Kuran-ı Kerim MERYEM Suresi Türkçe Meali ve arapcası, Meryem Suresiyle İlgili açıklamalar, Kuranı Ke

goktepeli26 7 Haz 2013




  1. جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمَنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا




    Cennâti adninilletî vaader rahmânu ibâdehu bil gayb(gaybi), innehu kâne va’duhu me’tiyyâ(me’tiyyen).





    1. cennâti : cennetler

    2. adninilletî (adnin elletî) : adn (cenneti) ki onu

    3. vaade : vaadetti

    4. er rahmânu : Rahmân

    5. ibâde-hu : onun kulları, kullarına

    6. bi el gaybi : gaybta, gıyaben

    7. inne-hu : muhakkak ki o, çünkü o

    8. kâne : oldu, idi

    9. va'du-hu : onun vaadi

    10. me'tiyyen : yerine gelecektir






    İmam İskender Ali Mihr : Adn cennetleri ki onları, Rahmân, kullarına gıyaben vaadetti. Muhakkak ki o (adn cennetleri), O'nun (Allah'ın) vaadidir, yerine gelecektir.


    Diyanet İşleri : (60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ebedî Adn cennetlerine girerler ki rahman, kullarının gıyabında, onlara vaadetmiştir bu cennetleri. Şüphe yok ki onun vaadi, mutlaka yerine gelir.


    Adem Uğur : O cennet, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetleridir. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.


    Ahmed Hulusi : Rahman'ın kullarına gayblarından vadettiği, ADN (tecelli-i sıfat) cennetleridir. . . Muhakkak ki O'nun bildirdiği yerine gelmiştir.


    Ahmet Tekin : Rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın kullarına va’dettiği, duyu ve idrak alanı ötesindeki, gayb âlemindeki, Adn cennetlerine girecekler. Şu bir gerçek ki, O’nun sözü yerini bulacaktır.


    Ahmet Varol : Rahman'ın kullarına gaybdan vaadettiği Adn cennetlerine (girerler). Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir.


    Ali Bulaç : Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.


    Ali Fikri Yavuz : Rahman’ın kullarına gıyabî olarak vaad ettiği “Adn” cennetlerine... Muhakkak ki Allah’ın vaadi yerini bulagelmiştir.


    Bekir Sadak : (60-61) Ancak tevbe eden, inanip yararli is yapanlar bunun disindadir. Bunlar hicbir haksizliga ugratilmadan, Rahman'in kullarina gaybde vadettigi cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir.
    suphesiz, O'nun sozu yerini bulacaktir.


    Celal Yıldırım : Rahmân'ın kullarına gıyaben va'dettiği ÂDN Cennetlerine girecekler. Şüphesiz ki O'nun va'di yerine gelecektir.


    Diyanet İşleri (eski) : (60-61) Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.


    Diyanet Vakfi : (60-61) Ancak tevbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetlerine girecekler. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.


    Edip Yüksel : Rahman'ın kulları için söz verdiği, duyular ötesi Adn cennetlerine... O'nun sözü, kuşkusuz yerine gelecektir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Rahmanın kullarına va'd buyurduğu Adn Cennetlerine, şüphe yok ki onun va'di icra olunagelmiştir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Rahman'ın kullarına gıyaben söz verdiği Adn cennetlerine, şüphe yok ki, O'nun verdiği söz, daima yerine getirilmiştir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O cennet, Rahmân (olan Allah)ın kullarına görmedikleri halde vadettiği «Adn» cennetleridir. Şüphesiz O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.


    Fizilal-il Kuran : Rahmeti bol Allah'ın kullarına, somut olarak göstermeden vadettiği Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah'ın vaadi kesinlikle gerçekleşecektir.


    Gültekin Onan : Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Tanrı, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir.


    Hasan Basri Çantay : Çok esirgeyici (Allahın) kullarına gıyaben va'd buyurduğu Adn cennetlerine gireceklerdir. Onun va'di şübhesiz yerini bulacakdır.


    Hayrat Neşriyat : (Öyle) Adn Cennetleri ki, Rahmân (olan Allah, onu) kullarına gıyâben va'd etmiştir. Şübhesiz ki O, va'di yerine gelecek olandır.


    İbni Kesir : Rahman'ın kullarına gıyaben vaad ettiği Adn cennetlerine. Şüphesiz O'nun sözü yerini bulacaktır.


    Muhammed Esed : sınırsız bağış Sahibi'nin, kullarına, her türlü beşeri algı ve tasavvurun ötesinde söz verdiği o asude hasbahçeler (onların olacaktır); O'nun sözü elbette yerini bulacaktır!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Âdn cennetleri ki, Rahmân, kullarına gayb olarak vaad buyurmuştur. Şüphe yok ki, O'nun vaadi vücuda getirilmekte bulunmuştur.


    Ömer Öngüt : Adn cennetlerine. Ki Rahman olan Allah onu kullarına gıyâben vâdetmiştir. Şüphe yok ki O'nun vaadi yerini bulacaktır.


    Şaban Piriş : Rahman’ın kullarına gelecekteki vaat ettiği Adn cennetleridir. Onun vaadi şüphesiz yerine gelecektir.


    Suat Yıldırım : Evet, onlar Rahman’ın kullarına gıyabî olarak vâd ettiği, dünyada iken görmeksizin inandıkları Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah’ın vâdi muhakkak ki yerini bulacaktır.


    Süleyman Ateş : Rahmân'ın kullarına gıyâben va'dettiği Adn cennetleri(ne gireceklerdir). Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.


    Tefhim-ul Kuran : Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphe yok, O'nun va'di yerine gelecektir.


    Ümit Şimşek : Orası Adn Cennetleridir ki, Rahmân onu kullarına görmedikleri halde vaad etmiştir. Onun vaadi ise yerini bulacak bir vaaddir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Rahman'ın, kullarına gaybda vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Kuşkusuz, O'nun vaadi yerine gelir.
     


  2. لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَامًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا




    Lâ yesmeûne fîhâ lagven illâ selâmâ(selâmen), ve lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).




    1. lâ yesmeûne : işitmezler

    2. fî-hâ : orada

    3. lagven : boş söz

    4. illâ : ancak, sadece

    5. selâmen : selâm

    6. ve lehum : ve onlar için, onlara, onların vardır

    7. rızku-hum : onların rızıkları

    8. fîhâ : orada

    9. bukreten : sabah, sabahleyin

    10. ve aşiyyen : ve akşam, akşamleyin






    İmam İskender Ali Mihr : Orada boş söz işitilmez, sadece “selâm.” Ve orada, onların sabah ve akşam rızıkları vardır.


    Diyanet İşleri : Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) “selâm!” (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Orada mânasız bir söz işitmeyecekler, ancak esenlik size sözünü duyacaklar ve sabah akşam, rızıkları gelecek onlara.


    Adem Uğur : Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabah akşam kendilerine ait rızıkları vardır.


    Ahmed Hulusi : Orada lağv (dedikodu) değil sadece "Selâm" (Selâm isminin mânâsı açığa çıkar ve böylece kendi hakikatlerinden açığa çıkan kuvveleri konuşurlar) işitirler. . . Orada kendilerinin sabah - akşam, yaşam gıdalarıyla beslenmeleri söz konusudur.


    Ahmet Tekin : Onlar orada, taahhüde sadakatsizlik lafı-sözü, boş, lüzumsuz sözler işitmezler. Birbirlerinin selâmını, Rablerinin selâmet ve güven ilânını, hoşlarına giden şeyler duyarlar. Onların orada sabah erken ve akşama doğru rızıkları da hazırdır.


    Ahmet Varol : Orada boş söz işitmezler. Ancak selâm (işitirler). Orada sabah ve akşam rızıkları hazırdır.


    Ali Bulaç : Onda 'boş bir söz' işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.


    Ali Fikri Yavuz : Cennet’de bir boş söz işitmezler, ancak (meleklerden veya birbirlerinden) selâm işitirler. Rızıkları da oradadır, sabah ve akşam.


    Bekir Sadak : Orada bos sozler degil sadece esenlik veren sozler isitirler. Orada riziklarini sabah aksam hazir bulurlar.


    Celal Yıldırım : Orada boş anlamsız bir söz değil, sadece «selâm» işitecekler. Onların orada sabah akşam rızıkları hazırdır.


    Diyanet İşleri (eski) : Orada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar.


    Diyanet Vakfi : Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabah akşam kendilerine ait rızıkları vardır.


    Edip Yüksel : Orada boş söz işitmezler; sadece barış... Rızıklarını da sabah akşam alırlar.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Orada hiç boş söz işitmezler, ancak bir selâm, rızıkları da vardır orada sabah, akşam


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Orada hiç boş söz işitmezler; ancak bir «Selam» işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlar orada boş bir söz işitmezler. Ancak «Selam» işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.


    Fizilal-il Kuran : Orada boş sözler değil, sadece selam sözü işitirler. Ve sabah akşam rızıklarını hazır bulurlar orada.


    Gültekin Onan : Onda 'boş bir söz' işitmezler; sadece selam(ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.


    Hasan Basri Çantay : Orada selâmdan başka hoş bir söz işitmeyeceklerdir. Orada sabah, akşam rızıkları da (ayaklarına gelecekdir).


    Hayrat Neşriyat : Ve (onlar) orada boş bir söz işitmezler; ancak selâm (işitirler)! Ve orada sabah-akşam kendilerine âid rızıkları vardır.


    İbni Kesir : Orada boş sözler değil, sadece selam sözü işitirler ve sabah-akşam rızıklarını hazır bulurlar.


    Muhammed Esed : Orada onlar asla boş ve yararsız bir söz işitmeyecekler; iç huzuru ve esenlik dileğinden başka hiçbir söz! Ve orada sabah akşam azıklandırılacaklar;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Orada faidesiz lakırdı işitmezler, ancak selâm (işitirler) ve onlar için orada sabah ve akşam rızıkları da vardır.


    Ömer Öngüt : Orada boş söz değil, sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.


    Şaban Piriş : Orada boş söz işitmezler ancak esenlik. Sabah akşam rızıklarını da orada hazır bulurlar.


    Suat Yıldırım : Orada onlar boş ve anlamsız söz işitmezler, sadece selâm ve selâmet sözleri duyarlar. Orada ziyafetleri sabah akşam kendilerine sunulacaktır.


    Süleyman Ateş : Orada boş söz değil, yalnız selâm işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.


    Tefhim-ul Kuran : Onda selamın dışında 'boşa harcanmış bir söz' işitmezler. Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta) dır.


    Ümit Şimşek : Orada onlar boş söz işitmezler, ancak esenlik işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Orada boş lakırdı değil, yalnızca "selam" işitirler. Orada kendilerinin sabah, akşam, rızıkları da hazırdır.
     


  3. تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيًّا




    Tilkel cennetulletî nûrisu min ibâdinâ men kâne takıyyâ(takıyyen).




    1. tilke : işte bu

    2. el cennetu elletî : cennet ki o

    3. nûrisu : varis kılacağız

    4. min ibâdi-nâ : kullarımızdan

    5. men kâne : olan kimse

    6. takıyyen : takva sahibi






    İmam İskender Ali Mihr : Kullarımızdan takva sahibi olanları, varis kıldığımız cennet işte budur.


    Diyanet İşleri : İşte bu, kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Öylesine cennettir ki kullarımızdan kim, bizden çekinirse ona mîras vereceğiz o cenneti.


    Adem Uğur : Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur.


    Ahmed Hulusi : İşte kullarımızdan çok korunanları (yalnızca fiillerde değil, düşünsel anlamda korunanları) mirasçı yapacağımız cennet budur!


    Ahmet Tekin : Bu, kullarımızdan, Allah’a sığınanlara, emirlerine yapışanlara, günahlardan arınıp, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan takva sahiplerine miras bıraktığımız, içinde ebedî yaşayacakları cennettir.


    Ahmet Varol : İşte, kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılacağımız cennet budur.


    Ali Bulaç : O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.


    Ali Fikri Yavuz : Bu öyle bir Cennet’dir ki, biz ona kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılarız.


    Bekir Sadak : Kullarimizdan Allah'a karsi gelmekten sakinanlari mirasci kilacagimiz Cennet iste budur.


    Celal Yıldırım : İşte bu Cennet'lere kullarımızdan (Allah'tan) korkup (fenalıklardan) sakınanları vâris kılacağız.


    Diyanet İşleri (eski) : Kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur.


    Diyanet Vakfi : Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere vereceğimiz cennet işte budur.


    Edip Yüksel : Erdemli kullarımıza vereceğimiz cennet işte budur.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O o Cennettir ki kullarımızdan her kim korunur takıyy ise ona miras kılarız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İşte kullarımızdan korunup takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet odur!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte kullarımızdan takva sahibi olanlara vereceğimiz cennet budur.


    Fizilal-il Kuran : İşte kötülüklerden kaçınan kullarımızın mirasçısı olacakları için de sürekli kalacakları cennet budur.


    Gültekin Onan : O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varis kılacağız.


    Hasan Basri Çantay : O, öyle cennetdir ki biz ona kullarımızdan gerçekden müttakıy olan kişileri vaaris kılacağız.


    Hayrat Neşriyat : Kullarımızdan takvâ sâhibi olanları vâris kılacağımız Cennet, işte budur!


    İbni Kesir : İşte bu cennetlere; kullarımızdan takva sahiplerini mirasçı kılacağız.


    Muhammed Esed : Bize karşı sorumluluk bilinci içinde olan kullarımıza bırakacağımız cennet işte budur.


    Ömer Nasuhi Bilmen : O, o cennettir ki, ona kullarımızdan muttakî olanları varis kılarız.


    Ömer Öngüt : Kullarımızdan takvâ sahibi olan kimselere miras bırakacağımız cennet işte budur.


    Şaban Piriş : İşte bu cennetlere kullarımızdan takva sahiplerini mirasçı kılacağız.


    Suat Yıldırım : İşte bu cennetlere kullarımızdan, Allah’ı sayıp günahtan sakınanları vâris kılacağız.


    Süleyman Ateş : İşte kullarımızdan, korunanlara vereceğimiz cennet budur.


    Tefhim-ul Kuran : O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.


    Ümit Şimşek : İşte kullarımızdan takvâ sahiplerini vâris kılacağımız Cennet budur.


    Yaşar Nuri Öztürk : Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet işte budur.
     


  4. وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا




    Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbik(rabbike), lehu mâ beyne eydînâ ve mâ halfenâ ve mâ beyne zâlik(zâlike), ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ(nesiyyen).




    1. ve mâ netenezzelu : ve biz inmeyiz

    2. illâ : sadece, den başka, olmaksızın

    3. bi emri : emriyle

    4. rabbi-ke : senin Rabbin

    5. lehu : onun için, ona, onun

    6. mâ beyne eydî-nâ : önümüzdekiler (ellerimizin arasındakiler)

    7. ve mâ halfe-nâ : ve arkamızdakiler

    8. ve mâ beyne zâlike : ve bunların arasındakiler

    9. ve mâ kâne : ve olmadı, değildir

    10. rabbu-ke : senin Rabbin

    11. nesiyyen : unutan






    İmam İskender Ali Mihr : Ve biz (resûl melekler), Rabbinin emri olmaksızın inmeyiz. Bizim önümüzde, arkamızda ve bunların arasında olanlar, O'nundur. Ve senin Rabbin, (seni) unutmuş değildir.


    Diyanet İşleri : (Cebrail, şöyle dedi:) “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O’nundur. Rabbin unutkan değildir.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Biz melekler, ancak Rabbinin emriyle inebiliriz; onundur ne varsa ilerimizde ve ne varsa gerimizde ve ne varsa ikisi arasında ve Rabbin, hiçbir şeyi unutmaz.


    Adem Uğur : Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.


    Ahmed Hulusi : Biz sadece Rabbinin hükmüyle tenezzül ederiz (boyutsal geçiş)! Bilgimiz dâhilinde olan ve olmayan ve bunların ötesindeki her şey O'na aittir! Rabbin için unutma kavramı geçersizdir!


    Ahmet Tekin : Melekler:
    'Biz ancak Rabbinin planı dahilinde inebiliriz. Önümüzdeki ve ardımızdaki, geçmişteki ve gelecekteki, bunların arasındaki her şey O’nundur. Senin Rabbin seni unutmuş değildir.' derler.


    Ahmet Varol : 'Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında ne varsa O'nundur. Senin Rabbin asla unutkan değildir.' [5]


    Ali Bulaç : Biz (elçiler) ancak Rabbiniz emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir.


    Ali Fikri Yavuz : (Cenab-ı Hak’dan vahy getirmekte olan Cebrâil aleyhisselâmın bir aralık gecikmesinden endişelenen Rasûlüllah Efendimize, Cebraîl şöyle hitap etmiştir): “Biz, senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O’nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir.” (*) Dikkat!... secde âyetidir.


    Bekir Sadak : Cebrail: «Biz ancak Rabbinin buyrugu ile ineriz, gecmisimizi gelecegimizi ve ikisinin arasindakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan degildir.»


    Celal Yıldırım : Biz görevli melekler ancak Rabbın buyruğuyla ineriz. Önünüzde, arkanızda ve bunun arasındaki her şey O'nundur. Senin Rabbin unutkan değildir.


    Diyanet İşleri (eski) : Cebrail: 'Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir.'


    Diyanet Vakfi : Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.


    Edip Yüksel : Biz (melekler) ancak Rabbinin emriyle ineriz. Geçmişimiz, geleceğimiz ve ikisi arasında ne varsa O'na aittir. Rabbin unutkan değildir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir de rabbının emri olmayınca biz (rabbının Resulleri) inemeyiz, önümüzdeki ardımızdaki ve bunun arasındaki hep onundur ve rabbın seni unutmuş değildir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de biz (Rabbinin elçileri) Rabbinin emri olmadıkça inemeyiz. Önümüzdeki, ardımızdaki ve bunlar arasındakiler hep O'nundur; Rabbin seni unutmuş da değildir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «(Cebrail dedi ki: Ey Muhammed!) «Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O'nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir?»


    Fizilal-il Kuran : Cebrail, Muhammed'e dedi ki; «Biz ancak Rabbinin izni ile yere ineriz. Geleceğimiz, geçmişimiz ve bu ikisi arasındaki tüm olaylar O'nun tasarrufu altındadır. Senin Rabbin hiçbir şeyi unutmaz


    Gültekin Onan : Biz (elçiler) ancak rabbinin buyruğuyla ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin rabbin kesinlikle unutkan değildir.


    Hasan Basri Çantay : Biz (elçiler) senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzde, ardımızda ve ikisinin arasında ne varsa Onundur. Senin Rabbin unutgan değildir.


    Hayrat Neşriyat : (Cebrâîl dedi ki:) '(Vahyin te’hîrinden dolayı üzülme, çünki biz) ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında ne varsa, O’na âiddir. Ve Rabbin(seni aslâ) unutucu değildir.'


    İbni Kesir : Biz, ancak Rabbının emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bu ikisi arasındaki her şey, O'nundur. Ve Rabbın unutkan değildir.


    Muhammed Esed : Ve (Melekler): "Biz ancak Rabbinin buyruğuyla ineriz" derler, "gözümüzün önünde olan, bizden gizli tutulan ve bu ikisi arasında bulunan her şey O'na aittir. Ve Rabbin asla (hiçbir şeyi) unutmaz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve (Cibril-i Emîn demiştir ki:) «Biz inemeyiz, ancak Rabbin emri ile ineriz. Ve önümüzde ve ardımızda ve bunların arasında ne varsa (hepsi) O'nun içindir ve Rabbin unutkan değildir.»


    Ömer Öngüt : (Cebrail dedi ki): “Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunların arasında bulunan her şey O'nundur. Senin Rabbin aslâ unutkan değildir. ”


    Şaban Piriş : Biz, ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunların arasındaki her şey O’na aittir. Rabbin unutmuş değildir.


    Suat Yıldırım : Rabbinin emri olmadıkça biz (meleklerden olan elçiler) inmeyiz. Önümüzde ve arkamızdaki bütün geçmiş ve gelecek şeyler ve bunların arasındakiler hep O’na aittir. Senin Rabbin, hiçbir şeyi unutmaz.


    Süleyman Ateş : Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan herşey O'na âittir. Rabbin, asla unutkan değildir.


    Tefhim-ul Kuran : Biz (elçiler,) ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir.


    Ümit Şimşek : Biz ancak Rabbimizin emriyle ineriz. Geçmişimiz, geleceğimiz ve bu ikisi arasındaki herşey Ona aittir. Ve Rabbin hiçbir şeyi unutmaz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Biz sadece Rabbinin emrini indiririz/biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki herşey O'nundur. Rabbin asla unutkan değildir.

     


  5. رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا




    Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ fa’budhu vastabir li ibâdetih(ibâdetihî), hel ta’lemu lehu semiyyâ(semiyyen).




    1. rabbu : Rab

    2. es semâvâti : semalar

    3. ve el ardı : ve yeryüzü

    4. ve mâ beyne-humâ : ve ikisinin arasındakiler

    5. fa'bud-hu : öyleyse ona kul ol

    6. vastabir : ve çok sabırlı ol

    7. li ibâdeti-hi : onun kulluğunda, onun ibadetlerinde

    8. hel ta'lemu : sen biliyor musun

    9. lehu : ona, onun

    10. semiyyen : bir isimle isimlendirme






    İmam İskender Ali Mihr : Semaların, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Öyleyse O'na kul ol! O'nun kulluğunda sabırlı ol! O'nun İsmi'yle isimlendirilen (bir kimse) biliyor musun?


    Diyanet İşleri : (Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisi arasında ne varsa hepsinin, ona kulluk et ve dayan ona ibadet etmede, onun Adıyla anılan başka bir varlık bilir misin?


    Adem Uğur : (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).


    Ahmed Hulusi : Semâların, arzın ve ikisi arasında olanların Rabbidir. . . O hâlde O'na kulluğunu fark et ve O'nun ibadetine sebat et. . . O gibisini duyup bildin mi hiç?


    Ahmet Tekin : O, göklerin, yerin ve ikisinin arasındaki varlıkların ve imkânların yaratıcısı, düzeninin hâkimi, Rabbidir. Onu ilâh tanı, candan müslüman olarak O’na teslim ol, saygıyla O’na kulluk ve ibadet et, O’nun şeriatına bağlan, O’na boyun eğ. Ona kulluk ve ibadete, şeriatını uygulamaya sabırla, metanetle devam et. Hiç onunla birlikte anılmaya değer bir benzerinin olduğunu biliyor musun?'


    Ahmet Varol : (O) göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. O halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. O'nun bir adaşı olan birini biliyor musun?


    Ali Bulaç : Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?


    Ali Fikri Yavuz : Allah bütün gökleri yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmekte sabret. Hiç sen (ey Rasûlüm) Allah’ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?


    Bekir Sadak : O, goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbidir. Oyleyse Ona ibadette sabirli ol. Hic O'na benzeyen bir sey bilir misin?*


    Celal Yıldırım : O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbıdır. Artık O'na ibâdet et ve O'na ibâdetinde sabırlı olmaya çalış. O'na denk ve benzer olacak hiçbir şey bilir misin ?


    Diyanet İşleri (eski) : O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin?


    Diyanet Vakfi : (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).


    Edip Yüksel : Göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na olan kulluğunda dirençli ol. O'na benzer birini biliyor musun?


    Elmalılı Hamdi Yazır : O bütün Semavât-ü Arzın ve aralarındakilerin rabbı, binaenaleyh ona ıbadet et ve ıbadetine sebatle sabreyle, hiç sen ona bir adaş bilir misin?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O, bütün göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir; o halde O'na ibadet et ve ibadetine sebatla sabret. Hiç sen O'na bir adaş bilir misin?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?


    Fizilal-il Kuran : O göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki tüm varlıkların Rabbidir. O halde sırf O'na kulluk ediniz ve bu kulluğun omuzlarına bindirdiği tüm yükümlülüklere katlanınız. O'nun bir benzerini tanıyor musun?


    Gültekin Onan : Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadetle kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?


    Hasan Basri Çantay : (O), göklerin, yerin ve onların arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O halde sen Ona kulluk et ve kulluğunda da iyice sebat et. Onun bir adaşı olduğunu bilir misin? (Hayır, yokdur).


    Hayrat Neşriyat : (O,) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir; öyle ise O’na ibâdet et ve O’na ibâdet etmekte sabırlı ol! Hiç O’nun adıyla isimlendirilmiş (başka) birini biliyor musun?


    İbni Kesir : Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbıdır. O halde O'na ibadet et ve bu ibadetinde devamlı ol. Sen, hiç O'nun için bir adaş bilir misin?


    Muhammed Esed : Göklerin ve yerin Rabbi(dir O), ve bunların arasında var olan her şeyin! Öyleyse, yalnızca O'na kulluk et ve O'na kullukta devamlı ve sebatlı ol! Hiç, ismi O'nunla birlikte anılmaya değer bir başkasını tanıyor musun?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Göklerin ve yerin ve onların arasında olanların Rabbidir. Binaenaleyh O'na ibadet et. O'nun ibadeti için sabr (ve sebat) eyle. Sen O'nun için hiçbir nazir bilir misin?


    Ömer Öngüt : O; göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O'na ibadet et ve bu ibadetinde sabırlı ol. Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?


    Şaban Piriş : O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O halde O’na kulluk et ve bu kulluğunda devamlı ol! O’nun hiç adaşının olduğunu biliyor musun?


    Suat Yıldırım : O göklerin, yerin ve o ikisinin arasında olan her şeyin Rabbidir. Öyleyse yalnız O’na kulluk et. O’na ibadetinde sabır ve sebat göster. Ona denk ve adaş olacak hiç kimse bilir misin?


    Süleyman Ateş : (O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun adıyla anılan birini biliyor musun?


    Tefhim-ul Kuran : Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerinin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olduğunu biliyor musun?


    Ümit Şimşek : O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Yalnız Ona ibadet et; Ona ibadette sebat et. Hiç Ona adaş olabilecek birini biliyor musun?


    Yaşar Nuri Öztürk : Göklerin, yerin ve bunlar arasındaki şeylerin Rabbidir o. O'na kulluk/ibadet et ve O'na ibadette sabırlı ol. O'na adaş olacak birini biliyor musun?
     


  6. وَيَقُولُ الْإِنسَانُ أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا




    Ve yekûlul insânu e izâ mâ mittu le sevfe uhracu hayyâ(hayyen).




    1. ve yekûlu : ve söyler

    2. el insânu : insan

    3. e izâ mâ mittu : öldüğüm zaman mı

    4. le sevfe : mutlaka olacak

    5. uhracu : çıkarılacağım

    6. hayyen : diri, canlı olarak






    İmam İskender Ali Mihr : Ve insan: “Ben, öldükten sonra mı diri (canlı) olarak mutlaka çıkarılacağım?” der.


    Diyanet İşleri : İnsan, “Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?” der.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve insan der ki: Ben öleceğim de sonra dirilip kabirden mi çıkarılacağım?


    Adem Uğur : İnsan der ki: "Öldüğüm zaman sahi diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?"


    Ahmed Hulusi : İnsan der ki: "Ben öldükten sonra ölümsüz olarak mı çıkarılacağım?"


    Ahmet Tekin : İnsan:
    'Öldüğüm zaman, sahi, diri olarak kabrimden çıkarılacak mıyım?' der.


    Ahmet Varol : İnsan der ki: 'Öldüğüm zaman mı diri olarak kaldırılacağım?'


    Ali Bulaç : İnsan demektedir ki: "Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?"


    Ali Fikri Yavuz : Halbuki insan şöyle der: “- Ben öldüğüm zaman, ileride gerçekten diri olarak (mezardan) çıkarılacak mıyım?”


    Bekir Sadak : insan: «Ben oldugumde mi diriltilecegim?» der.


    Celal Yıldırım : İnsafı der ki: Ben öldüğümde mi bir süre sonra diri olarak (kabrimden) çıkarılacağım ?!


    Diyanet İşleri (eski) : İnsan: 'Ben öldüğümde mi diriltileceğim?' der.


    Diyanet Vakfi : İnsan der ki: «Öldüğüm zaman sahi diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?»


    Edip Yüksel : 'Öldüğüm zaman diri olarak çıkarılacak mıyım,' diye soruyor insan.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Böyle iken insan diyor ki: her ne zaman ölürsem ileride mutlak bir zîhayat olarak çıkarılacak mıyım?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Böyle iken insan diyor ki: «Öldüğüm zaman, ileride mutlaka bir hayat sahibi kimse olarak çıkarılacak mıyım?»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Halbuki insan şöyle der: «Ben öldüğüm zaman, ileride gerçekten diri olarak (mezardan) çıkarılacak mıyım?»


    Fizilal-il Kuran : İnsan «Ben öldükten sonra mı yeniden diriltileceğim?» der.


    Gültekin Onan : İnsan demektedir ki: "Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?"


    Hasan Basri Çantay : İnsan der ki: «Ben öldüğüm zaman mı, her halde diri olarak çıkarılacağım»?


    Hayrat Neşriyat : Bir de insan: '(Ben) öldüğüm zaman, gerçekten ileride hayat sâhibi olarak(kabirden) çıkarılacak mıyım?' der.


    İbni Kesir : İnsan der ki: Ben, öldüğümde mi diriltileceğim?


    Muhammed Esed : Bütün bunlara rağmen, insan (yine de) kalkıp: "Ne yani," der, "Ben öldükten sonra, yeniden hayata mı döndürüleceğim?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve insan der ki: «Öldüğüm zaman mı ileride diri olarak mı çıkarılacağım?»


    Ömer Öngüt : İnsan der ki: “Öldüğüm zaman (kabirden) diri olarak çıkarılacak mıyım?”


    Şaban Piriş : İnsan, öldükten sonra tekrar yeniden diriltilecek miyim? diyor.


    Suat Yıldırım : Böyle iken kâfir insan: "Sahi, ben öldükten sonra diriltilip kabrimden çıkarılacak mıyım?" der.


    Süleyman Ateş : İnsan: "Ben öldükten sonra mı diri olarak çıkarılacağım?" diyor.


    Tefhim-ul Kuran : İnsan demektedir ki: «Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?»


    Ümit Şimşek : Bir de insan diyor ki: 'Öldükten sonra diriltilecek miyim?'


    Yaşar Nuri Öztürk : Diyor ki insan: "Öldüğüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım?"
     


  7. أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا




    E ve lâ yezkurul insânu ennâ halaknâhu min kablu ve lem yeku şey’â(şey’en).




    1. e ve lâ yezkuru : ve düşünmüyor mu

    2. el insânu : insan

    3. ennâ : nasıl

    4. halaknâ-hu : onu yarattık

    5. min kablu : daha önce

    6. ve lem yeku : ve değildi, değil

    7. şey'en : bir şey






    İmam İskender Ali Mihr : Ve insan, daha önce o bir şey değilken; Bizim, onu nasıl yarattığımızı düşünmez mi?


    Diyanet İşleri : İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?


    Abdulbaki Gölpınarlı : İnsan hiç mi düşünmez ki o hiçbir şey değilken daha önce biz yarattık onu.


    Adem Uğur : İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?


    Ahmed Hulusi : O insan, daha önce o yok iken onu yarattığımızı hatırlamaz mı?


    Ahmet Tekin : İnsan, daha önce hiçbir şey değilken, kendisini bizim yoktan varettiğimizi hatırlamayacak mı?


    Ahmet Varol : İnsan, daha önce hiçbir şey değilken, bizim onu yarattığımızı düşünmüyor mu?


    Ali Bulaç : İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?


    Ali Fikri Yavuz : O insan, bundan önce hiç bir şey değilken, bizim kendisini yaratmış olduğumuzu düşünmez mi?


    Bekir Sadak : Bir insan kendisi onceden bir sey degilken onu yaratmis oldugumuzu hatirlamaz mi?


    Celal Yıldırım : Bu insan daha önce hiçbir şey değilken kendisini yarattığımızı düşünüp hatırlamaz mı ?


    Diyanet İşleri (eski) : Bu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mi?


    Diyanet Vakfi : İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?


    Edip Yüksel : İnsan, önceden hiç bir şey değilken kendisini nasıl yarattığımızı düşünmez mi?


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya o insan hiç bir şey değil iken bizim kendisini halketmiş olduğumuzu düşünmez mi?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yoksa o insan hiçbirşey değilken, Bizim, kendisini yaratmış olduğumuzu düşünmez mi?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O insan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yoktan var ettiğimizi hatırlamaz mı?


    Fizilal-il Kuran : İnsan, vaktiyle hiçbir şey değilken, kendisini yoktan varettiğimizi düşünmüyor mu?


    Gültekin Onan : İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?


    Hasan Basri Çantay : İnsan düşünmez mi ki onu daha evvel ve O, bir şey değilken kendisini hakıykaten biz yaratdık.


    Hayrat Neşriyat : İnsan hiç ibret almaz mı ki, daha önce (kendisi henüz) hiçbir şey değilken, onu şübhesiz ki biz yaratmışız!


    İbni Kesir : İnsan hiç düşünmez mi ki; kendisi önceden bir şey değilken, Biz yarattık onu.


    Muhammed Esed : Peki, insan aklına getirmiyor mu ki, Biz onu daha önce yoktan var etmiştik?


    Ömer Nasuhi Bilmen : O insan hiç düşünmez mi ki, Biz onu evvelce yarattık, halbuki o hiçbir şey değildi.


    Ömer Öngüt : İnsan daha önce hiçbir şey değilken, kendisini nasıl yarattığımızı düşünmüyor mu?


    Şaban Piriş : İnsan, daha önce hiç bir şey değilken kendisini yarattığımızı hiç düşünmüyor mu?


    Suat Yıldırım : O insan hiç düşünmüyor mu ki, o hiçbir şey değilken Biz onu yaratıp var ettik?


    Süleyman Ateş : İnsan önceden hiçbir şey değilken kendisini nasıl yarattığımızı düşünmüyor mu?


    Tefhim-ul Kuran : İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?


    Ümit Şimşek : O insan, daha önce hiçbir şey değilken onu yarattığımızı düşünmüyor mu?


    Yaşar Nuri Öztürk : Hatırlamıyor mu insan; o daha önce hiçbir şey değilken, onu biz yarattık.
     


  8. فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا




    Fe ve rabbike le nah؛urennehum ve؛ ؛eyâtîne summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyyâ(cisiyyen).




    1. fe : bِylece, o zaman

    2. ve rabbi-ke : ve senin Rabbin

    3. le nah؛urenne-hum : biz onları mutlaka ha؛redeceğiz

    4. ve e؛ ؛eyâtîne : ve ؛eytanları

    5. summe : sonra

    6. le nuhdıranne-hum : onları hazır bulunduracağız, hazır kılacağız

    7. havle : etrafı

    8. cehenneme : cehennem

    9. cisiyyen : diz üstü çِkmü؛ olarak






    İmam İskender Ali Mihr : Rabbine andolsun ki, sonra da onları ve ؛eytanları, mutlaka ha؛redeceğiz (toplayacağız). Sonra onları, cehennemin etrafında diz üstü çِkmü؛ olarak hazır kılacağız.


    Diyanet İ؛leri : Rabbine andolsun, onları ؛eytanlarla beraber mutlaka ha؛redeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Andolsun Rabbine onları da, ھeytanları da ha؛redeceğiz de sonra onları, diz çِkmü؛ bir halde cehennemin çevresine getireceğiz.


    Adem Uğur : ضyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları ؛eytanlarla birlikte mah؛erde toplayacağız; sonra onları diz üstü çِkmü؛ vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.


    Ahmed Hulusi : Rabbine yemin olsun ki, onları ؛eytanlarla beraber ha؛redeceğiz. . . Sonra onları elbette Cehennem'in etrafında dizüstü çِkmü؛ hâlde bulundururuz.


    Ahmet Tekin : Rabbine andolsun ki, kesinlikle onları, ؛eytanlarla, ؛eytan tıynetli ahlâksız azgınlarla, ؛eytanî güçlerle birlikte mah؛erde toplayacağız. Sonra onları, dizüstü çِkmü؛ vaziyette Cehennem’in çevresinde hazır vaziyette tutacağız.


    Ahmet Varol : Rabbine yemin olsun ki, onları da ؛eytanları da mutlaka ha؛redeceğiz. Sonra onları cehennemin çevresinde dizüstü çِkmü؛ olarak hazır bulunduracağız.


    Ali Bulaç : Andolsun Rabbine, biz onları da, ؛eytanları da mutlaka ha؛redeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çِkmü؛ olarak hazır bulunduracağız.


    Ali Fikri Yavuz : Rabbine and olsun ki, biz onları (ِldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) ھeytanları ile beraber elbette ve elbette mah؛erde toplayacağız. Sonra onları muhakkak Cehennem’in etrafında dizleri üstü hazır bulunduracağız (ki, Cennetlikleri gِrüp hasret çeksinler).


    Bekir Sadak : Rabbine and olsun ki Biz onlari mutlaka uyduklari seytanlarla beraber hasredecegiz. Sonra cehennemin yaninda diz cokturerek hazir bulunduracagiz.


    Celal Yıldırım : Rabbına and olsun ki, onları ؛eytanlarla beraber mutlaka diriltipkaldıracağız ve biraraya getirip toplayacağız. Sonra da onları Cehennemin etrafında dizüstü hazır bulunduracağız.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları ؛eytanlarla beraber ha؛redeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çِktürerek hazır bulunduracağız.


    Diyanet Vakfi : ضyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları ؛eytanlarla birlikte mah؛erde toplayacağız; sonra onları diz üstü çِkmü؛ vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.


    Edip Yüksel : Rabbine and olsun, onları ve ؛eytanları toplayacağız. Sonra onları cehennemin çevresine getireceğiz. Diz çِkmü؛ halde...


    Elmalılı Hamdi Yazır : Evet rabbına kasem ederim ki biz onları ve o ھeytanları muhakkak ve muhakkak mah؛ere toplıyacağız, sonra onları muhakkak ve muhakkak dizleri üstü Cehennemin etrafına ihzar eyliyeceğiz


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Evet Rabbine yemin ederim ki, Biz onları ve o ؛eytanları mutlaka ve mutlaka mah؛erde toplayacağız, sonra da onları kesinlikle cehennemin etrafında diz üstü hazır bulunduracağız.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Rabbine andolsun ki biz onları (ِldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) ؛eytanları ile beraber elbette ve elbette mah؛erde toplayacağız. Sonra onları muhakkak cehennemin etrafında dizleri üstü hazır bulunduracağız (ki cennetlikleri gِrüp hasret çeksinler.).


    Fizilal-il Kuran : Rabb'inin yüceliği hakkı için, onları pe؛lerinden gittikleri ؛eytanları ile birlikte biraraya getireceğiz, sonra da dizüstü çِktürerek cehennemin çevresinde toplayacağız.


    Gültekin Onan : Andolsun rabbine, biz onları da, ؛eytanları da mutlaka ha؛redeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çِkmü؛ olarak hazır bulunduracağız.


    Hasan Basri اantay : Binâen'aleyh Rabbine andolsun ki biz onları da, ؛eytanları da elbette ve elbette mah؛erde toplayacağız. Sonra onları behemehal cehennemin etrafında diz üstü haazır tutacağız.


    Hayrat Ne؛riyat : Artık Rabbine yemîn olsun ki, onları (o kâfirleri) ve ؛eytanları elbette (mah؛erde)toplayacağız; sonra onları diz üstü çِkmü؛ olarak muhakkak Cehennemin etrâfında hazır bulunduracağız!


    İbni Kesir : Rabbına andolsun ki; Biz, onları da, ؛eytanları da beraber mutlaka ha؛r edeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çِktürerek hazır bulunduracağız.


    Muhammed Esed : ضyleyse, Rabbine andolsun ki, Biz onları (Hesap Günü'nde, kendilerini hayattayken yِnlendiren) ؛eytani güçlerle bir araya toplayacak ve sonra cehennemin çevresinde diz üstü bekleteceğiz;


    ضmer Nasuhi Bilmen : Evet. Rabbine andolsun ki onları ve ؛eytanları elbette ha؛redeceğiz. Sonra da onları muhakkak ki, cehennemin etrafında dizüstü hazırlamı؛ olacağız.


    ضmer ضngüt : Rabbine andolsun ki, biz onları da ؛eytanları da mutlaka mah؛erde toplayacağız. Sonra da onları diz üstü çِkmü؛ bir vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.


    ھaban Piri؛ : Rabbine andolsun ki, onları ve ؛eytanları bir araya toplayacağız ve hepsini cehennemin etrafında diz çِktürüp bekleteceğiz.


    Suat Yıldırım : Senin Rabbine yemin olsun ki Biz onları da, ؛eytanları da diriltip huzurumuza toplayacağız, sonra da cehennemin çevresinde dizüstü çِkmü؛ vaziyette oraya getireceğiz.


    Süleyman Ate؛ : Rabbine andolsun ki, onları ve ؛eytânları mutlaka toplayacağız, sonra onları diz çِkmü؛ vaziyette cehennemin çevresinde bulunduracağız.


    Tefhim-ul Kuran : Andolsun Rabbine, biz onları da, ؛eytanları da mutlaka ha؛redeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çِkmü؛ olarak hazır bulunduracağız.


    ـmit ھim؛ek : Rabbine and olsun ki, onları da, ؛eytanları da diriltecek, sonra da Cehennemin etrafında diz çِkmü؛ halde toplayacağız.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Rabbine yemin olsun ki; onları da, ؛eytanları da mutlaka ha؛redeceğiz, sonra hepsini diz çِkmü؛ halde cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
     


  9. ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى الرَّحْمَنِ عِتِيًّا




    Summe le nenzianne min kulli ؛îatin eyyuhum e؛eddu aler rahmâni ıtiyyâ(ıtiyyen).




    1. summe : sonra

    2. le nenzianne : elbette, mutlaka alacağız, ayıracağız

    3. min kulli : hepsinden, herbirinden

    4. ؛îatin : fırka, millet, grup

    5. eyyu-hum : onların hangisi

    6. e؛eddu : daha ؛iddetli, daha çok

    7. alâ er rahmâni : Rahmân'a kar؛ı

    8. ıtiyyen : azgınlık eden, isyan eden, asi olan






    İmam İskender Ali Mihr : Sonra bütün gruplardan onların hangisi, Rahmân'a kar؛ı daha çok asi (azgın) olduysa, onları mutlaka ayıracağız.


    Diyanet İ؛leri : Sonra her bir topluluktan, Rahman’a kar؛ı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Sonra hangi tâife, rahmâna kar؛ı en fazla azgınlıkta bulunduysa onu ayırıp ِnce cehenneme atacağız.


    Adem Uğur : Sonra her milletten, rahman olan Allah'a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip ayıracağız.


    Ahmed Hulusi : Sonra da her gruptan, onların azgınlık ve isyan itibarıyla Rahman'a inkârda en katı olanlarını çekip çıkarırız (ate؛ için).


    Ahmet Tekin : Sonra, baskıcı, zorba, kapalı her toplumdan, Rahman olan Allah’a en çok isyankâr olanlar, ilâhî kuralları tanımayanlar hangileri ise çekip ayıracağız.


    Ahmet Varol : Sonra her kitleden Rahman'a kar؛ı azgınlık gِstermede en ؛iddetli olanı ayıracağız.


    Ali Bulaç : Sonra, her bir gruptan Rahman (olan Allah)a kar؛ı azgınlık gِstermek bakımından en ؛iddetli olanını ayıracağız.


    Ali Fikri Yavuz : Sonra her (kâfir) zümreden Rahman’a kar؛ı en ziyade isyankâr hangileri ise muhakkak (bunları evvelâ Cehennem’e) ayırıp atacağız.


    Bekir Sadak : Sonra her toplumdan Rahman'a en cok kimin bas kaldirdigini ortaya koyacagiz.


    Celal Yıldırım : Sonra da her topluluktan Rahmân'a en çok küstahlık yapıp ba؛kaldıranları çekip (Cehennem'e atacağız).


    Diyanet İ؛leri (eski) : Sonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin ba؛ kaldırdığını ortaya koyacağız.


    Diyanet Vakfi : Sonra her milletten, rahmân olan Allah'a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip ayıracağız.


    Edip Yüksel : Sonra her gruptan, Rahman'a kar؛ı azgınlıkta ileri gidenleri ayıklayacağız.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sonra her zümreden rahmana kar؛ı en ziyade serke؛lik eden hangileri ise muhakkak ve muhakkak nez'edeceğiz


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Sonra her topluluktan Rahman'a kar؛ı en çok isyan edenleri hangileri ise muhakkak ve muhakkak çekip alacağız.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Sonra her zümreden Rahmân'a kar؛ı en ziyade isyankâr hangileri ise, muhakkak ayırıp atacağız.


    Fizilal-il Kuran : Sonra her grubun, rahmeti bol olan Allah'a ba؛ kaldıran en azılı ele ba؛larını ayıracağız.


    Gültekin Onan : Sonra, her bir gruptan Rahmana kar؛ı azgınlık gِstermek bakımından en ؛iddetli olanını ayıracağız.


    Hasan Basri اantay : Sonra her ümmetden hangisi rahman olan (Allaha) kar؛ı daha ziyâde aasî ve cür'etkâr olmu؛sa muhakkak ve muhakkak (evvelâ onu) ayırıb atacağız.


    Hayrat Ne؛riyat : Sonra her tâifeden Rahmân’a en çok isyân eden hangileri ise, ؛übhesiz çekip çıkaracağız (ve ِnce onları Cehenneme atacağız)!


    İbni Kesir : Sonra her toplumdan Rahman'a kar؛ı en çok ba؛kaldıranları ortaya koyacağpız.


    Muhammed Esed : Ve sonra her (günahkar) topluluktan O sınırsız rahmet Sahibi'ne kibir ve dik ba؛lılıkta ileri gidenleri ayırıp ِne çıkaracağız;


    ضmer Nasuhi Bilmen : Sonradan her fırkadan Rahmân'a kar؛ı ziyâdece mütekebbir (serke؛) olanı muhakkak ki, ؛iddetle ahzedeceğiz.


    ضmer ضngüt : Sonra her gruptan Rahman'a kar؛ı isyanda en ileri gidenleri ayıracağız.


    ھaban Piri؛ : Sonra her cemaatten Rahman’a kar؛ı en çok ba؛kaldıranı ortaya atacağız.


    Suat Yıldırım : Sonra da her topluluktan, Rahmân’a isyan etmede a؛ırılık edenleri çekip ayıracağız.


    Süleyman Ate؛ : Sonra her milletten Rahmân'a en çok kar؛ı geleni ayıracağız.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra, her bir gruptan Rahman (olan Allah) a kar؛ı azgınlık gِstermek bakımından en ؛iddetli olanını ayıracağız.


    ـmit ھim؛ek : Sonra da, her topluluktan, Rahmân'a isyanda en ileri gidenlerini çekip çıkaracağız.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Sonra her gruptan, Rahman'a kar؛ı kafa tutmada daha ؛iddetli davrananlar kimlerse, onları ayıracağız.
     


  10. ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِالَّذِينَ هُمْ أَوْلَى بِهَا صِلِيًّا




    Summe le nahnu a’lemu billezîne hum evlâ bihâ sıliyyâ(sıliyyen).




    1. summe : sonra

    2. le : mutlaka, elbette

    3. nahnu : biz

    4. a'lemu : en iyi bilir

    5. bi ellezîne : ki onları

    6. hum : onlar

    7. evlâ : daha yakın, en çok hakeden

    8. bi-hâ : ona, onu

    9. sıliyyen : ateşe göğüs germek, maruz kalmak






    İmam İskender Ali Mihr : Sonra ona (cehenneme) maruz kalmayı en çok hakedenleri, elbette en iyi Biz biliriz.


    Diyanet İşleri : Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sonra elbette biz daha iyi biliriz cehenneme girmeye daha lâyık olanı.


    Adem Uğur : Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz daha iyi biliriz.


    Ahmed Hulusi : Zira ateşte yanmayı kimler hak etmiştir biz iyi biliriz.


    Ahmet Tekin : Bir daha ifade edelim ki, Cehennem’i boylamaya daha çok müstehak olanları elbette biz iyi biliriz.


    Ahmet Varol : Sonra elbette biz, oraya girmeye kimlerin daha çok lâyık olduklarını daha iyi biliriz.


    Ali Bulaç : Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.


    Ali Fikri Yavuz : Sonra o Cehennem’e atılmaya lâyık olanların kimler bulunduğunu elbette biz daha iyi biliriz.


    Bekir Sadak : Cehenneme girmeye en layik olanlari Biz biliriz.


    Celal Yıldırım : Sonra, elbette biz o Cehennem'e girip yaslanmaya en lâyık olanları da daha iyi biliriz.


    Diyanet İşleri (eski) : Cehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz.


    Diyanet Vakfi : Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz daha iyi biliriz.


    Edip Yüksel : Orada yanmayı en çok kimin hakkettiğini elbette biz gayet iyi biliriz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sonra elbette biz o Cehenneme yaslanmıya evlâ olanların kimler olduğunu daha iyi biliriz:


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonra Biz, elbette o cehenneme yaslanmaya en layık olanların kimler olduğunu daha iyi biliriz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sonra o cehenneme atılmaya layık olanların kimler bulunduğunu elbette biz daha iyi biliriz.


    Fizilal-il Kuran : Sonra biz onların hangilerinin öncelikle cehenneme girmeleri gerektiğini, kuşkusuz, herkesten iyi biliriz.


    Gültekin Onan : Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu iyi biliriz.


    Hasan Basri Çantay : Sonra biz ona (cehenneme) girib yanmıya daha çok lâyık olanları da elbet pek iyi bileniz.


    Hayrat Neşriyat : Sonra elbette biz, ona (Cehenneme) girmeye daha lâyık olan kimseleri en iyi bileniz.


    İbni Kesir : Cehenneme en çok layık olanları elbette Biz, biliriz.


    Muhammed Esed : çünkü cehennem ateşini en çok kimin hak ettiğini, şüphesiz en iyi Biz biliriz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Sonra elbette ki Biz, cehenneme girip yanmağa evlâ olanı da şüphe yok, daha ziyâde biliriz.


    Ömer Öngüt : Sonra, biz oraya girmeye kimlerin daha müstehak olduklarını elbette daha iyi biliriz.


    Şaban Piriş : Sonra biz, cehenneme atılmaya layık olanlarını en iyi biz biliriz.


    Suat Yıldırım : Sonra o cehennemi boylamaya daha çok müstahak olanları elbette Biz pek iyi biliriz.


    Süleyman Ateş : Sonra, elbette biz, kimlerin oraya girmeğe uygun olduğunu daha iyi biliriz.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi bilmekteyiz.


    Ümit Şimşek : Cehenneme atılmaya kimin daha lâyık olduğunu Biz pekalâ biliriz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Elbette ki biz, oraya girmeye daha layık olanların kimler olduğunu herkesten iyi biliriz.
     



  11. وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا




    Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen).




    1. ve in : ve eğer

    2. min-kum : sizden

    3. illâ : mutlaka, illâ, muhakkak

    4. vâridu-hâ
    (verede) : ona varanlar
    : (vardı)

    5. kâne : oldu

    6. alâ : üzerine

    7. rabbi-ke : senin Rabbin

    8. hatmen : hüküm, yapılmasına karar verme

    9. makdıyyen : olmasına karar verilmiş, kesinleşmiş olan






    İmam İskender Ali Mihr : Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.


    Diyanet İşleri : (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sizden bir tek kişi bile yoktur ki oraya uğramasın; bu, Rabbinin takdîr ettiği bir şeydir.


    Adem Uğur : İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.


    Ahmed Hulusi : Sizden Cehennem'e uğramayacak hiç kimse yoktur! Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.


    Ahmet Tekin : İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin icrası kesinleşmiş bir hükmüdür.


    Ahmet Varol : Sizden oraya uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.


    Ali Bulaç : Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.


    Ali Fikri Yavuz : İçinizden hiç biri istisna edilmemek üzere mutlaka Cehennem’e varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür. (Ancak Cennetlikler yanmadan geçecekler, Cehennemlikler ise ateşe düşeceklerdir.)


    Bekir Sadak : Sizden cehenneme ugramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayi uzerine aldigi kesinlesmis bir hukumdur.


    Celal Yıldırım : Hem sizden hiçbir kimse yoktur ki Cehennem'e uğramış olmasın. Bu, Rabbın yanında kesin hükme bağlanmıştır.


    Diyanet İşleri (eski) : Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.


    Diyanet Vakfi : İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.


    Edip Yüksel : İçinizden oraya gelmeyecek yoktur; bu, Rabbinin gerçekleştireceği kesin bir karardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem içinizden hiç biri yoktur ki mutlak ona varacak olmasın ve bu rabbının uhdesine vacib kıldığı bir kazıyyei mahkeme olmuştur


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İçinizden oraya varmayacak hiçbir kimse yoktur ve bu, Rabbinin üstlenmiş olduğu kesinleşmiş bir hükümdür.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.


    Fizilal-il Kuran : Aranızda cehenneme uğramayacak hiç kimse kalmayacaktır. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.


    Gültekin Onan : Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.


    Hasan Basri Çantay : Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrıyacakdır. Bu, Rabbinin üzerine kat'i olarak aldığı, kazaa etdiği (bir şey) dir.


    Hayrat Neşriyat : Hem sizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. (Bu,) Rabbinin kendi üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.


    İbni Kesir : Sizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbının yapmayı üzerine aldığı kesin bir hükümdür.


    Muhammed Esed : Ve sizin her biriniz onu görebilecek bir noktaya varacaksınız: Bu, Rabbin katında yerine getirilmesi gerekli bir hükümdür.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve sizden bir kimse yoktur ki, illâ oraya uğrayacaktır. Bu, Rabbin tarafından hükm ve kaza buyurulmuş bir şeydir.


    Ömer Öngüt : İçinizden cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.


    Şaban Piriş : Sizden ona uğramayacak kimse yoktur. Bu Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesin bir hükümdür.


    Suat Yıldırım : Sizden hiç kimse yoktur ki cehenneme varmasın. Bu Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.


    Süleyman Ateş : İçinizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesin borçtur.


    Tefhim-ul Kuran : Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.


    Ümit Şimşek : İçinizde oradan geçmeyecek kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesinleşmiş hükmüdür.


    Yaşar Nuri Öztürk : İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbin üzerinde kesinleşmiş bir hükümdür.


     


  12. ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا




    Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen).




    1. summe : sonra

    2. nuneccîllezînettekav : takva sahiplerini kurtaracağız

    3. ve nezeru : ve bırakacağız

    4. ez zâlimîne : zulmedenler, zalimler

    5. fîhâ : orada

    6. cisiyyen : diz üstü çökmüş olarak






    İmam İskender Ali Mihr : Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.


    Diyanet İşleri : Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sonra çekinenleri kurtarırız, zâlimleriyse dizüstü çökmüş bir halde bırakırız orada.


    Adem Uğur : Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.


    Ahmed Hulusi : Sonra korunanları (korunmanın getirisi, nurânî kuvve sahiplerini) kurtarırız; nefsine zulmedenleri de dizüstü orada bırakırız.


    Ahmet Tekin : Bir kez daha hatırlatalım:
    Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri kurtarırız. İnkâr ile isyan ile baskı, zulüm, işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, Kur’ân aleyhindeki propagandaya devam eden güç ve iktidar sahibi zâlimleri, müşrikleri de dizüstü çökmüş vaziyette orada bırakırız.


    Ahmet Varol : Sonra takva sahiplerini kurtarır; zalimleri ise orada dizüstü çökmüş halde bırakırız.


    Ali Bulaç : Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.


    Ali Fikri Yavuz : Sonra, Allah’dan korkup sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan Cehennem’de bırakacağız.


    Bekir Sadak : Sonra Biz Allah'a karsi gelmekten sakinmis olanlari kurtarir, zalimleri de orada diz ustu cokmus olarak birakiriz.


    Celal Yıldırım : Sonra da Allah'tan korkup fenalıklardan sakınanları kurtaracağız. Zâlimleri ise dizleri üstü Cehennem'de bırakacağız.


    Diyanet İşleri (eski) : Sonra Biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.


    Diyanet Vakfi : Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.


    Edip Yüksel : Sonra, erdemlileri kurtaracağız. Zalimleri ise orada diz üstü bırakacağız.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sonra müttakı olanlara necat veririz de zalimleri dizleri üstü bırakırız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonra takva sahiplerini kurtarırız ve zalimleri diz üstü bırakırız.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sonra Allah'dan korkup, sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız.


    Fizilal-il Kuran : Sonra sakınanları kurtararak zalimleri, dizüstü çökmüş durumda orada bırakırız.


    Gültekin Onan : Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.


    Hasan Basri Çantay : Sonra takvaaya erenleri kurtaracağız. Zaalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız.


    Hayrat Neşriyat : Sonra (şirk ve küfürden) sakınanları kurtarırız (Cennete koyarız) ve zâlimleri diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.


    İbni Kesir : Sonra Biz, takvaya erenleri kurtaracağız. Zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.


    Muhammed Esed : Bir kere daha (hatırlatalım ki): Biz, Bize karşı sorumluluk bilinci taşıyanları (cehennemden) kurtaracağız; ama zalimleri onun içinde diz üstü bırakacağız.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Sonra ittikada bulunmuş olanları necâta erdiririz. Zalimleri de orada dizleri üstüne çökmüş bir halde bırakırız.


    Ömer Öngüt : Sonra takvâya erenleri kurtarırız, zâlimleri de orada diz çökmüş olarak bırakırız.


    Şaban Piriş : Sonra, korunanları kurtaracağız, zalimleri de orada dizüstü çökmüş olarak bırakacağız.


    Suat Yıldırım : Sonra Allah’ı sayıp günahlardan sakınan müttakileri kurtararak zalimleri dizüstü çökmüş vaziyette orada bırakacağız.


    Süleyman Ateş : Sonra korunanları kurtarırız ve zâlimleri öyle diz üstü çökmüş olarak bırakırız.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulme sapanları diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.


    Ümit Şimşek : Sonra, korunmuş olanları kurtarır, zalimleri ise orada diz üstü bırakırız.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sonra biz, korunup sakınanları kurtaracağız. Zalimleri de orada dizleri üzerinde çökmüş bırakacağız.
     


  13. وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَّقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا




    Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne keferû lillezîne âmenû eyyul ferîkayni hayrun makâmen ve ahsenu nediyyâ(nediyyen).




    1. ve izâ tutlâ : ve okunduğu zaman

    2. aleyhim : onlara

    3. âyâtu-nâ : âyetlerimiz

    4. beyyinâtin : beyan edilerek, ispat vasıtaları olarak

    5. kâle : dedi

    6. ellezîne : onlar, olan kimseler

    7. keferû : inkâr edenler, kâfir olanlar

    8. li ellezîne âmenû : âmenû olanlara

    9. eyyu : hangisi

    10. el ferîkayni : iki fırka, iki grup

    11. hayrun : daha hayırlı

    12. makâmen : makam

    13. ve ahsenu : ve daha güzel

    14. nediyyen : meclis, toplantı yeri






    İmam İskender Ali Mihr : Ve âyetlerimiz, onlara beyan edilerek okunduğu zaman, kâfirler âmenû olanlara (şöyle) dediler: “İki gruptan hangisi, makam bakımından daha hayırlı ve meclis bakımından daha güzel?”


    Diyanet İşleri : Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?” dediler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlara âyetlerimiz, apaçık okununca kâfir olanlar, iki bölükten dediler, hangisinin durağı daha hayırlı, meclisi daha güzel?


    Adem Uğur : Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve makamı daha iyi, meclis ve topluluğu daha güzeldir? dediler.


    Ahmed Hulusi : Onlara delillerimiz açık açık okunup bildirildiğinde, hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere: "İki fırkanın hangisi makam itibarıyla daha hayırlı ve meclisi daha iyidir?" dedi.


    Ahmet Tekin : Kendilerine açık seçik âyetlerimiz okunduğu zaman, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar ile küfre sapanlar, iman edenlere:


    'İki zümreden hangisinin mevki ve makamı daha hayırlı, danışma meclisleri daha güzeldir?' derler.


    Ahmet Varol : Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda inkâr edenler iman edenlere derler ki: 'İki gruptan hangisi makam bakımından daha iyi ve topluluk bakımından daha güzeldir?.'


    Ali Bulaç : Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o inkâr edenler, iman edenlere derler ki: "İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?"


    Ali Fikri Yavuz : Âyetlerimiz kendilerine açık olarak tecvid üzere okunduğu zaman, o inkâr edenler, iman edenlere dediler ki: “- Bu iki zümreden (mümin ve kâfirlerden) hangisi mevki bakımından daha iyi, meclis ve topluluk itibariyle daha güzeldir?”


    Bekir Sadak : Ayetlerimiz kendilerine apacik okundugu zaman inkar edenler inananlara: «Bu iki takimin hangisinin makami daha iyi ve yeri daha guzeldir?» derler.


    Celal Yıldırım : Âyetlerimiz kendilerine açık seçik okunduğu zaman o inkâr edenler, imân edenlere derler ki, «bu iki topluluktan hangisinin makamı daha iyi, meclis ve mahfilce daha güzeldir?»


    Diyanet İşleri (eski) : Ayetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: 'Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?' derler.


    Diyanet Vakfi : Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve makamı daha iyi, meclis ve topluluğu daha güzeldir? dediler.


    Edip Yüksel : Kendilerine ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman inkar edenler inananlara, 'Hangimiz daha gönençli ve hangimiz sayısal üstünlüğe sahiptir,' derler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Âyetlerimiz kendilerine açık açık tecvid üzere okunduğu vakıt da o küfredenler dediler ki iyman edenlere: «bu iki ferikin hangisi makamca daha iyi ve meclis-ü mahfilce daha güzel?»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ayetlerimiz kendilerine açık açık tecvidli okunduğu zaman da o küfredenler iman edenlere: «Bu iki topluluktan hangisi makamca daha iyi ve meclis olarak daha güzel?» dediler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman, o inkâr edenler, iman edenlere dediler ki : «Bu iki zümreden (Mümin ve kâfirlerden) hangisi mevki bakımından daha iyi, meclis ve topluluk itibariyle daha güzeldir?»


    Fizilal-il Kuran : Açık ayetlerimiz okunduğu zaman kâfirler, mü'minlere «Hangimizin sosyal konumu daha üstün, hangimizin itibarı daha yüksektir» derler.


    Gültekin Onan : Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o küfredenler, inananlara derler ki: "İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?"


    Hasan Basri Çantay : Kendilerine açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman küfr (-ü inkâr) eden o adamlar mü'minlere: «İki zümreden hangisi ikaametgâh i'tibariyle daha hayırlı, meclis ve topluluk bakımından daha güzeldir?» dediler.


    Hayrat Neşriyat : İnkâr edenler ise, kendilerine âyetlerimiz (dünyada) açık açık okunduğu zaman, îmân edenlere: 'O iki topluluktan (Mü’min ve kâfirlerden) hangisi makam cihetiyle daha hayırlı ve meclis i'tibârıyla daha güzeldir?' dedi(ler).


    İbni Kesir : Ayetlerimiz kendilerine açıkça okunduğu zaman; küfreden o adamlar mü'minlere: Bu iki takım insanın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir? derler.


    Muhammed Esed : Hal böyleyken, ne zaman ayetlerimiz bütün açıklığıyla kendilerine ulaştırılsa, hakkı inkara şartlanmış olan kimseler imana erişenlere: "(Bu) iki insan topluluğundan konum olarak hangisi daha üstün ve güçlü, topluluk olarak hangisi daha iyi/daha seçkindir?" diye sorup dururlar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman kâfir olanlar, imân etmiş olanlara dedi ki: «İki fırkadan hangisi makamca daha hayırlıdır, meclisce daha güzeldir?»


    Ömer Öngüt : Âyetlerimiz kendilerine açık açık okunduğu zaman kâfirler iman edenlere: “Bu iki topluluktan hangisinin mevki ve makamı daha hayırlı, meclis ve topluluğu daha güzeldir?” dediler.


    Şaban Piriş : Ayetlerimiz kendilerine okununca, kafir olanlar iman edenlere: -Bu iki gruptan hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir? dediler.


    Suat Yıldırım : Âyetlerimiz kendilerine açık açık okunduğu zaman o kâfirler iman edenlere dediler ki: (Bu uhrevî ve manevî halleri bir tarafa bırakalım, dünya hayatının realitesine bakalım) "Bu iki zümreden, mümin ve kâfirlerden hangisinin makamı daha üstün, grup ve topluluğu daha muteberdir?"


    Süleyman Ateş : Onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlar için "İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi (mevkii) daha güzeldir?" derler.


    Tefhim-ul Kuran : Onlara apaçık olan ayetlerimiz okunduğunda, o küfre sapanlar, iman edenlere derler ki: «İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?»


    Ümit Şimşek : Kendilerine apaçık âyetlerimiz okunduğunda, inkâr edenler iman edenlere dediler ki: 'Bu iki topluluktan hangisi daha üstün bir mevki ve toplum içinde?'


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlara ayetlerimiz açık seçik okunduğunda, inkâr edenler inananlara şöyle derler: "İki zümreden hangisi makamca daha üstün, meclisçe daha güzel?"
     


  14. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَاثًا وَرِئْيًا




    Ve kem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu esâsen ve ri’yâ(ri’yen).





    1. ve kem : ve nice, ne kadar, ne çok

    2. ehleknâ : helâk ettik

    3. kable-hum : onlardan önce

    4. min karnin : asırlar, nesiller

    5. hum : onlar

    6. ahsenu : en güzel, daha güzel

    7. esâsen : çok mal

    8. ve ri'yen : ve gösteriş, görünüş






    İmam İskender Ali Mihr : Onlardan önce, mal ve görünüş bakımından daha güzel nice nesiller helâk ettik.


    Diyanet İşleri : Biz onlardan önce, mal mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helâk ettik.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlardan önce nice ümmetler helâk ettik ki mal bakımından da daha güzel mallara sahipti onlar, gösteriş bakımından da.


    Adem Uğur : Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.


    Ahmed Hulusi : Onlardan önce, nice nesilleri helâk ettik ki, onlar zenginlik ve görünüş itibarıyla daha iyiydiler.


    Ahmet Tekin : Onlardan önce de, daha varlıklı, daha gösterişli nice nesilleri helâk ettik.


    Ahmet Varol : Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik ki, onlar eşya ve gösterişce daha güzeldiler!


    Ali Bulaç : Onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.


    Ali Fikri Yavuz : Halbuki biz, kendilerinden evvel, mal ve gösterişçe daha güzel nice asırlar halkını helâk etmişiz.


    Bekir Sadak : Onlardan once nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlikca ve gosterisce bunlardan daha ustunduler.


    Celal Yıldırım : Oysa onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki malca da, gösterişçe de daha (güçlü ve) güzel idiler.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler.


    Diyanet Vakfi : Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.


    Edip Yüksel : Onlardan önce, daha varlıklı ve daha gösterişli nice nesilleri yok ettik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Halbuki biz kendilerinden evvel meta' ve manzaraca daha güzel nice karınlar helâk etmişiz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Oysa Biz, kendilerinden önce mal ve görünüm bakımından daha güzel nice kuşakları helak etmişiz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Halbuki biz, kendilerinden evvel, mal ve gösterişce daha güzel nice asırlar halkını helak etmişizdir.


    Fizilal-il Kuran : Oysa biz eski dönemlerde onlardan daha varlıklı ve daha gösterişli nice kuşakları yokettik.


    Gültekin Onan : Onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.


    Hasan Basri Çantay : Biz onlardan evvel nice asır (lar halkını) helak etdik ki onlar mal ve metâ'ca da, gösterişce de daha güzeldiler.


    Hayrat Neşriyat : Hâlbuki onlardan önce nice nesilleri helâk etmişizdir ki, onlar eşyâca ve gösterişçe daha güzeldiler.


    İbni Kesir : Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, varlıkça ve gösterişçe bunlardan çok daha üstündüler.


    Muhammed Esed : Oysa, Biz onlardan önce gelip geçen nice kuşakları helak ettik; öyle ki, onlar dünyevi güç ve dış görünüş olarak berikilerden daha üstündüler!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Halbuki, Biz onlardan evvel nice asırlar (ahalisini) helâk ettik ki, onlar eşyaca ve manzara itibariyle daha güzel idiler.


    Ömer Öngüt : Halbuki biz bunlardan önce, malca ve gösteriş bakımından güzel olan nice nesiller helâk ettik.


    Şaban Piriş : Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik, onların malları ve görünüşleri daha güzeldi.


    Suat Yıldırım : Halbuki Biz onlardan önce, gerek mal ve eşyaları, gerek gösterişleri daha güzel durumda olan öyle nesiller helâk ettik ki saymaya gelmez.


    Süleyman Ateş : Onlardan önce nice nesiller helâk ettik ki onlar eşyaca ve gösterişce daha güzeldi.


    Tefhim-ul Kuran : Onlardan önce nice insan kuşaklarını yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.


    Ümit Şimşek : Oysa Biz onlardan önce serveti ve görüntüsü daha güzel nice nesilleri helâk ettik.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlardan önce nice kuşaklar helak ettik ki, malca ve manzaraca daha alımlıydılar.
     


  15. قُلْ مَن كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمَنُ مَدًّا حَتَّى إِذَا رَأَوْا مَا يُوعَدُونَ إِمَّا الْعَذَابَ وَإِمَّا السَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضْعَفُ جُندًا




    Kul men kâne fîd dalâleti fel yemdud lehur rahmânu meddâ(medden), hattâ izâ raev mâ yûadûne immel azâbe ve immes sâah(sâate), fe se ya’lemûne men huve şerrun mekânen ve ad’afu cundâ(cunden).




    1. kul : de, söyle

    2. men : kim

    3. kâne : oldu

    4. fî ed dalâleti : dalâlette

    5. fe el yemdud : böylece mühlet verir, (zamanı) uzatır

    6. lehu : ona

    7. er rahmânu : Rahmân

    8. medden : (zamanı) uzatarak

    9. hattâ : oluncaya kadar, hatta

    10. izâ raev : gördükleri zaman

    11. mâ yûadûne : vaadedilen şeyi, vaadolundukları şey

    12. immâ el azâbe : ya azabı

    13. ve immâ es sâate : veya (kıyâmet) saati

    14. fe : böylece

    15. se ya'lemûne : yakında bilecekler

    16. men : kim

    17. huve : o

    18. şerrun : (daha) şerrli

    19. mekânen : mekân olarak

    20. ve ad'afu : ve daha zayıf

    21. cunden : ordu, yardımcılar






    İmam İskender Ali Mihr : De ki: “Kim dalâlette ise o zaman onlar ya vaadolundukları azabı veya o saati (kıyâmeti) görene kadar Rahmân, ona zamanı uzatarak mühlet verir.” Böylece kimin mekân bakımından daha şerrli ve yardım bakımından daha zayıf olduğunu yakında bilecekler.


    Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: Kim sapıklıktaysa rahman, onun sapıklığını uzattıkça uzatır da sonunda azâp olsun, kıyâmet olsun, kendilerine vaat olunan şeyi görür bu çeşit adamlar ve görünce de bilirler kimin yurdu daha hayırlıymış ve kimin kuvveti daha zayıf.


    Adem Uğur : De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan Allah ona mühlet versin! Nihayet kendilerine vâdolunan şeyi -ya azabı (müminler karşısında yenilgiyi) veya kıyameti- gördükleri zaman, mevki ve makamı daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.


    Ahmed Hulusi : De ki: "Kim dalâlette ise, Rahman ona mühletini uzatsın! Nihayet kendilerine vadolunanı -azabı veya o saati (ölümü veya kıyametin kopuşunu)- görecekleri zaman, kim daha şerrli ve ordusu itibarıyla kim daha zayıf, anlayacaklar!"


    Ahmet Tekin : 'Kim hak yoldan uzak, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ederek başına buyruk bir hayat içindeyse, rahmet sahibi Rahman olan Allah, tehdit edildikleri azâbı, yenilgiyi veya kıyametin kopacağı ânı görecekleri zamana kadar ona mühlet versin. İşte o zaman, kimin mevkiinin daha kötü olduğunu, kimin askerî erkânının, ordusunun daha zayıf olduğunu öğrenecekler.' de.


    Ahmet Varol : De ki: 'Sapıklıkta olana Rahman ne kadar mühlet verirse versin; sonuçta kendilerine vaadedileni, ya azabı veya kıyameti gördüklerinde kimin yerinin daha kötü ve askerinin daha zayıf olduğunu bileceklerdir.'


    Ali Bulaç : De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Rasûlüm), onlara de ki: “Kim dalâlette (küfürde) ise, Rahman ona mal ve evlâdca ziyadelik ve azgınlığında mühlet verir. Nihayet vaad olundukları azabı gördükleri vakit - Ya dünyada müslümanlar tarafından öldürülmeyi, yahut kıyamet günü Cehennem’i - artık bilecekler ki, kimin mevkii daha fena ve yardımcıları daha zayıfmış.


    Bekir Sadak : De ki: «Sapiklikta olani Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabi ya da kiyamet gununu gordukleri zaman onlar kimin yerinin daha kotu ve taraftarlarinin daha gucsuz oldugunu bilecektir.»


    Celal Yıldırım : De ki: Kim sapıklıkta bulunursa, Rahman (olan Allah) onun ipini uzattıkça uzatsın (ama) sonunda onlar kendilerine va'dolunan azabı ya da Kıyâmet'i görünce, kimin makamca daha fena, askerce daha zayıf olduğunu bileceklerdir.


    Diyanet İşleri (eski) : De ki: 'Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir.'


    Diyanet Vakfi : De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan Allah ona mühlet versin! Nihayet kendilerine vâdolunan şeyi -ya azabı (müminler karşısında yenilgiyi), veya kıyameti- gördükleri zaman, mevki ve makamı daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.


    Edip Yüksel : De ki, 'Sapıklığa dalanlara Rahman bir süre verir. Cezayı veya dünyanın sonunu görünceye kadar... Kötü yere ve zayıf orduya kimin sahip olduğunu öğrenecekler.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : De ki: kim dalâlette ise rahman onun istediği kadar meddini uzatsın, nihayet va'dolunacak şeyi gördükleri vakıt: ya azâb veya saat, o zaman bilecekler ki kimmiş o mevkıı daha fena ve iradesi daha zaıyf?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «Kim sapıklık içinde ise, çok esirgeyici Allah, ona istediği kadar mühlet versin; nihayet va'dolundukları şeyi, ya azabı yada kıyameti gördükleri zaman kimin mevkisinin daha kötü ve iradesinin daha zayıf olduğunu bilecekler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlara de ki: «Kim sapıklık içinde ise, Rahmân ona mal ve evlatça ziyadelik ve azgınlığında mühlet verir. Nihayet kendilerine vaad edilen azabı, yahut kıyamet günü cehennemi gördükleri vakit, artık bilecekler kimin mevkii daha fena ve yardımcıları daha zayıfmış.


    Fizilal-il Kuran : Onlara de ki; «rahmeti bol olan Allah sapık yolda olanlara ne kadar geniş maddi imkân verirse versin, sonunda tehdit edildikleri somut azab ile ya da kıyamet günü ile yüzyüze geldiklerinde nasıl olsa kimin sosyal konumunun daha düşük ve kimin askeri gücünün daha zayıf olduğunu öğreneceklerdir.»


    Gültekin Onan : De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman, ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine vaadedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.


    Hasan Basri Çantay : De ki: «Kim sapıklık içinde ise çok esirgeyici (Allah), onu (n dünyalığını ve ipini) uzatdıkca uzatır. Nihayet va'd olunageldikleri şeyleri — ya azabı, yahud kıyameti — gördükleri zaman artık kimin yeri daha kötü, kimin cemâati (ve yardımcıları) daha zaîf imiş, bileceklerdir.


    Hayrat Neşriyat : De ki: 'Kim dalâlette ise, o takdirde Rahmân ona ne kadar mühlet verirse versin; nihâyet kendilerine va'd edileni, ya (dünyadaki) azâbı ya da kıyâmeti gördükleri zaman, artık kimin yer cihetiyle daha kötü ve tarafdarca daha zayıf olduğunu yakında bileceklerdir.'


    İbni Kesir : De ki: Rahman; sapıklıkta olanın günlerinin uzunluğunu uzattıkça uzatır. Nihayet tehdit edildikleri azabı veya kıyamet gününü gördükleri zaman; kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bileceklerdir.


    Muhammed Esed : De ki: "Kim ki sapıklık içinde yaşıyorsa, sınırsız rahmet Sahibi onun ömrünü, yaşama imkanını çekip uzatabilir!" (Ve bırak ne söyleyeceklerse söylesinler,) ta ki, önceden uyarıldıkları (bu dünyadaki) azabı, ya da Son Saat(in gelip çatmasını) görünceye kadar: Çünkü o zaman (bu iki insan topluluğundan) varılacak yer olarak hangisinin daha kötü, destek ve dayanak olarak hangisinin daha zayıf olduğunu anlayacaklar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki: «Her kim sapıklık içinde ise onun için Rahmân uzattıkça uzatsın (onlara dilediklerini versin) ne ehemmiyeti var! Vaktâ ki, vaadolunduklarını, ya azabı veya Kıyamet gününü görürler, artık mekanca daha şerli ve yardımcılarca daha zayıf kim olduğunu bilmiş olacaklardır.»


    Ömer Öngüt : De ki: “Kim sapıklık içinde ise, Rahman onun günlerini uzattıkça uzatsın! Nihayet kendilerine vaad edilen azabı, ya da kıyamet gününü gördükleri zaman, kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha zayıf olduğunu bileceklerdir!”


    Şaban Piriş : De ki: -Rahman, sapıklıkta olan kimseye arttırdıkça artırır. Sonunda vaat olundukları azabı veya kıyameti gördükleri zaman kimin yerinin daha kötü, kimin ordusunun daha zayıf olduğunu bileceklerdir.


    Suat Yıldırım : De ki: Dini inkâr edenlere Rahman biraz mühlet versin, bundan ne çıkar? Ama işin sonunda, onlar kendilerine vâd olunan azabı veya kıyameti görünce işte o zaman öğrenecekler: kimmiş mevkii daha düşük ve kimmiş asker ve maiyyeti daha zayıf!


    Süleyman Ateş : De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahmân ona süre versin (ne çıkar). Nihâyet va'dedildiklerini -azâbı veya (Duruşma) sâ'ati(ni)- gördükleri zaman, kimin yerce daha kötü ve adamca daha zayıf olduğunu bileceklerdir.


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.


    Ümit Şimşek : De ki: Sapıklıkta olana Rahmân ne kadar mühlet verirse versin; kendilerine vaad olunan şeyi-ister azap olsun, ister kıyamet-gördüklerinde öğrenecekler kimin mevkii daha kötü, kimin ordusu daha zayıfmış!


    Yaşar Nuri Öztürk : De ki: "Her kim sapıklıkta ise Rahman ona iyice süre versin. Nihayet, kendilerine vaat edileni, azabı veya kıyametin kopuşunu gördüklerinde mekânca daha kötü, taraflarca daha zayıf olanın kim olduğunu bilecekler."
     



  16. وَيَزِيدُ اللَّهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَّرَدًّا




    Ve yezîdullâhullezînehtedev hudâ(huden), vel bâkıyâtus sâlihâtu hayrun inde rabbike sevâben ve hayrun mereddâ(meredden).




    1. ve : ve

    2. yezîdu allâhu : Allah artırır

    3. ellezîne : onlar

    4. ihtedev : hidayete erdi, hidayet üzere oldu, hidayette oldu

    5. huden : hidayet

    6. ve el bâkıyâtu es sâlihâtu : ve bâki olan salih ameller

    7. hayrun : daha hayırlı

    8. inde rabbi-ke : Rabbinin katında, indinde

    9. sevâben : sevap olarak

    10. ve hayrun : ve daha hayırlı

    11. meredden : dönen, karşılığı olan







    İmam İskender Ali Mihr : Ve Allah, hidayette (hidayete ermiş) olanların hidayetini arttırır. Bâki olan salih ameller, Rabbinin indinde sevap bakımından daha hayırlıdır ve dönüş (karşılığı olan mükâfat) bakımından (da) daha hayırlıdır.


    Diyanet İşleri : Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve Allah, hidâyete erenlerin hidâyetini arttırdıkça arttırır ve ebedî kalacak iyi işler, Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlı.


    Adem Uğur : Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini artırır. Sürekli kalan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de âkıbetçe daha iyidir.


    Ahmed Hulusi : Allâh doğru yolda olanların hakikat bilgisini arttırır! İmanın gereği fiillerin getirileri Rabbinin indînde hem sevap olarak hem de sonucu itibarıyla, daha hayırlıdır.


    Ahmet Tekin : Allah, doğru, hak yolu, hayrı tercihe istekli olanların, tercih edenlerin, hak yolda, hayırlı yolda sebat edenlerin, hakkı, hayrı aydınlatıcı bilgilerini imandaki, hayırlı işlerdeki şevklerini artırır. Hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni temelli hayata geçirmenin, köklü müesseseler ve vakıflar kurmanın, hürriyetleri ve devletin bekasını teminat altına almanın Rabbin katında sevabı daha fazladır, elde etmek istediğiniz sonuçlar, varmak istediğiniz hedefler için bunlar, en hayırlı araçlar ve faaliyet alanlarıdır.


    Ahmet Varol : Allah hidayete erenlerin hidayetlerini artırır. Kalıcı olan iyi davranışlar ise Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.


    Ali Bulaç : Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.


    Ali Fikri Yavuz : Allah, hidayeti kabul edenlere, ziyade hidayet verir. Bakî kalacak olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, akıbet bakımından da daha hayırlıdır.”


    Bekir Sadak : Allah dogru yolda olanlarin dogrulugunu artirir. Baki kalacak yararli isler Rabbinin katinda sevap olarak da daha iyidir, sonuc olarak da daha iyidir.


    Celal Yıldırım : Allah ise doğru yolu bulanların doğruyu bulma yeteneğini artırır. Baki kalacak iyi yararlı ameller ise Rabbın katında hemsevabça daha hayırlıdır, hem sonuçça daha hayırlıdır.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir.


    Diyanet Vakfi : Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini artırır. Sürekli kalan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de âkıbetçe daha iyidir.


    Edip Yüksel : ALLAH, doğru yolu seçenlerin hidayetini arttırır. Erdemli işler, Rabbinin katında ebedi olarak en iyi ödülü ve en iyi sonucu hakkeder.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hidâyeti kabul edenlere ise Allah daha ziyade hidayet verir ve bâki kalacak olan salih ameller rabbının ındinde sevabca da daha hayırlı akıbetçe de daha hayırlıdır


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hidayeti kabul edenlere ise, Allah daha çok hidayet verir. Kalıcı olan iyi ve yararlı işler Rabbinin katında hem sevap bakımından hem de sonuç bakımından daha hayırlıdır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah, hidayeti kabul edenlere, daha çok hidayet verir. Baki kalacak olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlıdır.


    Fizilal-il Kuran : Allah doğru yolda olanların sapmazlıklarını pekiştirir. Kalıcı iyi ameller, Rabb'in katında daha iyi ödül kazandırıcı ve daha mutlu akıbete erdiricidirler.


    Gültekin Onan : Tanrı, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.


    Hasan Basri Çantay : Allah, hidâyeti kabul edenlerin feyzini artırır. Bekaa bulacak iyi ameller Rabbinin nezdinde sevabca da hayırlıdır, aakıbetce de hayırlıdır.


    Hayrat Neşriyat : Allah ise, hidâyete erenleri hidâyet cihetiyle (daha da) artırır. Ve kalıcı olan sâlih ameller, Rabbinin katında sevabca da hayırlıdır, âkıbetce de hayırlıdır.


    İbni Kesir : Allah, hidayete erenlerin hidayetini artırır. Baki kalacak salih ameller Rabbının katında hem sevab olarak daha hayırlı, hem de netice olarak daha hayırlıdır.


    Muhammed Esed : Allah doğru yolu seçenleri daha derin bir doğru yol bilinci ile destekler; ve kalıcı mahsullere dönüşen dürüst ve erdemli davranışlar Rabbinin katında karşılık olarak (dünyevi kazançlardan) daha değerli ve sonuçları itibariyle daha verimlidir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Allah Teâlâ ihtida edenlere hidâyeti arttırır ve bâki olan sâlih ameller ise Rabbin nezdinde sevapça da hayırlıdır. Akibetçe de hayırlıdır.


    Ömer Öngüt : Allah hidayette bulunanların hidayetini artırır. Bâki kalacak sâlih ameller, Rabbinin katında hem sevap olarak daha iyidir, hem de netice olarak daha hayırlıdır.


    Şaban Piriş : Allah, doğru yola girenlerin hidayetini artırır. Kalıcı olan doğrular, Rabbinin katında hem sevapça hem de netice bakımından daha hayırlıdır.


    Suat Yıldırım : Allah hidâyeti kabul edip doğru yola gelenlerin ise feyizlerini artırır. Baki kalacak dürüst ve yararlı işler, Rabbinin nazarında hem mükâfat bakımından daha üstün, hem de âkıbet yönünden daha iyidir.


    Süleyman Ateş : Allâh, yola gelenlerin hidâyetini artırır. Kalıcı olan yararlı işler, Rabbinin yanında hem mükâfât bakımından daha iyidir, hem varılacak yer bakımından daha iyidir!


    Tefhim-ul Kuran : Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.



    Ümit Şimşek : Doğru yolda olanların ise Allah hidayetlerini arttırır. Bâki kalan güzel işler, Rabbinin katında hem ödül bakımından, hem de âkıbet itibarıyla daha üstündür.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah, doğru yolda olanların hidayetini artırır. Barışa ve hayra yönelik kalıcı işler, Rabbin katında sevapça daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır.
     


  17. أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا




    E fe raeytellezî kefere bi âyâtinâ ve kâle le ûteyenne mâlen ve veledâ(veleden).




    1. e fe raeyte : sen gördün mü

    2. ellezî kefere : inkâr eden kimseleri

    3. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi

    4. ve kâle : ve dedi

    5. le ûteyenne : elbette verilecektir

    6. mâlen : mal

    7. ve veleden : ve çocuk






    İmam İskender Ali Mihr : Öyleyse (hâlâ) âyetlerimizi inkâr ederek: “Bana mutlaka mal ve evlât verilecektir.” diyeni gördün mü?


    Diyanet İşleri : Âyetlerimizi inkâr edip “Bana elbette mal ve evlat verilecek!” diyen kimseyi gördün mü?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Gördün mü delillerimizi inkâr edeni ve elbette bana mal da verilecek, evlât da diyeni?


    Adem Uğur : (Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlât verilecek" diyen adamı gördün mü?


    Ahmed Hulusi : O işaretlerimizi inkâr eden ve: "Kesinlikle bana mal ve çocuk verilir" diyen kimseyi gördün mü?


    Ahmet Tekin : Âyetlerimizi inkâr edip, küfre saplanan ve:
    'Kesinlikle bana mal ve oğullar verilecek.' diyeni görüyor musun?


    Ahmet Varol : Şu ayetlerimizi inkâr eden ve: 'Bana elbette mal ve çocuklar verilecek' diyeni gördün mü?


    Ali Bulaç : Ayetlerimizi inkar edip, bana: "Elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?


    Ali Fikri Yavuz : Şimdi şu âyetlerimizi inkâr eden ve “Elbette bana mal ve evlâd verilecektir,” diyen adamı (As İbni Vail’i) gördün mü? (Ashabdan Habbab’ın (r.a.), kâfirlerden As İbni Vail’de alacağı vardı. Bu alacağını istemeğe gittiği zaman, As: “- Peygambere küfretmedikçe sana ödemem.” dedi. Habbab (r.a.) da “Ebediyyen ben ona küfretmem.” dedi. Bunun üzerine As: “- O halde, dirildiğim zaman, kıyamette bana gelirsin, orada benim malım ve evlâdım olacak, sana veririm.” söyledi. İşte geçen âyeti kerime, bu hâdise üzerine nâzil olmuştur.)


    Bekir Sadak : Ayetlerimizi inkar eden ve «bana elbette mal ve cocuk verilecektir» diyeni gordun mu?


    Celal Yıldırım : Âyetlerimizi inkâr edip, «bana elbette mal ve çocuk verilecektir» diyeni gördün mü ?


    Diyanet İşleri (eski) : Ayetlerimizi inkar eden ve 'bana elbette mal ve çocuk verilecektir' diyeni gördün mu?


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve «Muhakkak surette bana mal ve evlât verilecek» diyen adamı gördün mü?


    Edip Yüksel : Ayetlerimizi reddeden ve, 'Bana mal ve çocuk verilecek!,' diyeni gördün mü?


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şimdi şu küfredip de bana muhakkak mal ve veled verilecek diyen herifi gördün mü?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şimdi şu küfredip de: «Bana muhakkak mal ve evlat verilecektir.» diyen herifi gördün mü?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Şimdi âyetlerimizi inkâr eden ve «Elbette bana mal ve evlat verilecektir.» diyen adamı gördün mü?


    Fizilal-il Kuran : Ey Muhammed, şu ayetlerimizi inkâr eden ve «Bana kesinlikle mal ve evlat verilecek» diyen adamı gördün mü?


    Gültekin Onan : Ayetlerimize küfredip "bana elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?


    Hasan Basri Çantay : (Şu) âyetlerimizi (inkâr ile) kâfir olan ve «Bana elbette mal ve evlâd verilecekdir» diyen adamı gördün mü?


    Hayrat Neşriyat : (Ey Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve: 'Elbette bana mal ve evlâd verilecektir' diyen kimseyi gördün mü?


    İbni Kesir : Ayetlerimizi inkar eden; bana elbette mal ve çocuk verilecektir, diyeni gördün mü?


    Muhammed Esed : Mesajlarımızı inkara şartlanmış olan ve "Şüphesiz, bana mal mülk ve evlat verilecektir" diyen kimseyi hiç düşündün mü?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Gördün mü o kimseyi ki, Bizim âyetlerimizi inkâr etti ve dedi ki: «Elbette bana mal ve veled verilecektir.»


    Ömer Öngüt : Resulüm! Âyetlerimizi inkâr eden ve: “Bana elbette mal ve evlat verilecektir. ” diyen adamı gördün mü?


    Şaban Piriş : Ayetlerimizi kabul etmeyenleri gördün mü? -Bana mal ve çocuk verilecek, diyor.


    Suat Yıldırım : Baksana şu âyetlerimizi inkâr edip: "Mutlaka malım mülküm de olacak, çoluk çocuğum da olacak!" diyen adamın haline!


    Süleyman Ateş : Âyetlerimizi inkâr edip: "Bana mal ve evlâd verilecek" diyen adamı gördün mü?


    Tefhim-ul Kuran : Ayetlerimizi inkâr edip, bana: «Elbette mal ve çocuklar verilecektir» diyeni gördün mü?


    Ümit Şimşek : Gördün mü âyetlerimizi inkâr edip de 'Bana servet ve evlât verilecek' diyeni?


    Yaşar Nuri Öztürk : Ayetlerimizi inkâr edip, "Bana mal da evlat da kesinlikle verilecek." diyeni gördün mü?
     


  18. أَاطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا




    Ettalaal gaybe emittehaze inder rahmâni ahdâ(ahden).




    1. ettalaa (e ıttalaa) : muttali mi oldu, görüp bildi mi

    2. el gaybe : gayba, bilinmeyene

    3. emittehaze (em ittehaze) : veya, yoksa ..... mı edindi (yaptı)

    4. inde er rahmâni : Rahmân'ın katında

    5. ahden : ahd






    İmam İskender Ali Mihr : O, gayba muttali mi oldu (o, gaybı görüp bildi mi, vakıf mı oldu)? Yoksa Rahmân'ın indinde (huzurunda) bir ahd mi aldı?


    Diyanet İşleri : Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân’dan bir söz mü almış?


    Abdulbaki Gölpınarlı : Gizli olan bir şeyi mi anlamış, yoksa rahmandan bir söz mü almış?


    Adem Uğur : O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?


    Ahmed Hulusi : Gayba ait bilgisi mi oldu yoksa Rahman'ın indînde bir söz mü edindi?


    Ahmet Tekin : O, bilgi alanı ötesine, gayba mı vâkıf oldu, yoksa Rahmet sahibi Rahman olan Allah katından bir söz, bir taahhüt mü aldı?


    Ahmet Varol : Gaybden haberdar mı oldu yoksa Rahman'ın katından bir ahid mi aldı?


    Ali Bulaç : O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman (olan Allah)ın katında(n) bir ahid mi aldı?


    Ali Fikri Yavuz : O, gayba muttali mi olmuş, yoksa Rahman’ın huzurunda bir söz mü almış?


    Bekir Sadak : O gorulmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katindan bir soz mu almistir?


    Celal Yıldırım : Gaybı mı biliyor, yoksa Rahmân'ın katından bir söz mü almıştır?


    Diyanet İşleri (eski) : O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır?


    Diyanet Vakfi : O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?


    Edip Yüksel : Geleceğin bilgisine mi sahip oldu? Yoksa Rahman'dan bir söz mü aldı?


    Elmalılı Hamdi Yazır : Gaybe muttali' mi olmuş? Yoksa rahmanın huzurunda bir ahid mi almış?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O, gayba vakıf mı olmuş yoksa esirgemesi çok olan Allah'ın katında bir söz mü almış?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O (kâfir), gaybı mı bildi? Yoksa Rahmân (olan Allah) katından bir söz mü aldı?


    Fizilal-il Kuran : Gaybın bilgisi mi önüne açıldı, yoksa rahmeti bol olan Allah'dan kesin söz mü aldı?


    Gültekin Onan : O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahmanın katında(n) bir ahid mi aldı?


    Hasan Basri Çantay : O, gayba mı vaakıf, yoksa çok esirgeyici (Allah) nezdinde bir ahid mi edinmiş?


    Hayrat Neşriyat : (O,) gayba mı muttali' oldu (onu bildi), yoksa Rahmân’ın katından bir söz mü aldı?


    İbni Kesir : O, görülmeyeni mi biliyor yoksa Rahman katından bir söz mü almış?


    Muhammed Esed : Yoksa o beşeri algı ve tasavvurların ulaşamayacağı bir görüş alanına mı erişti; yahut sınırsız rahmet Sahibi'yle bir sözleşme mi yaptı?


    Ömer Nasuhi Bilmen : Gayba vakıf mı olmuş, yoksa Rahmân'ın nezdinde bir ahd mi edinmiş?


    Ömer Öngüt : O gaybı mı biliyor, yoksa Rahman'ın katından bir söz mü almıştır?


    Şaban Piriş : O gaybı mı biliyor, yoksa Rahman’dan bir söz mü almış?


    Suat Yıldırım : Ne o, bu adam gaybı öğrenmenin yolunu mu buldu, yoksa Rahman’dan kesin bir söz mü aldı?


    Süleyman Ateş : Gaybe mi çık(ıp bak)tı, yoksa Rahmân'ın huzûrunda bir söz mü aldı (Allâh ile bir andlaşma mı yaptı)?


    Tefhim-ul Kuran : O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman (olan Allah) ın katında(n) bir ahid mi aldı?


    Ümit Şimşek : O gayba mı ulaştı, yoksa Rahmân'dan bir söz mü aldı?


    Yaşar Nuri Öztürk : Bu adam gaybı mı öğrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı?
     


  19. كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا




    Kellâ, se nektubu mâ yekûlu ve nemuddu lehu minel azâbi meddâ(medden).




    1. kellâ : hayır, asla, öyle değil

    2. se nektubu : biz yazacağız (yazıyoruz)

    3. mâ yekûlu : söylediği şeyleri

    4. ve nemuddu : ve biz uzatacağız

    5. lehu : onun için, ona

    6. min el azâbi : (azaptan) azabı

    7. medden : uzatarak






    İmam İskender Ali Mihr : Hayır, öyle değil! Onun söylediklerini yazacağız. Ve ona, azabı uzattıkça uzatacağız.


    Diyanet İşleri : Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!


    Abdulbaki Gölpınarlı : Hâşâ söylediğini yazarız onun ve azâbını uzattıkça uzatırız.


    Adem Uğur : Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.


    Ahmed Hulusi : Hayır! Biz onun söylediğini kaydedeceğiz ve onun için azabını, uzattıkça uzatacağız.


    Ahmet Tekin : Kesinlikle hayır. Biz onun söylediklerini kaydedeceğiz. Onun azâbını uzattıkça uzatacağız.


    Ahmet Varol : Asla! Biz onun dediğini yazacak ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.


    Ali Bulaç : Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.


    Ali Fikri Yavuz : Hayır, öyle değil, biz onun dediğini yazacağız ve azabını da çoğalttıkça çoğaltacağız.


    Bekir Sadak : Hayir, soyledigini yazacagiz ve onun azabini uzattikca uzatacagiz.


    Celal Yıldırım : Hayır, onun söylediğini yazacağız ve azabı ondan yana uzattıkça uzatacağız.


    Diyanet İşleri (eski) : Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız.


    Diyanet Vakfi : Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.


    Edip Yüksel : Hayır. Söylediklerini kaydedeceğiz ve cezasını arttıracağız.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hayır biz onun dediğini yazacağız ve kendisine azâbdan bir med çekeceğiz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hayır! Biz onun dediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hayır, asla öyle değil; biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını çoğalttıkça çoğaltacağız.


    Fizilal-il Kuran : Hayır, öyle bir şey yok. Onun söylediklerini yazacağız ve uğrayacağı azabı alabildiğine arttıracağız.


    Gültekin Onan : Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.


    Hasan Basri Çantay : Hayır, öyle değil. Biz onun söyleyegeldiği (sözü) yazar, azabını da uzatdıkca uzatırız.


    Hayrat Neşriyat : Hayır! (Biz) onun söylemekte olduğu şeyleri yazacağız ve kendisine olan azâbı(hiç bitmemek üzere artırarak) uzattıkça uzatacağız!


    İbni Kesir : Hayır, onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.


    Muhammed Esed : Asla! Biz onun (bu) söylediğini kaydedeceğiz ve onun (ahirette çekeceği) azabın süresini uzatacağız;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Hayır öyle değil, ne diyeceğini elbette yazacağız ve onun için azabı arttırdıkça arttıracağız.


    Ömer Öngüt : Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.


    Şaban Piriş : Hayır ne dediğini yazacağız ve ona azabı artırdıkça artıracağız.


    Suat Yıldırım : Asla! İşte onun bu sözünü deftere kaydedeceğiz ve azabını da artırdıkça artıracağız.


    Süleyman Ateş : Hayır (yanılıyor), biz onun dediğini yazacağız ve onun için azâbı uzattıkça uzatacağız.


    Tefhim-ul Kuran : Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.


    Ümit Şimşek : Hâşâ! Söylediği şeyi yazacak ve azabını da arttırdıkça arttıracağız.


    Yaşar Nuri Öztürk : Hayır, hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.
     


  20. وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا




    Ve nerisuhu mâ yekûlu ve ye’tînâ ferdâ(ferden).




    1. ve nerisu-hu : ve ona varis olacağız

    2. mâ yekûlu : söyledikleri şey(ler)

    3. ve ye'tî-nâ : ve bize gelir

    4. ferden : fert olarak (tek başına, hiçbir şeysiz)






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onun söylediği şeylere, Biz varis olacağız. Ve o, Bize fert olarak (tek başına, mal ve evlâdı olmaksızın) gelecek.


    Diyanet İşleri : Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Söylediği şeylere biz mîrasçı oluruz ve o bize yapayalnız gelir.


    Adem Uğur : Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir.


    Ahmed Hulusi : Dediklerini yitirir de, biz onun vârisi oluruz. . . Ve o, bize tek başına gelir.


    Ahmet Tekin : O söylediği şeyleri elinden alacağız, ona biz vâris olacağız, bakî olan biziz. Bize tek başına gelecek.


    Ahmet Varol : Söylediklerine biz varis oluruz ve o bize tek başına gelir. [6]


    Ali Bulaç : Onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir.


    Ali Fikri Yavuz : O söylediği (mal ve evlâd gibi) şeyleri de hep elinden alacağız ve o, tek başına bize gelecektir.


    Bekir Sadak : Bahsettikleri seyler Bize kalacaktir, kendisi Bize tek olarak gelecektir.


    Celal Yıldırım : Onun söyledikleri şeye biz mîrascı olacağız ve o yalnız başına bize gelecektir.


    Diyanet İşleri (eski) : Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir.


    Diyanet Vakfi : Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir.


    Edip Yüksel : Sözünü ettikleri bize kalacak ve bize yalnız gelecektir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve o söylediği şeyleri hep elinden alacağız da o bize tek başına gelecek


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve o söylediği şeyleri hep elinden alacağız da o, Bize tek başına gelecektir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O söylediği (mal ve evlat gibi) şeyleri de hep elinden alacağız ve o, tek başına bize gelecektir.


    Fizilal-il Kuran : Sözünü ettiği malı ve evladı bize kalacak da kendisi yalnız başına huzurumuza gelecektir.


    Gültekin Onan : Onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir.


    Hasan Basri Çantay : Onun söyler olduğuna biz mîrascı olacağız ve o, bize tek başına gelecekdir.


    Hayrat Neşriyat : Ve o söylemekte olduğu şeylere (mal ve evlâda, biz) vâris olacağız ve (kendisi de)bize yalnız olarak gelecektir.


    İbni Kesir : Onun söylemekte olduğuna Biz, mirasçı olacağız. Kendisi Bize tek olarak gelecektir.


    Muhammed Esed : ve onun (bu) söylediğini geri bırakacağız; çünkü o (Hesap Günü'nde) tek başına huzurumuza çıkacaktır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onun dediklerine Biz varis olacağız ve o Bize tek başına gelecektir.


    Ömer Öngüt : Onun dediğine biz vâris oluruz ve o bize tek başına yapayalnız gelir.


    Şaban Piriş : Onun dediği bize kalacak, o tek başına bize gelecektir.


    Suat Yıldırım : O sözünü ettiği mal ve evlada Biz vâris olacağız, nesi var nesi yoksa Bize kalacak ve o, huzurumuza tek başına (ilk yarattığımız gibi mal ve mülkten, makam ve mevkiden hatta elbiseden bile soyunmuş olarak çırılçıplak) gelecektir.


    Süleyman Ateş : O dediği(malı ve evlâdı)na biz vâris olacağız (nesi varsa hepsi bize kalacak) ve o, bize tek başına gelecek (yanında ne malı, ne de evlâdı olmayacak).


    Tefhim-ul Kuran : Onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir.


    Ümit Şimşek : Söylediği şey Bize kalacak; o ise huzurumuza tek başına gelecektir.


    Yaşar Nuri Öztürk : O dediklerine biz vâris olacağız. Kendisi bir başına bize gelecek.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş