Kuran-ı Kerim MERYEM Suresi Türkçe Meali ve arapcası, Meryem Suresiyle İlgili açıklamalar, Kuranı Ke

goktepeli26 7 Haz 2013



  1. كهيعص

    Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






    İmam İskender Ali Mihr : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.





    Diyanet İşleri : Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kâf hâ yâ ayn sâd.


    Adem Uğur : Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.


    Ahmed Hulusi : Kâf, Ha, Ya, Ayn, Sad.


    Ahmet Tekin : Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.


    Ahmet Varol : Kaf. Ha. Ya. Ayn. Sad


    Ali Bulaç : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.


    Ali Fikri Yavuz : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd


    Bekir Sadak : Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.


    Celal Yıldırım : Kâf - Hâ - Yâ - Ayn - Sâd.


    Diyanet İşleri (eski) : Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.


    Diyanet Vakfi : Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.


    Edip Yüksel : K. H. Y. 'A. SS. (Kef Ha Ya 'Ayn Sad)


    Elmalılı Hamdi Yazır : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.


    Fizilal-il Kuran : Kâf, ha, ya, ayn, sad


    Gültekin Onan : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.


    Hasan Basri Çantay : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Saad.


    Hayrat Neşriyat : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.


    İbni Kesir : Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.


    Muhammed Esed : Kaf-Ha-Ya-'Ayn-Sad.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Kâf, Hâ, yâ, Ayn, Sâd.


    Ömer Öngüt : Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.


    Şaban Piriş : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.


    Suat Yıldırım : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.


    Süleyman Ateş : Kâf hâ yâ 'ayn sâd.


    Tefhim-ul Kuran : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.


    Ümit Şimşek : Kâf hâ yâ ayn sâd.


    Yaşar Nuri Öztürk : Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  2. ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا




    Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ.




    1. zikru rahmeti : rahmetin zikri

    2. rabbi-ke : senin Rabbin

    3. abde-hu : onun kulu

    4. zekeriyyâ : Zekeriya





    İmam İskender Ali Mihr : (Bu sure), senin Rabbinin, kulu Zekeriya (A.S)'a rahmetinin zikridir (kıssasıdır).


    Diyanet İşleri : Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bu, kulu Zekeriyya'ya Rabbinin rahmetini anıştır.


    Adem Uğur : (Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.


    Ahmed Hulusi : Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya rahmetini hatırla (zikret).


    Ahmet Tekin : Bu, Rabbini ilâh tanıyan, candan müslüman olarak Rabbine bağlanan, saygılı kulu Zekeriyyâ’yı Rabbinin rahmetine mazhar ettiğinin anlatıldığı bir sûredir.


    Ahmet Varol : Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.


    Ali Bulaç : (Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.


    Ali Fikri Yavuz : Bu sana okuyacağımız âyetler, Rabbinin kulu Zekeriyya’ya olan rahmetini bir anıştır.


    Bekir Sadak : Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadir.


    Celal Yıldırım : Bu, Rabbın rahmetini kulu Zekeriyyâ'ya artmasıdır.


    Diyanet İşleri (eski) : Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır.


    Diyanet Vakfi : (Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.


    Edip Yüksel : Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya olan rahmetini anıştır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Rabbının rahmetini bir anış Zekerriya kuluna


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bu, Rabbinin Zekeriyya kuluna olan rahmetini, bir anıştır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya olan rahmetini anmadır.


    Fizilal-il Kuran : Bu ayetlerde Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya yönelik rahmeti anlatılıyor.


    Gültekin Onan : (Bu,) rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.


    Hasan Basri Çantay : (Bu), kulu Zekeriyyâye Rabbinin rahmetini anışdır.


    Hayrat Neşriyat : (Bu okunacak olan âyetler) Rabbinin, kulu Zekeriyyâ’ya olan rahmetinin anılmasıdır.


    İbni Kesir : Rabbının, kulu Zekeriyya'ya rahmetinin zikri.


    Muhammed Esed : Kulu Zekeriya'ya Rabbinin bahşettiği rahmeti dile getiren bir anma(dır), bu:


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Bu) Rabbin rahmetiyle kulu Zekeriya'yı anmasıdır.


    Ömer Öngüt : Bu, Zekeriyâ kuluna Rabbinin rahmetini bir anıştır.


    Şaban Piriş : Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya rahmetinin zikridir.


    Suat Yıldırım : Bu, Senin Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya olan lütuf ve ihsanının anlatımıdır.


    Süleyman Ateş : Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyyâ'ya rahmetini anıştır.


    Tefhim-ul Kuran : (Bu,) Rabbinin kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.


    Ümit Şimşek : Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin yâdıdır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Rabbinin rahmetinin, Zekeriyya kuluna anılışıdır bu...
     


  3. إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاء خَفِيًّا



    İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ(hafiyyen).




    1. iz : olduğu zaman, olmu؛tu

    2. nâdâ : seslendi, çağırdı, nida etti

    3. rabbe-hu : onun Rabbi, kendi Rabbi

    4. nidâen : seslenerek

    5. hafiyyen : gizlice, sessizce





    İmam İskender Ali Mihr : O, gizlice seslenerek, Rabbine nida etmi؛ti.


    Diyanet İ؛leri : Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmı؛tı.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : Hani o, gizlice Rabbine niyâz etmi؛ti de.


    Adem Uğur : Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmi؛ti:


    Ahmed Hulusi : Hani O, Rabbine derûnundan yِnelmi؛ti.


    Ahmet Tekin : Hani, Zekeriyyâ, Rabbine, kimseye duyurmadan, yürekten niyaz etmi؛ti.


    Ahmet Varol : O, Rabbine gizli bir sesleni؛le yalvarmı؛tı.


    Ali Bulaç : Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman;


    Ali Fikri Yavuz : O, Rabbine gizlice yalvardığı zaman,


    Bekir Sadak : O Rabbine icinden yalvarmisti.


    Celal Yıldırım : Hani bir vakit o, Rabbine gizli bir sesleni؛le seslenmi؛ti de,


    Diyanet İ؛leri (eski) : O Rabbine içinden yalvarmı؛tı.


    Diyanet Vakfi : Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmi؛ti:


    Edip Yüksel : Rabbine gizli bir yalvarı؛la seslenmi؛ti


    Elmalılı Hamdi Yazır : O vakıt ki rabbına nida etmi؛ti, gizli bir nida


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : Bir zaman, Rabbine gizli bir sesle yalvarmı؛tı.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Bir zamanlar o, Rabbine gizlice (içinden) yalvarmı؛tı.


    Fizilal-il Kuran : Hani O, Rabbine içinden yalvarmı؛.


    Gültekin Onan : Hani o, rabbine gizlice seslendiği zaman;


    Hasan Basri اantay : O, Rabbine gizlice niyaz etdiği zaman,


    Hayrat Ne؛riyat : Hani (o,) gizli bir sesleni؛le Rabbine nidâ etmi؛ti (yalvarmı؛tı).


    İbni Kesir : Hani o; Rabbına içinden yalvarmı؛tı.


    Muhammed Esed : Hani o, ta içinden Rabbine seslenerek


    ضmer Nasuhi Bilmen : O vakit ki, Rabbine gizlice bir dua ile duada (niyazda) bulunmu؛tu.


    ضmer ضngüt : Zekeriyâ gizli bir sesleni؛le Rabbine yalvarmı؛tı.


    ھaban Piri؛ : Hani o, Rabbine gizlice yalvarmı؛tı.


    Suat Yıldırım : O Rabbine gizlice seslenip ؛ِyle niyaz etmi؛ti:


    Süleyman Ate؛ : O, Rabbine gizli bir sesleni؛le yalvarmı؛tı:


    Tefhim-ul Kuran : Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman.


    ـmit ھim؛ek : Hani o Rabbine içinden yalvararak seslenmi؛ti.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Hani o, Rabbine gizli bir sesle seslenmi؛ti de,
     


  4. قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُن بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا





    Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ(şakıyyen).




    1. kâle : dedi

    2. rabbî : Rabbim

    3. in-nî : muhakkak ben

    4. vehene : zayıfladı, güçsüzleşti

    5. el azmu : kemik

    6. min-nî : benden (benim)

    7. ve işteale : ve tutuştu, yayıldı

    8. er re'su : baş

    9. şeyben : ağararak (saçın ağarması)

    10. ve lem ekun : ve ben olmadım

    11. bi duâi-ke : sana dua etmek ile

    12. rabbî : Rabbim

    13. şakıyyen : şâkî






    İmam İskender Ali Mihr : (Zekeriya A.S): “Rabbim, gerçekten ben (zayıfladım) ve benim kemiklerim (de) zayıfladı ve başım (saçlarım) ağardı. Ve Rabbim, ben Sana dua ederek şâkî olmadım.” dedi.


    Diyanet İşleri : O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Demişti ki: Rabbim, kemiklerim bile incelip zayıfladı, saçım sakalım ağardı, parıl parıl parlamada başım sanki ve sana ne duâ etmişsem mahrûm olmadım ben.


    Adem Uğur : Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.


    Ahmed Hulusi : "Rabbim. . . Gerçek ki, kemiklerim gevşedi, saçlarım ağarıp bembeyaz oldu! Rabbim, sana dua edip de hiç hüsrana uğramadım. . . "


    Ahmet Tekin : 'Rabbim, benim kemiklerim, zayıflayıp gevşedi. Saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana ettiğim dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.' dedi.


    Ahmet Varol : Demişti ki: 'Rabbim! Doğrusu benim kemiklerim zayıfladı, başım iyice ağardı. Rabbim! Ben sana dua etmekle de hiç mahrum olmadım,


    Ali Bulaç : Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım."


    Ali Fikri Yavuz : Şöyle demişti: “-Ey Rabbim, doğrusu ben (o kimseyim ki), benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başımın saçı bembeyaz alev gibi tutuştu. Sana dua etmekle de ey Rabbim, hiç bir zaman mahrum olmadım.


    Bekir Sadak : soyle demisti: «Rabbim! Gercekten kemiklerim zayifladi, saclarim agardi. Rabbim! Sana yalvarmakla simdiye kadar bedbaht olup bir seyden mahrum kalmadim.»


    Celal Yıldırım : «Ey Rabbim ! Kemiklerim gerçekten iyice zayıfladı ve başımdaki saçlarım da aklaşıp alev alev tutuşurcasına ağardı. Rabbim ! Sana yalvarıp yakarmakta hiç de bedbaht olmadım.


    Diyanet İşleri (eski) : Şöyle demişti: 'Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım.'


    Diyanet Vakfi : Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.


    Edip Yüksel : 'Rabbim,' dedi, 'Vücudumdaki kemik gevşedi, başım ağarıp tutuştu. Sana yalvarışta, Rabbim, hiç bir vakit umut kesmedim.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Demişti: yarab işte ben artık kemik gevşedi benden, ve baş bembeyaz alev aldı, sana duâ ile ise rabbım hiç bir zaman bedbaht olmadım


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Demişti ki: «Ey Rabbim, gerçek şu ki, benim kemik(im) gevşedi, baş(ım) bembeyaz alev aldı (Saçlarım ağardı) ve sana (ettiğim) dua ile ise hiçbir zaman mutsuz olmadım ey Rabbim!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Şöyle demişti: «Ey Rabbim! Şüphesiz (artık öyle bir durumdayım ki) benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başım(ın saçı) bembeyaz alev gibi tutuştu. Sana dua etmekle de ey Rabbim, hiçbir zaman bedbaht olmadım.»


    Fizilal-il Kuran : Ve demişti ki; «Ey Rabbim, kemiklerim yıprandı, yaşlılık alevi başımı sardı. Şimdiye kadar sana dua edip de bedbaht olduğum hiç olmadı.»


    Gültekin Onan : Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım"


    Hasan Basri Çantay : Demişdi ki: «Ey Rabbim, hakıykat ben... Benim kemiğim yıpradı. Başımın saçı tutuşdu. Ey Rabbim, ben Sana düâ etme (m neticesinde) etmişsem bedbaht (ve mahrum) olmadım».


    Hayrat Neşriyat : Şöyle demişti: 'Rabbim! Gerçekten ben (o hâldeyim ki) kemik(lerim) benden gevşedi (zayıfladı); (ihtiyarlıktan) baş(ım), beyaz alev aldı (saçlarım ağardı); Rabbim! Sana duâ (etmek) ile hiçbir zaman mahrûm olmadım.'


    İbni Kesir : Ve demişti ki: Rabbım; gerçekten kemiklerim yıprandı, baş yaşlılık alevi ile tutuştu. Rabbım; şimdiye kadar sana yalvarmakla bir şeyden mahrum olmadım.


    Muhammed Esed : şöyle demişti: "Ey Rabbim! Doğrusu, artık kemiklerim gevşedi, saçlarım ağardı. Ama şimdiye kadar, ey Rabbim, Sana yönelttiğim duada cevapsız bırakıldığım hiç olmadı.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Demişti ki: «Yarabbi! Muhakkak benim kemiklerim zayıflaştı, başımın tüyü de tutuştu ve Rabbim! Sana ne dua ettim ise mahrum kalmadım.»


    Ömer Öngüt : Demişti ki: “Ey Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, baş ihtiyarlık aleviyle tutuştu, saçlarım ağardı. Ey Rabbim! Sana yalvarmak sayesinde şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım. ”


    Şaban Piriş : Rabbim, dedi şüphesiz kemiklerim zayıfladı, baş yaşlılık ateşiyle tutuştu. Rabbim, sana ettiğim dualarda hiç bir şeyden mahrum olmadım.


    Suat Yıldırım : "Ya Rabbî, iyice yaşlandım, kemiklerim zayıfladı, eridi, başımdaki saçlarım ağardı, beyaz alevler gibi tutuştu. Ya Rabbî, Sana her ne için yalvardıysam, asla mahrum kalmadım."


    Süleyman Ateş : "Rabbim, demişti, ben, bende kemik gevşedi; baş, ihtiyarlk aleviyle tutuştu. Rabbim, sana du'â ile hiçbir zaman bahtsız olmadım (her du'â ettikçe kabul buyurdun, beni istediğimden mahrum etmedin)."


    Tefhim-ul Kuran : Demişti ki: «Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım.»


    Ümit Şimşek : 'Rabbim,' demişti. 'Artık benim kemiklerim yıprandı; başım ihtiyarlık aleviyle tutuştu. Sana dualarımda da, ey Rabbim, mahrum kaldığım hiç olmadı.


    Yaşar Nuri Öztürk : Şöyle demişti: "Rabbim, işte karşındayım. Kemik gevşedi bende. İhtiyarlıktan başım beyaz alevle tutuştu. Sana yakarma konusunda ise Rabbim, hiç bedbaht olmadım."
     


  5. وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِن وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا




    Ve innî hıftul mevâliye min verâî ve kânetimreetî âkıran feheb lî min ledunke veliyyâ(veliyyen).




    1. ve in-nî : ve muhakkak ki ben

    2. hıftu : korktum

    3. el mevâliye : yakınlar (velâyet sahibi olanlar, benim soyumdan gelenler)

    4. min verâî : benim arkamdan, benden sonra

    5. ve kânet : ve oldu

    6. imreetî : benim kadınım

    7. âkıran
    (akere) : akir oldu, yaşlandı (yaşlılık sebebiyle çocuğu olma özelliği kesildi)
    : (kesti, sonuna geldi)

    8. fe : artık, bundan sonra, bu sebeple

    9. heb lî : bana bağışla

    10. min ledun-ke : senin katından

    11. veliyyen : bir dost, yardımcı






    İmam İskender Ali Mihr : Ve gerçekten ben, arkamdan (benden sonra) vali olanlar (benim soyumdan gelenler benim gibi davranmazlar diye) korktum. Ve benim kadınım (artık) akir oldu. Bu sebeple bana, Senin katından bir velî (dost, yardımcı, evlât) bağışla.


    Diyanet İşleri : (5-6) “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Benden sonra yerime geçecek, mîrâsıma konacak yakınlarımdan endişelenmekteyim, karım da kısır, sen bana katından bir oğul ihsân et de.


    Adem Uğur : Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.


    Ahmed Hulusi : "Muhakkak ki ben, arkamda kalacakların neler yapacağından korkarım. Karım ise zaten kısır! O hâlde ledünnünden bana bir velî hibe et. "


    Ahmet Tekin : 'Gerçekten ben, arkamdan, yerime geçecek ikinci, üçüncü derecedeki vârislerden endişedeyim. Karım da kısır, onun için katından bana bir veliaht ihsan et.' dedi.


    Ahmet Varol : Ve gerçekten ben arkamdan yerime geçecek yakınlarımdan korktum. Karım da kısırdır. Bana tarafından bir veli bağışla.


    Ali Bulaç : "Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et."


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek vârislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun için bana bir çocuk ihsan buyur,


    Bekir Sadak : (5-6) Dogrusu, benden sonra yerime gececek yakinlarimin iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karim da kisirdir. Katindan bana bir ogul bagisla ki, bana ve Yakub ogullarina mirasci olsun. Rabbim! Onun, rizani kazanmasini da sagla.»


    Celal Yıldırım : (5-6) Ve doğrusu arkamdan yerime geçeçek yakınlarımdan endişeliyim. Karım da kısır bulunuyor. Artık sen kendi katından bana da, Yâkub ailesine de vâris olacak bir velî (işleri senin adına yürütecek bir erkek evlâd) bağışla. Hem Rabbim! Onu rızana lâyık gör.» Demişti.


    Diyanet İşleri (eski) : (5-6) Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla.'


    Diyanet Vakfi : Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.


    Edip Yüksel : 'Bana bağımlı olanların benden sonraki durumundan endişeleniyorum. Karım da kısır. Katından bana bir kalıtçı bağışla.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bu halimle ben arkamdan yerime kalacak taallûkattan endişedeyim, hatunum da akîm bulundu, onun için bana bir veliy ihsan eyle


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ben bu halimle, arkamdan yerime geçecek olan akrabalardan endişeliyim. Karımda kısır bulunuyor, onun için bana bir dost ver!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek varislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun için katından bana bir çocuk ihsan et.»


    Fizilal-il Kuran : Benden sonra yerime geçecek yakınlarımdan yana endişeliyim. Eşim de çocuktan kesilmiştir. Bana kendi katından bir oğul bağışla.»


    Gültekin Onan : "Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et."


    Hasan Basri Çantay : «Hakıykat ben, arkamdan (yerime gelecek) akrabamdan endîşeye düşdüm. Karım da kısırdır. Binâen'aleyh bana tarafından (ve kendi sulbümden) bir velî, oğul ihsan et».


    Hayrat Neşriyat : 'Ve doğrusu ben, arkamdan (yerime geçecek) yakınlarımdan (din husûsunda)endişe ediyorum; hanımım da kısırdır; artık (sen) kendi katından bana bir halef (bir oğul)ihsân eyle!'


    İbni Kesir : Doğrusu ben; kendimden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Bana katından bir oğul bağışla.


    Muhammed Esed : Ve gerçek şu ki, ben göçüp gittikten sonra yakınlarım(ın yapacakların)dan kaygı duyuyorum; çünkü karım baştan beri kısırdı. Öyleyse, bana katından, benim yerimi alacak bir yardımcı bahşet


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ve ben arkamdan beni takibedecek akrabam (olmayışından)dan korkmaktayım, zevcem de kısırdır. Artık bana sen kendi tarafından bir oğul bağışla.»


    Ömer Öngüt : “Doğrusu ben, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. (Ne olur) tarafından bana bir veli (yerime geçecek bir oğul) bağışla!”


    Şaban Piriş : Ben arkamdan gelecek yakınlarım için endişeliyim. Karım ise kısır, bana bir evlat bağışla katından..


    Suat Yıldırım : (5-6) Doğrusu ben arkamdan yerime geçecek akrabamdan ötürü endişeliyim. Eşim de kısır! Bana lütf-u kereminden öyle bir vâris nasib et ki bana da, Yâkub hanedanına da vâris olsun. Onu, razı olacağın bir insan eyle ya Rabbî!"


    Süleyman Ateş : "Doğrusu ben arkamdan, yerime geçecek yakınlar(ımın iyi hareket etmeyecekler)inden korktum; karım da kısır. (Ne olur) katından bana yerime geçecek bir veli lutfet.


    Tefhim-ul Kuran : «Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın) dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et.»


    Ümit Şimşek : 'Arkamdan benim yerimi alacaklardan kaygılanıyorum. Eşim ise kısırdır. Sen bana yüce katından bir veli bağışla.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Ben, arkamdan gelecek yakınlarımdan endişe ediyorum. Karımsa kısır. O halde, katından bana bir dost bağışla;
     



  6. يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا




    Yerisunî ve yerisu min âli ya’kûbe vec’alhu rabbî radıyyâ(radıyyen).




    1. yerisu-nî : bana varis olsun

    2. ve yerisu : ve varis olsun

    3. min âli ya'kûbe : Yâkub'un ailesinden (ailesine)

    4. vec'al-hu : ve onu kıl

    5. rabbî : Rabbim

    6. radıyyen : razı olarak, razı olan






    İmam İskender Ali Mihr : Bana ve Yâkub (A.S)'ın ailesine varis olsun. Ve Rabbim, onu (Senden) razı (olan) kıl.


    Diyanet İşleri : (5-6) “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bana da mîrasçı olsun, Yakup soyuna da mîrasçı olsun ve Rabbim, onu, rızânı kazanmışlardan et.


    Adem Uğur : Ki o bana vâris olsun; Ya'kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!


    Ahmed Hulusi : "Ki bana da vâris olsun, Âl-i Yakup'a da vâris olsun. . . Rabbim onu rızanla yaşattıklarından eyle. "


    Ahmet Tekin : 'Bu çocuk benden sonra peygamberliğe ve devlete vâris olsun, böylece peygamberlikte ve devlette Yâkup soyuna da vâris olur. Rabbim, onu rızana mazhar et.' dedi.


    Ahmet Varol : Bana da Yakuboğullarına da mirasçı olsun. Rabbim! Onu hoşnutluğunu kazanan biri eyle!'


    Ali Bulaç : "Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl."


    Ali Fikri Yavuz : Ki bana da mirascı olsun, Yâkub ailesine de mîrascı olsun. Rabbim, sen onu (söz ve hareketleriyle) rızâna kavuştur.”


    Bekir Sadak : (5-6) Dogrusu, benden sonra yerime gececek yakinlarimin iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karim da kisirdir. Katindan bana bir ogul bagisla ki, bana ve Yakub ogullarina mirasci olsun. Rabbim! Onun, rizani kazanmasini da sagla.»


    Celal Yıldırım : (5-6) Ve doğrusu arkamdan yerime geçeçek yakınlarımdan endişeliyim. Karım da kısır bulunuyor. Artık sen kendi katından bana da, Yâkub ailesine de vâris olacak bir velî (işleri senin adına yürütecek bir erkek evlâd) bağışla. Hem Rabbim! Onu rızana lâyık gör.» Demişti.


    Diyanet İşleri (eski) : (5-6) Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla.'


    Diyanet Vakfi : Ki o bana vâris olsun; Ya'kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!


    Edip Yüksel : 'Bana ve Yakup boyuna varis olsun. Rabbim, onu beğendiğin biri yap.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ki hem benim mirasımı, hem Ya'kub henadanının mirasını ala, hem de onu rızaya mazhar kıl rabbım!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : ki, hem benim mirasçım, hem de Ya'kub ailesinin mirasçısı olsun. Hem de hoşnutluğuna onu kavuştur Rabbim!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ki bana da mirasçı olsun, Yakub ailesine de mirascı olsun. Rabbim, onu sen rızana kavuştur.»


    Fizilal-il Kuran : Bu oğul, benim ve Yakuboğullarının mirasını sürdürsün. Ya Rabbi, onu sevimli bir insan yap..


    Gültekin Onan : "Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl."


    Hasan Basri Çantay : «Ki bana da mîrascı olsun, Ya'kub haanedanına da mîrascı olsun. Rabbim Sen onu çok rızâ saahibi kıl».


    Hayrat Neşriyat : 'Ki (ilim ve nübüvvette) hem bana vâris olsun, hem de Ya'kub âilesine vâris olsun! Ve onu rızâya mazhar buyur ey Rabbim!' (dedi).


    İbni Kesir : Ki bana ve Yakuboğullarına mirasçı olsun. Rabbım; onu razı olunan kıl.


    Muhammed Esed : ki bana ve Yakub'un Evi'ne mirasçı olsun; ve Sen ey Rabbim, o'nu hoşnut olacağın (bir ahlak)la donat!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Hem bana vâris olsun hem de Yakub hânedanına vâris olsun ve Rabbim, O'nu indinde rızaya mazhar buyur.»


    Ömer Öngüt : “O bana ve Yakuboğullarına mirasçı olsun. Ey Rabbim! Onu beğendiğin bir insan yap, rızânı kazanmasını sağla. ”


    Şaban Piriş : Bana ve Yakup oğullarına mirasçı olsun. Rabbim onu razı olacağın bir kimse kıl.


    Suat Yıldırım : (5-6) Doğrusu ben arkamdan yerime geçecek akrabamdan ötürü endişeliyim. Eşim de kısır! Bana lütf-u kereminden öyle bir vâris nasib et ki bana da, Yâkub hanedanına da vâris olsun. Onu, razı olacağın bir insan eyle ya Rabbî!"


    Süleyman Ateş : "Ki, (o), bana ve Ya'kûb oğullarına mirâsçı olsun. Rabbim, onu beğendiğin bir insan yap."


    Tefhim-ul Kuran : «Bana mirasçı olsun, Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl.»


    Ümit Şimşek : 'Tâ ki bana ve Yakub ailesine vâris olsun. Rabbim, onu rızana erişen bir kul eyle.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Ki hem bana mirasçı olsun hem de Yakub hanedanına mirasçı olsun. Ve onu hoşnutluğunu kazanmış bir kul eyle, Rabbim."
     


  7. يَا زَكَرِيَّا إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيَى لَمْ نَجْعَل لَّهُ مِن قَبْلُ سَمِيًّا




    Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyâ(semiyyen).




    1. yâ zekeriyyâ : ey Zekeriya

    2. in-nâ : muhakkak biz

    3. nubeşşiru-ke : biz seni müjdeliyoruz

    4. bi gulâmin : bir oğlan çocuk ile

    5. ismu-hu : onun ismi

    6. yahyâ : Yahya

    7. lem nec'al : kılmadık, yapmadık

    8. lehu : onu

    9. min kablu : daha önce

    10. semiyyen : isimlendirerek (isimlendirme)






    İmam İskender Ali Mihr : Ey Zekeriya! Gerçekten Biz seni, ismi Yahya olan bir oğlan çocuk ile müjdeliyoruz. Onunla (o isimle) daha önce bir kimseyi isimlendirmedik.


    Diyanet İşleri : (Allah, şöyle dedi:) “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey Zekeriyya, biz seni müjdelemekteyiz, bir oğlun olacak, adı da Yahya'dır ve ondan önce bu adla adlanmış hiç kimseyi yaratmadık.


    Adem Uğur : (Allah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.


    Ahmed Hulusi : "Ey Zekeriya. . . Seni, kendisinin ismi Yahya olan bir erkek çocukla müjdeliyoruz. . . Daha önce Ona bir adaş da yapmadık (hiç kimseyi Yahya ismi ile isimlendirmedik). "


    Ahmet Tekin : Allah:
    'Ey Zekeriyyâ, seni Yahyâ isminde bir oğulla müjdeliyoruz. Bundan önce bu isimde birini, adaşını dünyaya getirmedik.' buyurdu.


    Ahmet Varol : 'Ey Zekeriyya! Seni adı Yahya olan bir oğlan çocukla müjdeliyoruz ki daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.'


    Ali Bulaç : (Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız."


    Ali Fikri Yavuz : (Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu); Ey Zekeriyya! Gerçekten biz sana bir oğul müjdeliyoruz ki, adı Yahya’dır; bundan önce ona hiç bir adaş yapmadık.


    Bekir Sadak : Allah: «Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oglani mujdeliyoruz. Bu adi daha once kimseye vermemistik» buyurdu.


    Celal Yıldırım : (Allah), «Ey Zekeriyyâ ! Doğrusu biz seni Yahya isminde bir oğlanla müjdeliyoruz ki bundan önce bu adı kimseye vermedik.»


    Diyanet İşleri (eski) : Allah: 'Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik' buyurdu.


    Diyanet Vakfi : (Allah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.


    Edip Yüksel : 'Zekeriyya, sana bir oğul müjdeleriz. İsmi Yahya'dır. Onun gibisini daha önce yaratmadık.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey Zekeriyya! Haberin olsun biz sana bir oğul tebşir ediyoruz, adı Yahya, bundan evvel hiç bir adaş yapmadık ona


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah: «Ey Zekeriyya, haberin olsun, Biz sana Yahya adında ve bundan önce kendisine hiçbir adaş yapmadığımız bir oğul müjdeliyoruz» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Allah şöyle buyurdu): «Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık.»


    Fizilal-il Kuran : Allah dedi ki; «Ya Zekeriyya, sana Yahya adında bir oğul müjdeliyoruz. Bu adı daha önce hiç kimseye vermemiştik.»


    Gültekin Onan : (Tanrı:) "Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız."


    Hasan Basri Çantay : (Allah buyurdu:) «Ey Zekeriyyâ, hakıykaten biz sana Yahya adında bir oğul müjdeleriz ki bundan evvel biz ona hiç bir (kimseyi) adaş yapmamışdık».


    Hayrat Neşriyat : (Allah şöyle buyurdu:) 'Ey Zekeriyyâ! Şübhesiz biz, seni bir oğul ile müjdeliyoruz ki onun adı Yahyâ’dır; daha önce ona hiç (kimseyi) adaş yapmadık.'


    İbni Kesir : Ey Zekeriyya; sana Yahya adında bir oğlan müjdeliyoruz. Daha önce bu adı hiç kimseye vermedik.


    Muhammed Esed : (Bunun üzerine melekler o'na seslendiler:) "Ey Zekeriya, ismi Yahya olan bir oğul müjdeliyoruz sana. (Ve Allah şöyle buyuruyor:) 'Daha önce hiç kimseye bu ismi vermemiştik".


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Allah buyurdu ki:) «Ey Zekeriya! Seni bir oğul ile müjdeleriz ki, adı Yahya'dır. Onun için evvelce (kimseyi) bir adaş kılmadık.»


    Ömer Öngüt : “Ey Zekeriyâ! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz, adı Yahyâ'dır. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik. ”


    Şaban Piriş : -Ey Zekeriyya, sana Yahya adında bir oğlan müjdeliyoruz. Daha önce hiç kimseyi bu isimle isimlendirmedik.


    Suat Yıldırım : "Zekeriyya!" buyurdu Allah. "Biz, sana adı Yahya olacak bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce, kimseyi ona adaş yapmadık (Bu adı alan olmadı)."


    Süleyman Ateş : (Allâh buyurdu): Ey Zekeriyyâ, biz sana bir oğul müjdeleriz, adı Yahyâ'dır. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık (ondan önce kimseye bu adı vermedik.)"


    Tefhim-ul Kuran : (Allah buyurdu:) «Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız.»


    Ümit Şimşek : 'Ey Zekeriya,' buyurdu Allah. 'Biz seni Yahyâ adında bir oğulla müjdeliyoruz ki, daha önce hiç kimseyi ona adaş yapmış değiliz.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz; adı Yahya, daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık.
     


  8. قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا




    Kâle rabbî ennâ yekûnu lî gulâmun ve kânetimreetî âkıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ(ıtiyyen).




    1. kâle : dedi

    2. rabbî : Rabbim

    3. ennâ : nasıl

    4. yekûnu lî : benim olur (olabilir)

    5. gulâmun : oğlan çocuğu

    6. ve kânet : ve oldu

    7. imreetî : benim kadınım

    8. âkıran : yaşlılık sebebiyle çocuğu olmayan (çocuğu olma özelliğinden kesilen)

    9. ve kad : ve olmuştu, oldu

    10. belagtu : ulaştım

    11. min el kiberi
    (el kebîru) : ihtiyarlıktan, ihtiyarlığa
    : (büyük, yaşlı, ihtiyar)

    12. ıtiyyen
    (atâ) : yaşlanarak
    : (haddi aştı, hududu geçti)






    İmam İskender Ali Mihr : (Zekeriya (A.S) şöyle) dedi: “Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve benim kadınım (artık) akir (kısır) oldu. Ben (de) yaşlanarak ihtiyarlığa ulaştım.”


    Diyanet İşleri : Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbim dedi, benim nasıl oğlum olabilir ki karım kısır ve ben de ömrümün sonlarına vardım, tamâmıyla ihtiyarladım.


    Adem Uğur : Zekeriyya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?


    Ahmed Hulusi : (Zekeriyya) dedi ki: "Rabbim, karım kısır ve ben de ihtiyarlıkta sınıra ulaşmış olduğum hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?"


    Ahmet Tekin : Zekeriyyâ:
    'Rabbim, karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'Ey Rabbim! Benim nasıl oğlum olur ki? Karım kısırdır, bense yaşlılığın son sınırına vardım.'


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım."


    Ali Fikri Yavuz : Zekeriyya dedi ki: “- Rabbim, benim nereden bir oğlum olacak? Hanımım kısır bulunuyor, ben de ihtiyarlığın son haddine vardım.”


    Bekir Sadak : Zekeriya: «Rabbim! Karim kisir, ben de son derece kocamisken nasil oglum olabilir?» dedi.


    Celal Yıldırım : Zekeriyyâ dedi ki: «Rabbim ! Benim nasıl oğlum olabilir ki karım kısırdır, ben de yaşlılığın son kertesine gelmiş bulunuyorum ?!»


    Diyanet İşleri (eski) : Zekeriya: 'Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?' dedi.


    Diyanet Vakfi : Zekeriyya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?


    Edip Yüksel : 'Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir? Karım kısır, bense alabildiğine yaşlıyım,' dedi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Dedi: Yarab! benim için bir oğul nereden olacak: hatunum akîm bulunuyor ben de ihtiyarlıktan kağşamak derecesine geldim


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Zekeriyya: «Ey Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir, karım kısır ben de yaşlılığın kağşamak derecesine (son haddine) varmışken!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Zekeriyya: «Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Zekeriyya dedi ki; «Benim nasıl oğlum olabilir. Eşim çocuktan kesildi, ben ise ileri derecede yaşlandım.»


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım."


    Hasan Basri Çantay : Dedi: «Rabbim, benim nasıl oğlum olur ki? Karım bir kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son haddine vermişimdir».


    Hayrat Neşriyat : (Zekeriyyâ) dedi ki: 'Rabbim! Hanımım kısır olduğu ve (ben de) gerçekten ihtiyarlığın son demine vardığım hâlde, benim için bir oğul, nasıl olur?'


    İbni Kesir : Rabbım; karım kısır ve ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olur ki? dedi.


    Muhammed Esed : (Zekeriya:) "Ey Rabbim!" dedi, "Karım kısır olduğu halde ve ben de yaşlanarak bütünüyle güçsüz bir duruma düşmüşken, benim nasıl oğlum olabilir ki?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dedi ki: «Yarabbi! Bana nereden bir oğul olabilir? Zevcem ise kısır olmuştur. Ben de ihtiyarlıktan son yaşa yetişmiş oldum.»


    Ömer Öngüt : Zekeriyâ: “Ey Rabbim! Benim nasıl oğlum olabilir? Karım kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım. ” dedi.


    Şaban Piriş : -Rabbim, dedi, nasıl benim bir çocuğum olabilir ki karım kısır ben ise son derece yaşlıyım?


    Suat Yıldırım : "Ya Rabbî, dedi, nasıl benim çocuğum olabilir ki eşim kısır, ben ise bir pîr-i faniyim!"


    Süleyman Ateş : (Zekeriyyâ): "Rabbim, dedi benim nasıl oğlum olur? Karım da kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım."


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım.»


    Ümit Şimşek : Zekeriya 'Nasıl oğlum olabilir ki?' dedi. 'Eşim kısır, ben de ihtiyarlığın son haddine varmış haldeyim.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Dedi: "Rabbim, benim için oğul nasıl söz konusu olur? Karım, doğurganlığını yitirmiştir, bense yaşlılığın gerçekten en ileri basamağına ulaştım."
     


  9. قَالَ كَذَلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا




    Kâle kezâlik(kezâlike), kâle rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey’â(şey’en).




    1. kâle : dedi

    2. kezâlike : işte böyle

    3. kâle : dedi

    4. rabbu-ke : senin Rabbin

    5. huve : o

    6. aleyye : bana

    7. heyyinun : kolaydır

    8. ve kad : ve olmuştu

    9. halaktu-ke : seni yarattım

    10. min kablu : önceden, daha önce

    11. ve lem teku : ve sen değildin

    12. şey'en : bir şey






    İmam İskender Ali Mihr : (Melek): “İşte böyle.” dedi. Senin Rabbin: “O, bana (benim için) kolaydır. Daha önce sen bir şey değilken seni, Ben yaratmıştım.” buyurdu.


    Diyanet İşleri : (Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Böyledir bu dedi, Rabbine dedi, bu pek kolay ve sen yokken evvelce de seni yaratmıştım.


    Adem Uğur : Allah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.


    Ahmed Hulusi : "Orası öyledir" dedi (Rabbi). . . (Ancak) Rabbin dedi ki: "O bana kolaydır. . . Sen (anılır herhangi) bir şey değilken, daha önce seni halketmiştim. "


    Ahmet Tekin : Melek:
    'Öyledir, doğrudur. Rabbin, bu işi yapmak bana kolaydır. Bundan önce, senin varlığın ortada yokken seni ben yarattım, buyurdu.' dedi.


    Ahmet Varol : (Melek) dedi ki: 'Böyledir. Rabbin: 'Bu bana kolaydır. Daha önce sen hiçbir şey değilken seni yarattım' dedi.'


    Ali Bulaç : (Ona gelen melek:) "İşte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: - Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım."


    Ali Fikri Yavuz : (Cebrâil ona şöyle) dedi: “- Dediğin gibidir, fakat Rabbin buyurdu ki, bu işi yapmak bana kolaydır. Bundan önce seni yarattım, halbuki hiç bir şey değildin.”


    Bekir Sadak : Allah: «Rabbin boyle buyurdu; Cunku bu bana kolaydur, nitekim sen yokken daha once seni yaratmistim» dedi.


    Celal Yıldırım : Allah ona: «Bu böyledir. Rabbin buyurdu, o bana göre çok kolaydır; sen hiçbir şey değil iken bundan önce seni yarattım,» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah: 'Rabbin böyle buyurdu; Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım' dedi.


    Diyanet Vakfi : Allah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.


    Edip Yüksel : 'Evet öyledir,' dedi, 'Rabbin, 'O iş bana kolaydır. Seni daha önce yaratmıştım ve sen hiç bir şey değildin' diyor.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Buyurdu: öyle, fakat rabbın buyurdu ki: o bana kolaydır, bundan evvel seni yarattım! Halbuki hiç bir şey değildin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Buyurdu ki: «Öyle! Fakat Rabbin, «o Bana kolaydır, bundan önce de seni, sen hiçbir şey değilken yarattım.» dedi.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Allah yahut Cebrail ona şöyle) dedi: «Dediğin gibidir, (fakat) Rabbin buyurdu ki, bu işi yapmak bana kolaydır. Nitekim bundan önce seni yarattım. Halbuki sen hiçbir şey değildin.»


    Fizilal-il Kuran : Allah dedi ki; «Rabbin buyurdu ki, bu iş O'nun için kolaydır, vaktiyle ben seni hiçbir şey değilken yoktan varetmiştim.»


    Gültekin Onan : (Ona gelen melek:) "işte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: -Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım."


    Hasan Basri Çantay : (Melek) dedi: «Öyledir. (Fakat) Rabbin buyurdu ki: — o, bana göre pek kolay. Daha evvel sen bir şey değilken seni yaratmışımdır».


    Hayrat Neşriyat : (Allah) buyurdu ki: 'Böyledir!' (Ve) Rabbin (yine) buyurdu ki: 'O bana pek kolaydır; nitekim daha önce sen (de henüz) hiçbir şey değil iken, muhakkak ki seni de yaratmıştım!'


    İbni Kesir : Öyledir. Rabbım buyurdu ki: Bu, bana çok kolaydır. Daha önce sen yokken seni de yaratmıştım.


    Muhammed Esed : (Melek:) "Orası öyle, (ama)," dedi, "Rabbin diyor ki: 'Bu Benim için kolaydır, tıpkı daha önce seni yoktan var ettiğim gibi".


    Ömer Nasuhi Bilmen : Buyurdu ki: «Öyledir. Rabbin buyurdu ki, o Bana kolaydır ve muhakkak ki, Ben seni bundan evvel yaratmıştım, halbuki sen hiçbir şey değildin.»


    Ömer Öngüt : Allah ona: “Bu böyledir. ” dedi. Rabbin buyurdu ki: “Bu bana kolaydır. Daha önce seni de yaratmıştım. Halbuki sen hiçbir şey değildin. ”


    Şaban Piriş : -İşte böyle, dedi. Senin Rabbin o bana çok kolaydır, dedi. Daha önce sen de yoktun, seni de yaratmıştım.


    Suat Yıldırım : Melek dedi: "Öyledir, fakat Rabbin buyurdu ki: Bunu yapmak bana pek kolay! Nitekim seni yoktan var eden de Ben değil miyim?"


    Süleyman Ateş : Dedi: "Öyledir, ama Rabbin: 'O bana kolaydır, daha önce sen de hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım' dedi."


    Tefhim-ul Kuran : (Ona gelen melek:) «İşte böyle» dedi. «Rabbin dedi ki: -Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım.»


    Ümit Şimşek : 'Öyledir,' buyurdu Allah. 'Fakat Rabbin buyurdu ki: Bu Benim için kolaydır. Bundan önce de seni hiçbir şey değilken yaratmıştım.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Bu budur." dedi. Rabbin şöyle buyurdu: "Onu yapmak benim için çok kolaydır. Nitekim daha önce de sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım."
     


  10. قَالَ رَبِّ اجْعَل لِّي آيَةً قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَ لَيَالٍ سَوِيًّا




    Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ(seviyyen).




    1. kâle : dedi

    2. rabbic'al (rabbi ic'al) : Rabbim beni kıl, bana ver

    3. lî âyeten : bir âyet, bir delil, bir işaret

    4. kâle : dedi

    5. âyetu-ke : senin âyetin, senin delilin, senin işaretin

    6. ellâ tukellime : konuşmaman, konuşamaman

    7. en nâse : insanlar

    8. selâse : üç

    9. leyâlin (leyl) : geceler (gece)

    10. seviyyen : seviyeli, düzgün, normal, sağlıklı







    İmam İskender Ali Mihr : (Zekeriya A.S): “Rabbim, bana bir delil (işaret) kıl (ver).” dedi. (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “Senin delilin (işaretin), insanlarla üç gece normal (sağlıklı) olduğun halde konuşamamandır.”


    Diyanet İşleri : Zekeriyya, “Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver”, dedi. Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbim dedi, bana bir delil göster. Sıhhatin yerindeyken dedi, tam üç gece insanlarla konuşamayacaksın, işte bu, sana delildir.


    Adem Uğur : O: Rabbim! dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver. Allah: Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamamandır, buyurdu.


    Ahmed Hulusi : (Zekeriyya) dedi ki: "Rabbim! Bana bir alâmet ver. . . " Dedi ki: "Senin işaretin, sorunun olmadığı hâlde, insanlarla üç gece süresince konuşmamandır. "


    Ahmet Tekin : Zekeriyyâ:
    'Rabbim, çocuğum olacağına dair bana alâmet ver.' dedi. Allah:
    'Senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde, aralıksız üç gece insanlarla konuşamamandır.' buyurdu.


    Ahmet Varol : (Zekeriya): 'Rabbim! Bana bir işaret göster' dedi. Dedi ki: 'Senin işaretin sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır.'


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." Dedi ki: "Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır."


    Ali Fikri Yavuz : Zekeriyya şöyle dedi: (Ailemin hamlini anlamak hususunda) Rabbim bana bir alâmet ver. Allah buyurdu ki, senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamaz hale gelmendir.


    Bekir Sadak : Zekeriya «Rabbim! Oyleyse bana bir alamet ver» dedi. Allah: «Senin alametin, saglam ve sihhatli oldugun halde uc gun uc gece insanlarla konusamamandir» buyurdu.


    Celal Yıldırım : Zekeriyyâ: «Rabbim ! O halde bana bir alâmet lütfet,» dedi. Allah ona: «Sağlığın tam yerindeyken insanlarla üç geçe konuşmaman (senin için alâmet)dır,» buyurdu.


    Diyanet İşleri (eski) : Zekeriya 'Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver' dedi. Allah: 'Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır' buyurdu.


    Diyanet Vakfi : O: Rabbim! dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver. Allah: Sana işaret, sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır, buyurdu.


    Edip Yüksel : 'Rabbim, bana bir işaret ver,' dedi. 'Senin işaretin, birbirini izleyen üç gece boyunca halkla konuşmamandır.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Dedi: yarab! Bana bir alâmet yap, buyurdu ki: alâmetin, sapsağlam olduğun halde üç gece nasa söz söyleyememendir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Zekeriyya: «Ey Rabbim, bana bir alamet ver!» dedi. Allah: «Alametin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlara söz söyleyememendir.» buyurdu.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Zekeriyya şöyle dedi: «Rabbim! Bana alâmet ver.» Allah: «Senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde, üç gün, üç gece insanlarla konuşamaz hale gelmendir.» buyurdu.


    Fizilal-il Kuran : Zekeriyya, «Ya Rabbi, bunun için bana bir belirti göster» dedi. Allah, ona «Bunun belirtisi, hiçbir organik rahatsızlığının sonucu olmaksızın üç gün, üç gece hiç kimse ile konuşamamandır, bu süre içinde dilinin dönmemesidir» dedi.


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Rabbim, bana bir ayet ver." Dedi ki: "Senin ayetin, sapasağlam iken üç tam gece insanlarla konuşmamandır."


    Hasan Basri Çantay : Dedi: «Rabbim, bana (bu hususda) bir nişan ver». Buyurdu: «Senin nişanın sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır».


    Hayrat Neşriyat : (Zekeriyyâ:) 'Rabbim! (Onu ihsân edeceğin vakit için) bana bir alâmet kıl!' dedi.(Allah:) 'Senin alâmetin, sapasağlamken (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır' buyurdu.


    İbni Kesir : Öyleyse Rabbım bana bir nişan ver, dedi. Senin nişanın; birbiri ardı sıra üç gece insanlarla konuşmamandır, buyurdu.


    Muhammed Esed : (Zekeriya:) "Rabbim, öyleyse, bana bir işaret tayin et!" diye niyaz etti. (Melek:) "Senin işaretin, tam (üç gün) üç gece insanlarla konuşmaman olacak" dedi.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dedi ki: «Yarabbi! Benim için bir alâmet kıl.» Buyurdu ki: «Senin alâmetin, sen sapasağlam olduğun halde nâs ile üç gece konuşmaya muktedir olamamandır.»


    Ömer Öngüt : Zekeriyâ: “Ey Rabbim! Öyleyse bana bir işaret ver!” dedi. Allah: “Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde birbiri ardısıra üç gece insanlarla konuşmamandır. ” buyurdu.


    Şaban Piriş : -Rabbim, bana bir işaret ver! dedi. -Senin işaretin, ardı ardınca üç gece insanlarla konuşmamandır, buyurdu.


    Suat Yıldırım : "Bana bir alâmet göster ya Rabbî!", dedi. Allah buyurdu: "Senin alâmetin, sağlığın yerinde olmasına rağmen üç gün insanlarla konuşamamandır"


    Süleyman Ateş : "Rabbim, dedi, (öyle ise) bana bir işâret ver". "Senin işâretin, sapasağlam olduğun halde tam üç gece (ve gündüz) insanlarla konuşamamandır." dedi.


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Rabbim, bana bir belge (ayet) ver.» Dedi ki: «Senin belgen, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır.»


    Ümit Şimşek : Zekeriya 'Bana bir alâmet ver, Rabbim' dedi. Allah 'Alâmetin, sapasağlam olduğun halde üç gece boyunca insanlarla konuşmamandır' buyurdu.


    Yaşar Nuri Öztürk : Dedi: "Rabbim, bana bir işaret ver." Cevap verdi: "İşaretin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşmamandır."
     


  11. فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا




    Fe harece alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim en sebbihû bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).




    1. fe : böylece, bundan sonra


    2. harece : çıktı


    3. alâ : a


    4. kavmi-hî : onun kavmi, kavmine


    5. min el mihrâbi : mihraptan


    6. fe : böylece


    7. evhâ : vahyetti (konuşmadan, iç sesiyle duyurdu)


    8. ileyhim : onlara


    9. en sebbihû : tesbih etmeleri


    10. bukreten : (erken) sabahleyin


    11. ve aşiyyen : ve (günün sonu) akşamleyin





    İmam İskender Ali Mihr : Bundan sonra mihraptan kavmine (kavminin karşısına) çıktı. Böylece onlara, (Allah'ı) sabah akşam tesbih etmelerini vahyetti (konuşmadan, iç sesi ile duyurdu).


    Diyanet İşleri : Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara “Sabah akşam Allah’ı tespih edin” diye işaret etti.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Zekeriyya, mihraptan çıkıp kavmine, sabah akşam onu tenzîh edin noksan sıfatlardan diye işâret etti.


    Adem Uğur : Bunun üzerine Zekeriyya, mâbetten kavminin karşısına çıkarak onlara: "Sabah akşam tesbihte bulunun" diye işaret verdi.


    Ahmed Hulusi : (Zekeriyya) mabetten halkının yanına çıktı ve onlara: "Sabah - akşam tespih edin" diye işaret etti.


    Ahmet Tekin : Bu sırada, Zekeriyyâ, mâbedden, kavminin karşısına çıkarak onlara:


    'Sabah erken ve akşama doğru Allah’ı tesbih edin, zikredin.' diye işaret etti.


    Ahmet Varol : Bunun üzerine mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara: 'Sabah ve akşam tesbih edin' diye işaret etti.


    Ali Bulaç : Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin."


    Ali Fikri Yavuz : Nihayet (hanımına hamil vakti gelip de konuşamayınca) mihrabdan kavmine karşı (Zekeriyya) çıktı da, onlara: “- Sabah ve akşam namaz kılın.” diye işaret etti.


    Bekir Sadak : Zekeriya bunun uzerine mabedden cikip milletine: «Sabah aksam Allah'i tesbih edin» diye isarette bulundu.


    Celal Yıldırım : Bunun üzerine Zekeriyyâ, mihrâbdan çıkıp kavmine, «sabah akşam tesbîh edin!» diye işarette bulundu.


    Diyanet İşleri (eski) : Zekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: 'Sabah akşam Allah'ı tesbih edin' diye işarette bulundu.


    Diyanet Vakfi : Bunun üzerine Zekeriyya, mâbetten kavminin karşısına çıkarak onlara: «Sabah akşam tesbihte bulunun» diye işaret verdi.


    Edip Yüksel : Tapınaktan halkının arasına çıktı ve 'O'nu sabah akşam düşünüp anın,' diye onlara işaretle bildirdi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Derken mihrabdan kavmine karşı çıktı da «Sabah ve akşam tesbih edin» diye onlara işaret verdi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Derken, mihrabdan kavminin karşısına çıkıp onlara: «Sabah ve akşam tesbih edin!» diye işaret verdi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Nihayet (birgün konuşamayınca) mihrabdan kavmine karşı çıktı da onlara «Sabah ve akşam (Rabbinizi) tesbih edin» diye işaret etti.


    Fizilal-il Kuran : Bunun üzerine Zekeriyya mihrapta yüzünü soydaşlarına dönerek sabahları ve akşamları Allah'ı her tür noksanlıktan tenzih etmelerini işaret etti.


    Gültekin Onan : Böylelikle (Zekeriya) mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin."


    Hasan Basri Çantay : Derken (Zekeriyyâ) mescidinden kavminin karşısına çıkıb onlara: «Sabah akşam tesbîhde bulunun» diye işaret verdi.


    Hayrat Neşriyat : Bunun üzerine (Zekeriyyâ) mihrabdan (ma'bedden) kavminin karşısına çıktı da (o müjde alâmetinin hemen görünmesiyle, konuşamayarak) onlara: 'Sabah-akşam (Rabbinizi)tesbîh edin!' diye işâret etti.


    İbni Kesir : Bunun üzerine ma'bedden çıkıp kavmine: Sabah akşam Allah'ı tesbih edin, diye işaret etti.


    Muhammed Esed : Bunun üzerine (Zekeriya) mabedden kavminin karşısına çıktı ve onlara "Sabah akşam (Rabbinizin) sınırsız kudret ve yüceliğini anın!" diye işaret etti.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Sonra mescitten kavmine karşı çıktı da, «Gündüzlerin evvellerinde ve sonunda tesbihte bulununuz,» diye onlara işaret eyledi.


    Ömer Öngüt : Bunun üzerine Zekeriyâ mâbedden kavminin karşısına çıkarak: “Sabah akşam Allah'ı tesbih edin!” diye işaret etti.


    Şaban Piriş : Mabedden, kavminin karşısına çıkınca onlara sabah akşam Allah’ı tesbih etmelerini işaret etti.


    Suat Yıldırım : Derken, mâbeddeki bölmesinden halkının karşısına çıkıp "Sabah akşam Rabbinizi tenzih ve O’na ibadet edin!" diye işarette bulundu.


    Süleyman Ateş : (Zekeriyyâ), ma'bedden kavminin karşısına çıkıp onlara: "Sabah akşam (Rabbinizi) tesbih edin!" diye işâret etti.


    Tefhim-ul Kuran : Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: «Sabah akşam tesbih edin.»


    Ümit Şimşek : Derken Zekeriya mescidden halkın içine çıktı ve onlara 'Sabah akşam tesbih edin' diye işaret etti.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bunun üzerine Zekeriyya, yakarış yerinden ayrılıp halkının karşısına geçti ve onlara "sabah akşam tespih edin" diye işaret verdi.
     


  12. يَا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا




    Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvveh(kuvvetin), ve âteynâhul hukme sabiyyâ(sabiyyen).




    1. yâ yahyâ : ey Yahya

    2. huzil kitâbe (huz el kitabe) : kitabı al

    3. bi kuvvetin : kuvvetle (dikkatle)

    4. ve âteynâ-hu : ve ona verdik

    5. el hukme : hüküm, hikmet

    6. sabiyyen : sabi (sübyan) iken, çocuk iken (küçük yaşta)





    İmam İskender Ali Mihr : Ey Yahya! Kitab'ı kuvvetle (dikkatle) al (kendine mal et). Ve Biz, ona sabi iken (küçük yaşta) hikmet verdik.


    Diyanet İşleri : (12-14) (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey Yahya, azim ve kuvvetle kitabı al. Ve ona çocukken peygamberlik verdik.


    Adem Uğur : Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat'a) vargücünle sarıl! (dedik) ve henüz sabi iken ona (ilim ve) hikmet verdik.


    Ahmed Hulusi : "Ey Yahya! Hakikat Bilgisine sımsıkı sarıl!" (Yahya'ya) olayların oluş nedenlerini, sistemi OKUma özelliğini verdiğimizde, daha çocuktu!


    Ahmet Tekin : 'Ey Yahyâ, kitaba sıkı sıkı sarıl, sorumluluğuna pürdikkat sahip çık.' dedik. Ve daha çocukken ona ilim, hikmet ve muhakeme kabiliyeti yargı ve icra yetkisi verdik.


    Ahmet Varol : 'Ey Yahya! Kitab'ı kuvvetle tut.' [1] Biz ona daha çocukken hikmeti verdik.


    Ali Bulaç : (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik.


    Ali Fikri Yavuz : (Biz ona Yahya’yı ihsan ettik ve şöyle dedik): “- Ey Yahya! Kıtabı kuvvetle tut (Tevrat’da olan hükümlerle amel et).” Bir de daha çocukken ona hikmet verdik.


    Bekir Sadak : (12-14) «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle saril» deyip daha cocukken ona hikmet, katimizdan kalp yumusakligi ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakinan ve anasina babasina karsi iyi davranan bir kimse idi, bas kaldiran bir zorba degildi.


    Celal Yıldırım : (12-13-14) Ey Yahya ! Kitaba bütün gücünle sarıl, dedik. Biz ona henüz çocuk iken hikmet (ilim ve irfan) verdik. Ayrıca kendi katımızdan bir ince kalblilik, yufka yüreklilik ve paklık sunduk. O zaten (günah ve fenalıktan) sakınan, ana - babasına çok iyi davranan idi; o zorba ve isyankâr değildi.


    Diyanet İşleri (eski) : (12-14) 'Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl' deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.


    Diyanet Vakfi : «Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat'a) vargücünle sarıl!» (dedik) ve henüz sabi iken ona (ilim ve) hikmet verdik.


    Edip Yüksel : 'Yahya, kitaba iyice sarıl.' Çocuk yaşta kendisine bilgelik vermiştik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey Yahya! kitabı kuvvetle tut (dedik) ve daha sabiy iken ona hikmet verdik


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut!» (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl» (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.


    Fizilal-il Kuran : Allah, ona «Ey Yahya, tüm gücünle kitab'a (Tevrat'a) sarıl» dedi. Ona daha çocukken bilgelik verdik.


    Gültekin Onan : (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik.


    Hasan Basri Çantay : (12-13-14) (Yahyâyi ihsan etdik ve ona çocukluğunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henüz sabî iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günâhlardan) temizlik (verdik). O, çok müttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkârdı. Bir serkeş ve aasî değildi.


    Hayrat Neşriyat : 'Ey Yahyâ! Kitâb’ı (Tevrât’ı) kuvvetle (sabırla) tut!' (buyurduk). Ve daha çocuk iken ona hikmet (peygamberlik ve Tevrât’ı anlama kabiliyeti) verdik.


    İbni Kesir : Ey Yahya, Kitab'a kuvvetle sarıl. Daha çocuk iken ona hikmet verdik.


    Muhammed Esed : (Ve çocuk doğup büyüdüğünde o'na:) "Ey Yahya! İlahi mesaja sımsıkı sarıl!" (diye öğüt verdi). Çünkü o daha küçük bir oğlanken Biz o'na doğru ve kuşatıcı düşünme yeteneği vermiştik

    ,
    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey Yahya! Kitabı kuvetle tut. Ve O'na daha çocuk iken hikmet verdik.


    Ömer Öngüt : “Ey Yahyâ! Kitab'a kuvvetle sarıl!” dedik ve biz ona henüz çocuk iken hikmet verdik.


    Şaban Piriş : -Ey Yahya, kitaba kuvvetle sarıl. Ona daha çocukluğunda hikmet vermiştik.


    Suat Yıldırım : (12-14) "Yahya! Kitaba var kuvvetinle sarıl!" dedik ve henüz çocuk iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan bir merhamet, arı duru bir gönül de ihsan ettik. O, Allah’ı sayıp günahtan sakınan bir insandı. Anne ve babasına iyi davranan hayırlı bir evlattı, asla zorba ve isyankâr biri değildi.


    Süleyman Ateş : "Ey Yahyâ, Kitabı kuvvetle tut (Onun emirlerini uygula)." (dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik.


    Tefhim-ul Kuran : (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) «Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut.» Daha çocuk iken ona hikmet verdik.


    Ümit Şimşek : 'Yahyâ, kitaba sımsıkı sarıl' buyurduk. Ve daha çocukluğunda ona hikmet nasip ettik.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Ey Yahya! Kitap'ı kuvvetle tut." Biz ona daha sabi iken hikmet verdik.
     


  13. وَحَنَانًا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَاةً وَكَانَ تَقِيًّا




    Ve hanânen min ledunnâ ve zekâh(zekâten), ve kâne tekıyyâ(tekıyyen).




    1. ve hanânen : ve sevgi


    2. min ledun-nâ : katımızdan


    3. ve zekâten : ve zekât, temizlik, nefs tezkiyesi


    4. ve kâne : ve oldu, idi


    5. takıyyen : takva sahibi




    İmam İskender Ali Mihr : Ve katımızdan ona, sevgi ve zekât (nefs tezkiyesi) (verdik). Ve o, takva sahibi oldu.


    Diyanet İşleri : (12-14) (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Katımızdan ona bir kalb yumuşaklığı, bir temizlik ihsân ettik ve o, mabûdundan çekinirdi.


    Adem Uğur : Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.


    Ahmed Hulusi : Ve ledünnümüzden bir ruhanî hayat ve bir sâfiye (zekât) verdik. . . Korunma konusunda çok hassastı!


    Ahmet Tekin : Ona yüce katımızdan sevgi ve merhamet, ruh temizliği verdik. O takvâ sahibi, itaatkâr, samimi, günahlardan arınan, azaptan korunan, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan biri idi.


    Ahmet Varol : Tarafımızdan ona bir gönül yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O sakınan biriydi.


    Ali Bulaç : Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.


    Ali Fikri Yavuz : Hem de tarafımızdan bir merhamet ve günahlardan bir pâklik verdik. O çok takvâ sahibi idi.


    Bekir Sadak : (12-14) «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle saril» deyip daha cocukken ona hikmet, katimizdan kalp yumusakligi ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakinan ve anasina babasina karsi iyi davranan bir kimse idi, bas kaldiran bir zorba degildi.


    Celal Yıldırım : (12-13-14) Ey Yahya ! Kitaba bütün gücünle sarıl, dedik. Biz ona henüz çocuk iken hikmet (ilim ve irfan) verdik. Ayrıca kendi katımızdan bir ince kalblilik, yufka yüreklilik ve paklık sunduk. O zaten (günah ve fenalıktan) sakınan, ana - babasına çok iyi davranan idi; o zorba ve isyankâr değildi.


    Diyanet İşleri (eski) : (12-14) 'Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl' deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.


    Diyanet Vakfi : Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.


    Edip Yüksel : Ek olarak katımızdan bir şefkat ve dürüstlük... Erdemli birisiydi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem de ledünnümüzden bir rikkat ve bir pâklik, ki çok takvaşiar idi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hem de katımızdan yumuşak bir kalplilik ve bir temizlik verdik ona. O, çok takva sahibi biri idi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hem de katımızdan bir merhamet ve (günahlardan) paklık verdik, o çok takva sahibi idi.


    Fizilal-il Kuran : Yine ona tarafımızdan sevecenlik ve kalp temizliği bağışladık. O kötülüklerden sakınan bir kimse idi.


    Gültekin Onan : Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.


    Hasan Basri Çantay : (12-13-14) (Yahyâyi ihsan etdik ve ona çocukluğunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henüz sabî iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günâhlardan) temizlik (verdik). O, çok müttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkârdı. Bir serkeş ve aasî değildi.


    Hayrat Neşriyat : Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) bir temizlik de(verdik). Hem (o,) takvâ sâhibi bir kimse idi.


    İbni Kesir : Katımızdan bir kalb yumuşaklığı ile safiyet verdik. O, takva sahibi biri idi.


    Muhammed Esed : ve katımızdan bir ruh inceliği ve arınmışlık... Öyle ki, Bize karşı o (her zaman) bilinç ve duyarlık içinde idi;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve O'na tarafımızdan bir rahmet, bir nezahet (verdik) ve çok muttakî oldu.


    Ömer Öngüt : Nezdimizden bir merhamet ve sâfiyet verdik. O çok takvâ sahibi idi.


    Şaban Piriş : Katımızdan bir kalp yumuşaklığı ve arınmışlık vermiştik. O takva sahibiydi.


    Suat Yıldırım : (12-14) "Yahya! Kitaba var kuvvetinle sarıl!" dedik ve henüz çocuk iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan bir merhamet, arı duru bir gönül de ihsan ettik. O, Allah’ı sayıp günahtan sakınan bir insandı. Anne ve babasına iyi davranan hayırlı bir evlattı, asla zorba ve isyankâr biri değildi.


    Süleyman Ateş : Katımızdan bir rahmet (bir acıma duygusu) ve temizlik de (verdik; o günâhlardan) korunan oldu.


    Tefhim-ul Kuran : Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik.) O, çok takva sahibi biriydi.


    Ümit Şimşek : Tarafımızdan ona bir şefkat ve bir arınmışlık verdik. O da takvâ sahibi bir kul oldu.


    Yaşar Nuri Öztürk : Katımızdan bir kalp yumuşaklığı, bir temizlik verdik. Korunan biriydi o.
     


  14. وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّا




    Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren asıyyâ(asıyyen).




    1. ve berren : ve itaatkâr, iyi ve güzel davranış

    2. bi vâlideyhi : ana babasına

    3. ve lem yekun : ve olmadı, değildi

    4. cebbâren : cebbar, zorba

    5. asıyyen : asi olan, isyan eden






    İmam İskender Ali Mihr : Anne ve babasına karşı birr sahibiydi. Ve o, asi, cebbar değildi.


    Diyanet İşleri : (12-14) (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Anasına babasına iyilik ederdi ve cebbar ve âsi değildi.


    Adem Uğur : Ana babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.


    Ahmed Hulusi : Ana-babasına iyi davranırdı, zorba ve âsi değildi.


    Ahmet Tekin : Ana-babasına saygılı ve iyi davranırdı. Hiç zorba ve isyankâr olmadı.


    Ahmet Varol : Anne babasına iyi davranırdı. İsyankâr bir zorba değildi.


    Ali Bulaç : Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi.


    Ali Fikri Yavuz : Ebeveynine de ihsankârdı, zorba ve isyankâr değildi.


    Bekir Sadak : (12-14) «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle saril» deyip daha cocukken ona hikmet, katimizdan kalp yumusakligi ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakinan ve anasina babasina karsi iyi davranan bir kimse idi, bas kaldiran bir zorba degildi.


    Celal Yıldırım : (12-13-14) Ey Yahya ! Kitaba bütün gücünle sarıl, dedik. Biz ona henüz çocuk iken hikmet (ilim ve irfan) verdik. Ayrıca kendi katımızdan bir ince kalblilik, yufka yüreklilik ve paklık sunduk. O zaten (günah ve fenalıktan) sakınan, ana - babasına çok iyi davranan idi; o zorba ve isyankâr değildi.


    Diyanet İşleri (eski) : (12-14) 'Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl' deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.


    Diyanet Vakfi : Ana-babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.


    Edip Yüksel : Ana babasına karşı iyi davranırdı, asla bir zorba ve isyankâr olmadı.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve valideynine ihsankâr idi, cebbar, isyarkâr değil idi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Anne babasına iyi davranan biriydi, zorba ve isyankar değildi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Anne ve babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, zorba ve isyankâr değildi.


    Fizilal-il Kuran : Yine ona ana babasına bağlılık duygusu aşıladık. O dik kafalı, serkeş ve huysuz biri değildi.


    Gültekin Onan : Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi.


    Hasan Basri Çantay : (12-13-14) (Yahyâyi ihsan etdik ve ona çocukluğunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henüz sabî iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günâhlardan) temizlik (verdik). O, çok müttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkârdı. Bir serkeş ve aasî değildi.


    Hayrat Neşriyat : Ve ana-babasına iyilik eden bir kimse idi; zorba ve isyankâr değildi.


    İbni Kesir : Anasına ve babasına karşı iyi davranırdı. Baş kaldıran bir zorba değildi.


    Muhammed Esed : ve ana babasına karşı saygı ve gözetme tavrı içinde; asla zorba ya da dik başlı biri değildi.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve anasıyla babasına itaatkâr idi ve bir zorba, isyankâr değildi.


    Ömer Öngüt : Anne-babasına iyilik ederdi. İsyankâr ve zorba değildi.


    Şaban Piriş : Anne ve babasına iyi davranırdı. Zorba ve isyankar değildi.


    Suat Yıldırım : (12-14) "Yahya! Kitaba var kuvvetinle sarıl!" dedik ve henüz çocuk iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan bir merhamet, arı duru bir gönül de ihsan ettik. O, Allah’ı sayıp günahtan sakınan bir insandı. Anne ve babasına iyi davranan hayırlı bir evlattı, asla zorba ve isyankâr biri değildi.


    Süleyman Ateş : Ana babasına iyilik ediciydi, baş kaldıran bir zorba değildi.


    Tefhim-ul Kuran : Ana ve babasına itaatkârdı ve isyan eden bir zorba değildi.


    Ümit Şimşek : Anne-babasına iyilik ederdi; isyankâr bir zorba değildi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ana-babasına iyilik eden biriydi; zorba, isyancı biri değil.

     


  15. وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا




    Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ(hayyen).




    1. ve selâmun : ve selâm olsun

    2. aleyhi : onun üzerine, ona

    3. yevme vulide : doğduğu gün

    4. ve yevme yemûtu : ve öleceği gün

    5. ve yevme yub'asu : ve beas edileceği (yeniden diriltileceği) gün

    6. hayyen : diri, canlı olarak






    İmam İskender Ali Mihr : Ve doğduğu günde de ve öleceği günde de ve canlı olarak beas edileceği (yeniden diriltileceği) günde de ona selâm olsun.


    Diyanet İşleri : Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selâm olsun!


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve esenlik ona doğduğu gün, öldüğü gün ve diriltilerek kabrinden çıkarılacağı gün.


    Adem Uğur : Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!


    Ahmed Hulusi : Dünyaya geldiği, ölümü tattığı ve ölümsüz olarak bâ's olduğunda, Selâm üzerindeydi. (Bâ'sın vefatın hemen sonrasında olduğuna işaret).


    Ahmet Tekin : Doğduğu gün, öldüğü gün, diri olarak kabrinden kaldırılacağı gün de, ona selâm olsun, selâmette olsun, selâmet ve güven içindedir.


    Ahmet Varol : Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selâm olsun!


    Ali Bulaç : Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün de.


    Ali Fikri Yavuz : Ona selamet olsun: Hem doğduğu gün (şeytandan), hem öleceği gün (kabir azabından), hem de diri olarak kaldırılacağı gün (ateşten)...


    Bekir Sadak : Dogdugu gunde, olecegi gunde ve dirilecegi gunde ona selam olsun. *


    Celal Yıldırım : Ona (Allah katından) hem doğduğu gün, hem öleceği gün, hem de dirilip kalkacağı gün selâm olsun !.


    Diyanet İşleri (eski) : Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun.


    Diyanet Vakfi : Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!


    Edip Yüksel : Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!


    Elmalılı Hamdi Yazır : Selâm ona hem doğduğu gün, hem öleceği gün hem de diri olarak ba'solunacağı gün


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Selam ona; hem doğduğu gün, hem öleceği gün, hem de diri olarak kaldırılacağı gün!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği gün ona selam olsun.


    Fizilal-il Kuran : Doğduğu gün, öleceği gün ve tekrar diriltileceği gün ona selâm olsun.


    Gültekin Onan : Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün de.


    Hasan Basri Çantay : Dünyâye getirildiği gün de, öleceği gün de, diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı gün de ona selâm olsun.


    Hayrat Neşriyat : Doğduğu gün, öleceği gün ve bir hayat sâhibi olarak (kabirden) kaldırılacağı gün ona selâm olsun! (O devrelerde hep Allah’ın rızâsına mazhar olacaktır.)


    İbni Kesir : Selam olsun ona, doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde.


    Muhammed Esed : Bunun içindir ki, doğduğu gün de, öldüğü gün de, (Allah'ın) selamı o'nun üzerindeydi; ve diri olarak kaldırılacağı gün de (yine o'nun) üzerine olacaktır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve O'na selâm olsun, doğduğu günde ve öleceği günde ve diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı günde.


    Ömer Öngüt : Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selâm olsun!


    Şaban Piriş : Doğduğu gün öldüğü gün ve yeniden dirileceği gün ona selam olsun.


    Suat Yıldırım : Doğduğu gün de, vefat ettiği gün de, diriltilip kabirden kalkacağı gün de selâm olsun ona.


    Süleyman Ateş : Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selâm olsun!


    Tefhim-ul Kuran : Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün de.


    Ümit Şimşek : Selâm olsun ona doğduğu gün, öldüğü gün ve diriltileceği gün.


    Yaşar Nuri Öztürk : Selam olsun ona, doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün.
     



  16. وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا




    Vezkur fil kitâbı meryem(meryeme), izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ(şarkıyyen).




    1. vezkur (ve uzkur) : ve zikret

    2. fîl kitâbı (fî el kitabı) : kitapta

    3. meryeme : Meryem'i

    4. izintebezet (iz intebezet) : çekilmişti, uzaklaşmıştı

    5. min ehli-hâ : ailesinden

    6. mekânen : bir yer, bir mekân

    7. şarkıyyen : şark (doğu) tarafı






    İmam İskender Ali Mihr : Kitap'ta Hz. Meryem'i zikret. Ailesinden ayrılıp, şark (doğu) tarafında bir yere çekilmişti.


    Diyanet İşleri : (16-17) (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kitapta Meryem'i de an. Hani o, âilesinden ayrılmış, doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Adem Uğur : (Resûlüm!) Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Ahmed Hulusi : Gelen bilgiler içinde Meryem'i de hatırlat (zikret). . . Hani o ailesinden (uzakta, mabedin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Ahmet Tekin : Meryem ile ilgili kitapta, Kur’ân’da zikredilenleri insanlara anlat. Hani, Meryem, ailesinden uzaklaşarak, bulunduğu yerin, evin doğu tarafına çekilmişti.


    Ahmet Varol : Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Ali Bulaç : Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Resûlüm) Kur’ân’daki Meryem kıssasını (onlara) oku. Hani o, ibadet için) ailesinden ayrılıp (evinin veya Beytü’l-Makdis’in) doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Bekir Sadak : Kitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrilarak, dogu yonunde bir yere cekilmisti.


    Celal Yıldırım : Kitapta Meryem'i de ân; hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafına çekilmişti.


    Diyanet İşleri (eski) : Kitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Edip Yüksel : Kitapta Meryem'i de an. Ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Kitabda Meryemi de an, o vakıt ki ailesinden çekildi de şark tarafından bir mekâna


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kitap'da Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Ey Muhammed!) Kur'ân'daki Meryem kıssasını da an (insanlara anlat). Hani o, ailesinden ayrılarak (evinin veya mescidin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Fizilal-il Kuran : Bu Kitap'ta Meryem hakkında anlattıklarımızı da hatırla. Hani O, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Gültekin Onan : Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ehlinden (ailesinden) kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Hasan Basri Çantay : Kitabda Meryem (kıssasını) da an. Hani o, aailesinden ayrılıb şark tarafında bir yere çekilmişdi.


    Hayrat Neşriyat : (Habîbim, yâ Muhammed!) Kitab’da (bu Kur’ân’da) Meryem’i de yâd et! Hani, âilesinden (ayrılarak evinin hemen yanında) doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    İbni Kesir : Kitab'da Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak Doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Muhammed Esed : Ve bu ilahi mesajda Meryem'i de an. Hani, o ailesinden ayrılıp doğu yönünde bir yere çekilmişti;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Kitapta Meryem'i de yâd et. O vakit ki, ailesinden ayrılarak şark tarafında bir yere çekilmişti.


    Ömer Öngüt : Resulüm! Kitapta Meryem'i de an. Hani o, âilesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.


    Şaban Piriş : -Kitapta Meryem’i de an! Hani o, ailesinden ayrılarak doğuda bir yere gitmişti.


    Suat Yıldırım : Kitapta Meryem’i de an! Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekiliverdi.


    Süleyman Ateş : Kitapta Meryem'i de an. Bir zaman o âilesinden ayrılıp doğu yönünde bir yere çekilmişti.


    Tefhim-ul Kuran : Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Ümit Şimşek : Kitapta Meryem'i de an. Hani o ailesinden ayrılmış ve doğu tarafında bir yere çekilmişti.


    Yaşar Nuri Öztürk : Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir mekâna çekilmişti.
     


  17. فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا




    Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ(seviyyen).




    1. fettehazet (fe ittehazet) : sonra da edindi, yaptı

    2. min dûni-him : onlardan başka, onlardan ayıran

    3. hicâben : bir perde

    4. fe : o zaman

    5. erselnâ : gönderdik

    6. ileyhâ : ona

    7. rûha-nâ : ruhumuz

    8. fe : böylece, artık

    9. temessele : temessül etti, suretinde göründü

    10. lehâ : ona

    11. beşeren : beşer, insan

    12. seviyyen : düzgün, normal






    İmam İskender Ali Mihr : Sonra da onlardan (ayıran) bir perde çekti. O zaman ona Ruhumuz'u (Ruh'ûl Kudüs) gönderdik. Ona normal bir beşer suretinde (hüviyetinde) temessül etti (göründü).


    Diyanet İşleri : (16-17) (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve âilesiyle arasına bir perde germişti. Derken ona rûhumuzu göndermiştik de gözüne, âzası düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.


    Adem Uğur : Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.


    Ahmed Hulusi : Onlardan kendini tecrid etti. . . Ona ruhumuzu (ilmi suret - dalga - data yapı) irsâl ettik de, Ona tam bir beşer olarak göründü.


    Ahmet Tekin : Sonra ailesinin bulunduğu yerle kendi bulunduğu yeri perde ile ayırmıştı. Biz ona, görevli olarak ruhumuz, meleğimiz Cebrâil’i gönderdik. Ona eli yüzü düzgün bir insan şeklinde göründü.


    Ahmet Varol : Ardından onların önlerine bir perde çekmişti. Bu sırada biz ona Ruh'umuzu (Cebrail'i) gönderdik. O düzgün bir insan kılığında göründü.


    Ali Bulaç : Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.


    Ali Fikri Yavuz : Sonra ailesinin önlerinde bir perde kurmuştu. Nihayet ona ruhumuzu (Cebraîl’i) gönderdik de kendisine düzgün bir insan şeklinde göründü.


    Bekir Sadak : Sonra, insanlardan gizlenmek icin bir perde germisti. Cebrail'i gondermistik de ona tam bir insan olarak gorunmustu.


    Celal Yıldırım : Sonra da onlardan taraf bir perde tutup germişti. Biz de ona ruhumuzu (Melek Cebrail'i) göndermiştik de O, ona endamlı, yakışıklı bir insan şeklinde temessül edip görünmüştü.


    Diyanet İşleri (eski) : Sonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü.


    Diyanet Vakfi : Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.


    Edip Yüksel : Kendisiyle onlar arasına bir perde çekmişti. Bu durumda ona Ruhumuzu gönderdik ve önünde mükemmel bir insan olarak biçimlendi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onlardan öte bir perde çekti derken kendisine ruhumuzu gönderdik de düzgün bir beşer halinde ona temessül ediverdi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlarla arasına bir perde çekti. Derken kendisine ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik de o, düzgün bir insan şeklinde ona göründü.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona meleğimiz (Cebrail)i gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü.


    Fizilal-il Kuran : Komşuları ile arasına bir perde germişti. Bu sırada ona ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik. O, ona normal bir erkek kılığında görünmüştü.


    Gültekin Onan : Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.


    Hasan Basri Çantay : Sonra onların önünde bir perde edinmiş (çekmiş) di. Derken biz ona ruuhumuzu göndermişdik de o, kendisine hilkati tam bir beşer şeklinde görünmüşdü.


    Hayrat Neşriyat : Onların ötesinde (ibâdet edeceği sâkin bir yer için) bir perde de edinmişti. Derken ona rûhumuzu (Cebrâîl’i) gönderdik de kendisine düzgün bir insan sûretinde göründü.


    İbni Kesir : Onlardan gizlenmek için de bir perde germişti. Derken, Biz de ona ruhumuzu göndermiştik de tam bir insan olarak görünmüştü ona.


    Muhammed Esed : kendini onlardan uzak tutuyordu; bu durumdayken kendisine vahiy meleğimizi gönderdik; (bu melek) ona eli yüzü düzgün bir beşer kılığında göründü.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onların öte yanlarında (kendisine) bir perde edinmişti. Artık Biz de ona ruhumuzu (Cibrîl-i Emîn) gönderdik de onun için tam bir beşer sûretinde görünüvermişti.


    Ömer Öngüt : Sonra onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken biz ona ruhumuzu (Cebrail'i) göndermiştik de, kendisine düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.


    Şaban Piriş : Kendisini onlardan gizlemek için bir de perde çekmişti. O’na ruhumuzu göndermiştik. O da tam bir insan sûretinde görünmüştü ona.


    Suat Yıldırım : Onlarla kendisi arasına bir perde gerdi. Biz de ona Ruhumuzu gönderdik de, ona kusursuz, mükemmel bir insan şeklinde görünüverdi.


    Süleyman Ateş : Onlarla kendisi arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu (Cebrâil'i) ona gönderdik. (O) ona düzgün bir insan şeklinde göründü.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.


    Ümit Şimşek : Ve onlarla arasına bir perde germişti. Derken Biz ona Ruhumuzu gönderdik; o da kendisine aynen bir beşer şeklinde göründü.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlarla arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu ona göndermiştik de o kendisine sapasağlam bir insan şeklinde görünmüştü.

     


  18. قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَن مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا




    Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte tekıyyâ(tekıyyen).




    1. kâlet : dedi

    2. in-nî : muhakkak ben

    3. eûzu : ben sığınırım

    4. bir rahmâni (bi er rahmâni) : Rahmân'a

    5. min-ke : senden

    6. in kunte : eğer sen isen

    7. tekıyyen : takva sahibi







    İmam İskender Ali Mihr : (Hz. Meryem şöyle) dedi: “Muhakkak ki ben, eğer sen takva sahibi isen (bana bir zararın dokunmaz). Senden Rahmân'a sığınırım.”


    Diyanet İşleri : Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : O, fenalıklardan çekinen bir adamsan demişti, rahmâna sığınırım senden.


    Adem Uğur : Meryem dedi ki: Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım! Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma).


    Ahmed Hulusi : (Meryem) dedi ki: "Rahmanıma sığınırım senden; eğer çok korunansan (bana yaklaşma)!"


    Ahmet Tekin : Meryem:
    'Ben, senden, Rahman olan Allah’a sığınırım. Eğer takvâ sahibi isen, itaatkâr ve samimi bir kulsan, Allah’a sığınıp emirlerine yapışıyor, günahlardan arınıp, azaptan korunuyorsan, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranıyorsan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincindeysen dokunma bana.' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'Ben senden Rahman'a sığınırım. Eğer (fenalıktan) sakınan biriysen.'


    Ali Bulaç : Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."


    Ali Fikri Yavuz : Meryem, bu insan kılığındaki Cebraîl’e) dedi ki: “- Doğrusu ben, senden Rahman’a sığınırım. Eğer mü’min ve takva sahibi isen (fenalık yapmazsın.)


    Bekir Sadak : Meryem: «Eger Allah'tan sakinan bir kimse isen, senden Rahman'a siginirim» dedi.


    Celal Yıldırım : Meryem, «eğer (Allah'tan) korkup sakınan bir kimse isen, senden elbette Allah'a sığınırım» demişti.


    Diyanet İşleri (eski) : Meryem: 'Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım' dedi.


    Diyanet Vakfi : Meryem dedi ki: Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım! Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma).


    Edip Yüksel : 'Senden Rahman'a sığınırım,' dedi, 'Erdemliysen. . .'


    Elmalılı Hamdi Yazır : (Meryem) ona ben, dedi: her halde senden rahmana sığınırım, sakınırsın eğer bir teki isen


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Meryem ona: «Ben bağışlayan Allah'a sığınırım senden, eğer Allah'tan korkan biri isen!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Meryem: «Ben senden Rahmân (olan Allah)'a sığınırım. Eğer Allah'dan korkuyorsan (dokunma bana)» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Meryem, O'na «Ben senden «Rahman» olan Allah'a sığınırım. Eğer kötülük yapmaktan sakınan biri isen bana dokunma!» dedi.


    Gültekin Onan : Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahmana sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."


    Hasan Basri Çantay : (Meryem ona) dedi ki: «Doğrusu ben senden esirgeyici (Allaha) sığınırım. Eğer sen fenâlıkdan bihakkın sakınan (bir insan) isen (çekil yanımdan).


    Hayrat Neşriyat : (Meryem:) 'Doğrusu ben, senden Rahmân (olan Allah)’a sığınırım; eğer(Allah’dan) sakınan bir kimse isen (benden uzak dur)!' dedi.


    İbni Kesir : Rahman'a sığınırım senden, dedi. Eğer takva sahibi isen.


    Muhammed Esed : (Meryem onu görünce:) "Senden, O kuşatıcı rahmet ve esirgeme Sahibi'ne sığınırım!" dedi, "Eğer O'na karşı sorumluluk bilinci taşıyorsan (bana yaklaşma)!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Meryem) Dedi ki: «Muhakkak ben senden Rahmân'a sığınırım. Eğer sen bihakkın muttakî isen (yanımdan çekil).»


    Ömer Öngüt : Meryem: “Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkan bir kimse isen (çekil yanımdan!)” dedi.


    Şaban Piriş : -Eğer Allah’tan korkan biriysen senden Rahman’a sığınırım, dedi.


    Suat Yıldırım : Meryem irkildi ve "Ben" dedi, "Rahmana sığındım senden. Eğer Allah’ı sayıp günahtan sakınan bir kimse isen çekil yanımdan!"


    Süleyman Ateş : (Meryem) dedi ki: "Ben senden, çok esirgeyen(Allâh)'a sığınırım. Eğer (Allah'tan) korkuyorsan (bana dokunma)."


    Tefhim-ul Kuran : Demişti ki: «Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)'a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).»


    Ümit Şimşek : Meryem 'Senden Rahmân'a sığınırım,' dedi. 'Allah'tan korkuyorsan bana dokunma.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Meryem demişti: "Ben senden, Rahman'a sığınıyorum. Takva sahibi biriysen dikkatli ol."
     


  19. قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا




    Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ(zekiyyen).




    1. kâle : dedi

    2. innemâ : sadece, yalnız

    3. ene : ben

    4. resûlu : resûl (elçi)

    5. rabbi-ki : senin Rabbin

    6. li ehebe leki : sana armağan etmem, bağışlamam için

    7. gulâmen : bir erkek çocuk

    8. zekiyyen : temiz, temiz olan






    İmam İskender Ali Mihr : “Ben sadece sana zeki (temiz) bir erkek çocuk bağışlamak için senin Rabbinin bir resûlüyüm.” dedi.


    Diyanet İşleri : Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ruh, ben demişti, ancak Rabbinin bir elçisiyim, sana bir erkek çocuk vermeye geldim.


    Adem Uğur : Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi.


    Ahmed Hulusi : (Ruh) dedi ki: "Ben Rabbinin Rasûlüyüm! Sana sâfiye bir oğul hibe etmek için açığa çıktım. "


    Ahmet Tekin : Cebrâil:
    'Ben, sadece, sana tertemiz, günahtan arınmış bir erkek çocuk bağışlıyacağım buyuran Rabbinin elçisiyim.' dedi.


    Ahmet Varol : (Ruh) dedi ki: 'Ben ancak senin Rabbinin bir elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan çocuk bahşetmek üzere (geldim).'


    Ali Bulaç : Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."


    Ali Fikri Yavuz : Cebraîl: “- Gerçekten ben, sana temiz bir oğlan vermek için sırf Rabbinin gönderdiği elçisiyim.” dedi.


    Bekir Sadak : Cebrail: «Ben temiz bir oglan bagislamak icin Rabbinin sana gonderdigi elciden baskasi degilim» dedi.


    Celal Yıldırım : Cibril ona : «Ben ancak sana tertemiz pâk bir oğlan bağışlamak için Rabbin elçisiyim,» demişti.


    Diyanet İşleri (eski) : Cebrail: 'Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim' dedi.


    Diyanet Vakfi : Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi.


    Edip Yüksel : (Melek:) 'Ben, sana tertemiz bir erkek çocuğu vermek için görevlendirilmiş Rabbinin bir elçisiyim,' dedi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : (Ruh) dedi: haberin olsun ben sana gayet temiz bir oğlan vermek için sırf rabbının resulüyüm.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ruh (Cebrail): «Haberin olsun, ben sana tertemiz bir oğlan vermek için Rabbinin elçisiyim sadece!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Melek: «Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Cebrail dedi ki; «Gerçekten ben, sana temiz bir oğlan vermek için sırf Rabbinin ginderdiği elçiyim»


    Gültekin Onan : Demişti ki: "Ben, yalnızca rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."


    Hasan Basri Çantay : (Ruuh da): «Ben ancak sana (günâhlardan) pâk bir oğlan verme (ye vesîle olmak) için (o istiaaze etdiğin) Rabbinin elçisiyim» dedi.


    Hayrat Neşriyat : (Cebrâîl:) 'Ben ancak, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin elçisiyim' dedi.


    İbni Kesir : O da: Ben, Rabbının sana tertemiz bir oğul vermek için gönderdiği bir elçiden başka bir şey değilim, dedi.


    Muhammed Esed : (Melek:) "Ben yalnızca Rabbinin bir elçisiyim" dedi, "(O Rab ki:) sana tertemiz bir oğul armağan edeceğim (diyor)."


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Cibril) Dedi ki: «Ben sana bir tertemiz oğul bağışlamak için Rabbinin ancak bir elçisiyim.»


    Ömer Öngüt : “Ben yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim. ” dedi.


    Şaban Piriş : -Ben, ancak Rabbinin bir elçisiyim, sana tertemiz bir oğul vermek için gönderildim.


    Suat Yıldırım : Ruh: "Ben" dedi, "Rabbinden sana gelen bir elçiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuk hediye edeyim diye geldim."


    Süleyman Ateş : (Ruh): "Ben, dedi, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye (geldim)."


    Tefhim-ul Kuran : Demişti ki: «Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).»


    Ümit Şimşek : Cebrail 'Ben Rabbinin elçisiyim,' dedi. 'Sana tertemiz bir oğul bağışlamak için geldim.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Ruh dedi: "Ben, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan bağışlamak için buradayım."
     


  20. قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا




    Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ(bagıyyen).




    1. kâlet : dedi

    2. ennâ : nasıl

    3. yekûnu : olur

    4. lî gulâmun : benim bir erkek çocuğum, oğlum

    5. ve lem yemses-nî : ve bana dokunmadı

    6. beşerun : bir beşer, bir insan

    7. ve lem eku : ve ben olmadım

    8. bagıyyen : azgınlık, iffetsizlik







    İmam İskender Ali Mihr : (Hz. Meryem dedi ki): “Bana bir beşer dokunmamış (olduğuna göre) benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve ben, azgın (iffetsiz) olmadım.”


    Diyanet İşleri : Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Meryem, benim nasıl oğlum olabilir ki hiç bir kimse, henüz bana dokunmadı demişti, hem kötü bir kadın da değilim ben.


    Adem Uğur : Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.


    Ahmed Hulusi : (Meryem) dedi ki: "Bana bir beşer dokunmadığı ve ben de iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?"


    Ahmet Tekin : Meryem:
    'Bana bir insan eli değmediği ve iffetsiz de olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'Bana bir insan dokunmadığı ve ben iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl bir oğlum olabilir?'


    Ali Bulaç : O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi.


    Ali Fikri Yavuz : Meryem dedi ki: “- Benim için, nasıl bir oğlan olur? Bana bir insan dokunmadı ve ben de iffetsiz bir kimse değilim.”


    Bekir Sadak : Meryem: «Bana bir insan temas etmemisken, ben kotu kadin da olmadigim halde nasil oglum olabilir?» dedi.


    Celal Yıldırım : Meryem de, «bana bir insan dokunmamışken bir oğlum nasıl olur ? Ben kötü ahlâklı bir kadın da değilim» demişti.


    Diyanet İşleri (eski) : Meryem: 'Bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?' dedi.


    Diyanet Vakfi : Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.


    Edip Yüksel : 'Bana hiç bir insan eli değmemiş ve ben iffetsizlik etmemişken nasıl olur da bir oğlum olur,' dedi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Dedi: benim için bir oğlan nasıl olur? bana bir beşer dokunmadı, ben bir kahbe de değilim.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Meryem: «Benim nasıl bir oğlum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmadı; ben bir kahpe de değilim!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Meryem: «Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim» dedi.


    Fizilal-il Kuran : Meryem, Cebrail'e «Benim nasıl oğlum olabilir? Bana hiç erkek eli değmiş değildir, hiç gayri meşru ilişkim de olmadı» dedi.


    Gültekin Onan : O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi.


    Hasan Basri Çantay : O: «Benim nasıl bir oğlum olacakmış, dedi, (evlenib de) bana bir beşer dokunmamışdır. Ben bir iffetsiz de değilim.»


    Hayrat Neşriyat : (Meryem:) 'Bana bir insan dokunmadığı ve (ben) iffetsiz bir kadın da olmadığım hâlde benim için bir oğul, nasıl olabilir?' dedi.


    İbni Kesir : Meryem: Benim nasıl bir oğlum olabilir ki; bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ve ben, kötü kadın da değilim, dedi.


    Muhammed Esed : (Meryem:) "Bana daha hiçbir erkek dokunmamışken, nasıl bir oğlum olabilir? Üstelik ben iffetsiz bir kadın da değilim" dedi.


    Ömer Nasuhi Bilmen : (Meryem) Dedi ki: «Bana bir oğul nasıl olabilir ki, bana bir beşer (nikah ile) dokunmamıştır ve ben bir iffetsiz de değilim.»


    Ömer Öngüt : Meryem: “Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.


    Şaban Piriş : -Benim nasıl bir oğlum olabilir ki, bana hiçbir beşer dokunmamıştır ve ben kötü bir iş de yapmadım, dedi.


    Suat Yıldırım : Meryem: "Nasıl oğlum olabilir ki bana eli değen bir tek erkek bile olmamıştır. İffetsiz bir kadın da değilim!"


    Süleyman Ateş : "Benim nasıl oğlum olur, dedi, bana bir insan dokunmadı ve ben bir kahpe de değilim."


    Tefhim-ul Kuran : O: «Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken» dedi.


    Ümit Şimşek : Meryem 'Benim nasıl oğlum olabilir ki?' dedi. 'Ne bana bir beşer eli değdi, ne de ben iffetsizlik ettim.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Dedi: "Benim nasıl oğlum olur; bana herhangi bir insan dokunmadı. Ben bir kahpe de değilim."
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş