Kuran-ı Kerim MÂİDE Suresi Türkçe Meali ve açiklamaları, Kapsamli olarak Maide suresi türkce aciklam

goktepeli26 24 May 2013



  1. مَّا عَلَى الرَّسُولِ إِلاَّ الْبَلاَغُ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    Mâ aler resûli illel belâg(belâgu) vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn(tektumûne).


    1. mâ alâ er resûli : Resûlun üzerinde(sorumluluk) yoktur

    2. illâ el belâgu : tebliğden başka

    3. ve allâhu ya'lemu : ve Allâh (cc.) bilir

    4. mâ tubdûne : açıkladığınız şeyi

    5. ve mâ tektumûne : ve gizlediğiniz şeyi



    İmam İskender Ali Mihr : Resûl'ün üzerinde tebliğden (bildirmekten) başka bir sorumluluk yoktur. Ve Allah, açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.

    Diyanet İşleri : Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Peygamberin vazifesi, ancak tebliğdir ve Allah, açığa vurduğunuz şeyleri de bilir, gizlediğiniz şeyleri de.

    Adem Uğur : Resûle düşen (vazife), ancak duyurmadır. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.

    Ahmed Hulusi : Rasûle düşen sadece tebliğ etmektir! Allâh, açığa vurduklarınızı da içinizde gizlediklerinizi de bilir.

    Ahmet Tekin : Allah’ın Rasulünün yalnızca tebliğ görevi vardır. Allah açıkça söylediklerinizi ve yaptıklarınızı da gizlediğiniz niyetlerinizi ve maksatlarınızı da bilir.

    Ahmet Varol : Peygamberin görevi sadece tebliğdir. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.

    Ali Bulaç : Elçiye tebliğden başka (yükümlülük) yoktur. Allah açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir.

    Ali Fikri Yavuz : Peygamberin üzerinizdeki (görevi) ancak ilâhi emirleri tebliğdir. Allah, açıkladığınız ve gizlediğiniz sözlerle hareketlerinizin hepsini bilir.

    Bekir Sadak : Peygamberin gorevi sadece teblig etmektir. Allah, sizin acikladiklarinizi da gizlediklerinizi de bilir.

    Celal Yıldırım : Peygambere ancak tebliğ gerekir. Allah ise sizin neler açıkladığınızı, neler gizlediğinizi bilir.

    Diyanet İşleri (eski) : Peygamberin görevi sadece tebliğ etmektir. Allah, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.

    Diyanet Vakfi : Resûle düşen (vazife), ancak duyurmadır. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.

    Edip Yüksel : Elçiye düşen görev sadece duyurmak. ALLAH ise açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir

    Elmalılı Hamdi Yazır : Peygamberin üzerindeki ancak bir tebliğdir, açıkladığınız ve gizlediğiniz şeylerin hepsini bilecek olan ise ancak Allahdır

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Peygamberin üzerine düşen sadece tebliğdir. Açıkladığınız ve gizlediğiniz şeylerin hepsini bilecek olan ise, ancak Allah'tır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.

    Fizilal-il Kuran : Peygamberin görevi sadece duyurmaktır. Allah gerek açığa vurduğunuz ve gerekse gizlediğiniz duyguları iyi bilir.

    Gültekin Onan : Elçiye tebliğden başka (yükümlülük) yoktur. Tanrı açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir.

    Hasan Basri Çantay : Peygamberin üzerinde tebliğden başka (hiç bir vazîfe) yokdur. Allah ne açıklar, ne gizlerseniz (hepsini) bilir.

    Hayrat Neşriyat : Peygambere düşen ancak tebliğdir. Çünki Allah, neyi açıklar ve (kalblerinizde)neyi gizlerseniz, bilir.

    İbni Kesir : Peygamberin vazifesi sadece tebliğdir. Allah; sizin açıkladıklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.

    Muhammed Esed : Peygamber, (kendisine emanet edilen) mesajı tebliğ etmekten başka bir şeyle yükümlü değildir: ve Allah, sizin açıktan yaptığınız her şeyi ve bütün gizlediklerinizi bilir.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Peygamber'in üzerine tebliğden başka yoktur. Ve Allah Teâlâ ise açıkladığınız şeyi de gizlediğiniz şeyi de bilir.

    Ömer Öngüt : Resul'ün görevi sadece tebliğ etmektir. Allah neyi açıklayıp neyi gizlediğinizi bilir.

    Şaban Piriş : Peygamberin görevi ancak tebliğdir. Açıkladığınızı da gizlediğinizi de Allah bilir.

    Suat Yıldırım : Peygambere düşen sorumluluk, sadece tebliğ etmektir. Allah sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz her şeyi bilir.

    Süleyman Ateş : Elçi'ye düşen, sadece duyurmaktır. Allâh, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilir.

    Tefhim-ul Kuran : Peygambere tebliğden başka (yükümlülüğü) yoktur. Allah açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir.

    Ümit Şimşek : Peygambere düşen, ancak bildirmekten ibarettir. Allah ise sizin açığa vurduğunuzu da bilir, gizlediğinizi de.

    Yaşar Nuri Öztürk : Resule düşen, tebliğden başka bir şey değildir. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  2. قُل لاَّ يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُواْ اللّهَ يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Kul lâ yestevîl habîsu vet tayyibu ve lev a’cebeke kesretul habîs(habîsi), fettekullâhe yâ ulîl elbâbi leallekum tuflihûn(tuflihûne).


    1. kul : de, söyle

    2. lâ yestevî : bir değil, eşit değil

    3. el habîsu : habis, pis, haram kılınan, murdar olan

    4. ve et tayyibu : ve temiz, helal kılınan

    5. ve lev a'cebe-ke : ve senin hoşuna gitse bile

    6. kesretu : çokluk

    7. el habîsi : habis, pis, haram kılınan, murdar olan

    8. fe ittekû allâhe : artık, o halde Allâh'a (cc.) karşı takva sahibi olun

    9. yâ ulî el elbâbi : ey sırların sahipleri

    10. lealle-kum : umulur ki böylece siz

    11. tuflihûne : felâha erersiniz



    İmam İskender Ali Mihr : De ki; "Habisin (haram, murdar ve fesadın...) çokluğu senin hoşuna gitse bile, habis (haram ve kötü olan) ile tayyib (helâl ve temiz olan) bir değildir. Ey Ulûl Elbâb! Artık Allah'a karşı takva sahibi olun! Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

    Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) De ki: “Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.” Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: Pisle temiz bir değildir, pisin çokluğu seni şaşırtsa bile. Artık ey aklı tam olanlar, çekinin Allah'tan da muradınıza erin.

    Adem Uğur : De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). Öyleyse ey akıl sahipleri! Allah'tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.

    Ahmed Hulusi : De ki: "Habis (pis), tayyib (temiz) ile eş değerde olmaz. . . Habisin çoğunluğu hoşuna gitse bile". . . O hâlde ey öze ermiş derin düşünür akıl sahipleri (Ulül Elbab), Allâh'tan korunun ki kurtuluşa eresiniz.

    Ahmet Tekin : 'Kötü insanların, çirkin fiillerin, kirli malların çokluğu, seni hayrete de düşürse, iyi ile kötü, güzel ile çirkin, temiz ile pis, helâl ile haram denk olamaz. Ey akıl ve vicdan sahipleri, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun ki, kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eresiniz.' de.

    Ahmet Varol : De ki: 'Pis olanın çokluğu hoşuna gitse de, pis ile temiz bir olamaz. Şu halde ey akıl sahipleri, Allah'a karşı gelmekten sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.'

    Ali Bulaç : De ki: "Murdar ile temiz -murdar'ın çokluğu hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.

    Ali Fikri Yavuz : De ki: “- Murdarla temiz (haramla helâl) bir olmaz; murdarın çokluğu hoşunuza gitse bile”. O halde ey gerçek akıl sahipleri, haram (murdar) hususunda Allah’dan korkun ki, kurtuluşa kavuşasınız.

    Bekir Sadak : De ki: «Helal ile haram, haram seylerin coklugundan hoslansan bile, esit degildir". Ey akil sahibleri, Allah'tan sakinin ki kurtulusa eresiniz. *

    Celal Yıldırım : De ki: Murdarın çokluğu senin hoşuna gidip hayretini mûcib olsa da murdarla pâk bir değildir. O halde ey sağduyu sahipleri! Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.

    Diyanet İşleri (eski) : De ki: 'Helal ile haram, haram şeylerin çokluğundan hoşlansan bile, eşit değildir'. Ey akıl sahibleri, Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

    Diyanet Vakfi : De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). Öyleyse ey akıl sahipleri! Allah'tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.

    Edip Yüksel : De : 'Kötü ile iyi bir olmaz; kötünün çokluğu ilgini çekse bile... Akıl sahipleri, başarmak istiyorsanız (azınlığa düşme pahasına da olsa) ALLAH'ı dinleyin.'

    Elmalılı Hamdi Yazır : De ki: Murdarla temiz bir olmaz: Murdarın çokluğu tuhafına da gitse o halde ey temiz özü, düşünür beyni olanlar, Allaha korunun ki felâha iresiniz

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «Pis ile temiz bir olmaz, pis olanın çokluğu tuhafına gitse bile. O halde ey temiz özü, düşünür beyni olanlar, Allah'a sığının ki, kurtuluşa eresiniz!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : De ki: «Pis olan şeyle temiz olan şey bir olmaz, pis olanın çokluğu hoşuna gitse bile». Ey selim akıl sahipleri Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.

    Fizilal-il Kuran : De ki; «Murdar'ın çokluğu (yaygınlığı) senin beğenini kazanmış olsa da, murdar ile temiz (aslında) bir değildir. Buna göre ey sağduyulu kimseler, Allah'tan korkunuz ki, kurtuluşa eresiniz.»

    Gültekin Onan : De ki: "Murdar ile temiz -murdarın çokluğu hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Tanrı'dan korkup sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.

    Hasan Basri Çantay : De ki: «Murdarla temiz — murdarın çokluğu hoşunuza gitse de — (hiç bir zaman) bir olmaz. Onun için, ey selîm akıl saahibleri, (murdarı ihtiyar etmek hususunda) Allahdan korkun (temizi alın). Olur ki kurtuluşa erersiniz.

    Hayrat Neşriyat : De ki: 'Pis olan şey ile temiz (haram ve helâl) bir olmaz; pis olan şey(ler)in çokluğu hoşun(uz)a gitse de (bu böyledir)!' Öyle ise ey akıl sâhibleri! Allah’dan sakının, tâ ki kurtuluşa eresiniz!

    İbni Kesir : De ki: Murdarı çokluğu hoşunuza gitse de; murdarla temiz bir olmaz. Öyleyse ey akıl sahibleri; Allah'tan korkun ki kurtıuluşa eresiniz.

    Muhammed Esed : De ki: "Kötü ve çirkin olan şeyler ile iyi ve güzel şeyler mukayese edilemez, kötü şeylerin bir çoğu sana büyük zevk verse bile. O halde, siz ey derin kavrayış sahipleri, Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki mutluluğa eresiniz!"

    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki: «Murdar ile temiz müsavî olmaz. Velev ki, murdarın çokluğu hoşuna gitsin. Artık ey güzel akıl sahipleri! Allah Teâlâ'dan korkunuz ki felâh bulabilesiniz.»

    Ömer Öngüt : De ki: “Murdarla temiz bir olmaz, murdarın çokluğu hoşuna gitse de bu böyledir. ” Öyleyse ey akl-ı selîm sahipleri! Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz!

    Şaban Piriş : De ki: - Kötü şeylerin çokluğu seni şaşırtsa da. Pis ile temiz bir değildir. Ey akıl sahipleri kurtuluşa erebilmeniz için Allah’tan korkun.

    Suat Yıldırım : Murdarın çokluğu tuhafına gitse, hatta murdarın çoğu hoşuna da gitse, murdar ile temiz bir olmaz. Öyleyse ey akl-ı selîm sahipleri! Siz az çok demeyip daima temize, helâle yönelin. Haram yemekten, Allah’a karşı gelmekten sakının ki felâh bulasınız.

    Süleyman Ateş : De ki:"Murdarla temiz bir olmaz. Murdarın çokluğu hoşuna gitse de. O halde ey sağduyu sâhipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz!"

    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Murdar ile temiz-murdar'ın çokluğu hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup sakının. Umulur ki kurtulaşa erersiniz.

    Ümit Şimşek : De ki: Pis olan ile temiz olan bir olmaz-pis olan şeyin çokluğu sizin hoşunuza gitse bile. Onun için, Allah'tan sakının, ey selim akıl sahipleri, tâ ki kurtuluşa eresiniz.

    Yaşar Nuri Öztürk : De ki: "Pisin çokluğu seni hayrete düşürse de pisle temiz bir olmaz. O halde, ey akıl ve gönül sahipleri! Allah'tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  3. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَسْأَلُواْ عَنْ أَشْيَاء إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْأَلُواْ عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللّهُ عَنْهَا وَاللّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tes’elû an eşyâe in tubde lekum tesu’kum, ve in tes’elû anhâ hîne yunezzelul kur’ânu tubde lekum afâllâhu anhâ vallâhu gafûrun hâlîm(hâlîmun).


    1. yâ eyyuhâ : ey!

    2. ellezîne âmenû : âmenu olanlar, yaşarken Allâh'a (cc.) teslim olmayı, ulaşmayı dileyenler

    3. lâ tes'elû : sormayın

    4. an eşyâe : şeylerden

    5. in tubde lekum : eğer size açıklanırsa

    6. tesu'kum : sizi üzecek

    7. ve in tes'elû an-hâ : ve eğer ondan sorarsanız

    8. hîne yunezzelu : indirilirken

    9. el kur'ânu : Kur'ân

    10. tubde lekum : size açıklanır

    11. afâ allâhu an-hâ : Allâh (cc.) ondan (bu hatadan dolayı) affetti

    12. ve allâhu : ve Allâh (cc.)

    13. gafûrun : Gafûr, mağfiret eden, günahları sevaba çeviren

    14. halîmun : Halîm, yumuşak muamele eden



    İmam İskender Ali Mihr : Ey âmenû olanlar (yaşarken Allah'a teslim olmayı, ulaşmayı dileyenler)! Açıklandığında sizi üzecek şeylerden sormayın. Eğer, Kur'ân indirilirken ondan sorarsanız, size açıklanır. Allah, onlardan (bu kuralı bilmeden önce sorduğunuz şeylerden) dolayı sizi affetti. Allah Gafur'dur, Halîm'dir.

    Diyanet İşleri : Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey inananlar, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur'ân indirilirken bunlara ait bir şey sorarsanız hükmü açıklanır size, halbuki Allah geçmişti ondan, ona ait hükmü bildirmemişti ve Allah, suçları örter, rahîmdir.

    Adem Uğur : Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.

    Ahmed Hulusi : Ey iman edenler. . . Size açıklandığında hoşlanmayacağınız şeylerden, soru sormayın! Eğer Kur'ân inzâl edilmekteyken cevabından hoşlanmayacağınız şeyleri sorarsanız, cevabı size açıklanır! Allâh onları affetmiştir. . . Allâh Ğafûr'dur, Haliym'dir.

    Ahmet Tekin : Ey iman nimetine kavuşanlar, hatırınıza gelen geçmişle ilgili faydasız, gelişigüzel şeyleri, Allah’ın Rasulünden sormayın. Sorduklarınız size açıklandığında hoşunuza gitmeyebilir, müşkül durumda kalırsınız. Eğer Kur’ân bölüm bölüm indirilirken ihtiyaç duyduğunuz hususları sorarsanız, size açıklanır. İslâm dışı cahiliyyet devri ile ilgili konularda Allah size af ilan etmiş, Kur’ân’ın yeni bir düzenleme getirmediği hususlarda da size ruhsat tanımıştır. Allahkullarını daima koruma kalkanına alır, çok bağışlayıcı, kudretli, âdil ve müsamahakârdır, fırsatlar ve imkânlar tanır.

    Ahmet Varol : Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeylerden sormayın. Eğer bu şeylerden Kur'an'ın indirilmekte olduğu sırada sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. [17] Allah bağışlayıcıdır ve yumuşak davranandır.

    Ali Bulaç : Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.

    Ali Fikri Yavuz : Ey iman edenler! Öyle şeylerden Peygambere sormayın ki, size açıklanırsa fenanıza gidecektir. Halbuki Kur’an indirilirken sorarsanız onlar size açılır, meydana çıkar. (önceki ümmetlerin helâki, peygamberlerine çok soru sormaları ve ihtilâfları yüzünden olmuştur.) Allah, şimdiye kadarki sorularınızı bağışladı. Allah çok bağışlayıcıdır, azabında aceleci değildir.

    Bekir Sadak : Ey Inananlar! Size aciklaninca hosunuza gitmeyecek seyleri sormayin. Kur'an indirilirken onlari sorarsaniz size aciklanir, (ama uzulursunuz). Allah sordugunuz seyleri affetmistir. Allah Bagislayan'dir, Halim'dir.

    Celal Yıldırım : Ey imân edenler! Size açıklanınca sizi kötümser yapacak (veya üzecek) şeylerden sormayın; ama Kur'ân indirildiğinde sorarsanız size açıklanır. Allah (daha önce bu kuralı bilmeden) sorduklarınızdan dolayı sizi) atfetmiştir. Allah çok bağışlayandır, şefkatle, lûtufla, merhametle sabredendir.

    Diyanet İşleri (eski) : Ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan'dır, Halim'dir.

    Diyanet Vakfi : Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.

    Edip Yüksel : İnananlar, açıklandığı vakit hoşunuza gitmeyecek şeyler hakkında sorular sormayın. Kuran'ın ışığında sorarsanız size açık olurlar. ALLAH özellikle onlardan söz etmedi. ALLAH Bağışlayandır, Yumuşaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey o bütün iyman edenler; öyle şeylerden sual etmeyin ki size açılırsa fenanıza gidecektir, halbuki Kur'an indirilmekte iken sorarsanız onlar size açılır, Allah onlardan şimdilik afiv buyurdu, Allah gafur, halîmdir

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey iman edenler, size açıklanınca fenanıza gidecek şeyleri sormayın! Oysa Kur'an indirildiği esnada sorarsanız, onlar size açıklanır. Allah onları şimdilik affetmiştir. Allah, çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.

    Fizilal-il Kuran : Ey müminler, açıklandıkları takdirde zorunuza gidecek konuları sormayın, eğer Kur'an inerken bu konuları sorarsanız onlar size açıklanır. Oysa Allah onlara değinmemiştir. Hiç şüphesiz Allah affedicidir, yumuşaktır. (halimdir).

    Gültekin Onan : Ey inananlar, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kuran indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Tanrı onu affetti. Tanrı bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.

    Hasan Basri Çantay : Ey îman edenler, Allahın afvetdiği şeyleri — ki eğer size açıklanırsa ve siz bunları Kur'an inerken sorub da hükmü kendinize izhar edilirse fenanıza gidecekdir — sormayın. Allah çok yarlığayıcıdır, cezada da aceleci değildir.

    Hayrat Neşriyat : Ey îmân edenler! Size açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeylerdensormayın! Buna rağmen Kur’ân indirilirken (peygamber aranızda olduğu zaman) onları sorarsanız, size (hükmü) açıklanır. Allah onları (geçmişteki sorularınızı) affetti. Çünki Allah, Gafûr (çok mağfiret eden)dir, Halîm (cezâlandırmakta hiç acele etmeyen)dir.

    İbni Kesir : Ey iman edenler; size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Ku'ran indirilirken onları soracak olursanız, size açıklanır. Allah, bunları affetmiştir. Allah; Gafur'dur, Halim'dir.

    Muhammed Esed : Siz ey imana ermiş olanlar! (Kesin hukuki kurallar şeklinde) açıklandığı taktirde sizi sıkıntıya sokabilecek olan konular hakkında soru sormayın; zira, Kuran vahyedilirken onlar
    hakkında soru sorsaydınız, size (hukuki kurallar şeklinde) açıklanabilirlerdi. Allah, bu konuda (sizi her türlü yükümlülükten) azat etmiştir: Zira Allah, çok bağışlayıcıdır, halimdir.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey imân edenler! Öyle şeylerden sual etmeyiniz ki, eğer size açıklanırsa sizi müteessir eder. Ve eğer siz Kur'an'ın nüzul ettiği sırada sorarsanız onlar size açılır. Allah Teâlâ onlardan af buyurmuştur. Ve Allah Teâlâ gafûrdur, halîmdir.

    Ömer Öngüt : Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer onları Kur'an indirilirken soracak olursanız, size açıklanır. Oysa Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayandır ve çok halîmdir.

    Şaban Piriş : - Ey İman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur’an inerken onları sorarsanız, onlar size açıklanır. Allah, onları bağışlamıştır. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.

    Suat Yıldırım : Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur’ân’ın indirilmesi esnasında onları sorarsanız, size açıklanır. Halbuki Allah onları bağışlamış, sizi onlardan muaf tutmuştur.Çünkü Allah gafurdur, halimdir (affı ve müsamahası geniştir).

    Süleyman Ateş : Ey inananlar, açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur'ân indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Halbuki Allâh onlardan geçmiştir. Allâh bağışlayandır, halimdir.

    Tefhim-ul Kuran : Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.

    Ümit Şimşek : Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek şeyleri sormayın. Kur'ân'ın indiği sırada soracak olursanız, o da size açıklanıverir; oysa Allah onu sizden affetmiştir. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, kullarına müsamahası pek geniştir.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur'an indirilmekte iken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan vazgeçmiştir. Allah Gafûr'dur, Halîm'dir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  4. قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِّن قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُواْ بِهَا كَافِرِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Kad seelehâ kavmun min kablikum summe asbahû bihâ kâfirîn(kâfirîne).


    1. kad seele-hâ : onu sormuştu

    2. kavmun : bir kavim, topluluk

    3. min kabli-kum : sizden önce

    4. summe asbahû : sonra oldular

    5. bi- hâ : onunla

    6. kâfirîne : kâfirler



    İmam İskender Ali Mihr : Sizden önce de bir kavim onu sormuştu. Sonra onunla kâfir oldular.

    Diyanet İşleri : Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kâfir oldu.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Sizden önce de bir kavim onları sordu da sonra kâfir oluverdi.

    Adem Uğur : Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkâr eder olmuştu.

    Ahmed Hulusi : Sizden önce de bir topluluk bunu sordu; (aldıkları cevapları hazmedememeleri yüzünden) hakikat bilgisini inkâr edenlerden oldular.

    Ahmet Tekin : Sizden öncekikavimler böyle şeyleri sordular da, verilen cevapların, vahyedilen hükümlerin gereğini yerine getirmeyip terk ederek kâfir durumuna düştüler.

    Ahmet Varol : Sizden önceki bir topluluk bunları sormuş sonra da onları inkar etmişlerdi.

    Ali Bulaç : Sizden önce bir topluluk onu sormuştu da sonra kafirler olmuşlardı.

    Ali Fikri Yavuz : Doğrusu, sizden önce bir kavim, öyle (lüzumsuz) şeyleri sordu da, sonra o yüzden kâfir oldular.

    Bekir Sadak : Sizden once bir millet onlari sormustu, sonra da onlari inkar etmislerdi.

    Celal Yıldırım : Sizden önce bir millet de onları sormuştu, sonra da o yüzden kâfir olmuşlardı.

    Diyanet İşleri (eski) : Sizden önce bir millet onları sormuştu, sonra da onları inkar etmişlerdi.

    Diyanet Vakfi : Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkâr eder olmuştu.

    Edip Yüksel : Sizden önce bir topluluk o tip soruları sordu da, o sorularından dolayı inkarcı oldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Filvakı' öyle mes'eleleri sizden evvel bir kavm sordu da sonra o yüzden kâfir oldular

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Nitekim, böyle meseleleri sizden evvel bir topluluk sordu da sonra bu yüzden kafir oldular.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sizden önce gelen bir kavim bunları sormuştu da sonra inkâr etmişti.

    Fizilal-il Kuran : Sizden önceki bir ümmet böyle konuları sordu, fakat sonra bunlar yüzünden kafir oldular.

    Gültekin Onan : Sizden önce bir topluluk onu sormuştu da sonra kafir olmuşlardı.

    Hasan Basri Çantay : Sizden evvel de bir kavm onları sordu da sonra o yüzden kâfirler oldular.

    Hayrat Neşriyat : Doğrusu sizden önce bir kavim onları sormuştu (da), sonra (kendilerine verilen hükümleri kabûl etmeyip) o yüzden kâfir kimseler olmuşlardı.

    İbni Kesir : Sizden önce bir kavim onları sormuştu da, sonra o sebeple kafirler olmuştu.

    Muhammed Esed : Sizden önceki insanlar da böyle sorular sormuş ve sonuçta hakikati inkara varmışlardı.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Filvaki öyle şeyleri sizden evvel bir kavim sordu da sonra o sebeple kâfir oldular.

    Ömer Öngüt : Sizden önce bir kavim de onları sormuştu, sonra da bu sebeple kâfir olmuşlardı.

    Şaban Piriş : Sizden önce gelen bir toplum onu sordu sonra da onu inkar ettiler.

    Suat Yıldırım : Sizden önce bir topluluk o kabîl şeyleri sormuş, sonra da onlar sebebiyle kâfir olmuşlardı.

    Süleyman Ateş : Sizden önce gelen bir toplum da onları sormuştu da sonra onları tanımaz olmuşlardı.

    Tefhim-ul Kuran : Sizden önce bir topluluk onu sormuştu da sonra kâfirler olmuşlardı.

    Ümit Şimşek : Sizden önce bir topluluk böyle şeyleri sormuş, sonra da sordukları şeyler yüzünden kâfir olmuştu.

    Yaşar Nuri Öztürk : Sizden önceki bir toplum da onları sormuştu; sonra tutup hepsini inkâr ettiler.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  5. مَا جَعَلَ اللّهُ مِن بَحِيرَةٍ وَلاَ سَآئِبَةٍ وَلاَ وَصِيلَةٍ وَلاَ حَامٍ وَلَكِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Mâ cealallâhu min bahîretin ve lâ sâibetin ve lâ vasîletin ve lâ hâmin ve lâkinnellezîne keferû yefterûne alâllâhi kezib(kezibe) ve ekseruhum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).


    1. mâ ceale : kılmadı, yapmadı

    2. allâhu : Allâh (cc.)

    3. min : ...'den

    4. bahîretin : putlar için ayırılan ve kulağı yarılan deve

    5. ve lâ : ve değil (olumsuz mâna verir), olmadı

    6. sâibetin : putlar için ayrılan ve otlaması için serbest bırakılan hayvan

    7. ve lâ : ve değil (olumsuz mâna verir), olmadı

    8. vasîletin : erkek ve dişi olarak doğan davarların dişisi

    9. ve lâ : ve değil (olumsuz mâna verir), olmadı

    10. hâmin : üzerine binilmesi yasak olan ve tüyleri kesilmeyen erkek deve

    11. ve lâkinne : ve lâkin, fakat

    12. ellezîne keferû : kâfirler, inkar edenler

    13. yefterûne : iftira ediyorlar

    14. alâ allâhi : Allâh'a (cc.) karşı

    15. el kezibe : yalan

    16. ve ekseru-hum : ve onların çoğu

    17. lâ ya'kılûne : akletmezler, akıllarını kullanmazlar



    İmam İskender Ali Mihr : Allah, ''bahîre, sâibe, vasîle ve hâm” diye bir şey yapmamıştır (meşru kılmamıştır). Ama o kâfirler (inkâr edenler), Allah'a karşı yalan iftirada bulunuyorlar (uyduruyorlar). Onların çoğu aklını kullanmıyor.

    Diyanet İşleri : Allah, ne “Bahîre”, ne “Sâibe”, ne “Vasîle”, ne de “Hâm” diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten çoklarının aklı da ermez.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Allah, ne bahîreyi meşru kılmıştır, ne sâibeyi, ne vasîlayı, ne de hâmı; fakat kâfir olanlar, Allah'a, yalan yere iftirâ ederler ve onların çoğunun da aklı ermez.

    Adem Uğur : Allah bahîra, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey (meşru) kılmamıştır. Fakat kâfirler, yalan yere Allah'a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları çalışmaz.

    Ahmed Hulusi : Allâh Bahire, Saibe, Vasıyle ve Ham (isimleriyle tanımlanan bir kısım kurbanlıklar) diye bir şey hükmetmemiştir (bu bir kısım insanların uydurmacılık geleneğidir). Ne var ki, hakikat bilgisini inkâr edenler, Allâh üzerine yalan uyduruyorlar! Onların çoğunluğu aklını kullanmaz!

    Ahmet Tekin : Beş batın yavru veren, beşinci batın yavrusu erkek olan devenin, faydalanılmaktan vazgeçilerek kulağının yarılıp salıverilmesinin; dertten kurtuluş adağı olarak bir hayvanın faydalanılmaktan vazgeçilip putlara adanarak salma gezer halde bırakılmasının; peşpeşe birkaç dişi yavru doğuran devenin (veya koyunun) doğurduğu erkek yavrunun putlara adanmasının; on batın döl veren erkek devenin sırtına yük vurulmamasının, başıboş bırakılarak yayılmasının ve su içmesinin engellenmemesinin kutsallığının meşruiyyetiyle ilgili Allah herhangi bir hüküm koymamıştır. Fakat kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler Allah adına yalan uydurarak iftira etmektedirler. Onların çoğu akıllarını kullanarak dinin hakikatini kavrayamıyorlar.

    Ahmet Varol : Kulağı yarılıp salıverilen, putlara adanan, erkek dişi ikizler doğuran ve on defa yavru yapmasından dolayı sırtına yük vurulmayan hayvanlarla ilgili uygulamaların hiçbirini Allah emretmemiştir. Ancak kâfirler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Onların çoğu akıl erdiremiyor. [18]

    Ali Bulaç : Allah Bahiyre'den Saibe'den Vasiyle'den ve Ham'dan hiç birini (meşru) kılmamıştır. Ancak inkâr edenler, Allah'a karşı yalan düzüp uyduruyorlar. Onların çoğu akıl erdirmez.

    Ali Fikri Yavuz : Allah, (câhiliyyet devrindeki âdet üzere) kulağı yarılıp salıverilen ve putlara adak yapılan develerle, putlar için kesilen erkek koyunların ve sırtı yüke haram kılınan develerin hiç birini meşru kılmamıştır. Fakat, küfredenler, Allah’a yalan uydururlar. Onların çoğunun akılları ermez.

    Bekir Sadak : Allah, kulagi centilen, saliverilen, erkek disi ikizler doguran, on defa yavrulanmasindan oturu yuk vurulmayan hayvanlarin adanmasini emretmemistir; fakat inkar edenler Allah'a karsi yalan uydururlar ve cogu da akletmezler.

    Celal Yıldırım : Allah ne bahire, ne sâibe, ne vesile, ne de hâm'dan hiç biriyle emretmemiş ve meşru' da kılmamıştır. Ama o küfredenler Allah'a karşı yalan uydurup iftirada bulunuyorlar; çoğunun da aklı ermemektedir.

    Diyanet İşleri (eski) : Allah, kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından ötürü yük vurulmayan hayvanların adanmasını emretmemiştir; fakat inkar edenler Allah'a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmezler.

    Diyanet Vakfi : Allah bahîra, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey (meşru) kılmamıştır. Fakat kâfirler, yalan yere Allah'a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları çalışmaz.

    Edip Yüksel : Belli bir erkek ve dişi kombinezonuyla yavrulayanların, yemin sonucu salıverilenlerin, arka arkaya iki erkek doğuranların ve on kez döl veren erkek develerin haram edilişini ALLAH onaylamıyor; inkarcılar ALLAH'a iftira ediyor. Çoğu akletmez onların.

    Elmalılı Hamdi Yazır : ne bahıyre, ne sâibe, ne vasıyle, ne ham'dan hiç birini Allah meşru' kılmadı, lâkin küfretmekte olan kimseler, Allah namına yalan söyliyerek ona iftira ediyorlar, çoklarının da aklı irmez

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah, ne kulağı yarılan, ne salma bırakılan, ne erkek-dişi ikizler doğuran, ne de on defa doğurması yüzünden yük vurulamayan hayvanların (adanmasını) meşru kılmadı. Fakat küfreden kimseler, Allah adına yalan söyleyerek O'na iftira ediyorlar. Çoklarının da aklı ermez.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah, ne «bahîre»yi, ne «sâibe»yi, ne «vesile»yi ve ne de «hâm»ı meşru kılmıştır. Fakat küfredenler, Allah'a yalan iftira etmektedirler. Onların çoğunun akılları ermez.

    Fizilal-il Kuran : Allah, Bahire, Saibe, Vesile ve Hami diye bir şey koymamıştır. Fakat kâfirler Allah adına yalan uydururlar. Onların çoğu düşünme yeteneğinden yoksundur.

    Gültekin Onan : Tanrı Bahriye'den Saibe'den, Vasiyle'den ve Ham'dan hiç birini (meşru) kılmamıştır. Ancak küfredenler, Tanrı'ya karşı yalan düzüp uyduruyorlar. Onların çoğu akletmez.

    Hasan Basri Çantay : Allah ne «Bahıyre den, ne «Sâbibe» den, ne «Vasiyle den, ne de «Ham» dan hiç birini (meşru) kılmamışdır. Fakat o küfredenler Allaha karşı («Bize bunları o emretmişdir» diye) yalan düzerler. Onların çoğunun (avamının) ise akılları ermez.

    Hayrat Neşriyat : Allah, ne bahîre, ne sâibe, ne vasîle, ne de hâm’dan hiçbirini (meşrû')kılmamıştır; fakat inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar! Çünki onların çoğu akıl erdiremezler.

    İbni Kesir : Allah; ne Bahire'den, ne Saibe'den, ne Vasile'den, ne de Ham'dan hiç birini meşru kılmamıştır. Fakat küfredenler; Allah'a karşı yalan uydurdular. Onların çoğunun ise akılları ermez.

    Muhammed Esed : Bazı hayvan cinslerinin batıl inançlarla işaretlenmesi ve insanların kullanımından alıkonulması, Allahın emri değildir: Ama hakikati inkara şartlanmış olanlar, kendi uydurdukları yalanları Allaha yakıştırırlar. Ve onların bir çoğu akıllarını asla kullanmaz:

    Ömer Nasuhi Bilmen : Allah Teâlâ bahireden, saibeden, vasileden ve hâmden hiçbirini (meşru) kılmamıştır. Fakat kâfir olanlar Allah Teâlâ'ya karşı yalan söyleyerek iftirada bulunurlar. Ve onların çokları ise akıl erdiremezler.

    Ömer Öngüt : Allah bahîre, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat kâfirler Allah'a karşı yalan uydururlar. Onların çoğunun akılları ermez.

    Şaban Piriş : Allah, bahîre, sâibe, vesîle ve hâm (diye bir şeyler) belirlemedi. Fakat küfredenler Allah’a yalan yere iftira ediyorlar. Onların çoğu akletmezler.

    Suat Yıldırım : Allah ne bahîre, ne sâibe, ne vasîle, ne de hâm diye bir şey bildirmemiştir. Fakat, o kâfirler bu inançlarını Allah’a mal ederek O’na iftira etmişlerdir. Onların ekserisinin akılları ermez.

    Süleyman Ateş : Allâh, bahire, sâibe, vasile ve hâm diye bir şey yapmamıştır. Fakat inkâr edenler, Allah'a yalan uyduruyorlar ve çokları da akıl erdiremiyorlar.

    Tefhim-ul Kuran : Allah Bahiyre'den Saibe'den Vasiyle'den ve Hâm'dan hiç birini (meşru) kılmamıştır. Ancak küfredenler, Allah'a karşı yalan düzüp uyduruyorlar. Onların çoğu akıl erdirmez.

    Ümit Şimşek : Bahîre, sâibe, vasîle ve hâm'ı Allah size bildirmiş değildir; kâfirler Allah adına yalan uyduruyorlar. Zaten onların çoğunun aklı ermez.

    Yaşar Nuri Öztürk : Allah ne bahîre yapmıştır ne sâibe ne vasîle ne de hâm. Ne var ki küfre sapanlar yalan uydurarak Allah'a iftira ediyorlar ve çokları da akıl erdiremiyorlar.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  6. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْاْ إِلَى مَا أَنزَلَ اللّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُواْ حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ شَيْئًا وَلاَ يَهْتَدُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Ve izâ kîle lehum teâlev ilâ mâ enzelallâhu ve iler resûlî kâlû hasbunâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’lemûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne).


    1. ve izâ kîle lehum : ve onlara denildiği zaman

    2. teâlev : gelin

    3. ilâ mâ enzele : indirdiği şeye

    4. allâhu : Allah (cc.)

    5. ve ilâ er resûli : ve Resûl'e

    6. kâlû : dediler

    7. hasbu-nâ : bize yeter

    8. mâ vecednâ : bulduğumuz şey

    9. aleyhi : onun üzerine, üzerinde

    10. âbâe-nâ : babalarımız, atalarımız

    11. e ve lev kâne : ve olsa da mı?

    12. âbâu-hum : onların babaları, ataları

    13. lâ ya'lemûne : bilmiyorlar

    14. şey'en : bir şey

    15. ve lâ yehtedûne : ve hidayette değiller, hidayete ermediler



    İmam İskender Ali Mihr : Ve onlara: “Allah'ın indirdiğine (Kur'ân'a) ve Resûl'e (itaate) gelin.” denildiğinde; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (dîn) bize yeter (kâfi)” derler. Ya onların babaları (bu gerçeklere ait) bir şey bilmiyorlarsa ve hidayete ermemişlerse de mi...?

    Diyanet İşleri : Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?

    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlara, gelin Allah'ın indirdiğine ve Peygambere dendi mi bize yeter atalarımızın yapageldikleri şeyler, böyle bulduk biz derler. Fakat ya ataları da bir şey bilmiyorlardı ve doğru yola gitmiyorlardıysa.

    Adem Uğur : Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin" denildiği vakit, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter" derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?

    Ahmed Hulusi : Onlara: "Allah'ın inzâl ettiğine ve Rasûle geliniz" denildiğinde, "Babalarımızdan gördüğümüz bize yeter" dediler. . . Babaları bir şey bilmeyen ve hidâyet üzere olmayanlarsa da mı?
    Ahmet Tekin : Onlara:
    'Allah’ın indirdiğine, Kur’ân’a ve ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasulullah’a, sünnetine gelin' denildiği zaman:
    'Gördüğümüz, bildiğimiz, babalarımızın yolu, hayat tarzı bize yeter' derler. Ataları hiçbir şey bilmez ve hak yolu benimsememiş, doğruyu, aydınlığı, hayrı ve refahı bulamamış kimseler ise de mi, onların yolundan gidecekler?

    Ahmet Varol : Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin' dendiği zaman: 'Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter' derler. Babaları hiçbir şey bilmiyor veya doğru yolu bulamamış idilerse de mi?

    Ali Bulaç : Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?

    Ali Fikri Yavuz : Onlara: “- Allah’ın indirdiği Kur’an hükümlerine ve Peygamberin sünnetine gelin”, denildiği zaman: “- Bize, atalarımızı üzerinde bulduğumuz din yeter”, diyorlar. Ataları bir şey bilmiyor ve doğru yola gitmiyor idiyseler de mi?

    Bekir Sadak : Onlara, «Gelin Allah'in indirdigi Kitab'a ve peygambere uyun» dendiginde, «Atalarimizi uzerinde buldugumuz yol bize yeter» derler; ya atalari bir sey bilmeyen ve dogru yolda olmayan kimseler idiyseler?

    Celal Yıldırım : Onlara, «Allah'ın indirdiği Kitab'a ve Peygamberin (Sünnetine) yüzçevirip gelin!» denilince, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter, derler. Ya ataları bir şey bilmeyenler ve doğru yolu bulmayanlar idiyse..

    Diyanet İşleri (eski) : Onlara, 'Gelin Allah'ın indirdiği Kitap'a ve peygambere uyun' dendiğinde, 'Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter' derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?

    Diyanet Vakfi : Onlara, «Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin» denildiği vakit, «Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter» derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?

    Edip Yüksel : Kendilerine, 'ALLAH'ın indirdiğine ve elçiye gelin,' denildiğinde, 'Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter!,' derler. Ataları, bir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır : Bunlara gelin Allahın indirdiği ahkâma ve Peygambere denildiği zaman da «bize atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler yeter» diyorlar, ya ataları bir şey bilmez ve doğru yola gitmezler idi ise de mi?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bunlara: «Gelin Allah'ın indirdiği hükümlere ve peygambere.» denildiği zaman: «Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter!» derler. Ya ataları birşey bilmeyen ve doğru yolda bulunmayan kimseler idiyseler de mi?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlara: «Allah'ın indirdiği (kitabı)ne ve peygamber'e gelin» dendiği zaman: «Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter» derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsa da mı?

    Fizilal-il Kuran : Onlara Allah'ın indirdiği Kur'an'a ve Peygambere uyunuz denildiğinde, «Atalarımızın miras bıraktığı düzen bize yeter» derler. Peki ya, ataları hiçbir şey bilmeyen, doğru yoldan uzak kimseler idiyse?

    Gültekin Onan : Onlara: "Tanrı'nın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?

    Hasan Basri Çantay : Onlara: «Allahın indirdiğine ve o peygambere gelin» denildiği zaman «Atalarımızı üstünde bulduğumuz şeyler bize yeter» dediler. Ya ataları hiç bir şey bilmiyorlar ve doğru yola gitmiyorlar idiyse?..

    Hayrat Neşriyat : Hem onlara, 'Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve peygambere (sünnetine) gelin!' denildiği zaman: 'Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter!' dediler. Ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu (da) bulamayan kimseler idiyse! (Yine de onlara mı tâbi' olacaklar?)

    İbni Kesir : Onlara; Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin, denildiği zaman; atalarımızı üstünde bulunduğumuz şey bize yeter, dediler. Ya ataları, bir şey bilmiyor ve doğru yola gitmiyorlar idiyse?

    Muhammed Esed : Zira onlara, "Allahın indirdiğine ve Elçisine gelin!" denildiğinde, "Atalarımızdan gördüğümüz inançlar ve fiiller bizim için kafidir" diye cevap verirler. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yoldan uzak kimseler idiyseler de mi?

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onlara, Allah Teâlâ'nın indirdiğine ve Peygambere geliniz denildiği vakit, «Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter,» derler. Ya babaları hiçbir şey bilmiyorlar ve doğru yola gitmiyorlar idiyseler de mi?

    Ömer Öngüt : Onlara: “Allah'ın indirdiği Kitab'a ve Peygamber'e gelin!” denildiği zaman: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter. ” derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?

    Şaban Piriş : Onlara: -Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin, denildiğinde: -Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter.” derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayanlar idiyse ya?

    Suat Yıldırım : Kendilerine: "Allah’ın indirdiğine ve Resule (onların hakemliğine) gelin denildiğinde "Atalarımızı ne halde bulmuşsak o bize yeter!" derler. "Ataları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı onlara tabi olacaklar?"

    Süleyman Ateş : Onlara: "Allâh'ın indirdiğine ve Elçi'ye gelin!" dense, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter!" derler. Babaları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?

    Tefhim-ul Kuran : Onlara: «Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin» denildiğinde, «Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter» derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?.

    Ümit Şimşek : Onlara 'Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin' dendiğinde, 'Atalarımızdan gördüğümüz şey bize yeter' derler. Ya onların ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler ise?

    Yaşar Nuri Öztürk : Onlara, Allah'ın indirdiğine ve resule gelin dendiğinde şöyle derler: "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter." Peki, ataları hiçbir şey bilmiyor, doğru yolu bulamıyor idiyseler de mi?


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  7. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).


    1. yâ eyyuhâ : ey!

    2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, yaşarken Allâh'a teslim olmayı, ulaşmayı dileyenler

    3. aleykum : sizin üzerinize

    4. enfuse-kum : nefsleriniz

    5. lâ yadurru-kum : sizlere zarar vermez, veremez

    6. men dalle : dalâlette olan kimse

    7. izâ ihtedeytum : siz hidayette iseniz, hidayete erdiyseniz, hidayette olduğunuz zaman

    8. ilâ allâhi : Allâh'a (cc.)

    9. merciu-kum : sizin dönüşünüz, dönüş yeriniz

    10. cemîân : topluca, hepiniz

    11. fe yunebbiu-kum : o zaman sizlere haber verecek

    12. bi-mâ kuntum : olduğunuz şeyleri

    13. ta'melûne : yapıyorsunuz



    İmam İskender Ali Mihr : Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.

    Diyanet İşleri : Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey inananlar, siz, kendinize bakın; doğru yolu buldunuzsa sapık kişi, size bir zarar veremez. Hepinizin de dönüp varacağı yer, Allah tapısıdır ve o mutlaka yaptığınız şeyleri bildirir size.
    Adem Uğur : Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.

    Ahmed Hulusi : Ey iman edenler. . . Siz nefsinizden sorumlusunuz! Siz hidâyet üzere oldukça, sapmış olan size zarar veremez! Sizin hep birlikte dönüşünüz Allâh'adır. . . Yapmış olduklarınızın size neler getirdiğini gösterecektir!

    Ahmet Tekin : Ey iman edenler, kendinize ve birbirinize sahip çıkın, duyarlı davranın. Siz doğru yolda bulunduğunuz, İslâm’ı yaşayarak sebat ettiğiniz takdirde, başlarına buyruk hareket edip, hak yoldan uzaklaşanlar, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih edenler size zarar veremezler. Hepiniz hesap vermek üzere Allah’ın huzuruna getirileceksiniz, işlemekte olduğunuz amellerinizin hepsini birer birer ortaya koyarak sizi hesaba çekecekti

    Ahmet Varol : Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Siz doğru yola girerseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır ve O size yapmakta olduklarınızı bildirecektir.

    Ali Bulaç : Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.

    Ali Fikri Yavuz : Ey iman edenler! Nefislerinizi düzeltmek üzerinize borçtur. Siz düzelip doğru yolda bulunduktan sonra, yolunu şaşıranlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü nihayet Allah’adır. Artık ne yapmış olduğunuzu, O, size haber verecektir.

    Bekir Sadak : Ey Inananlar! Siz kendinize bakin; dogru yolda iseniz sapitan kimse size zarar veremez. Hepinizin donusu Allah'adir, islemekte olduklarinizi size haber verecektir.

    Celal Yıldırım : Ey imân edenler! Kendinize sahip çıkın. Siz doğru yolda iseniz, yoldan sapan size zarar veremez. Hepinizin de dönüşü Allah'adır. O size yaptıklarınızı bir bir haber verip açıklayacaktır.

    Diyanet İşleri (eski) : Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.

    Diyanet Vakfi : Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.

    Edip Yüksel : İnananlar, siz kendinize bakın. Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü ALLAH'adır. Yaptıklarınızı size haber verecek.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey o bütün iyman edenler! Sizler kendinizi düzeltmeğe bakın, siz doğru gittikten sonra öte taraftan sapanlar size bir ziyan dokunduramaz, hepinizin varacağı nihayet Allah, o vakıt haber verecek o size neler yapıyordunuz

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey iman edenler, siz kendinizi düzeltmeye bakın; siz doğru gittikten sonra öte taraftan sapıtanlar size ziyan dokunduramaz. Hepinizin varışı sonunda Allah'adır. O size neler yaptıklarınızı o zaman haber verecektir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektir.

    Fizilal-il Kuran : Ey müminler, siz kendinizden sorumlusunuz, eğer siz doğru yolda olursanız sapıklar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O size yapmış olduklarınızın iç yüzünü bildirecektir.

    Gültekin Onan : Ey inananlar, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefslerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Tanrı'yadır. O size yaptıklarınızı haber verecektir.

    Hasan Basri Çantay : Ey îman edenler, siz nefisleriniz (i ıslah etmiy) e bakın. Kendiniz doğru yolu bulunca sapanlar size zarar vermez. Hepinizin dönüb varacağı nihayet Allahdır. Artık O, neler yapıyordunuz, size haber verecekdir.

    Hayrat Neşriyat : Ey îmân edenler! Siz kendinize bakın! Hidâyete erdiğiniz takdirde, dalâlete düşenler size zarar vermez. Dönüşünüz hep berâber ancak Allah’adır; artık (O,)yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecektir.

    İbni Kesir : Ey iman edenler; siz kendinize bakın. Siz doğru yolda bulunursanız; sapıtmış olanalr size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'a dır. Yapmış olduklarınızı O, size haber verecektir.

    Muhammed Esed : Siz ey imana ermiş olanlar! Siz (yalnız) kendinizden sorumlusunuz: Sapkınlığa düşenler, eğer doğru yolda iseniz, size hiçbir zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allaha olacaktır: Ve o zaman Allah, size (hayatta) yapmış olduğunuz her şeyi bildirecektir.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey imân edenler! Siz kendi nefsinize bakınız. Siz hidâyette bulunduktan sonra dalâlete düşmüş olanlar size bir zarar veremez. Hepinizin nihâyet varacağı Allah Teâlâ' dır, O da size ne yaptığınızı haber verecektir.

    Ömer Öngüt : Ey iman edenler! Siz kendi nefislerinizi ıslah etmeye bakın. Siz doğru yolda bulundukça yoldan sapanların size zararı olmaz. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yaptıklarınızı size haber verecektir.

    Şaban Piriş : -Ey iman edenler! Kendinize dikkat edin. Siz hidayette olursanız, sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Yapmakta olduklarınızı o size haber verecektir.

    Suat Yıldırım : Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez. Hepiniz dönüp dolaşıp Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O da yaptıklarınızı size bir bir bildirecek, karşılığını verecektir.

    Süleyman Ateş : Ey inananlar, siz kendinize bakın, siz doğru yolda olduğunuz takdirde sapan kimse size zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O size ne yaptığınızı haber verecektir.

    Tefhim-ul Kuran : Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.

    Ümit Şimşek : Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz müddetçe, sapıtanlar size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır; yapmakta olduklarınızı O size haber verir.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey iman edenler! Siz, kendinizi düzeltmeye bakın. Siz, doğru yolda oldukça sapmış olan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size neler yapıyor olduğunuzu haber verecektir.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  8. يِا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ آخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الأَرْضِ فَأَصَابَتْكُم مُّصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِن بَعْدِ الصَّلاَةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّهِ إِنِ ارْتَبْتُمْ لاَ نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَلاَ نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّهِ إِنَّا إِذًا لَّمِنَ الآثِمِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yâ eyyuhâllezîne âmenû şehâdetu beynikum izâ hadara ehadekumul mevtu hînel vasiyyetisnâni zevâ adlin minkum ev âharâni min gayrikum in entum darabtum fîl ardı fe esâbetkum musîbetul mevt(mevti) tahbisûnehumâ min ba’dis salâti fe yuksîmâni billâhi in irtebtum lâ neşterî bihî semenen ve lev kâne zâ kurbâ ve lâ nektumu şehâdetallâhi innâ izen le minel âsimîn(âsimîne).


    1. yâ eyyuhâ : ey!

    2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, yaşarken Allâh'a teslim olmayı, ona ulaşmayı dileyenler

    3. şehâdetu : şâhid yapın, şahitlik etsin

    4. beyni-kum : sizin aranızda

    5. izâ hadara : hazır olduğu zaman, geldiği zaman, gelince

    6. ehade-kum(u) : sizden birisi

    7. el mevtu : ölüm

    8. hîne : o vakit, o esnada, o sırada

    9. el vasiyyeti : vasiyet

    10. isnâni zevâ adlin : adâlet sahibi iki kişi

    11. min-kum : sizden

    12. ev âharâni : veya diğer iki

    13. min gayri-kum : sizden olmayan, sizin dışınızda

    14. in entum : eğer siz ... iseniz

    15. darabtum : geziyordunuz, yolculuk ediyordunuz

    16. fî el ardı : yeryüzünde

    17. fe : o zaman

    18. esâbet-kum : size isabet etti

    19. musîbetu : musîbet, isabet eden bir olay

    20. el mevti : ölüm

    21. tahbisûne humâ : iki kişiyi alıkoyun

    22. min ba'di es salâti : namazdan sonra

    23. fe : o zaman

    24. yuksimâni : yemin etsinler (iki kişi)

    25. bi allâhi : Allâh'a (cc.)

    26. in irtebtum : eğer şüpheye düşerseniz

    27. lâ neşterî bi-hi : onu satmayacağız, değiştirmeyeceğiz

    28. semenen : baha, bedel

    29. ve lev kâne : ve şayet olsa bile

    30. zâ kurbâ : yakınlık sahibi, akraba

    31. ve lâ nektumu : ve gizlemeyeceğiz

    32. şehâdete allâhi : Allâh'ın (cc.) şahitliği (Allâh (cc.) için yapılan şahitlik)

    33. innâ : biz mutlaka oluruz

    34. izen : o zaman, o taktirde, aksi taktirde

    35. le min el âsimîne : mutlaka günahkâr kimselerden



    İmam İskender Ali Mihr : Ey âmenû olanlar! Sizden birinize ölüm hali gelince vasiyet sırasında sizin içinizden iki adîl kişi, aranızda şahitlik etsin. Veya yeryüzünde yolculuk ederken size ölüm olayı isabet ederse, sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun. Eğer şüpheye düşerseniz, onları namazdan sonra alıkoyun. O zaman Allah'a şöyle yemin etsinler; ''Yakınımız bile olsa, yeminimizi bir bedel ile değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şehadetini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz, mutlaka günahkâr kimselerden oluruz.''

    Diyanet İşleri : Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey inananlar, birinize ölüm gelip çatarsa aranızda vasiyet edeceğiniz zaman, sizden iki âdil tanık bulunsun. Yolculuktaysanız ve gene size ölüm musibeti gelip çatacaksa sizden olmayan iki kişiyi de tanık tutabilirsiniz. Ancak onları, namazdan sonraya dek alıkoyun da akraba bile olsa Allah'ı bırakıp yerine hiçbir menfaati satın almayacağız, tanıklığımızı, Allah için gizlemeyeceğiz, gizlersek günahkarlardan olalım diye Allah'a yemin etsinler.

    Adem Uğur : Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi (şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkor, "Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemiyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz" diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz.

    Ahmed Hulusi : Ey iman edenler. . . Sizden birine ölüm (alâmetleri) geldiğinde vasiyet anında, adalet sahibi iki şahit bulunsun. . . Ya da seyahatteyseniz ve ölüm de size isâbet etmişse, size iki şahit gereklidir. . . (Şehâdetleri konusunda) kuşkulanırsanız, namazı edâ etmelerinden sonra onların ikisini alıkoyarsınız, "Yeminimizi, akraba da olsa hiçbir bedele satmayacağız; Allâh şahitliğini saklamayacağız; aksi takdirde suçlu oluruz" diye Allâh'a yemin ederler.

    Ahmet Tekin : Ey iman edenler, herhangi birinize ölüm göründüğü, yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şâhitlik etmek de, emrolunduğunuz hükümler arasındadır. İçinizden iki âdil şâhit yeter.
    Ticaret ve rızkınızı kazanmak için yeryüzünde yolculuğunuz sırasında başınıza ölüm felâketi gelirse, gayri müslim iki şâhit de olabilir. Bu iki şâhidi namazdan sonra alıkorsunuz, şüphelenmişseniz Allah’a yemin ederler.
    'Bu şâhitlik karşılığında hiçbir bedel almıyoruz. Lehine şâhitlik edeceğimiz kimse akrabamız bile olsa, yine doğruyu söyleriz. Allah’ın emrettiği şâhitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, bilerek günah işlemiş günahkârlardan olduğumuzda şüphe yoktur' diye yemin ederler.

    Ahmet Varol : Ey iman edenler! Sizden birine ölüm hali gelirse vasiyet esnasında içinizden iki adil kişiyi; yahut yolculuk sırasında başınıza ölüm musibeti gelirse sizden olmayan iki kişiyi şahit tutun. Eğer bu kişilerden şüphelenirseniz kendilerini namazdan sonra tutarsınız ve onlar da: 'Akraba bile olsa bunu (yemini) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz. Allah'ın şahitliğini [19] gizlemeyeceğiz. Böyle yaparsak günahkarlardan oluruz' diye Allah'a yemin ederler.

    Ali Bulaç : Ey iman edenler, sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında, aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size): "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiç bir değere değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkarlardan oluruz." diye Allah adına yemin etsinler.

    Ali Fikri Yavuz : Ey iman edenler! Sizden birinize ölüm hâli geldiği zaman, vasiyyet vaktinde içinizden adâlet sahibi iki kimseyi, yahut yolculukta iken ölüm musibeti başınıza gelmişse, milletinizden olmayan (gayri müslim) iki adamı şahid tutun. Eğer bu gayri müslim şahidlerden şüpheleniyorsanız (ekseriya hüküm zamanı olan) ikindi namazından sonra kendilerini alıkorsunuz da Allah’a şöyle yemin ederler: “-Billâhi, akrabamız da olsa yeminimizi hiç bir karşılıkla değişmeyiz. Allah’ın emri olan şahidliği gizlemeyiz. Eğer gizlersek muhakkak günahkârlardan oluruz.”

    Bekir Sadak : Ey Inananlar! Olum birinize geldigi zaman vasiyet ederken icinizden iki adil kimseyi; sayet yolculukta olup basiniza da olum musibeti gelmisse, namazdan sonra alikoyacaginiz, supheleniyorsaniz, «Akraba bile olsa yeminle hicbir degeri degistirmeyecegiz, Allah'in sahidligini gizlemeyecegiz, yoksa suphesiz gunahkarlardan oluruz» diye yemin eden sizden olmayan iki kisiyi sahid tutun.

    Celal Yıldırım : Ey imân edenler! Sizden birine ölüm hâli geldiğinde vasiyyette bulunurken, aranızdan iki âdil kişiyi veya yolculuk hâlinde bulunuyorsanız, bu sırada size ölüm musibeti gelip çatmışsa, sizden olmayan başka iki kimseyi şâhid tutun ve onları namazdan sonra alıkoyun. Şüphelendiğiniz takdirde, onlar şöyle yemin ederler: «And olsun ki, yakınımız bile olsa andımızı paha ile değiştirmeyeceğiz, aksi halde günaha girenlerden oluruz !»

    Diyanet İşleri (eski) : Ey İnananlar! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi; şayet yolculukta olup başınıza da ölüm musibeti gelmişse, namazdan sonra alıkoyacağınız, şüpheleniyorsanız, 'Akraba bile olsa yeminle hiçbir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa şüphesiz günahkarlardan oluruz' diye yemin eden sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun.

    Diyanet Vakfi : Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi (şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkorsunuz; «Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemiyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz» diye Allah üzerine yemin ederler.

    Edip Yüksel : İnananlar, birinize ölüm yaklaşınca, vasiyet anında aranızdan iki adil şahit tanık bulunsun. Yolculuk anında size ölüm gelirse, sizden olmayan iki kişi... Kuşkulanıyorsanız, namazdan sonra tanıkları alıkoyup ALLAH adıyla: 'Akraba dahi olsa tanıklığımızı hiç bir değerle değiştirmeyeceğiz, ALLAH'ın tanıklığını gizlemiyeceğiz. Aksi taktirde, günahkarlardan oluruz,' diye yemin ettirin.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey o bütün iyman edenler! Her hangi birinize ölüm hali geldiği o vasıyyet zemanı aranızdaki şehadet ya kendinizden adalet sahibi iki adam, veya yolculuk ediyordunuz da ölüm musıybeti başınıza geldise sizin gayrinizden iki diğeridir. Bunları nemazdan sonra alıkorsunuz, şübhelendiğiniz takdirde şöyle yemin ederler, «billâhi hısım da olsa yeminimizi hiç bir bedele değişmeyiz, Allahın şehadetini ketm de etmeyiz, biz o takdirde şübhesiz vebâle girenlerden oluruz.»

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey iman edenler, herhangi birinize ölüm emareleri geldiğinde, vasiyette bulunurken, kendi içinizden iki adaletli şahit veya yolculukta olup da ölüm musibeti başınıza geldiyse sizden olmayan iki şahit tutun. Bunları namazdan sonra alıkorsunuz. Şüphelendiğiniz takdirde de şöyle yemin ederler: « Vallahi akraba da olsa yeminimizi hiçbir şeyle değişmeyiz, Allah için şahitliği de gizlemeyiz, yoksa biz o zaman şüphesiz günaha girenlerden oluruz.»

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: «Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz».

    Fizilal-il Kuran : Ey iman edenler, herhangi birinize ölüm geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi, yahut yolculukta iken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan (gayrı müslim) iki kimseyi şahid tutun. Eğer bu (gayri müslim) şahidlerden şüpheleniyorsanız namazdan sonra kendilerini alıkorsunuz da Allah’a şöyle yemin ederler: “Billahi, akrabamız da olsa yeminimizi hiçbir karşılıkla değişmeyiz, Allah’ın emri olan şahidliği gizlemeyiz. Eğer gizlersek şüphesiz ki günahkarlardan oluruz.”

    Gültekin Onan : Ey inananlar, sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında, aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun). Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size): "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiç bir değere değiştirmeyeceğiz ve Tanrı'nın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkarlardan oluruz" diye Tanrı adına yemin etsinler.

    Hasan Basri Çantay : Ey îman edenler, ölüm (ün sebebleri) her hangi birinizin karşısına gelib çatdığı zaman, (edeceğiniz) vasıyyet vakfında aranızda ya içinizden adalet saahibi iki şâhid (tutun), yahud yer yüzünde sefer etdiniz de başınıza ölüm musıybeti gelmişse sizden olmayan diğer iki kişiyi (şâhid yapın). (Sizden olmayan öyle iki kişi ki) onları, (haklarında) şübheye düşmüşseniz, namazdan sonra alıkoyarsanız da Allaha şu suretle yemîn ederler: «(Şâhidlik etdiğimiz bu işin içinde) akraba (mızdan kimse) dahi bulunsa (Allâhı bırakıb da yerine dünyâya âid) hiç bir behâyı (ve menfeati) satın almayacağız. Allahın (emretdiği) şâhidliği gizlemeyeceğiz. Bu (nu gizlediğimiz) takdirde elbette günâhkârlardanızdır».

    Hayrat Neşriyat : Ey îmân edenler! Birinize ölüm geldiği zaman vasiyet esnâsında aranızdaki şâhidlik, ya içinizden adâletli iki kişi(nin şâhidliği) veya siz yeryüzünde (başka yerlerde)yolculuk ederken bu hâlde başınıza ölüm musîbeti geldiğinde, siz(in dîniniz)den olmayan başka iki kişi(nin şâhidliği)dir.

    İbni Kesir : Ey iman edenler; herhangi birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet anında aranızda ya adalet sahibi iki kişiyi veya yolculuk ta başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun. Onlardan şüpheleniyorsanız; namazdan sonra alıkoyarsınız da Allah'a şöyle yemin ederler; Akraba bile olsa yeminle hiç bir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa elbette günahkarlardan oluruz.

    Muhammed Esed : Siz ey imana ermiş olanlar! Ölüm size yaklaştığında ve vasiyette bulunmak üzereyken yapacaklarınız için şahitler bulundurun: Kendi aranızdan iki dürüst kişi, yahut; eğer evinizden uzakta, seyahatte iken ölüm işaretleri baş göstermişse namazdan sonra, misafir olduğunuz topluluktan iki kişiyi alıkoyun; ve eğer içinize bir şüphe düşerse her birini Allaha şöyle yemin ettirin: "Bu (sözümüzü), yakın bir akraba(nın hatırı) için olsa da hiçbir bedel karşılığında satmayacağız; ve Allahın huzurunda şahit olduğumuz hiçbir şeyi gizlemeyeceğiz, yoksa günahkarlar arasına gireriz".

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey imân edenler! Herhangi birinize ölüm hali geldiği zaman vasiyet vaktinde aranızda şehâdet edecekler, ya sizden adâlet sahibi iki kimsedir veya size yeryüzünde yolculuk halinde iken ölüm musibeti isabet etti ise sizin gayrinizden iki şahıstır. (Bunların şehâdetlerinde) Şüphelendiğiniz takdirde bunları namazdan sonra alıkorsunuz. Bunlar, «Yemin mukabilinde hiçbir bedel almayız, velev ki, lehine şehâdet edeceğimiz kimse bizim için karabet sahibi olsun. Ve Allah'ın şehâdetini gizlemeyiz, o takdirde şüphe yok ki, biz günahkârlardan bulunmuş oluruz,» diye yemin ederler.

    Ömer Öngüt : Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet ederken içinizden iki âdil kişi aranızda şâhitlik etsin. Yahut yolculukta iken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan iki kişiyi şâhit tutun. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkoyarsınız. Allah'a şöyle yemin ederler: “Akraba bile olsa yeminimizi hiçbir değere değişmeyeceğiz. Allah'ın şâhitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa elbette günahkârlardan oluruz. ”

    Şaban Piriş : -Ey iman edenler! İçinizden birinin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında, aranızdan adalet sahibi iki kişinin eğer, yolculukta iseniz ve ölüm de gelip çattıysa; sizden olmayan iki kişinin şahitliği gerekir. Şayet şüphe ederseniz; namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah’a şöyle yemin ederler: - Akraba bile olsa yemini bir menfaat karşılığı satmayacağız. Allah’ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkarlardan oluruz.

    Suat Yıldırım : Ey iman edenler! Sizde ölüm alâmetleri belirdiğinde, vasiyyet edeceğiniz sırada, içinizden iki dürüst kişiyi şahit tutun. Yahut yolculuk esnasında başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan başka iki kişi şahit olsun. Eğer şüphe ederseniz, o iki şahidi namazdan sonra tutar ve: "Yeminimizi, akrabalarımızın menfaati de söz konusu olsa, dünyanın hiç bir şeyine değişmeyeceğiz. Allah’ın üzerimizde bir emanet, bir borç olarak bulunan şahitliğini gizlemeyeceğiz. Yoksa biz kesinlikle günahkâr oluruz!" diye Allah’a yemin ettirirsiniz.

    Süleyman Ateş : Ey inananlar, birinize ölüm gelince vasiyyet sırasında içinizden iki âdil kişi, aranızda şâhidlik etsin. Ya da yeryüzünde yolculuk ederken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan iki kişi (şâhidlik etsin). Kuşkulanırsanız, namazdan sonra onları tutar(yemin ettirir)siniz: "Akrabâ da olsa yeminimizi hiçbir paraya satmayacağız, Allâh'ın (üzerimizde bir borç olarak bulunan) şâhidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa biz, elbette günâhkârlardan oluruz,"diye Allah'a yemin ederler.

    Tefhim-ul Kuran : Ey iman edenler, sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında, aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size) : «Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiç bir değere değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz.» diye Allah adına yemin etsinler.

    Ümit Şimşek : Ey iman edenler! Sizden birine ölüm gelip çattığında, vasiyet ederken, aranızdaki şahitliği, sizden adalet sahibi iki kişi ile yerine getirin. Yahut yolculuğa çıktığınızda ölüm musibeti başınıza gelirse, sizden olmayanlardan iki şahit bulursunuz. Onlardan kuşkulanırsanız, namazdan sonra onları alıkoyun ve 'Akrabamız bile söz konusu olsa, yeminimizi hiçbir menfaat karşılığında değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın emaneti olan şahitliği gizlemeyeceğiz; bunu yaparsak günahkârlardan oluruz' diye Allah adına yemin ettirin.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey iman edenler! Herhangi birinize ölüm gelip çattığında, vasiyet zamanı aranızdaki tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızdan iki kişi. Bunları namazdan sonra alıkoyarsınız; kuşkulanırsanız şöyle yemin ederler: "Vallahi, yakınlarımız da olsa yeminimizi hiçbir ücret karşılığı satmayacağız, Allah'ın tanıklığını saklamayacağız. Çünkü böyle yaparsak mutlaka günahkârlardan oluruz."

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  9. فَإِنْ عُثِرَ عَلَى أَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا إِثْمًا فَآخَرَانِ يِقُومَانُ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الأَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّهِ لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِن شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا إِنَّا إِذًا لَّمِنَ الظَّالِمِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Fe in usire alâ ennehumâstehakkâ ismen fe âharâni yekûmâni makâmehumâ minellezînestehakka aleyhimul evleyâni fe yuksîmâni billâhi le şehâdetunâ ehakku min şehâdetihimâ ve ma’tedeynâ, innâ izen le minez zâlimîn(zâlimîne).


    1. fe in usire alâ : eğer sonradan farkına varılırsa

    2. enne-humâ : iki kişinin ... olduğu

    3. istehakkâ ismen : bir günaha müstehak oldu

    4. fe âharâni : o takdirde diğer iki kişi

    5. yekûmâni : ikisi ... olur

    6. makâme humâ : o ikisinin yerine

    7. min ellezîne : o kimselerden, onlardan

    8. istehakka aleyhim(u) : onlara daha layık, onların üzerinde hak sahibi

    9. el evleyâni : daha yakın iki kişi

    10. fe yuksimâni : böylece, sonra iki kişi yemin ederler

    11. bi Allâhi : Allâh'a (cc.)

    12. le şehâdetu-nâ : bizim şahitliğimiz mutlaka

    13. ehakku : daha doğru

    14. min şehâdeti himâ : o iki kişinin şahitliğinden

    15. ve ma'tedeynâ : ve biz haddi aşmadık

    16. innâ : biz mutlaka oluruz

    17. izen : o takdirde, aksi taktirde

    18. le : mutlaka

    19. min ez zâlimîne : zâlimlerden



    İmam İskender Ali Mihr : Eğer o iki kişinin bir günaha müstehak olduğunun (sonradan) farkına varılırsa, o taktirde onlara daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçer sonra Allah'a şöyle yemin ederler; “Bizim şahidliğimiz onların şahidliğinden mutlaka daha doğrudur, haktır ve biz haddi aşmadık. Aksi takdirde, o zaman biz mutlaka zalimlerden oluruz.”

    Diyanet İşleri : (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.

    Abdulbaki Gölpınarlı : O iki tanığın bir günahı hakkettikleri anlaşılırsa mîras hakkında sahip olanlardan ve tanıklığa daha ziyade lâyık bulunanlardan iki kişi, onların yerine geçer, bizim tanıklığımız, onların tanıklığından daha doğrudur ve biz zulmetmedik, ettiysek zâlimlerden olalım diye Allah'a yemin ederler.

    Adem Uğur : Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve "Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler.

    Ahmed Hulusi : Eğer o iki şahidin geçmişte bir yalan söylediği bilinirse, bunların yerine, karşısında bulundukları taraftan daha evla iki kişi geçer (ve): "Bizim şahitliğimiz o iki şahidin şahitliğinden elbette daha haktır. . . Biz haddi de aşmadık; yoksa o takdirde zâlimlerden olurduk" diye Allâh adına yemin ederler.

    Ahmet Tekin : Bu şâhitlerin, bile bile bir günah işledikleri anlaşılırsa, ölene daha yakın, hak sahiplerinden iki kişi onların yerine geçerler ve:
    'Bizim şâhitliğimiz, önceki iki şâhidin şâhitliğinden daha doğrudur. Biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik. Aksi halde biz de isyan ve günah bataklığına giren zâlimlerden, haksızlardan oluruz.' diye Allah’a yemin ederler.

    Ahmet Varol : Eğer o ikisinin bir günah işledikleri [20] anlaşılırsa, o zaman haksızlığa uğrayanların arasından, ölüye daha yakın iki kişi onların yerine geçer ve: 'Bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur ve biz haddi aşmadık. Aksi takdirde mutlaka zalimlerden oluruz' diye yemin ederler.

    Ali Bulaç : Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler.

    Ali Fikri Yavuz : Eğer gayri müslim iki şahidin yalancılık gibi kötü halleri meydana çıkar da buna hak kazanırlarsa, o zaman mirasçılardan haksızlığa uğramış iki kişi bunların yerine geçer ki, bunlar şahid olmağa daha lâyık kimselerdir. Sonra Allah’a şöyle yemin ederler. “Billâhi, bizim şahidliğimiz, o iki kimsenin şahidliğinden daha doğrudur. Biz hakkı çiğneyip tecavüz etmedik. Tecavüz etsek, şüphesiz ki, zalimlerden oluruz.”

    Bekir Sadak : Eger bu sahidlerin gunah islemis olduklari ortaya cikarsa olene daha yakin hak sahibi diger iki kisi bunlarin yerine gecer ve «Bizim sahidligimiz ikisininkinden de daha dogrudur, biz asiri gitmedik, yoksa suphesiz zulmedenlerden oluruz» diye Allah'a yemin ederler.

    Celal Yıldırım : Eğer bu iki şahidin (vebal altına girip) bir günahı hakkedeceklerine bilgi edinilirse, onların yerine, ölene daha yakın hak sahibi vârislerden iki kişi geçer ve Allah'a yemin ederek şöyle derler: «Yemin olsun ki bizim şâhidliğimiz onların şâhidliğinden daha haktır ve hakkı da aşmadık, aksi halde zâlimlerden oluruz.»

    Diyanet İşleri (eski) : Eğer bu şahidlerin günah işlemiş oldukları ortaya çıkarsa ölene daha yakın hak sahibi diğer iki kişi bunların yerine geçer ve 'Bizim şahidliğimiz ikisininkinden de daha doğrudur, biz aşırı gitmedik, yoksa şüphesiz zulmedenlerden oluruz' diye Allah'a yemin ederler.

    Diyanet Vakfi : Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve «Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz» diye Allah'a yemin ederler.

    Edip Yüksel : Tanıkların taraflı olduğu anlaşılırsa, önceki tanıkların haksızlığına uğrayan taraftan iki tanık onların yerine geçer ve ALLAH adına şöyle yemin ederler: 'Tanıklığımız diğer ikisinin tanıklığından daha doğrudur. Biz sapmayacağız; yoksa zalim oluruz.'

    Elmalılı Hamdi Yazır : Eğer bunların bir vebâle müstehıkk olduklarına vukuf hasıl edilirse o vakıt ercah olan bu ikinin yirine bunların aleyhlerinde bulundukları mukabil taraftan diğer iki kişi dikilir şöyle yemin ederler: «billâhı bizim şehadetimiz onların şehadetinden daha doğrudur ve hakkı tecavüz etmedik, şübhesiz o takdirde zalimlerden oluruz»

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Eğer bu şahitlerin bir günah işledikleri anlaşılırsa o vakit tercihe şayan olan bu iki kişinin yerine, bunların aleyhlerinde bulundukları karşı taraftan iki şahit dikilir, bunlar da şöyle yemin ederler: «Vallahi bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur, biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik, aksi halde şüphesiz zalimlerden oluruz.»

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Eğer o iki şahidin bir günah işledikleri anlaşılırsa ölene daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerler ve: «Bizim şahitliğimiz, önceki iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur. Biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik. Aksi halde biz de zalimlerden olurduk» diye Allah'a yemin ederler.

    Fizilal-il Kuran : Eğer daha sonra bu şahitlerin günaha girdiği ortaya çıkarsa, şahitlikleri yüzünden hakları çiğnenen iki kişi onların yerine geçerek «bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur, biz hiçbir hakkı çiğnemiyoruz, yoksa zalimlerden oluruz» diye yemin ederler.

    Gültekin Onan : Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye Tanrı'ya yemin ederler.

    Hasan Basri Çantay : Eğer o iki (şâhid) aleyhinde — (bu hususda) muhakkak bir vebale hak kazanmış (şâhidlikde hıyanet etmiş) olduklarına (dâir — bir) ıttıla haasıl edilirse o vakit, kendilerine hak terettüb eden (haksızlığa uğrayan mirasçılar) dan iki kişi ki onlar buna daha lâyık, (ölüye de) daha yakındırlar — öbürlerinin yerlerine geçerler. Binâen'aleyh «Vallahi bizim şâhidliğimiz (yeminimiz) o iki kişinin şâhidliğinden (yemininden) daha doğrudur. Biz (hakıykatı çiğneyib) aşmadık. Çünkü bu takdirde muhakkak ki zaalimlerden oluruz» diye Allaha yemîn ederler.

    Hayrat Neşriyat : Fakat onların (o gayr-i müslim iki şâhidin) gerçekten bir günah işledikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, bu takdirde haklarına tecâvüz edilen kimselerden (şâhidliğe) daha lâyık olan başka iki kişi, onların (o gayr-i müslim iki şâhidin) yerine geçer de (yine sizin istemenizle) Allah’a şöyle yemîn ederler: 'Elbet bizim şâhidliğimiz, onların şâhidliğinden daha doğrudur ve (biz hakka) tecâvüz etmedik. Yoksa muhakkak ki biz gerçekten zâlimlerden oluruz!'

    İbni Kesir : Şayet onların aleyhinde gerçekten bir vebale hak kazanmış oldukları ortaya çıkarsa; onların aleyhlerine hak iddia ettikleri iki kişi, bunların yerine geçer. Ve; bizim şehadetimiz onların şehadetinden daha doğrudur, biz haddi aşmadık, o takdirde biz, doğrusu zalimlerden oluruz, diye Allah'a yemin ederler.

    Muhammed Esed : Ama sonradan bu iki (şahid)in (bu) günahı işledikleri ortaya çıkarsa, bu iki kişi tarafından hakları gasbedilenler arasından başka iki kişi onların yerini alacak ve Allah adına şöyle yemin edecekler: "Bizim şahitliğimiz öteki iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur ve biz hak ve adalet sınırlarını aşmadık yoksa zalimler arasına girmiş olurduk!"

    Ömer Nasuhi Bilmen : Eğer onların bir günaha müstehik olduklarına vukuf hasıl olursa, o zaman bu ikisinin yerine haklarına tecavüz etmiş oldukları mukabil taraftan diğer iki kimse kıyam ederler. «Billahi bizim şehâdetimiz, onların şehâdetinden daha doğrudur, ve biz hakkı tecavüz etmedik, şüphe yok ki, biz o takdirde zalimlerden olmuş oluruz,» diye yemin ederler.

    Ömer Öngüt : Eğer bu iki şâhidin gerçekten günahı gerektiren bir şey yaptıkları ortaya çıkarsa, onların aleyhine hak iddiâ ettikleri iki kişi bunların yerine geçer ve: “Bizim şâhitliğimiz onların şâhitliğinden daha doğrudur. Biz şâhitlikte haddi aşmadık. Şüphesiz ki biz o takdirde zâlimlerden oluruz. ” diye Allah'a yemin ederler.

    Şaban Piriş : Eğer o ikisinin günaha düştükleri belli olursa, ölene daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerler ve “bizim şahitliğimiz, bu ikisinin şahitliğinden daha doğrudur ve haksızlık yapmıyoruz, eğer haksızlık yaparsak o zaman zalimlerden oluruz.” diye Allah’a yemin ederler.

    Suat Yıldırım : Şayet sonradan bu şahitlerin yalan söyleyerek günah işledikleri anlaşılırsa, (şahitlerin haklarına tecavüz etmek istedikleri ve) ölüye daha yakın olan mirasçılardan iki kişi, öbürlerinin yerine geçerler ve "vallahi bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur ve biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik. Aksi takdirde biz elbette zalimlerden oluruz!" diye yemin ederler.

    Süleyman Ateş : Eğer onların bir günâh işledikleri (yalan söyleyip hakkı gizledikleri) anlaşılırsa; (o iki şâhidin), haklarına tecâvüz etmek istediği kimselerden (mirâsçılardan, ölüye yakınlıklarından ve durumu daha iyi bildiklerinden dolayı şâhidliğe) daha lâyık olan iki kişi, onların yerine geçer. Allah'a (şöyle) yemin ederler: "Mutlaka bizim şâhidliğimiz, onların şâhidliğinden daha doğrudur, biz (hakka) tecâvüz etmedik, yoksa biz elbette zâlimlerden oluruz" (derler).

    Tefhim-ul Kuran : Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: «Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz» diye Allah'a yemin ederler.

    Ümit Şimşek : Bu şahitlerin yalan günahını işledikleri ortaya çıkarsa, hakları yenen ölü yakınlarından iki kişi onların yerini alsın ve 'Bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur. Biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik; edersek zalimlerden oluruz' diye Allah'a yemin ettirin.

    Yaşar Nuri Öztürk : Eğer onların bir günah işledikleri kesinlikle anlaşılırsa o zaman, tercih edilmiş olan bu ikisinin yerine bunların aleyhinde bulundukları taraftan iki kişi geçerek şöyle yemin ederler: "Allah şahit olsun ki bizim tanıklığımız, onların tanıklığından daha doğrudur. Biz hiçbir haksızlık yapmadık. Aksi halde mutlaka zalimlerden olurduk."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  10. ذَلِكَ أَدْنَى أَن يَأْتُواْ بِالشَّهَادَةِ عَلَى وَجْهِهَا أَوْ يَخَافُواْ أَن تُرَدَّ أَيْمَانٌ بَعْدَ أَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللّهَ وَاسْمَعُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Zâlike ednâ en ye’tû biş şehâdeti alâ vechihâ ev yehâfûen turadde eymânun ba’de eymânihim vettekûllâhe vesmeû vallâhu lâ yehdil kavmel fâsikîn(fâsikîne).


    1. zâlike ednâ : bu en yakın, en iyi, daha iyi

    2. en ye'tû : gelmek, gelmesi

    3. bi eş şehâdeti : şehâdet ile

    4. alâ vechi-hâ : onunla yüzyüze

    5. ev yehâfû : veya korkmaları

    6. en turadde : reddedilmek

    7. eymânun : yeminler

    8. ba'de eymâni-him : onların yeminlerinden sonra

    9. ve ittekû allâhe : ve Allâh'a (cc.) karşı takvâ sahibi olun

    10. ve ismeû : ve dinleyin, işitin!

    11. ve allâhu : ve Allâh'a (cc.)

    12. lâ yehdî : hidâyete erdirmez

    13. el kavme : kavim, topluluk

    14. el fâsikîne : fâsıklar



    İmam İskender Ali Mihr : Bu (şekildeki yemin), şehadet ile yüzyüze gelmelerinde (şahitlere mirasçıların güvenmemesinden) veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarından daha iyidir. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun ve dinleyin. Ve Allah, fâsıklar kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez.

    Diyanet İşleri : Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Bu, hakkıyla tanıklık etmelerini, yahut yeminden sonra tanıklıklarının, yeminlerinin reddedilmesinden korkmamalarını sağlamaya daha yakındır. Ve çekinin Allah'tan ve dinleyin. Allah kötülükte, taşkınlıkta bulunan kavmi doğru yola sevk etmez.

    Adem Uğur : Bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur. Allah'tan korkun ve (O'nu) dinleyin. Allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez.

    Ahmed Hulusi : İşte bu, şehâdetlerini onun vechi üzere getirmeleri (Allâh adına yapmaları) için yahut da (yalancı şahitlerin) yeminlerinden sonra, yeminlerinin reddolmasından korkmalarına çözümdür. . . Allâh'tan korunun ve algılayın! Allâh fâsıklar (bozuk - asılsız inançlılar) topluluğunu hakikate erdirmez!

    Ahmet Tekin : İşte bu usul, şâhitlerin şâhitliği gerektiği şekilde ifâ etmelerine veya mirasçıların yeminlerinden sonra kendi yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına iyi bir vesiledir.

    Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Emirlerini dinleyin. Allah, doğru ve mantıklı düşünmenin, hakça bir düzenin dışına çıkmış, fâsık, âsi, bozguncu bir toplumu doğru yola sevketmeyecek, başarı nasib etmeyecektir.

    Ahmet Varol : Bu, şahitliği gereği gibi yapmaları ve yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmaları açısından daha uygundur. [21] Allah'a karşı gelmekten sakının ve duyun. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez.

    Ali Bulaç : Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup sakının ve dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.

    Ali Fikri Yavuz : Bu yeminin mirasçılara bırakılması, şahitliği, olduğu gibi yerine getirmelerine veya yaptıkları yeminden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çaredir. Allah’dan korkun ve emirlerini dinleyin. Çünkü Allah, fasıklar (ilâhi emirleri çiğniyenler) topluluğunu selâmet yoluna çıkarmaz.

    Bekir Sadak : Bu, sahidligi gerektigi gibi yapmalarini veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarini daha iyi saglar. Allah'tan sakinin, dinleyin. Allah fasik kimselere yol gostermez. *

    Celal Yıldırım : Bu, şâhidliği yerine getirmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerinin reddolunmasından korkmalarına daha yakın (bir çare)dir. Allah'tan korkup (şahitliği yerine getirmemekten) sakının ve (iyice) dinleyin. Allah, ilâhî sınırları aşıp günah işleyenleri sevmez.

    Diyanet İşleri (eski) : Bu, şahidliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah'tan sakının, dinleyin. Allah fasık kimselere yol göstermez.

    Diyanet Vakfi : Bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur. Allah'tan korkun ve (O'nu) dinleyin. Allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez.

    Edip Yüksel : Bu uygulama, tanıklığı gereği gibi yapmalarını ve yemin ettikten sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarını sağlamak içindir. ALLAH'ı sayın ve dinleyin. ALLAH yoldan iyice çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır : bu işte şehadeti olduğu gibi eda etmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çaredir, Allahdan korkun ve eyi dinleyin, çünkü Allah fasıklar güruhunu doğru yola çıkarmaz

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İşte bu, şahitliği gerektiği gibi yapmalarına veya yeminlerinden sonra, yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmalarına en yakın bir çaredir. Allah'tan korkun ve söyleneni iyi dinleyin! Çünkü Allah fasıklar topluluğunu doğru yola çıkarmaz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte bu, şahitliklerini gerektiği gibi yapmaları, yahut yeminlerinden sonra yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmaları için en iyi yoldur. Allah'tan korkun ve emirlerini dinleyin. Allah, doğru yoldan çıkan bir topluluğu hidayete erdirmez.

    Fizilal-il Kuran : Bu, şahidliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah’dan korkun ve iyi dinleyin. Allah fasık kimselere yol göstermez.

    Gültekin Onan : Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Tanrı'dan korkup sakının ve dinleyin. Tanrı, fasıklar kavmini hidayete erdirmez.

    Hasan Basri Çantay : (Yemînin mirasçılara reddi hakkındaki) bu (huküm) şahidliği (üstünüze aldığınız) vech ile (dosdoğru) îfâ etmelerine, yahud yeminlerinden sonra yeminlerin (mirasçılara tevcih ve) reddedileceğinden korkmalarına daha yakındır. Allahdan korkun, (emirlerini) dinleyin. Allah, faasıklar güruhunu muvaffak etmez.

    Hayrat Neşriyat : Bu (hüküm), şâhidliği lâyıkıyla yapmalarına veya yeminlerinden sonra (vârisler tarafından) yeminler(in)in reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çâredir. Artık Allah’dan sakının ve (emirlerini) dinleyin! Çünki Allah, (isyanlarındaki ısrarları yüzünden) fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.

    İbni Kesir : Bu, şehadeti gereği gibi yapmalarına veya yeminden sonra yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkun ve dinleyin. Allah fasıklar güruhunu hidayete erdirmez.

    Muhammed Esed : Böylece insanların hakikat gereğince şahitlik yapmaları mümkün olur; yoksa onlar, yeminlerinin başkalarının yeminleri ile tekzip edileceği korkusuna kapılacaklardır. Öyleyse Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve (Ona) kulak verin: Zira Allah sapkın bir halka doğru yolu göstermez.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Bu veçhile şehâdet, şehâdeti layık-ı veçhile eda etmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çaredir. Allah Teâlâ'dan korkunuz ve dinleyiniz. Allah Teâlâ fâsıklar gürûhunu hidâyete erdirmez.

    Ömer Öngüt : Bu, şâhitliği gereği gibi yapmalarına veya yeminden sonra yeminlerin reddedilmemesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkun ve dinleyin! Allah fâsıklar gürûhunu hidayete erdirmez.

    Şaban Piriş : Bu, (hüküm) şahitliği doğru bir şekilde ifa etmeleri ya da yeminlerinden sonra yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah’tan korkun ve dinleyin. Allah, fasık topluma yol göstermez.

    Suat Yıldırım : Bu usul, şahitliği tam gerektiği şekilde yapmaları, yahut yeminlerinden sonra başka şahitlerin şahitliklerine başvurma sonucunda, yalan söylediklerinin ortaya çıkması sebebiyle, yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarını sağlama bakımından en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın hükmünü dinleyip itaat edin. Allah, din yolundan çıkan fasıklar gürûhunu, emellerine kavuşturmaz.

    Süleyman Ateş : Şâhidliği gereği gibi yapmalarına, yâhut yemin(etme)lerinden sonra yeminlerin(in) reddedilmesinden korkmalarına en uygun olan budur. Allah'tan korkun ve iyi dinleyin: Allâh, yoldan çıkan topluluğu doğru yola iletmez.

    Tefhim-ul Kuran : Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup sakının ve dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.

    Ümit Şimşek : Bu usul, onların şahitliği hakkıyla yapmaları veya kendi yeminlerinden sonra başkalarının yeminlerine başvurulacağından korkmaları için daha uygundur. Allah'tan korkun ve kulak verin. Çünkü Allah fasıklar güruhuna yol göstermez.

    Yaşar Nuri Öztürk : İşte bu yol, tanıklığı gereğince yerine getirmelerine, yemin etmelerinden sonra yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarına en yarayışlı olandır. Allah'tan korkun ve söylenene kulak verin. Allah, sapıklar topluluğunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]


     


  11. يَوْمَ يَجْمَعُ اللّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُواْ لاَ عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yevme yecmeullâhur rusule fe yekûlu mâzâ ucibtum kâlû lâ ilme lenâ inneke ente allâmul guyûb(guyûbi).


    1. yevme : gün, o gün

    2. yecmeu allâhu : Allâh (cc.) toplar, bir araya getirir

    3. er rusule : resûller

    4. fe yekûlu : o zaman, sonra der

    5. mâzâ ucibtum : size ne cevap verildi

    6. kâlû : dediler, (derler (Allâh (cc.) zamandan münezzehtir, Allâh (cc.) için zaman söz konusu değildir)

    7. lâ ilme lenâ : bizim ilmimiz,bilgimiz yok

    8. inne-ke : muhakkak ki sen

    9. ente allâmu : en iyi bilen sensin

    10. el guyûbi : gaybler, bilinmeyenler



    İmam İskender Ali Mihr : Allah'ın, Resûl'leri bir araya toplayacağı, sonra “Size ne cevap verildi?” diye buyuracağı gün, (onlar); “Bizim bir bilgimiz yok. Muhakkak ki Sen, gaybdekileri en iyi bilen Sen'sin!”derler.

    Diyanet İşleri : Allah’ın, peygamberleri toplayıp “siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin” diyecekleri günü hatırlayın.

    Abdulbaki Gölpınarlı : O gün Allah, bütün peygamberleri toplayacak da ne cevap verildi size diyecek. Diyecekler ki: Bilgimiz yok bizim, şüphe yok ki sensin gizli şeyleri hakkıyla bilen.

    Adem Uğur : Allah'ın peygamberleri toplayıp da "Size ne cevap verildi" dediği gün, "Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin" diyeceklerdir.

    Ahmed Hulusi : Allâh, Rasûlleri cem edeceği süreçte (Onlara sorar): "Size nasıl icabet edildi?", "Hiçbir bilgimiz yok! Kesinlikle gaybları bilen yalnız sensin" derler.

    Ahmet Tekin : Allah Rasulleri toplayıp:
    'Kendilerine görevle gönderildiğiniz kavimler, milletler tarafından, davetlerinize nasıl icabet edildiği konusunda ne diyorsunuz?' buyurduğu gün,
    'Bizim hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini bilen ancak Sensin, Sen' diyeceklerdir.

    Ahmet Varol : Allah peygamberlerini topladığı gün: 'Size ne cevap verildi?' der. Onlar da: 'Bizim bir bildiğimiz yok. Gizlilikleri bilen ancak sensin' derler.

    Ali Bulaç : Allah, elçileri toplayacağı gün, şöyle diyecek: "Size verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim bilgimiz yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen."

    Ali Fikri Yavuz : Allah kıyamet gününde peygamberleri toplayıp şöyle buyurur: “- Ümmetinizi dâvet ettiğinizde, size ne cevap verildi?” Onlar da: “- Bizde hiç bir bilgi yok. Şüphesiz ki, sen bütün gaybları kemal üzere bilensin.” derler.

    Bekir Sadak : Allah peygamberleri topladigi gun, «Size ne cevap verildi?» der; onlar, «Bizim bir bildigimiz yoktur, dogrusu gorulmeyenleri bilen ancak Sen'sin» derler.

    Celal Yıldırım : Allah, peygamberleri biraraya getireceği günde, «size ne cevap verildi ?» diyecek. Onlar da «bizim hiç bir bilgimiz yok, gayıbları bilen şüphesiz ki sensin sen!» diyecekler.

    Diyanet İşleri (eski) : Allah peygamberleri topladığı gün, 'Size ne cevap verildi?' der; onlar, 'Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sen'sin' derler.

    Diyanet Vakfi : Allah'ın peygamberleri toplayıp da «Size ne cevap verildi» dediği gün, «Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin» diyeceklerdir.

    Edip Yüksel : ALLAH elçileri topladığı gün: 'Size ne cevap verildi,' der. 'Bir bilgimiz yok. Gizemleri sen bilirsin,' derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır : O gün ki Allah bütün Resulleri toplayacak da «size ne cevab verildi?» buyuracak; «bizde ilim yok, sensin allâmülguyûb sen» diyecekler

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah bütün Resulleri toplayacağı o günde: «Size ne cevap verildi.» diye soracak. Onlar da: «Bizim bir bilgimiz yok, gizli olanları bilen ancak Sensin Sen!» diyecekler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah, Resulleri topladığı gün: «Size ne cevap verildi?» der. «Bizim bilgimiz yok» derler, «gizlileri bilen yalnız sensin, sen!».

    Fizilal-il Kuran : Allah, bütün peygamberleri bir araya getireceği gün insanlar çağrılarınıza ne cevap verdi? diye sorar, Peygamberler de; bizim birşey bildiğimiz yok. Hiç şüphesiz sen gaybleri bilensin derler.

    Gültekin Onan : Tanrı, elçileri toplayacağı gün şöyle diyecek: "Size verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim bilgimiz yoktur; şüphesiz gaybleri bilen sensin, sen" derler.

    Hasan Basri Çantay : O günde ki Allah bütün peygamberleri toplayıb da: «Size verilen o cevab nedir?» diyecek, onlar da: «Bizim hiç bir bilgimiz yok. Şübhesiz ğaybları hakkıyle bilen Sensin Sen» diyeceklerdir.

    Hayrat Neşriyat : Allah, o gün (kıyâmet günü) peygamberleri toplayacak da: '(Ümmetinizi da'vet ettiğiniz zaman) size ne cevab verildi?' buyuracak! (Onlar:) 'Bizim için (bu hususta) bir ilim yoktur. Şübhesiz ki gizlilikleri hakkıyla bilen, ancak sensin!' diyecekler.

    İbni Kesir : Allah, Rasulleri topladığı gün şöyle buyurur; Size ne cevab verildi? Onlar da: Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu gaybları bilen Sensin Sen, derler.

    Muhammed Esed : Allah'ın bütün peygamberleri toplayıp onlara, "Size ne cevap verildi?" diye soracağı gün onlar, "Bizim bir bilgimiz yok: Yalnız Sensin yaratılmışların idrakini aşan her şeyi tümüyle bilen!" diyecekler.

    Ömer Nasuhi Bilmen : O günü ki, Allah Teâlâ peygamberleri toplayacak da «Size verilen cevap ne idi?» diyecek, onlar da «Bizim için bilgi yoktur, şüphe yok ki, gaybleri hakkıyla bilen ancak Sen'sin, Sen» diyeceklerdir.

    Ömer Öngüt : Allah'ın, peygamberleri toplayıp da: “Size ne cevap verildi?” dediği gün onlar: “Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz ki gizlilikleri hakkıyla bilen ancak sensin!” diyeceklerdir.

    Şaban Piriş : Bir gün Allah, Resulleri bir araya getirir ve Onlara: -Size ne cevap verildi der. Onlar da derler ki: -Bizim bir bilgimiz yoktur, gaybları en iyi bilen sadece sensin!

    Suat Yıldırım : Gün gelecek, Allah peygamberleri bir araya toplayıp: "Sizin tebliğleriniz ümmetleriniz tarafından nasıl karşılandı, nasıl bir cevap aldınız?" buyuracak. Onlar da: "Senin, her şeyi hakkiyle bilen ilminin yanında bizim bilgimiz yok. Zira gayblara vakıf olan, yalnız Sen’sin" diyecekler.

    Süleyman Ateş : Allâh, Elçileri toplayacağı gün: "Size ne cevap verildi?" der. "Bizim bilgimiz yok, derler, gizlileri bilen yalnız sensin, sen!"

    Tefhim-ul Kuran : Allah, peygamberleri toplayacağı gün, şöyle diyecek: «Size verilen cevap nedir?» Onlar da: «Bizim bilgimiz yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen.»

    Ümit Şimşek : Peygamberleri huzurunda topladığı gün, Allah onlara 'Ne cevap aldınız?' diye sorar. Onlar 'Biz bilmiyoruz,' derler. 'Görünmeyenleri ve gizlilikleri bilen ancak Sensin.'

    Yaşar Nuri Öztürk : Allah, resulleri bir araya getireceği gün şöyle der: "Size ne cevap verildi?" Şöyle derler: "Hiçbir bilgimiz yok. Gaybları en iyi biçimde bilen sensin, sen!"


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  12. إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلَى وَالِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاً وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الأَكْمَهَ وَالأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوتَى بِإِذْنِي وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْهُمْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    İz kâlellâhu yâ îsebne meryemezkur ni’metî aleyke ve alâ vâlidetike iz eyyedtuke bi rûhil kudusi tukellimun nâse fîl mehdi ve kehl(kehlen), ve iz allemtukel kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl(incîle), ve iz tahluku minet tîni ke hey’etit tayri bi iznî fe tenfuhu fîhâ fe tekûnu tayran bi iznî ve tubriul ekmehe vel ebrasa bi iznî, ve iz tuhricul mevtâ bi iznî, ve iz kefeftu benî isrâîle anke iz ci’tehum bil beyyinâti fe kâlellezîne keferû minhum in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).


    1. iz kâle : demi؛ti

    2. allâhu : Allâh (cc.)

    3. yâ îsâ ibne meryeme : ey Meryem oğlu İsâ (as.)

    4. uzkur ni'metî : nimetimi hatırla

    5. aleyke : senin üzerinde

    6. ve alâ vâlideti-ke : ve senin annenin üzerinde

    7. iz eyyedtu-ke : o zaman seni desteklemi؛tim

    8. bi rûhi el kudusi : Ruh'ûl Kudüs ile

    9. tukellimu en nâse : insanlarla konu؛uyorsun

    10. fî el mehdi : be؛ikte

    11. ve kehlen : ve yeti؛kin iken

    12. ve iz allemtu-ke : ve sana ِğretmi؛tim

    13. el kitâbe : Kitap

    14. ve el hikmete : ve hikmet

    15. ve et tevrâte : ve Tevrat

    16. ve el incîle : ve İncil

    17. ve iz tahluku : ve yapmı؛tın, ؛ekil vermi؛tin

    18. min et tîni : nemli topraktan

    19. ke : gibi

    20. hey'eti : heykel, suret, ؛ekil, biçim

    21. et tayri : ku؛

    22. bi iznî : benim iznim ile

    23. fe tenfuhu fî-ha : sonra onun içine üflüyordun

    24. fe tekûnu tayran : bِylece ku؛ oluyordu

    25. bi iznî : benim iznim ile

    26. ve tubriu : ve iyile؛tiriyorsun

    27. el ekmehe : doğu؛tan kِr, âmâ

    28. ve el ebrasa : ve alaca tenli

    29. bi iznî : benim iznim ile

    30. ve iz tuhricu : ve de çıkarıyordun

    31. el mevtâ : ِlüler

    32. bi iznî : benim iznim ile

    33. ve iz kefeftu : ve o zaman savmı؛tım

    34. benî isrâîle an-ke : İsrail oğullarını senden

    35. iz ci'te-hum bi : onlara getirdiğin zaman

    36. el beyyinâti : beyyineler, açık deliller, apaçık belgeler

    37. fe kâle : o zaman dedi

    38. ellezîne keferû : kâfir olanlar (küfürde olanlar)

    39. min-hum : onlardan

    40. in hâzâ : bu ancak sadece

    41. illâ sihrun mubînun : apaç‎k bir sihir



    فmam فskender Ali Mihr : Allah (cc.) ‏ِyle buyurmu‏tu; "Ey Meryem oًlu خsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hat‎rla. Seni Ruhûl Kudüs ile desteklemi‏tim de be‏ikte iken de yeti‏kin iken de insanlarla konu‏uyordun. Sana Kitab'‎, Hikmet'i, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِretmi‏tim. Ben'im iznimle nemli topraktan ku‏ ‏eklinde heykel (suret) yapm‎‏t‎n, sonra onun içine üflemi‏tin, bِylece Ben'im iznimle bir ku‏ olmu‏tu. Ve, doًu‏tan kِr olan‎ ve alaca tenliyi yine Ben'im iznimle iyile‏tiriyordun. Ben'im iznimle ِlüleri (diriltip, kabirden) ç‎kart‎yordun. Ve onlara apaç‎k belgeler getirdiًin zaman فsrailoًullar‎n‎n sald‎r‎s‎n‎ senden savm‎‏t‎m (seni kurtarm‎‏t‎m). O zaman onlardan kâfir olanlar (küfürde olanlar); "Bu ancak, sadece apaç‎k bir sihirdir." demi‏lerdi.

    Diyanet ف‏leri : O gün Allah, ‏ِyle diyecek: “Ey Meryem oًlu فsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi dü‏ün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemi‏tim. Be‏ikte iken de, yeti‏kin iken de insanlara konu‏uyordun. Hani, sana kitab‎, hikmeti, Tevrat’‎, فncil’i de ًِretmi‏tim. Hani iznimle çamurdan ku‏ ‏ekline benzer bir ‏ey yap‎yordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir ku‏ oluyordu. Yine benim iznimle doًu‏tan kِrü ve alacal‎y‎ iyile‏tiriyordun. Hani benim iznimle ِlüleri de (hayata) ç‎kar‎yordun. Hani sen, فsrailoًullar‎na aç‎k mucizeler getirdiًin zaman, ben seni onlardan kurtarm‎‏t‎m da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak aç‎k bir büyüdür” demi‏lerdi.

    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : An o zaman‎ ki Allah ey Meryemoًlu فsa, hat‎rla sana ve annene verdiًim nîmetimi demi‏ti, hat‎rla ki seni Rûh-ül-Kudüs'le kuvvetlendirdim de be‏ikteyken de insanlarla konu‏tun, olgunluk çaً‎nda da. Hani sana kitab‎, hikmeti, Tevrât-‎ ve فncil'i ًِretmi‏tim. Hani topraktan ku‏ ‏eklinde bir ‏ey yapard‎n iznimle de ona üfürürdün, o da iznimle ku‏ olurdu ve anadan doًma kِrün gِzünü açar, abra‏ illetine uًrayan‎ o illetten kurtar‎rd‎n iznimle ve hani ِlüyü, iznimle mezardan ç‎karm‎‏, diriltmi‏tin. Hani, فsrailoًullar‎na apaç‎k delillerle geldiًin zaman onlardan kâfir olanlar, bu ancak aç‎k bir büyü demi‏lerdi de ben seni kurtarm‎‏t‎m onlar‎n elinden.

    Adem Uًur : Allah o zaman ‏ِyle diyecek: "Ey Meryem oًlu فsa! Sana ve annene (verdiًim) nimetimi hat‎rla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemi‏tim; (bu sayede) sen be‏ikte iken de yeti‏kin çaً‎nda da insanlarla konu‏uyordun. Sana kitab‎ (okuyup yazmay‎), hikmeti, Tevrat ve فncil'i ًِretmi‏tim. Benim iznimle çamurdan, ku‏ ‏eklinde bir ‏ey yap‎yordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir ku‏ oluyordu. Yine benim iznimle anadan doًma kِrü ve alacal‎y‎ iyile‏tiriyordun. ضlüleri benim iznimle (hayata) ç‎kar‎yordun. Hani فsrailoًullar‎n‎ (seni ِldürmekten) engellemi‏tim; kendilerine apaç‎k deliller (mucizeler) getirdiًin zaman içlerinden inkâr edenler, "Bu, apaç‎k bir sihirden ba‏ka bir ‏ey deًildir" demi‏lerdi.

    Ahmed Hulusi : Hani Allâh ‏ِyle dedi: "Ey Meryemoًlu فsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi an. . . Hani seni, varl‎ً‎nda aç‎ًa ç‎kan Ruh-ül Kuds kuvvesi ile teyit etmi‏tim. . . Be‏ikte iken de, yeti‏kin iken de insanlarla konu‏uyordun. . . Hani sana Kitab‎, Hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i talim etmi‏tim (bunlardaki ilmi, bilincinde aç‎ًa ç‎karm‎‏t‎m). . . Hani Bi-izni (iznimle) balç‎ktan ku‏ ‏eklinde yarat‎yor, onun içinde nefhediyordun da Bi-izni (iznimle) bir ku‏ oluyordu! Anadan doًma kِre ve cüzzaml‎ya benim iznimle ‏ifa veriyordun. . . Hani ِlüleri benim iznimle hayata ç‎kar‎yordun. . . Hani فsrailoًullar‎n‎ senden engellemi‏tim! Hani sen kendilerine delillerle gelmi‏tin de, onlardan hakikat bilgisini inkâr edenler ‏ِyle demi‏ti: 'Bu, apaç‎k bir sihirden ba‏ka bir ‏ey deًil!'"

    Ahmet Tekin : Allah o zaman:
    'Ey Meryem’in oًlu خsâ, senin ve annenin üzerindeki nimetlerimi hat‎rlayarak ‏ükret. Hani seni, kâinattaki tabiî, dinî, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni içeren, ihyâ eden, insanlar‎ ve toplumlar‎ pislikten ar‎nd‎ran kitab‎ getiren elçi Cebrâil ile desteklemi‏tim. Be‏ikte iken de, insanlarla olgunluk çaً‎ndaki peygamber vasf‎nla konu‏uyordun. Sonra okuma yazmay‎, kutsal kitaplara vukufu, ilmi, hikmeti, saًl‎kl‎ ve ahlâkl‎ ya‏ama bilgisini, hekimliًi, yaz‎l‎ ve ‏ifahî bilgileri, sünneti içeren Tevrat’‎ ve فncil’i ًِretmi‏tim. Benim bilgim plan‎m dahilinde, benim irademle emsalsiz güzellikte çamurdan bir ku‏ planlay‎p ‏ekillendirebiliyor, ona üflüyordun. Benim bilgim dahilinde, benim irademle o bir ku‏ oluyordu. Anadan doًma kِrü ve alaca hastal‎ً‎na yakalanan‎ iyile‏tirebiliyordun. ضlülere benim bilgim dahilinde, benim irademle hayat verebiliyordun. Hani فsrâiloًullar‎’n‎n seni ِldürmelerine engel olmu‏, seni korumu‏tum. Kendilerine apaç‎k âyetler, mûcizeler getirdiًin zaman, içlerinden kulluk sِzle‏mesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini ‏uur alt‎na iterek ِrtbas edip inkârda ‎srar eden kâfirler,
    'Bu aç‎kça, akl‎ etki alt‎na alan bir sihir, bir aldatmacad‎r' demi‏lerdi.

    Ahmet Varol : Allah ‏ِyle der: 'Ey Meryem oًlu فsa! Benim sana ve annene olan nimetimi an! Hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemi‏tim. Be‏ikteyken ve erginlik çaً‎nda insanlarla konu‏uyordun. Sana Kitab'‎, hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِretmi‏tim. Benim iznimle çamurdan ku‏ ‏eklinde bir ‏ey olu‏turuyor, sonra içine üflüyordun ve o benim iznimle ku‏ oluyordu. Yine benim iznimle anadan doًma kِrleri ve alacal‎lar‎ iyile‏tiriyordun. Benim iznimle ِlüleri diriltiyordun. Hani sen فsrailoًular‎na kuvvetli belgeler getirdiًinde onlardan inkar edenler 'bu apaç‎k bir sihirden ba‏ka bir ‏ey deًildir' demi‏lerdi de ben onlar‎n sana zarar vermelerini ِnlemi‏tim.

    Ali Bulaç : Allah ‏ِyle diyecek: "Ey Meryemoًlu فsa, sana ve annene olan nimetimi hat‎rla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, be‏ikte iken de, yeti‏kin iken de insanlarla konu‏uyordun. Sana kitab‎, hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِrettim. فznimle çamurdan ku‏ biçiminde (bir ‏eyi) olu‏turuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüًünde bir ku‏ oluveriyordu. Doًu‏tan kِr olan‎, alacal‎y‎ iznimle iyile‏tiriyordun, (yine) benim iznimle ِlüleri (hayata) ç‎kar‎yordun. فsrailoًullar‎na apaç‎k belgelerle geldiًinde onlardan inkâra sapanlar, "قüphesiz bu apaç‎k bir sihirdir" demi‏lerdi (de) فsrailoًullar‎n‎ senden geri püskürtmü‏tüm."

    Ali Fikri Yavuz : Allah o gün ‏ِyle buyuracak: -Ey Meryem oًlu خsâ! Sana ve annene olan nimetimi hat‎rla. Hani, seni Cebrâil ile desteklemi‏tim de hem be‏ikte, hem de yeti‏kin iken insanlarla konu‏uyordun; hani sana yaz‎ yazmay‎, hikmeti (saًlam olan doًru sِzü), Tevrat’‎ ve فncil’i ًِretmi‏tim: hani benim iznimle çamurdan ku‏ biçimi yap‎yordun, sonra içine üflüyordun da benim iznimle bir ku‏ oluveriyordu; ve anadan doًma âmâ ile abra‏‎ da benim iznimle hayata ç‎kar‎yordun; hani senden فsrailoًullar‎n‎ defetmi‏tim (seni ِldürememi‏lerdi). Kendilerine aç‎k mûcizeler getirdiًin zaman da, içlerinden küfre varanlar ‏ِyle demi‏ti: “- Bu apaç‎k bir sihirden ba‏ka bir ‏ey deًildir.”

    Bekir Sadak : Allah, «Ey Meryem oglu Isa! Sana ve anana olan nimetimi an» demisti, «Seni Ruhul Kudus ile desteklemistim; besikte ve yetiskin iken insanlarla konusuyordun; sana Kitab'i, hikmeti, Tevrat'i ve Incil'i ogretmistim. Sen iznimle, camurdan kus gibi bir sey yapmis ona uflemistin de iznimle kus olmustu; anadan dogma koru, alacaliyi iznimle iyi etmistin. Oluleri iznimle diriltiyordun. Israilogullarina belgelerle geldiginde, onlardan inkar edenler, 'Bu apacik bir buyudur' demislerdi de Ben onlarin sana zarar vermelerini onlemistim.»

    Celal Y‎ld‎r‎m : Allah (o gün) buyuracak ki: Ey Meryem oًlu فsâ! Sana ve annene olan nimetimi hat‎rla ; hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemi‏tim de be‏ikte ve yeti‏kin iken insanlara konu‏uyordun ; hani sana kitab'‎ (okuyup yazmay‎), hikmeti, Tevrat ve incil'i ًِretmi‏tim ve sana, benim iznimle çamurdan ku‏ biçiminde (‏ekil) yap‎p ona üflemi‏tin, o da benim iz nimle ku‏ oluvermi‏ti. Bir de anadan doًma kِrü, alaca tenliyi benim iznimle iyile‏tirmi‏tin; hani ِlüleri de benim iznimle kabirden diri olarak ç‎kar‎yordun ve فsrail oًullar‎'na aç‎k belgeler (mu'cizeler) getirdiًinde onlar‎n (sald‎r‎s‎n‎) senden savm‎‏t‎m ; onlardan inkâra sapanlar, «bu aç‎k bir sihirden ba‏kas‎ deًildir» demi‏lerdi.

    Diyanet ف‏leri (eski) : Allah, 'Ey Meryem oًlu فsa! Sana ve anana olan nimetimi an' demi‏ti, 'Seni Ruhul Kudüs ile desteklemi‏tim; be‏ikte ve yeti‏kin iken insanlarla konu‏uyordun; sana Kitap'‎, hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِretmi‏tim. Sen iznimle, çamurdan ku‏ gibi bir ‏ey yapm‎‏ ona üflemi‏tin de iznimle ku‏ olmu‏tu; anadan doًma kِrü, alacal‎y‎ iznimle iyi etmi‏tin. ضlüleri iznimle diriltiyordun. فsrailoًullar‎na belgelerle geldiًinde, onlardan inkar edenler, 'Bu apaç‎k bir büyüdür' demi‏lerdi de Ben onlar‎n sana zarar vermelerini ِnlemi‏tim.'

    Diyanet Vakfi : Allah o zaman ‏ِyle diyecek: «Ey Meryem oًlu فsa! Sana ve annene (verdiًim) nimetimi hat‎rla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemi‏tim; (bu sayede) sen be‏ikte iken de yeti‏kin çaً‎nda da insanlarla konu‏uyordun. Sana kitab‎ (okuyup yazmay‎), hikmeti, Tevrat ve فncil'i ًِretmi‏tim. Benim iznimle çamurdan, ku‏ ‏eklinde bir ‏ey yap‎yordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir ku‏ oluyordu. Yine benim iznimle anadan doًma kِrü ve alacal‎y‎ iyile‏tiriyordun. ضlüleri benim iznimle (hayata) ç‎kar‎yordun. Hani فsrailoًullar‎n‎ (seni ِldürmekten) engellemi‏tim; kendilerine apaç‎k deliller (mucizeler) getirdiًin zaman içlerinden inkâr edenler, «Bu, apaç‎k bir sihirden ba‏ka bir ‏ey deًildir» demi‏lerdi.

    Edip Yüksel : ALLAH diyecek ki: Ey Meryem oًlu فsa, sana ve annene baً‎‏lad‎ً‎m nimetimi hat‎rla. Seni Kutsal Ruh ile desteklemi‏tim; bِylece be‏ikteyken de yeti‏kin iken de halkla konu‏uyordun. Sana kitab‎, bilgeliًi, Tevrat‎ ve فncili ًِretmi‏tim. فznimle balç‎ktan ku‏ heykeli yarat‎yordun ve ona üfleyince de iznimle ku‏ oluveriyordu. Kِrü ve cüzzaml‎y‎ iznimle iyile‏tiriyordun. Yine benim iznimle ِlüleri diriltiyordun. فsrail oًullar‎na apaç‎k kan‎tlar gِtürmene raًmen, içlerindeki inkarc‎lar, 'Bu apaç‎k bir büyüden ba‏ka bir ‏ey deًil,' demi‏lerdi de seni onlardan kurtarm‎‏t‎m.

    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Allah buyurduًu vak‎t: ya Isâ ibni Meryem sana ve validene olan ni'metimi dü‏ün, hani seni ruhulkudüs ile müeyyed k‎ld‎m, nâsa kelâm sِyleyordun hem be‏ikte hem yeti‏kin iken ve hani sana kitabet, hikmet, Tevrat ve فncil ًِrettim ve hani benim iznimle çamurdan ku‏ biçimi gibi taslayordun, içine üfleyordun da benim iznimle bir ku‏ oluveriyordu, hem anadan doًma a'may‎ ve abra‏i benim iznimle iyi ediyordun ve hani ِlüleri benim iznimle hayata ç‎kar‎yordun ve hani senden Benî فsraîli def' etmi‏tim, o vak‎t ki onlara o aç‎k mu'cizeleri getirmi‏tin de içlerinden kâfirlik edenler ‏ِyle demi‏ti: bu apaç‎k bir sihirden ba‏ka bir ‏ey deًil.

    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Allah o günde ‏ِyle buyuracak: «Ey Meryem oًlu فsa, sana ve anana olan nimetimi dü‏ün; hani seni Cebrail ile destekledim, insanlarla hem be‏ikte hem de yeti‏kin iken konu‏uyordun; sana yaz‎ yazmay‎, hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِrettim. Hani Benim iznimle çamurdan ku‏ biçiminde bir‏ey yap‎yordun, içine üflüyordun da Benim iznim ile bir ku‏ oluveriyordu; anadan doًma kِrü ve abra‏l‎y‎ Benim iznimle iyi ediyordun; hani ِlüleri Benim iznimle diriltiyordun ve hani فsrailoًullar‎na aç‎k delillerle geldiًinde, onlardan inkar edenler: «Bu apaç‎k bir büyüden ba‏ka bir‏ey deًildir.» demi‏lerdi de, seni onlardan kurtarm‎‏t‎m.

    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Allah ‏ِyle diyecektir: «Ey Meryemoًlu فsa! Sana ve annene olan nimetimi hat‎rla! Hani seni Rûhu'l- Kudüs (Cebrâil) ile desteklemi‏tim. Be‏ikteyken ve kemâle ermi‏ken insanlarla konu‏uyordun. Sana yaz‎y‎, hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِretmi‏tim. فznimle çamurdan ku‏ ‏eklinde bir ‏ey yapm‎‏ ve ona üflemi‏tin, o da iznimle ku‏ olmu‏tu. Anadan doًma kِr olan‎ ve alaca hastal‎ً‎na yakalanm‎‏ kimseyi iznimle iyile‏tirmi‏tin. ضlüleri iznimle (hayata) ç‎karm‎‏t‎n. فsrailoًullar‎'na âyetlerle geldiًin ve onlardan inkâr edenlerin: «Bu ancak apaç‎k bir sihirdir» dedikleri zaman seni, onlardan korumu‏tum.

    Fizilal-il Kuran : Allah: “Ey Meryem oًlu فsa, sana ve annene olan nimetimi hat‎rla” demi‏ti. “Seni Cebrail ile desteklemi‏tim; be‏ikte ve yeti‏kin iken insanlarla konu‏uyordun; sana kitab‎, hikmeti, Tevrat’‎ ve فncil’i ًِretmi‏tim. Sen izninle çamurdan ku‏ gibi bir ‏ey yapm‎‏ ona üflemi‏tin de iznimle iyi etmi‏tin. ضlüleri iznimle diriltiyordun. فsrailoًullar‎na mucizelerle geldiًinde, onlardan küfredenler: ‘Bu apaç‎k bir büyüdür’ demi‏lerdi de ben onlar‎n sana zarar vermelerini ِnlemi‏tim.”

    Gültekin Onan : Tanr‎ ‏ِyle diyecek : "Ey Meryem oًlu فsa, sana ve annene olan nimetimi hat‎rla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim; be‏ikte iken de, yeti‏kin iken de insanlarla konu‏uyordun. Sana kitab‎, hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِrettim. فznimle çamurdan ku‏ biçiminde (bir ‏eyi) olu‏turuyordun da iznimle ona üfürdüًünde bir ku‏ oluveriyordu. Doًu‏tan kِr olan‎ ve alacal‎y‎ iznimle iyile‏tiriyordun. (Yine) Benim iznimle ِlüleri (hayata) ç‎kar‎yordun. فsrail oًullar‎na apaç‎k belgelerle geldiًinde onlardan küfredenler "Bu apaç‎k bir büyüden ba‏ka bir ‏ey deًil" demi‏lerdi (de) فsrailoًullar‎n‎ senden geri püskürtmü‏tüm.

    Hasan Basri اantay : Allah o zaman ‏ِyle diyecek: «Ey Meryem oًlu فsâ, hem senin üzerindeki, hem anan‎n üzerindeki (bunca) ni'metimi hat‎rla. Hani ben seni Cebrail ile desteklemi‏dim. Be‏ikde iken de, yeti‏gin iken de sen insanlara sِz sِylüyordun. Hani sana kitab‎ (yaz‎ yazmay‎), hikmeti, Tevrât‎, فncili ًِretmi‏dim. Hani benim iznimle çam‎rdan bir ku‏ suretinin benzerini tasarl‎yordun, içine üfürüyordun da benim iznimle bir ku‏ oluveriyordu. Hem anadan doًma kِrü, abra‏‎ da yine benim iznimle iyi ediyordun. Hani ِlüleri benim iznimle (hayaata) ç‎kar‎yordun, hani فsrail oًullar‎ (n‎n elini) senden çekmi‏dim (de seni ِldürememi‏lerdi). Kendilerine apaç‎k mu'cizeler getirdiًin zaman da içlerinden o küfredenler: «Bu, a‏ikâr bir büyüden ba‏kas‎ deًildir» demi‏di.

    Hayrat Ne‏riyat : O zaman Allah ‏ِyle buyuracak: 'Ey Meryemoًlu خsâ! Sana ve annene olan ni'metimi hat‎rla!Hani sana Rûhü’l-Kudüs (Cebrâîl) ile kuvvet vermi‏tim; be‏ikte iken de, yeti‏kin hâlde de insanlarla konu‏uyordun. Ve hani sana yaz‎ yazmay‎, hikmeti, Tevrât’‎ ve فncîl’i ًِretmi‏tim. Hem o zaman ki iznimle çamurdan ku‏ ‏ekli gibi (bir ‏ey) yap‎yor, sonra içine üflüyordun da iznimle bir ku‏ oluyordu (ve) yine iznimle (anadan doًma) a'mây‎ ve (teni)alacal‎ olan‎ iyile‏tiriyordun. Yine o vakit iznimle ِlüleri (kabirlerinden dirilmi‏ olarak)ç‎kar‎yordun.Bir zaman da (seni ِldürmek isteyen) فsrâil-oًullar‎n‎ senden def' etmi‏tim; hani kendilerine apaç‎k delillerle gelmi‏tin de içlerinden inkâr edenler: 'Bu, apaç‎k sihirden ba‏ka bir ‏ey deًildir’ demi‏(ler)di.'

    فbni Kesir : Hani Allah; Ey Meryem oًlu فsa; senin ve anan‎n üzerindeki nimetimi hat‎rla, demi‏ti. Hani seni, Ruh'ül-Kudüs ile desteklemi‏tim. Be‏ikte iken de, yeti‏kin iken de insanlar la konu‏uyordun. Hani sana; kitab‎, hikmeti Tevrat'‎ ve فncil'i ًِretmi‏tim. Hani sen; Benim iznimle çamurdan ku‏ gibi bir ‏ey yap‎yordun da içine üflüyordun ve Benim iznimle ku‏ oluyordu. Hani sen; anadan doًma kِrü ve abra‏‎ Benim iznimle iyi ediyordun. Hani; ِlüleri Benim iznimle diriltiyordun. Ve hani, فsrailoًullar‎n‎ senden çekmi‏tim, kendilerine apaç‎k ayetler getirdiًin zaman içlerinden küfredenler; bu apaç‎k bir büyüdür, demi‏ti.

    Muhammed Esed : ف‏te o zaman Allah ‏ِyle diyecek: "Ey فsa, ey Meryem oًlu! Hat‎rla sana ve annene baً‎‏lad‎ً‎m nimetleri, seni nas‎l Kutsal Ruh ile güçlendirerek insanlarla be‏ikte iken ve yeti‏kin bir adam olarak konu‏man‎ saًlad‎ً‎m‎; ve nas‎l sana Tevrat‎ ve فncili ihtiva eden vahiy ve hikmeti ًِrettiًimi; nas‎l Benim iznimle çamurdan, (sana uyanlar‎n) kaderini ‏ekillendirdiًini ve sonra bunun Benim iznimle (onlar‎n) kaderi olabilmesi için ona üflediًini; ve nas‎l iznimle kِrleri ve cüzaml‎lar‎ iyile‏tirdiًini ve ِlüyü ayaًa kald‎rd‎ً‎n‎; sen فsrailoًullar‎na hakikatin bütün kan‎tlar‎ ile geldiًinde ve onlardan hakikati inkara ‏artlanm‎‏ olanlar‎n, "Bu aldatmacadan ba‏ka bir ‏ey deًildir!" dedikleri zaman onlar‎n sana zarar vermelerine nas‎l mani olduًumu.

    ضmer Nasuhi Bilmen : O zaman‎ ki Allah Teâlâ buyurdu: «Ey Meryem'in oًlu فsa! Senin üzerine ve validenin üzerine olan nîmetimi zikret, o zaman‎ ki, seni Rûhu'lKuds ile teyid etmi‏tim, sen be‏ikte iken de yeti‏kin iken de insanlara sِz sِylüyordun. O zaman‎ ki, sana kitab‎, hikmeti, Tevrat'‎, ve فncil'i ًِretmi‏tim ve o zaman‎ ki, benim iznimle çamurdan ku‏ heyeti gibi bir‏ey tasvir ediyor da içine üfürüyordun, benim iznimle bir ku‏ oluveriyordu. Anadan doًma kِrü, vücudunda beyaz beyaz lekeler bulunan kimseyi de Benim iznimle iyi ediyor idin. Ve o zaman‎ ki, ِlüleri Benim iznim ile (hayat sahas‎na) ç‎kar‎yordun. Ve o zaman‎ ki فsrailoًullar‎n‎ senden defetmi‏tim, onlara aç‎k mûcizeler ile geldiًin vakitte ki, onlardan kâfir olanlar, 'Bu apaç‎k bir büyüden ba‏ka deًildir' demi‏ idi.»

    ضmer ضngüt : Allah o zaman ‏ِyle diyecek: “Ey Meryem oًlu فsâ! Sana ve annene olan nimetimi hat‎rla! Seni kudsî ruh ile desteklemi‏tim. Be‏ikte iken de, yeti‏kin iken de insanlarla konu‏uyordun. Sana Kitab'‎, hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِretmi‏tim. Benim iznimle çamurdan ku‏ ‏eklinde bir ‏ey yap‎yor ve ona üflüyordun, benim iznimle hemen ku‏ oluyordu. Anadan doًma kِrü ve alacal‎y‎ benim iznimle iyile‏tiriyordun. ضlüleri benim iznimle hayata ç‎kar‎yordun. فsrailoًullar‎na apaç‎k delillerle geldiًin zaman, onlardan inkâr edenler: 'Bu apaç‎k bir büyüdür. ' demi‏lerdi de, ben onlar‎n sana zarar vermelerini ِnlemi‏tim. ”

    قaban Piri‏ : Allah der ki: -Ey Meryemoًlu فsa, sana ve annene verdiًim nimetimi hat‎rla! Hani seni Rûhu’l Kudüs (Cebrail) ile desteklemi‏tim. Be‏ikteyken de yeti‏kinken de insanlarla konu‏uyordun. Sana, Kitab‎, hikmeti, Tevrat‎ ve فncil’i ًِretmi‏tim. Benim iznim ile çamurdan ku‏ ‏eklinde bir ‏ey yapm‎‏, sonra da ona üflemi‏tin de, o da benim iznim ile ku‏ oluvermi‏ti. Yine benim iznim ile kِrü ve alacal‎y‎ iyile‏tiriyor, iznimle ِlüleri diriltiyordun. فsrailoًullar‎n‎n elini senin üzerinden çekmi‏tim. Onlara belgeleri getirdiًinde, Onlardan inkarc‎ olanlar: -Bu apaç‎k bir sihirden ba‏ka bir ‏ey deًildir, demi‏lerdi.

    Suat Y‎ld‎r‎m : Allah o gün buyuracak ki: "فsa! Hem senin, hem annenin üzerinizdeki nimetimi iyi dü‏ün! Dü‏ün ki: Ben Seni Ruhu’l-kudüsle desteklemi‏tim. Sen be‏ikte iken de, yeti‏kin iken de insanlarla konu‏mu‏tun. Ben sana kitab‎, hikmeti, Tevrat ve فncil’i ًِretmi‏tim. Sen, Ben’im iznimle çamurdan ku‏ ‏eklinde bir ‏ey yap‎yor, ona üflüyordun; o da Ben’im iznimle ku‏ oluveriyordu. Dü‏ün ki: Sen Ben’im iznimle anadan doًma âman‎n gِzünü aç‎yor, abra‏‎ da iyile‏tiriyordun. Dü‏ün ki: Sen Ben’im iznimle ِlüleri kabirden diri olarak ç‎kar‎yordun. Hani Ben فsrailoًullar‎n‎n ‏erlerini (ِldürme kas‎tlar‎n‎) senden defetmi‏tim. Kendilerine apaç‎k deliller, mûcizeler getirdiًin zaman da onlar‎n kâfirleri: "Bu besbelli bir büyüden ba‏ka bir ‏ey deًil!" demi‏lerdi.

    Süleyman Ate‏ : Allâh demi‏ti ki: "Ey Meryem oًlu خsâ, sana ve annene olan ni'metimi hat‎rla, hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemi‏tim; be‏ikte ve yeti‏kin iken insanlarla konu‏uyordun; sana Kitab‎, hikmeti, Tevrât'‎ ve فncil'i ًِrettim. Benim iznimle çamurdan ku‏ ‏eklinde bir ‏ey yarat‎yor, içine üflüyordun, benim iznimle ku‏ oluyordu; anadan doًma kِrü ve alacal‎y‎ benim iznimle iyile‏tiriyordun; benim iznimle ِlüleri (diriltip kabirlerden) ç‎kar‎yordun ve فsrâil oًullar‎n‎ da senden savm‎‏t‎m; hani sen onlara aç‎k deliller getirdiًin zaman, içlerinden inkâr edenler: "Bu aç‎k bir büyüden ba‏ka bir ‏ey deًil!" demi‏ti.

    Tefhim-ul Kuran : Allah ‏ِyle diyecek: «Ey Meryemoًlu فsa, sana ve annene olan nimetimi hat‎rla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, be‏ikte iken de, yeti‏kin iken de insanlarla konu‏uyordun. Sana kitab‎, hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِrettim. فznimle çamurdan ku‏ biçiminde (bir ‏eyi) olu‏turuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüًünde bir ku‏ oluveriyordu. Doًu‏tan kِr olan‎, alacal‎y‎ iznimle iyile‏tiriyordun, (yine) benim iznimle ِlüleri (hayata) ç‎kar‎yordun. فsrailoًullar‎na apaç‎k belgelerle geldiًinde onlardan küfre sapanlar, «قüphesiz bu apaç‎k bir sihirdir» demi‏lerdi (de) فsrailoًullar‎n‎ senden geri pü‏kürtmü‏tüm.»

    ـmit قim‏ek : O zaman Allah, Meryem oًlu فsa'ya 'Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hat‎rla,' buyurur. 'Hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemi‏tim. Sen be‏ikte iken de, yeti‏kin iken de insanlarla konu‏urdun. Hani Ben sana okuma yazmay‎, hikmeti, Tevrat'‎ ve فncil'i ًِretmi‏tim. Hani Benim iznimle çamurdan bir ku‏ sureti yapar, ona üflerdin de, Benim iznimle o bir ku‏ oluverirdi. Yine Benim iznimle anadan doًma kِrlerin gِzlerini açar, abra‏‎ iyile‏tirirdin. Yine Benim iznimle ِlüleri diriltirdin. Hani, sen فsrailoًullar‎na deliller getirdiًin ve onlar‎n kâfir olanlar‎ 'Bu düpedüz büyü' dedikleri zaman onlar‎n elinden seni kurtarm‎‏t‎m.

    Ya‏ar Nuri ضztürk : Hani, Allah ‏ِyle demi‏ti: "Ey Meryem'in oًlu فsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hat‎rla. Seni Ruhulkudüs'le desteklemi‏tim, be‏ikte iken ve erginlik çaً‎nda insanlarla konu‏uyordun. Sana Kitap'‎, hikmeti, Tevrat'‎, فncil'i ًِretmi‏tim. Benim iznimle çamurdan ku‏ gِrünümünde bir ‏ey yarat‎yor, içine üflüyordun da o benim iznimle ku‏ oluyordu. Doًu‏tan kِrü, abra‏‎ benim iznimle iyile‏tiriyordun. Benim iznimle ِlüleri ç‎kar‎yordun. فsrailoًullar‎n‎ senden uzak tutmu‏tum. Hani, sen onlara aç‎k-seçik ayetleri getirdiًinde, küfre sapanlar‎ ‏ِyle deyivermi‏ti: "Aç‎k bir büyüden ba‏ka bir ‏ey deًil bu."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  13. وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِيِّينَ أَنْ آمِنُواْ بِي وَبِرَسُولِي قَالُوَاْ آمَنَّا وَاشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Ve iz evhaytu ilel havâriyyîne en âminû bî ve bi resûlî, kâlû âmennâ veşhed bi ennenâ muslimûn(muslimûne).


    1. ve iz evhaytu : ve vahyettiğim zaman

    2. ilâ el havâriyyîne : havârilere

    3. en âminû bî : bana iman etmelerini

    4. ve bi resûlî : ve Resûl'üme

    5. kâlû : dediler

    6. âmennâ : biz iman ettik, âmenû olduk, Allâh'a teslim olmayı, ulaşmayı diledik

    7. veşhed (ve işhed) : ve şahid ol

    8. bi enne-nâ : bizim... olduğumuza

    9. muslimûne : müslümanlar, Allâh'a (cc.) teslim olanlar



    İmam İskender Ali Mihr : Ve havarilere; "Bana ve Resûl'üme îmân edin." diye vahyettiğim zaman, onlar da "Îmân ettik ve bizim (Hakk'a) teslim olduğumuza şahid ol." demişlerdi.

    Diyanet İşleri : Hani bir de, “Bana ve Peygamberime iman edin” diye havarilere ilham etmiştim. Onlar da “İman ettik. Bizim müslüman olduğumuza sen de şahit ol” demişlerdi.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Hani Havarîlere, bana ve Peygamberime inanın demiştim de inandık demişlerdi tanık ol, biz Tanrıya teslîm olanlarız.

    Adem Uğur : Hani havârîlere, "Bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar (da), "İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.

    Ahmed Hulusi : Hani Havarilere, "Bana ve Rasûlüme ("B"nin işareti kapsamıyla) iman edin" diye vahyetmiştim. . . "İman ettik. . . Sen şahit ol, biz gerçekten müslimleriz" dediler.

    Ahmet Tekin : Hani temiz giyimli, iyi niyetli istikamet sahibi olanlara, havârilere:
    'Bana ve Rasulüme iman edin' diye ilham etmiştim. Onlar:
    'İman ettik. Bizim İslâm’ı yaşayan müslümanlar olduğumuza, İslâm dininde sebat edeceğimize şâhit ol' demişlerdi.

    Ahmet Varol : Havarilere 'Bana ve Peygamber'ime iman edin' diye ilham etmiştim. Onlar da: 'İman ettik. Sen de bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol' demişlerdi.

    Ali Bulaç : Hani Havarilere: "Bana ve elçime iman edin" diye vahy (ilham) etmiştim; onlar da: "İman ettik, gerçekten müslümanlar olduğumuza sen de şahid ol" demişlerdi.

    Ali Fikri Yavuz : Hani Havarî’lere (Hz. Îsa’ya bağlı olanlara): “-Bana ve Peygamberime iman edin” diye ilham etmiştim de onlar: “İman ettik, bizim hakikî müslümanlar olduğumuza şahid ol” demişlerdi.

    Bekir Sadak : Havarilere, «Bana ve peygamberime inanin» diye bildirmistim, «Inandik, bizim muslimler oldugumuza sahid ol» demislerdi.

    Celal Yıldırım : Ve hani Havarilere, bana ve peygamberime imân edin diye ilhamda bulunmuştum, onlar da «biz imân ettik, Hakk'a teslimiyet göstrediğimize şâhid ol» demişlerdi.

    Diyanet İşleri (eski) : Havarilere, 'Bana ve peygamberime inanın' diye bildirmiştim, 'İnandık, bizim müslimler olduğumuza şahid ol' demişlerdi.

    Diyanet Vakfi : Hani havârîlere, «Bana ve peygamberime iman edin» diye ilham etmiştim. Onlar (da), «İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol» demişlerdi.

    Edip Yüksel : Havarilere (öğrencilere), 'Bana ve elçime inanın,' diye vahyettiğimde; 'İnandık, bizim müslüman (teslim) oluşumuza tanık ol,' demişlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve hani bana ve Resulüme iyman edin diye Havariyyûne ilham etmiştim «iyman ettik, bizim şübhesiz müslimler olduğumuza şahid ol» demişlerdi

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve hani Havarilere: «Bana ve Resulüme iman edin!» diye emretmiştim, onlar da: «İman ettik, bizim şüphesiz müslüman olduğumuza şahit ol!» demişlerdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hani Havarilere: « Bana ve Resulüme iman edin» diye ilham etmiştim. Onlar da: «İman ettik, bizim şüphesiz müslümanlar olduğumuza şahit ol» demişlerdi.

    Fizilal-il Kuran : Hani havarilere vahiy yolu ile, «Bana ve peygamberime inanınız, diye direktif vermiştim de bunun üzerine onlar da, «inandık, şahid ol ki bizler müslümanız» dediler.

    Gültekin Onan : Hani Havarilere: "Bana ve elçime inanın" diye vahyetmiştim; onlar da: "İnandık, gerçekten müslüman (teslim) olduğumuza sen de tanık ol" demişlerdi.

    Hasan Basri Çantay : Hani havarilere : «Bana ve resulüme îman edin» diye ilham etmişdim. «Îman etdik. Hakıykî müslümanlar olduğumuza Sen de şâhid ol» demişlerdi.

    Hayrat Neşriyat : 'Hani Havârîlere de: 'Bana ve peygamberime îmân edin!’ diye ilhâm etmiştim.(Onlar:) 'Îmân ettik, (yâ Rab!) artık şâhid ol ki gerçekten biz Müslümanlarız!’ demişlerdi.'

    İbni Kesir : Hani Ben Havarilere: Bana ve peygamberime iman edin, diye vahyetmiştim de; inandık, şahid ol ki biz, müslümanlarız, demişlerdi.

    Muhammed Esed : Ve (hatırla o vakti ki) beyazlara bürünmüş olanlara, "Bana ve Benim Elçime inanın!" diye vahyetmiştim. Onlar, "Biz inanıyoruz; ve şahit ol ki kendimizi (Sana) teslim etmişiz!" diye cevap verdiler.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve o zaman ki, «Bana ve peygamberlerime imân ediniz» diye havarilere ilham etmiştim. Onlar da: «İmân ettik, bizim muhakkak müslimler olduğumuza şahit ol» demişlerdi.

    Ömer Öngüt : Havârîlere: “Bana ve Peygamber'ime iman edin!” diye vahyetmiştim (ilham etmiştim). Onlar da: “İman ettik, bizim müslümanlar olduğumuza şâhit ol!” demişlerdi.

    Şaban Piriş : Havarilerine de: -Bana ve Resûlüme iman edin, diye vahyetmiştim. Onlar da: - İman ettik, bizim müslüman olduğumuza şahit ol! demişlerdi.

    Suat Yıldırım : Ve hani havarilere: "Bana ve Resulüme iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar da: "İman ettik. Hakka teslim olduğumuza şahid ol!" demişlerdi.

    Süleyman Ateş : Havârilere: "Bana ve elçime inanın!" diye vahyetmiştim (kalblerine bu düşünceyi atmıştım); "İnandık, bizim müslümanlar olduğumuza şâhidol!" demişlerdi.

    Tefhim-ul Kuran : Hani Havarilere: «Bana ve peygamberime iman edin» diye vahy (ilham) etmiştim; onlar da: «İman ettik, gerçekten müslümanlar olduğumuza sen de şahid ol» demişlerdi.

    Ümit Şimşek : Hani, Havarilere de 'Bana ve elçime iman edin' diye ilham etmiştim; onlar da 'İman ettik, şahit ol ki biz hakka teslim olmuş Müslümanlarız' demişlerdi.

    Yaşar Nuri Öztürk : Havarilere şunu vahyetmiştim: "Bana ve resulüme iman edin." Şöyle demişlerdi: "İman ettik, sen de tanık ol ki biz, müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız!"


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     


  14. إِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ السَّمَاء قَالَ اتَّقُواْ اللّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    İz kâlel havâriyyûne yâ îsebne meryeme hel yestetîu rabbuke en yunezzile aleynâ mâideten mines semâ(semâi) kâlettekullâhe in kuntum mu’minîn(mu’minîne).


    1. iz kâle : demi؛ti

    2. el havâriyyûne : havâriler

    3. yâ îsâ ibne meryeme : ey Meryem oًlu خsâ (as.)

    4. hel yestetîu : yapabilir mi

    5. rabbu-ke : senin Rabb'in

    6. en yunezzile : indirmesi

    7. aleynâ : bize

    8. mâideten : bir sofra

    9. min es semâi : semâdan, gِkten

    10. kâle itteku allâhe : Allâh'a (cc.) kar‏‎ takvâ sahibi olun dedi

    11. in kuntum : eًer siz ... iseniz

    12. mu'minîne : mü'minler, iman edenler



    فmam فskender Ali Mihr : Havârîler; "Ey Meryem oًlu فsâ! Rabb'in gِkten bize bir mâide (sofra) indirebilir mi?" demi‏lerdi. (Bunun üzerine Hz. فsâ); "Eًer mü'minlerseniz Allah'a kar‏‎ takva sahibi olun." dedi.

    Diyanet ف‏leri : Hani havariler de, “Ey Meryem oًlu فsa! Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?” demi‏lerdi. فsa da, “Eًer mü’minler iseniz, Allah’a kar‏‎ gelmekten sak‎n‎n” demi‏ti.

    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Hani Havariler, ey Meryemoًlu فsa demi‏lerdi, Rabbin, bize gِkten bir sofra yemek indirebilir mi? فsa da inanm‎‏san‎z demi‏ti, çekinin Allah'tan.

    Adem Uًur : Hani havârîler "Ey Meryem oًlu فsa, Rabbin bize gِkten, donat‎lm‎‏ bir sofra indirebilir mi?" demi‏lerdi. O, "فman etmi‏ kimseler iseniz Allah'tan korkun" cevab‎n‎ vermi‏ti.

    Ahmed Hulusi : Hani Havariyyun: "Ey Meryemoًlu فsa! Senin Rabbinin kudreti yeter mi semâdan bizim üzerimize bir mâide (zâhir anlam‎yla, sofra; bât‎n anlam‎yla, hakikat ve marifete ait ilimler) inzâl etmeye?" dediler. . . (Demek istedikleri ‏uydu: Allâh'‎n seni yaratt‎ً‎ Esmâ terkibin yani f‎trat‎n, yarat‎l‎‏ program‎n, bِyle bir ‏ey için yeterli midir? Bu soruyu فsa'dan o güne kadar tüm aç‎ًa ç‎kanlar kapsam‎nda deًerlendirmek gerekir. A. H. ) (فsa da:) "Eًer iman edenlerseniz Allâh'tan korunun" dedi.

    Ahmet Tekin : Hani temiz giyimli, iyi niyetli istikamet sahibi olanlar, havâriler:
    'Ey Meryem’in oًlu خsâ, Rabbin bize gِkten mükellef bir sofra indirebilir mi? dediler. خsâ:
    'Eًer gerçekten mü’minseniz, Allah’a s‎ً‎n‎n, emirlerine yap‎‏‎n, günahlardan ar‎n‎p, azaptan korunun' dedi.

    Ahmet Varol : Havariler: 'Ey Meryem oًlu فsa! Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?' demi‏lerdi. O da: 'Eًer mü'min kimseler iseniz Allah'tan korkun' demi‏ti.

    Ali Bulaç : Havariler: "Ey Meryem oًlu فsa, Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?" demi‏lerdi. O da: "Eًer inanm‎‏larsan‎z Allah'tan korkup sak‎n‎n" demi‏ti.

    Ali Fikri Yavuz : Bir vakit de Havarî’ler: “- Ey Meryem oًlu خsa! Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi? “ demi‏lerdi. خsa da: “- Eًer müminseniz, Allah’a ve benim peygamberliًime inanm‎‏san‎z, Allah’dan korkun” demi‏ti.

    Bekir Sadak : Havariler, «Ey Meryem oglu فsa! Rabbin bize gokten bir sofra indirebilir mi?» demislerdi de, «Inaniyorsaniz Allah'tan sakinin» demisti.

    Celal Y‎ld‎r‎m : Hani bir vakit de Havariler, «Ey Meryem oًlu فsâ ! Rabbin gِkten üzerimize bir sofra indirebilir mi ? (veya sen Rabbin'den bِyle bir istekte bulunabilir misin?)» demi‏lerdi. (Bunun üzerine فsâ onlara:) «Eًer mü'minler iseniz Allah'tan korkup (ilâhî s‎n‎rlar‎ a‏maktan, O'nun hakk‎nda ‏üphe etmekten) sak‎n‎n,» demi‏ti.

    Diyanet ف‏leri (eski) : Havariler, 'Ey Meryem oًlu فsa! Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?' demi‏lerdi de, 'فnan‎yorsan‎z Allah'tan sak‎n‎n' demi‏ti.

    Diyanet Vakfi : Hani havârîler «Ey Meryem oًlu فsa, Rabbin bize gِkten, donat‎lm‎‏ bir sofra indirebilir mi?» demi‏lerdi. O, «خman etmi‏ kimseler iseniz Allah'tan korkun» cevab‎n‎ vermi‏ti.

    Edip Yüksel : Havariler, 'Meryem oًlu فsa, Rabbin bize gِkten bir ziyafet çekebilir mi,' demi‏lerdi. 'فnan‎yorsan‎z ALLAH'a sayg‎ gِsterin,' demi‏ti

    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Bir vak‎t de o Havariyyun: yâ Isâ ibni meryem: Rabbin bize Semadan bir mâide indirilebilir mi? demi‏lerdi, «Allahdan korkun mü'minseniz» dedi

    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Bir vakit Havariler: «Ey Meryem oًlu فsa, Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?» demi‏lerdi de فsa da: «فnan‎yorsan‎z Allah'tan korkun!» demi‏ti.

    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Havariler: «Ey Meryemoًlu فsa, Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?» dediler. فsa da: «فnan‎yorsan‎z Allah'tan korkun» dedi.

    Fizilal-il Kuran : Hani havariler Ey Meryemoًlu فsa, senin Allah'‎n bize gِkten bir sofra indirebilir mi?» diye sordular da فsa onlara «Eًer mümin iseniz Allah'tan korkunuz» demi‏ti.

    Gültekin Onan : Havariler: "Ey Meryem oًlu فsa, rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?" demi‏lerdi. O da "Eًer inançl‎larsan‎z Tanr‎'dan korkup sak‎n‎n" demi‏ti.

    Hasan Basri اantay : O vakit havariler: «Ey Meryem oًlu فsâ, Rabbin bizim üstümüze gِkden bir sofra indirebilir mi?» demi‏, O (da): «Eًer inanm‎‏ (adam) larsan‎z Allah (‎n kudretinden ve benîm peygamberliًimden ‏übheye sapmakdan) korkun» demi‏di.

    Hayrat Ne‏riyat : 'Bir vakit Havârîler: 'Ey Meryemoًlu خsâ! Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?’ demi‏lerdi. (O da:) 'Eًer (gerçekten) mü’min kimseler iseniz, Allah’dan sak‎n‎n!’ demi‏ti.'

    فbni Kesir : Hani Havariler: Ey Meryem oًlu فsa; Rabb‎n bize gِkten bir sofra indiribilir mi? demi‏lerdi de, O; eًer inanm‎‏larsan‎z Allah'tan korkun, demi‏ti.

    Muhammed Esed : (Ve) o zaman beyaz elbiseliler, "Ey فsa, ey Meryemin oًlu!" dediler, "Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir miydi?" (فsa) cevap verdi: "Allaha kar‏‎ sorumluluًunuzun bilincinde olun, eًer (gerçek) müminler iseniz!"

    ضmer Nasuhi Bilmen : O vakit ki, havariler: «Ey Meryem'in oًlu فsa! Rabbin gِkten bizim üzerimize bir maide (sofra) indirebilir mi?» demi‏ti. فsa da Allah Teâlâ'dan korkunuz, eًer siz mü'minler iseniz» dedi.

    ضmer ضngüt : Havârîler: “Ey Meryem oًlu فsâ! Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?” demi‏lerdi de, o: “فman etmi‏ kimseler iseniz Allah'tan korkun!” demi‏ti.

    قaban Piri‏ : Havariler: -Ey Meryemoًlu فsa, Rabbin bize, gِkten bir sofra indirebilir mi?, dediklerinde (فsa): -Eًer mümin iseniz Allah’tan korkun!, demi‏ti,

    Suat Y‎ld‎r‎m : Bir vakit de havariler: "Ey Meryem oًlu فsa! Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi? dediler. O da: "Eًer mümin iseniz Allah’tan korkun da edebi a‏may‎n" diye cevap verdi.

    Süleyman Ate‏ : Havâriler demi‏lerdi ki: "Ey Meryem oًlu خsâ, Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi? (خsâ): "فnan‎yorsan‎z Allah'tan korkun!" dedi.

    Tefhim-ul Kuran : Havariler: «Ey Meryem oًlu فsa, Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?» demi‏lerdi. O da: «Eًer inanm‎‏larsan‎z Allah'tan korkup sak‎n‎n» demi‏ti.

    ـmit قim‏ek : Hani Havariler 'Ey Meryem oًlu فsa,' demi‏lerdi. 'Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?' فsa ise 'Eًer mü'min iseniz Allah'tan korkun' demi‏ti.

    Ya‏ar Nuri ضztürk : Havariler demi‏lerdi ki: "Ey Meryem'in oًlu فsa! Rabbin bize gِkten bir sofra indirebilir mi?" فsa dedi ki: "Eًer müminlerseniz Allah'tan sak‎n‎n!"


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  15. قَالُواْ نُرِيدُ أَن نَّأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَن قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Kâlû nurîdu en ne’kule minhâ ve tetmainne kulûbunâ ve na’leme en kad sadaktenâ ve nekûne aleyhâ mineş şâhidîn(şâhidîne).


    1. kâlû nurîdu : istiyoruz, arzu ediyoruz dediler

    2. en ne'kule min-hâ : ondan yemek yemek

    3. ve tetmainne : ve tatmin olması - sükûnet bulması

    4. kulûbu-nâ : kalplerimiz

    5. ve na'leme : ve bilmemiz

    6. en kad sadakte-nâ : senin bize sadık olduğunu (doğru söylemiş olduğunu)

    7. ve nekûne : ve olalım

    8. aleyhâ : onun üzerine

    9. min eş şâhidîne : şâhidlerden



    İmam İskender Ali Mihr : (Onlar); “Ondan yemek istiyoruz ve de kalblerimizin tatmin olmasını istiyoruz ve senin gerçekten bize doğru söylemiş olduğunu bilelim ve onun üzerine şahitlerden olalım” dediler.

    Diyanet İşleri : Onlar, “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, (gözü ile) görmüş şahitlerden olalım” demişlerdi.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Demişlerdi ki: İstiyoruz ki o yemekten yiyelim, kalplerimiz tam bir inanca ulaşsın ve bilelim ki sen bize doğru söylüyorsun ve buna da tanık olalım biz.

    Adem Uğur : Onlar "Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz" demişlerdi.

    Ahmed Hulusi : Dediler ki: "İsteriz ki o sofradan yiyelim (o ilimleri uygulayalım), kalplerimiz mutmain olsun (açıkladıklarına yakîn oluşsun); senin bize (mutlak) hakikati açıkladığını bilelim ve ona şahitlerden olalım. "

    Ahmet Tekin : Onlar:
    'O mükellef sofradan yemek istiyoruz. Aklımız yatsın, kalplerimiz huzura kavuşsun, bize doğru söylediğini bilelim, o sofrayı bizzat gören şâhitler olalım istiyoruz' dediler.

    Ahmet Varol : (Havariler bu kez) 'Ondan yemeyi, kalplerimizin kanmasını, senin bize doğru söylediğini bilmeyi ve buna şahit olmayı istiyoruz' dediler.

    Ali Bulaç : (Bu sefer Havariler:) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden olalım" demişlerdi.

    Ali Fikri Yavuz : Havarîler şöyle dediler: “- İstiyoruz ki, ondan yiyelim, kalblerimiz yatışsın ve senin bize doğru söylediğini bilelim. Böylece mûcizelere şâhidlik edenlerden olalım.”

    Bekir Sadak : «ndan yemeyi, kalblerimizin kanmasini ve senin bize dogru soyledigini bilmeyi, ona sahid olmayi istiyoruz» dediler.

    Celal Yıldırım : Havariler, «ondan yemeği, kalbimizin yatışmasını ve senin de bize doğruyu söylediğini bilmeyi, onun üzerine şahitlerden olmayı arzu ediyoruz da (ondan bu istekte bulunuyoruz),» diyerek (samimiyetlerini) belirtmişlerdi.

    Diyanet İşleri (eski) : 'Ondan yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şahid olmayı istiyoruz' dediler.

    Diyanet Vakfi : Onlar «Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz» demişlerdi.

    Edip Yüksel : 'İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalbimiz yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona tanık olalım.'

    Elmalılı Hamdi Yazır : Biz dediler: İstiyoruz ki ondan yiyelim kalblerimiz itmi'nan bulsun da senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona şehadet edenlerden olalım

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlar: «Biz istiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mütmain olsun da senin bize doğru söylediğini bilelim ve onu -Allah'ın indireceği sofrayı- bizzat görenlerden olalım.» dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Havâriler: «İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalblerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve bunu bizzat görenlerden olalım» dediler.

    Fizilal-il Kuran : Havariler O'na dediler ki, «İstiyoruz ki, o sofranın yemeklerinden yiyelim, kalplerimiz güven bulsun, bize doğru söylediğini kesinlikle bilelim ve olayın tanıklarından olalım.

    Gültekin Onan : (Bu sefer havariler:) "Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun; senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden olalım" demişlerdi.

    Hasan Basri Çantay : (Şöyle) dediler: «Diliyoruz ki biz de ondan yiyelim, kalblerimiz yatışsın, senin bize hakıykaten doğru söylediğini bilelim ve biz de bunun üzerine şâhidlerden olalım».

    Hayrat Neşriyat : '(Onlar:) 'İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalblerimiz mutmain olsun, gerçekten bize doğru söylediğini (iyice) bilelim ve buna şâhidlik edenlerden olalım’ demişlerdi.'

    İbni Kesir : Demişlerdi ki: İstiyorsanız ki; ondan yiyelim, kalblerimiz yatışsın ve senin bize hakikaten doğru söylediğini bilelim de biz ona şahidlerden olalım.

    Muhammed Esed : Onlar, "Biz ondan nasiplenmek isteriz, ki kalplerimiz sükunete ulaşsın, bize hakikati söylediğini bilelim ve biz ona şahitlik yapanlardan olalım!" dediler.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Dediler ki: «Biz istiyoruz ki, ondan yiyelim ve kalblerimiz mutmain olsun ve senin bize doğru söylediğini bilelim ve biz onun üzerine şahitlerden olalım.»

    Ömer Öngüt : Onlar: “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kâlplerimiz mutmain olsun, senin bize hakikaten doğru söylediğini bilelim ve onu bizzat görmüş şâhitler olalım. ” demişlerdi.

    Şaban Piriş : Havariler ise: -Ondan yemek istiyoruz, (böylece) kalplerimiz mutmain olsun ve bize doğruyu söylediğini bilelim ve buna şahitlerden olalım, demişlerdi.

    Suat Yıldırım : "Biz" dediler, "istiyoruz ki ondan yiyelim, gönlümüz rahatlasın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım."

    Süleyman Ateş : "İstiyoruz ki, ondan yiyelim, kalblerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve buna bizzat tanık olalım." dediler.

    Tefhim-ul Kuran : (Bu sefer Havariler:) «Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidler olalım» demişlerdi.

    Ümit Şimşek : Onlar 'Biz o sofradan yemek istiyoruz,' dediler. 'Tâ ki kalplerimiz tatmin olsun, senin doğru söylediğini bilelim ve buna şahit olalım.'

    Yaşar Nuri Öztürk : Dediler: "İstiyoruz ki ondan yiyelim, gönüllerimiz tatmin bulsun, senin bize doğruyu söylediğini bilelim ve buna tanıklık edenlerden olalım!"


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  16. قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا أَنزِلْ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ السَّمَاء تَكُونُ لَنَا عِيداً لِّأَوَّلِنَا وَآخِرِنَا وَآيَةً مِّنكَ وَارْزُقْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Kâle îsebnu meryemellâhumme rabbenâ enzil aleynâ mâideten mines semâi tekûnu lenâ îden li evvelinâ ve âhirinâ ve âyeten mink(minke), verzuknâ ve ente hayrur râzikîn(râzikîne).


    1. kâle : dedi

    2. Îsâ ibnu meryeme : Meryem oğlu Îsâ (as.)

    3. allâhumme : ey Allâh'ım (cc.)

    4. rabbe-nâ : Rabb'imiz

    5. enzil aleynâ : bize indir

    6. mâideten : bir sofra

    7. min es semâi : semâdan, gökten

    8. tekûnu lenâ îden : bizim için bayram olsun

    9. li evveli-nâ : bizim evvelimiz (bizden öncekiler) için

    10. ve âhiri-nâ : bizim âhirimiz (bizden sonrakiler)

    11. ve âyeten min-ke : ve senden bir ayet, bir delil, bir mucize

    12. ve urzuk-nâ : ve bizi rızıklandır

    13. ve ente : ve sen

    14. hayru er râzikîne : rızık verenlerin en hayırlısı



    İmam İskender Ali Mihr : Meryem oğlu Îsâ; "Allah'ım, Rabb'imiz! Bizim üzerimize semadan bir sofra indir ki bizim için bayram, bizden öncekiler ve bizden sonrakiler için senden bir mucize (delil) olsun. Ve bizi rızıklandır. Ve Sen rızık verenlerin en hayırlısısın." dedi.

    Diyanet İşleri : Meryem oğlu İsa, “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Meryemoğlu İsa, Rabbimiz demişti, bize gökten bir sofra yemek indir de bugün, hem önce gelenlerimize bayram olsun, hem sonra gelenlerimize, hem de senden bir delil olsun; sen bizi rızıklandır ve sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.

    Adem Uğur : Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.

    Ahmed Hulusi : Meryemoğlu İsa: "Allâhım! Rabbimiz. . . Üzerimize semâdan bir mâide inzâl et bizim için de, hem evvelimiz ve hem âhirimiz için bir bayram ve senden bir delil olsun. . . Rızıklandır bizi; sen rızıklandıranların en hayırlısısın" dedi.

    Ahmet Tekin : Meryem’in oğlu Îsâ:
    'Ey Rabbimiz, bize gökten mükellef bir sofra indir. Bizim için, geçmişimiz ve gelecek nesillerimiz için bayram olsun. Senin kudretine, Rasulünün görevinin tasdikine bir işaret, bir mûcize olsun. Bize rızık ver. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.' dedi.

    Ahmet Varol : Meryem oğlu İsa: 'Ey Rabbimiz olan Allah'ım! Bize, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bayram ve senin katından bir mucize olacak bir sofra indir. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın' dedi.

    Ali Bulaç : Meryem oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.

    Ali Fikri Yavuz : Meryem oğlu Îsa şöyle yalvardı: “- Ey Allah’ım, Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim hem evvelimiz, hem de âhirimiz için bir bayram ve kudretinden bir mûcize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.

    Bekir Sadak : Meryem oglu Isa, «Allahim! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gokten bir sofra indir, bizi riziklandir, Sen rizik verenlerin en hayirlisisin» dedi.

    Celal Yıldırım : Meryem oğlu İsâ (duâ ederek) dedi ki: Allah'ım ! Rabbimiz ! Üzerimize gökten (öyle) bir sofra indir ki, bizim ilkimize de sonrakilerimize de bayram ve senden açık bir belge (mu'cize) olsun. Bizi rızıklandır; sen rızık verenlerin en hayırlısısın.

    Diyanet İşleri (eski) : Meryem oğlu İsa, 'Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın' dedi.

    Diyanet Vakfi : Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.

    Edip Yüksel : Meryem oğlu İsa: 'Tanrımız, Rabbimiz, bize gökten bir ziyafet indir de hepimiz ve herbirimiz için bir bayram ve Sen'den bir delil olsun. Bizi rızıklandır. Sen en iyi rızık verensin,' dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Isâ ibni Meryem şöyle yalvardı: Ya Allah! ey bizim yegâne rabbımız! bize Semadan bir mâide indir ki bizim için hem evvelimiz, hem ahırımız için bir bayram ve kudretinden bir nişane ola ve bizleri merzuk eyle ki sen hayrurrazikînsin

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Meryem oğlu İsa şöyle yalvardı: «Allah, ey bizim yegane Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve kudretinden bir nişane olsun! Bizleri rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın!»

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Meryemoğlu İsa da: «Allah'ım, Rabbımız, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın!» dedi.

    Fizilal-il Kuran : Bunun üzerine Meryemoğlu İsa şöyle dedi; «Allah'ım, ey Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir ki bu gün hem öncekilerimiz hem de sonrakilerimiz için bir bayram ve senin bize gösterdiğin bir mucize olsun. Bize rızık ver. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.»

    Gültekin Onan : Meryem oğlu İsa: "Tanrım, rabbimiz, bize gökten bir sofra indir de öncemiz ve sonramız için bir bayram ve senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.

    Hasan Basri Çantay : Meryem oğlu İsâ (düâ ederek) dedi ki: «Hey Allah, hey bizim Rabbimiz, üstümüze gökden bir sofra indir ki bizim hem evvelimiz, hem âhirimiz için bir bayram ve senden bir âyet (mu'cize) olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızk verenlerin en hayırlısısın».

    Hayrat Neşriyat : 'Meryemoğlu Îsâ: 'Ey Rabbimiz olan Allah! Bize gökten bir mâide (bir sofra)indir ki, (o iniş günü) bizim için, hem evvelimiz, hem âhirimiz (sonra gelenlerimiz) için bir bayram ve senden bir mu'cize olsun! Bizi rızıklandır; çünki sen, rızık verenlerin en hayırlısısın’ demişti.'

    İbni Kesir : Meryem oğlu İsa'da: Allahım; Rabbımız, üstümüze gökten bir sofra indir ki, bizim hem öncekilerimiz, hem sonrakilerimiz için bir bayram ve Senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır. Sen, rızık vernlerin en hayırlısısın, diye dua etmişti.

    Muhammed Esed : İsa, Meryemin oğlu, "Ey Allahım, ey Rabbimiz!" dedi, "Gökten bize bir sofra gönder: o, bizim için ilkimizden sonuncumuza kadar sürekli tekrarlanan bir ziyafet ve senden bir işaret olacaktır. Ve bize rızkımızı ver, zira Sen rızık verenlerin en iyisisin!"

    Ömer Nasuhi Bilmen : Meryem'in oğlu İsâ dedi ki: «Ey Allah! Ey bizim Rabbimiz! Bizim üzerimize gökten bir mâide indir ki, bizim evvelimiz ve ahirimiz için bir bayram ve senden bir âyet olsun ve bizi merzûk et ve Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.»

    Ömer Öngüt : Meryem oğlu İsâ şöyle dedi: “Ey Allah'ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim hem öncekilerimiz hem sonrakilerimiz için bir bayram ve senden bir delil (mucize) olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın!”

    Şaban Piriş : Meryemoğlu İsa dedi ki: -Allah’ım, Rabbimiz, gökten bize bir sofra indir. Bu, hem bizim için, hem de evvelimiz ve ahirimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.

    Suat Yıldırım : Meryem’in oğlu İsa: "Ey büyük Rabbimiz! Ey yüce Allah! Bize gökten bir sofra indir ki bizim hem evvelimiz, hem âhirimiz (yani ümmetimizin tamamı) için o gün bir bayram olsun ve Sen’den bir mûcize olsun. Bizi rızıklandır, zira rızık verenlerin en hayırlısı Sen’sin." dedi.

    Süleyman Ateş : Meryem oğlu Îsâ da: "Allâh'ım, Rabbimiz, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için (o gün) bir bayram olsun ve (o olay) Senden de bir mu'cize olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın!" dedi.

    Tefhim-ul Kuran : Meryem oğlu İsa da: «Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın» demişti.

    Ümit Şimşek : Meryem oğlu İsa dedi ki: 'Ey Rabbimiz olan Allahım! Bize gökten bir sofra indir ki bizim evvel gelenlerimize ve sonra gelecek olanlarımıza bir bayram ve Senden bize bir âyet olsun. Bizi rızıklandır; çünkü Sen rızıklandıranların en hayırlısısın.'

    Yaşar Nuri Öztürk : Meryem oğlu İsa şöyle yakardı: "Allahım, ey Rabbimiz! Üzerimize gökten bir sofra indir de bizim hem öncekilerimize hem sonrakilerimize bir bayram olsun, senden bir mucize olsun. Rızıklandır bizi! Rızık verenlerin en hayırlısı sensin!"

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     


  17. قَالَ اللّهُ إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَابًا لاَّ أُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِّنَ الْعَالَمِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Kâlellâhu innî munezziluhâ aleykum, fe men yekfur ba’du minkum fe innî uazzibuhu azâben lâ uazzibuhû ehaden minel âlemîn(âlemîne).


    1. kâle allâhu : Allâh (cc.) buyurdu

    2. innî munezzilu-hâ : muhakkak ki ben onu indiririm

    3. aleykum : sizin üzerinize

    4. fe men : fakat, ama, artık kim

    5. yekfur : inkâr ederse

    6. ba'du : sonra

    7. min-kum : sizden

    8. fe innî : o taktirde ben mutlaka

    9. uazzibu-hu : ona azap ederim, azaplandırırım

    10. azâben : bir azap

    11. lâ uazzibu-hu : onu azaplandırmam

    12. ehaden : biri, birisi, birini

    13. min el âlemîne : âlemlerden



    İmam İskender Ali Mihr : Allah (cc.) buyurdu ki; "Muhakkak ki Ben, onu sizin üzerinize indireceğim, fakat ondan sonra sizden kim inkâr ederse, o taktirde Ben mutlaka onu, âlemlerden hiçbirini azaplandırmadığım bir azapla azaplandırırım."

    Diyanet İşleri : Allah da, “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Allah, onu size indireceğim ben, fakat bundan sonra içinizden kâfir olanı öyle bir azapla azaplandıracağım ki demişti, âlemler içinde hiçbir kimseyi o çeşit azaplandırmam.

    Adem Uğur : Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!

    Ahmed Hulusi : Allâh buyurdu ki: "Kesinlikle Ben, onu size inzâl edeceğim. . . Bundan sonra sizden kim hakikati inkâr ederse, Ben ona öyle azap edeceğim ki, âlemlerden hiçbirine böyle azap vermedim!"

    Ahmet Tekin : Allah,
    'Size o mükellef sofrayı indireceğim. Bundan sonra sizden kim kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eder, küfre saparsa, insanlardan hiçbir kimseye vermediğim cezayı onlara vereceğim.' buyurdu.

    Ahmet Varol : Allah da şöyle dedi: 'Ben onu size indireceğim. Bundan sonra içinizden kim inkar ederse ben ona alemlerden hiç kimseye etmediğim şekilde azap edeceğim.'

    Ali Bulaç : Allah demişti ki: "Şüphesiz ben bunu size indireceğim. Artık sonra sizden kim inkâr ederse, ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım."

    Ali Fikri Yavuz : Allah buyurdu ki, ben o sofrayı size elbette indiririm. Fakat ondan sonra içinizden kim nankörlük ederse, artık onu, âlemlerden hiç bir kimseye yapmıyacağım bir azab ile azablandırırım.

    Bekir Sadak : Allah, «Ben onu size indirecegim; bundan sonra icinizden kim inkar ederse, dunyalarda kimseye azabetmiyecegim sekilde ona azabedecegim» dedi. *

    Celal Yıldırım : Allah (onun bu isteğine karşı şöyle) buyurdu : O sofrayı herhalde size indireceğim ; artık kim ondan sonra inkâra, nankörlüğe saparsa, âlemlerde hiç kimseye yapmayacağım bir azâb ile ona azâb ederim.

    Diyanet İşleri (eski) : Allah, 'Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkar ederse, dünyalarda kimseye azabetmiyeceğim şekilde ona azabedeceğim' dedi.

    Diyanet Vakfi : Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!

    Edip Yüksel : ALLAH, 'Onu size indireceğim,' dedi, 'Kim artık bundan sonra inkar ederse, onu, hiç kimseye vermediğim bir azapla cezalandıracağım.'

    Elmalılı Hamdi Yazır : Allah buyurdu ki ben onu sizlere elbette indiririm fakat ondan sonra içinizden her kim nankörlük ederse artık onu âlemînden hiç birine yapmıyacağım bir azab ile ta'zib ederim

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah buyurdu ki: «Ben onu size muhakkak indiririm. Fakat bundan sonra içinizden kim nankörlük ederse, Ben onu kainatta hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile cezalandırırım.»

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah buyurdu ki: «Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azabı yaparım.»

    Fizilal-il Kuran : Allah dedi ki; Ben o sofrayı size indireceğim, ama ondan sonra kim kafir olursa onu hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptırırım.

    Gültekin Onan : Tanrı, "Onu size indireceğim." dedi, "Kim artık bundan sonra küfrederse, onu, alemlerden hiç kimseye vermediğim bir azapla cezalandıracağım."

    Hasan Basri Çantay : Allah dedi ki: «Ben onu sizin üzerinize şübhesiz indiriciyim. Artık (ondan) sonra içinizden kim nankörlük eder (küfre döner) se ben onu muhakkak ki kâinatdan hiç birini azarlandırmayacağım bir azâb ile azâblandırırım ».

    Hayrat Neşriyat : 'Allah: 'Şübhesiz ki ben, onu size indirecek olanım. Fakat ondan sonra içinizden kim inkâr ederse, artık muhakkak ki ben, onu âlemlerden hiçbir kimseye etmeyeceğim bir azâb ile cezâlandırırım!’ buyurmuştu.'

    İbni Kesir : Allah buyudu ki: Ben, onu şühesiz indireceğim. Bundan sonra da artık içinizden her kim küfrederse; onu dünyalarda hiç kimseyi azablandırmayacağım azabla azablandırırım.

    Muhammed Esed : Allah, "Şüphe yok ki" dedi, "Ben onu size (her zaman) gönderirim. Ve bu şekilde, hanginiz bundan sonra (bu) hakikati inkar ederse, bilin ki onu bu dünyada benzerine (daha) hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptıracağım!"

    Ömer Nasuhi Bilmen : Allah Teâlâ buyurdu ki: «Ben onu sizin üzerinize elbette indireceğim. Fakat sonra sizden kim küfre düşerse artık Ben âlemlerden hiçbir kimseyi tazib etmeyeceğim bir azap ile onu muazzep kılarım.»

    Ömer Öngüt : Allah buyurdu ki: “Ben onu size şüphesiz ki indireceğim. Bundan sonra da içinizden kim inkâr ederse, âlemlerde hiç kimseye azab etmediğim şekilde ona azab edeceğim. ”

    Şaban Piriş : Allah da dedi ki: -Ben, onu size indireceğim; fakat bundan sonra sizden kim inkar ederse, ben ona kainatta hiç kimseye yapmayacağım azabı yaparım.

    Suat Yıldırım : Allah buyurdu ki: "Ben onu yukarıdan size indiririm, fakat bundan sonra her kim nankörlük edip kâfir olursa, onu dünyada hiç kimseye yapmayacağım derecede cezalandırırım."

    Süleyman Ateş : Allâh buyurdu ki: "Ben onu sizin üzerinize indireceğim, ama ondan sonra sizden kim inkâr ederse ben ona dünyâlarda hiç kimseye yapmayacağım azâbı yaparım!"

    Tefhim-ul Kuran : Allah demişti ki: «Şüphesiz ben bunu size indireceğim. Artık sonra sizden kim küfre saparsa, ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım.»

    Ümit Şimşek : Allah 'Ben onu size indireceğim,' buyurdu. 'Lâkin bundan sonra sizden nankörlük eden olursa, onu da, şimdiye kadar dünyada kimseye vermediğim bir azapla cezalandırırım.'

    Yaşar Nuri Öztürk : Allah dedi ki: "Ben onu üzerinize indireceğim. Ama bundan sonra küfre sapanınıza öyle bir azapla azap edeceğim ki, âlemlerden hiç kimseye böyle bir azap yapmamışım."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  18. وَإِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنتَ قُلتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِن دُونِ اللّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِن كُنتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلاَ أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Ve iz kâlellâhu yâ îsebne meryeme e ente kulte lin nâsittehizûnî ve ummiye ilâheyni min dûnillâh(dûnillâhi) kâle subhâneke mâ yekûnu lî en ekûle mâ leyse lî bi hakk(hakkın) in kuntu kultuhu fe kad alimteh(alimtehu) ta’lemû mâ fî nefsî ve lâ a’lemu mâ fî nefsik(nefsike) inneke ente allemul guyûb(guyûbi).


    1. ve iz kâle allâhu : ve Allâh (cc.) dediği (buyurduğu) zaman

    2. yâ îsâ ibne meryeme : ey Meryem oğlu Îsâ

    3. e ente kulte : sen mi dedin

    4. li en nâsi : insanlara

    5. ittehizû-nî : beni edinin

    6. ve ummiye : ve annemi

    7. ilâheyni : (iki) ilahlar

    8. min dûni allâhi : Allâh'dan (cc.) başka

    9. kâle subhâne-ke : seni noksan sıfatlardan arındırırım, tenzih ederim dedi

    10. mâ yekûnu lî : benim için olmaz, olamaz

    11. en ekûle : söylemek (benim söylemem)

    12. mâ leyse lî : benim için olmayanı

    13. bi hakkın : hakkı, gerçeği

    14. in kuntu : eğer ben ... olsaydım

    15. kultu-hu : onu söyledim

    16. fe kad alimte-hu : o zaman, o taktirde sen onu bilirdin

    17. ta'lemu : sen bilirsin

    18. mâ fî nefsî : nefsimdeki, nefsimde olanı

    19. ve lâ a'lemu : ve ben bilmem

    20. mâ fî nefsi-ke : senin nefsindeki, zatındaki şeyi

    21. inne-ke : muhakkak ki sen

    22. ente : sen

    23. allâmu : en iyi bilen

    24. el guyûbi : gaybler, görünmeyenler, bilinmeyenler



    İmam İskender Ali Mihr : Ve Allah (cc.): Ey Meryem oğlu Îsa! Sen mi insanlara ; “Beni ve annemi, Allâh'tan başka iki ilâh edinin diye söyledin?" dediğinde , Hz. İsa; ''Sen “Subhansın (seni tesbih ve tenzih ederim, Sen yücesin)”, benim için hak (gerçek) olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım o taktirde, muhakkak Sen onu bilirdin, nefsimde olanları da Sen bilirsin, ben ise Sen'in zatında olanları bilemem." Muhakkak ki Sen, gayb'tekileri (görünmeyenleri,bilinmeyenleri) en iyi bilen Sensin.

    Diyanet İşleri : Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve hani Allah, ey Meryemoğlu İsa diyecek, sen misin insanlara, Allah'ı bırakın da beni ve annemi iki tanrı tanıyın diyen? İsa da seni noksan sıfatlardan arı bilirim diyecek, hakkım olmayan bir sözü söyleyemem ki ben. Böyle bir söz söylediysem elbette bilirsin bunu. Benim içimde ne varsa hepsini mutlaka bilirsin sen. Fakat ben, senin bildiğini bilemem; şüphe yok ki sen gizli olan her şeyi, hakkıyla bilirsin.

    Adem Uğur : Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, "Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.

    Ahmed Hulusi : Ve hani Allâh şöyle dedi: "Ey Meryemoğlu İsa!. . İnsanlara, 'Allâh dûnunda beni ve annemi iki ilâh edinin' diye sen mi söyledin?". . . (İsa) dedi ki: "Subhaneke (tenzih ederim seni)! Benim, Hak olmayanı söylemem nasıl mümkün olur? Eğer onu söylemişsem, (zaten) kesin sen onu bilmişsindir! Sen nefsimde olanı bilirsin, fakat ben senin nefsinde olanı bilmem! Kesin ki gaybların tamamını bilen sensin, sen!"

    Ahmet Tekin : Hani Allah Îsâ’ya:
    'Ey Meryem’in oğlu Îsâ, insanlara, Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki beni ve anamı iki tanrı haline getirin, diye sen mi söyledin?' dediği zaman, Îsâ:
    'Hâşâ, seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Ben söylemiş olsaydım, sen onu bilirdin. Sen benim gönlümdekini, sırlarımı bilirsin, ben ise senin zâtında olanı, sırlarını bilemem. Sen, sadece Sen, duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini bilirsin.' dedi.

    Ahmet Varol : Allah: 'Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara: 'Allah'tan başka beni ve annemi iki ilah edinin' dedin?' deyince o şöyle dedi: 'Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yaraşmaz. Eğer söylemişsem sen onu mutlaka bilirsin. Sen bende olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki gizlilikleri bilen ancak sensin.

    Ali Bulaç : Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen."

    Ali Fikri Yavuz : Hatırla ki, kıyamet gününde Allah şöyle buyuracak: “- Ey Meryem oğlu Îsa! Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilâh edinin, diye insanlara sen mi söyledin?” İsa: “- Seni tenzih ederim, hak olmayan sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer söyledimse muhakkak onu bilirsin. İçimde olan her şeyi sen bilirsin; fakat ben, senin zatında olanı bilmem, Şüphesiz ki sen, gayıbları kemâl üzre bilensin.

    Bekir Sadak : (116-11) 7 Allah, «Ey Meryem oglu Isa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan baska iki tanri olarak benimseyin dedin?» demisti de, «Hasa, hak olmayan sozu soylemek bana yarasmaz; eger soylemissem, suphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim icimde olani bilirsin; ben Senin icinde olani bilmem; dogrusu gorulmeyeni bilen ancak Sensin» demisti, «Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettigini soyledim. Aralarinda bulundugum muddetce onlar hakkinda sahiddim, beni aralarindan aldiginda onlari Sen gozluyordun. Sen her seye sahidsin.»

    Celal Yıldırım : Hem Allah, «Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara Allah'tan başka benimle annemi iki ilâh edinin, dedin ?!» demişti (diyecek) de İsâ, «Seni (ortaklardan, noksanlıklardan) tenzîh ederim ; bana, hak olmayan bir sözü söylemek yaraşmaz. Eğer söylemişsem elbette sen onu bilirsin. Nefsimde olup biten şeyi bilirsin, ben ise senin nefsinde (ilminde sübut bulan) şeyleri bilmem. Şüphesiz ki sen, sensin gaybleri çok iyi bilen,» diye cevap vermişti (cevap verecek).

    Diyanet İşleri (eski) : (116-117) Allah, 'Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?' demişti de, 'Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin' demişti, 'Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin.'

    Diyanet Vakfi : Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, «Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin» diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, «Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.

    Edip Yüksel : ALLAH şöyle diyecek: 'Ey Meryem oğlu İsa, sen mi halka, ' ALLAH tan başka beni ve annemi de tanrı edinin' dedin?' (İsa) şöyle cevap verecek: 'Sen yücesin, hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Zaten böyle bir şey söylemiş olsaydım sen bilirdin. Sen benim düşüncemi bilirsin; ancak ben senin düşünceni bilmem. Sen tüm gizemleri biliyorsun.'

    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem Allah buyurduğu vakit: Ey Meryemin oğlu Isâ! Sen mi dedin o insanlara; «beni ve anamı Allahın yanında iki ilâh edinin» diye? hâşâ, der: münezzeh sübhansın yarab! Benim için hakk olmıyan bir sözü söylemekliğim bana yakışmaz, eğer söyledimse elbette ma'lûmundur, sen benim nefsimdekini bilirsin: ben ise senin zatindekini bilmem, şüphesiz ki sen «allâmülguyub» sun

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve Allah şöyle buyurduğu zaman: «Ey Meryem oğlu İsa, sen misin o insanlara «Beni ve o anamı Allah yanında iki tanrı edinin.» diyen?» «Haşa, dedi, sen her türlü eksikliklerden münezzehsin ya Rab! Benim için gerçek olmayan bir sözü söylemem bana yakışmaz. Eğer söylemiş olsaydım elbette Sen bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ben ise Senin zatında olanı bilmem! Şüphesiz Sen, gizlilikleri çok iyi bilensin.»

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ve Allah demişti ki: «Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?». «Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!».

    Fizilal-il Kuran : Hani Allah «Ey Meryemoğlu İsa sen mi, Allah dışında beni ve annemi ilah edinin dedin?» İsa şöyle dedi; «Haşa seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim, gerçek olmadığını bildiğim bir sözü söylemek bana yakışmaz, eğer böyle birşey söyleseydim sen bunu bilirdin, Sen benim içimdekini bilirsin, fakat ben Senin özündekini bilemem. Hiç kuşkusuz Sen gaybleri bilensin.

    Gültekin Onan : Tanrı: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Tanrı'yı bırakarak iki tanrı edinin diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin ama ben sende olanı bilmem. Gerçekten, gaybleri bilen sensin, sen."

    Hasan Basri Çantay : Allah: «Ey Meryem oğlu İsâ, insanlara Allahı bırakıb da beni ve anamı iki tanrı edininiz diyen sen misin?» dediği zaman o, (şöyle) söyledi: «Seni tenzih ederim (ya Rab), hakkım olmadık bir sözü söylemekliğim bana yakışmaz. Eğer onu söyledimse elbette bunu bilmişsindir. Benim içimde olan (her) şey'i Sen bilirsin. Ben ise Senin zâtinde olanı bilmem. Şübhesiz ki ğaybları hakkıyle bilen Sensin Sen».

    Hayrat Neşriyat : Yine (o gün) Allah: 'Ey Meryemoğlu Îsâ! İnsanlara: 'Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilâh edinin!’ diye sen mi söyledin?' buyurduğu zaman, (Îsâ) der ki: '(Yâ Rabbî!)Sen, (noksan sıfatlardan) münezzehsin! Benim için hak olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz! Eğer onu söylemiş olsaydım, o takdirde (sen) onu muhakkak bilirdin! (Sen)benim nefsimde olanı bilirsin; fakat (ben) senin zâtında olanı bilmem! Muhakkak ki görünmeyenleri hakkıyla bilen ancak sensin!'

    İbni Kesir : Allah buyurmuştu ki: Ey meryem oğlu İsa; sen mi insanlara: Beni ve annemi Allah'tan başka iki ilah edinin, dedin? Demişti ki: Tenzih ederim Seni, hak olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer ben, onu söylemişsem; Sen, onu elbette bilirsin. Sen, benim içimde olanı bilirsin, ama ben Senin zatında olanı bilmem. Doğrusu görülmeyeni en iyi bilen Sensin, Sen.

    Muhammed Esed : Ve işte o zaman Allah, "Ey İsa, ey Meryem oğlu!" dedi, "Sen insanlara, 'Allahtan başka tanrılar olarak bana ve anneme kulluk edin dedin mi?" (İsa) cevap verdi: "Sen yücelikte sonsuzsun! (Söylemeye) hakkım olmayan bir şeyi hiç söyleyebilir miyim? Bunu söylemiş olsaydım sen muhakkak bilirdin! Sen benim içimdeki her şeyi bilirsin, halbuki ben Senin Zatında olanı bilmem. Şüphe yok ki, yaratılmış varlıkların idrakini aşan her şeyi tam bilen yalnız Sensin."

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve o vakti ki, Allah Teâlâ «Ey Meryem'in oğlu İsâ! Sen mi insanlara beni ve anamı Allah'tan başka iki ilâh ittihaz ediniz dedin?» diye sual buyurdu. Dedi ki: «Seni tenzih ederim, benim için hak olmayan bir şeyi söylemek layık olamaz, eğer ben onu söylemiş isem, Sen onu elbette bilmişsindir, Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise Senin zâtındakini bilemem. Şüphe yok ki, gaybleri bilen ancak Sensin, Sen»

    Ömer Öngüt : Allah: “Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara: 'Beni ve anamı Allah'tan başka iki ilâh edinin!' dedin?” demişti. O şöyle dedi: “Haşâ! Seni tenzih ederim. Hak olmayan sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, şüphesiz sen onu bilirsin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gaybları bilen ancak sensin. ”

    Şaban Piriş : Allah: -Ey Meryemoğlu İsa, “Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilah olarak benimseyin.” diye insanlara sen mi söyledin? dediği zaman, İsa şöyle cevap verir: - Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer deseydim, elbette sen bunu bilirdin. Sen, benim içimde olanı bilirsin, ben ise senin içinde olanı bilmem. Elbette sen, gaybları en iyi bilensin.

    Suat Yıldırım : (116-11 Hem Allah Teâlâ: "Ey Meryem oğlu İsa!" Sen mi insanlara "Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı edinin" dedin? sorguladığı vakit o şöyle diyecek: "Hâşa! Sen şerikden ve her noksandan münezzehsin Ya Rabbî! Hakkım olmayan bir şeyi söylemem doğru olmaz, bana yakışmaz." "Hem söylediysem malûmundur elbet. Benim varlığımda olan her şeyi Sen bilirsin, ama ben Sen’in Zatında olanı bilemem. Bütün gaybleri hakkıyla bilen ancak Sen’sin." "Sen ne emrettinse ben onlara, bundan başka bir şey söylemedim. Dediğim hep şu idi: "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin." "Ya Rabbî! Ben aralarında olduğum müddetçe onları kolladım. Fakat vakta ki Sen beni aralarından tutup aldın, onları görüp denetleyen yalnız Sen kaldın. Sen gerçekten her zaman, her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, aziz-u hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin."

    Süleyman Ateş : Ve yine Allâh demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ sen mi insanlara 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". Hâşâ, dedi, Sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir! Eğer demiş olsaydım, sen bunu bilirdin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gizlileri bilen yalnız sensin, sen!"

    Tefhim-ul Kuran : Allah: «Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?» dediğinde: «Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen.»

    Ümit Şimşek : Peygamberleri huzurunda topladığı gün, Allah buyurur: 'Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara 'Beni ve annemi Allah'ın yanı sıra tanrı edinin' diyen sen misin?' İsa der ki: 'Sen her türlü noksandan ve ortaktan yücesin. Hakkım olmayan birşeyi söylemek bana yakışmaz. Ben böyle birşey demişsem, Sen zaten onu bilirsin. Sen benim gönlümde olanı bilirsin; ben ise Senin zâtında olanı bilemem. Görünmeyenleri ve gizlilikleri bilen Sensin.

    Yaşar Nuri Öztürk : Allah şunu da söyledi: "Ey Meryem oğlu İsa! Allah'ın yanında beni ve annemi de iki tanrı olarak kabul edin diye insanlara sen mi söyledin?" İsa dedi: "Hâşâ! Tespih ederim seni. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir. Eğer onu söylemişsem sen onu elbette bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin ama ben senin zatında olanı bilmem. Çünkü sen, evet sen, gaybları çok iyi bilensin!"


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  19. مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلاَّ مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنتَ أَنتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihî eni’budûllâhe rabbî ve rabbekum, ve kuntu aleyhim şehîden mâ dumtu fîhim, fe lemmâ teveffeytenî kunte enter rakîbe aleyhim ve ente alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).


    1. mâ kultu lehum : onlara söylemedim

    2. illâ mâ emerte-nî : bana emrettiğinden başka bir şey

    3. bi-hi : onu

    4. en(i) i'budû : kul olmak, kul olmalarını

    5. allâhe : Allâh (cc.)'a

    6. rabbî ve rabbe-kum : benim Rabb'im ve sizin Rabb'iniz

    7. ve kuntu : ve ben oldum

    8. aleyhim şehîden : onların üzerine şâhid

    9. mâ dumtu fî-him : onların arasında, bulunduğum sürece

    10. fe : artık, fakat

    11. lemmâ : olunca, olduğu zaman

    12. teveffeyte-nî : sen beni vefat ettirdin, aralarından aldın

    13. kunte : sen ...oldun

    14. ente : sen

    15. er rakîbe aleyhim : onları gözeten, gözetleyen, onlara murakip

    16. ve ente : ve sen

    17. alâ kulli şey'in : her şeye

    18. şehîdun : şâhid



    İmam İskender Ali Mihr : Onlara, bana emrettiğin: “Benim de Rabb'im, sizin de Rabb'iniz olan Allah'a kul olmaları”ndan başka birşey söylemedim. Onların arasında bulunduğum sürece, onların üzerlerine şahit oldum. Fakat beni vefat ettirince (aralarından alınca) onların üzerine gözetleyici Sen oldun. Ve Sen herşeye şahitsin.

    Diyanet İşleri : “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.”

    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlara, ancak bana emrettiğini söyledim, Rabbime ve Rabbinize kulluk edin dedim. İçlerinde bulundukça gözetirdim, korurdum onları, fakat beni aldıktan sonra onların ne yaptıklarını sen gördün ve sen her şeye hakkıyla tanıksın.

    Adem Uğur : Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.

    Ahmed Hulusi : "Onlara: 'Benim ve sizin Rabbiniz olan Allâh'a kulluk bilincine erin' diye senin bana emrettiğinden başka bir şey söylemedim. . . Ben aralarında bulunduğum sürece üzerlerine şahit idim. . . Beni vefat ettirdin! Onlar üzerine Rakıyb sen oldun!. . Sensin her şey üzerine şahit!"

    Ahmet Tekin : 'Ben onlara, yalnızca bana emrettiğini söyledim. Benim Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin.' dedim.

    'İçlerinde bulunduğum müddetce, kutsal kitabı bilen, onlara tebliğ eden, çözüm üreten, örnek bir önder, olanları, doğruları bilen ve konuşan bir şâhit idim. Fakat sen, ecelimle benim ruhumu alarak ölümümü gerçekleştirince, onları denetleyen sadece Sen oldun. Sen her an, açık-gizli, her şeye şâhitsin.'

    Ahmet Varol : Ben onlara sadece senin emrettiğin üzere 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde bulunduğum sürece üzerlerine şahit idim. Beni ecelime yetirmenden sonra onları gözeten sendin. Sen her şeyin üzerine şahitsin.

    Ali Bulaç : "Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın."

    Ali Fikri Yavuz : Sen bana ne emrettinse, ben kendilerine ondan başkasını söylemedim. Hep, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim ve aralarında bulunduğum müddet, üzerlerine gözcü idim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın, üzerlerinde gözetleyici yalnız sen kaldın. Zaten sen her şeye şâhidsin.

    Bekir Sadak : (116-11) 7 Allah, «Ey Meryem oglu Isa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan baska iki tanri olarak benimseyin dedin?» demisti de, «Hasa, hak olmayan sozu soylemek bana yarasmaz; eger soylemissem, suphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim icimde olani bilirsin; ben Senin icinde olani bilmem; dogrusu gorulmeyeni bilen ancak Sensin» demisti, «Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettigini soyledim. Aralarinda bulundugum muddetce onlar hakkinda sahiddim, beni aralarindan aldiginda onlari Sen gozluyordun. Sen her seye sahidsin.»

    Celal Yıldırım : Onlara sadece bana emrettiğini söyledim: «Benim de Rabbim, sizin de Rabblniz olan Allah'a kulluk edin». Onlar arasında bulunduğum sürece kendilerine şâhid idim. Beni aralarından tutup aldığında, üzerlerinde denetleyici olarak (sadece) sen kaldın ; sen her şeye yeterince şâhidsin.

    Diyanet İşleri (eski) : (116-117) Allah, 'Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?' demişti de, 'Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin' demişti, 'Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin.'

    Diyanet Vakfi : Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.

    Edip Yüksel : 'Ben onlara 'Rabbim ve Rabbiniz olan ALLAH'a kulluk edin' diye bana emrettiğinden başkasını demedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara tanıktım. Canımı aldıktan sonra ise sen onların üzerine gözetleyici oldun. Sen her şeye Tanıksın.'

    Elmalılı Hamdi Yazır : sen bana ne emrettinse ben onlara ancak onu söyledim: hep rabbim ve rabbiniz Allaha kulluk edin dedim ve içlerinde bulunduğum müddetce üzerlerinde şâhid idim, vaktâki beni içlerinden aldın üzerlerinde murâkıb ancak sen kaldın ve zaten sen her şey'e şahidsin

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sen bana ne emrettinse, ben onlara sadece onu söyledim. Hep «Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin!» dedim. Aralarında bulunduğum müddetçe üzerlerinde kontrolcü idim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın, onları gözetleyen yalnız Sen kaldın. Zaten Sen herşeye şahitsin.»

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen herşeyi görensin.

    Fizilal-il Kuran : Ben onlara sadece bana emrettiğini yani «Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz dedim. Aralarında bulunduğum sürece onların üzerinde gözetleyici oldum. Fakat sen canımı alınca onların tek gözetleyicisi Sen oldun. Her şeyin şahidi Sensin.

    Gültekin Onan : "Ben onlara bana buyurduklarının dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de rabbim, sizin de rabbiniz (olan) Tanrı'ya kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici sendin. Sen herşeyin üzerine şahid olansın."

    Hasan Basri Çantay : Ben onlara senin bana emretdiğinden başkasını söylemedim, (dediğim hep şu idi:) «Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allaha kulluk edin. Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcu idim. Fakat vaktâ ki Sen beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehban yalınız Sen oldun. (Zâten) Sen (her zaman) her şey'e hakkıyle şâhidsin».

    Hayrat Neşriyat : '(Ben) onlara: 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibâdet edin!’ diye (senin) bana, o emrettiğinden başka bir şey söylemedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe, onların üzerinde bir şâhid (bir gözetleyici) idim. Nihâyet beni (aralarından)alınca, onları hakkıyla gözetleyici olan ancak sen idin! Ve sen, herşeye hakkıyla şâhid olansın!'

    İbni Kesir : Ben; onlara Senin bana buyuduğundan başkasını söylemedim. Rabbım ve Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Ben, aralarında bulunduğum sürece üzerlerine şahid idim. Beni öldürdüğünde onların murakıbı Sensin. Sen herşeye şahidsin.

    Muhammed Esed : Ben onlara (söylememi) emrettiğin şeyden başkasını söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz (olan) Allaha kulluk edin (dedim). Ve onların arasında yaşadığım sürece yaptıklarına şahitlik ettim: Ama Sen bana ölümü verdikten sonra onların koruyucusu yalnız Sen oldun: Zaten Sen her şeye şahitsin.

    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ben onlara senin bana emrettiğinden başkasını söylemedim, benim ve sizin Rabbimiz olan Allah Teâlâ'ya ibadet ediniz, dedim. Ve ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şahit olmuş idim, Vaktâ ki beni aldın, onların üzerlerine murakıp ancak Sen oldun ve Sen herşey üzerine tamamıyla şahitsin.»

    Ömer Öngüt : “Ben onlara sadece: 'Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin!' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe onlara şâhit idim. Beni aralarından aldığında, artık onların üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye şâhitsin. ”

    Şaban Piriş : Ben onlara “Rabbim ve Rabbimiz olan Allah’a kulluk edin” diye; senin bana emrettiğin dışında bir şey söylemedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit oldum. Beni öldürdüğün zaman da onları sen gözetiyordun. Sen, her şeye şahitsin.

    Suat Yıldırım : (116-11 Hem Allah Teâlâ: "Ey Meryem oğlu İsa!" Sen mi insanlara "Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı edinin" dedin? sorguladığı vakit o şöyle diyecek: "Hâşa! Sen şerikden ve her noksandan münezzehsin Ya Rabbî! Hakkım olmayan bir şeyi söylemem doğru olmaz, bana yakışmaz." "Hem söylediysem malûmundur elbet. Benim varlığımda olan her şeyi Sen bilirsin, ama ben Sen’in Zatında olanı bilemem. Bütün gaybleri hakkıyla bilen ancak Sen’sin." "Sen ne emrettinse ben onlara, bundan başka bir şey söylemedim. Dediğim hep şu idi: "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin." "Ya Rabbî! Ben aralarında olduğum müddetçe onları kolladım. Fakat vakta ki Sen beni aralarından tutup aldın, onları görüp denetleyen yalnız Sen kaldın. Sen gerçekten her zaman, her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, aziz-u hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin."

    Süleyman Ateş : "Ben onlara: Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, diye senin bana emretmiş olduğundan başka bir şey söylemedim. Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen (yalnız) Sen oldun. Sen herşeyi görensin.

    Tefhim-ul Kuran : «Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın.»

    Ümit Şimşek : 'Senin Bana emrettiğinden başkasını ben onlara söylemedim. 'Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. Onlar arasında bulunduğum sürece ben onların şahidiydim. Sen beni öldürdükten sonra ise onlar üzerinde gözetleyici olan yalnız Sen idin. Çünkü Sen herşeyin şahidisin.

    Yaşar Nuri Öztürk : "Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten her şey üzerinde bir Şehîdsin, bir tanıksın."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  20. إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    İn tuazzibhum fe innehum ibâduk(ibâduke), ve in tagfir lehum fe inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).


    1. in tuazzib-hum : eğer onlara azap edersen

    2. fe inne-hum : artık muhakkak ki onlar

    3. ibâdu-ke : senin kulların

    4. ve in tagfir lehum : ve eğer onları bağı؛larsan (mağfiret edesen)

    5. fe inne-ke : o halde, o taktirde, muhakkak ki sen

    6. ente : sen

    7. el azîzu : aziz, güçlü, üstün

    8. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi



    İmam İskender Ali Mihr : Eğer onlara azap edersen, artık muhakkak ki onlar, Senin kullarındır. Ve eğer onları bağı؛larsan, o taktirde muhakkak ki Sen, Sen Azîz'sin (üstünsün) Hakîm'sin (hüküm ve hikmet sahibisin).

    Diyanet İ؛leri : “Eğer onlara azap edersen, ؛üphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağı؛larsan, yine ؛üphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.

    Abdulbaki Gِlpınarlı : Onlara azâp edersen ؛üphe yok ki onlar, senin kullarındır ve eğer yarlıgarsan ؛üphe yok ki sensin üstün olan, hüküm ve hikmet sahibi bulunan.

    Adem Uğur : Eğer kendilerine azap edersen ؛üphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağı؛larsan ؛üphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" dedi.

    Ahmed Hulusi : "Eğer onları azaplandırırsan, elbette onlar senin kullarındır! Eğer onları bağı؛larsan muhakkak ki sensin Aziyz, Hakiym olan, sen!"

    Ahmet Tekin : 'Eğer onlara ceza verirsen, onlar Senin kullarındır. Eğer onları bağı؛larsan Sen, sadece Sen, kudretli, hikmet sahibi ve hükümransın.'

    Ahmet Varol : Eğer onlara azap edersen, ؛üphesiz onlar senin kullarındır. ھayet kendilerini bağı؛larsan, ؛üphe yok ki sen yücesin, hakimsin.'

    Ali Bulaç : Eğer onları azablandırırsan, ؛üphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağı؛larsan, ؛üphesiz aziz olan, hakim olan Sen'sin Sen."

    Ali Fikri Yavuz : Eğer onlara azab edersen, ؛üphe yok ki, onlar senin kullarındır; ve eğer kendilerini bağı؛larsan yine ؛üphe yok ki, sen, mutlak galibsin ve hükmünde hikmet sahibisin” der.

    Bekir Sadak : «nlara azabedersen, dogrusu onlar Senin kullarindir; onlari bagislarsan, Guclu olan, Hakim olan suphesiz ancak Sensin.»

    Celal Yıldırım : Eğer onlara azâb edersen, ؛üphesiz ki onlar senin kullarındır; bağı؛larsan, doğrusu sen çok güçlüsün, çok üstünsün, hem de yegâne hikmet sahibisin.

    Diyanet İ؛leri (eski) : 'Onlara azabedersen, doğrusu onlar Senin kullarındır; onları bağı؛larsan, Güçlü olan, Hakim olan ؛üphesiz ancak Sensin.'

    Diyanet Vakfi : Eğer kendilerine azap edersen ؛üphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağı؛larsan ؛üphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin» dedi.

    Edip Yüksel : 'Onları cezalandırırsan, onlar senin yaratıklarındır. Onları bağı؛larsan, ku؛kusuz sen ـstünsün, Bilgesin.'

    Elmalılı Hamdi Yazır : eğer onlara azab edersen ؛üphe yok ki senin kullarındırlar ve eğer kendilerine mağfiret kılarsan yine ؛übhe yok ki sen o azîz, hakîmsin

    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : «Eğer Sen onlara azap edersen, ؛üphe yok ki onlar senin kullarındır, eğer onları bağı؛larsan yine ؛üphe yok ki sen çok güçlü ve hikmet sahibisin.»

    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : «Eğer onlara azab edersen, onlar senin kullarındır, eğer onları bağı؛larsan, ؛üphesiz sen daima üstünsün, hikmet sahibisin».

    Fizilal-il Kuran : Eğer onları azaba çarptırırsan, onlar senin kullarındır, eğer günahlarını affedersen ku؛ku yok ki Sen üstün iradeli ve hikmet sahibisin.

    Gültekin Onan : "Eğer onları azablandırırsan, ؛üphesiz onlar senin kullarındır; eğer onları bağı؛larsan, ؛üphesiz aziz olan, hakim olan sensin, sen."

    Hasan Basri اantay : «Eğer kendilerine azâb edersen ؛übhe yok ki onlar Senin kullarındır. Eğer onları yarlığarsan mutlak gaalib (ve) yegâne hüküm ve hikmet saahibi olan da hakıykaten Sensin Sen».

    Hayrat Ne؛riyat : 'Eğer onlara azâb edersen, artık ؛übhesiz ki onlar, senin kullarındır. Eğer onlara mağfiret edersen, yine ؛übhe yok ki Azîz (kudreti dâimâ galib gelen), Hakîm (her i؛i hikmetli olan) ancak sensin!'

    İbni Kesir : Eğer onlara azab edersen; ؛üphesiz onlar Senin kullarındır. ھayet bağı؛larsan; muhakkak ki Sensin Sen; Aziz, Hakim.

    Muhammed Esed : ھayet onları azaba çarptırırsan ؛üphesiz onlar Senin kullarındır; ve eğer onları bağı؛larsan ؛üphesiz yalnız Sensin kudret sahibi, hikmet sahibi!"

    ضmer Nasuhi Bilmen : «Eğer onları muazzep kılarsan ؛üphe yok ki, onlar senin kullarındır. Ve eğer onları yarlığarsan yine ؛üphesiz ki, azîz olan, hakîm olan ancak Sen'sin.»

    ضmer ضngüt : “Eğer onlara azap edersen, ؛üphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağı؛larsan, ؛üphesiz ki sen Azîz'sin, hükmünde hikmet sahibisin. ”

    ھaban Piri؛ : Eğer onlara azap edersen, onlar, ؛üphesiz senin kullarındır. ھayet onları bağı؛larsan, ؛üphesiz sen aziz ve hakimsin.

    Suat Yıldırım : (116-11 Hem Allah Teâlâ: "Ey Meryem oğlu İsa!" Sen mi insanlara "Beni ve annemi Allah’tan ba؛ka iki tanrı edinin" dedin? sorguladığı vakit o ؛ِyle diyecek: "Hâ؛a! Sen ؛erikden ve her noksandan münezzehsin Ya Rabbî! Hakkım olmayan bir ؛eyi sِylemem doğru olmaz, bana yakı؛maz." "Hem sِylediysem malûmundur elbet. Benim varl‎ً‎mda olan her ‏eyi Sen bilirsin, ama ben Sen’in Zat‎nda olan‎ bilemem. Bütün gaybleri hakk‎yla bilen ancak Sen’sin." "Sen ne emrettinse ben onlara, bundan ba‏ka bir ‏ey sِylemedim. Dediًim hep ‏u idi: "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin." "Ya Rabbî! Ben aralar‎nda olduًum müddetçe onlar‎ kollad‎m. Fakat vakta ki Sen beni aralar‎ndan tutup ald‎n, onlar‎ gِrüp denetleyen yaln‎z Sen kald‎n. Sen gerçekten her zaman, her ‏eye hakk‎yla ‏ahitsin. Eًer onlar‎ cezaland‎r‎rsan, ‏üphe yok ki onlar Sen’in kullar‎nd‎r. Onlar‎ affedersen, aziz-u hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin."

    Süleyman Ate‏ : "Eًer onlara azâbedersen, onlar senin kullar‎nd‎r (dilediًini yapars‎n); eًer onlar‎ baً‎‏larsan, ‏üphesiz sen dâimâ üstünsün, hüküm ve hikmet sâhibisin!"

    Tefhim-ul Kuran : Eًer onlar‎ azabland‎r‎rsan, ‏üphesiz onlar Senin kullar‎nd‎r, eًer onlar‎ baً‎‏larsan, ‏üphesiz aziz olan, hakîm olan da Sen'sin Sen.»

    ـmit قim‏ek : 'Onlara azap edersen, onlar Senin kullar‎nd‎r. Eًer onlar‎ baً‎‏larsan, ‏üphesiz ki Sen kudreti her‏eye üstün olan sonsuz hikmet sahibisin.'

    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Onlara azap edersen, onlar senin kullar‎nd‎r. Ama onlar‎ baً‎‏larsan hiç ku‏kusuz, sen tüm gücün sahibi, tüm hikmetlerin sahibisin."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş