Kuran-ı Kerim MU'MİNÛN Suresi Türkçe Meali açıklamalı arapca yazılışı, Muminun suresi açıklaması, Ku

goktepeli26 9 Haz 2013



  1. وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُّسقِيكُم مِّمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ





    Ve inne lekum fil en’âmi le ibreh(ibreten), nuskîkum mimmâ fî butûnihâ ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).




    1. ve inne : ve muhakkak

    2. lekum : sizin için (vardır)

    3. fî el en'âmi : hayvanlarda

    4. le ibreten : ibret, bir ders

    5. nuskî-kum : size içiririz

    6. mimmâ (min mâ) : şeyden

    7. fî : içinde

    8. butûni-hâ : onun karnı (karınları)

    9. ve lekum : ve sizin için (vardır)

    10. fî-hâ : orada, onun içinde, onda

    11. menâfiu : menfaatler, faydalar

    12. kesîretun : (pek) çok, birçok, çoktur

    13. ve min-hâ : ve ondan

    14. te'kulûne : yersiniz







    İmam İskender Ali Mihr : Ve muhakkak ki hayvanlarda, sizin için ibret vardır. Onların karınlarındaki şeyden size içiririz. Ve onda, sizin için çok menfaatler (faydalar) vardır ve ondan yersiniz.


    Diyanet İşleri : Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve şüphe yok ki dört ayaklı hayvanlarda da ibret var sizin için elbette; karınlarındakini içiririz size ve onlarda, size daha birçok da faydalar var ve bir kısmını yersiniz.


    Adem Uğur : Hayvanlarda sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır; etlerinden de yersiniz.


    Ahmed Hulusi : En'amda (kurban olabilecek çiftlik hayvanları; bedendeki o tür kuvveler) da sizin için elbette bir ibret vardır. . . Onların karınlarında olanlardan sizi besleriz. . . Onlarda sizin için pek çok menfaatlar vardır ve onlardan yersiniz de.


    Ahmet Tekin : Sağmal hayvanlarda da, sizin için ibretler vardır. Onların karınlarındakinden, sütlerinden size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır. Etlerinden de yersiniz.


    Ahmet Varol : Şüphesiz hayvanlarda da sizin için ibret vardır. Onların karınlarında olanlardan size içiririz. Onlarda sizin için çok yararlar vardır ve onlardan yersiniz.


    Ali Bulaç : Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz.


    Ali Fikri Yavuz : Davarlarda da sizin için muhakkak bir ibret vardır. Karınlarındaki sütten size içiririz. sizin için onlarda daha bir çok faydalar vardır. Hem onların etlerinden de yersiniz.


    Bekir Sadak : Ehli Hayvanlarda size ders vardir; onlardan cikan sutten size iciririz; onlarda daha bircok menfaatiniz vardir. Onlardan yersiniz.


    Celal Yıldırım : Sizin için şüphesiz ki (bazı bineklerde ve) davarlarda da bir ibret (öğüt ve ders) vardır. Karınlarında oluşandan size içiririz ve sizin için onlarda daha nice yararlı şeyler vardır; onlardan yersiniz.


    Diyanet İşleri (eski) : Ehli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.


    Diyanet Vakfi : Hayvanlarda sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır; etlerinden de yersiniz.


    Edip Yüksel : Çiftlik hayvanlarında sizin için bir ders vardır. Karınlarındaki maddeden sizi içiriyoruz, onlarda sizin için bir çok yararlar mevcuttur; hatta onlardan yiyorsunuz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : En'amda da sizin için cidden bir ıbret vardır, karınlarındakinden sizi iska ediyoruz sizin için de onlarda hem bir çok menafi' vardır, hem de onlardan yersiniz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hayvanlarda da sizin için gerçekten bir ibret vardır. Onların karınlarındakilerden size içiriyoruz ve sizin için onlarda hem birçok yararlar vardır, hem de etlerinden yersiniz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz.


    Fizilal-il Kuran : Büyükbaş hayvanlarda sizin için alınacak dersler vardır. Karınlarındaki sütten size içiriyoruz. Onlardan başka birçok yararlar sağlıyorsunuz ve etlerini yiyorsunuz.


    Gültekin Onan : Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz.


    Hasan Basri Çantay : Davarlarda da sizin için elbette bir ibret vardır. Karınlarının içinde bulunanlardan size içiririz. Onlarda size daha bir çok fâideler vardır. Onlardan yersiniz de.


    Hayrat Neşriyat : Şübhesiz ki sizin için sağmal hayvanlarda da elbette bir ibret vardır. Karınlarında bulunandan (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için (daha) birçok faydalar vardır; hem onlardan yersiniz.


    İbni Kesir : Davarlarda da sizin için elbette bir ibret vardır. Onların karınlarındakinden size içiririz. Sizin için onlarda daha bir çok faydalar vardır. Ve onlardan yersiniz de.


    Muhammed Esed : Ve evcil hayvanlarda (da) sizin için, şüphesiz, çıkarılacak bir ders vardır: onların karınlarındaki (süt)ten size içiriyoruz; onlardan, başka pek çok bakımlardan yararlanıyorsunuz: (sözgelimi,) onların etiyle besleniyorsunuz,


    Ömer Nasuhi Bilmen : Şüphe yok ki, sizin için en'amda (ehli hayvanlarda) bir ibret vardır. Size onların karınlarındakinden içiririz ve sizin için onlarda birçok menfaatler de vardır. Ve onlardan yersiniz.


    Ömer Öngüt : Sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Onların karınlarındaki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha pek çok faydalar vardır. Ayrıca etlerinden de yersiniz.


    Şaban Piriş : Davarlarda da sizin için bir ibret vardır. Karınlarında olandan size içiriyoruz, onlarda daha birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yiyorsunuz.


    Suat Yıldırım : Davarlarda da sizin için ibretler vardır. Onların içinden çıkan sütle sizi besleriz. Daha onlarda sizin için nice faydalar bulunur. Onların etinden de yersiniz.


    Süleyman Ateş : Hayvanlarda da sizin için ibret vardır: Karınlarının içindekinden size içiriyoruz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar var, aynı zamanda onlardan yersiniz.


    Tefhim-ul Kuran : Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz.


    Ümit Şimşek : Davarlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarında olan şeyden size içiririz. Onda sizin için daha nice faydalar vardır; üstelik onlardan yersiniz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Davarlarda da sizin için elbette bir ibret vardır! Onların karınlarındakilerden size içiriyoruz. Onlarda sizin için birçok yarar var. Onlardan yiyorsunuz da.
     


  2. وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ




    Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûn(tuhmelûne).





    1. ve aleyhâ : ve onun üzerinde

    2. ve alâ el fulki : ve gemilerin üzerinde

    3. tuhmelûne : taşınırsınız





    İmam İskender Ali Mihr : Ve onların (hayvanların) üzerinde ve gemilerin üzerinde taşınırsınız.


    Diyanet İşleri : Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlara ve gemiye binersiniz.


    Adem Uğur : Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.


    Ahmed Hulusi : Onların (hayvanların) üzerinde ve gemilerin üzerinde yüklenilip taşınıyorsunuz.


    Ahmet Tekin : Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.


    Ahmet Varol : Onların ve gemilerin üzerinde taşınmaktasınız.


    Ali Bulaç : Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız.


    Ali Fikri Yavuz : Bir de (karada) hayvanların, (denizde) gemilerin üzerinde taşınırsınız.


    Bekir Sadak : Hem onlarin ve hem de gemilerin uzerinde tasinirsiniz. *


    Celal Yıldırım : Bunlara da, gemilere de yüklenip binersiniz.


    Diyanet İşleri (eski) : Hem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.


    Diyanet Vakfi : Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.


    Edip Yüksel : Onların üzerinde ve gemiler üzerinde taşınıyorsunuz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ayrıca hem onlara, hem de gemiye yüklenip taşınırsınız.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.


    Fizilal-il Kuran : Onların sırtlarında ve gemilerde taşınıyorsunuz.


    Gültekin Onan : Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız.


    Hasan Basri Çantay : Hem onların üzerine, hem gemilerin üstüne yükledilirsiniz.


    Hayrat Neşriyat : Hem onların üzerinde, hem de gemilerde taşınırsınız.


    İbni Kesir : Hem onların üzerinde, hem de gemilerin üstünde taşınırsınız.


    Muhammed Esed : onlarla -(deniz üzerinde) gemiler(le taşındığınız) gibi- taşınıyorsunuz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onların üzerlerine ve gemilerin üzerlerine yüklenilirsiniz.


    Ömer Öngüt : Hem onların üstünde hem de gemilerin üstünde taşınırsınız.


    Şaban Piriş : Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz.


    Suat Yıldırım : Onlara da, gemilere de binersiniz.


    Süleyman Ateş : O (hayva)nların üzerinde ve gemiler üzerinde taşınırsınız.


    Tefhim-ul Kuran : Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız.


    Ümit Şimşek : Ayrıca hem onlara, hem gemilere binersiniz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Hem onlar üzerinde hem de gemiler üzerinde taşınıyorsunuz.
     


  3. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ




    Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), e fe lâ tettekûn(tettekûne).




    1. ve lekad : ve andolsun

    2. ersel-nâ : biz gönderdik

    3. nûhan : Nuh

    4. ilâ kavmi-hi : onun (kendi) kavmine

    5. fe : böylece

    6. kâle : dedi

    7. yâ kavmi : ey kavmim

    8. u'budullâhe (u'budu allâhe) : Allah'a kul olun

    9. mâ lekum : sizin için yoktur

    10. min : den

    11. ilâhin : ilâh

    12. gayru-hu : ondan başka

    13. e fe lâ tettekûne : hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız (Allah'a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)







    İmam İskender Ali Mihr : Ve andolsun ki Nuh (A.S)'ı kendi kavmine gönderdik. O zaman (onlara): “Ey kavmim! Allah'a kul olun. Sizin için O'ndan başka İlâh yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız (Allah'a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” dedi.


    Diyanet İşleri : Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve andolsun ki Nûh'u kavmine gönderdik de ey kavmim dedi, kulluk edin Allah'a, size yoktur ondan başka bir mâbut, hâlâ mı çekinmeyeceksiniz?


    Adem Uğur : Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir tanrı yoktur. Hâla sakınmaz mısınız? dedi.


    Ahmed Hulusi : Andolsun ki Nuh'u kavmine irsâl ettik de (o kavmine) dedi ki: "Ey kavmim! Allâh'a kulluk edin (bunu fark edin)! "HÛ"nun gayrı olarak bir tanrınız olamaz! Hâlâ ittika etmiyor musunuz = korkup korunmuyor musunuz?"


    Ahmet Tekin : Nûh’u kavmine özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamber olarak gönderdik. Nûh:


    'Ey kavmim, Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmayacak, günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmayacak, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmayacak mısınız?' dedi.


    Ahmet Varol : Andolsun biz Nuh'u kavmine elçi olarak gönderdik. O da şöyle dedi: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. Artık sakınmaz mısınız?'


    Ali Bulaç : Andolsun, biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: "Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. Onun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?"


    Ali Fikri Yavuz : Yemin olsun ki, biz Nuh’u kavmine Peygamber gönderdik de (onlara) şöyle dedi: “- Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. O’ndan başka bir İlâhınız yoktur. Artık azabından korkmaz mısınız?”
    Bekir Sadak : And olsun ki Nuh'u milletine gonderdik; onlara: «Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan baska tanriniz yoktur; sakinmaz misiniz?» dedi.


    Celal Yıldırım : And olsun ki, biz Nuh'u kavmine gönderdik. O, «ey kavmim!» dedi, «Allah'a ibâdet edin, O'ndan başka sizin hiçbir (hakiki) tanrınız yoktur. Artık (putlara tapmaktan, azgınlıktan ve kötülüklerden) sakınmaz mısınız ?»


    Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: 'Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?' dedi.


    Diyanet Vakfi : Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir tanrı yoktur. Hâla sakınmaz mısınız? dedi.


    Edip Yüksel : Nuh'u halkına göndermiştik de, 'Halkım, ALLAH'a kulluk ediniz. O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Saygı duyup erdemli davranmaz mısınız,' demişti.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Celâlim hakkı için biz Nuhu kavmine Resul gönderdik de dedi ki: ey benim kavmim: Allaha ıbadet edin, ondan başka bir tanrınız yoktur, binaenaleyh korunmaz mısınız?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yüceliğime andolsun ki, Biz Nuh'u kavmine peygamber gönderdik de Nuh dedi ki: «Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hala sakınmayacak mısınız?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : And olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. «Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?»


    Fizilal-il Kuran : Biz Nuh'u soydaşlarına peygamber olarak gönderdik. O dedi ki; «Ey soydaşlarım, Allah'a kulluk ediniz, O'ndan başka bir ilahınız yoktur. Allah'dan korkmaz mısınız?»


    Gültekin Onan : Andolsun biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: "Ey Kavmim, Tanrı'ya kulluk edin. Onun dışında sizin başka tanrınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?"


    Hasan Basri Çantay : Andolsun biz Nuuhu kavmine (peygamber olarak) gönderdik de dedi ki: «Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan başka hiçbir Tanrınız yokdur. (Haalâ Onun ıkaabından) sakınmayacak mısınız»?


    Hayrat Neşriyat : And olsun ki, Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik de (onlara) dedi ki: 'Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. (O’nun azâbından) hiç sakınmaz mısınız?'


    İbni Kesir : Andolsun ki; Nuh'u kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?


    Muhammed Esed : Ve yine, gerçek şu ki, Nuh'u kendi kavmine gönderdik; onlara: "Ey kavmim!" dedi, "(yalnızca) Allah'a kulluk edin, çünkü sizin O'ndan başka tanrınız yok! Hal böyleyken, yine de, O'na karşı sorumluluk duymayacak mısınız?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Andolsun ki, Nûh'u kavmine gönderdik de dedi ki: «Ey kavmim! Allah'a ibadet edin, sizin için O'ndan başka bir ilâh yoktur. Artık ittikada bulunmaz mısınız?»


    Ömer Öngüt : Andolsun ki biz, Nuh'u kavmine gönderdik. Onlara: “Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Hâlâ O'ndan korkmayacak mısınız?” dedi.


    Şaban Piriş : Nuh’u kavmine (elçi olarak) göndermiştik. Dedi ki: -Ey kavmim, Allah’a kulluk ediniz. O’ndan başka bir ilahınız yoktur. O halde korunmaz mısınız?


    Suat Yıldırım : Bir zaman, halkını irşad etmesi gayesiyle Nûh’u gönderdik de: "Ey halkım, dedi, yalnız Allah’a ibadet ediniz. Zira sizin Ondan başka ilahınız yoktur. Gerçek bu iken hâlâ şirkten sakınmaz mısınız?"


    Süleyman Ateş : Andolsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik: "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur, korunmaz mısınız?"


    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, biz Nuh'u kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: «Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. Onun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de korkup sakınmayacak mısınız?»


    Ümit Şimşek : Biz Nuh'u da kavmine peygamber olarak göndermiştik. O da 'Ey kavmim, yalnız Allah'a kulluk edin,' demişti. 'Sizin Ondan başka tanrınız yoktur. Hiç sakınmaz mısınız?'


    Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun, Nûh'u toplumuna resul olarak gönderdik de o şöyle dedi: "Ey toplumum! Allah'a kulluk/ibadet edin! O'ndan başka tanrınız yok sizin. Hâlâ sakınmayacak mısınız?"
     


  4. فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَائِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ





    Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh(melâiketen), mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne).




    1. fe kâle : böylece, bunun üzerine dedi

    2. el meleu : halk, eşraf, ileri gelenler

    3. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfir olanlar

    4. min kavmi-hi : onun kavminden

    5. mâ : şey

    6. hâzâ : bu

    7. illâ : sadece, dan başka

    8. beşerun : beşer, insan

    9. mıslu-kum : sizin gibi

    10. yurîdu : diliyor, istiyor

    11. en yetefaddale : üstün olmak, hükmetmek

    12. aleykum : sizin üzerinize, size

    13. ve lev : ve eğer

    14. şâallâhu (şâe allâhu) : Allah diledi

    15. le enzele : mutlaka indirirdi

    16. melâiketen : melekler

    17. mâ semi'nâ : işitmedik

    18. bi hâzâ fî : bunun hakkında

    19. âbâine el evvelîne : evvelki babalarımız, atalarımız






    İmam İskender Ali Mihr : Onun kavminden kâfir olanların ileri gelenleri: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Size üstün gelmek (hükmetmek) istiyor. Ve eğer Allah dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Atalarımızdan bunun hakkında bir şey işitmedik.” dediler.


    Diyanet İşleri : Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dediler: “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kavminin ileri gelenlerinden kâfir olanlar, bu dediler, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil, size üstün olmayı dilemekte ve Allah isteseydi melekleri indirirdi, fakat bizden önce gelip geçen atalarımız zamanında da böyle bir şey olduğunu duymadık biz.


    Adem Uğur : Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri gelenleri şöyle dediler: "Bu, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."


    Ahmed Hulusi : Onun (Nuh'un) kavminden, hakikat bilgisini inkâr eden geleneksel toplumun ileri gelenleri dedi ki: "Bu sizin gibi beşerden başka değil. . . Size üstünlük murat ediyor. . . Eğer Allâh dileseydi (bir beşer irsâl etmek yerine) elbette melekler inzâl ederdi. . . Biz ilk atalarımızdan böyle bilgi duymadık. "


    Ahmet Tekin : Kavminden kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek ört-bas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplanan kodamanlar:
    'Bu, sadece sizin gibi bir insan. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, mutlaka bir melek indirirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.' dediler.


    Ahmet Varol : Kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: 'Bu sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün olmak istiyor. Allah dileseydi melekleri indirirdi. Biz önceki atalarımızdan da bunu duymadık.


    Ali Bulaç : Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz."


    Ali Fikri Yavuz : Bunun üzerine kavminden küfre varanların ileri gelenleri (başları) dedi ki: “- Bu sizin gibi ancak bir insandır, size karşı üstünleşmek istiyor. Eğer Allah dileseydi, elbette (bize peygamber olarak insan değil) melekler gönderirdi. Biz bunu, (bir insanın peygamber olabileceğini) evvelki atalarımızdan duymadık.


    Bekir Sadak : (24-25) Milletinin inkarci ileri gelenleri: «Bu, sizin gibi bir insandan baska birsey degildir. Sizden ustun olmak istiyor. Allah dilemis olsaydi melekler indirirdi. ilk atalarimizdan beri boyle birsey isitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir sureye kadar onu gzetleyin» dediler.


    Celal Yıldırım : Bunun üzerine kavminin ileri gelenlerinden inkâra sapan bir grup dedi ki: «Bu da ancak sizin gibi bir insandır. Size karşı üstünlük sağlamak ister. Allah, (peygamber göndermeyi) dilemiş olsaydı, elbette melekleri (görevlendirip) gönderirdi. Hem ilk atalarımızdan da böyle bir şey işitmedik.»


    Diyanet İşleri (eski) : (24-25) Milletinin inkarcı ileri gelenleri: 'Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin' dediler.


    Diyanet Vakfi : Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri gelenleri şöyle dediler: «Bu, sadece sizin gibi bir beşerdir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.»


    Edip Yüksel : Halkının ileri gelen inkarcıları, 'Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Üzerinize egemen olmak istiyor. ALLAH dileseydi bir melek indirirdi. İlk atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.
    Elmalılı Hamdi Yazır : Bunun üzerine kavminden küfreden kodaman güruh şöyle dedi: bu, başka değil, ancak sizin gibi bir beşer, üstünüze geçmek istiyor, eğer Allah dilese idi elbette bir takım Melekler gönderirdi, biz evvelki atalarımız içinde bunu işitmedik


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bunun üzerine kavminden küfreden kodaman güruh: «Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir, üstünüze geçmek istiyor. Eğer Allah dileseydi, elbette bir takım melekler gönderirdi. Biz eski atalarımız içinde bunu işitmedik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu «Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.»


    Fizilal-il Kuran : Soydaşlarının önde gelen kâfirleri dediler ki; «Bu adam tıpkı sizin gibi bir insandır. Üzerinizde üstünlük kurmak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bize bir melek gönderirdi. Onun söylediklerini eski atalarımızdan hiç duymamıştık.»


    Gültekin Onan : Bunun üzerine, kavminden küfreden önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Tanrı (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz."


    Hasan Basri Çantay : Bunun üzerine kavminden ileri gelen kâfir bir güruh (şöyle) dedi: «Bu, sizin gibi bir insandan başkası değildir. Size karşı şereflenmek, üstünlük (sağlamak) istiyor o. Eğer Allah (peygamber göndermek) dileseydi elbette (bize) melekler indirirdi. Biz evvelki atalarımızdan bunu duymadık».


    Hayrat Neşriyat : Bunun üzerine kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dedi: 'Bu, sâdece sizin gibi bir insandır; size üstünlük sağlamak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek)isteseydi, elbette melekleri indirirdi. (Biz) bunu evvelki atalarımızdan işitmedik.'


    İbni Kesir : Bunun üzerine kavminin önde gelen kafirlerinden bir grup dediler ki: Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Şayet Allah dilemiş olsaydı; melekler indirirdi. İlk atalarımızdan da böyle bir şey işitmedik.


    Muhammed Esed : Ama o'nun kavmi içinde hakkı kabule yanaşmayan seçkinler çevresi: "Bu (adam) kendine sizin üstünüzde bir yer sağlamak isteyen, sizin gibi ölümlü bir kişiden başka biri değil ki!" dediler, "Çünkü, Allah (bize bir mesaj ulaştırmak) isteseydi, herhalde melekleri gönderirdi; (üstelik,) biz atalarımızdan asla bu(na benzer herhangi bir) şey işitmedik!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Bunun üzerine kavminden kâfirler olmuş olan ileri gelen zümre dedi ki: «Bu başka değil ancak sizin gibi bir insan; istiyor ki, sizin üzerinize tefevvuk etsin. Ve eğer Allah dilemiş olsa idi elbette melekleri indirirdi. Biz bunu evvelki babalarımızdan işitmedik.»


    Ömer Öngüt : Bunun üzerine, kavminin içinden ileri gelen kâfirleri dediler ki: “Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah dilemiş olsaydı, melekler indirirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık. ”


    Şaban Piriş : Kavminden ileri gelen kafirler: -Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Sizden üstün olmak istiyor. Eğer Allah dileseydi melekleri gönderirdi. Biz, daha önceki atalarımızdan da bunu duymadık.


    Suat Yıldırım : (24-25) Halkından ileri gelen birtakım kâfirler: "Bu," dediler, "sizin gibi bir insandan başka bir şey değil, böyleyken size hakim olmak istiyor." "Allah bize mesaj ulaştırmak isteseydi, (böyle sizin gibi bir insan göndermez), melaike indirirdi. Nitekim biz atalarımızdan da böyle bir şey işitmedik. Bu delinin tekinden başka biri değil. Ona biraz süre tanıyın, sonra iş aydınlanır, siz de gereğini yaparsınız."


    Süleyman Ateş : Kavminin içinden ileri gelen inkârcı bir grup (şöyle) dedi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allâh (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik."


    Tefhim-ul Kuran : Bunun üzerine, kavminden küfre sapmış önde gelenler dediler ki: «Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarınızdan da bunu işitmiş değiliz.»


    Ümit Şimşek : Kavminin ileri gelen kâfirleri ise 'Bu da sizin gibi bir beşerdir,' dediler. 'Ancak size karşı üstünlük taslıyor. Allah dileseydi pekalâ bir melek indirebilirdi. Biz gelip geçmiş atalarımız içinde böyle birisini işitmedik.


    Yaşar Nuri Öztürk : Toplumu içinden inkârcı kodaman grup şöyle dedi: "Bu adam, sizin gibi bir insandan başka şey değil; size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, melekler indirirdi. Biz ilk atalarımız arasında böyle bir şey duymadık."
     


  5. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ



    İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hîn(hînin).




    1. in huve : o ancak olur

    2. illâ : sadece, dan ba؛ka

    3. raculun : bir adam

    4. bi-hi : onu, o

    5. cinnetun : cinnet getirmi؛

    6. fe : o zaman, ِyleyse, o halde

    7. terabbasû : bekleyin, gِzetim alt‎nda tutun

    8. bi-hi : onu

    9. hattâ : ِyle ki, oluncaya kadar

    10. hînin : zaman, süre






    فmam فskender Ali Mihr : O ancak cinnet getirmi‏ bir adamd‎r. O halde, onu belli bir süre bekleyin (gِzetim alt‎nda tutun)!


    Diyanet ف‏leri : “Bu, ancak cinnet getirmi‏ bir adamd‎r. ضyle ise bir müddet onu gِzetleyiniz.”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Bu, deliliًe tutulmu‏ bir adam ancak, art‎k bir zamana dek gِzetleyin bunu.


    Adem Uًur : Bu, yaln‎zca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. ضyle ise, bir süreye kadar ona katlan‎p bekleyin bakal‎m.


    Ahmed Hulusi : "O kendisinde cinnet olan (cin etkisindeki) bir adam. . . Bir süre Onu gِzetleyin bakal‎m. "


    Ahmet Tekin : 'Bu, kesinlikle, kendisinde cinlere mahkûm olmu‏luk, delilik belirtileri olan bir adam. Durumu ayd‎nlan‎ncaya kadar gِzünüzü üstünden ay‎rmay‎n bakal‎m.' dediler.


    Ahmet Varol : O, kendinde delilik olan bir adamdan ba‏kas‎ deًildir. Siz onu belli bir süreye kadar gِzleyin.'


    Ali Bulaç : "O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan ba‏kas‎ deًildir, onu belli bir süre gِzetleyin."


    Ali Fikri Yavuz : O, ancak kendisinde cinnet bulunan bir adamd‎r. Bu itibarla bir zamana kadar onu bekleyin (belki ak‎llan‎r).”


    Bekir Sadak : (24-25) Milletinin inkarci ileri gelenleri: «Bu, sizin gibi bir insandan baska birsey degildir. Sizden ustun olmak istiyor. Allah dilemis olsaydi melekler indirirdi. ilk atalarimizdan beri boyle birsey isitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir sureye kadar onu gzetleyin» dediler.


    Celal Y‎ld‎r‎m : «Bu ‏üphesiz kendisinde cinnet (belirtisi) bulunan bir adamd‎r. Bir süre onu gِzetip bekleyelim.»


    Diyanet ف‏leri (eski) : (24-25) Milletinin inkarc‎ ileri gelenleri: 'Bu, sizin gibi bir insandan ba‏ka bir‏ey deًildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemi‏ olsayd‎ melekler indirirdi. فlk atalar‎m‎zdan beri bِyle bir‏ey i‏itmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gِzetleyin' dediler.


    Diyanet Vakfi : «Bu, yaln‎zca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. ضyle ise, bir süreye kadar ona katlan‎p bekleyin bakal‎m.»


    Edip Yüksel : O, sadece deli bir adamd‎r. Hele bir süreye kadar onu gِzleyin.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Her halde o ِyle bir adam ki kendisinde bir cinnet var, binaenaleyh gِzetin bunu bir zamana kadar


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Bu, yaln‎zca kendisinde delilik bulunan bir adamd‎r; Onun için bunu bir süreye kadar gِzetleyin!» dediler.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : «Bu, yaln‎zca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. ضyle ise, bir süreye kadar ona katlan‎p (durumu) gِzetleyin bakal‎m.»


    Fizilal-il Kuran : Bu adam bir deliden ba‏ka bir ‏ey deًildir. Bir süre için onu gِzetim alt‎nda tutunuz.


    Gültekin Onan : "O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan ba‏kas‎ deًildir, onu belli bir süre gِzetleyin."


    Hasan Basri اantay : «Kendisinde delilik olan bir adamdan ba‏kas‎ deًildir o! Binâen'aleyh bir zamana kadar onu gِzetleyin»!


    Hayrat Ne‏riyat : 'Bu, sâdece kendisinde delilik bulunan bir adamd‎r; hele bir zamâna kadar onu bekleyin bakal‎m!'


    فbni Kesir : O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan ba‏kas‎ deًildir. Bir süreye kadar onu gِzetleyin.


    Muhammed Esed : Kaç‎k bir adamdan ba‏ka biri deًil o; bunun için, siz o'nu bir süre gِzalt‎nda tutun".


    ضmer Nasuhi Bilmen : «Bu ba‏ka deًil, kendisinde cinnet bulunan bir erkek. Binaenaleyh O'nu bir zamana kadar gِzetiniz.»


    ضmer ضngüt : “Bu, kendisinde delilik bulunan bir adamd‎r. Bir süreye kadar onu gِzetleyin. ”


    قaban Piri‏ : O ancak, cinlenmi‏ bir adam, bir müddet onu gِzetleyin.


    Suat Y‎ld‎r‎m : (24-25) Halk‎ndan ileri gelen birtak‎m kâfirler: "Bu," dediler, "sizin gibi bir insandan ba‏ka bir ‏ey deًil, bِyleyken size hakim olmak istiyor." "Allah bize mesaj ula‏t‎rmak


    , (bِyle sizin gibi bir insan gِndermez), melaike indirirdi. Nitekim biz atalar‎m‎zdan da bِyle bir ‏ey i‏itmedik. Bu delinin tekinden ba‏ka biri deًil. Ona biraz süre tan‎y‎n, sonra i‏ ayd‎nlan‎r, siz de gereًini yapars‎n‎z."


    Süleyman Ate‏ : "O, kendisinde delilik bulunan bir adamd‎r, ba‏ka bir ‏ey deًildir. Hele bir süreye kadar onu gِzetleyin.


    Tefhim-ul Kuran : «O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan ba‏kas‎ deًildir, onu belli bir süre gِzetleyin.»


    ـmit قim‏ek : 'Bu olsa olsa cinnet geçirmi‏ bir adamd‎r; en iyisi siz onu bir süre gِz alt‎nda tutun.'


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Cinnet getirmi‏ bir adamdan ba‏kas‎ deًildir o. Belli bir süreye kadar gِz alt‎nda tutun onu."
     


  6. قَالَ رَبِّ انصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ



    Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn(kezzebûni).



    1. kâle : dedi

    2. rabbi : Rabbim

    3. unsur-nî : bana yardım et

    4. bimâ : sebebiyle, olduğu için

    5. kezzebû-ni : beni yalanladılar





    İmam İskender Ali Mihr : (Nuh A.S) dedi ki: “Rabbim, beni yalanladıkları için bana yardım et.”


    Diyanet İşleri : (Nûh), “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Nûh, Rabbim dedi, beni yalanlamalarına karşı sen yardım et bana.


    Adem Uğur : (Nuh), Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!


    Ahmed Hulusi : (Nuh) dedi ki: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşın yardım et bana. "


    Ahmet Tekin : Nuh:
    'Rabbim, onların beni yalanlamaları sebebiyle, sen bana yardım et' dedi.


    Ahmet Varol : (Nuh) dedi ki: 'Ey Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık sen bana yardım eyle.'


    Ali Bulaç : "Rabbim" dedi (Nuh). "Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et."


    Ali Fikri Yavuz : (Nûh şöyle) dedi: “- Ey Rabbim, onların beni yalanlamalarına karşılık sen bana yardım et.”


    Bekir Sadak : Nuh: «Rabbim! Beni yalanlamalarina karsilik bana yardim et» dedi.


    Celal Yıldırım : Nûh, «ey Rabbim ! Beni yalanlamalarına karşılık sen bana yardım et» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : Nuh: 'Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et' dedi.


    Diyanet Vakfi : (Nuh), Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!


    Edip Yüksel : Dedi ki, 'Rabbim, beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Dedi: ya rab! Beni tekzib etmelerine karşı sen bana nusrat ver


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Nuh: «Ey Rabbim, bana yalancı demelerine karşı yardım et bana!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Nuh: «Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!»


    Fizilal-il Kuran : Nuh «Ya Rabb'i, onların bu yalanlamaları karşısında bana yardım et» dedi.


    Gültekin Onan : "Rabbim" dedi (Nuh) "Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et."


    Hasan Basri Çantay : (Nuuh): «Hey Rabbim, dedi, onların beni tekzîb etmelerine mukaabil sen bana yardım et».


    Hayrat Neşriyat : (Nûh:) 'Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı, bana yardım et!' dedi.


    İbni Kesir : O da: Rabbım, beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et, dedi.


    Muhammed Esed : (Nuh:) "Ey Rabbim!" dedi, "Onların (bu) yalanlamalarına karşı bana yardım et!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Hazreti Nûh da) Dedi ki: «Yarabbi! Bana yardım et onların beni tekzîp etmelerine karşı.»


    Ömer Öngüt : Nuh: “Ey Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et!” dedi.


    Şaban Piriş : Nuh: -Rabbim, beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et, dedi.


    Suat Yıldırım : Nuh: "Ya Rabbî, dedi, beni yalancı saymalarına karşı Sen yardım et bana!"


    Süleyman Ateş : (Nûh): "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et (bana verdiğin sözü yerine getir)!" dedi.


    Tefhim-ul Kuran : «Rabbim» dedi (Nuh). «Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et.»


    Ümit Şimşek : Nuh 'Rabbim, onların beni yalanlamasına karşı bana yardım et' dedi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Nûh şöyle yakardı: "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana!"
     


  7. فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاء أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ




    Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn(mugrakûne).





    1. fe : o zaman, böylece

    2. evhay-nâ : biz vahyettik

    3. ileyhi : ona

    4. en ısnai : yapmasını

    5. el fulke : gemi

    6. bi a'yuni-nâ : gözümüzün önünde

    7. ve vahyi-nâ : ve vahyimizle

    8. fe : böylece

    9. izâ câe : geldiği zaman

    10. emru-nâ : bizim emrimiz

    11. ve fâre : ve fevaran etti, kaynadı

    12. et tennûru : tennur, kazan

    13. fesluk (fe usluk) : hemen koy

    14. fî-hâ : onun içine

    15. min kullin : hepsinden, herbirinden

    16. zevceynisneyni : her çiften ikişer

    17. ve ehleke : ve senin maiyetin, senin ailen

    18. illâ : sadece, hariç

    19. men : kimse, kim

    20. sebeka : geçti

    21. aleyhi : onun üzerine (onun hakkında)

    22. el kavlu : söz

    23. min-hum : onlardan

    24. ve lâ tuhâtıb-nî : ve bana hitap etme

    25. fî : hakkında

    26. ellezîne zalemû : zulmeden kimseler

    27. inne-hum : muhakkak onlar

    28. mugrakûne : boğulacak olanlar







    İmam İskender Ali Mihr : Böylece ona, gözümüzün önünde (Bizim denetimimizde) ve vahyimizle bir gemi yapmasını vahyettik. Böylece emrimiz geldiği ve tennur kaynadığı zaman hemen ona (gemiye) her çiftten ikişer tane ve ehlini bindir. Onlardan, haklarında bir söz (hüküm) geçenler hariç. Ve zulmedenler hakkında Bana hitap etme (onlar için bir şey, bir af isteme). Muhakkak ki onlar, boğulacak olanlardır (boğulmalarına daha önce hükmedilmiş olanlardır).


    Diyanet İşleri : Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken ona, nezâretimiz altında ve vahyimize uyarak bir gemi yap diye vahyettik; derken emrimiz gelip tandırın altından su kaynamaya başlayınca her mahlûktan birer çifti ve helâki takdîr edilenden başka âilenden olanları gemiye yükle ve zulmedenler hakkında bana söz söyleme, şüphe yok ki onlar garkolacaklar dedik.


    Adem Uğur : Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde (muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.


    Ahmed Hulusi : Bunun üzerine Ona (Nuh'a) vahyettik ki: "Gözlerimiz olarak (gözetimimiz anlamına gelse de burada mâiyet sırrına işaret vardır) ve vahyimizle gemiyi yap. . . İş başladığında (sular yükseldiğinde) ve fırın kaynadığı (buhar kazanı mı vardı acaba) vakit, her eşi olandan bir çift ve onlardan, aleyhine daha önce hüküm verilmiş olanlar hariç ehlini, gemiye al. Zâlimler hakkında benimle muhatap olma! Kesinlikle onlar boğulacaklardır. "


    Ahmet Tekin : Biz ona:
    'Gözlerimizin önünde, gözetimimiz altında, vahyimiz uyarınca gemileri inşa et' diye vahyettik. Nihayet, gemilerin yapımı bitirilip, planımızın icra vakti geldiğinde, bütün kaynaklardan fışkıran sularla, yeryüzünde sular yükselirken, tan yeri ağardığı sırada; buhar kazanları çalıştırılıp istim yükselmeye başlayınca, biz Nûh’a:


    'Her türden erkekli dişili birer çifti, içlerinden, daha önce, aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni, ümmetini gemilere al. Baskı zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyenler, hakkı tanımayanlar konusunda bana başvurma. Onlar kesinlikle boğulacaklar.' diye vahyettik.


    Ahmet Varol : Biz de ona şöyle vahyettik: 'Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca her türden ikişer tane ve aleyhlerine söz geçmiş olanların dışındaki aile fertlerini onun içine koy. Zulmedenler hakkında bana seslenme. Çünkü onlar boğulacaklardır.


    Ali Bulaç : Böylelikle biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş) olanlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik.


    Ali Fikri Yavuz : Biz de ona şöyle vahy ettik: “- Bizim nezaretimiz altında ve emrimizle gemiyi yap. Sonra azab emrimiz gelibde tandırdan su kaynayıp fışkırınca (veya kazan kaynayınca), hemen ona, her canlıdan birer çift erkek ve dişi, bir de üzerine azab vacib olandan başka, aile halkını koy. Zulüm yapanlar hakkında da bana duada bulunma; çünkü onlar boğulmuş olacaklardır.”


    Bekir Sadak : Bunun uzerine ona soyle vahyettik: «Nezaretimiz altinda, sana bildirdigimiz gibi gemiyi yap; buyrugumuz gelip tandirdan sular kaynayinca her cinsten birer cifti ve aleyhine hukum verilmis olanin disinda kalan coluk cocugunu alip gemiye bindir. Haksizlik yapanlar icin Bana bas vurma, cunku onlar suda bogulacaklardir.»


    Celal Yıldırım : Nuh'a, «gemiyi gözümüzün önünde (talimatımız altında) vahyimiz uyarınca yap; emrimiz gelip tandırdan su kaynayıp fışkırınca ona her (cins hayvandan) ikişer çift (veya birer çift) ve aleyhlerinde emir (hüküm) geçmiş olanın dışında aileni getirip yerleştir ve sakın o zâlimler hakkında bana hitap etme; çünkü onlar mutlaka boğulacaklardır,» diye vahyettik.


    Diyanet İşleri (eski) : Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: 'Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır.'


    Diyanet Vakfi : Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde (muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten birer çift ile, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.


    Edip Yüksel : Bunun üzerine kendisine şöyle vahyettik: 'Gözümüzün önünde ve vahyimize uygun olarak gemiyi yap. Emrimiz gelince, kaynaklar kaynayıp taşınca her çeşit (evcil hayvanı) ve aleyhlerine hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni al. Zalimler adına benimle konuşma; onlar boğulacaklardır.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Biz de ona şöyle vahyettik: bizim nezaretimiz ve vahyimizle gemiyi yap, sonra emrimiz gelip de tennur feveran edince hemen ona topundan bir iki çift ve aleyhinde söz sebketmiş olandan başka ehlini sok ve o zulm edenler hakkında bana bir hıtabda bulunma, çünkü onlar gark olunacaklardır


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Biz de ona şöyle vahyettik: «Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap sonra emrimiz gelip de tandır (kazan) kaynayınca hemen ona topundan bir iki çifti ve aleyhinde önceden huküm verilmiş olanların dışında aileni ona bindir ve o zulmedenler hakkında bana yakarışta bulunma; çünkü onlar kesinlikle boğulacaklardır!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!


    Fizilal-il Kuran : O'na vahiy yolu ile bildirdik ki; «Bizim gözlerimiz önünde ve vahyimiz uyarınca bir gemi yap. Emrimiz gelip de tandır kaynamaya (her yandan sular fışkırmaya) başlayınca her canlı türünün birer çifti ile boğulacağına ilişkin hükmümüzün kesinleştiği kimse dışında kalan aile bireylerini gemiye bindir. Zalimler konusunda bana başvurma; çünkü onlar kesinlikle boğulacaklardır.»


    Gültekin Onan : Böylelikle biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim buyruğumuz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş olanlar dışında ehlini (aileni) de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik.


    Hasan Basri Çantay : Biz de ona (şöyle) vahyetdik: «Bizim nezaaretimiz ve vahyimizle gemi yap sen. Nihayet (helaklerine) emrimiz gelib de o fırın kaynayınca ona her (nev'i hayvanlardan erkek ve dişi) ikişer çift ile aileni alıb içerisine gir. (Kavminin) içinden aleyhlerine söz geçmiş (hüküm giymiş) olanlar müstesna. O zulmedenler (in kurtulması) hakkında bana hitabda bulunma. Çünkü onlar boğul (mıya mahkûm ol) muşlardır».


    Hayrat Neşriyat : Bunun üzerine (biz de) ona şöyle vahyettik: 'Nezâretimiz altında ve vahyimiz ile gemiyi yap; nihâyet emrimiz gelip de fırın kaynadığı (sular taş maya başladığı) zaman, her bir (hayvan cins)inden (erkek ve dişi olmak üzere) ikişer eş ile (îmân etmediklerinden, boğulacaklarına dâir) ve içlerinden, aley hinde söz geçmiş (hüküm verilmiş) olan (bir oğlunile diğer zevcen) dışındaki âileni (mü’min le ri), ona (gemiye) al!O zulmedenler hakkında ise bana hitabda bulunma (yalvarma)! Çünki onlar suda boğu lacak olanlardır.'


    İbni Kesir : Ona vahyettik ki: Gözetimimiz altında sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Buyruğumuz gelip de sular kaynayınca her cinsten ikişer çiftive aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Zalimler için bana başvurma. Çünkü onlar boğulacaklardır.


    Muhammed Esed : Bunun üzerine, Biz de o'na: "Bizim gözetimimiz altında ve (sana) vahyettiğimiz yöntemlerle (seni ve seninle beraber olanları kurtaracak olan) gemiyi yap;" diye vahyettik, "ve hükmümüz gerçekleşip de seller halinde yeryüzünü sular kapladığı zaman her cins (hayvandan) bir çiftle birlikte -haklarında ceza hükmü verilmiş olanlar dışında- aileni bu (gemiye) bindir; ve sakın, o haksızlık yapmış olanlar için Bana başvurma, çünkü onlar kaçınılmaz olarak boğulacaklar!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Artık O'na vahyettik ki, «Bizim nezaretimiz ve vahyimizle gemiyi yap. Vaktâ ki emrimiz gelir de tennur kaynamağa başlarsa hemen o gemiyi herbirinden iki çift ve aleyhinde söz geçmiş olandan başka ehlini de al ve zulmetmiş olanlar hakkında bana bir hitapta bulunma. Şüphe yok ki, onlar boğulmuşlardır.»


    Ömer Öngüt : Biz de ona şöyle vahyettik: “Bizim nezaretimiz altında ve vahyimiz uyarınca gemi yap! Bizim emrimiz gelip de fırın kaynamaya başlayınca, her cinsten birer çifti ve aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışında kalan âileni alıp gemiye bindir. O zulmedenler hakkında bana hiç yalvarma. Zira onlar mutlaka boğulacaklardır. ”


    Şaban Piriş : Biz de ona şöyle vahyettik: “Gözetimimiz altında bildirdiğimiz gibi bir gemi yap. Buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilmiş olanlar dışında kalan aileni gemiye bindir. Zalimler için bana baş vurma, çünkü onlar boğulacaklardır.”


    Suat Yıldırım : Biz de ona vahyedip bildirdik ki: "Nezaretimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Buyruğumuz gelip tandır kaynayınca her cinsten birer çift ile haklarında azap hükmü takdir edilmiş olanlar dışında kalan aile halkını yanına al! Zalim ve kâfirler hakkında sakın Bana başvurma! Çünkü onlar suda boğulacaklardır."


    Süleyman Ateş : Biz de ona vahyettik ki: "Gözlerimizin önünde ve vahyimiz(öğretimimiz)le o gemiyi yap. Bizim buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca her cinsten iki çift ve âileni de alıp ona sok. Yalnız onlar içinde alehylerine söz geçmiş (azâbımıza uğrama hükmü giymiş) olanları bırak. O zulmedenler hakkında bana yalvarma; onlar, mutlaka boğulacaklardır!


    Tefhim-ul Kuran : Böylelikle biz ona: «Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş) olanlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır» diye vahyettik.


    Ümit Şimşek : Biz de ona, 'Gözetimimiz altında ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap,' diye vahyettik. 'Emrimiz gelip de sular kaynamaya başlayınca, hepsinden birer çift ile, hakkında azap hükmü verilmiş olanlar dışında aileni gemiye al. Zulmedenler hakkında da Bana birşey söyleme; çünkü onlar boğulmaya mahkûmdurlar.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bunun üzerine biz, Nûh'a şöyle vahyettik: "Gözlerimizin önünde ve vahyimize uygun olarak gemiyi yap. Emrimiz gelip tandır kaynayınca, ailenle birlikte her türden iki çifti gemiye sok. İçlerinden, haklarında daha önce hüküm verilmiş olanları dışta bırak. Zulmetmiş olanlar hakkında bana yakarıp durma. Onlar kesinlikle boğulacaklardır."
     


  8. فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ




    Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).





    1. fe izesteveyte : bindiğin zaman

    2. ente : sen

    3. ve men : ve kimseler

    4. mea-ke : seninle beraber

    5. alâ el fulki : gemiye

    6. fe kul : o zaman de

    7. el hamdu : hamd

    8. li allâhi : Allah'a

    9. ellezî : ki o

    10. neccâ-nâ : (o) bizi kurtardı

    11. min : den

    12. el kavmi ez zâlimîne : zalim kavim







    İmam İskender Ali Mihr : Böylece sen ve seninle beraber olan kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Zalim kavimden bizi kurtaran Allah'a hamdolsun.” de.


    Diyanet İşleri : Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” de.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sen ve seninle berâber bulunanlar, gemiye oturunca da hamdolsun Allah'a ki de, bizi zâlim topluluktan kurtardı.


    Adem Uğur : Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.


    Ahmed Hulusi : "Sen ve seninle beraber olanlar gemiye yerleştiğinizde, de ki: 'Hamd, bizi zâlimler topluluğundan kurtaran Allâh'a aittir. '"


    Ahmet Tekin : Sen, beraberindekilerle birlikte gemilere yerleştiğinde:
    'Bizi inkâr ile, isyan ile baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen zâlim bir kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun.' de.


    Ahmet Varol : Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: 'Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Alah'a hamdolsun' de.


    Ali Bulaç : "Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun."


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Nûh), sen beraberindekilerle geminin üzerine çıktığın zaman de ki: “- Hamd, O Allah’a olsun ki, bizi zalim bir kavimden kurtarmıştır.”


    Bekir Sadak : Ey Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerlesince: «Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun» de.


    Celal Yıldırım : Artık sen ve beraberindekiler gemiye yerleşip yerinizi alınca, de ki: «Bizi zâlim bir kavimden kurtaran Allah'a hamd olsun.»


    Diyanet İşleri (eski) : Ey Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: 'Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun' de.


    Diyanet Vakfi : Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: «Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun» de.


    Edip Yüksel : 'Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinizde, 'Bizi o zalim halktan kurtaran ALLAH'a övgüler olsun,' de.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Binaenaleyh sen maıyyetindekilerle geminin üzerine çıktığında da de ki: hamd o Allaha ki bizi o zalim kavminden kurtardı


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sen yanındakilerle birlikte geminin üzerine çıktığında: «Hamd o Allah'a ki, bizi o zalim topluluktan kurtardı» de.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: «Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun» de.


    Fizilal-il Kuran : Ey Nuh, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinizde «Bizi zalim soydaşlarımızdan kurtaran Allah'a hamdolsun» de.


    Gültekin Onan : "Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Tanrı'ya hamdolsun."


    Hasan Basri Çantay : Artık sen, maiyyetinde bulunanlarla beraber, geminin üstüne doğrulunca (şöyle) de: «Bizi o zaalimler güruhundan selâmete erdiren Allaha hamd olsun».


    Hayrat Neşriyat : O hâlde sen, yanında bulunanlarla berâber gemiye yerleştiğin zaman artık de ki: 'Bizi o zâlimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamd olsun!'
    İbni Kesir : Sen ve beraberindekiler, gemiye yerleşince: Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun, de.


    Muhammed Esed : "Sen ve seninle beraber olanlar gemiye yerleşir yerleşmez de ki: 'Bütün övgüler, bizi bu zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a aittir!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : İmdi sen ve seninle beraber olanlar geminin üzerine çıktığınızda de ki: «Hamd o Allah'a olsun ki, bizi o zalimler olan kavimden kurtardı.»


    Ömer Öngüt : “Sen ve beraberindekiler, birlikte gemiye yerleştiğiniz zaman de ki: 'Bizi o zâlim kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun. ”


    Şaban Piriş : Sen ve beraberindekiler, gemiye yerleşince: -Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun, de!


    Suat Yıldırım : "Sen ve beraberinde olanlar gemiye yerleşince de ki: "Bizi o zalim toplumun elinden kurtaran Allah’a hamd-u senalar olsun!"


    Süleyman Ateş : Sen ve yanında bulunanlar gemiye yerleştiğiniz zaman: "Bizi o zâlim kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun." de.


    Tefhim-ul Kuran : «Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: «Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun.»


    Ümit Şimşek : 'Sen ve beraberindekiler gemiye bindiğiniz zaman, 'Hamd olsun bizi o zalimler güruhundan kurtaran Allah'a' de.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sen, yanındakilerle birlikte geminin üzerine çıktığında şöyle de: "Zalimler topluluğundan bizi kurtaran Allah'a hamt olsun!"
     


  9. وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِي مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ الْمُنزِلِينَ





    Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilîn(munzilîne).




    1. ve kul : ve de

    2. rabbi : Rabbim

    3. enzil-nî : beni indir

    4. munzelen : indirişle, inişle

    5. mubâreken : mübarek

    6. ve ente : ve sen

    7. hayru el munzilîne : indirenlerin en hayırlısı







    İmam İskender Ali Mihr : Ve de ki: “Rabbim, beni mübarek bir inişle indir. Ve Sen, indirenlerin en hayırlısısın.”


    Diyanet İşleri : Yine de ki: “Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve de ki: Rabbim, beni kutlulukla indir ve sensin indirenlerin en hayırlısı.


    Adem Uğur : Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskân edenlerin en hayırlısısın.


    Ahmed Hulusi : "Ve de ki: 'Rabbim, mübarek bir mahale yerleştir beni. . . Sen yerleştirenlerin en hayırlısısın. '"


    Ahmet Tekin : 'Rabbim, beni bereketli bir yere konaklat. Sen konaklama yeri sağlayanların en hayırlısısın.' de.


    Ahmet Varol : Yine de ki: 'Rabbim! Beni kutlu bir konak yerine indir. Sen konuklayanların en hayırlısısın.'


    Ali Bulaç : Ve de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, sen konuklayanların en hayırlısısın."


    Ali Fikri Yavuz : Bir de (gemiden inince) şöyle de: “- Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur; sen konuklatanların en hayırlısısın.”


    Bekir Sadak : «ORabbim! Beni mubarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin» de.


    Celal Yıldırım : Ve de ki: «Rabbim ! Beni mubarek bir konağa indir, sen (konaklara) indirenlerin en hayırlısısın.»


    Diyanet İşleri (eski) : 'Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin' de.


    Diyanet Vakfi : Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskân edenlerin en hayırlısısın.


    Edip Yüksel : 'Ve, 'Rabbim, beni kutlu bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin,' de.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve de ki: rabbım! Beni bir mübarek menzile kondur, konuklıyanların en hayırlısı sensin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve de ki: «Ey Rabbim, beni mübarek bir yere kondur; Sen konuklayanların en hayırlısısın.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ve de ki: «Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın.»


    Fizilal-il Kuran : Yine de ki; «Ya Rabb'i, beni bereketli bir yere indir. Sen kullarını en iyi yerlere konduransın.»


    Gültekin Onan : Ve de ki: "Rabbim. Beni kutlu bir konakta indir, sen konuklayanların en hayırlısısın."


    Hasan Basri Çantay : (Şöyle de) de: «Rabbim, beni bereketli bir menzile kondur. Sen konuklayanların en hayırlısısın».


    Hayrat Neşriyat : Ve (yine) de ki: 'Rabbim! Beni mübârek bir menzile indir; çünki sen, indirenlerin en hayırlısısın!'


    İbni Kesir : Ve de ki: Rabbım; beni mübarek bir yere indir. Ve Sen indirenlerin en hayırlısısın.


    Muhammed Esed : "De ki: 'Ey Rabbim! (Senin tarafından) kutlanmış, güvenli kılınmış bir yere eriştir beni; çünkü, insana erişmesi gereken yere nasıl erişeceğini en iyi gösteren Sensin!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve de ki: «Yarabbi! Beni bir mübarek menzile indir ve Sen indirenlerin en hayırlısısın.»


    Ömer Öngüt : “Ve de ki: Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen indirenlerin en hayırlısısın. ”


    Şaban Piriş : Ve yine şöyle de: -Rabbim, beni mübarek bir yere indir. Konuklayanların en hayırlısı sensin!


    Suat Yıldırım : "Ya Rabbî, beni güvenli ve kutlu bir yere indir. Çünkü sen konuklayanların en iyisi, en mükemmelisin."


    Süleyman Ateş : Ve de ki: "Rabbim, beni mübârek bir inişle indir; sen konuklayanların en hayırlısısın."


    Tefhim-ul Kuran : Ve de ki: «Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, sen konuklayanların en hayırlısısın.»


    Ümit Şimşek : 'Ve de ki: 'Rabbim, beni bereketli bir menzilde konaklat. Hiç şüphe yok ki, konuk ağırlayanların en hayırlısı Sensin.''


    Yaşar Nuri Öztürk : Şunu da söyle: "Rabbim, beni bereketli bir yere indir! Sen, konuk ağırlayanların en hayırlısısın."
     


  10. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ





    İnne fî zâlike le âyâtin ve in kunnâ le mubtelîn(mubtelîne).




    1. inne : muhakkak, elbette

    2. fî zâlike : bunda (vardır)

    3. le : elbette, mutlaka, muhakkak

    4. âyâtin : âyetler

    5. ve in kunnâ : ve biz oluruz

    6. le : elbette, mutlaka, muhakkak

    7. mubtelîne : imtihan edenler






    İmam İskender Ali Mihr : Elbette bunda âyetler vardır. Ve muhakkak ki Biz, imtihan edenleriz.


    Diyanet İ؛leri : ھüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki bundan deliller var elbet ve ؛üphesiz ki biz, insanları deneriz.


    Adem Uğur : ھüphesiz bunda (Nuh ve kavminin ba؛ından geçenlerde) birtakım ibretler vardır. Hakikaten biz (kullarımızı bِyle) deneriz.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki bunda i؛aretler vardır. . . Biz elbette sınarız (ki ki؛i kendi kapasitesini gِrsün).


    Ahmet Tekin : Bu Nuh kıssasında birçok ibretler, ِğütler, Allahın sınırsız kudretini gِsteren deliller vardır. İtaatkâr olanlarla âsi olanların ortaya çıkması için biz kullarımızı bِyle deneriz.


    Ahmet Varol : ھüphesiz bunda âyetler vardır ve biz muhakkak denemeden geçiririz.


    Ali Bulaç : Hiç ؛üphesiz bunda ayetler vardır ve biz gerçekten denemeden geçiririz.


    Ali Fikri Yavuz : ھüphesiz bunda (Nûh k‎ssas‎nda) ibret al‎ncak çok alâmetler var. Doًrusu biz (bu ‏ekilde insanlar‎) imtihana çekenleriz.


    Bekir Sadak : Dogrusu bunlarda dersler vardir. Biz suphesiz insanlari denemekteyiz.


    Celal Y‎ld‎r‎m : قüphesiz ki (bu ِnemli ve ibretli olayda) birçok ًِütler ve dersler vard‎r. Doًrusu biz hep (bِyle) s‎nava çekeriz.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Doًrusu bunlarda dersler vard‎r. Biz ‏üphesiz insanlar‎ denemekteyiz.


    Diyanet Vakfi : قüphesiz bunda (Nuh ve kavminin ba‏‎ndan geçenlerde) birtak‎m ibretler vard‎r. Hakikaten biz (kullar‎m‎z‎ bِyle) deneriz.


    Edip Yüksel : Bunda i‏aretler ve dersler vard‎r. Biz elbette sizleri denemekteyiz.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : ف‏te bunda çok âyetler vard‎r ve hak‎kat biz pek imtihanc‎y‎zd‎r


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : ف‏te bunda birçok ibretler vard‎r ve gerçekten Biz, pek s‎navc‎y‎zd‎r.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : قüphesiz bunda sizin için birtak‎m ibretler vard‎r. اünkü biz, kullar‎m‎z‎ bِyle denemi‏izdir.


    Fizilal-il Kuran : Bu olayda al‎nacak birçok dersler vard‎r. Biz Nuh'u ve soyda‏lar‎n‎ bu yolla s‎navdan geçirmi‏ olduk.


    Gültekin Onan : Hiç ‏üphesiz bunda ayetler vard‎r ve biz gerçekten denemeden geçiririz.


    Hasan Basri اantay : قübhe yok ki bunda nice ibretler vard‎r. Biz elbette (insanlar‎) imtihaana çekenleriz.


    Hayrat Ne‏riyat : قübhesiz ki bunda, gerçekten ibretler vard‎r ve doًrusu (biz, onlar‎) elbette imtihân edicileriz.


    فbni Kesir : قüphesiz ki bunda ayetler vard‎r. Biz, elbette deneyenleriz.


    Muhammed Esed : Bu (k‎ssa)da, muhakkak ki, (dü‏ünen insanlar için ç‎kar‎lacak) dersler vard‎r; ve ‏üphesiz, Biz (insan‎) s‎navdan geçirmekteyiz.


    ضmer Nasuhi Bilmen : قüphe yok ki, bunda elbette bir nice ibretler vard‎r ve hakikaten Biz elbette pek imtihan edicileriz.


    ضmer ضngüt : قüphesiz ki bunda âyetler (ibretler) vard‎r. اünkü biz, insanlar‎ imtihan etmekteyiz.


    قaban Piri‏ : قüphesiz bunda ayetler/belgeler vard‎r ve elbette biz imtihan ediyoruz.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Bunda elbette al‎nacak çok ibretler var. Gerçekten Biz insanlar‎ imtihan etmekteyiz.


    Süleyman Ate‏ : Gerçi biz, (onlar‎) s‎n‎yorduk ama, bu olayda (sizler için de) nice ibretler vard‎r.


    Tefhim-ul Kuran : Hiç ‏üphesiz bunda ayetler vard‎r ve biz gerçekten denemeden geçiririz.


    ـmit قim‏ek : ف‏te bunda nice âyetler vard‎r. Biz bِylece kullar‎m‎z‎ imtihan etmekteyiz.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Biz onlar‎ imtihan ediyor idiysek de bunda elbette ibretler vard‎r!
     


  11. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ




    Summe en؛e’nâ min ba’dihim karnen âharîn(âharîne).




    1. summe : sonra

    2. en؛e'nâ : biz yarattık

    3. min ba'di-him : onlardan sonra

    4. karnen : bir nesil

    5. âharîne : diğerleri, ba؛kaları






    İmam İskender Ali Mihr : Sonra da onların arkasından ba؛ka bir nesil yarattık.


    Diyanet İ؛leri : Sonra onların (Nûh kavminin) ard‎ndan ba‏ka bir nesil yaratt‎k.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Sonra onlar‎n ard‎ndan, ba‏ka bir nesil meydana getirdik.


    Adem Uًur : Sonra onlar‎n ard‎ndan bir ba‏ka nesil meydana getirdik.


    Ahmed Hulusi : Sonra, onlar‎n ard‎ndan ba‏ka bir nesil in‏a ettik.


    Ahmet Tekin : Sonra onlar‎n ard‎ndan ba‏ka nesiller meydana getirdik.


    Ahmet Varol : Sonra onlar‎n artlar‎ndan ba‏ka nesil yeti‏tirdik.


    Ali Bulaç : Sonra onlar‎n ard‎ndan bir ba‏ka insan nesli yarat‎p in‏a ettik.


    Ali Fikri Yavuz : Nuh kavminin helâkinden sonra, arkalar‎ndan ba‏ka bir kavim yaratt‎k (bu آd kavmidir).


    Bekir Sadak : Bunlarin ardindan baska nesiller varettik.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Sonra onlar‎n ard‎ndan ba‏ka bir nesil ortaya ç‎kard‎k.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Bunlar‎n ard‎ndan ba‏ka nesiller varettik.


    Diyanet Vakfi : Sonra onlar‎n ard‎ndan bir ba‏ka nesil meydana getirdik.


    Edip Yüksel : Sonra, onlar‎n ard‎ndan, ba‏ka bir soy yeti‏tirdik.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Sonra arkalar‎ndan ba‏ka bir karn in‏a eyledik


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Sonra arkalar‎ndan ba‏ka bir nesil yaratt‎k.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Sonra onlar‎n ard‎ndan bir ba‏ka nesil getirdik.


    Fizilal-il Kuran : Onlar‎n ard‎ndan ba‏ka bir ku‏ak ortaya ç‎kard‎k.


    Gültekin Onan : Sonra onlar‎n ard‎ndan bir ba‏ka insan nesli yarat‎p in‏a ettik.


    Hasan Basri اantay : Sonra onlar‎n ard‎ndan diًer bir nesil yaratd‎k.


    Hayrat Ne‏riyat : Sonra onlar‎n ard‎ndan ba‏ka bir nesil meydana getirdik.


    فbni Kesir : Bunlar‎n ard‎ndan ba‏ka bir nesil yaratt‎k.


    Muhammed Esed : Bu (ilk toplumlar)‎n ard‎ndan yeni nesiller dünyaya getirdik;


    ضmer Nasuhi Bilmen : Sonra onlar‎n arkalar‎ndan ba‏ka bir nesil icad ettik.


    ضmer ضngüt : Sonra onlar‎n ard‎ndan ba‏ka bir nesil getirdik.


    قaban Piri‏ : Bunlar‎n ard‎ndan ba‏ka bir nesil meydana getirdik.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Onlardan sonra ba‏ka nesiller yaratt‎k.


    Süleyman Ate‏ : Sonra onlar‎n ard‎ndan ba‏ka bir nesil yeti‏tirdik.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra onlar‎n ard‎ndan bir ba‏ka insan ku‏aً‎ yarat‎p in‏a ettik.


    ـmit قim‏ek : Onlardan sonra Biz ba‏ka nesiller yaratt‎k.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Sonra onlar‎n ard‎ndan ba‏ka bir nesil olu‏turduk.

     


  12. فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ





    Fe erselnâ fîhim resûlen minhum eni’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), e fe lâ tettekûn(tettekûne).




    1. fe ersel-nâ : o zaman, böylece biz gönderdik

    2. fî-him : onların içinde

    3. resûlen : bir resûl

    4. min-hum : onlardan

    5. eni'budû allâhe (en u'budû) : Allah'a kul olsunlar diye

    6. mâ : yoktur

    7. lekum : sizin için

    8. min ilâhin : (ilâhtan) bir ilâh

    9. gayru-hu : ondan başka

    10. e fe lâ tettekûne : hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız






    İmam İskender Ali Mihr : Böylece Biz, onlara, onların içinde, onlardan resûl gönderdik, Allah'a kul olsunlar, diye. Sizin, O'ndan başka İlâhınız yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız (Allah'a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?


    Diyanet İşleri : Onlara, kendilerinden, “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur, hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Derken onlara, kendi cinslerinden bir peygamber gönderdik de kulluk edin Allah'a dedi, yoktur size ondan başka bir mâbut, hâlâ mı çekinmezsiniz?


    Adem Uğur : Onlar arasından kendilerine: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâla Allah'tan korkmaz mısınız?" (mesajını ileten) bir peygamber gönderdik.


    Ahmed Hulusi : İçlerinde: "Allâh'a kulluk edin. . . O'nun gayrından bir tanrınız yoktur. . . Hâlâ (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşamaktan) korkup korunmuyor musunuz?" (diyen) kendilerinden bir Rasûl irsâl ettik.


    Ahmet Tekin : Onların da aralarında:
    'Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin. Sizin Allah’tan başka tanrınız yoktur. Hâlâ günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmayacak, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmayacak, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmayacak mısınız?' diyen, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere, içlerinden Rasuller görevlendirdik.


    Ahmet Varol : Onların içlerinde de kendilerinden bir elçi gönderdik. 'Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. Artık sakınmaz mısınız?' diye.


    Ali Bulaç : Onlara da kendi içlerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.


    Ali Fikri Yavuz : Onlara da içlerinden bir peygamber (Hûd’u) gönderdik ki, şöyle desin: “- Allah’a ibadet edin; sizin ondan başka hiç bir İlâh’ınız yoktur. Artık Allah’ın azabından korkmaz mısınız?”


    Bekir Sadak : Onlara aralarindan: «Allah"a kulluk edin, O'ndan baska tanriniz yoktur, sakinmaz misiniz?» diyen bir elci gonderdik. *


    Celal Yıldırım : İçlerinden (seçip beğendiklerimizi) kendilerine peygamber olarak gönderdik. (O da onlara): «Allah'a ibâdet edin, O'ndan başka sizin için (hakiki) hiçbir tanrı yoktur; artık (inkârdan, puta tapmaktan, azgınlık göstermekten) sakınmazmısınız ?» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlara aralarından: 'Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?' diyen bir elçi gönderdik.


    Diyanet Vakfi : Onlar arasından kendilerine: «Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâla Allah'tan korkmaz mısınız?» (mesajını ileten) bir peygamber gönderdik.


    Edip Yüksel : Onlara, aralarından bir elçi gönderdik: 'ALLAH'a kulluk ediniz, sizin ondan başka bir tanrınız yoktur. Saygı gösterip erdemli davranmıyacak mısınız?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onların içinde de kendilerinden bir Resul gönderdik şöyle ki: Allaha ıbadet edin ondan başka bir tanrınız yok, artık korunmaz mısınız?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onların içinden de kendilerine: «Allah'a kulluk edin, O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Artık Allah'tan kokmayacak mısınız?» diyen bir peygamber gönderdik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, «Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.


    Fizilal-il Kuran : Onlara da «Allah'a kulluk ediniz, O'ndan başka bir ilahınız yoktur, Allah'dan korkmaz mısınız» diyen kendilerinden bir peygamber gönderdik.


    Gültekin Onan : Onlara da kendi içlerinden: "Tanrı'ya ibadet edin. O'nun dışında sizin başka tanrınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.


    Hasan Basri Çantay : Onlara da aralarında kendilerinden bir peygamber gönderdik. «Allaha kulluk edin. Sizin Ondan başka hiçbir Tanrınız yokdur. (Haalâ azâb-ı ilâhîden) sakınmayacak mısınız?» (dedi).


    Hayrat Neşriyat : Onlara da içlerinden: 'Allah’a kulluk edin; sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Hiç sakınmaz mısınız?' diye (kendilerine nasîhat etmesi için) bir peygamber gönderdik.


    İbni Kesir : Onlara da kendilerinden: Allah'a ibadet edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Hala sakınmayacak mısınız? diyen bir peygamber gönderdik.


    Muhammed Esed : Onlara kendi içlerinden elçi gönderdik; (bu elçi de onlara aynı şeyi söyledi:) "(yalnızca) Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka tanrınız yok. Buna rağmen, yine de O'na karşı sorumluluk duymayacak mısınız?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onların içinde de onlardan bir peygamber gönderdik. Dedi ki: «Siz Allah'a ibadet edin, sizin için O'ndan başka bir ilâh yoktur. Artık ittika etmiyecek misiniz?»


    Ömer Öngüt : Onlara da kendi aralarından: “Allah'a kulluk edin, çünkü sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur, hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız?” diyen bir peygamber gönderdik.


    Şaban Piriş : İçlerinden onlara: -Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka bir ilahınız yoktur, sakınmaz mısınız? diyen bir peygamber gönderdik.


    Suat Yıldırım : Onların içinden "Yalnız bir Allah’a ibadet ediniz, zira sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Gerçek bu iken hâlâ şirkten sakınmaz mısınız?" diyen bir peygamber gönderdik.


    Süleyman Ateş : Onlara da kendi içlerinden: "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka Tanrınız yoktur, (Allâh'ın azâbından) korunmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.


    Tefhim-ul Kuran : Onlara da kendi içlerinden: «Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?» (desin) diye içlerinden bir peygamber gönderdik.


    Ümit Şimşek : Onlara kendi içlerinden birer peygamber gönderdik de kendilerine 'Allah'a kulluk edin,' dedi. 'Ondan başka tanrınız yoktur. Hiç sakınmaz mısınız?'


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlara da içlerinden şu yolda tebliğde bulunan bir resul gönderdik: Allah'a kulluk/ibadet edin. O'ndan başka tanrınız yok sizin. Hâlâ ürpermiyor musunuz?
     


  13. وَقَالَ الْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاء الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ




    Ve kâlel meleu min kavmihillezîne keferû ve kezzebû bi likâil âhıreti ve etrafnâhum fîl hayâtid dunyâ mâ hâzâ illâ beşerun mislukum ye’kulu mimmâ te’kulûne minhu yeşrebu mimmâ teşrabûn(teşrabûne).




    1. ve kâle : ve dedi

    2. el meleu : ileri gelenler

    3. min kavmi-hi : onun kavminden

    4. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfir olan kimseler, kâfirler

    5. ve kezzebû : ve yalanladılar

    6. bi likâi el âhıreti : ahirete (Allah'a) mülâki olmayı

    7. ve etrafnâ-hum : ve biz onlara refah verdik

    8. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında

    9. mâ hâzâ : bu değildir

    10. illâ : ancak, den başka

    11. beşerun : bir beşer, bir insan

    12. mislu-kum : sizin gibi

    13. ye'kulu : (yemek) yer

    14. mimmâ (min mâ) : şeylerden

    15. te'kulûne : siz yiyorsunuz

    16. min-hu : ondan

    17. ve yeşrebu : ve içer

    18. mimmâ (min mâ) : şeylerden

    19. teşrabûne : siz içiyorsunuz






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onun kavminden kâfirlerin ileri gelenleri, ahirete mülâki olmayı (Allah'a mülâki olmayı) yalanlayanlar ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kimseler: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, sizin içtiğiniz şeylerden içiyor.” dediler.


    Diyanet İşleri : O peygamberin kavminden, Allah’ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kavminin ileri gelenlerinden kâfir olanlar ve âhirete ulaşmayı yalanlayanlar, onlara dünyâ yaşayışında nîmetler verdiğimiz halde bu dediler, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil; yediğiniz şeylerden o da yemekte ve içtiğiniz şeylerden o da içmekte.


    Adem Uğur : Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler: "Bu, dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."


    Ahmed Hulusi : Onun kavminden hakikat bilgisini inkâr edenler, sonsuz geleceklerini yaşamayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refaha - imkânlara kavuşturduğumuz o gelenekçi ileri gelenler dedi ki: "Bu sizin gibi bir beşerden başka değil. . . Sizin yediğinizden yiyor ve sizin içtiğinizden içiyor. "


    Ahmet Tekin : Kavminden kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek ört-bas edip inkârda ısrar eden küfre saplananlar, âhirette, ebedî yurtta hesaba çekilmeyi, mükâfat ve cezayı yalanlayanlar, dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodamanlar:
    'Bu sadece sizin gibi bir insan. Sizin yediklerinizden yiyor, sizin içtiğiniz şeylerden içiyor.' dediler.


    Ahmet Varol : Kavminden inkâr eden, ahiret buluşmasını yalanlayan ve kendilerine dünya hayatında bolluk, refah vermiş olduğumuz ileri gelenler dediler ki: 'Bu sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Sizin yediğinizden yiyor ve sizin içtiğinizden içiyor.


    Ali Bulaç : Kendi kavminden, inkâr edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir."


    Ali Fikri Yavuz : Dünya hayatında kendilerine nimet (mal ve evlâd bolluğu) verdiğimiz halde, küfredip ahiretteki hesabla karşılaşmayı yalanlıyan ve o peygamberin kavminden ileri gelen bir topluluk şöyle dedi: “- Bu, ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor (bu bir peygamber olamaz).


    Bekir Sadak : Onun, inkarci ve ahirete kavusmayi yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dunya hayatinda nimet vermistik soyle dediler: «Bu, yediginizden yiyen, ictiginizden icen sizin gibi bir insandan baska birsey degildir.»


    Celal Yıldırım : O'nun kavminden küfredip Âhiret'e kavuşmayı yalan (ve saçma) sayan, Dünya hayatında refaha kavuşturduğumuz ileri gelenler dediler ki: «Bu da ancak sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.


    Diyanet İşleri (eski) : Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: 'Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir.'


    Diyanet Vakfi : Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler: «Bu, dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer.»


    Edip Yüksel : Dünya hayatında kendilerine alabildiğine nimetler bağışlamamıza rağmen, ahiret karşılaşmasını yalanlayıp inkar eden, halkının ileri gelenleri şöyle dediler: 'Bu, yalnızca sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Dünya hayatta kendilerine refah verdiğimiz halde küfredip Âhıret likasını tekzib eyliyen kavminden o (mele') kodaman güruh ise şöyle dedi: «bu başka değil, ancak sizin gibi bir beşer, yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz halde küfredip ahirete ulaşmayı yalanlayan kavminden o kodaman güruh ise şöyle dedi: «Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil; yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: «Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer.»


    Fizilal-il Kuran : Soydaşları arasındaki ahiret buluşmasını yalanlayan ve kendilerine bol nimet verdiğimiz için baştan çıkan öncü kâfirler dediler ki; «Bu adam tıpkı sizin gibi bir insandır, sizin yediğinizden yiyor ve sizin içtiğinizden içiyor.»


    Gültekin Onan : Kendi kavminden, küfredip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir."


    Hasan Basri Çantay : Onun kavminden — kendilerine dünyâ hayâtında refah verdiğimiz halde küfr (-ü inkâr) eden, âhirete kavuşmayı yalan sayan — bir gurüh dedi ki: «Bu, sizin gibi bir beşerden başkası değildir. Sizin yediklerinizden yiyor, içdiklerinizden içiyor».


    Hayrat Neşriyat : Onun kavminden, inkâr edip âhirete kavuşmayı yalanlayan ve dünya hayâtında kendilerine refah verdiğimiz ileri gelenleri ise şöyle dedi: 'Bu sâdece sizin gibi bir insandır; yemekte olduğunuzdan yiyor; içmekte olduğunuzdan içiyor.'


    İbni Kesir : Onun kavminden; kendilerine dünya hayatında rızık verdiğimiz halde küfr ederek ahirete kavuşmayı yalanlayan ileri gelenler dediler ki: Bu, sizin gibi bir beşerden başka bir şey değildir. Sizin yediklerinizden yiyor, içtiklerinizden içiyor.


    Muhammed Esed : Ve (yine) toplumun -(sırf) kendilerine dünya hayatında bolluk ve genişlik bahşettik diye, bununla kurumlanıp hakkı kabule yanaşmayan, ahiret gerçeğini yalanlayan seçkinler çevresi (her defasında): "Bu (adam) yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen, sizin gibi bir ölümlüden başka bir şey değil" dediler,


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onun kavminden bir tâife ki, kâfir oldular ve ahirete kavuşmayı tekzîp ettiler ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz halde dediler ki: «Bu başka değil, ancak sizin gibi bir insan, sizin yediğinizden yiyor ve sizin içtiğinizden içiyor.»


    Ömer Öngüt : Onun kavminden, kendilerine dünya hayatında bol nimet verdiğimiz halde küfrederek ahirete kavuşmayı yalanlayan ileri gelenler dediler ki: “Bu da ancak sizin gibi bir insandır, sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor. ”


    Şaban Piriş : Dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan kavminin ileri gelenleri şöyle dediler: -Bu sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.


    Suat Yıldırım : (33-34) Onun halkından kâfir olup âhiret buluşmasını yalan sayan ve kendilerine dünya hayatında bol nimet verdiğimiz eşraf takımı: "Bu," dediler, "sizin gibi bir insandan başka bir şey değil, baksanıza sizin yediklerinizden yiyor, sizin içtiklerinizden içiyor. Eğer siz, sizin gibi bir beşere itaat edecek olursanız, büyük bir kayba ve hüsrana uğrarsınız."


    Süleyman Ateş : Kavminden, kendilerine dünyâ hayâtında bol ni'met verdiğimiz o inkâr eden ve âhiret buluşmasını (hesap ve cezâsını) yalanlayan eşraf takımı dedi ki: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor."


    Tefhim-ul Kuran : Kendi kavminden, küfredip de ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: «Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir.»


    Ümit Şimşek : Kavminin ileri gelenlerinden, dünya hayatında nimetler içinde yüzdürdüğümüz halde âhirete kavuşmayı yalanlayan kâfirler dediler ki: 'Bu da sizin gibi bir beşerdir. Sizin yediğinizden yer, içtiğinizden içer.


    Yaşar Nuri Öztürk : Toplumunun, dünya hayatında servet ve refaha ulaştırdığımız halde inkâra sapıp âhiretteki buluşmayı yalanlayan kodaman takımı şöyle dedi: "Bu adam, sadece sizin gibi bir insan; yemekte olduğunuzdan yiyor, içmekte olduğunuzdan içiyor."
     


  14. وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَاسِرُونَ




    Ve lein eta’tum be؛eren mislekum innekum izen le hâsirûn(hâsirûne).




    1. ve le in : ve eًer

    2. eta'tum : siz itaat edersiniz

    3. be‏eren : bir be‏er, bir insan

    4. misle-kum : sizin gibi

    5. inne-kum : muhakkak siz

    6. izen : o taktirde, o zaman

    7. le : mutlaka

    8. hâsirûne : hüsrana dü‏enler






    فmam فskender Ali Mihr : Ve eًer siz, sizin gibi bir be‏ere itaat ederseniz muhakkak ki siz, o zaman mutlaka hüsrana dü‏enler olursunuz.


    Diyanet ف‏leri : “Andolsun, kendiniz gibi bir be‏ere itaat ederseniz mutlaka ziyana uًrars‎n‎z.”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Kendiniz gibi bir insana itâat ederseniz o zaman gerçekten de ziyan edersiniz.


    Adem Uًur : Gerçekten, sizin gibi bir be‏ere itaat ederseniz, herhalde ziyan edersiniz.


    Ahmed Hulusi : "Andolsun ki, eًer sizin gibi bir be‏ere itaat ederseniz, muhakkak ki siz hüsrana uًrayanlar olursunuz. "


    Ahmet Tekin : 'Sizin gibi bir be‏ere itaat ederseniz kesinlikle hüsrana uًrars‎n‎z.'


    Ahmet Varol : Eًer sizin gibi bir insana itaat ederseniz o zaman siz mutlaka kaybedenler olursunuz.


    Ali Bulaç : "Eًer sizin benzeriniz olan bir be‏ere boyun eًecek olursan‎z, andolsun, siz gerçekten hüsrana uًrayanlar olursunuz."


    Ali Fikri Yavuz : Eًer kendiniz gibi bir insana itaat edecek olursan‎z, o halde aldanm‎‏ cahiller olursunuz.


    Bekir Sadak : «endiniz gibi bir insana itaat ederseniz husrana ugrayacaginizda hic suphe yoktur.»


    Celal Y‎ld‎r‎m : Eًer kendiniz gibi bir insana itaat edip pe‏ine tak‎l‎rsan‎z o takdirde hüsrana uًrars‎n‎z.


    Diyanet ف‏leri (eski) : 'Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz hüsrana uًrayacaً‎n‎zda hiç ‏üphe yoktur.'


    Diyanet Vakfi : «Gerçekten, sizin gibi bir be‏ere itaat ederseniz, herhalde ziyan edersiniz.»


    Edip Yüksel : 'Sizin gibi bir insana uyarsan‎z, siz o zaman gerçekten kaybedersiniz.'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : ve ‏ayet sizin gibi bir be‏ere itaat ederseniz muhakkak ki siz o halde kat'‎yyen husrandas‎n‎zd‎r.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : قayet sizin gibi bir insana itaat ederseniz, muhakkak ki, siz o takdirde kesinlikle hüsrandas‎n‎zd‎r.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : «Gerçekten, t‎pk‎ kendiniz gibi bir be‏ere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz.»


    Fizilal-il Kuran : Eًer kendiniz gibi bir insana itaat edecek olursan‎z, o halde aldanm‎‏ cahiller olursunuz.


    Gültekin Onan : "Eًer sizin benzeriniz olan bir be‏ere boyun eًecek olursan‎z, andolsun, siz gerçekten hüsrana uًrayanlar olursunuz."


    Hasan Basri اantay : «Eًer kendiniz gibi bir insana boyun eًerseniz, andolsun ki, bu takdîrde siz mutlakaa hüsraana dü‏enlersinizdir».


    Hayrat Ne‏riyat : 'Eًer kendiniz gibi bir insana itâat ederseniz, o takdirde mutlaka siz gerçekten hüsrâna uًrayan kimseler olursunuz.'


    فbni Kesir : Eًer kendiniz gibi bir insana boyun eًecek olursan‎z; hüsrana uًrayacaً‎n‎zda hiç ‏üphe yoktur.


    Muhammed Esed : "ve t‎pk‎ sizin (‏imdi yapt‎ً‎n‎z) gibi bir ِlümlüye itibar edecek olursan‎z, bilin ki, sonunda kaybeden mutlaka siz olacaks‎n‎z!


    ضmer Nasuhi Bilmen : «Ve eًer siz, misliniz olan bir insana itaat ederseniz, ‏üphe yok ki o halde muhakkak hüsrâna uًram‎‏ kimselersiniz.»


    ضmer ضngüt : “Eًer kendiniz gibi bir insana boyun eًecek olursan‎z, ziyana uًrayacaً‎n‎zda hiç ‏üphe yoktur. ”


    قaban Piri‏ : Eًer, sizin gibi bir insana itaat ederseniz, i‏te o zaman hüsrana uًrars‎n‎z.


    Suat Y‎ld‎r‎m : (33-34) Onun halk‎ndan kâfir olup âhiret bulu‏mas‎n‎ yalan sayan ve kendilerine dünya hayat‎nda bol nimet verdiًimiz e‏raf tak‎m‎: "Bu," dediler, "sizin gibi bir insandan ba‏ka bir ‏ey deًil, baksan‎za sizin yediklerinizden yiyor, sizin içtiklerinizden içiyor. Eًer siz, sizin gibi bir be‏ere itaat edecek olursan‎z, büyük bir kayba ve hüsrana uًrars‎n‎z."


    Süleyman Ate‏ : "Eًer sizin gibi bir insana itâ'at ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uًrayanlars‎n‎z demektir."


    Tefhim-ul Kuran : «Eًer sizin benzeriniz olan bir be‏ere boyun eًecek olursan‎z, andolsun, siz gerçekten hüsrana uًrayanlar olursunuz.»


    ـmit قim‏ek : 'Sizin gibi bir be‏ere itaat ederseniz ziyan edersiniz.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, o takdirde mutlaka hüsrana uًrayanlar olursunuz."
     


  15. أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ



    E yaıdukum ennekum izâ mittum ve kuntum turâben ve izâmen ennekum muhracûn(muhracûne).




    1. e ya‎du-kum : size vaad mi ediyor

    2. enne-kum : mutlaka siz, sizin olacaً‎n‎z

    3. izâ : o zaman

    4. mittum : siz ِldünüz

    5. ve kuntum : ve siz oldunuz

    6. turâben : toprak

    7. ve ‎zâmen : ve kemik

    8. enne-kum : mutlaka siz, sizin olacaً‎n‎z

    9. muhracûne : ç‎kar‎lacaks‎n‎z






    فmam فskender Ali Mihr : ضldüًünüz ve toprak olduًunuz, kemik (haline) geldiًiniz zaman sizin, mutlaka (topraktan) ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ size vaadediyor?


    Diyanet ف‏leri : “O, ِldüًünüz, toprak ve kemik hâline geldiًiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vaad ediyor?”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : ضlüp toprak ve kemik kesildikten sonra kabirden ç‎kacaً‎n‎z‎ m‎ vaadediyor size?


    Adem Uًur : Size, ِldüًünüz, toprak ve kemik y‎ً‎n‎ haline geldiًinizde, mutlak surette sizin (kabirden) ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vâdediyor?


    Ahmed Hulusi : "(O Rasûl) size, ِldüًünüz, toprak ve kemikler olduًunuzda, kesinlikle (yeni bir boyuta) ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vadediyor?"


    Ahmet Tekin : 'Size, ِldüًünüz, toprak ve kemik y‎ً‎n‎ haline geldiًiniz zaman, kabirlerden ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ va’dediyor?'


    Ahmet Varol : Siz ِldükten ve toprak ve kemik olduktan sonra sizin mutlaka yeniden ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vaad ediyor!


    Ali Bulaç : "O, ِldüًünüz, toprak ve kemik haline geldiًiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ va'dediyor?"


    Ali Fikri Yavuz : Siz ِldüًünüzde, bir toprak ve bir y‎ً‎n kemik olduًunuz zaman, muhakkak dirileceًinizi mi size va’adediyor?


    Bekir Sadak : «ldugunuz, toprak ve kemik yigini oldugunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor?


    Celal Y‎ld‎r‎m : Siz ِldüًünüz, toprak ve kemik haline geldiًiniz zaman, elbette (topraktan yeniden) ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ va'dediyor O ?


    Diyanet ف‏leri (eski) : 'ضldüًünüz, toprak ve kemik y‎ً‎n‎ olduًunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor?'


    Diyanet Vakfi : «Size, ِldüًünüz, toprak ve kemik y‎ً‎n‎ haline geldiًinizde, mutlak surette sizin (kabirden) ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vâdediyor?»


    Edip Yüksel : 'Siz ِldükten, toprak ve kemik haline dِnü‏tükten sonra, sizin geri ç‎kacaً‎n‎z‎ m‎ sِz veriyor?'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Siz ِldüًünüz ve bir toprak, bir y‎ً‎n kemik olduًunuz vak‎t muhakkak ç‎kar‎lacaks‎n‎z diye mi va'dediyor?


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Size, ِlüp bir toprak ve kemik y‎ً‎n‎ haline geldiًiniz zaman muhakkak ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ va'dediyor?


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : «Size, ِldüًünüz, toprak ve kemik y‎ً‎n‎ haline geldiًinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vaad ediyor?»


    Fizilal-il Kuran : O sizi, ِlüp toprak ve kemik olduktan sonra yeniden diriltileceksiniz diye mi korkutuyor?


    Gültekin Onan : "O, ِldüًünüz, toprak ve kemik haline geldiًiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vaadediyor?"


    Hasan Basri اantay : «ضldüًünüz ve bir toprak, bir kemik olduًunuz vakit sizin her halde (diri olarak kabirlerinizden) ç‎kar‎lm‎‏ olacaً‎n‎z‎ m‎ va'd (ve tehdîd) ediyor o»?


    Hayrat Ne‏riyat : '(O) muhakkak ki siz ِldüًünüz ve bir toprak ve bir kemik y‎ً‎n‎ hâline geldiًiniz zaman, gerçekten sizin (kabirlerinizden) ç‎kar‎lan kimseler olacaً‎n‎z‎ m‎ va'd ediyor?'


    فbni Kesir : ضldüًünüz ve bir toprak, bir kemik olduًunuz zaman tekrar dirilmenizi mi vaad ediyor?


    Muhammed Esed : Bu (adam) size ِlüp de toza topraًa ve kemiًe dِnü‏tükten sonra (yeni bir hayata) kavu‏turulacaً‎n‎z‎ m‎ vaad ediyor?


    ضmer Nasuhi Bilmen : «Size vaadediyor ki, siz ِldüًünüz ve bir toprak ve birtak‎m kemikler kesildiًiniz vakit muhakkak ki, siz ç‎kar‎lm‎‏ olacaks‎n‎zd‎r.»


    ضmer ضngüt : “O size ِldüًünüz, toprak ve kemik hâline geldiًiniz zaman tekrar hayata ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vâdediyor?”


    قaban Piri‏ : Size, ِlüp, toprak ve kemik olduktan sonra yeniden dirileceًinizi mi vaat ediyor?


    Suat Y‎ld‎r‎m : "Ne o," dediler, bu adam siz ِlüp de toprak ve kemik haline geldikten sonra sizin diriltilip mezardan ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vâd ediyor?"


    Süleyman Ate‏ : "O size, siz ِldüًünüz, toprak ve kemik haline geldiًiniz zaman yeniden hayâta ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ va'dediyor?"


    Tefhim-ul Kuran : «O, siz ِldüًünüz, toprak ve kemik haline geldiًiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ va'dediyor?»


    ـmit قim‏ek : 'O size, ِlüp de toprak olduktan ve kemik y‎ً‎n‎na dِnü‏tükten sonra kabirlerinizden ç‎kar‎lacaks‎n‎z diye vaadde mi bulunuyor?


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Size, ِlüp toprak ve kemik haline geldikten sonra tekrar meydana ç‎kar‎lacaً‎n‎z‎ m‎ vaat ediyor?"
     


  16. هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ





    Heyhâte heyhâte limâ tûadûn(tûadûne).




    1. heyhâte : heyhat, yazık

    2. heyhâte : heyhat, yazık

    3. limâ : şeye

    4. tûadûne : siz vaadediliyorsunuz






    İmam İskender Ali Mihr : Yazık, yazık size vaadedilen şeye.


    Diyanet İşleri : “Hâlbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Size vaadedilen şey, gerçekten ne de uzak, ne de uzak.


    Adem Uğur : Bu size vâdedilen (öldükten sonra yeniden dirilmek, gerçek olmaktan) çok uzak!


    Ahmed Hulusi : "Heyhat, heyhat böyle bir şeyin oluşması çok uzak!"


    Ahmet Tekin : 'Heyhât, bu size va’dedilen nihaî yargı, tehdit, ne kadar imkânsız, uzak bir ihtimal!'


    Ahmet Varol : Ne kadar uzak! Size vaad edilen şey ne kadar uzak!


    Ali Bulaç : "Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat..."


    Ali Fikri Yavuz : O korkutulduğunuz şey (azab) ne uzak, ne uzak! (olur şey değil).


    Bekir Sadak : «Oysa tehdit edildiginiz sey ne kadar, hem de ne kadar uzak!»


    Celal Yıldırım : Va'dolunduğunuz şeyler pek uzaktır, pek uzak!.


    Diyanet İşleri (eski) : 'Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak!'


    Diyanet Vakfi : «Bu size vaâdedilen (öldükten sonra yeniden dirilmek, gerçek olmaktan) çok uzak!»


    Edip Yüksel : 'Size söz verilen bu şey imkansızdır, imkansız!'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Heyhât o va'dolunduğunuz şey ne kadar uzak


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Heyhat, o vadolunduğunuz şey ne kadar uzak!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Heyhât o size vaad edilen şey ne kadar uzak!»


    Fizilal-il Kuran : Heyhat, heyhat! Gerçekten ne kadar uzak bir korkutmadır bu!


    Gültekin Onan : "Heyhat, size vaadedilen şeye heyhat..."


    Hasan Basri Çantay : «Tehdîd olunageldiğiniz o şey ne kadar uzak, ne kadar uzak»!.


    Hayrat Neşriyat : 'Heyhât! O va'd edilmekte olduğunuz şey, ne kadar uzak!'


    İbni Kesir : Vaad edildiğiniz şey ne kadar uzak, hem de ne kadar uzak.


    Muhammed Esed : Çok uzak, gerçekten çok uzak bu vaad edildiğiniz şey!


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ne uzak, ne uzak o vaad olunduğunuz şey.»


    Ömer Öngüt : “Heyhat! Vâdolunduğunuz şey ne kadar uzak, hem de ne kadar uzak!”


    Şaban Piriş : Size vaat edilen uzak, hem de çok uzak.


    Suat Yıldırım : "Heyhat! Heyhat! Size vâd edilen şey ne kadar da uzak!"


    Süleyman Ateş : "Heyhât, o size va'dedilen şey ne kadar uzak!"


    Tefhim-ul Kuran : «Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat...»


    Ümit Şimşek : 'Heyhat, heyhat! Size vaad edilen ne kadar da uzak!


    Yaşar Nuri Öztürk : "Heyhat! Size vaat edilen o şey ne kadar uzak!"

     


  17. إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ





    İn hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn(meb’ûsîne).




    1. in hiye : o sadece

    2. illâ : ancak

    3. hayâtuned dunyâ : dünya hayat‎m‎z

    4. nemûtu : ِlürüz

    5. ve nahyâ : ve ya‏ar‎z

    6. ve mâ nahnu : ve biz deًiliz

    7. bi meb'ûsîne : beas edilenler, yeniden diriltilenler







    فmam فskender Ali Mihr : O (hayat), sadece dünya hayat‎d‎r. ضlürüz ve ya‏ar‎z. Ve Biz, beas edilecek (yeniden dirilecek) deًiliz.


    Diyanet ف‏leri : “Hayat, bu dünya hayat‎ndan ibarettir. ضlürüz ve ya‏ar‎z. Biz tekrar diriltilecek deًiliz.”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Ya‏ay‎‏, ancak ‏u dünyâdaki ya‏ay‎‏‎m‎zdan ibâret; ِlürüz, ya‏ar‎z ve tekrar dirilmeyiz biz.


    Adem Uًur : Hayat, ‏u dünya hayat‎m‎zdan ibarettir. (Kimimiz) ِlürüz, (kimimiz) ya‏ar‎z; bir daha diriltilecek de deًiliz.


    Ahmed Hulusi : "O (ya‏am) sadece dünya hayat‎ndan ibarettir! ضlümümüz de ya‏am‎m‎z da buradad‎r! Bizim ِlüm sonras‎nda, yeni bir ‏ekilde ya‏amam‎z sِz konusu olamaz!"


    Ahmet Tekin : 'Hayat, ِlümümüzle sonuçlanan, yaln‎zca ya‏amakta olduًumuz dünya hayat‎ndan ibarettir. Bir daha diriltilecek deًiliz.'


    Ahmet Varol : قu dünya hayat‎m‎zdan ba‏ka bir (hayat) yoktur. ضlür ve ya‏ar‎z. Biz yeniden diriltilecek deًiliz.


    Ali Bulaç : "O (bütün gerçek), yaln‎zca bizim (ya‏amakta olduًumuz bu) dünya hayat‎m‎zdan ibarettir; ِlürüz ve ya‏ar‎z, biz diriltilecekler deًiliz."


    Ali Fikri Yavuz : Hayat, ancak bizim bu dünya hayat‎m‎zd‎r. Baz‎m‎z ِlür, baz‎m‎z ya‏ar‎z. Fakat biz ِldükten sonra diriltilmeyiz.


    Bekir Sadak : «Hayat ancak bu dunyadakidir. Oluruz ve yasariz; tekrar diriltilmeyiz.»


    Celal Y‎ld‎r‎m : Bizim ancak Dünya hayat‎m‎zd‎r ki (bir k‎sm‎m‎z) ِlürüz, (bir k‎sm‎m‎z) ya‏ar‎z ve biz bir daha diriltilip kald‎r‎lm‎yacaً‎z.


    Diyanet ف‏leri (eski) : 'Hayat ancak bu dünyadakidir. ضlürüz ve ya‏ar‎z (kimimiz ِlür kimimiz doًar); tekrar diriltilmeyiz.'


    Diyanet Vakfi : «Hayat, ‏u dünya hayat‎m‎zdan ibarettir. (Kimimiz) ِlürüz, (kimimiz) ya‏ar‎z; bir daha diriltilecek de deًiliz.»


    Edip Yüksel : 'Ya‏ant‎m‎z sadece bu dünyadad‎r. Ya‏ar‎z, ِlürüz. Asla dirilecek deًiliz.'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : O, bizim Dünya hayat‎m‎zdan ba‏ka bir ‏ey deًildir, ِlürüz ve ya‏ar‎z, fakat biz ba's olunmay‎z


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : O, dünyadaki hayat‎m‎zdan ba‏ka bir‏ey deًildir, ِlürüz ve ya‏ar‎z; fakat tekrar diriltilecek deًiliz.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : «Dünya hayat‎ndan ba‏ka gerçek yoktur. (Kimimiz) ِlürüz, (kimimiz) ya‏ar‎z; bir daha diriltilecek deًiliz.»


    Fizilal-il Kuran : Hayat, bu dünyadaki hayat‎m‎zdan ibarettir. Kimimiz ِlürüz, kimimiz ya‏ar‎z. Yeniden diriltileceًimiz sِzkonusu deًildir!


    Gültekin Onan : "O (bütün gerçek), yaln‎zca bizim (ya‏amakta olduًumuz bu) dünya hayat‎m‎zdan ibarettir; ِlürüz ve ya‏ar‎z, biz diriltilecekler deًiliz."


    Hasan Basri اantay : «O (ya'nî hayaat) bizim (‏u) dünyâ hayaat‎m‎zdan ba‏kas‎ deًildir. ضlürüz ya‏ar‎z. (Fakat) biz (tekrar) diriltilecekler deًiliz».


    Hayrat Ne‏riyat : 'O (hayat), bizim dünya hayât‎m‎zdan ba‏ka bir ‏ey deًildir; (kimimiz) ِlürüz,(kimimiz) ya‏ar‎z; biz (ِldükten sonra) diriltilecek kimseler de deًiliz.'


    فbni Kesir : Hayat ancak bu dünyadakidir. ضlürüz, ya‏ar‎z. Ama tekrar diriltilecek deًiliz.


    Muhammed Esed : Bu dünyada ya‏ad‎ً‎n‎z hayattan ba‏ka hayat yok; ِlürüz ve (ancak bir kere) ya‏ar‎z; ve bir daha asla diriltilmeyiz!


    ضmer Nasuhi Bilmen : «O (hayat) deًildir, ancak bizim bu dünya hayat‎m‎zdan ibarettir. ضlürüz ve ya‏ar‎z ve biz tekrar hayata erdirilecekler deًiliz.»


    ضmer ضngüt : “Hayat ancak bu dünyadakidir. ضlürüz, ya‏ar‎z. Amma ِldükten sonra tekrar diriltilecek deًiliz. ”


    قaban Piri‏ : Hayat, ancak dünya hayat‎d‎r. ضlürüz ve ya‏ar‎z. Ama tekrar diriltilecek deًiliz.


    Suat Y‎ld‎r‎m : "Hayat sadece dünya hayat‎ndan ibarettir, ِlür gideriz, ancak bir kere ya‏ar‎z ve ِlümden sonra asla diriltilmeyiz!"


    Süleyman Ate‏ : "Ne ise hep bu dünyâ hayât‎m‎zd‎r; ِlürüz ve ya‏ar‎z, biz ِldükten sonra diriltilecek deًiliz."


    Tefhim-ul Kuran : «O (bütün gerçek), bizim yaln‎zca (ya‏amakta olduًumuz bu) dünya hayat‎m‎zdan ibarettir; ِlürüz ve ya‏ar‎z, biz diriltilecekler deًiliz.»


    ـmit قim‏ek : 'Bir hayat‎m‎z varsa o da dünya hayat‎d‎r; ya‏ar ve ِlürüz, bir daha da diriltilmeyiz.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Hayat, ‏u dünya hayat‎m‎zdan ba‏kas‎ deًildir. ضlürüz, ya‏ar‎z ama biz tekrar diriltilecek deًiliz."
     


  18. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ





    İn huve illâ raculunifterâ alâllâhi keziben ve mâ nahnu lehu bi mu’minîn(mu’minîne).




    1. in huve : o ancak

    2. illâ : sadece

    3. raculunifterâ (raculun ifterâ) : iftira eden bir adam

    4. alâ allâhi : Allah'a

    5. keziben : yalan sِyleyerek, yalanla

    6. ve mâ nahnu : ve biz değiliz

    7. lehu : ona

    8. bi mu'minîne : inananlar






    İmam İskender Ali Mihr : O (Resûl), ancak Allah'a yalanla iftira eden bir adamd‎r. Ve biz, O'na inananlar deًiliz.


    Diyanet ف‏leri : “Bu, Allah’a kar‏‎ yalan uyduran bir kimseden ba‏kas‎ deًildir. Biz ona inanmay‎z.”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Bu, ancak yalan yere Allah'a iftirâ eden bir adam ve biz, ona inanmay‎z.


    Adem Uًur : Bu adam, sadece Allah hakk‎nda yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanm‎yoruz.


    Ahmed Hulusi : "O (Rasûl), Allâh'a iftira eden yalanc‎d‎r o! Biz Ona inanmay‎z!"


    Ahmet Tekin : 'Bu adam, sadece Allah ad‎na yalan uyduran birisi. Biz ona itimat etmiyoruz.'


    Ahmet Varol : O Allah'a kar‏‎ yalan uyduran bir adamdan ba‏ka bir ‏ey deًildir ve biz ona inananlar deًiliz.'


    Ali Bulaç : "O ise, yaln‎zca bir adam (insan)d‎r, Allah'a kar‏‎ yalan uydurmaktad‎r, bizler de ona inanacak deًiliz."


    Ali Fikri Yavuz : O (size peygamber olduًunu sِyliyen), ancak Allah’a kar‏‎ yalan uyduran bir adamd‎r. Biz ona inanacak deًiliz.”


    Bekir Sadak : «Bu, sadece Allah'a karsi yalan uyduranin biridir. Biz ona inanmayiz.»


    Celal Y‎ld‎r‎m : (Peygamberlik iddias‎nda bulunan) o adam, Allah'a kar‏‎ yalan uyduran bir (‏a‏k‎ndan) ba‏kas‎ deًildir. Biz de ona inanacak deًiliz.


    Diyanet ف‏leri (eski) : 'Bu, sadece Allah'a kar‏‎ yalan uyduran‎n biridir. Biz ona inanmay‎z.'


    Diyanet Vakfi : «O, Allah hakk‎nda yaln‎zca yalan uyduran bir adamd‎r; biz ona inanm‎yoruz.»


    Edip Yüksel : 'O, ALLAH'a yalan yak‎‏t‎ran bir adamdan ba‏kas‎ deًildir. Biz ona inanacak deًiliz.'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : O ancak ِyle bir adam ki bir yalan‎ Allaha iftira etti, biz ona inanacak deًiliz


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : O, sadece Allah hakk‎nda bir yalan‎ uyduran bir adamd‎r; biz ona inanacak deًiliz.»


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : «Bu adam, sadece Allah hakk‎nda yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanm‎yoruz.»


    Fizilal-il Kuran : O sadece Allah’a kar‏‎ yalan uyduran biridir. Biz ona inanmay‎z.


    Gültekin Onan : "O ise, yaln‎zca bir adam (insan)d‎r, Tanr‎'ya kar‏‎ yalan uydurmaktad‎r, bizler de ona inançl‎ (olacak) deًiliz."


    Hasan Basri اantay : «O, Allaha kar‏‎ yalan düzen bir adamdan ba‏kas‎ deًildir. Biz onu tasd‎yk ediciler deًiliz».


    Hayrat Ne‏riyat : 'O, sâdece Allah’a kar‏‎ yalan uyduran bir adamd‎r. Biz ona inanan kimseler de deًiliz.'


    فbni Kesir : O, sadece Allah'a kar‏‎ yalan uyduran biridir. Biz ona inanacak deًiliz.


    Muhammed Esed : Bu adam kendi uydurduًu yalanlar‎ Allah'a yak‎‏t‎ran bir yalanc‎dan ba‏ka biri deًil; ve dolay‎s‎yla, biz asla o'na inanacak deًiliz!"


    ضmer Nasuhi Bilmen : «O ba‏ka deًil, ancak bir erkektir ki, Allah'a kar‏‎ yalan yere iftirada bulunmu‏tur ve biz ona inananlar deًiliz.»


    ضmer ضngüt : “Bu adam sadece Allah hakk‎nda yalan uyduran bir kimsedir. Biz ona inanmay‎z. ”


    قaban Piri‏ : O, Allah’a kar‏‎ ancak yalan uyduran bir adamd‎r. Biz, ona inanacak deًiliz.


    Suat Y‎ld‎r‎m : "Bu adam, uydurduًu yalan‎ Allah’a mal eden bir iftirac‎dan ba‏kas‎ deًildir ve biz hiçbir surette ona inanmay‎z!"


    Süleyman Ate‏ : "O, Allah'a yalan uydurandan ba‏ka bir adam deًildir. Biz ona inan‎c‎(insan)lar deًiliz."


    Tefhim-ul Kuran : «O ise, yaln‎zca bir adam (insan)d‎r, Allah'a kar‏‎ yalan uydurmaktad‎r, bizler de ona inanacak deًiliz.»


    ـmit قim‏ek : 'Bu ise Allah ad‎na yalan uyduran bir adamd‎r; biz ona inanmay‎z.'


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "O, yalan düzüp Allah'a iftira eden bir adamdan ba‏kas‎ deًil. Biz ona inanm‎yoruz."
     


  19. قَالَ رَبِّ انصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ




    Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn(kezzebûni).




    1. kâle : dedi

    2. rabbi : Rabbim

    3. unsur-nî : bana yardım et

    4. bimâ : den dolayı, sebebiyle

    5. kezzebû-ni : beni yalanladılar





    İmam İskender Ali Mihr : (Resûl): “Rabbim, beni yalanlamaları sebebiyle bana yardım et.” dedi.


    Diyanet İşleri : O peygamber, “Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbim dedi, beni yalanlamalarına karşı sen yardım et bana.


    Adem Uğur : O peygamber: Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşılık bana yardımcı ol!


    Ahmed Hulusi : (Rasûl) dedi ki: "Rabbim! Yardım et, beni yalanlamalarına karşın bana!"


    Ahmet Tekin : Peygamber:
    'Rabbim, beni yalanlamalarına karşı, bana yardım et.' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'Ey Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık sen bana yardım et.'


    Ali Bulaç : (Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."


    Ali Fikri Yavuz : (İmansızların bu sözlerinden sonra, o peygamber) şöyle dedi: “- Rabbim, beni yalanlamalarına karşı, öcümü al.”


    Bekir Sadak : O peygamber: «Rabbim! Beni yalanci saymalarina karsilik bana yardim et» dedi.


    Celal Yıldırım : O (Peygamber) dedi ki: «Rabbim ! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et.»


    Diyanet İşleri (eski) : O peygamber: 'Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et' dedi.


    Diyanet Vakfi : O peygamber: Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşılık bana yardımcı ol!


    Edip Yüksel : Dedi ki, 'Rabbim, yalanlamalarına karşılık bana yardım et.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya rab! dedi: beni tekzib ettikleri cihetle öcümü al


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O peygamber: «Ey Rabbim, bana yalan söylüyorsun demelerinin öcünü al!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O Peygamber: «Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol!»


    Fizilal-il Kuran : O peygamber «Ya Rabb'i, bunların yalanlamaları karşısında bana yardım et.»


    Gültekin Onan : (Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."


    Hasan Basri Çantay : (O peygamber): «Rabbim, dedi, beni tekzîb etmelerine mukaabil Sen bana yardım et».


    Hayrat Neşriyat : (O peygamber:) 'Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı, bana yardım et!' dedi.


    İbni Kesir : O peygamber: Rabbım, beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et, dedi.


    Muhammed Esed : (Bunun üzerine peygamber:) "Ey Rabbim!" der, "Bunların (bu) yalanlamalarına karşı bana destek ol!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : (O Peygamber de) Dedi ki: «Yarabbi! beni tekzîp ettikleri için bana yardım et.»


    Ömer Öngüt : Dedi ki: “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et. ”


    Şaban Piriş : -Rabbim, dedi. Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et!


    Suat Yıldırım : O Resul: "Ya Rabbî, dedi, beni yalancı saymalarına karşı Sen bana yardım eyle!"


    Süleyman Ateş : (O peygamber): "Rabbim, dedi, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et."


    Tefhim-ul Kuran : (Peygamber) Dedi ki: «Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et.»


    Ümit Şimşek : Peygamber 'Rabbim, onların beni yalanlamasına karşı bana yardım et' dedi.


    Yaşar Nuri Öztürk : O peygamber şöyle yakardı: "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana!"
     


  20. قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ




    Kâle ammâ kalîlin le yusbihunne nâdimîn(nâdimîne).




    1. kâle : dedi

    2. ammâ (an mâ) kalîlin : az (kısa zamanda)

    3. le yusbihunne : mutlaka olacaklar

    4. nâdimîne : nadim olanlar, pişman olanlar






    İmam İskender Ali Mihr : (Allah): “Az (kısa zamanda) onlar mutlaka nadim (pişman) olacaklar.” dedi.


    Diyanet İşleri : Allah, “Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Tanrı, az bir zamanda dedi, herhalde nâdim olacaklar.


    Adem Uğur : Allah şöyle buyurdu: Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!


    Ahmed Hulusi : "Kısa bir süre sonra pişman olacaklardır" cevabını aldı.


    Ahmet Tekin : Allah:
    'Pek yakında, onlar kesinlikle pişman olacaklar.' buyurdu.


    Ahmet Varol : (Allah) dedi ki: 'Az bir süre sonra pişman olacaklar.'


    Ali Bulaç : (Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar."


    Ali Fikri Yavuz : Allah buyurdu ki: “- Az bir zamanda (azabı görünce) pişman olacaklar.”


    Bekir Sadak : Allah da: «Az sonra pisman olacaklar» buyurdu.


    Celal Yıldırım : Allah buyurduki: «Az bir zamanda (azabı görünce) pişman olacaklar.»


    Diyanet İşleri (eski) : Allah da: 'Az sonra pişman olacaklar' buyurdu.


    Diyanet Vakfi : Allah şöyle buyurdu: Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!


    Edip Yüksel : Dedi ki, 'Az sonra onlar pişman olacaklardır.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Buyurdu ki: az bir zamanda nâdim olacaklar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah buyurdu ki: «Pek yakında pişman olacaklar.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah şöyle buyurdu: «Pek yakında onlar pişman olacaklar!»


    Fizilal-il Kuran : Allah «Onlar yakında pişman olacaklardır» dedi.


    Gültekin Onan : (Tanrı) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçeklen pişman olacaklar."


    Hasan Basri Çantay : Buyurdu: «Âz bir (zamanda) her halde peşîman olacaklar onlar».


    Hayrat Neşriyat : (Allah:) 'Az (bir zaman) sonra (onlar) mutlaka pişmanlık duyan kimseler olacaklar!' buyurdu.


    İbni Kesir : Allah da buyurdu ki: Az sonra pişman olacaklar.


    Muhammed Esed : (Allah da o'na:) "Çok geçmeden, çarpılmışcasına pişman oluverecekler!" diye karşılık verir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Cenâb-ı Hak da vahyen) Buyurdu ki: «Biraz sonra elbette ki pişman olarak sabahlayacaklardır.»


    Ömer Öngüt : Allah: “Az bir süre sonra şüphen olmasın ki pişman olacaklar. ” buyurdu.


    Şaban Piriş : Allah: “Az sonra pişman olacaklardır” dedi.


    Suat Yıldırım : Allah buyurdu: "Tasalanma, çok geçmeden onlar pişman olacaklardır!"


    Süleyman Ateş : (Allâh): "Az sonra onlar pişman olacaklar!" dedi.


    Tefhim-ul Kuran : (Allah) Dedi ki: «Az bir süre (bekle). Onlar gerçekten pişman olacaklar.»


    Ümit Şimşek : Allah buyurdu ki: Az bir zaman sonra onlar pişman olacaklar.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah buyurdu: "Biraz sonra kesinlikle pişman olacaklar."
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş