Kuran-ı Kerim NAHL Suresi Türkçe Meali açıklaması, Kuranı Kerim Nahl suresiyleilgili açıklamalar, Na

goktepeli26 4 Haz 2013



  1. أَتَى أَمْرُ اللّهِ فَلاَ تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






    Etâ emrullâhi fe lâ testa’cilûh(testa’cilûhu), subhânehu ve teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).




    1. etâ : geldi

    2. emru allâhi : Allah'ın emri

    3. fe : o halde, artık

    4. lâ testa'cilû-hu : onu acele istemeyin

    5. subhâne-hu
    (sebbehu subhane-hu) : onu tenzih edin
    : (onu şanına yakışır şekilde tesbih edin)

    6. ve teâlâ : ve yücedir, alâdır

    7. ammâ (an mâ) : şeylerden

    8. yuşrikûne : şirk koşuyorlar





    İmam İskender Ali Mihr : Allah'ın emri geldi. Artık onda (onun muhtevasının gerçekleşmesinde) acele etmeyin. O'nu tenzih edin. Ve O, şirk koşulan şeylerden Yüce'dir.


    Diyanet İşleri : Allah’ın emri gelecektir. Artık onun acele gelmesini istemeyin. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Allah'ın emri gelip çatmada, sakın hemencecik gelmesini istemeyin. O, müşriklerin şirk koştuklarından münezzehtir ve yücedir.


    Adem Uğur : Allah'ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.


    Ahmed Hulusi : Allâh hükmü gelmiştir; (görmeniz için) aceleye gerek yok! O, onların şirk koştuklarından Subhan'dır, Âli'dir.


    Ahmet Tekin : Allah’ın planı, Peygamberine yardımı, kâfirlere tehdidi gerçekleşiyor. Sakın bunları acele istemeyin. Allah onların, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında kendisine ortak koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.


    Ahmet Varol : Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin. Allah onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.


    Ali Bulaç : Allah'ın emri geldi, artık onda acele etmeyin. O (Allah), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.


    Ali Fikri Yavuz : Allah’ın emri geldi (müminlerin zaferi, müşriklerin de felâket vakti gelmek üzeredir), sakın onu acele edip istemeyiniz. Allah, o müşriklerin koştukları ortaklardan münezzehtir, çok yücedir.


    Bekir Sadak : Allah'in buyrugu gelecektir; acele gelmesini istemeyin, Allah, ortak kostuklari seylerden munezzehtir, yucedir.


    Celal Yıldırım : Allah'ın emri geldi (gelmek üzeredir). Artık onu acele istemeyin. Allah onların ortak koştuklarından pâk ve münezzehtir.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah'ın buyruğu gelecektir; acele gelmesini istemeyin, Allah, ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.


    Diyanet Vakfi : Allah'ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.


    Edip Yüksel : ALLAH'ın emri gelmiş bulunuyor, öyleyse acele etme. Onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Allahın emri geldi, sakın onu isti'cal etmeyin, o sübhan onların şirklerinden münezzeh, yüksek çok yüksek


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah'ın emri geldi, sakın onun gelmesini çabuklaştırmak istemeyin. O, kendisine ortak koştukları şeylerden münezzeh, yüksek, çok yüksektir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah'ın emri geldi, sakın onu acele edip istemeyiniz. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir.


    Fizilal-il Kuran : Allah'ın hükmü yakında gerçekleşecektir; buna göre onun bir an önce gerçekleşmesini boşu boşuna isteyip durmayınız. Allah, onların kendisine yakıştırdıkları ortaklardan uzaktır, yücedir.


    Gültekin Onan : Tanrı'nın buyruğu geldi, artık onda acele etmeyin. O (Tanrı), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.


    Hasan Basri Çantay : Allahın emri geldi. Artık onu vakfından evvel istemeyin. O, onların (müşriklerin) eş tutmakda oldukları şeylerden münezzehdir, yücedir.


    Hayrat Neşriyat : Allah’ın emri (kıyâmet) geldi; sakın onu acele istemeyin! (Allah, o müşriklerin)ortak koşmakta oldukları şeylerden pek münezzeh ve çok yücedir.


    İbni Kesir : Allah'ın emri geldi. Artık onu acele istemeyin. O; ortak koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir, yücedir.


    Muhammed Esed : Allah'ın buyruğu (mutlaka) yerine gelecektir: öyleyse artık onun tez gelmesini istemeyin! O, sınırsız kudret ve kemaliyle, insanların tanrısal nitelikler yakıştırarak kendisine ortak koştukları her şeyden, herkesten üstündür, yücedir!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Allah Teâlâ'nın emri geldi, artık onu acele istemeyiniz. (Hak Teâlâ) Onların şerik koştukları şeylerden münezzehtir ve çok yücedir.


    Ömer Öngüt : Allah'ın emri geldi, acele gelmesini istemeyin. Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, çok yücedir.


    Şaban Piriş : Allah’ın emri geldi. Onu acele istemeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve çok yücedir.


    Suat Yıldırım : Allah’ın emri ha geldi ha gelecek! Artık onun gelmesini çabuklaştırmak istemeyin. Allah müşriklerin koştuğu ortaklardan münezzehtir, yücedir.


    Süleyman Ateş : Allâh'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin. Allâh, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.


    Tefhim-ul Kuran : Allah'ın emri geldi, artık onda acele etmeyin. O (Allah), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.


    Ümit Şimşek : Allah'ın emri gelmiştir; artık onun çabuklaştırılmasını istemeyin. O, müşriklerin kendisine ortak koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah'ın emri geldi. Onunla yüzyüze gelmekte acele etmeyin. Tüm varlığın tespih ettiğidir o Allah. Arınmıştır onların şirk koştuklarından.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  2. يُنَزِّلُ الْمَلآئِكَةَ بِالْرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ أَنْ أَنذِرُواْ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنَاْ فَاتَّقُونِ



    Yunezzilul melâikete bir rûhi min emrihî alâ men yeşâu min ibâdihî en enzirû ennehu lâ ilâhe illâ ene fettekûn(fettekûni).



    1. yunezzilu : indirir

    2. el melâikete : melekler

    3. bi er rûhi : ruh ile

    4. min emri-hi : onun emrinden

    5. alâ : üzere, e

    6. men yeşâu : dilediği kimse(ler)

    7. min ibâdi-hi : kullarından

    8. en enzirû : uyarmaları (için), uyarsınlar diye

    9. enne-hu : onun olduğu

    10. lâ ilâhe : ilâh yoktur

    11. illâ : başka

    12. ene : ben

    13. fettekû-ni (fe ittekû-ni) : öyleyse, bana karşı takva sahibi olun (ruhunuzu ölmeden evvel bana ulaştırın)





    İmam İskender Ali Mihr : Kullarından dilediği üzerine kişi “Benden başka ilâh yoktur.” tarzında uyarmaları için melekleri, emrinden ruh ile beraber indirir. Öyleyse Bana karşı takva sahibi olun (ruhunuzu ölmeden evvel Bana ulaştırın).


    Diyanet İşleri : Allah, “Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının” diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Benden başka yoktur tapacak o halde çekinin benden, hükmünü bildirip insanları korkutun diye, kullarından dilediğine melekleri indirerek vahyeder.


    Adem Uğur : Allah kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye vahiy ile, "Benden başka tanrı olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve benden korkun" diye gönderir.


    Ahmed Hulusi : O, şe'ninden olan hakikat ilmini, kuvveleriyle kullarından dilediğine inzâl ederek (buyurur ki): "Şu gerçekle uyarın: Tanrı yok; sadece Ben! O hâlde benden çekinin!"


    Ahmet Tekin : Allah, var ettiği, koruduğu, aslî düzenin bir bölümü olan, tabiî, dinî, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni içeren, ihya eden, insanları ve toplumları pislikten arındıran vahyile, Kur’ân ile meleklerini, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarından bazılarına:


    'Yalnızca benim hak ilâh olduğum konusunda kullarımı uyarın ve bana sığının, benim emirlerime yapışın, günahlardan arınıp, azâbımdan korunun' diye gönderir.


    Ahmet Varol : O kendi emriyle: 'Benden başka ilâh yoktur benden sakının' diye uyarmaları için kullarından dilediğine vahiyle melekler gönderir.


    Ali Bulaç : Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka ilah yoktur, şu halde benden korkup sakının, diye uyarın."


    Ali Fikri Yavuz : Allah, iradesinden vahy ile Cebrâil’i, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği (insanlara) bildirin, buyuruyor: Benden başka hiç bir ilâh yoktur. Bunun için benden korkunuz, isyan etmeyiniz.


    Bekir Sadak : Allah kullarindan diledigine buyrugunu bildirmek icin meleklerini vahiyle indirerek soyle der: «Insanlari uyarin ki, Benden baska tanri yoktur. Benden sakinin.»


    Celal Yıldırım : Allah kendi buyruğundan (haberli kılmak için) kullarından dilediğine melekleri ruh ile indirir de: «Benden başka hiçbir ilâh olmadığı ve benden korkup (kötülüklerden) sakınmaları hususunda uyarıda bulunun !» (emrini verir).


    Diyanet İşleri (eski) : Allah kullarından dilediğine buyruğunu bildirmek için meleklerini vahiyle indirerek şöyle der: 'İnsanları uyarın ki, Benden başka tanrı yoktur. Benden sakının.'


    Diyanet Vakfi : Allah kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye vahiy ile, «Benden başka tanrı olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve benden korkun» diye gönderir.


    Edip Yüksel : Kullarından dilediğine, melekleri vahiyle indirerek, emrini iletir: 'İnsanları uyarın: Benden başka tanrı yoktur ve beni dinleyin.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Kullarından dilediğine emrinden rûh ile Melâike indiriyor da buyuruyor ki: şu hakikati bildirin: benden başka ilâh yok, hemen bana korunun


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kullarından dilediğine, kendi emrini vahyile melekleri indiriyor ve: «Şu gerçeği bildirin ki, Benden başka ilah yoktur, o halde Benden korkun!» buyuruyor.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kendi emrinden ruh (vahiy) ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun.


    Fizilal-il Kuran : Allah «Benden başka ilah yoktur, sırf benden korkunuz» uyarısını, mesajını insanlara duyursunlar diye dilediği kullarına kendi iradesi ile vahiy eşliğinde melekler gönderir.


    Gültekin Onan : Kullarından dilediğine buyruğundan bir ruh ile melekleri indirir: "Benden başka tanrı yoktur, şu halde benden korkup sakının" diye uyarın.


    Hasan Basri Çantay : O, kendi emriyle kullarından kimi dilerse ona (peygamberlerine) vahy ile melekleri (Cebrâili) indirir. «Benden başka hiçbir Tanrı olmadığı hakîkatiyle (onları) inzâr edin, benden korkun diye (bildirin)».


    Hayrat Neşriyat : (Rabbin,) melekleri kendi emriyle, kullarından dilediğine: 'Şübhesiz ki benden başka ilâh olmadığı(nı insanlara bildirmek) ile korkutun da benden sakının!' diye vahiy ile indirir.


    İbni Kesir : O, kullarından dilediğine kendi emrinden melekleri ruh ile indirir ki; Ben'den başka tanrı yoktur, Ben'den sakının, diye uyarsınlar.


    Muhammed Esed : O (ki,) kullarından dilediğine: "(bütün insanları) uyarın ki, Benden başka tanrı yok, öyleyse Bana karşı kendinizi uyanık bir bilinç ve duyarlık içinde tutun!" buyruğunu ulaştırmaları için melekleri vahiyle indirir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : O, kullarından dilediği üzerine kendi emrinde Ruh ile melekleri indirir ki, korkutunuz. Şüphe yok ki, Benden başka ilâh yoktur. Artık Benden korkunuz.


    Ömer Öngüt : Kullarından dilediğine kendi emrinden ruh ile melekleri indirir ve şunu bildirir: “İnsanları uyarın ki, benden başka ilâh yoktur, benden korkun. ”


    Şaban Piriş : Melekleri, vahiyle birlikte emri gereği kullarından dilediğine indirir. Benden başka ilah yoktur. Öyleyse benden sakının diye uyarmak üzere...


    Suat Yıldırım : Allah melekleri, kendi tarafından bir vahiy ile kullarından dilediği kimselere, "Ben’den başka tanrı yoktur. Bana karşı gelmekten sakının!" diye uyarmak üzere gönderir.


    Süleyman Ateş : Melekleri, kullarından dilediğine, emrinden olan ruh (vahy) ile indirir: "(İnsanları) Benden başka tanrı yoktur, benden korkun! diye uyarın!" (der).


    Tefhim-ul Kuran : Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka ilah yoktur, şu halde benden korkup sakının, diye uyarıp korkutun.»


    Ümit Şimşek : O, insanları 'Benden başka tanrı yoktur; Bana karşı gelmekten sakının' diye uyarmaları için, kullarından dilediğine, meleklerini kendi emrinden olan ruh ile indirir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Kullarından dilediğine melekleri, emrinden olan ruh ile şöyle diyerek indirir: "Gerçek şu: Benden başka ilah yok, o halde benden sakının!"
     


  3. خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ



    Halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), teâlâ âmmâ yuşrikûn(yuşrikûne).



    1. halaka es semâvâti : semaları yarattı

    2. ve el arda : ve yer, arz, yeryüzü

    3. bi el hakkı : hak ile

    4. teâlâ : o yücedir, alâdır

    5. âmmâ (an mâ) : şeylerden

    6. yuşrikûne : şirk koşuyorlar






    İmam İskender Ali Mihr : Semaları ve yeryüzünü hak ile yarattı. O, (onların) şirk koştukları şeylerden Yüce'dir.


    Diyanet İşleri : Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Göklerle yeryüzünü abes değil, hak ve gerçek olarak yaratmıştır, yücedir müşriklerin şirk koştuklarından.


    Adem Uğur : (Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan münezzehtir.


    Ahmed Hulusi : Semâları ve arzı Hak olarak (El Esmâ ül Hüsnâ'sıyla) yarattı. . . Onların ortak koştuklarından Âli'dir!


    Ahmet Tekin : Allah gökleri ve yeri, haklı bir gerekçe ile, hikmete dayalı, hesaplı bir düzen içinde yarattı. Onların, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında kendisine ortak koştukları şeylerden çok yüce ve çok büyüktür.


    Ahmet Varol : O, gökleri ve yeri hak üzere yarattı. Onların ortak koştuklarından yücedir.


    Ali Bulaç : Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir.


    Ali Fikri Yavuz : Allah gökleri ve Arz’ı gerçek bir kanun ile yarattı. O, kâfirlerin koştukları ortaklardan beridir ve çok yücedir.


    Bekir Sadak : Gokleri ve yeri geregince yaratmistir. Onlarin es kostuklari seylerden yucedir.


    Celal Yıldırım : Gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, onların ortak koştuklarından çok yücedir.


    Diyanet İşleri (eski) : Gökleri ve yeri gereğince yaratmıştır. Onların eş koştukları şeylerden yücedir.


    Diyanet Vakfi : (Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan münezzehtir.


    Edip Yüksel : Gökleri ve yeri belli bir amaç için yaratmıştır. Ortak koştuklarından çok yücedir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Gökleri ve Yeri hakk ile yarattı, o, onların şirkinden yüksek, çok yüksek


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Gökleri ve yeri hikmetle yarattı. O, onların ortak koştuklarından yüksek, çok yüksektir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah gökleri ve yeri hikmeti ile yarattı. O, kâfirlerin ortak koştukları şeylerden çok yücedir.


    Fizilal-il Kuran : Allah, gökleri ve yeri haklı bir gerekçe uyarınca yarattı; O, onların kendisine yakıştırdıkları ortaklardan uzaktır.


    Gültekin Onan : Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir.


    Hasan Basri Çantay : O, gökleri ve yeri hak (kın ikaamesine sebeb) olarak yaratdı. O, (kâfirlerin) eş tutmakda oldukları şeylerden (münezzeh ve) yücedir.


    Hayrat Neşriyat : Gökleri ve yeri hak ile (karârınca O) yarattı. (Ve O, müşriklerin) ortak koşmakta oldukları şeylerden pek yücedir.


    İbni Kesir : Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Onların ortak koştukları şeyden münezzehtir.


    Muhammed Esed : O (ki,) gökleri ve yeri (içsel) bir gerçeklik, (şaşmaz bir düzen) üzere yaratmıştır; insanların tanrısal nitelikler yakıştırarak kendisine ortak koştukları her şeyin, herkesin üstünde, ötesindedir O.


    Ömer Nasuhi Bilmen : (3-4) Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. O kendisine şerik koştukları şeylerden çok âlidir. İnsanı bir nutfeden yaratmıştır. Böyle iken, o, apaçık bir düşmandır.


    Ömer Öngüt : Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.


    Şaban Piriş : Gökleri ve yeri hakkıyla yarattı ve müşriklerin ortak koşmalarından çok yücedir.


    Suat Yıldırım : O, gökleri ve yeri hikmetle, ciddi bir maksatla yarattı. O, müşriklerin koştukları ortaklardan yücedir!


    Süleyman Ateş : (Allâh), gökleri ve yeri hak ile (hikmeti uyarınca) yarattı. (O), onların ortak koştuklarından yücedir.


    Tefhim-ul Kuran : Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir.


    Ümit Şimşek : O, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Arınmıştır onların ortak tuttukları şeylerden.
     


  4. خَلَقَ الإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ



    Halakal insâne min nutfetin fe izâ huve hasîmun mubin(mubînun).



    1. halaka el insâne : insanı yarattı

    2. min nutfetin : bir damla sudan, nutfeden

    3. fe : böylece, buna rağmen

    4. izâ : olduğu zaman, olmuş, olmuştur

    5. huve : o

    6. hasîmun : düşman, hasım

    7. mubînun : apaçık, açıkça





    İmam İskender Ali Mihr : İnsanı bir nutfeden yarattı. Böyle olmasına rağmen o, apaçık hasım (düşman)dır.


    Diyanet İşleri : İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : İnsanı bir damla sudan yarattı, böyleyken bir de bakarsın o, apaçık bir düşman kesilmiş.


    Adem Uğur : O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir.


    Ahmed Hulusi : İnsanı bir spermden yarattı. . . Bir de bakarsın ki o apaçık bir kafa tutan olmuş!


    Ahmet Tekin : İnsanı bir katre sıvıdan, meniden yarattı. Yaratıldığı şeye bakmaz da, Rabbine karşı aklınca deliller ileri sürerek, kalbindekini, kafasındakini ustaca ortaya dökerek açıkça düşmanlık eder.


    Ahmet Varol : İnsanı bir nutfeden yarattı. Böyleyken o apaçık bir hasım olup çıktı.


    Ali Bulaç : İnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır.


    Ali Fikri Yavuz : İnsanı bir meniden yarattı. (Kemale erince) bir de bakarsın ki, o, apaçık bir mücadeleci olmuştur (çürümüş kemikleri kim diriltir? der).


    Bekir Sadak : Insani nutfeden yaratmistir. yleyken o nasil da acikca karsi koymaktadir!


    Celal Yıldırım : İnsanı nutfe (spermleri taşıyan sıvıjdan yaratmışken, bakarsın ki o, (bize karşı) açıkça tartışan bir düşman kesilivermiştir.


    Diyanet İşleri (eski) : İnsanı nutfeden yaratmıştır. Öyleyken o nasıl da açıkça karşı koymaktadır!


    Diyanet Vakfi : O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir.


    Edip Yüksel : İnsanı küçük bir damladan yarattı, fakat buna rağmen o, apaçık bir düşman kesildi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : İnsanı bir nutfeden yarattı, bir de bakarsın o, natûk bir muhasım kesilmiştir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İnsanı bir damla sudan yarattı. Bir de bakarsın ki O, açık bir düşman kesilmiş!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O, insanı bir meniden (spermadan) yarattı. Bir de bakarsın ki o, Rabbine karşı apaçık bir düşmandır.


    Fizilal-il Kuran : O insanı bir meni damlacığından yarattı; fakat o birdenbire pervasız bir tartışmacıya dönüştü.


    Gültekin Onan : İnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır.


    Hasan Basri Çantay : İnsanı bir damla sudan yaratdı O. (Böyle iken) bakarsın ki o, apaçık (yaman) bir hasım (kesilmiş) dir!


    Hayrat Neşriyat : İnsanı bir nutfeden (hakir bir damla sudan süzülmüş hulâsadan) yarattı; bir de bakarsın ki o, apaçık bir mücâdeleci (kesilmiş)tir.


    İbni Kesir : İnsanı, bir damla sudan yarattı. Öyleyken o, nasıl da apaçık bir hasım kesilmiştir.


    Muhammed Esed : O, insanı (sadece) bir sperm damlasından yarattı; ama yeri gelince, bu aynı yaratık, düşünme ve karşı çıkma gücüyle donatılmış

    hemen ortaya koyuyor!
    Ömer Nasuhi Bilmen : (3-4) Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. O kendisine şerik koştukları şeylerden çok âlidir. İnsanı bir nutfeden yaratmıştır. Böyle iken, o, apaçık bir düşmandır.


    Ömer Öngüt : İnsanı nutfeden (bir damla kerih sudan) yaratmıştır. Böyle iken o nasıl oluyor da apaçık bir hasım kesiliyor?


    Şaban Piriş : İnsanı bir damladan yarattı. Buna rağmen insan apaçık bir hasım kesildi.


    Suat Yıldırım : Nitekim O, insanı bir damla sudan yarattı. Ama o yaman bir hasım kesiliverdi.


    Süleyman Ateş : İnsanı nutfe(sperm)den yarattı, birden o (insan) konuşkan bir karşı koyucu olup çıktı.


    Tefhim-ul Kuran : İnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır.


    Ümit Şimşek : O, insanı da bir damla sudan yarattı; insan ise ona apaçık bir düşman kesiliverdi.


    Yaşar Nuri Öztürk : İnsanı bir spermden yarattı. Bir de bakmışsın insan, açıkça kafa tutan bir hasım oluvermiştir.
     


  5. وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ



    Vel en’âme halakahâ, lekum fîhâ dif’un ve menâfiu ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).



    1. ve : ve

    2. el en'âme : hayvanlar

    3. halaka-hâ : onu yarattı

    4. lekum : sizin için

    5. fî-hâ : onda vardır

    6. dif'un : ısıtıcı özelliği olan (soğuktan korunmak için kullanılan şey)

    7. ve menâfiu : ve menfaatler, faydalar

    8. ve min-hâ : ve ondan

    9. te'kulûne : yersiniz





    İmam İskender Ali Mihr : Ve hayvanlar; onları da O, yarattı. Sizin için onda, (soğuktan) koruyan şeyler ve menfaatler (faydalar) vardır. Ve de ondan (hayvanlardan) yersiniz.


    Diyanet İşleri : Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Davarları da o çeşit halketmiştir; onlardan giyiminizi temin edersiniz ve size faydalar var onlardan ve bir kısmını da yersiniz.


    Adem Uğur : Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz.


    Ahmed Hulusi : Evcil hayvanları da O yarattı. . . Onlarda sizin için dif (enerji ve giysi) ve başka faydalar vardır. . . Onlardan yersiniz de.


    Ahmet Tekin : Hayvanları da o yarattı. Onlardan, soğuktan korunacak eşyalar elde edersiniz. Onlarda sizin için sayısız faydalar vardır. Onlardan bir kısmının da etini yersiniz.


    Ahmet Varol : Hayvanları da yarattı. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve çeşitli yararlar vardır. Onlardan kimini de yersiniz.


    Ali Bulaç : Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz.


    Ali Fikri Yavuz : Davarları (deve, sığır, keçi ve koyunları) da O yarattı. Bunlarda sizin için soğuktan koruyucu yünler ve bir takım menfaatler var. Hem onlardan (helâl şekilde) yersiniz.


    Bekir Sadak : Hayvanlari da yaratmistir. Onlarda sizi isitacak seyler ve bircok faydalar vardir. Onlarin etlerini de yersiniz.


    Celal Yıldırım : Davarları da sizin için yarattı ; onlarda (sizin için) ısıtacak şey ve nice yararlar vardır; hem onlardan yersiniz.


    Diyanet İşleri (eski) : Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz.


    Diyanet Vakfi : Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz.


    Edip Yüksel : Ve, çiftlik hayvanlarını da sizin için yarattı, onlarda ısıtma ve diğer yararlar vardır ve onlardan yersiniz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : En'amı da yarattı, sizin için onlarda bir ısınıklık ve bir takım menfaatler vardır, hem onlardan yersiniz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hayvanları da yarattı, sizin için onlarda bir ısınlık (ısıtacak şeyler) ve bir takım menfaatler vardır. Hem de onlardan yersiniz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Ve siz onlardan bir kısmını da yersiniz.


    Fizilal-il Kuran : Allah hayvanları da yarattı. Bunlar size soğuktan koruyucu yünler, kıllar ile başka birçok yararlar sağlarlar ve etlerini de yersiniz.


    Gültekin Onan : Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz.


    Hasan Basri Çantay : Davarları da (sizin fâidenize) O yaratmışdır ki bunlarda sizin için ısıtıcı ve koruyucu maddeler ve nice nice menfeatler vardır. Onlardan yersiniz de.


    Hayrat Neşriyat : Hayvanları (ve çok vâsıtaları) da yarattı. Sizin için onlarda ısıtıcı şeyler ve birçok faydalar vardır; hem onlar(ın kendisinden ve gelirin)den yersiniz.


    İbni Kesir : Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Ve onlardan yersiniz.


    Muhammed Esed : Ve evcil hayvanları da yarattı O: o hayvanlar ki, kendilerinden, pek çok yararları yanında, sizi ısıtan giysiler, besleyen yiyecekler elde ediyorsunuz:


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve ehli hayvanları da yaratmıştır ki, sizin için onlarda korunmak vardır ve menfaatler vardır ve onlardan yersiniz.


    Ömer Öngüt : Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz.


    Şaban Piriş : Ve o evcil hayvanları yarattı. Pek çok yararları yarında sizi ısıtan giysiler, besleyen yiyecekler elde ediyorsun.


    Suat Yıldırım : Allah davarları da yarattı. Bunlarda sizi soğuktan koruyan (deri, yün, kıl gibi) maddeler ve birçok faydalar vardır. Hem onların etlerini ve ürünlerini de yersiniz.


    Süleyman Ateş : Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için ısınma(nızı sağlayan şeyler) ve daha birçok yararlar vardır. Ve onlardan kimini de yersiniz.


    Tefhim-ul Kuran : Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır, ve onlardan yemektesiniz.


    Ümit Şimşek : Davarları da O yarattı. Onlarda sizin için soğuktan koruyan elbiseler ve daha başka yararlar vardır; ayrıca onlardan yersiniz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Davarları da O yaratmıştır. Onlarda sizin için bir ısıtıcı, koruyucu ve nice nice yararlar vardır. Onlardan bazı şeyleri/onlardan bazılarını yersiniz.
     


  6. وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ



    Ve lekum fîhâ cemâlun hîne turîhûne ve hîne tesrehûn(tesrehûne).



    1. ve lekum : ve sizin için

    2. fî-hâ : içinde, onlarda vardır

    3. cemâlun : güzellik

    4. hîne : o zaman, olduğu zaman

    5. turîhûne : (hayvanları) akşamleyin otlaktan döndürüyorsunuz

    6. ve hîne : ve o zaman, olduğu zaman

    7. tesrehûne : (hayvanları) otlatmaya çıkarıyorsunuz





    İmam İskender Ali Mihr : (Onları), akşamları otlaktan döndürdüğünüz zaman ve sabahları otlatmaya çıkardığınız zaman sizin için onda bir güzellik vardır.


    Diyanet İşleri : Onları akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken de sizin için bir güzellik (ve zevk) vardır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Akşamleyin yayımdan getirir, sabahleyin yayıma götürürken de güzellikleri var, zevk alırsınız onlardan.


    Adem Uğur : Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır.


    Ahmed Hulusi : Akşamları (otlağından) getirdiğinizde ve sabahları (o otlağa) saldığınızda onlarda sizin için bir güzellik vardır.


    Ahmet Tekin : Akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken, onlardaki güzellik ve verdikleri zevk sizi cezbeder.


    Ahmet Varol : Akşamleyin (otlaktan) getirirken ve sabah salarken onlarda sizin için güzellik vardır.


    Ali Bulaç : Akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır.


    Ali Fikri Yavuz : O hayvanları, akşam vakti getirirken ve sabahleyin salarken, onlarda sizin için bir zevk ve güzellik var.


    Bekir Sadak : Onlari getirirken de, gonderirken de zevk alirsiniz.


    Celal Yıldırım : Onları (ağıllarına) sürüp getirdiğinizde ve (otlaklara) sürüp götürdüğünüzde, sizin için onlarda içinizi açan güzellik ve çekicilik vardır.


    Diyanet İşleri (eski) : Onları getirirken de, gönderirken de zevk alırsınız.


    Diyanet Vakfi : Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır.


    Edip Yüksel : Ayrıca boş zamanlarınızda ve seyahatlerinizde sizin için onlarda bir konfor ve zevk vardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Akşam getirir, sabah salarken onlarda sizin için bir cemal de vardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Akşam getirip sabah salarken onlarda sizin için bir güzellik vardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O hayvanları, akşam vakti getirirken ve sabahleyin salarken, onlarda sizin için bir güzellik ve zevk vardır.


    Fizilal-il Kuran : Bu hayvanlar, onları sabahleyin otlağa salarken ve akşam geri getirirken, size göz zevki sağlarlar.


    Gültekin Onan : Akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır.


    Hasan Basri Çantay : Akşamlayın getirirken, sabahlayın salıverirken onlarda sizin için (ne) güzel bir zînet (ve zevk) vardır!


    Hayrat Neşriyat : Ve akşamleyin getirirken, sabahleyin de salıverirken onlarda sizin için bir (zevk ve)güzellik vardır.


    İbni Kesir : Akşamleyin getirir, sabah salarken onlarda sizin için bir güzellik vardır


    Muhammed Esed : akşam eve getirirken, sabah otlağa çıkarırken onlarda bir güzellik bulursunuz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve sizin için onları akşamleyin getirdiğiniz ve sabahleyin salıverdiğiniz sırada bir ziynet vardır


    Ömer Öngüt : Akşamları getirirken, sabahları salıverirken de sizin için bir güzellik vardır (zevk alırsınız).


    Şaban Piriş : Ve onların gidiş gelişlerinde ayrı bir güzellik bulursunuz.


    Suat Yıldırım : Onları akşamleyin ağıllarına getirir, sabahleyin otlaklara götürürken bambaşka bir zevk alırsınız!


    Süleyman Ateş : Ve akşamleyin mer'adan getirdiğiniz, sabahleyin mer'aya götürdüğünüz zaman onlarda sizin için bir güzellik de vardır. (Onların gidiş gelişleri size ayrı bir güzellik ve zevk verir.)


    Tefhim-ul Kuran : Akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır.


    Ümit Şimşek : Onları akşam ağıla getirirken ve sabah çayıra salarken seyretmek size haz verir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bir güzellik de vardır onlarda sizin için: Sabah saldığınız sırada, akşam topladığınız sırada.
     


  7. وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَى بَلَدٍ لَّمْ تَكُونُواْ بَالِغِيهِ إِلاَّ بِشِقِّ الأَنفُسِ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ



    Ve tahmilu eskâlekum ilâ beledin lem tekûnû bâlıgîhi illâ bi şıkkıl enfus(enfusi), inne rabbekum le raûfun rahîm(rahîmun).



    1. ve tahmilu : ve taşırsınız

    2. eskâle-kum : ağırlıklarınız, ağır eşyalarınız

    3. ilâ beledin : bir beldeye (şehire)

    4. lem tekûnû : siz olmazsınız

    5. bâlıgî-hi : ona erişirsiniz, ulaşırsınız

    6. illâ : ancak, başka, olmadan

    7. bi şıkkı : meşakkat ile, yorgunlukla

    8. el enfusi : nefsler, kendileri

    9. inne : muhakkak

    10. rabbe-kum : sizin Rabbiniz

    11. le raûfun : elbette, mutlaka rauftur (şefkatli, çok merhametli)

    12. rahîmun : rahîmdir (merhametli, rahmet nuru gönderen)





    İmam İskender Ali Mihr : Ve kendinizin yorulmadan ulaşamayacağınız (ancak çok meşakkatle gidebileceğiniz) beldeye, ağır eşyalarınızı (onlarla) taşırsınız. Muhakkak ki sizin Rabbiniz, gerçekten Rauf'tur (çok şefkatli, çok merhametli) ve Rahîm'dir (rahmet nuru gönderen).


    Diyanet İşleri : Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kendinize meşakkatler vererek ancak varabileceğiniz şehirlere de yüklerinizi taşırlar; şüphe yok ki Rabbiniz mutlaka esirgeyicidir, rahîmdir.


    Adem Uğur : Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak güçlüklere katlanarak varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir.


    Ahmed Hulusi : Yüklerinizi taşırlar; (onlarsız) meşakkatsiz ulaşamayacağınız pek çok yere ulaştırırlar! Muhakkak ki Rabbiniz, Rauf'tur, Rahıym'dir.


    Ahmet Tekin : Bu hayvanlar, ancak güçlükle, meşakkatle varabileceğiniz uzak memleketlere, ağır yüklerinizi taşır. Rabbiniz çok şefkatli, engin merhamet sahibidir.


    Ahmet Varol : Yüklerinizi iyice zorlanmadan (yahut canlarınızın yarısı tükenmeden) varamayacağınız yerlere ulaştırırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.


    Ali Bulaç : Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir.


    Ali Fikri Yavuz : Sizin ağırlıklarınızı da yüklenirler ve ancak can zahmeti ile varabileceğiniz bir beldeye de taşırlar. Muhakkak ki Rabbiniz Raûf’dur, Rahîm’dir (çok esirgeyicidir, çok merhametlidir).


    Bekir Sadak : Kendi kendinize zor varacaginiz memleketlere, yuklerinizi tasirlar. Dogrusu Rabbiniz sefkatlidir, merhametlidir.


    Celal Yıldırım : Ağırlıklarınızı da yüklenirler de sizin ancak zor zahmet varabileceğiniz şehirlere kadar götürürler. Şüphesiz ki Rabbiniz çok şefkatli, çok kayıran, çok merhamet edendir.


    Diyanet İşleri (eski) : Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere, yüklerinizi taşırlar. Doğrusu Rabbiniz şefkatlidir, merhametlidir.


    Diyanet Vakfi : Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak güçlüklere katlanarak varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir.


    Edip Yüksel : Ve sizin yüklerinizi de, kendi kendinize ancak zorlukla varacağınız bölgelere taşırlar. Rabbiniz elbette Rauf'tur, Rahimdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ağırlıklarınızı da yüklenir, canlarınızın yarısını tüketmeden varamıyacağınız beldelere kadar götürürler, her halde rabbınız size çok re'fetli, çok merhametli


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ağırlıklarınızı da yüklenir, yarı can olmadan varamayacağınız memleketlere kadar götürürler. Şüphesiz Rabbiniz, çok şefkatli, çok merhametlidir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bu hayvanlar, ancak güçlükle varabileceğiniz bir memlekete yüklerinizi taşır. Rabbiniz, şüphesiz çok şefkatlidir, çok merhametlidir.


    Fizilal-il Kuran : Bu hayvanlar, ancak ağır sıkıntıya katlanarak varabileceğiniz uzaklıktaki beldelere yüklerinizi taşırlar. Hiç kuşkusuz Rabbiniz pek şefkatli ve merhametlidir.


    Gültekin Onan : Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin rabbiniz şefkatli ve merhametlidir.


    Hasan Basri Çantay : Onlar sizin ağırlıklarınızı yüklenir (ler), yarı canınız tükenmeden varamayacağınız bir memlekete (sizi) götürür (ler). Şüphesiz ki Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhamet

    .
    Hayrat Neşriyat : Hem (bunlar sizi ve) yüklerinizi öyle bir beldeye taşır(lar) ki, (onlar olmasaydı)oraya nefislerin(izin) ancak çok meşakkat çekmesiyle varabilirdiniz. Şübhesiz ki Rabbiniz, elbette Raûf (çok şefkat eden)dir, Rahîm (çok merhamet eden)dir.


    İbni Kesir : Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere yüklerinizi taşırlar. Muhakkak ki Rabbınız; Rauf'tur, Rahim'dir.


    Muhammed Esed : Kendinizi büyük sıkıntılara sokmadan varamayacağınız nice yerlere yükünüzü onlar taşır. Rabbiniz gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve sizin ağırlıklarınızı yüklenirler, bir beldeye kadar ki, siz o beldeye bir meşakkat-i nefsiye olmaksızın kavuşacak olamazsınız, şüphe yok ki, Rabbiniz elbette çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.


    Ömer Öngüt : Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere yüklerinizi taşırlar. Şüphesiz ki Rabbiniz çok şefkatli ve pek merhametlidir.


    Şaban Piriş : Çok güçlükle varabileceğiniz bir beldeye yüklerinizi taşırlar. İşte Rabbiniz, böyle şefkatli ve merhametlidir.


    Suat Yıldırım : Bunlar yüklerinizi taşırlar; öyle uzak diyarlara kadar götürürler ki, onlar olmaksızın, son derece zahmet ve meşakkat çekmeden varamazdınız oralara. Gerçekten, bunları size âmade kılan Rabbiniz pek şefkatlidir, rahmet ve ihsanı boldur.


    Süleyman Ateş : Ağırlıklarınızı öyle (uzak) şehirlere taşırlar ki, (onlar olmasa) canlar(ınız), büyük zahmetler çekmeden oraya varamazdınız. Doğrusu Rabbiniz, çok şefkatli, çok acıyandır.


    Tefhim-ul Kuran : Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı da taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir.


    Ümit Şimşek : Onlar, kendinizi zora sokmadan ulaşamayacağınız uzak beldelere yüklerinizi de taşırlar. Hiç şüphe yok ki Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ve ağırlıklarınızı yüklenir, canlarınızın yarısını tüketmeden varamayacağınız beldelere kadar taşırlar. Hiç kuşkusuz, Rabbiniz gerçekten Raûf'tur, çok acıyıp esirger; Rahîm'dir, sınırsızca merhamet eder.
     


  8. وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ



    Vel hayle vel bigâle vel hamîre li terkebûhâ ve zîneh(zîneten), ve yahluku mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).



    1. ve el hayle : ve atlar

    2. ve el bigâle : ve katırlar

    3. ve el hamîre : ve merkepler

    4. li terkebû-hâ : onlara binmeniz için

    5. ve zîneten : ve süs olarak

    6. ve yahluku : ve yaratır

    7. mâ lâ ta'lemûne : bilmediğiniz şeyler





    İmam İskender Ali Mihr : Onlara binmeniz için ve de ziynet olarak (süs hayvanı olarak), atlar, katırlar ve merkepler ve daha bilmediğiniz şeyler yaratır.


    Diyanet İşleri : Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Binmeniz için ve ziynet için atları, katırları, merkepleri yaratmıştır, daha da bilmediğiniz neler yaratır.


    Adem Uğur : Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.


    Ahmed Hulusi : Onlara binmeniz ve bir zevk almanız için atları, katırları ve eşekleri de (yarattı). . . Daha bilmediğiniz neler yaratır.


    Ahmet Tekin : Binesiniz diye atları, katırları ve eşekleri yarattı. Bunları zevk için de beslersiniz. Allah sizin bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri yaratıyor.


    Ahmet Varol : Atları, katırları ve eşekleri de üzerlerine binmeniz ve süs için (yarattı). Sizin bilmediğiniz daha nice şeyler yaratmaktadır!


    Ali Bulaç : Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?


    Ali Fikri Yavuz : Hem kendilerine binesiniz, hem de zînet olsun diye atları, katırları, merkepleri yarattı; ve şimdi beklemiyeceğiniz daha neler (acaip şeyler) yaratacak!... (Otomobil, uçak ve füzeler... gibi).


    Bekir Sadak : Sizin icin atlari, katirlari ve merkebleri binek ve sus hayvani olarak yaratmistir. Bilmediginiz daha nice seyleri de yaratir.


    Celal Yıldırım : Binesiniz diye at, katır ve merkebi birer süs olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri yaratır.


    Diyanet İşleri (eski) : Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.


    Diyanet Vakfi : Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.


    Edip Yüksel : Binmeniz ve eğlenmeniz için atları, katırları ve eşekleri yarattı ve daha bilmediğiniz bir çok şeyi de yaratır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem binesiniz diye, hem de ziynet olarak atları, katırları, merkebleri de yarattı ve bilemiyeceğiniz daha neler yaratacak


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hem binesiniz diye, hem de zinet olmak üzere atları, katırları ve eşekleri de yarattı ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratacak.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hem kendilerine binesiniz, hem de zinet olsun diye atları, katırları, ve merkepleri yarattı. Ve şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratacak.


    Fizilal-il Kuran : Allah atları, katırları, eşekleri, binek ve süs hayvanı olarak yarattı. O sizin bilmediğiniz daha nice canlıları yarattı.


    Gültekin Onan : Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır.


    Hasan Basri Çantay : Hem onlara binmeniz için, hem zînet için de atları, katırları, merkepleri yaratdı. Sizin bilmeyeceğiniz daha neler yaratıyor O!


    Hayrat Neşriyat : Atları, katırları ve eşekleri de onlara binmeniz için ve (dünya hayâtınızda) bir ziynet olsun diye (yarattı). Ve daha sizin bilmeyeceğiniz nice şeyler (nice vâsıtalar) yaratır.


    İbni Kesir : Atları, katırları ve merkebleri de sizin için binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.


    Muhammed Esed : Ve binmeniz için atları, katırları, merkepleri, (hayatı süsleyen) nakışlar, bezekler olarak O yarattı; O, bilmediğiniz daha neler neler yaratmaktadır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve kendilerine binmeniz için ve bir ziynet olarak atları, katırları ve merkepleri de yaratmıştır. Ve sizin bilemiyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratacaktır.


    Ömer Öngüt : Atları, katırları ve merkepleri de sizin için binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.


    Şaban Piriş : Hem onlara binmeniz için hem de zinet için size atları, katırları ve merkepleri yarattı. Sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratır.


    Suat Yıldırım : Hem binmeniz, hem de zinet olsun diye atlar, katırlar, merkepler yarattı. Hem sizin bilemeyeceğiniz daha neler neler yaratacak!


    Süleyman Ateş : Binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkepleri (yarattı) ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyler yaratmaktadır.


    Tefhim-ul Kuran : Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?


    Ümit Şimşek : O, hem binmeniz için, hem de size bir ziynet olsun diye, atları, katırları, merkepleri de yarattı. O, bundan başka sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratıyor.


    Yaşar Nuri Öztürk : Hem binesiniz diye hem de bir süs olarak atları, katırları, eşekleri de yarattı. Ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratır O...
     


  9. وَعَلَى اللّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَآئِرٌ وَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ



    Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).



    1. ve alâ allâhi : ve Allah'a aittir, Allah'ın üzerinedir 2 - kasdu es sebîli

    2. kasdu es sebîli : sebîlin (yolun) tayini

    3. ve min-hâ : ve ondan

    4. câirun : (haktan) sapanlar

    5. ve lev : ve eğer

    6. şâe : diledi

    7. le hedâ-kum : elbette hidayete erdirirdi

    8. ecmaîne : hepsini, tümünü, topluca






    İmam İskender Ali Mihr : Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.


    Diyanet İşleri : Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Doğru yolu bildirmek, Allah'a âittir, yolların eğrisi de var ve dileseydi hepinizi de doğru yola sevk ederdi.


    Adem Uğur : Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Ahmed Hulusi : Hedefe giden yol Allâh'adır! Ondan sapan da vardır. . . Eğer dileseydi elbette sizi toptan hakikate erdirirdi!


    Ahmet Tekin : Bütün insanlara ve cinlere doğru, muhkem, güvenli, hakka götüren yolu, âdil bir şekilde göstermek Allah’ın üzerine borçtur, bu Allah’ın teminatı altındadır. Hayra, lütfa, mükâfata ulaştırmayan, cezaya maruz bırakan sapık yollar da vardır. Allah, sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı sizi, hepinizi doğru yola iletirdi.


    Ahmet Varol : Yolun doğrusunu göstermek Allah'a aittir. (Yollardan) bazıları da eğridir. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi.


    Ali Bulaç : Yolu doğrultmak Allah'a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi.


    Ali Fikri Yavuz : Hakka iletici doğru yolu (şeriati) beyan etmek Allah’a aittir. O yoldan sapan da var. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.


    Bekir Sadak : Yolun egri olani da vardir. Allah dileseydi hepinizi dogru yola iletirdi. *


    Celal Yıldırım : Doğru yolu bildirmek, gösterip yöneltmek Allah'a aittir. Yollardan bir kısmı eğridir, (amaca ulaştırıcı değildir). Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Diyanet İşleri (eski) : Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Diyanet Vakfi : Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Edip Yüksel : Yolları göstermek ALLAH'a aittir; bazısı eğridir. Dileseydi hepinizi doğruya iletirdi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Yolu doğrultmak da Allaha aiddir, ondan sapan da var, maamafih Allah, dilerse hepinizi hidayette kılardı


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yolu doğrultmak Allah'a aittir. Ondan sapan da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola erdirirdi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.


    Fizilal-il Kuran : Yolun doğrusunu göstermek Allah'ın tekelindedir. Kimi yollar eğridir. Eğer o dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.


    Gültekin Onan : Yolu doğrultmak Tanrı'ya aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi.


    Hasan Basri Çantay : Doğru yolu bildirmek Allaha âiddir. Kimi (yol) ise eğridir. (Allah) dileseydi muhakkak hepinizi topdan hidâyete erdirirdi.


    Hayrat Neşriyat : Yolun doğrusu(nu göstermek) ise Allah’a âiddir; ondan (o yollardan) eğri olan da vardır. Hâlbuki (Allah) dileseydi, elbette sizi hep birlikte hidâyete erdirirdi.


    İbni Kesir : Yolun doğrusunu göstermek Alla'a aittir. Ondan sapan da vardır. O, dileseydi; hepinizi birlikte doğru yola iletirdi.


    Muhammed Esed : Ve (sizin yaratıcınız O olduğu için) size yolun doğrusunu göstermek de Allah'a düşer; çünkü o yoldan sapıp da yolunu kaybeden (çok insan) var. Oysa, Allah dileseydi sizin hepinizi doğru yola çıkarırdı.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve (maksut olan) doğru yolu beyan da Allah Teâlâ'ya aittir. Maahaza ondan sapan da vardır ve eğer Allah Teâlâ dilese idi, elbette sizi cümleten hidâyete erdirirdi.


    Ömer Öngüt : Yolun doğrusunu göstermek Allah'a âittir. Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi hidayete erdirirdi.


    Şaban Piriş : Yolun doğrusunu göstermek Allah’a aittir. Eğri yol da vardır. Eğer dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Suat Yıldırım : Doğru yolu bildirmek Allah’a aittir. Kimi yollar ise eğridir. Şayet O dileseydi, hepinizi toptan doğru yola getirirdi.


    Süleyman Ateş : Kısa ve doğru yolu Allâh gösterir. Ama o yoldan sapan da var. Allâh dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.


    Tefhim-ul Kuran : Yolu doğrultmak Allah'a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi.


    Ümit Şimşek : Doğru yolu bildirmek Allah'a aittir. Fakat o yoldan ayrılan yollar da vardır. O dileseydi, hepinizi birden doğru yola iletirdi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yolu doğrultup denge noktasını bulmak Allah'ın işidir. Ondan sapan da var. Allah dileseydi, sizi toptan hidayete erdirirdi.


    Bu ayet bir hidayet ayetidir, aşağıdaki meallerde ayetin sadece hidayet ile ilgili bölümü yer alıyor olabilir, dikkatinize sunarız.


    Abdullah Aydın : Yolun doğrusunu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğri olanı da vardır. (Küfür ve sapıklık gibi).


    Ahmet Davudoğlu : Yolu doğrultmak da Allah'a aittir. Ondan eğri olan da var. Mamafih, Allah dilese hepinizi hidâyete erdirirdi.


    Ali Arslan : Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Arif Pamuk : Yolun doğrusunu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Ayntabî Mehmet Efendi : (Hakka götüren) doğru yolu bildirmek, Allah Teâlâ'ya aiddir. Bazı yol ise eğridir. Eğer Allah Teâlâ dileseydi, hepinizi hidâyete erdirirdi.


    Bahaeddin Sağlam : Allah isteseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.


    Diyanet Vakfı (1993) : Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Hasan Tahsin Feyizli : Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay : Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


    Hüseyin Kaleli : “Yolun doğrusu da, Allâh’a aittir. Ondan eğrisi de vardır. Eğer dileseydi, elbette sizin hepinizi de hidâyete erdirirdi.”


    İsmail Mutlu, Şaban Döğen : Doğru yolu açıkca belirtmek Allah'a aittir. Halbuki o yoldan sapanda vardır. Eger dileseydi, O hepinizi doğru yola eriştirirdi.


    Mustafa İslamoğlu : İşte (O tek yaratıcı olduğu için), yolun istikamet tayini de O’na düşer; zira bazı yollar saptırıcıdır. Eğer Allah dileseydi hepinizi doğru yola yöneltirdi.


    Nedim Yılmaz : Doğru yolu açıklamak Allah’a aittir. Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi hidayete erdirirdi.


    Ömer Rıza Doğrul : Dosdoğru yolu gösterme Allah'a aittir. Bazı yollar saptırıcıdır (Allah dilerse muhakkak ki hepinizi doğru yola iletir).


    Talat Koçyiğit : Allah dileseydi hepinizi birden doğru yola iletirdi.


    Ziya Kazıcı, Necip Taylan : Eğer dileseydi hepinizi hidâyete erdirirdi.


    Bir Heyet : Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
     


  10. هُوَ الَّذِي أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء لَّكُم مِّنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ



    Huvellezî enzele mines semâi mâen lekum minhu şarâbun ve minhu şecerun fîhi tusîmûn(tusîmûne).



    1. huve : o

    2. ellezî : ki o

    3. enzele : indirdi

    4. min es semâi : semadan

    5. mâen : su

    6. lekum : sizin için

    7. min-hu : ondan

    8. şarâbun : içilen şey

    9. ve min-hu : ve ondan

    10. şecerun : ağaç, yeşillik, otlar

    11. fî-hi : içinde, orada, arasında

    12. tusîmûne
    (esâme) : hayvanları otlatırsınız (otlatmak için salarsınız)
    : (hayvanları otlatmak için saldı)






    İmam İskender Ali Mihr : Sizin için semadan su indiren, O'dur. İçecek şeyler ondandır (sudandır). Ve ağaçlar (ve otlar) ondan olur. Orada (hayvanlarınızı) otlatırsınız.


    Diyanet İşleri : O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Öyle bir mabuttur ki size gökten yağmur yağdırır da suyunu içersiniz, hayvanlarınızı otlattığınız ağaçlar ve otlar da onunla biter, yeşerir.


    Adem Uğur : Gökten suyu indiren O'dur. Ondan hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler.


    Ahmed Hulusi : "HÛ"; ki sizin için semâdan bir su indirdi. . . İçilen de ondandır, (hayvanları) otlatmakta olduğunuz bitkiler de ondandır.


    Ahmet Tekin : O sizin için gökten su indirerek depolayandır. İçtiğiniz suyu oradan sağlıyorsunuz. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de o suyla yetişiyor.


    Ahmet Varol : Sizin için gökten su indiren O'dur. İçecek ondandır, ağaç onunla yetişir, on(unla yetişen otlaklar)da (hayvanlarınızı) otlatırsınız.


    Ali Bulaç : Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.


    Ali Fikri Yavuz : Allah, odur ki, gökten sizin için bir yağmur indirdi. İçecek (su) ondandır; hayvanlarınızı içinde otlattığınız ot ve ağaçlar da ondandır.


    Bekir Sadak : Yukaridan size su indiren O'dur. Ondan icersiniz; hayvanlari otlattiginiz bitkiler de onunla biter.


    Celal Yıldırım : O ki gökten size su indirdi. Ondan hem içilecek su, hem (davarlarınızı) yaymak için ot sağlarsınız.


    Diyanet İşleri (eski) : Yukarıdan size su indiren O'dur. Ondan içersiniz; hayvanları otlattığınız bitkiler de onunla biter.


    Diyanet Vakfi : Gökten suyu indiren O'dur. Ondan hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler.


    Edip Yüksel : O ki gökten bir su indirdi, ondan içersiniz ve yine yararlandığınız ağaçları onunla sularsınız.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O odur ki Semâdan bir su indirdi. size ondan bir içecek var, yine ondan bir ağaç ki hayvan yayarsınız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O'dur ki, gökten bir su indirdi, içeceğiniz ondan sağlanır, kendisinde hayvan yaydığınız ağaç ve bitkiler ondan yetişir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sizin için gökten su indiren O'dur. İçecek su ondandır; hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de o su ile yetişir.


    Fizilal-il Kuran : Size gökten su indiren O'dur ve hayvan otlattığınız çayırlar O'nun sayesinde gelişir.


    Gültekin Onan : Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınizı onda otlatmaktasınız.


    Hasan Basri Çantay : O, sizin îçin gökden (bulutdan) su (yağmur) indirendir. İçilecek (ler) bundan, içinde (hayvanlarınızı) yaymakda olduğunuz ot (lar) da bundandır.


    Hayrat Neşriyat : Gökten sizin için bir su indiren O’dur; içecek(leriniz) ondandır, içinde(hayvanlarınızı) otlattığınız bitkiler de ondan (yetişmekte)dir.


    İbni Kesir : O'dur size semadan su indiren, ondan içersiniz. Ve hayvanları otlattığınız bitki de onunla biter.


    Muhammed Esed : O'dur gökten suyu indiren; öyle ki, hem siz içersiniz o sudan, hem de, hayvanlarınızı otlattığınız çayır çimen;


    Ömer Nasuhi Bilmen : O, o (Hâlik-ı Kerîm)dir ki: Sizin için gökten bir su indirdi. Ondan bir içilecek şey vardır ve ondan nebatat yetişir, onda (hayvanlarınızı) otlatırsınız.


    Ömer Öngüt : Size gökten su indiren O'dur. O sudan içersiniz. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla biter.


    Şaban Piriş : Gökten size su indiren O’dur. O sudan içersiniz ve bitkileri de o su ile yetiştirirsiniz.


    Suat Yıldırım : O’dur ki gökten yağmur indirir. Hem içeceğiniz su ondan oluşur, hem de hayvanlarınızı içinde otlattığınız ot ve ağaçlar!


    Süleyman Ateş : O'dur ki, sizin için gökten bir su indirdi. İçeceğ(iniz) ondandır ve hayvanları otlattığınız ağaç(lar, bitkiler) ondan(sulanıp filizlenmekte)dir.


    Tefhim-ul Kuran : Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.


    Ümit Şimşek : Gökten yağmur indiren de Odur. O sudan hem bir içecek olur, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler çıkar.


    Yaşar Nuri Öztürk : O sizin için gökten bir su indirdi; ondan bir içecek var. Kendisinden hayvanlarınıza yedirdiğiniz ağaç da ondan oluşmaktadır.
     


  11. يُنبِتُ لَكُم بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالأَعْنَابَ وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ



    Yunbitu lekum bihiz zer’a vez zeytûne ven nahîle vel a’nâbe ve min kullis semerât(semereti), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).



    1. yunbitu : bitirir, yetiştirir

    2. lekum : sizin için

    3. bihi ez zer'a : onunla ekin

    4. ve ez zeytûne : ve zeytinler

    5. ve en nahîle : ve hurmalıklar

    6. ve el a'nâbe : ve üzümler, bağlar

    7. ve min kulli es semerâti : ve meyvelerin (ürünlerin) her türlüsünden

    8. inne : muhakkak, şüphesiz

    9. fî zâlike : bunda vardır

    10. le âyeten : mutlaka, elbette âyet (delil)

    11. li kavmin : bir kavim için, bir topluluk için

    12. yetefekkerûne : tefekkür ederler





    İmam İskender Ali Mihr : Onunla sizin için; ekinler, zeytinler, hurmalıklar ve bağlar ve bütün ürünlerden (ürünleri, meyveleri) yetiştirir. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden kavim için elbette âyet (delil) vardır.


    Diyanet İşleri : Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onunla size, ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve çeşit çeşit meyveler bitirir. Şüphe yok ki bunda, düşünen topluluğa bir delil var.


    Adem Uğur : (Allah) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.


    Ahmed Hulusi : Onunla (o su ile) sizin için ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her türlüsünden bitirir. Muhakkak ki bunlarda düşünen toplum için bir işaret vardır!


    Ahmet Tekin : Allah su ile, sizin için, ekinler, sebzeler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvaların hepsinden bitirir. İşte bunlarda gelişmeye devam eden, tefekkür-düşünme ağına sahip, faydalı sonuçlar elde edebilen toplumlar için, Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren âyetler, birçok konunun çözümüne işaretler vardır.


    Ahmet Varol : Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalar, üzümler ve bütün meyvalardan bitirir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ibret vardır.


    Ali Bulaç : Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.


    Ali Fikri Yavuz : Allah, sizin için, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve bütün meyvelerden bazısını bitirir (Çünkü meyvelerin bütünü cennettedir). Elbette bunda düşünecek bir topluluk için (Allah’ın kemal ve kudretine delâlet eden) bir âlamet vardır.


    Bekir Sadak : Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma agaclari, uzumler ve her turlu urunu yetistirir. Dusunen kimseler icin bunda ders vardir.


    Celal Yıldırım : Hem o su ile sizin için ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyveler bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için âyet (öğüt, ibret ve delil) vardır.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda ders vardır.


    Diyanet Vakfi : (Allah) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.


    Edip Yüksel : Onunla sizin için ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her çeşit meyveler bitirmektedir. Düşünen bir toplum için bunda elbette bir ayet (ders) vardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onunla size ekin, zeytun, hurmalıklar, üzümler, türlüsünden meyveler bitirir, elbette bunda tefekkür edecek bir kavm için bir âyet var


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onunla size ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve türlüsünden meyveler bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir topluluk için bir ibret vardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah, sizin için, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşit meyveleri bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir topluluk için büyük bir ibret vardır.


    Fizilal-il Kuran : Allah su aracılığı ile sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve çeşit çeşit meyvalar bitirmektedir. Bunda düşünen kimseler için ibret dersi vardır.


    Gültekin Onan : Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünderı bitirir. Şüphesiz bunda, düşünen (yetefekkerun) bir kavim için bir ayet vardır.


    Hasan Basri Çantay : (Allah) onunla (su ile) sizin için ekin (ler), zeytin (ler), hurma ağaçları, üzümler ve meyvelerin her birinden (nice rızıklar) bitiriyor. Bunların her birinde tefekkür edecek bir zümre için elbette birer âyet vardır.


    Hayrat Neşriyat : (Allah) onunla size ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzüm bağları ve her çeşit meyvelerden bitirir. Muhakkak ki bunda, düşünecek bir topluluk için (Allah’ın varlığına ve birliğine) elbette bir delil vardır.


    İbni Kesir : Onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve türlü türlü ürünler bitirir. Düşünen bir kavim için bunda ayetler vardır.


    Muhammed Esed : onunla Allah sizin için ekin(ler), zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türden (daha) nice ürünler bitirmektedir: dikkat edin, bütün bunlarda, düşünen insanlar için mutlaka bir ders vardır!


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Allah Teâlâ) Onunla sizin için bir ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve meyvelerin hepsinden yetiştirir. Şüphe yok ki, bunda düşünecekler olan bir kavim için elbette bir âyet vardır.


    Ömer Öngüt : Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her çeşit meyveler yetiştirir. Bunda düşünen bir topluluk için âyet (ibret)ler vardır.


    Şaban Piriş : Allah, onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzüm ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen bir toplum için bunda deliller vardır.


    Suat Yıldırım : Allah o su sayesinde sizin için ekinler, zeytinlikler, hurmalıklar, üzüm bağları ve çeşit çeşit meyveler yetiştirir. Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak bir ders var!


    Süleyman Ateş : Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvalardan bitirmektedir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibret vardır.


    Tefhim-ul Kuran : Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.


    Ümit Şimşek : O suyla Allah sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve her türden ürünler bitirir. Tefekkür eden bir topluluk için bunda bir âyet vardır.


    Yaşar Nuri Öztürk : O suyla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşitten meyvalar bitirir. Hiç kuşkusuz, bunda, derin derin düşünen bir toplum için gerçek bir mucize vardır.
     


  12. وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالْنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالْنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ



    Ve sehhara lekumul leyle ven nehâre veş şemse vel kamer(kamere), ven nucûmu musahharâtun bi emrih(emrihî), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).



    1. ve sehhara lekum : ve sizin emrinize verdi

    2. el leyle : gece

    3. ve en nehâre : ve gündüz

    4. ve eş şemse : ve güneş

    5. ve el kamere : ve kamer (ay)

    6. ve en nucûmu : ve yıldızlar

    7. musahharâtun : emrine verilmiş olanlar

    8. bi emri-hi : onun emriyle

    9. inne : muhakkak

    10. fî zâlike : bunda vardır

    11. le âyâtin : âyetler

    12. li kavmin : kavim için, topluluk için

    13. ya'kılûne : akıl ediyorlar, akıl ederler





    İmam İskender Ali Mihr : Ve gece ve gündüz, Güneş ve Ay ve yıldızları sizin emrinize verdi. Onlar, O'nun (Allahû Tealâ'nın) emri ile size musahhar (emrinize amade, hazır) kılındılar. Muhakkak ki bunda, akıl eden bir kavim için, elbette âyetler (deliller) vardır.


    Diyanet İşleri : O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve râm etmiştir size geceyle gündüzü, güneşle ayı; yıldızlar da râm olmuştur emriyle. Şüphe yok ki bunda, akıl eden topluluk için deliller var.


    Adem Uğur : O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır.


    Ahmed Hulusi : Geceyi, gündüzü, Güneş'i (enerji kaynağı olması) ve Ay'ı (çekim gücüyle hormonları harekete geçirip tüm duyularınızı etkilemesi ile) size hizmet veren kıldı. . . Yıldızlar da (yaydıkları dalgalarla) O'nun hükmünü yansıtarak hizmet verenlerdir. . . Muhakkak ki bunda aklını kullanabilen topluluk için bir işaret vardır!


    Ahmet Tekin : Bütün yıldızlar O’nun koyduğu kanunlara boyun eğmişken, Allah geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı da sizin menfaatiniz için kurduğu düzene boyun eğdirdi. Bunlarda ilimle ve tecrübeyle gelişmeye devam eden, eşyanın hakikatini kavrayan, aklını faydalı kullanabilen toplumlar için Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan deliller, birçok konunun çözümüne, keşfine işaretler vardır.


    Ahmet Varol : Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmiş durumdadırlar. Şüphesiz bunda akıl eden topluluk için ibretler vardır.


    Ali Bulaç : Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.


    Ali Fikri Yavuz : Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı, sizin hizmetinize O bağladı. Bütün yıldızlar da O’nun emrine bağlıdırlar. Elbette bunların her birinde aklını başına alıp düşünen bir topluluk için, bir çok alâmetler var (ki, Allah’ın azamet ve birliğine delâlet ederler).


    Bekir Sadak : Geceyi gunduzu, gunesi ayi sizin istifadenize vermistir. Yildizlar da O'nun buyruguna boyun egmistir. Bunlarda, akleden kimseler icin dersler vardir.


    Celal Yıldırım : Ve sizin için gece ile gündüzü, Güneş ile Ay'ı ve yıldızları belli kanunlarına bağlayıp, sizin hizmetinize verdi. Doğrusu bunda aklını kullanan bir millet için nice öğütler, ibretlerde belgeler vardır.


    Diyanet İşleri (eski) : Geceyi gündüzü, güneşi ayı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da O'nun buyruğuna boyun eğmiştir. Bunlarda, akleden kimseler için dersler vardır.


    Diyanet Vakfi : O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır.


    Edip Yüksel : Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı hizmetinize sundu. Yıldızlar da O'nun emri altındadır. Aklını kullanan bir toplum için elbette bunda işaretler vardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem sizin için geceyi ve gündüzü ve Şems-ü Kameri teshır buyurdu, bütün yıldızlar da onun emrine müsahhardırlar, elbette bunda aklı olan bir kavm için âyetler var


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yine geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da onun emrine boyun eğmiştir. Elbette bunda aklı olan bir topluluk için ibretler vardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.


    Fizilal-il Kuran : Allah gece ile gündüzü, güneş ile ayı yararınıza sundu. Yıldızlar da O'nun buyruğu ile canlılara hizmet sunmaktadırlar. Bunlarda düşünen kimseler için ibret dersi vardır.


    Gültekin Onan : Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi / size boyun eğdirdi; yıldızlar da O'nun buyruğuyla boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda, akleden bir kavim için ayetler vardır.


    Hasan Basri Çantay : Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı siz (in hizmetiniz) e O raam etdi. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmişlerdir. Bunların her birinde aklını kullanacak bir zümre için elbette âyetler vardır.


    Hayrat Neşriyat : (O,) geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O’nun emrine boyun eğdirilmişlerdir. Şübhe yok ki bunda, akıl erdirecek bir topluluk için nice deliller vardır.


    İbni Kesir : Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin buyruğunuza verdi. Yıldızlar da O'nun buyruğu ile müsahhar kılınmıştır. Muhakkak ki bunda, akleden bir kavim için ayetler vardır.


    Muhammed Esed : Ve geceyi gündüzü sizin (yararlanmanız) için (koyduğu yasalara) boyun eğdirmiştir O; güneş ve ay ve bütün yıldızlar, hepsi O'nun buyruğuna boyun eğmişlerdir: dikkat edin, bütün bunlarda, şüphesiz, aklını kullanan kimseler için çıkarılacak dersler vardır!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve sizin için geceyi, gündüzü, güneşi, kameri musahhar kıldı. Yıldızlar da onun emriyle musahhardırlar. Muhakkak ki, bunda âkilâne düşünür bir kavim için elbette büyük alâmetler vardır.


    Ömer Öngüt : Geceyi gündüzü, güneşi ve ay'ı sizin hizmetinize verip musahhar kıldı. Yıldızlar da O'nun buyruğuna boyun eğmiştir. Elbette bunların her birinde aklını kullananlar için âyetler (ibretler) vardır.


    Şaban Piriş : Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da O’nun emrine boyun eğmiştir. Bunların her birinde aklını kullanan bir toplum için ayetler vardır.


    Suat Yıldırım : Hem geceyi ve gündüzü, güneş’i ve ay’ı sizin hizmetinize verdi. Diğer yıldızlar da O’nun emriyle size râm edilmiştir. Elbette aklını çalıştıran kimseler için bunda alınacak nice dersler var!


    Süleyman Ateş : Geceyi, gündüzü, güneşi ve ay'ı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O'nun emriyle (size) boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.


    Tefhim-ul Kuran : Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.


    Ümit Şimşek : Geceyi ve gündüzü, Güneşi ve Ayı O sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Onun emriyle size hizmetkârdır. Akıl eden bir topluluk için bunda âyetler vardır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin emrinize vermiştir. Yıldızlar da O'nun emriyle bir hizmete boyun eğmiştir. Bütün bunlarda, aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ibretler vardır.
     


  13. وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ



    Ve mâ zerae lekum fîl ardı muhtelifen elvânuh(elvânuhu), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne).



    1. ve mâ : ve şey(ler)

    2. zerae : yoktan varedip, çoğalttı

    3. lekum : siz, sizin için

    4. fî el ardı : yerde

    5. muhtelifen : muhtelif, çeşitli, çeşit çeşit

    6. elvânu-hu : onun renkleri

    7. inne : muhakkak

    8. fî zâlike : bunda vardır

    9. le âyeten : elbette âyet (delil)

    10. li kavmin : kavim için, topluluk için

    11. yezzekkerûne : zikrederler





    İmam İskender Ali Mihr : Yeryüzünde sizin için ne yaratıp çoğalttıysa hepsinin renkleri çeşit çeşittir (muhteliftir). Muhakkak ki bunda, zikreden (tezekkür eden) bir kavim için elbette âyet (delil) vardır.


    Diyanet İşleri : Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve yeryüzünde sizin için yarattığı, ayrı ayrı, çeşitli renklerde ne varsa hepsi râm olmuştur size. Şüphe yok ki bunda da ibret alacak topluluk için bir delil var.


    Adem Uğur : Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır.


    Ahmed Hulusi : Gene sizin için arzda, muhtelif renklerde yarattığı şeyleri de (size hizmet veren kılmıştır). . . Muhakkak ki bu işaret üzerinde düşünecekler için ne dersler var!



    Ahmet Tekin : Yeryüzünde sizin için, rengârenk yaratıp çoğalttığı, canlı-cansız varlıklarda, bitkilerde de, öğüt alan bir toplum, bir kavim için açık ibretler, uyarılar, ilâhî kudreti ve birliğini gösteren deliller vardır.


    Ahmet Varol : Yeryüzünde sizin için değişik renklerde yarattığı şeyleri de (sizin hizmetinize verdi). Şüphesiz bunda öğüt alan topluluk için ibret vardır.


    Ali Bulaç : Yerde sizin için üretip türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır.


    Ali Fikri Yavuz : Yeryüzünde muhtelif renklerle yarattığı şeyleri (hayvanat ve bitkileri) de sizin hizmetinize bağladı. Elbette bunda da düşünecek bir topluluk için bir ibret nişanesi var.


    Bekir Sadak : Yeryuzunde rengarenk seyleri de sizin icin yaratmistir. Bunda, ogut alan kimseler icin ibret vardir.


    Celal Yıldırım : Sizin için yeryüzünde, farklı ren.Jerde yarattıklarını da hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda iyice düşünüp öğüt alan bir millet için öğüt ve ibret vardır.


    Diyanet İşleri (eski) : Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için yaratmıştır. Bunda, öğüt alan kimseler için ibret vardır.


    Diyanet Vakfi : Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır.


    Edip Yüksel : Ve sizin için yeryüzünde yarattığı rengarenk nesneleri de... Düşünen bir toplum için elbette bunda bir ders vardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Daha sizin için Arzdan muhtelif renklerle yarattıkları, neler var, elbette bunda tezekkür edecek bir kavm için bir âyet var


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Daha yeryüzünde türlü renklerle yarattığı neler var sizin için. Elbette bunda derin düşünenler için bir ibret vardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yeryüzünde sizin için yarattığı değişik renklerdeki şeyleri de sizin hizmetinize sunmuştur. Elbette bunda öğüt alan kimseler için bir ibret vardır.


    Fizilal-il Kuran : O yeryüzünde yarattığı çeşitli türdeki varlıkları da sizin yararınıza sundu. Bunda öğüt alan kimselere ibret dersi vardır.


    Gültekin Onan : Yerde sizin için üretip türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için bir ayet vardır.


    Hasan Basri Çantay : Sizin için yerde çeşidli renklerle yaratdığı neler varsa (onları da size müsahhar kılmışdır). Bunların her birinde öğüd alacak, (iyi düşünecek) bir zümre için elbette birer âyet vardır.


    Hayrat Neşriyat : Yeryüzünde sizin için yarattığı, renkleri muhtelif şeyleri de (size itâatkâr kıldı). Şübhesiz bunda (da) ibret alacak bir topluluk için kat'î bir delil vardır.


    İbni Kesir : Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için O, yaratmıştır. Muhakkak ki öğüt alan bir kavim için bunda ayetler vardır.


    Muhammed Esed : Ve sizin için yeryüzünde yarattığı bütün o rengarenk (güzel) şeyler: işte bunlarda da anıp da hatırda tutmasını bilen kimseler için elbette çıkarılacak bir ders/bir mesaj vardır!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve sizin için yerde renkleri muhtelif olarak neler yaratmış ise şüphe yok onda da öğüt alacak bir kavim için elbette bir ibret vardır.


    Ömer Öngüt : Yeryüzünde rengârenk şeyleri de sizin için O yaratmıştır. Bunda da öğüt alan bir topluluk için âyet (ibret) vardır.


    Şaban Piriş : Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için var etmiştir. Bunda öğüt alan bir toplum için birer ayet vardır.


    Suat Yıldırım : Yeryüzünde türlü türlü renklerle, her çeşitten bitki ve hayvan olarak sizin için yarattığı daha neler neler var!Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak ibret var.


    Süleyman Ateş : Yeryüzünde yarattığı çeşitli renklerdeki (hayvanları, bitki)leri de (sizin hizmetinize verdi). Şüphesiz bunda öğüt alan bir toplum için ibret vardır.


    Tefhim-ul Kuran : Yerde sizin için üretip türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayet vardır.


    Ümit Şimşek : Yeryüzünde rengârenk yarattığı şeyleri de O sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir topluluk için bunda bir âyet vardır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ve sizin için yeryüzünde, çeşit çeşit renklerde başka şeylere de vücut vermiştir. Bütün bunlarda, düşünüp ibret alacak bir toplum için elbette bir mucize vardır.
     


  14. وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُواْ مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُواْ مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُواْ مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ



    Ve huvellezî sehharel bahre li te’kulû minhu lahmen tariyyen ve testahricû minhu hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke mevâhira fîhi ve li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).



    1. ve huve : ve o

    2. ellezî : ki o

    3. sahhare : emrinize verdi

    4. el bahre : deniz

    5. li te'kulû : yemeniz için

    6. min-hu : ondan

    7. lahmen : et

    8. tariyyen : taze

    9. ve testahricû : ve çıkarırsınız

    10. min-hu : ondan

    11. hilyeten : süs eşyası (inci)

    12. telbesûne-hâ : onu takarsınız, giyersiniz

    13. ve tere el fulke : ve gemileri görürsün

    14. mevâhira : denizi yararak giden

    15. fî-hi : onda, onun içinde

    16. ve li tebtegû : ve ibtiga etmeniz (istemeniz) için

    17. min fadli-hi : onun fazlından

    18. ve lealle-kum : ve umulur ki siz, böylece siz

    19. teşkurûne : şükredersiniz





    İmam İskender Ali Mihr : Ondan taze et yemeniz için, denizi emrinize veren, O'dur. Ondan süs eşyası çıkarırsınız, onu takarsınız. Ve onun içinde, suları yararak giden gemileri görürsünüz. Ve (bunlar), O'nun fazlından istemeniz içindir. Ve böylece şükredersiniz.


    Diyanet İşleri : O, taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) O’nun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Öyle bir mabuttur ki râm etmiştir size denizi ondan çıkan terü tâze balıkları yemeniz, çıkardığınız ziynet eşyâsını takınmanız için ve görürsün ki gemi, denizde, suları yara yara gitmede; râm etmiştir size denizi, nasîbinizi onun lûtfundan arayıp bularak şükredesiniz diye.


    Adem Uğur : İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.


    Ahmed Hulusi : "HÛ"; ki denizi, ondan taze et yiyesiniz ve takacağınız süsü çıkarasınız diye hizmetinize verdi. . . Gemileri, onda yara yara gidenler görürsün. . . O'nun fazlından isteyesiniz ve değerlendirerek şükredenlerden olasınız diye.


    Ahmet Tekin : O, taze et, balık yiyesiniz, takındığınız süs eşyalarını çıkarasınız diye denizi de faydalanmanız için kurduğu düzene boyun eğdirendir. Gemilerin, filoların denizde suyu yararak gittiklerini görüyorsun. Bunlar lütfundan rızık aramanız, deniz ticareti yapmanız içindir. Umulur ki şükrünüze vesile olur.


    Ahmet Varol : İçinden taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyaları çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize sunan da O'dur. Gemilerin onun içinde (suyu) yararak gittiklerini görürsün. (Bunlar) O'nun lütfunu aramanız içindir. Ve olur ki şükredersiniz diye!


    Ali Bulaç : Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.


    Ali Fikri Yavuz : Yine denizden taze et (balık eti) yiyesiniz ve ondan giyib takınacağınız bir zinet (inci) çıkarasınız diye, denizi hizmetinize bağlayan O’dur. Gemilerin denizde suyu yararak gittiklerini görüyorsun, hem Allah’ın fazlından nasîp arayasınız diye, hem de olur ki şükredersiniz.


    Bekir Sadak : Taze et yemeniz, takindiginiz susleri edinmeniz ve Allah'in bol nimetinden faydalanmaniz icin denize ki gemilerin onu yara yara gittigini gorursun boyun egdiren de O'dur. Artik belki sukredersiniz.


    Celal Yıldırım : Pek taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyasını çıkarmanız için denizi de (belli ölçü ve kanunlarla) yararınıza sunan O'dur. Gemileri de suyu yara yara gittiğini görürsün ki, bu Allah'ın geniş lûtfunu ve ihsanını dilemeniz içindir. Ola ki şükredersiniz.


    Diyanet İşleri (eski) : Taze et yemeniz, takındığınız süsleri edinmeniz ve Allah'ın bol nimetinden faydalanmanız için denize -ki gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün- boyun eğdiren de O'dur. Artık belki şükredersiniz.


    Diyanet Vakfi : İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.


    Edip Yüksel : O ki denizi emrinize sunmuştur; ondan taze et yersiniz, ondan giyim ve takı için süsler çıkarırsınız. Gemilerin denizi yara yara akıp gittiğini görürsünüz. Böylece O'nun lütfunu ararsınız ve belki ona şükredersiniz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Yine odur ki o, denizi teshır etmiştirki ondan taze bir et yiyesiniz ve içinden giyeceğiniz bir ziynet çıkarasınız, gemileri de görürsünüz ki onda yara yara akar giderler, hem fazlından nasıyb arayasınız diye hem de gerek ki şükredesiniz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yine taze bir et yiyesiniz ve içinden giyeceğiniz zinet eşyasını çıkarasınız diye, denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde suları yara yara akıp gittiklerini görürsün ve bu da lütfundan payınızı aramanız içindir, ola ki şükredersiniz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yine denizden taze et (balık) yiyesiniz ve ondan takındığınız süs eşyasını çıkarasınız diye, denizi emrinize veren Allah'tır. Gemilerin denizde suyu yararak gittiklerini görüyorsun. Lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için Allah böyle yapmıştır.


    Fizilal-il Kuran : O denizi de yararınıza sundu ki, oradan elde edilen taze etler yiyesiniz ve diplerinden süs olarak kullanacağınız takılar çıkarasınız; gemilerin, dalgaları yara yara denizde süzüldüklerini görürsün. Nimetlerini araştırasınız ve ola ki, kendisine şükredesiniz diye Allah, denizi yararınıza sundu.


    Gültekin Onan : Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.


    Hasan Basri Çantay : O, denizi — ondan taze bir et yemeniz, ondan giyeceğiniz (kullanacağınız) zîneti çıkarmanız için — (hizmetinize) raam edendir. Gemilerin orada (suları) yararak gitdiklerini görüyorsun ki (bu, sırf Allahın) lutf-ü kereminden (nasıyb) aramanız ve (Ona) şükr etmeniz içindir.


    Hayrat Neşriyat : İçinden tâze bir et (balık) yiyesiniz ve kendisinden onu takınacağınız bir ziynet(inci ve mercan) çıkarasınız diye, denizi hizmetinize veren de O’dur. Ayrıca gemileri onda(suları) yara yara giden (vâsıta)lar olarak görürsün. (Bütün bunlar, ibret almanız) ve O’nun fazlından (rızkınızı) aramanız içindir; tâ ki şükredesiniz.


    İbni Kesir : Taze et yemeniz, giyineceğiniz süs eşyanızı çıkarmanız ve Allah'ın bol nimetinden istifade etmeniz için; denizi müsahhar kılan O'dur. Gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün, O'nun lutfunu aramanız ve şükretmeniz içindir, belki şükredersiniz artık.


    Muhammed Esed : Ve yemek için taze et, takınmak için değerli taşlar çıkarasınız diye denizi; ve denizin üstünde suları yararak yol aldığını gördüğünüz gemileri, O'nun cömertliğinden belki bir pay ararsınız ve şükredersiniz diye (koyduğu tabii yasalara) bağlı kılan O'dur.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve O (Hâlik-ı Azîm)dir ki, denizi musahhar etmiştir. Tâ ki ondan taze bir et yiyesiniz ve ondan giyeceğiniz bir ziynet çıkarasınız. Gemileri de orada yara yara gider bir halde görürsün. Hem fazlından taleb edesiniz, hem de gerektir ki, şükredesiniz.


    Ömer Öngüt : Taze et yemeniz, takınacağınız süs eşyanızı çıkarmanız ve Allah'ın bol nimetinden istifade etmeniz için denize boyun eğdiren Allah'tır. Nitekim gemilerin denizi yara yara gittiklerini görürsün. Artık belki şükredersiniz!


    Şaban Piriş : Taze et yemeniz ve takındığınız süs eşyalarını ondan çıkarmanız için denizi sizin istifadenize sunmuştur. O’nun lütfundan aramanız için gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün. Artık belki şükredersiniz.


    Suat Yıldırım : Yine O’dur ki denizi sizin hizmetinize verdi ki oradan taptaze et yiyesiniz ve takınıp kuşanacağınız zinet eşyası çıkarasınız. Denizde gemilerin suları yara yara akıp gittiklerini görürsün. Bütün bunlar Onun lütfedeceği nasibi aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.


    Süleyman Ateş : O, denizi de (hizmetinize) verdi ki ondan taptaze et yiyesiniz ve ondan kuşanacağınız süsler çıkarasınız. Görüyorsun ki gemiler, denizi yara yara akıp gitmektedir. Allâh'ın lutfunu aramanız ve O'na şükretmeniz için.


    Tefhim-ul Kuran : Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.


    Ümit Şimşek : Taze etlerinden yemeniz ve süslerinden çıkarıp takınmanız için denizleri de O sizin hizmetinize verdi. Gemilerin suyu yara yara gittiklerini görürsün. Bunlar, Allah'ın lütfundan nasibinizi aramanız ve şükretmeniz içindir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ve O'dur ki, içinden taze bir et yemeniz ve kuşanacağınız bir süs çıkarmanız için denizi emrinize vermiştir. Gemileri onda yara yara gider görürsün. Böyle yapmıştır ki, O'nun kereminden nasip arayasınız ve şükredebilesiniz.
     


  15. وَأَلْقَى فِي الأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَارًا وَسُبُلاً لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ



    Ve elkâ fîl ardı revâsiye en temîde bikum ve enhâren ve subulen leallekum tehtedûn(tehtedûne).



    1. ve elkâ : ve bıraktı, koydu, attı

    2. fî el ardı : yeryüzünde

    3. revâsiye : dağlar

    4. en temîde : sarsılması

    5. bi-kum : sizinle

    6. ve enhâren : ve nehirler

    7. ve subulen : ve yollar

    8. lealle-kum : umulur ki, böylece

    9. tehtedûne : yol bulursunuz (menzillerinize ulaşırsınız)





    İmam İskender Ali Mihr : Ve sizinle sarsılır diye (sarsılmamanız için), yeryüzünde dağlar oluşturdu. Nehirler ve yollar (oluşturdu). Böylece yolunuzu bulursunuz (hidayete erersiniz).


    Diyanet İşleri : (15-16) Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sizinle berâber sallanmaması, çalkalanmaması için yeryüzünde muhkem ve metin dağlar yaratmıştır, ırmaklar halketmiştir ve gideceğiniz yeri bulmanız için yollar meydana getirmiştir.


    Adem Uğur : Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı.


    Ahmed Hulusi : Sizi sarsmaması için arzda sâbit dağlar (sâbit işlevli organlar); yolunuzu bulup hakikate eresiniz diye nehirler (ilim akıtan zevât) ve (meşrebinize uygun) yollar (anlayışlar) oluşturdu.


    Ahmet Tekin : Allah yeryüzüne, sizi sarsmaması için ağır baskılı, oturaklı, derin temellere dayalı dağlar, yolunuzu bulmanız için de ırmaklar ve yollar yerleştirdi.


    Ahmet Varol : Sizi sarsar diye yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi; ayrıca ırmaklar ve yollar koydu. Olur ki doğru yolu bulursunuz.


    Ali Bulaç : Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.


    Ali Fikri Yavuz : Allah, yeryüzüne sabit dağlar koydu ki, sizi çalkalamasın. Bir de nehirler ve yollar bıraktı, gerek ki doğru gidesiniz.


    Bekir Sadak : (15-16) Yeryuzunde, sarsilmayasiniz diye, sabit daglar, nehirler ve belki yulonuzu bulursunuz diye yollar ve isaretler meydana getirmistir. Onlar yildizlarla da yollarini bulurlar.


    Celal Yıldırım : (15-16) Yeryüzünde, sizi sarsmasın diye dağlar koyup yerleştirdi; ırmaklar meydana getirdi ve şaşırmayasınız diye yollar ve alâmetler koydu ve onlar yıldızlarla da yollarını, yönlerini bulurlar.


    Diyanet İşleri (eski) : (15-16) Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.


    Diyanet Vakfi : Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı.


    Edip Yüksel : Ve sarsılmamanız için yeryüzüne denge sağlayıcılar yerleştirdi, yolu bulmanız için de nehirler, yollar,


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem Arzda ağır baskılar bıraktı ki sizi çalkar diye, hem de nehirler ve yollar, gerek ki doğru gidesiniz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de sizi çalkalamasın diye yeryüzüne ağır baskılar bıraktı, doğru gidesiniz diye ırmaklar ve yollar yarattı.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye oraya sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı.


    Fizilal-il Kuran : Allah, yeryüzünde sarsılmayasınız diye köklü dağlar, yolunuzu şaşırmayasınız diye nehirler ve yollar meydana getirdi.


    Gültekin Onan : Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.


    Hasan Basri Çantay : O, sizi sallayıp çalkalar diye, yer yüzüne sabit ve muhkem dağlar, (bundan başka da) ırmaklar, yollar koydu. Tâki maksadlarınıza ulaşasınız.


    Hayrat Neşriyat : Sizi sarsar diye yeryüzünde de (direkler hükmünde) sâbit dağlar, hem maksadlarınıza ulaşasınız diye nehirler ve yollar koydu (yarattı).


    İbni Kesir : Yeryüzünde sarsılmayasınız diye sabit dağlar, nehirler ve yollar koymuştur ki onunla, doğru yolu bulasınız.


    Muhammed Esed : Ve sizi sarsmasın diye arza yerinden oynatılmaz dağlar; ve yolunuzu bulasınız diye nehirler, yollar yerleştirdi;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve yerde sabit dağlar vücuda getirdi, sizi sallayıp muzdarip etmesin diye ve nehirler ve yollar da, (vücuda getirdi) tâ ki, doğru yolu bulasınız.


    Ömer Öngüt : Sizi sarsmaması için yeryüzünde sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar meydana getirdi.


    Şaban Piriş : (15-16) Yeryüzünde sabit dağlar yarattı size; sarsılırsınız diye. (Gideceğiniz yere) ulaşmanız için de nehirler ve yollar.. ve işaretler.. Yıldız ile de onlar yollarını bulurlar.


    Suat Yıldırım : Hem dünya hareketiyle sizi sarsmasın diye, yeryüzüne sabit dağlar koydu. Amaçlarınıza ermeniz için ırmaklar, geçitler yerleştirdi.


    Süleyman Ateş : Sizi sarsar diye arza ağır baskılar attı, ırmaklar ve yollar yaptı ki doğru yolu bulasınız (amaçlarınıza eresiniz).


    Tefhim-ul Kuran : Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.


    Ümit Şimşek : Allah, sizi sarsmasın diye yere sağlam dağlar dikti, yolunuzu bulun diye nehirler ve yollar yarattı.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sizi çalkayıp sarsar diye yerküreye ağır dağlar, ırmaklar, yollar koydu. İyiye ve doğruya ulaşmanız umulmaktadır.
     


  16. وَعَلامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ



    Ve alâmât(alâmatin), ve bin necmi hum yehtedûn(yehtedûne).



    1. ve alâmatin : ve alâmetler, işaretler

    2. ve bi en necmi : ve yıldız ile

    3. hum : onlar

    4. yehtedûne : yol bulurlar, hidayete ererler





    İmam İskender Ali Mihr : Ve alâmetler (işaretler) ve yıldızla (devrin imamıyla) onlar, yol bulurlar (hidayete ererler).


    Diyanet İşleri : (15-16) Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve alâmetler halktemiştir ve yıldızla yollarını bulur onlar.


    Adem Uğur : Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar.


    Ahmed Hulusi : Daha nice alâmetler! Necm (yıldız - hakikat ehli {ashabım gökteki yıldıza benzer; hangisine uyarsanız hakikate erdirir. . . hadisi}) olarak hakikate erdirir!


    Ahmet Tekin : Daha nice alâmetler, işaretler yerleştirdi. Onlar, yıldızlardan istifade ederek yollarını ve kıbleyi tayin ederler.


    Ahmet Varol : (Başka) işaretler de (yarattı). Yıldız(lar)la da onlar yol bulurlar.


    Ali Bulaç : Ve (başka) işaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler.


    Ali Fikri Yavuz : Daha bir çok alâmetler yarattı. Yıldızla da insanlar yollarını doğrulturlar.


    Bekir Sadak : (15-16) Yeryuzunde, sarsilmayasiniz diye, sabit daglar, nehirler ve belki yulonuzu bulursunuz diye yollar ve isaretler meydana getirmistir. Onlar yildizlarla da yollarini bulurlar.


    Celal Yıldırım : (15-16) Yeryüzünde, sizi sarsmasın diye dağlar koyup yerleştirdi; ırmaklar meydana getirdi ve şaşırmayasınız diye yollar ve alâmetler koydu ve onlar yıldızlarla da yollarını, yönlerini bulurlar.


    Diyanet İşleri (eski) : (15-16) Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.


    Diyanet Vakfi : Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar.


    Edip Yüksel : Ve göze çarpan işaretler... Yıldızlarla da yol bulurlar.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve alâmetler, yıldızla da onlar yol doğrulturlar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve işaretler koydu. Yıldızla da yollarını bulurlar onlar.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Daha birçok âlametler yarattı. İnsanlar geceleyin de Allah'ın yarattığı yıldızlarla yönlerini bulurlar.


    Fizilal-il Kuran : Çeşitli yol işaretleri de varetti. İnsanlar yıldızlar aracılığı ile de yönlerini belirler.


    Gültekin Onan : Ve (başka) işaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler.


    Hasan Basri Çantay : (Yer yüzünde) daha nice alâmetler (peyda etdi). Yıldız (lar) la da onlar (insanlar) yollarını doğrulturlar.


    Hayrat Neşriyat : Daha nice alâmetler (yarattı)! Onlar, yıldızla da doğru yolu bulurlar.


    İbni Kesir : İşaretler de. Yıldızlarla da, onlar yollarını bulurlar.


    Muhammed Esed : ve daha (nice) işaretler: (söz gelimi) yıldızlar (ki, onlar)la da insanlar yollarını bulmaktadırlar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve nice alâmetler (vücuda getirdi) ve onlar yıldızlar ile yollarını doğrulturlar.


    Ömer Öngüt : Ve nice işaretler yarattı. Onlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.


    Şaban Piriş : (15-16) Yeryüzünde sabit dağlar yarattı size; sarsılırsınız diye. (Gideceğiniz yere) ulaşmanız için de nehirler ve yollar.. ve işaretler.. Yıldız ile de onlar yollarını bulurlar.


    Suat Yıldırım : Yol bulmada yararlanacağınız daha birçok alâmetler, işaretler koydu. Yıldızlarla da bir kısım insanlar yol bulurlar.


    Süleyman Ateş : (Yol bulmak için yararlanılacak) işâretler de (yarattı). Onlar yıldız(lar)la da yol bulurlar.


    Tefhim-ul Kuran : Ve (başka) işaretler de (yarattı) ; onlar yıldız(lar) la da doğru yolu bulabilirler.


    Ümit Şimşek : Bunlardan başka yol gösterecek daha nice alâmetler yarattı. Onlar, yıldızlarla da yol bulurlar.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ve nice işaretler! Yıldızla da onlar, yol ve yön doğrulturlar.
     


  17. أَفَمَن يَخْلُقُ كَمَن لاَّ يَخْلُقُ أَفَلا تَذَكَّرُونَ



    E fe men yahluku ke men lâ yahluk(yahluku), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).



    1. e : mi

    2. fe : artık

    3. men : kimse

    4. yahluku : yaratır

    5. ke : gibi

    6. men : kimse

    7. lâ yahluku : yaratmaz

    8. e fe lâ tezekkerûne : tezekkür etmez misiniz




    İmam İskender Ali Mihr : Yaratan kimse, yaratmayan kimse gibi midir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?


    Diyanet İşleri : Şu hâlde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hâlâ mı düşünmeyeceksiniz?


    Adem Uğur : O halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz?


    Ahmed Hulusi : Yaratan, yaratmayan gibi midir? Düşünüp değerlendiremiyor musunuz?


    Ahmet Tekin : O halde yaratan, hiç yaratmayan gibi mi olur? Hâlâ ibret alıp düşünmüyor musunuz?


    Ahmet Varol : Yaratan yaratmayan gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz?


    Ali Bulaç : Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz?


    Ali Fikri Yavuz : Hiç yaratan varlık, yaratmıyana benzer mi? Artık siz düşünmez misiniz?


    Bekir Sadak : Hic yaratan yaratamayana benzer mi? Ibret almaz misiniz?


    Celal Yıldırım : Artık yaratan yaratamıyan gibi midir? Etraflıca düşünmez misiniz?


    Diyanet İşleri (eski) : Hiç yaratan yaratamayana benzer mi? İbret almaz mısınız?


    Diyanet Vakfi : O halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz?


    Edip Yüksel : Yaratan, yaratamıyan gibi olur mu? Düşünmez misiniz?


    Elmalılı Hamdi Yazır : İmdi yaratan yaratamıyana benzer mi? Artık siz bir tezekkür etmez misiniz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şimdi hiç yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Artık siz, düşünmeyecek misiniz?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hiç yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?


    Fizilal-il Kuran : Yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?


    Gültekin Onan : Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz?


    Hasan Basri Çantay : Yaratan (Allah), yaratmayan kişi gibi midir? Artık iyice düşünmeyecek misiniz?


    Hayrat Neşriyat : Öyleyse (sizin için bu kadar ni'metleri yoktan) yaratan (Allah), (aslâ)yaratamayan (putlarınız ve sâdece var olanı keşfeden insanlar) gibi midir? Hâlâ ibret almaz mısınız?


    İbni Kesir : Yaratan; yaratmayan gibi midir hiç? Artık öğüt almaz mısınız?


    Muhammed Esed : O halde, (düşünün, bütün bunları) yaratan (Allah), hiçbir şey yaratamayan herhangi bir (varlıkla) kıyaslanabilir mi? Hala aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?


    Ömer Nasuhi Bilmen : İmdi yaratır olan zât, yaratamaz kimse gibi midir? Artık iyice düşünmez misiniz?


    Ömer Öngüt : Hiç, yaratan yaratmayan gibi olur mu? Düşünmez misiniz?


    Şaban Piriş : Yaratıcı, yaratamayan gibi midir? Hiç düşünmez misiniz?


    Suat Yıldırım : Yaratan hiç yaratamayana benzer mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?


    Süleyman Ateş : Yaratan, yaratmayan gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz?


    Tefhim-ul Kuran : Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz?


    Ümit Şimşek : Yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Hiç düşünmez misiniz?


    Yaşar Nuri Öztürk : Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hiç düşünmüyor musunuz?
     


  18. وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ



    Ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ, innallâhe le gafûrun rahîm(rahîmun).



    1. ve in : ve eğer, şâyet

    2. teuddû : adeten (tane tane) sayarsanız

    3. ni'mete allâhi : Allah'ın ni'metleri

    4. lâ tuhsû-hâ : onu hesaplayamazsınız

    5. inne allâhe : muhakkak Allah

    6. le gafûrun : bağışlayan

    7. rahîmun : rahîm (rahmet nurunu gönderen)dir





    İmam İskender Ali Mihr : Ve şâyet, Allah'ın ni'metlerini adet adet (tane tane) sayarsanız, O'nu sayamazsınız. Muhakkak ki O, Gafur'dur (mağfiret edendir), Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderendir).


    Diyanet İşleri : Hâlbuki Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve Allah nîmetlerini saymaya kalkışsanız imkân yok, sayamazsınız; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.


    Adem Uğur : Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.


    Ahmed Hulusi : Eğer Allâh nimetlerini saymaya kalksanız, onların ne olduğunu bilerek saymayı başaramazsınız! Muhakkak ki Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir.


    Ahmet Tekin : Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız. Allah, kullarını koruma kalkanına alır, çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.


    Ahmet Varol : Allah'ın nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Şüphesiz Allah bağışlayıcı, rahmet edicidir.


    Ali Bulaç : Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.


    Ali Fikri Yavuz : Halbuki Allah’ın nimetini teker teker saymaya kalkışsanız, icmalen bile sayamazsınız. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.


    Bekir Sadak : Allah'in verdigi nimetleri sayacak olsaniz bitiremezsiniz; dogrusu Allah bagislar, merhamet eder.


    Celal Yıldırım : Allah'ın nimetlerini saymaya kalkışırsanız, sayamazsınız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah'ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz; doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder.


    Diyanet Vakfi : Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.


    Edip Yüksel : ALLAH'ın nimetini saysanız bitiremezsiniz. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Halbuki Allahın ni'metini saysanız ihsâ edemezsiniz, her halde Allah çok gafûr, çok rahîmdir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Oysa Allah'ın nimetlerini saymak isteseniz, sayamazsınız. Herhalde O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Halbuki Allah'ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.


    Fizilal-il Kuran : Eğer Allah'ın nimetlerini sayacak olursanız bitiremezsiniz. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.


    Gültekin Onan : Eğer Tanrı'nın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Tanrı, bağışlayandır, esirgeyendir.


    Hasan Basri Çantay : Allahın ni'metini birer birer saysanız (bu, ne mümkin? Onu) icmal suretiyle bile sayamazsınız. Şeksiz şübhesiz Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.


    Hayrat Neşriyat : Eğer Allah’ın ni'metini sayacak olsanız, onu sayamazsınız. Şübhesiz ki Allah, elbette Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.


    İbni Kesir : Allah'ın nimetini sayacak olursanız; bitiremezsiniz. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur, Rahim'dir.


    Muhammed Esed : Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, asla böyle bir işin altından kalkamazsınız! Gerçek şu ki, çok acıyan çok esirgeyen gerçek bağışlayıcı elbette Allah'tır;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve eğer Allah'ın nîmetini sayacak olsanız, onu tamamen sayamazsınız. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ çok yarlığayıcıdır, çok merhametlidir.


    Ömer Öngüt : Allah'ın nimetini birer birer saymaya kalkışsanız, (icmâlen bile) sayamazsınız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir.


    Şaban Piriş : Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Allah, gerçekten bağışlayıcı ve çok merhametlidir.


    Suat Yıldırım : Halbuki Allah’ın nimetlerini birer birer saymaya kalksanız, mümkün değil, sayamazsınız. Gerçekten Rabbin gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).


    Süleyman Ateş : Eğer Allâh'ın ni'metini saysanız, sayamazsınız. Doğrusu Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.


    Tefhim-ul Kuran : Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.


    Ümit Şimşek : Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, saymakla bitiremezsiniz. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah'ın nimetlerini saymaya kalkarsanız, onların sonunu getiremezsiniz. Allah, gerçekten Gafûr ve Rahîm'dir.
     


  19. وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ



    Vallâhu ya’lemu mâ tusirrûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne).



    1. vallâhu (ve allâhu) : ve Allah

    2. ya'lemu : bilir

    3. mâ tusirrûne : gizledikleriniz, sırlarınız, sakladığınız şeyler

    4. ve mâ tu'linûne : ve alenî olan, açıkladığınız şeyler





    İmam İskender Ali Mihr : Ve Allah, gizlediklerinizi (sırlarınızı, sakladığınız şeyleri) ve açıkladığınız (alenî olan) şeyleri bilir.


    Diyanet İşleri : Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve Allah gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da.


    Adem Uğur : Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir.


    Ahmed Hulusi : Allâh gizlediklerinizi de, açığa çıkardıklarınızı da bilir.


    Ahmet Tekin : Allah gizlediğiniz inançlarınızı, niyetlerinizi, maksatlarınızı ve amellerinizi de, alenen yaptıklarınızı, açığa vurduklarınızı da bilir.


    Ahmet Varol : Allah sizin gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir.


    Ali Bulaç : Allah, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir.


    Ali Fikri Yavuz : Allah, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri hep bilir.


    Bekir Sadak : Allah, gizlediklerinizi de, aciga vurduklarinizi da bilir.


    Celal Yıldırım : Allah neleri gizlediğinizi, neleri açığa vurduğunuzu bilir.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah, gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.


    Diyanet Vakfi : Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir.


    Edip Yüksel : ALLAH gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem Allah neyi sir tutar, neyi ı'lân edersiniz hepsini bilir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah, gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir.


    Fizilal-il Kuran : Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir.


    Gültekin Onan : Tanrı, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir.


    Hasan Basri Çantay : Allah, neyi gizler, neyi açıklarsanız bilir.


    Hayrat Neşriyat : Ve Allah, neyi gizler ve neyi açıklarsanız bilir.


    İbni Kesir : Allah; gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.


    Muhammed Esed : Çünkü neyi ki gizliyor ve neyi ki açığa vuruyorsanız, hepsini bilen Allah'tır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Allah Teâlâ gizlediğiniz şeyi de ve açıkladığınız şeyi de bilir.


    Ömer Öngüt : Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir.


    Şaban Piriş : Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.


    Suat Yıldırım : Allah sizin neleri gizleyip neleri açığa vurduğunuzu pek iyi bilir.


    Süleyman Ateş : Allâh, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilir.


    Tefhim-ul Kuran : Allah, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı bilir.


    Ümit Şimşek : Allah sizin gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah, sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.
     


  20. وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ لاَ يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ



    Vellezîne yed’ûne min dûnillâhi lâ yahlukûne şey’en ve hum yuhlekûn(yuhlekûne).



    1. vellezîne (ve ellezîne) : ve o kimseler ki

    2. yed'ûne : dua ederler

    3. min dûni allâhi : Allah'tan başka

    4. lâ yahlukûne : yaratamazlar

    5. şey'en : bir şey

    6. ve hum : ve onlar

    7. yuhlekûne : yaratılırlar





    İmam İskender Ali Mihr : Allah'tan başkasına dua ettikleri şeyler, bir şey yaratamazlar. Onlar, kendileri yaratılmışlardır.


    Diyanet İşleri : Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyler, yaratılmış olduklarına göre hiçbir şey yaratamazlar.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Allah'tan başka tapıp çağırdıkları putlar, hiçbir şey yaratamaz, kendileri yaratılmıştır onların.


    Adem Uğur : Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır.


    Ahmed Hulusi : Allâh dûnunda yöneldikleri, kendileri yaratılmış oldukları için bir şey yaratamazlar.


    Ahmet Tekin : Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden taptıkları, yalvardıkları putlar hiçbir şey yaratamazlar. Onlar da yaratılanlar arasındadır.


    Ahmet Varol : Allah'tan başka taptıkları, bir şey yaratamazlar; onlar kendileri yaratılmaktadırlar.


    Ali Bulaç : Allah'tan başka yakardıkları hiç bir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar.


    Ali Fikri Yavuz : Kâfirlerin, Allah’dan başka yalvardıkları (putlar) ise, hiç bir şey yaratamazlar, halbuki o putlar, (taş veya ağaç gibi şeylerden) yaratılmaktadırlar (şekillendirilmektedirler.)


    Bekir Sadak : Allah'i birakip taptiklari seyler, hicbir sey yaratmazlar; esasen kendileri yaratiktir.


    Celal Yıldırım : Allah'tan başka duâ ve ibâdet edip taptıkları (putlar) hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılıyorlar.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratıktır.


    Diyanet Vakfi : Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır.


    Edip Yüksel : ALLAH'ın dışında çağırdıkları kişiler hiç bir şey yaratamazlar, aksine kendileri yaratılmışlardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Allahdan başka yalvardıklarınız ise hiç bir şey yaratamazlar, halbuki kendileri yaratılıp duruyorlar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah'tan başka yalvardıkları ise, hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılıp duruyorlar.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kâfirlerin Allah'tan başka yalvardıkları (putlar) ise, hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar, kendileri yaratılmışlardır.


    Fizilal-il Kuran : Müşriklerin Allah'ı bir yana bırakarak taptıkları düzmece ilahlar hiçbir şey yaratamazlar: tersine kendileri birer yaratıktırlar.


    Gültekin Onan : Tanrı'dan başka yakardıkları hiç bir şey yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar.


    Hasan Basri Çantay : Halbuki Allahı bırakıb da çağırdıkları (tapdıkları nesneler) hiç bir şey yaratmazlar. Onların kendileri yaratılıb duruyorlar.


    Hayrat Neşriyat : (Onların) Allah’dan başka (kendisine) yalvarmakta oldukları şeyler ise, hiçbir şey yaratamazlar; çünki (onların) kendileri yaratılıyorlar.


    İbni Kesir : Allah'tan başka taptıkları; hiç bir şey yaratamazlar. Çünkü onların kendileri yaratılmıştır.


    Muhammed Esed : Allah'tan başka o yalvarıp yakardıklarınıza gelince -bunların kendileri yaratılmış varlıklar olduklarına göre- hiçbir şey yaratamazlar;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Allah Teâlâ'dan başka kendilerine tapındıkları (şeyler) hiçbir şey yaratamazlar. Halbuki, onlar yaratılırlar.


    Ömer Öngüt : Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratamazlar. Esasen onlar kendileri yaratıktır.


    Şaban Piriş : Onlar, Allah’tan başkalarına dua ediyorlar. Yaratamayan şeylere, kendileri yaratılmış olanlara.


    Suat Yıldırım : (20-21) O müşriklerin Allah’tan başka ibadet edip yalvardıkları sahte tanrılar ise, hiçbir şey yaratamazlar. Zaten kendileri yaratılmaktadırlar. Hep ölüdürler, diri değildirler. Kendilerine tapanların bile ne zaman diriltileceklerini bilemezler.


    Süleyman Ateş : Allah'tan başka yalvardıkları (tanrılar), hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmaktadırlar.


    Tefhim-ul Kuran : Allah'tan başka yakardıkları hiç bir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar.


    Ümit Şimşek : Onların Allah'tan başka dua ettikleri ise hiçbir şey yaratamazlar; çünkü onların kendileri yaratılmıştır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah dışında yakardıklarınız hiçbir şey yaratamazlar; onların kendileri yaratılmaktadır.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş