    Ahmed Hulusi : Bir ‏eyi (olmas‎n‎) irade ettiًimizde kavlimiz ona yaln‎zca: "Ol" dememizdir. . . (Art‎k) o olur!


    Ahmet Tekin : Biz bir ‏eyin olmas‎n‎ istediًimiz zaman, onun için sِyleyecek sِzümüz sadece:
    'Ol' demekten ibarettir. O hemen oluverir.


    Ahmet Varol : Bir ‏eyi(n olmas‎n‎) istediًimizde ona sِzümüz sadece: 'Ol' dememizdir. O da hemen oluverir.


    Ali Bulaç : Onu istediًimizde herhangi bir ‏ey için sِzümüz, ona yaln‎zca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir.


    Ali Fikri Yavuz : Biz de bir ‏eyi dilediًimiz zaman, ona sِzümüz sadece ‏ِyle dememizdir: “- Ol” , o da hemen oluverir.


    Bekir Sadak : Bir seyin olmasini istedigimiz zaman sozumuz sadece ona «Ol» dememizdir ve hemen olur. *


    Celal Y‎ld‎r‎m : Biz bir ‏eyin olmas‎n‎ dilediًimiz zaman, sِzümüz ona sadece «ol!» dememizdir; o da hemen oluverir.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Bir ‏eyin olmas‎n‎ istediًimiz zaman sِzümüz sadece ona 'Ol' dememizdir ve hemen olur.


    Diyanet Vakfi : Biz, bir ‏eyin olmas‎n‎ istediًimiz zaman, ona (sِyleyecek) sِzümüz sadece «Ol» dememizdir. Hemen oluverir.


    Edip Yüksel : Bir ‏eyin olmas‎n‎ istediًimiz zaman ona sadece 'Ol,' deriz ve o da olur.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Bizim herhangi bir‏ey için sِzümüz, onu murad ettiًimiz zaman, sade ona ‏ِyle dememizdir: «Ol» hemen oluverir


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Bizim, herhangi bir‏ey için sِzümüz onu murat ettiًimiz zaman, yaln‎zca ona: «Ol!» dememizdir. O da hemen oluverir.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Biz bir ‏eyi dilediًimiz zaman, ona sِzümüz sadece «ol» dememizdir. O da hemen oluverir.


    Fizilal-il Kuran : Biz bir ‏eyin olmas‎n‎ isteyince sِyleyeceًimiz tek sِz ona «ol» dememizdir, o da hemen oluverir.


    Gültekin Onan : Onu istediًimizde herhangi bir‏ey için sِzümüz, ona yaln‎zca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir.


    Hasan Basri اantay : Bir ‏ey'i (n olmas‎n‎) dilediًimiz zaman sِzümüz ancak ona «Ol» dememizden ibâretdir. O da derhal oluverir.


    Hayrat Ne‏riyat : Bir ‏eye sِzümüz, onu(n olmas‎n‎) dilediًimizde, kendisine sâdece 'Ol!' dememizdir ki (o da) hemen oluverir.


    فbni Kesir : Bir ‏eyin olmas‎n‎ istediًimiz zaman ona, sِzümüz sadece; ol, demektir ve o, hemen oluverir.


    Muhammed Esed : Biz, ne zaman bir ‏eyin olmas‎n‎ istesek, ona sadece "Ol!" deriz ve o (‏ey hemen) oluverir.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Bizim bir ‏eye sِzümüz, onu dilediًimiz zaman ona «Ol» dememizden ibarettir ki, o da hemen oluverir.


    ضmer ضngüt : Biz bir ‏eyin olmas‎n‎ dilediًimiz zaman, sِzümüz ona ancak: “Ol!” dememizden ibarettir. O da derhal oluverir.


    قaban Piri‏ : Biz bir ‏eyi dilediًimiz zaman ona sِzümüz sadece “ol!” demektir. O da hemen oluverir.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Biz herhangi bir ‏eyin olmas‎n‎ istediًimizde, sadece "Ol!" deriz, o da hemen oluverir.


    Süleyman Ate‏ : Biz bir ‏eyi(n olmas‎n‎) istediًimiz zaman, sِyleyeceًimiz sِz, sadece ona "ol" dememizdir, derhal oluverir.


    Tefhim-ul Kuran : Onu istediًimizde herhangi bir ‏ey için sِzümüz, ona yaln‎zca «Ol» demekten ibarettir; o da hemen oluverir.


    ـmit قim‏ek : Biz bir‏eyi murad ettiًimizde, sِzümüz 'Ol' demekten ibarettir; o da oluverir.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Biz bir‏eyi dilediًimizde, onun hakk‎nda sِyleyeceًimiz sِz, "Ol!" demekten ibarettir; o hemen oluverir.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş