Kuran-ı Kerim MERYEM Suresi Türkçe Meali ve arapcası, Meryem Suresiyle İlgili açıklamalar, Kuranı Ke

goktepeli26 7 Haz 2013



  1. وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا




    Vettehazû min dûnillâhi âliheten li yekûnû lehum ızzâ(ızzen).




    1. vettehazû (ve ittehazû) : ve edindiler

    2. min dûnillâhi (dûni allâhi) : Allah'tan başka

    3. âliheten : ilâhlar

    4. li yekûnû : olması için, olsun diye

    5. lehum : onlar için, onlara

    6. ızzen : üstünlük, şeref, izzet






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onlar (putperestler), kendilerine izzet (şeref) olsun diye Allah'tan başka ilâhlar edindiler.


    Diyanet İşleri : Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilâhlar edindiler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlar, kendilerine bir yücelik versinler, şefaatçi olsunlar diye Allah'tan başka mâbutlar kabûl etmişlerdir.


    Adem Uğur : Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.


    Ahmed Hulusi : Kendilerine üstünlük edinsinler diye Allâh dûnunda tanrılar edindiler.


    Ahmet Tekin : Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden tanrılar edindiler.


    Ahmet Varol : Kendileri için destek sağlasınlar diye Allah'tan başka ilâhlar edindiler.


    Ali Bulaç : Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.


    Ali Fikri Yavuz : Mekke müşrikleri, tuttular Allah’dan başka putları ilâhlar edindiler ki, kendilerini azabdan kurtarsınlar ve yardımcıları olsunlar.


    Bekir Sadak : Onlar kendilerine kuvvet ve seref kazandirsin diye, Allah'i birakarak tanrilar edindiler.


    Celal Yıldırım : Kendilerine azizlik ve şeref (vesilesi) olsunlar diye Allah'tan başka bir takım tanrılar edindiler.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler.


    Diyanet Vakfi : Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.


    Edip Yüksel : Kendilerine destek olsunlar diye ALLAH'ın yanında tanrılar edindiler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Tuttular Allahtan başka ma'budlar edindiler ki kendilerine ızzet ve kuvvet olsunlar diye


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Tuttular, kendilerine şeref ve kuvvet sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'dan başka ilâh edindiler.


    Fizilal-il Kuran : Müşrikler, Allah'ı bir yana bırakarak kendilerine destek olsunlar diye çeşitli ilahlar edindiler.


    Gültekin Onan : Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Tanrı'dan başka tanrılar edindiler.


    Hasan Basri Çantay : Onlar kendileri için bir izzet (ve kuvvet kaynağı) olsunlar diye Allahdan başka (düzme) Tanrılar edindiler.


    Hayrat Neşriyat : Hâlbuki (onlar,) kendileri için bir izzet (ve şefâat) vesîlesi olsun diye Allah’dan başka ilâhlar edindiler.


    İbni Kesir : Onlar; kendilerine güç kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak ilahlar edindiler.


    Muhammed Esed : Çünkü böyleleri, kendilerine güç ve statü (kaynağı) olurlar diye, Allah'tan başka varlıkları tanrılar edinirler.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onlar Allah'tan başka tanrılar edindiler, kendileri için bir izzet olsun diye.


    Ömer Öngüt : Onlar kendilerine kuvvet ve itibar kazandırsın diye Allah'ı bırakarak ilâhlar edindiler.


    Şaban Piriş : Kendilerine güç versin diye Allah’tan başka ilahlar edindiler.


    Suat Yıldırım : Kendilerine kalsa izzet ve kuvvet vesilesi olsun diye, Allah’tan başka birtakım tanrılar edindiler.


    Süleyman Ateş : Kendilerine destek olsunlar diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.


    Tefhim-ul Kuran : Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.


    Ümit Şimşek : Bir de, kendilerine üstünlük ve şeref sağlasın diye, Allah'tan başka tanrılar edindiler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Kendilerine onur ve destek olsunlar diye Allah dışında ilahlar edindiler.
     


  2. كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا




    Kellâ, se yekfurûne bi ibâdetihim ve yekûnûne aleyhim dıddâ(dıdden).




    1. kellâ : hayır, asla, öyle değil

    2. se yekfurûne : inkâr edecekler

    3. bi ibâdeti-him : onların ibadetlerini

    4. ve yekûnûne : ve olacaklar

    5. aleyhim : onların üzerine, onlara

    6. dıdden : mukabil (onların karşısında) olan, hasım






    İmam İskender Ali Mihr : Hayır, öyle değil! (Putlar), onların ibadetlerini inkâr edecekler. Ve onlara, hasım (karşı) olacaklar.


    Diyanet İşleri : Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Hâşâ. Onların kulluğunu inkâr edecek o mâbut sandıkları şeyler ve onlara düşman kesilecek onlar.


    Adem Uğur : Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.


    Ahmed Hulusi : Hayır! (O tanrıları) onların tapınmalarını inkâr edecek ve onların karşıtı olacaklar!


    Ahmet Tekin : Hayır, hayır. Tapındıkları ilâhlar onların kulluğunu tanımayacak, onlara hasım, düşman, olacaklar.


    Ahmet Varol : Asla! (İlah edindikleri şeyler) onların (kendilerine) ibadetlerini inkâr edecek ve onlara karşıt olacaklar.


    Ali Bulaç : Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.


    Ali Fikri Yavuz : Hayır, zannettikleri gibi değil. O putlar, yarın onların ibadetlerini inkâr edecekler ve aleyhlerine hasım olacaklar.


    Bekir Sadak : Hayir, tanrilari kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara dusman olacaklardir. *


    Celal Yıldırım : Hayır, o tanrılar, onların ibâdetlerini inkâr edecekler ve onlara karşı düşman olacaklar.


    Diyanet İşleri (eski) : Hayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır.


    Diyanet Vakfi : Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.


    Edip Yüksel : Tam tersine! Bu tapınmayı reddedeceklerdir ve onlara karşıt olacaklardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hayır yarın ıbadetlerini inkâr edecekler de aleyhlerine zıdd olacaklar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hayır! Yarın ibadetlerini inkar edecekler ve aleyhlerine dönüp düşman kesileceklerdir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hayır, (zannettikleri gibi değil) tapındıkları ilâhlar onların ibadetlerini inkâr edecekler ve aleyhlerine dönüp düşman olacaklardır.


    Fizilal-il Kuran : Hayır. O düzmece ilahlar, müşriklerin kendilerine yönelik tapınmalarını reddedecekler ve onlara karşı çıkacaklardır.


    Gültekin Onan : Hayır; (o yalancı tanrılar) onların tapınışlarına küfredecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.


    Hasan Basri Çantay : Hayır, öyle değil. O (Tanrıları) onların tapmalarına küfredecekler, onların aleyhine (yardımcı ve) düşman olacaklar.


    Hayrat Neşriyat : Hayır! (O ilâhları,) onların tapmalarını yakında inkâr edecekler ve onlara düşman olacaklardır.


    İbni Kesir : Hayır, onlar kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve aleyhlerine döneceklerdir.


    Muhammed Esed : Fakat hayır! Bu (tapınma nesneleri Hesap Günü'nde) kendilerine yöneltilen tapınmaları tanımayacaklar ve tapınanların karşısında yer alacaklar!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Asla öyle değil, onların tapındıklarını atiyyen inkâr edecekler ve onların üzerine düşman kesileceklerdir.


    Ömer Öngüt : Hayır, hayır! Taptıkları ilâhlar onların tapınmalarını tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklardır.


    Şaban Piriş : Hayır! O ilahlar, kendilerine yapılan kulluğu tanımayacaklar ve onların aleyhine olacaklardır.


    Suat Yıldırım : Hayır, hayır! Taptıkları o nesneler onların ibadetlerini reddedecekler ve kendilerine düşman olacaklardır.


    Süleyman Ateş : Hayır, (yarın o taptıkları tanrılar), bunların tapmalarını inkâr edecekler ve bunlara zıd olacaklardır.


    Tefhim-ul Kuran : Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkâr edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.


    Ümit Şimşek : Heyhat! Tanrı edindikleri, onların ibadetlerini reddedecek ve onlara düşman kesilecekler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Hayır, hayır! Onlar, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve onların aleyhinde düşman kesilecekler.
     


  3. أَلَمْ تَرَ أَنَّا أَرْسَلْنَا الشَّيَاطِينَ عَلَى الْكَافِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّا




    E lem tere ennâ erselneş şeyâtîne alel kâfirîne teuzzuhum ezzâ(ezzen).




    1. e lem tere : görmedin mi

    2. ennâ : nasıl

    3. erselna : biz gönderdik

    4. eş şeyâtîne : şeytanlar

    5. alâ el kâfirîne : kâfirlerin üzerine

    6. teuzzu-hum : onları kışkırtıyorlar

    7. ezzen : tahrik ederek






    İmam İskender Ali Mihr : Onları, kışkırttıkça kışkırtan (tahrik eden) şeytanları, kâfirlerin üzerine nasıl gönderdiğimizi görmüyor musun?


    Diyanet İşleri : Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Görmez misin, biz kâfirlere, onları boyuna taciz edecek Şeytanlar gönderdik.


    Adem Uğur : (Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik.


    Ahmed Hulusi : Görmedin mi biz şeytanları, hakikat bilgisini inkâr edenler üzerine irsâl ettik de onları (vehimlerini tahrik ederek) oynatıp duruyorlar.


    Ahmet Tekin : Bizim, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin üzerine, kendilerini alabildiğince isyankârlığa sevkeden şeytanları, şeytan tıynetli ahlâksız azgınları, şeytanî güçleri musallat ettiğimizi görmüyor musun?


    Ahmet Varol : Bizim kâfirlere kendilerini kışkırtıp duran şeytanlar gönderdiğimizi görmedin mi?


    Ali Bulaç : Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.


    Ali Fikri Yavuz : Görmedin mi, biz, Şeytanları o kâfirler üzerine musallat ettik. Onları günaha teşvik edip duruyorlar.


    Bekir Sadak : Kafirlerin uzerine onlari kiskirtan seytanlar gonderdigimizi bilmiyor musun?


    Celal Yıldırım : Kâfirlerin üzerine onları sürükleyip canlarını sıkan şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?


    Diyanet İşleri (eski) : Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun?


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik.


    Edip Yüksel : İnkarcıların üzerlerine şeytanları yolladığımızı görmez misin? Onları kışkırtıp duruyorlar.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Görmedin mi biz o Şeytanları o kâfirlerin üzerine salmışız onları kaynatıp oynatıp kıvrandırıyorlar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Görmedin mi, Biz şeytanları o kafirlerin üzerine salmışız; onları kaynatıp oynatıp kıvrandırıyorlar.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Görmedin mi? Biz şeytanları o kâfirler üzerine musallat ettik. Onları (günaha) kışkırtıp duruyorlar.


    Fizilal-il Kuran : Şeytanları, kâfirlerin üzerine kışkırtıcı olarak saldığımızı görmedin mi?


    Gültekin Onan : Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.


    Hasan Basri Çantay : Görmedin mi biz kâfirlerin başına, kendilerini alabildiğine (günaha tahrik ve) tehyîc eden, şeytanları gönderdik.


    Hayrat Neşriyat : Görmedin mi, şübhesiz ki biz, şeytanları kâfirlerin üzerine gönderdik; onları(vesveseleriyle teşvîk ederek) sürekli tahrîk ediyorlar


    İbni Kesir : Bilmiyor musun ki; kafirlerin üzerine, onları kışkırtan şeytanlar gönderdik.


    Muhammed Esed : Hakkı inkar edenlerin üzerine, onları güçlü dürtülerle (günah işlemeye) kışkırtsınlar diye her türden şeytani güçleri saldığımızı bilmiyor musun?


    Ömer Nasuhi Bilmen : Görmedin mi, Biz şeytanları kâfirler üzerine musallat kıldık, onları vesveseleriyle tehyic edip duruyorlar.


    Ömer Öngüt : Görmedin mi? Biz şeytanları kâfirlerin üzerine salarız da, onları kışkırttıkça kışkırtırlar.


    Şaban Piriş : Şeytanları kafirlerin üzerine gönderdiğimizi ve onları kışkırttıklarını görmüyor musun?!


    Suat Yıldırım : Görmüyor musun ki Biz kâfirlere şeytanları musallat ediyoruz, onları oynatıp duruyorlar.


    Süleyman Ateş : Görmedin mi biz kâfirlere şeytânları gönderdik, onları oynatıp duruyorlar.


    Tefhim-ul Kuran : Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, küfre sapanların üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.


    Ümit Şimşek : Görmedin mi? Biz şeytanları kâfirlere musallat etmişiz; onları kışkırtıp duruyorlar.


    Yaşar Nuri Öztürk : Görmedin mi biz, şeytanları inkârcıların üzerine salmışız da onları oynatıp kıvırttırıyorlar.
     


  4. فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا




    Fe lâ ta’cel aleyhim, innemâ neuddu lehum addâ(adden).




    1. fe : böylece, o zaman, artık

    2. lâ ta'cel : acele etme

    3. aleyhim : onlara, onlar için

    4. innemâ : ancak, yalnız, sadece

    5. neuddu : sayıyoruz

    6. lehum : onlar için

    7. adden : sayarak






    İmam İskender Ali Mihr : Artık onlar için acele etme. Biz, sadece onlara (günlerini) saydıkça sayıyoruz.


    Diyanet İşleri : Ey Muhammed! Şu hâlde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onların azâba uğraması için acele etme, biz ancak yıllarını, günlerini saymadayız onların.


    Adem Uğur : Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.


    Ahmed Hulusi : Onlar için acele etme. . . Biz onlar için gün sayarız.


    Ahmet Tekin : Onların, hemen cezaya çarptırılmalarını isteme. Biz onların, suçlarının artarak cezaya yaklaştıkları günleri teker teker sayıyoruz.


    Ahmet Varol : Onlar hakkında acele etme. Biz onların (günlerini) sayıyoruz.


    Ali Bulaç : Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.


    Ali Fikri Yavuz : Bu itibarla aleyhlerine (azap istemekte) acele etme. Çünkü biz onların ecel günlerini sayıyoruz (bu muayyen bir müddettir.)


    Bekir Sadak : Oyleyse onlarin acele yok olmalarini isteme. Biz onlarin gunlerini saydikca sayiyoruz.


    Celal Yıldırım : O halde aleyhlerine acele etme; biz onların (günlerini) sayıyoruz.


    Diyanet İşleri (eski) : Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz.


    Diyanet Vakfi : Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.


    Edip Yüksel : Acele etme; biz onlar için saydıkça sayıyoruz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Aleyhlerinde acele etme, biz onlar için ancak bir sayı sayıyoruz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Aleyhlerinde acele etme! Biz, onlar için yalnızca bir sayı sayıyoruz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Öyleyse onların hemen azaba uğratılmalarını isteme. Biz onların (ecel) günlerini sayıyoruz.


    Fizilal-il Kuran : Onların bir an önce yok edilmelerini isteme. Biz onların yaptıklarını ve alıp verdikleri nefesleri tek tek sayıyoruz.


    Gültekin Onan : Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.


    Hasan Basri Çantay : Binâen'aleyh sen onlara karşı (azâb istemekde) acele etme. Biz ancak onların (günlerini ve nefeslerini) sayıyoruz.


    Hayrat Neşriyat : Öyle ise onlar hakkında acele etme! (Biz) onlar için (günlerini ve nefeslerini) birer birer sayıyoruz.


    İbni Kesir : Şu halde sen, onlara karşı acele etme. Biz, onların günlerini saydıkça sayıyoruz.


    Muhammed Esed : Öyleyse, onların üzerine (Allah'ın azabını çağırmakta) tezlik gösterme; çünkü Biz onların günlerini aksatmadan sayıyoruz zaten.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Artık onların üzerine acelede bulunma. Muhakkak ki, Biz onlar için bir sayı sayıyoruz.


    Ömer Öngüt : Şu halde onlar hakkında acele etme! Biz onların (günlerini) saydıkça sayıyoruz.


    Şaban Piriş : -O halde, onlar için acele etme. Biz onların günlerini sayıp duruyoruz.


    Suat Yıldırım : O halde onlar hakkında acele etme! Biz onların günlerini saymaktayız.


    Süleyman Ateş : Onlar hakkında acele etme, biz onlar(ın günlerini ve nefeslerini doldurmaları) için saydıkça sayıyoruz.


    Tefhim-ul Kuran : Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça saymaktayız.


    Ümit Şimşek : Onlar için acele etme. Biz onlara gün sayıyoruz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlar için acele etme. Biz onlar için günleri teker teker sayıyoruz.
     


  5. يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَنِ وَفْدًا




    Yevme nah؛urul muttekîne iler rahmâni vefdâ(vefden).




    1. yevme : gün, o gün

    2. nah؛uru : toplayacağız

    3. el muttekîne : muttakiler, takva sahipleri

    4. ilâ er rahmâni : Rahmân'a

    5. vefden : saygı gِsterilerek, izzet ve ikramla





    İmam İskender Ali Mihr : O gün muttakileri (takva sahiplerini), Rahmân'ın huzurunda izzet ve ikramla ha؛redeceğiz (toplayacağız).


    Diyanet İ؛leri : (85-86) Allah’a kar؛ı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya ko؛an susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü dü؛ün!


    Abdulbaki Gِlpınarlı : O gün, çekinenleri bِlük bِlük, rahmânın huzurunda ha؛rederiz.


    Adem Uğur : Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda toplayacağımız gün.


    Ahmed Hulusi : Korunmu؛ olanları, ikrama nail olmu؛lar olarak Rahman'a ha؛rettiğimiz süreçte!


    Ahmet Tekin : Takvâ sahiplerini, Allah’a sığınıp, emirlerine yapı؛arak günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk ؛uuruyla, haklarına ve ِzgürlüklerine sahip çıkarak ؛ahsiyetli davranan, dinî ve sosyal gِrevlerinin bilincinde olan mü’minleri Rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın huzuruna, Cennet’e heyet halinde toplayıp getireceğimiz gün, kimse ؛efaatten nasiplenemeyecek.


    Ahmet Varol : Takva sahiplerini heyet halinde Rahman'ın huzuruna topladığımız gün,


    Ali Bulaç : Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (olan Allah'ın huzurun)a toplayacağımız gün,


    Ali Fikri Yavuz : Takva sahiplerini, elçiler gibi Rahman’ın huzuruna toplayacağımız gün,


    Bekir Sadak : (85-86) Sakinanlari o gun Rahman'in huzurunda O'na gelmis konuklar olarak toplariz, suclulari suya goturur gibi cehenneme sureriz.


    Celal Yıldırım : O gün Allah'tan korkup kِtülüklerden sakınanları Rahmân'a gِnderilen konuk heyet olarak toplayacağız..


    Diyanet İ؛leri (eski) : (85-86) sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmi؛ konuklar olarak toplarız, suçluları suya gِtürür gibi cehenneme süreriz.


    Diyanet Vakfi : (85-87) Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda topladığımız, günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün, Rahmân nezdinde sِz ve izin alandan ba؛kalarının ؛efâata güçleri yetmeyecektir.


    Edip Yüksel : Erdemlileri, Rahman'ın huzurunda konuk grupları halinde toplayacağımız,


    Elmalılı Hamdi Yazır : Müttekîleri vefd halinde (bir mes'us olarak) huzuru rahmana cem'edeceğimiz gün


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman'ın huzurunda toplayacağımız gün,


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : O gün, takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız.


    Fizilal-il Kuran : O gün kِtülükten sakınanları seçkin konuklara yara؛ır bir saygınlıkla, rahmeti bol olan Allah'ın huzurunda biraraya getiririz.


    Gültekin Onan : Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahmana toplayacağımız gün,


    Hasan Basri اantay : (85-86) Müttakıyleri O çok esirgeyici (Allahın) huzuruna (süvari elçiler gibi) toplayacağımız, günahkârları ise susuz olarak cehenneme süreceğimiz gün,


    Hayrat Ne؛riyat : O gün, takvâ sâhiblerini (kendilerine ikramda bulunmak için) hey’et hâlinde Rahmân’ın huzûruna toplar‎z.


    فbni Kesir : O gün muttakileri Rahman'‎n huzurunda, O'na gelmi‏ konuklar olarak toplar‎z.


    Muhammed Esed : Allah'tan yana sorumluluk bilinci ta‏‎yanlar‎, onurlu konuklar olarak O s‎n‎rs‎z rahmet Sahibi'nin huzurunda toplad‎ً‎m‎z Gün,


    ضmer Nasuhi Bilmen : Yâd et o günü ki, müttakileri Rahmân'a bir elçi cemaat‎ halinde gِndereceًiz.


    ضmer ضngüt : Muttakileri o gün Rahman'‎n huzurunda O'na gelmi‏ konuklar olarak toplar‎z.


    قaban Piri‏ : O gün, muttakileri konuk olarak Rahman’‎n huzurunda toplar‎z.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Gün gelecek, Allah’‎ say‎p haramlardan sak‎nan müttakileri, Rahman taraf‎ndan aً‎rlanacak konuk heyet olarak toplayacaً‎z.


    Süleyman Ate‏ : Korunanlar‎, binek üzerinde ikram ile Rahmân'a gِtürdüًümüz gün,


    Tefhim-ul Kuran : Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (olan Allah'‎n huzuran) a toplayacaً‎m‎z gün,


    ـmit قim‏ek : O gün takvâ sahiplerini ‏erefli bir heyet halinde Rahmân'‎n huzurunda toplar‎z.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Gün olur, o sak‎nanlar‎ biz, Rahman'‎n huzurunda heyet halinde toplar‎z.
     


  6. وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَى جَهَنَّمَ وِرْدًا




    Ve nesûkul mucrimîne ilâ cehenneme virdâ(virden).




    1. ve nesûku : ve sevkedeceğiz

    2. el mucrimîne : suçlular, günahkârlar

    3. ilâ cehenneme : cehenneme

    4. virden : susamış olarak





    İmam İskender Ali Mihr : Ve mücrimleri (suçluları), susamış olarak cehenneme sevkedeceğiz.


    Diyanet İşleri : (85-86) Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve mücrimleri susamış bir halde cehenneme sevk ederiz.


    Adem Uğur : Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.


    Ahmed Hulusi : Suçluları da suya hasret olarak Cehennem'e sevk ettiğimizde!


    Ahmet Tekin : İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsileri, suçluları, suya götürülen susamış bir sürü gibi cehenneme sevkedeceğimiz gün, kimse şefaatten nasiplenemeyecek.


    Ahmet Varol : Günâhkârları da susuz topluluk halinde cehenneme sürdüğümüz (gün),


    Ali Bulaç : Suçlu günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.


    Ali Fikri Yavuz : Mücrimleri de susuz olarak Cehennem’e süreceğiz.


    Bekir Sadak : (85-86) Sakinanlari o gun Rahman'in huzurunda O'na gelmis konuklar olarak toplariz, suclulari suya goturur gibi cehenneme sureriz.


    Celal Yıldırım : Suçlu günahkârları ise susuz bir vaziyette Cehennem'e sürüp götüreceğiz.


    Diyanet İşleri (eski) : (85-86) sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.


    Diyanet Vakfi : (85-87) Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda topladığımız, günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün, Rahmân nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.


    Edip Yüksel : Ve suçluları, susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün,


    Elmalılı Hamdi Yazır : Mücrimleri de susuz olarak Cehenneme sevkedeceğiz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : suçluları da susuz olarak cehenneme sevk edeceğiz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Suçluları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.


    Fizilal-il Kuran : Buna karşılık ağır günahkârları, susamış hayvan sürüleri gibi cehenneme süreriz.


    Gültekin Onan : Suçlu günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.


    Hasan Basri Çantay : (85-86) Müttakıyleri O çok esirgeyici (Allahın) huzuruna (süvari elçiler gibi) toplayacağımız, günahkârları ise susuz olarak cehenneme süreceğimiz gün,


    Hayrat Neşriyat : Günahkârları da susamış oldukları hâlde Cehenneme süreriz!


    İbni Kesir : Mücrimleri de suya götürür gibi cehenneme süreriz.


    Muhammed Esed : ve günaha gömülüp gitmiş olanları, suvarmaya götürülen susuz bir sürü gibi cehenneme sürüklediğimiz (Gün);


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve günahkârları da cehenneme susamış olarak sevkedeceğizdir.


    Ömer Öngüt : Suçluları da susamış olarak cehenneme süreriz.


    Şaban Piriş : Günahkarları ise susuz olarak Cehenneme süreriz.


    Suat Yıldırım : Suçluları da susuz olarak o yakıcı cehenneme süreceğiz.


    Süleyman Ateş : Suçluları da yaya ve susuz olarak cehenneme sürdüğümüz (gün),


    Tefhim-ul Kuran : Suçlu günahkârları da, susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.


    Ümit Şimşek : Mücrimleri de susuz halde Cehenneme süreriz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Suçluları da susuz ve yaya olarak cehenneme sevk ederiz.

     


  7. لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا




    Lâ yemlikûneş şefâate illâ menittehaze inder rahmâni ahdâ(ahden).




    1. lâ yemlikûne : malik olmayacaklar, güçleri yetmeyecek

    2. eş şefâate : şefaat

    3. illâ men : ancak kim, kişi, kimse

    4. ittehaze : edindi, yaptı

    5. inde er rahmâni : Rahmân'ın indinde (katında)

    6. ahden : ahd yaptı, ahd aldı






    İmam İskender Ali Mihr : Rahmân'ın indinde, ahd ittihaz edenlerden (Allah'tan ahd alanlardan) başkası şefaate malik olamaz.


    Diyanet İşleri : Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rahmandan ahd almış olanlardan başkaları şefaat de edemez.


    Adem Uğur : O gün Rahmân (olan Allah)'ın nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.


    Ahmed Hulusi : Rahman'ın indînde ahd edinmiş (hakikati olan bir kısım Esmâ kuvveleri kendinden açığa çıkmış) olandan başkası, şefaat edemeyecek!


    Ahmet Tekin : Rahmet sahibi Rahman olan Allah katında imanları ile, İslâm’daki sadakatleri ile, rızâyı ilâhîye mazhar olan amelleri ile taahhüt alanların, söz alanların dışında kimse şefaatten
    nasiplenemiyecek.


    Ahmet Varol : Rahman'ın katında bir ahid almış olanların dışındakiler şefaat hakkına sahip olamazlar.


    Ali Bulaç : Rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır.


    Ali Fikri Yavuz : Rahman’ın katında bir ahd (iman edip söz ve izin) almış olan kimseden başkaları şefaat etmeye sahip olamıyacaklardır.


    Bekir Sadak : Rahman'in katinda bir ahd almis olandan baskasi asla sefaatte bulunamiyacaktir.


    Celal Yıldırım : Rahmân'ın yanında bir söz almış olandan başkası şefaate yetkili olmayacak..


    Diyanet İşleri (eski) : Rahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır.


    Diyanet Vakfi : (85-87) Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda topladığımız, günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün, Rahmân nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.


    Edip Yüksel : Rahman'ın yanında söz almış olanlardan başkası şefaat (aracılık) edemez.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Rahmanın nezdinde bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaate malik olamıyacaklar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Rahman'ın katında bir söz almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.


    Fizilal-il Kuran : Allah'ın bu yolda yetki verdiği kimseler dışında hiç kimse bir başkasına aracılık, şefaat edemez.


    Gültekin Onan : Rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır.


    Hasan Basri Çantay : Çok esirgeyici (Allahın) nezdinde ahd edinmiş olanlardan başkaları şefaat (hakkına) mâlik olmayacaklardır.


    Hayrat Neşriyat : (O gün,) Rahmân’ın katında söz (izin) almış olanlardan başkası şefâat (hakkın)a sâhib olmayacaktır.


    İbni Kesir : Rahman'ın katında, ahid almış olanlardan başkası asla şefaatta bulunamayacaktır.


    Muhammed Esed : (bu Günde, hayattayken) O sınırsız rahmet Sahibi'yle bir bağ, bir bağlantı içine girmiş olmadıkça kimse şefaatten pay alamayacaktır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Şefaate mâlik olamayacaklardır, ancak Rahmân'ın nezdinde bir ahd alan müstesna.


    Ömer Öngüt : Rahman'ın huzurunda söz ve izin alandan başkasının şefaata gücü yetmez (izin verilmez).


    Şaban Piriş : Rahman’ın katında bir söz almış olandan başka hiç bir kimse şefaat edemez.


    Suat Yıldırım : Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemeyecek.


    Süleyman Ateş : Yalnız Rahmân'ın huzûrunda söz almış olanlardan başkaları şefâ'at edemezler.


    Tefhim-ul Kuran : Rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olamayacaklardır.


    Ümit Şimşek : Rahmân'dan bir söz almış olanlar dışında hiç kimsenin o gün şefaat yetkisi olmaz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Rahman katında söz almış olandan başkaları şefaat imkânı bulamazlar.
     


  8. وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا




    Ve kâluttehazer rahmânu veledâ(veleden).




    1. ve : ve

    2. kâlu ittehaze : "edindi" dediler

    3. er rahmânu : Rahmân

    4. veleden : çocuk







    İmam İskender Ali Mihr : “Rahmân, bir çocuk ittihaz etti (edindi).” dediler.


    Diyanet İşleri : Onlar, “Rahmân, bir çocuk edindi” dediler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve dediler ki: Rahman, oğul edindi.


    Adem Uğur : Rahmân çocuk edindi dediler.


    Ahmed Hulusi : "Rahman çocuk edindi" dediler!


    Ahmet Tekin : 'Sınırsız rahmeti ile hayat veren, yaşatan, koruyan, rahmetine, lütfuna, hayırlara mazhar eden Rahman olan Allah oğul edindi.' dediler.


    Ahmet Varol : 'Rahman çocuk edindi' dediler.


    Ali Bulaç : "Rahman çocuk edinmiştir" dediler.


    Ali Fikri Yavuz : Yahudilerle Hristiyanlar: “- Rahman, çocuk edindi.” dediler.


    Bekir Sadak : Bazi kimseler: «Rahman cocuk edindi» dediler


    Celal Yıldırım : Rahman çocuk edindi, dediler.


    Diyanet İşleri (eski) : Bazı kimseler: 'Rahman çocuk edindi' dediler


    Diyanet Vakfi : «Rahmân çocuk edindi» dediler.


    Edip Yüksel : Hatta 'Rahman çocuk edindi,' dediler


    Elmalılı Hamdi Yazır : O rahman veled edindi dediler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Rahman çocuk edindi. dediler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Yahudilerle hıristiyanlar) «Rahmân, çocuk edindi» dediler.


    Fizilal-il Kuran : Bazı kâfirler «Rahmeti bol olan Allah, evlat edindi» dediler.


    Gültekin Onan : "Rahman çocuk edinmiştir" dediler.


    Hasan Basri Çantay : Dediler ki: «Çok esirgeyici (Allah) bir evlâd edindi».


    Hayrat Neşriyat : Ve 'Rahmân çocuk edindi' dediler.


    İbni Kesir : Bir kısım kimseler: Rahman çocuk edindi, dediler.


    Muhammed Esed : Hal böyleyken, yine de bazıları "O sınırsız rahmet Sahibi Kendine bir oğul edinmiştir!" diyorlar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve dediler ki, Rahmân kendisine veled ittihaz ediverdi.


    Ömer Öngüt : “Rahman çocuk edindi. ” dediler.


    Şaban Piriş : -Rahman, bir çocuk edindi, dediler.


    Suat Yıldırım : "Rahman evlat edindi." dediler.


    Süleyman Ateş : "Rahmân çocuk edindi" dediler.


    Tefhim-ul Kuran : «Rahman çocuk edinmiştir» dediler.


    Ümit Şimşek : Bir de 'Rahmân evlât edindi' dediler.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Rahman çocuk edindi." dediler.

     


  9. لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئًا إِدًّا




    Lekad ci’tum ؛ey’en iddâ(idden).




    1. lekad : andolsun

    2. ci'tum : geldiniz, yaptınız

    3. ؛ey'en : bir ؛ey

    4. idden : çok kِtü, korkunç





    İmam İskender Ali Mihr : Andolsun ki siz, çok kِtü bir ؛ey yaptınız (sِylediniz).


    Diyanet İ؛leri : Andolsun, siz çok çirkin bir ؛ey ortaya attınız.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Andolsun ki pek çirkin bir sِz sِylediniz.


    Adem Uğur : Hakikaten siz, pek çirkin bir ؛ey ortaya attınız.


    Ahmed Hulusi : Andolsun ki pek çirkin bir ؛ey yaptınız.


    Ahmet Tekin : اok çirkin bir ؛ey ortaya attınız.


    Ahmet Varol : Andolsun siz, çok çirkin bir ؛ey ortaya attınız.


    Ali Bulaç : Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz.


    Ali Fikri Yavuz : Yemin olsun ki, siz çok çirkin bir ؛ey sِylediniz.


    Bekir Sadak : And olsun ki, ortaya pek kotu bir sey attiniz.


    Celal Yıldırım : And olsun ki, çok çirkin ve de büyük bir sِz ortaya getirip attınız.


    Diyanet İ؛leri (eski) : And olsun ki, ortaya pek kِtü bir ؛ey attınız.


    Diyanet Vakfi : Hakikaten siz, pek çirkin bir ؛ey ortaya attınız.


    Edip Yüksel : Siz, küstahça bir tez ileri sürdünüz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Kasem olsun pek ağır pek ؛eni' bir cür'ette bulundunuz


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Andolsun ki, pek ağır, pek çirkin bir iddiaya cüret ettiniz.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Yemin olsun ki, siz çok çirkin bir ؛ey sِylediniz.


    Fizilal-il Kuran : Sizler, bِyle demekle son derece çirkin bir iddia ileri sürdünüz.


    Gültekin Onan : Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz.


    Hasan Basri اantay : Andolsun ki siz pek çirkin bir ؛ey sِylediniz.


    Hayrat Ne؛riyat : And olsun ki, (siz) pek çirkin bir ؛ey (iddiâsı) ile geldiniz.


    İbni Kesir : Andolsun ki; ortaya çok kِtü bir ؛ey attınız.


    Muhammed Esed : (Bunu sِylemekle) siz gerçekten çok çirkin bir iddia ortaya atmı؛ oldunuz.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Andolsun ki, pek çirkin bir ؛ey olarak (meydana) gelmi؛ oldunuz.


    ضmer ضngüt : Andolsun ki siz, pek çirkin bir ؛ey ortaya attınız.


    ھaban Piri؛ : Andolsun ki çok kِtü bir ؛ey ortaya attınız.


    Suat Yıldırım : Bِyle diyen sizler, pek çirkin bir ؛ey ortaya attınız!


    Süleyman Ate؛ : Andolsun ki, "Siz pek kِtü bir cür'ette bulundunuz!"


    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz.


    ـmit ھim؛ek : And olsun, pek çirkin bir؛ey ortaya attınız.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Yemin olsun ki siz, çok çirkin bir iddiada bulundunuz.

     


  10. تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا




    Tekâdus semâvâtu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu ve tehırrul cibâlu heddâ(hedden).




    1. tekâdu : neredeyse, az kalsın oluyordu

    2. es semâvâtu : semalar

    3. yetefattarne : paramparça olacak, parçalanacak

    4. min-hu : ondan

    5. ve tenşakku : ve yarılacak

    6. el ardu : yeryüzü

    7. ve tehırru : ve yıkılacak

    8. el cibâlu : dağlar

    9. hedden : çökerek








    İmam İskender Ali Mihr : Bundan neredeyse semalar (gökyüzü) parçalanacak ve yeryüzü yarılacak ve dağlar çökerek yıkılacaktı.


    Diyanet İşleri : (90-91) Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!


    Abdulbaki Gölpınarlı : Öylesine bir söz ki neredeyse gökler parçalanacak ve yer yarılacak ve dağlar dağılıp çökecek.


    Adem Uğur : Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!


    Ahmed Hulusi : Bu yüzden neredeyse semâlar çatlayacak, arz yarılacak ve dağlar yıkılıp düşecek!


    Ahmet Tekin : Bu yakışıksız sözün dehşetinden az kalsın gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar gümbürdeyerek parçalanıp devrilecekti.


    Ahmet Varol : Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp çökecek.


    Ali Bulaç : Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.


    Ali Fikri Yavuz : Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlıyacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp yere düşecek.


    Bekir Sadak : (90-91) Rahman'a cocuk isnat etmelerinden oturu neredeyse gokler paralanacak, yer yarilacak, daglar gocecekti.


    Celal Yıldırım : (90-91) Neredeyse Rahmân'a çocuk isnad etmelerinden dolayı gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp çökecek.


    Diyanet İşleri (eski) : (90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.


    Diyanet Vakfi : Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!


    Edip Yüksel : Bu küstahlıktan ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak ve dağlar göçecektir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Az daha ondan Gökler çatlıyacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecek


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Az daha o yüzden gökler çatlayacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecek.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı,


    Fizilal-il Kuran : Bu iddia karşısında nerede ise gökler paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar gürültü ile göçerek yerle bir olacak.


    Gültekin Onan : Neredeyse bundan dolayı, gökler yarılacak (yetefattarne), yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.


    Hasan Basri Çantay : (90-91) Onlar O çok esirgeyici (Allaha) bir evlâd iddia etdiler diye, bu (sözden) dolayı nerdeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıb çökecekdir.


    Hayrat Neşriyat : Bundan dolayı nerede ise (bir gazab-ı İlâhî olarak) gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılarak çökecektir!


    İbni Kesir : Neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak ve dağlar göçecekti;


    Muhammed Esed : Öyle ki bu iddianın dehşetinden neredeyse gök paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp gidecekti!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Az daha ondan dolayı gökler çatlayacak ve yer yarılacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecekti.


    Ömer Öngüt : Bu sözden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıp çökecekti.


    Şaban Piriş : Bu söz yüzünden neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp yerle bir olacaktı.


    Suat Yıldırım : (90-91) Rahman’a çocuk isnad etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecekti!


    Süleyman Ateş : Neredeyse o(sözün dehşeti)nden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır!.


    Tefhim-ul Kuran : Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.


    Ümit Şimşek : Neredeyse gökler çatlayacaktı bu söz yüzünden; yer yarılacak, dağlar yıkılıp yerle bir olacaktı:


    Yaşar Nuri Öztürk : Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılıp çökecek;
     



  11. أَن دَعَوْا لِلرَّحْمَنِ وَلَدًا




    En deav lir rahmâni veledâ(veleden).




    1. en deav : isnat etmek, istemek

    2. li er rahmâni : Rahmân'a

    3. veleden : bir çocuk






    İmam İskender Ali Mihr : Rahmân'a bir çocuk isnat etmeleri (sebebiyle).


    Diyanet İşleri : (90-91) Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rahmânın oğlu var demeleri yüzünden.


    Adem Uğur : Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.


    Ahmed Hulusi : Rahman'a çocuk nispet etmelerinden ötürü!


    Ahmet Tekin : Sınırsız rahmeti ile hayat veren, yaşatan, koruyan, rahmetine, lütfuna, hayırlara mazhar eden Rahman olan Allah’a oğul isnad ettiler diye bunlar olacaktı.


    Ahmet Varol : Rahman'a çocuk isnad ettiler diye!


    Ali Bulaç : Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı).


    Ali Fikri Yavuz : O Rahman’a çocuk iddia ettiler diye..


    Bekir Sadak : (90-91) Rahman'a cocuk isnat etmelerinden oturu neredeyse gokler paralanacak, yer yarilacak, daglar gocecekti.


    Celal Yıldırım : (90-91) Neredeyse Rahmân'a çocuk isnad etmelerinden dolayı gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp çökecek.


    Diyanet İşleri (eski) : (90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.


    Diyanet Vakfi : Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.


    Edip Yüksel : Rahman'a çocuk yakıştırdılar diye...


    Elmalılı Hamdi Yazır : O rahmana veled iddia ettiler diye


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O Rahman'a çocuk iddiasında bulundular diye.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O Rahmân'a çocuk isnad ettiler diye...


    Fizilal-il Kuran : Onlar rahmeti bol olan Allah'a çocuk yakıştırdılar diye.


    Gültekin Onan : Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.)


    Hasan Basri Çantay : (90-91) Onlar O çok esirgeyici (Allaha) bir evlâd iddia etdiler diye, bu (sözden) dolayı nerdeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıb çökecekdir.


    Hayrat Neşriyat : Rahmân’a çocuk iddiâ ettiler diye!


    İbni Kesir : Rahman'a çocuk isnad etmelerinden ötürü.


    Muhammed Esed : (Demek,) O sınırsız rahmet Sahibi'ne bir oğul yakıştırıyorlar (öyle mi?)


    Ömer Nasuhi Bilmen : Rahmân'a veled isnat etmelerinden dolayı.


    Ömer Öngüt : Rahman olan Allah'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.


    Şaban Piriş : Rahman’a çocuk isnadı sebebiyle.


    Suat Yıldırım : (90-91) Rahman’a çocuk isnad etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecekti!


    Süleyman Ateş : Rahmân için çocuk iddiâ ettiklerinden ötürü.


    Tefhim-ul Kuran : Rahman adına çocuk öne sürdüklerinde (ötürü bunlar olacaktı)


    Ümit Şimşek : Onlar Rahmân'a evlât yakıştırdı diye.


    Yaşar Nuri Öztürk : Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü.
     


  12. وَمَا يَنبَغِي لِلرَّحْمَنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا




    Ve mâ yenbagî lir rahmâni en yettehıze veledâ(veleden).




    1. ve mâ yenbagî : ve caiz olmaz, yakışmaz, olamaz

    2. li er rahmâni : Rahmân'a

    3. en yettehıze : edinmek, yapmak

    4. veleden : çocuk






    İmam İskender Ali Mihr : Ve Rahmân'a çocuk edinmek yakışmaz (olamaz).


    Diyanet İşleri : Hâlbuki Rahmân’a bir çocuk edinmek yakışmaz.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rahmâna oğul edinmek yaraşmaz.


    Adem Uğur : Halbuki çocuk edinmek Rahmân'ın şanına yakışmaz.


    Ahmed Hulusi : Rahman'a çocuk edinmek gibi bir kavram yakışmaz.


    Ahmet Tekin : Sınırsız rahmeti ile hayat veren, yaşatan, koruyan, rahmetine, lütfuna, hayırlara mazhar eden, Rahman olan Allah’ın oğul edinmesi şanına yakışmaz.


    Ahmet Varol : Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.


    Ali Bulaç : Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz.


    Ali Fikri Yavuz : Halbuki Rahman’a çocuk edinmek yaraşmaz.


    Bekir Sadak : (92-93) Oysa Rahman'a cocuk edinmek yarasmaz, cunku goklerde ve yerde olan her sey Rahman'a bas egmis kul olarak gelecektir.


    Celal Yıldırım : Oysa Rahmân'a çocuk edinmek yakışmaz, (O'nun ilâhlık vasfına uygun düşmez).


    Diyanet İşleri (eski) : (92-93) Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.


    Diyanet Vakfi : Halbuki çocuk edinmek Rahmân'ın şanına yakışmaz.


    Edip Yüksel : Çocuk edinmek Rahman'a yakışmaz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Halbuki veled edinmek rahmana yaraşmaz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Halbuki, çocuk edinmek Rahman'a yaraşmaz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Halbuki Rahmân'a çocuk edinmek yaraşmaz.


    Fizilal-il Kuran : Oysa rahmeti bol olan Allah'a çocuk edinmek yakışmaz.


    Gültekin Onan : Rahmana çocuk edinmek yaraşmaz.


    Hasan Basri Çantay : Halbuki O çok esirgeyen (Allah) için bir evlâd edinmek asla yakışmaz.


    Hayrat Neşriyat : Hâlbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şânına lâyık değildir.


    İbni Kesir : Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.


    Muhammed Esed : Hem de, sınırsız rahmet Sahibi'nin bir oğul edinmesi akıl almaz bir şey olduğu halde!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Halbuki, veled ittihaz etmek, Rahmân için layık olamaz.


    Ömer Öngüt : Halbuki Rahman olan Allah'a çocuk isnat etmek aslâ yakışmaz.


    Şaban Piriş : Rahman’ın çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur.


    Suat Yıldırım : Halbuki evlat edinmek Rahman’ın şanına yakışmaz.


    Süleyman Ateş : Çocuk edinmek Rahmân'a yakışmaz.


    Tefhim-ul Kuran : Rahman (olan Allah) a çocuk edinmek yaraşmaz.


    Ümit Şimşek : Oysa Rahmân'a evlât edinmek yaraşmaz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Rahman'a çocuk edinmek yakışmaz.

     


  13. إِن كُلُّ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَنِ عَبْدًا




    İn kullu men fîs semâvâti vel ardı illâ âtir rahmâni abdâ(abden).




    1. in ..... illâ : ise, ancak, mutlaka olur

    2. kullu : hepsi

    3. men : kim, kimse

    4. fî es semâvâti : semalarda

    5. ve el ardı : ve arzda, yeryüzünde

    6. illâ : ancak, illâ, mutlaka

    7. âti er rahmâni : Rahmân'a gelecek

    8. abden : kul olarak






    İmam İskender Ali Mihr : Semalarda ve yeryüzünde olan kimselerin hepsi, mutlaka Rahmân'a kul olarak gelecek.


    Diyanet İ؛leri : Gِklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Gِklerde ve yerde ne varsa hepsi de rahmânın tapısına kul olarak gelir.


    Adem Uğur : Gِklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahmân'a gelecektir.


    Ahmed Hulusi : Semâlar ve arzda kim var ise Rahman'a kulluk eder!


    Ahmet Tekin : Gِklerdeki ve yerdeki akıllı ve sorumlu varlıkların hepsi istisnasız, Rahmet sahibi Rahmanın huzuruna O’nu ilâh tanıyan, O’na teslim olan kul olarak gelecektir.


    Ahmet Varol : Gِklerde ve yerde bulunanların hiçbiri müstesna olmaksızın hepsi Rahman'a kul olarak gelir.


    Ali Bulaç : Gِklerde ve yerde olan (herkesin ve her ؛eyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.


    Ali Fikri Yavuz : Gِklerde ve yerde hiç bir kimse yoktur ki, Rahman’a kul olarak gelici olmasın.


    Bekir Sadak : (92-93) Oysa Rahman'a cocuk edinmek yarasmaz, cunku goklerde ve yerde olan her sey Rahman'a bas egmis kul olarak gelecektir.


    Celal Yıldırım : Gِklerde ve yerde her kim ve ne varsa mutlaka Rahmân'a kul olarak gelirler.


    Diyanet İ؛leri (eski) : (92-93) Oysa Rahman'a çocuk edinmek yara؛maz, çünkü gِklerde ve yerde olan her ؛ey Rahman'a ba؛ eğmi؛ kul olarak gelecektir.


    Diyanet Vakfi : Gِklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahmân'a gelecektir.


    Edip Yüksel : Gِklerde ve yerde kim varsa, Rahman'a kul olarak gelecektir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Gِklerde ve Yerde hiç bir kimse yoktur ki o rahmana kul olarak gelecek olmasın


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Gِklerde ve yerde Rahman'a kul olarak gelmeyecek hiçbir kimse yoktur.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Gِklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân'ın huzuruna kul olarak çıkmasın.


    Fizilal-il Kuran : Gِktekilerin ve yerdekilerin tümü rahmeti bol olan Allah'ın huzuruna kul olarak geleceklerdir.


    Gültekin Onan : Gِklerde ve yerde olan (herkesin ve her ؛eyin) tümü Rahmana, yalnızca kul olarak gelecektir.


    Hasan Basri اantay : Gِklerde ve yerde olan herkes, müstesna olmamak üzere, O çok esirgeyici (Allaha) mutlakaa kul olarak gelecekdir.


    Hayrat Ne؛riyat : Gِklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki, Rahmân’a kul olarak gelecekbiri olmasın!


    İbni Kesir : اünkü gِklerde ve yerlerde olan her ؛ey, Rahman'a kul olarak gelecektir.


    Muhammed Esed : Oysa, gِklerde ve yerde var olan her ؛ey sınırsız rahmet Sahibi'nin huzuruna ancak ve ancak birer kul olarak çıkmaktadırlar;


    ضmer Nasuhi Bilmen : Gِklerde ve yerde olan ؛eylerin hepsi de Rahmân'a kul olarak vücûda gelmi؛ ؛eylerden ba؛ka değildir.


    ضmer ضngüt : Gِklerde ve yerde olan herkes Rahman'a birer kul olarak gelirler.


    ھaban Piri؛ : اünkü gِklerde ve yerde bulunan her ؛ey ancak Rahman’a kul olarak gelir.


    Suat Yıldırım : Gِklerde ve yerde kim varsa, Rahman’ın ancak kulu olabilir.


    Süleyman Ate؛ : Gِklerde ve yerde bulunan herkes Rahmân'a kul olarak gelecektir.


    Tefhim-ul Kuran : Gِklerde ve yerde olan (herkesin her ؛eyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.


    ـmit ھim؛ek : Gِklerde ve yerde kim varsa, hepsi Rahmân'ın huzuruna kul olarak gelir.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Gِklerde ve yerde bulunan herkes, Rahman'a kul olarak gelecektir.
     


  14. لَقَدْ أَحْصَاهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا




    Lekad ahsâhum ve addehum addâ(adden).




    1. lekad : andolsun

    2. ahsâ-hum : onları hesap etti, tespit etti

    3. ve adde-hum : ve onları saydı

    4. adden : adet adet, tek tek adetlendirerek (sayarak)






    İmam İskender Ali Mihr : Andolsun ki onları, tek tek adetlendirerek tespit etti (saydı).


    Diyanet İşleri : Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Andolsun ki hepsini topluluk bakımından da saymıştır, tek tek de ve hepsini, hepsinin ahvâlini bilir.


    Adem Uğur : O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.


    Ahmed Hulusi : Andolsun ki (Rahman) onları çok yönlü tüm detaylarıyla bilir!


    Ahmet Tekin : Andolsun ki, Allah onların hepsinin sayımını yapmış, sicile geçirmiştir. Onları teker teker saymıştır.


    Ahmet Varol : Andolsun O, onların tümünü kuşatmış ve sayı olarak da saymıştır.


    Ali Bulaç : Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.


    Ali Fikri Yavuz : Yemin olsun ki, Allah hepsini kuşatmış, sayılarını ve işlerini bilmiştir.


    Bekir Sadak : And olsun ki onlarin adedini bilmis ve teker teker saymistir.


    Celal Yıldırım : And olsun ki, O, onları birer birer sayıp hesaplamıştır.


    Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki onların adedini bilmiş ve teker teker saymıştır.


    Diyanet Vakfi : O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.


    Edip Yüksel : Onları kuşatmış ve tek tek saymıştır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Kasem olsun ki hepsini ihsa etmiş, hepsini sayı ile ta'dad buyurmuştur


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Andolsun ki, hepsini kuşatmış ve hepsini bir bir saymıştır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : And olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır.


    Fizilal-il Kuran : Allah, onları bir bir sayarak hesaba geçirmiştir.


    Gültekin Onan : Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.


    Hasan Basri Çantay : Andolsun ki O, bunları cem'iyyet olarak da saymış, ferdler olarak da saymışdır.


    Hayrat Neşriyat : And olsun ki (O), onları (ilmiyle) kuşatmış, hem onları (ve yaptıklarını) birer birer saymıştır.


    İbni Kesir : Andolsun ki; ilmi onları kuşatmış ve teker teker saymıştır.


    Muhammed Esed : doğrusu, O bunların hepsini bilgisiyle kuşatmış, teker teker saymıştır;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Kasem olsun ki, onları kuşatmıştır ve onları saymakla saymıştır.


    Ömer Öngüt : Allah onların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.


    Şaban Piriş : Allah, onların hepsini tek tek sayıp, kaydetmiştir.


    Suat Yıldırım : O bunların hepsini ilmi ile ihata etmiş, tek tek tesbit etmiştir.


    Süleyman Ateş : O, onların hepsini kuşatmış ve onları bir bir saymıştır.


    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak da saymış bulunmaktadır.


    Ümit Şimşek : Allah onların hepsini kuşatmış, herbirini tek tek saymıştır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun, O onların hepsini kuşatmış ve tamamını tek tek saymıştır.
     


  15. وَكُلُّهُمْ آتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْدًا




    Ve kulluhum âtîhi yevmel kıyâmeti ferdâ(ferden).




    1. ve kullu-hum : ve onların hepsi, tümü

    2. âtî-hi : ona gelecek

    3. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü

    4. ferden : fert fert, tek başına, ferdî olarak







    İmam İskender Ali Mihr : Ve kıyâmet günü, onların hepsi O'na, ferdî olarak (tek başına) gelecek.


    Diyanet İşleri : Onlar(ın her biri) kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve hepsi de kıyâmet günü, onun tapısına yapayalnız gelir.


    Adem Uğur : Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.


    Ahmed Hulusi : Onların hepsi, kıyamet sürecinde O'na TEK olarak gelir.


    Ahmet Tekin : Onların hepsi, hesap vermek için Kıyamet günü, onun huzuruna tek başına, yapayalnız gelecektir.


    Ahmet Varol : Onların hepsi kıyamet günü O'na tek başlarına geleceklerdir.


    Ali Bulaç : Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir.


    Ali Fikri Yavuz : Kıyamet günü de, her biri O’na tek başına (malsız ve evlâdsız, yardımcısız) olarak gelecektir.


    Bekir Sadak : Kiyamet gunu hepsi O'na tek olarak gelecektir.


    Celal Yıldırım : Ve hepsi de Kıyamet günü O'na yalnız başına gelecektir.


    Diyanet İşleri (eski) : Kıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir.


    Diyanet Vakfi : Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.


    Edip Yüksel : Onların hepsi, Diriliş günü O'na tek başına gelecektir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve hepsi Kıyamet günü ona tek olarak gelecektir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hepsi kıyamet günü O'na tek olarak gelecektir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kıyamet günü onların herbiri Allah'ın huzuruna tek başına çıkacaktır.


    Fizilal-il Kuran : Kıyamet günü hepsi O'nun huzuruna teker teker geleceklerdir.


    Gültekin Onan : Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir.


    Hasan Basri Çantay : Onların her biri kıyamet günü Ona tek başına gelecekdir.


    Hayrat Neşriyat : Ve onların hepsi kıyâmet günü O’(nun huzûru)na tek başına gelecek olan kimselerdir.


    İbni Kesir : Hepsi kıyamet günü O'na tek olarak gelecektir.


    Muhammed Esed : ve onların her biri Kıyamet Günü'nde O'nun huzuruna tek başına çıkacaktır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve hepsi de Kıyamet günü O'nun huzuruna tek olarak gelecektir.


    Ömer Öngüt : Onlardan her biri kıyamet gününde teker teker O'nun huzuruna gelirler.


    Şaban Piriş : Hepsi de ona kıyamet günü yalnız başına gelecektir.


    Suat Yıldırım : Ve onların hepsi de kıyamet günü O’nun huzuruna tek başına gelecektir.


    Süleyman Ateş : Onların hepsi, kıyâmet günü O'na tek başına gelecektir.


    Tefhim-ul Kuran : Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız tek başlarına' geleceklerdir.


    Ümit Şimşek : Kıyamet gününde de onlar Onun huzuruna birer birer gelirler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ve onların hepsi kıyamet günü O'na tek tek gelecektir.
     


  16. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا




    İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti se yec’alu lehumur rahmânu vuddâ(vudden).




    1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar

    2. âmenû : îmân edenler, âmenû olanlar

    3. ve amilu es sâlihâti : ve salih ameller (nefs tezkiyesi) yapanlar

    4. se yec'alu : k‎lacak, yapacak

    5. lehum er rahmânu : Rahmân onlar için

    6. vudden : muhabbet, sevgi






    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki âmenû olanlar‎ ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar‎, Rahmân, muhabbet duyulanlar (sevilenler) k‎lacak.


    Diyanet ف‏leri : فnan‎p salih ameller i‏leyenler için Rahmân, (gِnüllere) bir sevgi koyacakt‎r.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : قüphe yok ki inanan ve iyi i‏lerde bulunanlara kar‏‎ rahman, gِnüllere bir sevgidir verir.


    Adem Uًur : فman edip de iyi davran‎‏larda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gِnüllerde) bir sevgi yaratacakt‎r.


    Ahmed Hulusi : فman edip iman‎n gereًini uygulayanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi olu‏turacakt‎r.


    Ahmet Tekin : فman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, فslâm esaslar‎n‎, فslâmî düzeni hayata geçirenler, i‏ bar‎‏‎ içinde bilinçli, planl‎, mükemmel, me‏rû, faydal‎, verimli çal‎‏arak nimetin-ürünün bolla‏mas‎n‎ saًlayanlar, yerinde, hakl‎ ç‎k‎‏lar yaparak, düzelmeye, iyiliًe, iyile‏tirmeye ِn ayak olanlar, cârî-kal‎c‎ hay‎rlar-sâlih ameller i‏leyenler için, Rahmet sahibi Rahman olan Allah kullar‎n‎n gِnüllerine bir sevgi yerle‏tirecektir.


    Ahmet Varol : فman edip de salih ameller i‏leyenlere Rahman bir sevgi verecektir.


    Ali Bulaç : فman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi k‎lacakt‎r.


    Ali Fikri Yavuz : فman edip salih ameller i‏leyenler var ya, Rahman bunlara bir sevgi verecek (onlar‎ gِnüllere sevdirecektir.)


    Bekir Sadak : inanip yararli is isleyenleri Rahman sevgili kilacaktir.


    Celal Y‎ld‎r‎m : فmân edip فyi yararl‎ amellerde bulunanlar‎ elbette Rahman (olan Allah) sevgili k‎lar.


    Diyanet ف‏leri (eski) : فnan‎p yararl‎ i‏ i‏leyenleri Rahman sevgili k‎lacakt‎r.


    Diyanet Vakfi : فman edip de iyi davran‎‏larda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gِnüllerde) bir sevgi yaratacakt‎r.


    Edip Yüksel : فnan‎p erdemli davrananlara Rahman sevgi baً‎‏lar.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : فyman edip salih i‏ler yapanlar muhakkak, rahman onlar için bir meveddet (bir sevgi) verecek gِnüllere sevdirecektir


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : فman edip yararl‎ i‏ler yapanlar ise, muhakkak Rahman, onlar için bir sevgi verecek, gِnüllere sevdirecektir.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : فman edip, salih amel i‏leyenler var ya, Rahmân (olan Allah) onlar‎ (gِnüllere) sevdirecektir.


    Fizilal-il Kuran : فman edip iyi ameller i‏leyenlere gelince Allah, onlara sevgi armaًan edecektir.


    Gültekin Onan : فnananlar ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman onlar için bir sevgi k‎lacakt‎r.


    Hasan Basri اantay : Hak‎ykat îman edib de iyi iyi i‏ler yapanlar (yok mu?) çok esirgeyici (Allah) onlar için (gِnüllerde) bir sevgi verecekdir.


    Hayrat Ne‏riyat : Doًrusu îmân edip sâlih ameller i‏leyenler var ya, Rahmân (olan Allah) onlar için,(kalblerde) bir sevgi k‎lacakt‎r.


    فbni Kesir : Muhakkak ki iman edip salih amel i‏leyenleri, Rahman sevgili k‎lacakt‎r.


    Muhammed Esed : S‎n‎rs‎z rahmet Sahibi, imana eri‏ip dürüst ve erdemli davran‎‏lar ortaya koyanlar‎ sevgiyle ku‏atacakt‎r;


    ضmer Nasuhi Bilmen : O kimseler ki, imân ettiler ve sâlih sâlih amellerde bulundular, muhakkak ki Rahmân, onlar için (kalplerde) bir sevgi vücuda getirecektir.


    ضmer ضngüt : فman edip sâlih ameller i‏leyenler için Rahman bir sevgi peyda edecektir.


    قaban Piri‏ : فman edenler ve doًrular‎ yapanlar ise Rahman onlara sevgi ile yakla‏acakt‎r.


    Suat Y‎ld‎r‎m : فman edip, makbul ve güzel i‏ler yapanlar‎ Rahman, (hem Allah, hem de mahluklar nezdinde) sevimli k‎lacakt‎r.


    Süleyman Ate‏ : فnan‎p faydal‎ i‏ler yapanlar için Rahmân, (gِnüllerde) bir sevgi yaratacak(onlar‎ herkese sevdirecek)tir.


    Tefhim-ul Kuran : فman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi k‎lacakt‎r.


    ـmit قim‏ek : فman eden ve güzel i‏ler yapanlar için Rahmân bir sevgi vücuda getirecektir.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : فman edip hayra ve bar‎‏a yِnelik i‏ler yapanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi olu‏turacakt‎r.
     


  17. فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِ قَوْمًا لُّدًّا




    Fe innemâ yessernâhu bi lisânike li tubeşşire bihil muttekîne ve tunzire bihî kavmen luddâ(ludden).




    1. fe : öyleyse, o zaman

    2. innemâ : ancak, sadece,

    3. yessernâ-hu : onu kolaylaştırdık

    4. bi lisâni-ke : senin lisanınla

    5. li tubeşşire : senin müjdelemen için

    6. bihi : onunla

    7. el muttekîne : takva sahipleri

    8. ve tunzire : ve sen uyarırsın

    9. bi-hî kavmen : onunla bir kavmi

    10. ludden : çok inatçı, direnen







    İmam İskender Ali Mihr : Böylece Biz, O'nu (Kur'ân-ı Kerim'i) senin lisanınla kolaylaştırdık. O'nunla, takva sahiplerini müjdelemen ve inatçı kavmi uyarman için.


    Diyanet İşleri : Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Gerçekten de biz, ancak çekinenleri müjdelemen, düşmanlıkta inat ve ısrâr edenleri korkutman için Kur'ân'ı, senin dilinle indirerek kolaylaştırdık sana.


    Adem Uğur : (Resûlüm!) Biz Kur'an'ı, sadece, onunla Allah'tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin dilinle (indirilip okutarak) kolaylaştırdık.


    Ahmed Hulusi : Biz O'nu, O'nunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir topluluğu da O'nunla uyarasın diye, senin anlatımınla kolaylaştırdık.


    Ahmet Tekin : Biz Kur’ân’ı, sadece Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri, müttakileri müjdeleyesin, şiddetle karşı çıkan bir topluluğa da sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatarak uyarasın diye, senin dilinle indirip, okutarak kolaylaştırdık.


    Ahmet Varol : Onunla (Kur'an'la) takva sahiplerini müjdeleyesin ve direnen bir kavmi uyarasın diye onu senin dilinle kolaylaştırdık.


    Ali Bulaç : Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp korkutman için.


    Ali Fikri Yavuz : İşte biz, Kur’an’ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah’dan korkup sakınanları müjdeliyesin, inad edenleri de onunla korkutasın.


    Bekir Sadak : Biz Kuran'i Allah'a karsi gelmekten sakinanlari mujdelemen ve inatci milleti uyarman icin senin dilinde indirerek kolaylastirdik.


    Celal Yıldırım : Biz bu Kur'ân'ı Allah'tan korkup fenalıklardan sakınanları müjdelemen ve inâdçı bir topluluğu onunla uyarman için senin dilinle kolaylaştırdık.


    Diyanet İşleri (eski) : Biz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Biz Kur'an'ı, sadece, onunla Allah'tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin dilinle (indirilip okutarak) kolaylaştırdık.


    Edip Yüksel : Bunu senin dilinle kolaylaştırdık; onunla erdemlileri müjdeleyesin ve inatçı toplumu uyarasın diye.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sırf o Kur'anı senin lisanınla şunun için müyesser kıldık ki onunla müttekîleri müjdeliyesin ınad edenleri de inzar edesin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Biz, o Kur'an'ı sadece onunla takva sahiplerini müjdelemen ve inat edenleri de korkutman için senin dilinle kolaylaştırdık.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Ey Muhammed!) Biz Kur'ân'ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah'tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın.


    Fizilal-il Kuran : Ey Muhammed, kötülükten sakınanları müjdeleyesin ve inatçılar güruhunu uyarasın diye biz bu Kur'an'ı ana dilinde indirerek onu kolay anlamanı sağladık.


    Gültekin Onan : Biz bunu (Kuran'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp korkutman için.


    Hasan Basri Çantay : İşte biz onu (Kur'ânı) ancak onunla takva saahiblerini müjdeleyesin, (baatılda) mücâdele ve inâd edenleri korkutasın diye senin dilinle (indirerek) kolaylaşdırdık.


    Hayrat Neşriyat : (Habîbim, yâ Muhammed!) İşte onu (o Kur’ân’ı) ancak, onunla takvâ sâhiblerini müjdeleyesin ve inâd eden bir kavmi korkutasın diye senin lisânınla (Arabca olarak indirerek) kolaylaştırdık.


    İbni Kesir : İşte Biz; bunu muttakilere müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi uyarasın diye senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.


    Muhammed Esed : işte yalnızca bu amaçla, bu (ilahi mesajı, ey Peygamber,) senin dilinde kolaylaştırdık ki Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseleri onunla müjdeleyip, (boş bir) inatla direnip duranları onunla uyarasın;


    Ömer Nasuhi Bilmen : İşte onu, (Kur'an'ı) senin lisanın ile kolayca kıldık ki, onunla muttakîleri müjdeleyesin ve inat eden bir kavmi de korkutasın.


    Ömer Öngüt : Resulüm! Biz Kur'an'ı senin dilinle indirerek kolaylaştırdık ki, onunla takvâ sahiplerini müjdeleyesin ve onunla inatçı bir kavmi uyarasın.


    Şaban Piriş : Muttakileri müjdelemen ve inatçı bir kavmi uyarman için, bu Kur’an’ı senin dilin ile kolaylaştırdık.


    Suat Yıldırım : Bizim, Kur’ân’ı senin dilinle indirip kolaylaştırmamızın başlıca sebebi, senin müttakileri müjdelemen ve inatçı kimseleri de onunla uyarmandır.


    Süleyman Ateş : Biz o(Kur'â)n'ı senin diline kolaylaştırdık ki, onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi onunla uyarasın.


    Tefhim-ul Kuran : Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp korkutman için.


    Ümit Şimşek : Biz bu Kur'ân'ı senin dilinle indirdik ve kolaylaştırdık-tâ ki takvâ sahiplerini onunla müjdeleyesin, inatçı bir topluluğu da onunla sakındırasın.


    Yaşar Nuri Öztürk : Biz onu; senin dilinle kolaylaştırdık ki, sakınanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın.

     


  18. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُم مِّنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا

    [​IMG][​IMG]

    [​IMG]
    Ve kem ehleknâ kablehum min karn(karnin), hel tuhıssu minhum min ehadin ev tesmeu lehum rikzâ(rikzen).




    1. ve kem : ve kaç, nice

    2. ehleknâ : helâk ettik

    3. kable-hum : onlardan önce

    4. min karnin : aynı zamanın insanlarından, nesillerden

    5. hel : mı, var mı

    6. tuhıssu : sen hissediyorsun, farkına varıyorsun, görüyorsun

    7. min-hum : onlardan

    8. min ehadin : birisini

    9. ev : veya

    10. tesmeu : sen duyuyorsun

    11. lehum : onları, onların

    12. rikzen : gizli ses, fısıltı, ufacık ses






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onlardan önce nice nesiller helâk ettik. Onlardan birini görüyor musun? Veya onların ufacık bir sesini duyuyor musun?


    Diyanet İşleri : Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlardan önce nice ümmetleri helâk ettik. Onlardan bir kişiyi bile duyuyor musun, yahut bir tânesinin olsun, sesini işitiyor musun?


    Adem Uğur : Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?


    Ahmed Hulusi : Onlardan önce de nice nesilleri helâk ettik. . . Onlardan herhangi birini hissediyor yahut onların fısıltılarını işitiyor musun?


    Ahmet Tekin : Biz, peygamberleri yalanlamaları sebebiyle onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Bunları da helâk etmeye gücümüz ye-ter. Sen, onların herhangi birinden, bir varlık emaresi hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?


    Ahmet Varol : Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi onlardan birini hissediyor veya bir fısıltılarını duyuyor musun?


    Ali Bulaç : Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiç birini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?


    Ali Fikri Yavuz : Hem onlardan (ey Rasûlüm, senin kavminden) önce nice asırlar halkını helâk ettik. Hiç onlardan birini hissedip görüyor musun, yahud onların hafif bir sesini işitiyor musun?


    Bekir Sadak : Onlardan once nice nesilleri yok ettik, simdi onlardan hicbirini duyuyor veya bir ses isitiyor musun?*


    Celal Yıldırım : Ve onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Onlardan birini olsun hissediyor musun veya onların bir fısıltısını duyuyor musun ?


    Diyanet İşleri (eski) : Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun?


    Diyanet Vakfi : Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?


    Edip Yüksel : Onlardan önce nice toplumları yok ettik: hiçbirini algılıyor musun, ya da fısıltılarını işitiyor musun?


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem onlardan evvel nice karn helâk ettik, hiç onlardan birini hissediyor musun, yâhud gizli bir seslerini işitiyor musun?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de onlardan önce nice kuşakları helak ettik. Hiç onlardan birini hissediyor musun veya onların gizli bir seslerini işitiyor musun?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hem onlardan önce nice nesilleri helak ettik. (Şimdi) onlardan hiçbirini görüyor musun, yahud onların hafif bir sesini işitiyor musun?


    Fizilal-il Kuran : Biz bu inatçılardan önce nice kuşakları yokettik. Şimdi onların hiçbirini ortalıkta görüyor musun, yada onlardan kaynaklanan en zayıf bir ses kulağına geliyor mu?


    Gültekin Onan : Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiç birini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?


    Hasan Basri Çantay : Biz onlardan evvel nice asırlar (halkını) helak etdik. (Şimdi) bunlardan hiç birini hissediyor (görüyor), yahud gizli bir sesini bile işidiyor musun?


    Hayrat Neşriyat : (Biz) onlardan önce de nice nesilleri helâk ettik. Şimdi kendilerinden hiçbir kimseyi hissediyor veya onların hafif bir sesini (olsun) işitiyor musun?


    İbni Kesir : Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Şimdi onlardan hiç bir varlık emaresi hissediyor veya bir ses işitiyor musun?


    Muhammed Esed : çünkü, onlardan önce gelip geçen nice kuşakları yok ettik; (şimdi) onlardan herhangi birinin varlığını hissediyor ya da, alçak sesle de olsa hiç onlardan söz edildiğini duyuyor musun?


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onlardan evvel nice kavimleri helâk ettik. Hiç onlardan bir şahsı görüyor musun? Veya onlar için bir gizli ses işitiyor musun?


    Ömer Öngüt : Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi onlardan hiçbirini hissediyor veya bir ses işitiyor musun?


    Şaban Piriş : Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Hiç onlardan bir varlık emaresi hissediyor veya bir fısıltı işitiyor musun?


    Suat Yıldırım : Hem Biz onlardan önce nice nesiller imha ettik! Onlardan hissedip gördüğün yahut sesini işittiğin bir tek kişi bile var mıdır?


    Süleyman Ateş : Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi onlardan hiçbirini duyuyor musun, yahut onların gizli bir sesini işitiyor musun?


    Tefhim-ul Kuran : Biz, onlardan önce nice insan kuşaklarını yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiç birini hissediyor ya da onların fısıltılarını duyuyor musun?


    Ümit Şimşek : Onlardan önce de Biz nice nesiller helâk ettik. Şimdi onlardan, gördüğün, yahut fısıltısını işittiğin birileri var mı?


    Yaşar Nuri Öztürk : Biz onlardan önce de nice kuşaklar helâk ettik. Onlardan herhangi birini hissediyor musun, yahut onların bir iniltisini duyuyor musun?

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  19. [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    MERYEM Suresinin Arapça yazılışı
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]






     
    Moderatör tarafından düzenlendi: 7 Haz 2013
  20. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    211,187
    1,910
    38


    allah razı olsun sağol filiz,
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş