Kuran-ı Kerim MÂİDE Suresi Türkçe Meali ve açiklamaları, Kapsamli olarak Maide suresi türkce aciklam

goktepeli26 24 May 2013



  1. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَوْفُواْ بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ الأَنْعَامِ إِلاَّ مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yâ eyyuhâllezîne âmenû evfû bil ukûd(ukûdi) uhıllet lekum behîmetul en’âmi illâ mâ yutlâ aleykum gayre muhillîs saydi ve entum hurum(hurumun) innallâhe yahkumu mâ yurîd(yurîdu).



    1. yâ eyyuhâ : ey!

    2. ellezîne âmenû : yaşarken Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler

    3. evfû : ifâ edin, yerine getirin

    4. bi el ukûdi : akitleri, anlaşmaları

    5. uhıllet : helal kılındı

    6. lekum : size, sizin için

    7. behîmetu : dört ayaklı hayvanlar

    8. el en'âmi : deve, sığır veya davar gibi hayvanlar

    9. illâ mâ yutlâ : okunacak şeyler hariç

    10. aleykum : size

    11. gayre : dışında, başka, diğer

    12. muhilli es saydi : helal kılınan av, avlama

    13. ve entum : ve, siz

    14. hurumun : hac veya umre için ihramlı olmak

    15. inne allâhe : muhakkak ki Allah

    16. yahkumu : hükmeder, hüküm verir

    17. mâ yurîdu : ne dilerse, dilediği şey



    İmam İskender Ali Mihr : Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşıp teslim olmayı dileyenler)! (Yaptığınız) akidleri yerine getirin. Ve ihramda iken av'ı (avlanmayı) helâl saymamakla beraber size okunacak olanların dışında kalan, dört ayaklı hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Muhakkak ki Allah dilediği şeye hükmeder.

    Diyanet İşleri : Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla , okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar , size helâl kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey inananlar, ahitlerinizi yerine getirin. Dört ayaklı hayvanlar helâl edilmiştir size, ancak size söylenecekler müstesna; ihramdayken, helâl olan hayvanları avlanmak da haramdır. Şüphe yok ki Allah, dilediğini hükmeder.

    Adem Uğur : Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.

    Ahmed Hulusi : Ey iman edenler, anlaşmalarınıza tam olarak uyun. . . İhramlı iken, avlanmayı helal saymamanız şartıyla ve size bildirilenler müstesna, otyiyenler (koyun, sığır, keçi, deve gibi) size helal kılındı. . . Muhakkak ki Allâh dilediğini hükmeder.

    Ahmet Tekin : Ey iman edenler, akitlerinizin, sözleşmelerinizin icaplarını yerine getirin.
    İhramlı iken avlanmayı helâl ve meşrû saymamak şartıyla, Kur’ân’da belirtilenlerin dışında kalan ot ile beslenen hayvanların eti size helâl kılındı. Allah dilediği kanunları kor, dilediği hükmü verir.

    Ahmet Varol : Ey iman edenler! Yaptığınız sözleşmelerin gereğini yerine getirin. İhramlı olduğunuz sırada avı helal saymamanız şartıyla size bildirilecek olanların dışındaki hayvanlar size helal kılındı. Allah dilediği hükmü koyar.

    Ali Bulaç : Ey iman edenler, akitleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dışta tutulmak üzere, hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz Allah, dilediği hükmü verir.

    Ali Fikri Yavuz : Ey iman edenler! Allah ve insanlar arasında verdiğiniz söz ve yaptığınız bağlantıları yerine getirin. Hac için ihrama girdiğinizde, avı helâl saymamanız şartı ile size davardan şu okunacaklardan başkası helâl kılındı. Şüphesiz ki Allah ne dilerse onu hükmeder.

    Bekir Sadak : Ey Inananlar! Akidleri yerine getirin. Ihramda iken avlanmayi helal gormeksizin, size bildirilecek olanlar disinda, hayvanlar helal kilindi; Allah diledigi hukmu verir.

    Celal Yıldırım : Ey imân edenler! Akidleri yerine getirin. İhrâmlı iken —avlanmayı helâl saymaksızın— size davarların (eti) helâl kılınmıştır. Ancak (aşağıda) size okunacak olanlar müstesna. Şüphesiz ki Allah dilediğini hükmeder.

    Diyanet İşleri (eski) : Ey İnananlar! Akidleri yerine getirin. İhramda iken avlanmayı helal görmeksizin, size bildirilecek olanlar dışında, hayvanlar helal kılındı; Allah dilediği hükmü verir.

    Diyanet Vakfi : Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.

    Edip Yüksel : İnananlar, anlaşmalarınızı uygulayın. Size okunacak olanların dışındaki hayvanlar size helal kılındı. Yalnız ihramda iken avlanmayı helal saymamak koşuluyla... ALLAH dilediği hükmü verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey o bütün iyman edenler! akıdlerinizi iyfa ediniz, ihrama girdiğinizde avı halâl saymamanız şartiyle size en'am behaiminin âtide okunacak olanlardan maadası halâl kılındı, şüphe yok ki Allah ne isterse hukmeder

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey iman edenler, sözleşmelerinizi yerine getiriniz! İhrama girdiğinizde avlanmayı helal saymamanız şartıyla size, şu okunacak olanların dışındaki hayvanlar helal kılındı. Şüphesiz ki, Allah istediği hükmü koyar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacak olanlar müstesna. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir.

    Fizilal-il Kuran : İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartı ile ilerde sayılacak olanlar dışında kalan bütün hayvanlar size helal kılındı, Allah dilediği hükmü verir.

    Gültekin Onan : Ey inananlar, akitleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dışta tutulmak üzere, hayvanlar size helal kılındı. Kuşkusuz Tanrı dilediği hükmü verir.

    Hasan Basri Çantay : Ey îman edenler, bağlandığınız ahidleri yerine getirin. Siz ihramlı olduğunuz halde avlanmayı halâl saymamak ve size (aşağıda) okunacak olanlar haaric kalmak şartiyle davarlar (ın etleri) size halâl edildi. Şübhesiz ki Allah ne dilerse onu hükmeder.

    Hayrat Neşriyat : Ey îmân edenler! Akidleri (verdiğiniz sözleri) yerine getirin! Siz ihrâmlı iken avlanmayı helâl saymamak şartıyla, size okunacak (bildirilecek) olanların dışında kalan sağmal hayvanlar sizin için helâl kılındı. Şübhesiz ki Allah, ne dilerse hükmeder.

    İbni Kesir : Ey iman edenler; akidleri yerine getirin. Siz, ihramlı iken avlanmayı helal görmeksizin; size bildirilecekler müstesna, hayvanlar size helal kılınmıştır. Muhakkak ki Allah, dilediğini hükmeder.

    Muhammed Esed : Siz ey imana ermiş olanlar! Antlaşmalarınıza sadık olun!(Bundan sonra) belirtilecek olanlar dışında ot ile beslenen hayvanlar(ın eti) sizin için helaldir: ancak ihramda iken avlanmanıza izin verilmemiştir. Bilin ki Allah, iradesinin gereğini emreder.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey imân edenler! Sağlam ahidleri yerine getiriniz. Sizin için behime denilen hayvanat helâl kılınmıştır. Ancak size haram oldukları bildirilecek olanlar müstesna ve siz ihrama girmiş bir halde iken avlamayı helâl görmemek şartıyla. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ dilediği ile hükmeder.

    Ömer Öngüt : Ey iman edenler! Akitlerin gereğini yerine getirin. İhramlı iken avlamayı helâl saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helâl kılındı. Ancak haram oldukları size okunanlar müstesnâ. Şüphesiz ki Allah dilediği hükmü verir.

    Şaban Piriş : - Ey iman edenler, sözleşmelerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal görmeksizin, size bildirilecek olanlar dışındaki hayvanlar size helaldir. Allah dilediği hükmü verir.

    Suat Yıldırım : Ey iman edenler! Bağlandığınız ahitleri yerine getiriniz. Haram kılındığı size bildirilenler dışında, davarların eti size helâl edilmiştir. Şu kadar var ki, ihram halinde iken de av avlamak helâl değildir. Allah dilediği şekilde hükmeder.

    Süleyman Ateş : Ey inananlar, akitleri(zi) yerine getirin. Size oku(nup açıkla)nacak olanların dışında kalan hayvanlar sizin için helâl kılındı. Yalnız ihrâmda iken avı helâl saymamak şartiyle. Allâh, istediği hükmü verir.

    Tefhim-ul Kuran : Ey iman edenler! Akitleri titizlikle yerine getirin. Size dört ayaklı tüm otlayan hayvanlar helâl kılındı, ancak size okunanlar ve ihramlıyken avlanmayı helâl kılmamanız başka. Şüphesiz Allah dilediği hükmü koyar.

    Ümit Şimşek : Ey iman edenler, akitlerinizi yerine getirin. Haram kılındığı size bildirilenlerin dışındaki hayvanların etleri-ihramda iken avlanmayı helâl saymamak şartıyla-size helâl kılındı. Şüphesiz, Allah dilediği gibi hükmeder.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey iman edenler! Akitlerin ve ahitlerin icaplarını yerine getirin. Siz ihramlı iken avlanmayı helal saymamak şartıyla ve ileride size okunacaklar müstesna olmak üzere, davar cinsinden hayvanlar size helal kılınmıştır. Kuşkunuz olmasın ki, Allah, iradesi yönünde hüküm verir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     


  2. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحِلُّواْ شَعَآئِرَ اللّهِ وَلاَ الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلآئِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواْ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tuhıllû şe’âirallâhi veleş şehral harâme ve lâl hedye ve lâl kalâide ve lâ ammînel beytel harâme yebtegûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ(rıdvânen) ve izâ haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum anil mescidil harâmi en ta’tedû, ve teâvenû alel birri vet takva ve lâ teâvenû alel ismi vel udvâni vettekullâh(vettekullâhe) innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).


    1. yâ eyyuhâ : ey!

    2. ellezîne âmenû : yaşarken Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler

    3. lâ tuhıllû : size helâl kılınmadı, helal saymayın, (saygısızlık yapmayın)

    4. şeâire allâhi : Allah'ın şeriatları, şartları, hükümleri

    5. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak

    6. eş şehre el harâme : haram ay,hürmet edilen,yasak edilen ay

    7. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak

    8. el hedye : kurbanlık hayvanlar

    9. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak

    10. el kalâide : boyunları bağlı kurbanlık develer

    11. ve lâ : ve değil, olmaz, olmamak, yapmamak

    12. âmmîne : eminliğine, güvenliğine, güvenirliğine

    13. el beyte el harâme : hürmet edilen ev, yasakların uygulandığı ev (Beyt el Harâm, Kâbe)

    14. yebtegûne : isterler

    15. fadlan : fazıl

    16. min rabbi-him : Rabb'lerinden

    17. ve rıdvânen : ve rıza

    18. ve izâ : ve o zaman, ...olduğu zaman

    19. haleltum : ihramdan çıktınız

    20. fastâdû (fe istâdû) : artık avlanın

    21. ve lâ yecrîmenne-kum : ve sakın size curum yaptırmasın, sakın sizi suça sevk etmesin

    22. şeneânu : kin

    23. kavmin : bir kavim, topluluk

    24. en saddû-kum : sizi alıkoymaları

    25. an(i) el mescidi el harâmi : Mescidi Haram'dan

    26. en ta'tedû : zulmetmenize, haddi aşmanıza, hakka tecavüz etmenize

    27. ve teâvenû : ve yardımlaşın

    28. alâ el birri : birr üzerine, iyilik üzerine

    29. ve et takvâ : ve takva

    30. ve lâ teâvenû : ve yardımlaşmayın

    31. alâ el ismi : günah üzerine

    32. ve el udvâni : ve düşmanlık

    33. ve ittekû allâhe : ve Allah'a (c.c.) karşı takvâ sahibi olun

    34. inne allâhe : muhakkak ki Allah (c.c.)

    35. şedîdu el ıkâbi : azabı şiddetli



    İmam İskender Ali Mihr : Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşıp teslim olmayı dileyenler)! Allah'ın (koyduğu) şeriat hükümlerine, Haram ay'a, (hediye olarak Kâbe'ye gönderilen) kurbanlıklara, gerdanlıklı (boyunları bağlı) kurbanlık develere, Rabb'lerinden bir fazl ve (O'nun) rızasını isteyerek, Beyt-el Haram'a gelenlerin güvenliğine saygısızlık etmeyin.Ve ihramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-il Haram'dan alıkoymalarından (çevirmelerinden) dolayı bir kavme beslediğiniz kin, sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin. Birr ve takva üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki Allah ikâbı (azâbı) şiddetli olandır.

    Diyanet İşleri : Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey inananlar, Allah'a ibadete vesile olan, hac töreni yapılan yerlerin ve savaşın haram edildiği ayların hürmetini koruyun, hac kurbanlarına, kurban edilecekleri belli olsun diye boynuna bir şey takılan hayvanlara, Rablerinden bir lütfe ve râzılığa ulaşmak için Beyt-ül Harâm'ı ziyarete gelenlere hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıkınca avlanın. Sizi Mescid-i Harâm'dan meneden kavme karşı beslediğiniz kin aşırı hareket etmenize, tecavüzde bulunmanıza sebep olmasın. İyilik etmek ve kötülükten sakınmak hususunda birbirinize yardım edin, suç işlemek ve düşmanlık etmek için yardımlaşmayın ve Allah'tan sakının, şüphe yok ki Allah'ın cezası, çok çetindir.

    Adem Uğur : Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.

    Ahmed Hulusi : Ey iman edenler! ŞeairAllâh'a (Allâh nişanelerine, Allâh'ı çağrıştırana - hissettirene), haram aylara, Beytullah'a hediye olunan kurbanlıklara, özel gerdanlıklı kurbanlara, Rablerinden bir fazl ve rıdvan isteyerek Beyt'e gelenlere, hürmetsizlik yapmayın. . . İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz. . . Mescid-i Haram'a (daha önce) girmenizi engellediler diye bir kavme olan nefretiniz, sizi haddi aşmaya sevketmesin. . . Birr ve takva üzere yardımlaşın; zulüm ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. . . Allâh'tan (yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun. . . Muhakkak ki Allâh, Şediyd ül 'Ikab'dır (şiddetle kötülüğün sonucunu yaşatandır).

    Ahmet Tekin : Ey iman edenler, Allah’ın emirlerine, emirleriyle bağlantılı hususlara, Allah’ın savaşı haram kıldığı aylardaki yasaklara, kurbanlara, Kâbe’ye yapılan bağışlara, boyunlarında gerdânileri, ipleri, tasmaları olan kurbanlık ve sahipli hayvanlara, Rablerinin lütuf ve rızasına ulaşma mertebesini, rızık kazanmayı, ticarî kazanç elde etmeyi umarak, Beyt-i Haram’a, Beytullah’a niyetle yola çıkanlara, saygısızlık ve tecavüzü meşrû hale getirmeyin.
    İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz.
    Mescid-i Haram’a girmenizi engelledikleri için bir kavme karşı beslediğiniz kin, sizi onlara tecavüze sevketmesin.
    İyilik, insanlık, müslümanlık ve takvâ esaslarını-Kur’ân esaslarını hayata geçirmede, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmada, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmada yardımlaşın. Bilerek günah işlemekte, zarar vermekte ve düşmanlıkta birbirinize yardım etmeyin. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Allah, inkâr ve isyan suçunuza denk, size âdil ceza verme gücüne sahiptir.

    Ahmet Varol : Ey iman edenler! Allah'ın işaretlerine, haram aya, kurbanlık hayvanlara, gerdanlık(lı hayvan)lara, Rabbinin lütfundan bir şeyler kazanmak ve rızasına kavuşmak için Haram Ev'i (Kabe'yi) ziyarete gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Bir topluluğa sizi Mescidi Haram'dan alıkoymaları dolayısıyla duyduğunuz kin sınırı aşmanıza sebep olmasın. İyilik ve takvada birbirinizle yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, cezası çok şiddetli olandır.

    Ali Bulaç : Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.

    Ali Fikri Yavuz : Ey iman edenler! Ne Allah’ın hac âdetlerine, ne haram aya (Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarına), ne kurbanlık hediyelere, ne (onlardaki) gerdanlıklara, ne de Rablerinden gerek fazlını ve gerek rızâsını arayarak Beyt-i Harâm’ı kasdedip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan menettiler diye bir kavme karşı beslediğiniz kin, sakın sizi tecavüze götürmesin. İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın. Allah’dan korkun, çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir.

    Bekir Sadak : Ey Inananlar! Allah'in nisanelerine, hurmet edilen aya, (Kabe'ye) hediye olan kurbanliga, gerdanliklar takilan hayvanlara, Rab'lerinden bol nimet ve riza talep ederek Beyt-i Haram'a gelenlere sakin hurmetsizlik etmeyin. Ihramdan ciktiginiz zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan menettigi icin bir topluluga olan kininiz, asiri gitmenize sebep olmasin; iyilikte ve fenaliktan sakinmakta yardimlasin, gunah islemek ve asiri gitmekte yardimlasmayin. Allah'tan sakinin, Allah'in cezasi siddetlidir.

    Celal Yıldırım : Ey imân edenler! Allah'ın (ibâdet için koyduğu) belirtileri, haram ayını, (hediye olarak Kabe'ye gönderilen) kurbanlığı, kurbanlık hayvana takılan gerdanlıkları; Rablerinin hoşnutluğunu, O'nun fazl-u keremini (kendi bilgileri ölçüsünde de olsa) dileyerek Beytu'l-Haram'a yönelip gelenlerin mal ve canını) helâl sayıp saygısızlık etmeyin, ihramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Harâm'a girmekten alıkoydular diye bir topluluğa beslediğiniz kin ve öfke sizi tecâvüze sevk etmesin; iyilik ve takva (Allah'tan saygı ile korkup kötülüklerden sakınmak) hususunda yardımlaşın ; günah ve (haklara) tecâvüz üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkup (kötülüklerden, her türlü haksız tecâvüzden) sakının. Şüphesiz ki Allah'ın cezası çok şiddetlidir.

    Diyanet İşleri (eski) : Ey İnananlar! Allah'ın nişanelerine, hürmet edilen aya, hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rab'lerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir.

    Diyanet Vakfi : Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.

    Edip Yüksel : İnananlar! Ne ALLAH'ın koyduğu dinsel törenlere, ne kutsal aya, ne kurbana, ne onları işaretleyen çelenklere ve ne de Rab'lerinin lütuf ve rızasını aramak için Kutsal Ev'e doğru yola çıkanlara saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Kutsal Mescid'den çeviren bir topluluğa olan kininizden dolayı provakasyona gelip saldırganlaşmayın. İyilik ve erdemlilikte yardımlaşın. Kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. ALLAH'ı dinleyin. ALLAH'ın cezası çetindir.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey o bütün iyman edenler! ne Allahın şeâirine, ne şehri harâma, ne kurbanlık hediyyelere, ne gerdanlıklarına ne de mevlâlarının gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak beyti harâma doğru gelenlere sakın hurmetsizlik etmeyin, ihramdan çıktığınız zaman isterseniz avlanın, sizi Mescidi haramdan menettiler diye bir takımlarına karşı beslediğiniz kin sakın sizi tecavüze sevk etmesin, birr-ü takvâ üzere yardımlaşın, günah-ü taaddi üzere yardımlaşmayın, Allahdan korkun çünkü Allahın ıkabı çok şiddetlidir

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey iman edenler, ne Allah'ın şearine, dini merasimlerine, ne haram aya, ne kurbanlık hediyelere, ne gerdanlıklarına, ne de Rablerinin gerek nimetini, gerekse hoşnutluğunu arayarak Beyt-i Haram'a doğru gelenlere sakın saygısızlık etmeyin! İhramdan çıktığınızda, isterseniz avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bazılarına karşı beslediğiniz kin, sakın sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve takva sahibi olmada yardımlaşın, günah ve sınırı aşmada yardımlaşmayın! Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çok çetindir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey iman edenler! Allah'ın alâmetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklarına ve Rablerinden lutuf ve rıza bekleyerek Kabe'ye yönelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid - i Haram'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı olan kininiz, sizi saldırıya sevk etmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.

    Fizilal-il Kuran : Ey iman edenler, Allah’ın nişanelerine, (kıtal) haram olan aya, (Kabe’ye) hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rablerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram’a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan men ettiği için bir kavme olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Allah’ın cezası şiddetlidir.

    Gültekin Onan : Ey inananlar, Tanrı'nın şiarlarına, haram olan aya, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a (doğru) gelenlere (ammiyn) sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Tanrı'dan korkup sakının. Gerçekten Tanrı (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.

    Hasan Basri Çantay : Ey îman edenler, Allahın şeâirine, haram olan aya, kurbanlık hediyyelere, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden hem bir ticâret, hem bir rızaa arayarak Beyt-i haraamı kasdedib gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin, ihramdan çıkdığınız vakit (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i haramdan men' etdiler diye bir kavme karşı beslediğiniz kîn, sakın sizi tecâvüze sevk etmesin. İyilik etmek, fenâlıkdan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın. Günâh işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın Allahdan korkun. Şübhesiz ki Allah, cezası çok çetin olandır.

    Hayrat Neşriyat : Ey îmân edenler! Ne Allah’ın şeâirine (dîninin alâmetlerine), ne haram aya, ne(Kâ'be’ye hediye edilen) kurbana, ne (ona takılan) gerdanlıklara ne de Rablerinden bir lütuf ve bir rızâ arayarak Beyt-i Harâm’a gelenlere hürmetsizlik etmeyin! Ama ihrâmdan çıkınca artık avlanabilirsiniz.Ve sizi Mescid-i Harâm’dan men' ettiler diye bir kavme olan kin(iniz), sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin! Hem iyilik ve takvâ üzerine yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine ise yardımlaşmayın, hem Allah’dan sakının! Şübhe yok ki Allah, azâbı çok şiddetli olandır.

    İbni Kesir : Ey iman edenler; Allah'ın nişanelerine, haram olan aya, hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklı hayvanlara ve Rabblarından nimet, rıza taleb ederek Beyt'ül Haram'a gelenlere hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıkınca avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydukları için bir kavme olan kininiz, siz haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın. Günah işlemek ve aşırı gitmek üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, muhakkak ki Allah'ın cezası şiddetlidir.

    Muhammed Esed : Siz ey imana ermiş olanlar! Allahın koyduğu sembollere ve kutsal (Hac) ayına ve süslenmiş kurbanlıklara ve Rablerinin lütuf ve rızasını isteyerek Beytul-Harama koşanlara karşı saygısızlıkta bulunmayın; (ancak) hac göreviniz bittikten sonra serbestçe avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haramdan alıkoyanlara karşı öfkeniz, saldırganlık yapmanıza yol açmasın: erdemi ve ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allahın intikamı çetindir!

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey imân edenler! Allah Teâlâ'nın ahkâm-ı şer'iyesine ve haram olan aya ve Harem'e gönderilen kurbana ve gerdanlıklı kurban hayvanlarına Rablerinden fazl ve rıdvan talebinde bulunarak Beyt-i Harâm'a gelmek kasdinde bulunanlara tecavüzü helâl addetmeyiniz. İhramdan çıktığınız zaman artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan men etmiş olduklarından dolayı bir kavime olan öfkelenmeniz sizi sakın tecavüze sevketmesin. Ve birr ve takvâ üzere yardımlaşınız ve günah ve adâvet üzere yardımlaşmayınız. Ve Allah Teâlâ'dan korkunuz, şüphe yok ki, Allah Teâlâ'nın azabı pek şiddetlidir.

    Ömer Öngüt : Ey iman edenler! Allah'ın nişanelerine, haram aya, kurbanlık hayvanlara, gerdanlıklara ve Rablerinden lütuf ve rızâ talep ederek Beyt-i haram'ı ziyarete gelenlere hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i haram'a sokmadıkları için bir kavme olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sevketmesin. İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşınız, kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayınız. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah'ın vereceği ceza çok şiddetlidir.

    Şaban Piriş : - Ey iman edenler, Allah’ın nişanelerine, haram aya, kurbanlığa ve gerdanlık takılan hayvanlara, Rab’lerinden nimet ve rıza isteyerek Beyt-i Harama gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’a girmenizi engellediği için bir topluma olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın. İyilik ve takva hususunda yardımlaşın, günah ve düşmanlık hususunda yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.

    Suat Yıldırım : Ey iman edenler! Ne Allah’ın şeairine, ne şehr-i harama, ne Kâbe’ye hediye olarak gönderilen kurbanlık hayvanlara, hele hele gerdanlık takılı kurbanlıklara, ne de Rabbinin lütfunu, ihsan edeceği kazancı ve O’nun rızasını arzulayarak Beyt-i Haram’a yönelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıkınca isterseniz avlanın. Sizin Mescid-i Haram’ı ziyaretinizi engellediler diye birtakım kimselere karşı beslediğiniz kin ve öfke, sakın sizin onlara saldırmanıza yol açmasın. Siz iyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah işlemek ve başkasına saldırmak hususunda birbirinizi desteklemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.

    Süleyman Ateş : Ey inananlar, ne Allâh'ın işâretlerine, ne harâm aya, ne kurbana, ne gerdanlık(lı kurban)lara ve ne de Rablerinin lutuf ve rızâsını arzu ederek Beyt-i harâm'a doğru gelenlere saygısızlık etmeyin. İhrâmdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i harâm'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı beslediğiniz kin, sizi suç işlemeğe itmesin. İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın, günâh ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın, Allah'tan korkun. Çünkü Allâh'ın azâbı çetindir.

    Tefhim-ul Kuran : Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.

    Ümit Şimşek : Ey iman edenler! Allah'ın nişanlarına, Haram Aylara, hac kurbanlarına, kurban olarak işaretlenmiş hayvanlara, Rablerinin lütfunu ve rızasını arayarak Kâbe'ye gelenlere tecavüz etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman ise avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haramın ziyaretinden alıkoydukları için bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. İyilik ve takvâda yardımlaşın; günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın cezası pek çetindir.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey iman edenler! Allah'ın ibadet, iyilik ve güzellik alâmeti kıldığı şeylere, çarpışmanın yasak olduğu haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklara, Rablerinden bir lütuf ve rıza niyaz ederek Mescid-i Haram'a gelmiş olanlara saygısızlık etmeyin! İhramdan çıktığınız vakit avlanın. Bir topluluğun, sizi Mescid-i Haram'dan uzak tutmak için sergilediği kötülük, sizi saldırganlık ve düşmanlığa sakın itmesin! Hayırda erginlik/dürüstlük ve takva üzere yardımlaşın! Kötülük/çirkinlik, düşmanlık/saldırganlık üzere yardımlaşmayın. Allah'tan sakının! Kuşkunuz olmasın ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  3. حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالْدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلاَمِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), elyevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tah؛evhum vah؛evn(vah؛evni) el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).


    1. hurrimet : haram k‎l‎nd‎

    2. aleykum(u) : sizin üzerinize, size

    3. el meytetu : ِlü, kesilmeksizin ِlen hayvan

    4. ve ed demu : ve kan

    5. ve lahmu el h‎nzîri : ve domuz eti

    6. ve mâ uh‎lle : ve boًazlanan, kesilen

    7. li gayri Allâhi : Allah'tan ba‏kas‎ için

    8. bi hî : onun ile, ona

    9. ve el munhanikatu : ve boًmak suretiyle ِldürülen veya boًularak ِlen hayvan

    10. ve el mevkûzetu : ve ‏iddetli bir darbeden dolay‎ (kesilmeksizin) ِlen hayvan

    11. ve el mutereddiyetu : ve yüksek bir yerden dü‏erek ِlmü‏ hayvan

    12. ve en natîhatu : ve boynuz darbesiyle ِlmü‏ hayvan

    13. ve mâ : ve ‏ey
    14. ekele es sebuu : y‎rt‎c‎ hayvan taraf‎ndan yenen (y‎rt‎c‎ hayvan‎n parçalay‎p ِldürdüًü)

    15. illâ mâ zekkeytum : ancak (yeti‏ip) kesmeniz hariç

    16. ve mâ zubiha : ve kesilen, boًazlanan ‏ey

    17. alâ en nusubi : put üzerine, putlara

    18. ve en testaksimû : ve k‎smet, ‏ans araman‎z

    19. bi el ezlâmi : fal oklar‎ ile

    20. zâlikum : ف‏te bunlar

    21. fiskun : f‎sk'd‎r.

    22. el yevme : bu gün

    23. yeise : yeise kap‎l‎r

    24. ellezîne keferû : inkâr edenler, kâfirler

    25. min dîni-kum : sizin dininizden

    26. fe lâ tah‏ev-hum : art‎k onlardan korkmay‎n

    27. vah‏ev-ni : ve benden korkun, sak‎n‎n

    28. el yevme : bugün

    29. ekmeltu lekum : size ikmal ettim, tamamlad‎m

    30. dîne-kum : sizin dininiz

    31. ve etmemtu : ve tamamlad‎m

    32. aleykum ni'metî : sizin üzerinize nimetimi

    33. ve radîtu lekum(u) : ve sizden raz‎ oldum

    34. islâme dînen : din olarak islâm

    35. fe men(i) idturra : art‎k kim darda kal‎rsa

    36. fî mahmasatin : açl‎k hususunda

    37. gayra mutecânifin : meyledici olmadan, meyletmeden

    38. li ismin : günaha

    39. fe inne Allâhe : art‎k muhakkak ki Allah (c.c.)

    40. gafûrun : Gafûr, maًrifet eden, günahlar‎ sevaba çeviren

    41. rahîmun : Rahîm, rahmet eden, rahmet nuru gِnderen



    فmam فskender Ali Mihr : ضlmü‏ hayvan, kan, domuz eti ve Allah'tan ba‏kas‎n‎n ad‎na boًazlanan (kesilen), boًularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ِlen ve de y‎rt‎c‎ hayvan taraf‎ndan parçalan‎p yenen hayvan (ِlmeden kesilmesi hariç) ve putlar ad‎na boًazlanan hayvanlar ve fal oklar‎ ile k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎. ف‏te bunlar f‎skt‎r. Bugün kâfirler sizi dîninizden dِndüremedikleri için yeise kap‎ld‎lar. Art‎k onlardan korkmay‎n, benden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni'metimi tamamlad‎m. Sizin için dîn olarak فslâm'dan raz‎ oldum. Art‎k kim açl‎k tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kal‎rsa, muhakkak ki Allah gafûrdur, rahîmdir

    Diyanet ف‏leri : ضlmü‏ hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan ba‏kas‎ ad‎na boًazlanan, (henüz can‎ ç‎kmam‎‏ iken) kestikleriniz hariç; boًulmu‏, darbe sonucu ِlmü‏, yüksekten dü‏erek ِlmü‏, boynuzlanarak ِlmü‏ ve y‎rt‎c‎ hayvan taraf‎ndan parçalanm‎‏ hayvanlar ile dikili ta‏lar üzerinde boًazlanan hayvanlar, bir de fal oklar‎yla k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎. ف‏te bütün bunlar f‎sk (Allah’a itaatten kopmak)t‎r. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Art‎k onlardan korkmay‎n, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamlad‎m ve sizin için din olarak فslâm’‎ seçtim. Kim ‏iddetli açl‎k durumunda zorda kal‎r, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, ‏üphesiz ki Allah çok baً‎‏lay‎c‎d‎r, çok merhamet edicidir.

    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Haram edilmi‏tir size ِlü, kan, domuz eti, Allah'tan gayr‎ putlar ad‎na kesilen hayvanlar, boًulmu‏, vurulmu‏, yüksek bir yerden dü‏üp ِlmü‏, ba‏ka bir hayvan taraf‎ndan süsülüp ِldürülmü‏, canavar taraf‎ndan parçalanm‎‏ olanlar; ancak ِlmeden yeti‏ip kestikleriniz müstesna; ve ta‏tan yap‎lm‎‏ ve dikilmi‏ putlar ad‎na kesilenler ve fal için çekilen oklarla r‎z‎k aray‎‏. Bunlar, kِtülüktür. Bugün kâfirler, dininiz yüzünden meyus olmu‏lard‎r art‎k sizden, korkmay‎n onlardan, benden korkun. Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiًim nîmetimi tamamlad‎m, size din olarak Müslümanl‎ً‎ verdim de ho‏nut oldum. Pek aç kal‎p zora dü‏en, suç i‏lemek niyetinde olmamak ‏art‎yla haram edilen ‏eyleri yiyebilir ve ‏üphe yok ki Allah, suçlar‎ ِrter rahîmdir.

    Adem Uًur : Le‏, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na boًazlanan, boًulmu‏, (ta‏, aًaç vb. ile) vurulup ِldürülmü‏, yukar‎dan yuvarlan‎p ِlmü‏, boynuzlan‎p ِlmü‏ (hayvanlar ile) canavarlar‎n yediًi hayvanlar -ِlmeden yeti‏ip kestikleriniz müstesna- dikili ta‏lar (putlar) üzerine boًazlanm‎‏ hayvanlar ve fal oklar‎yle k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎. Bunlar yoldan ç‎kmakt‎r. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmi‏lerdir. Art‎k onlardan korkmay‎n, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamlad‎m ve sizin için din olarak فslâm'‎ beًendim. Kim, gِnülden günaha yِnelmi‏ olmamak üzere açl‎k halinde dara dü‏erse (haram etlerden yiyebilir). اünkü Allah çok baً‎‏lay‎c‎ ve esirgeyicidir.

    Ahmed Hulusi : Size ِlmü‏ hayvan eti, kan, domuz eti, Allâh'tan gayr‎ ad‎na boًazlananlar haram k‎l‎nm‎‏t‎r. Ayr‎ca boًularak, dِvülerek ِldürülen veya bir yerden dü‏erek ِlen veya derisi yüzülerek ِldürülen veya vah‏i hayvan taraf‎ndan parçalanm‎‏ olan veya tap‎naklardaki dikili ta‏larda kesilmi‏ olan hayvanlar‎n etleri de haramd‎r. Fal oklar‎yla (veya bu amaçl‎ araçlarla geleceًe dِnük) k‎smet araman‎z da! Bütün bunlar f‎skt‎r (yoldan ç‎kmakt‎r). . . Bu gün hakikati inkâr edenler, sizin Dininizi geçersiz k‎lma konusunda umutsuzluًa dü‏mü‏lerdir. . . Art‎k onlardan korkmay‎n, benden ha‏yet edin. . . Bu gün sizin için Dininizi ikmal ettim (Din konusundaki bilgilenmenizi), üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve sizin için Din (anlay‎‏‎) olarak فslâm'a (Allâh'a tam teslimiyete) raz‎ oldum. . . Her kim açl‎k dolay‎s‎yla çok zor durumda kal‎rsa, haram‎ helal saymaks‎z‎n bunlardan yiyebilir. Muhakkak ki Allâh ذafûr'dur, Rah‎ym'dir.

    Ahmet Tekin : ضlmü‏ hayvan-le‏, kan, domuz eti, Allah’tan ba‏kas‎ ad‎na boًazlanan, boًulmu‏, sert bir cisimle vurulup ِldürülmü‏, yuvarlanarak ِlmü‏, boynuzlan‎p ِlmü‏ hayvanlar ile y‎rt‎c‎ hayvanlar‎n parçalad‎ً‎ hayvanlar -ِlmeden yeti‏ip kestikleriniz müstesna- putperest sunaklar‎nda boًazlanm‎‏ hayvanlar ve fal oklar‎yla k‎smet araman‎z, geleceًiniz ile ilgili kehanette bulunman‎z size haram k‎l‎nd‎. Bütün bunlar fâs‎kl‎kt‎r, hak bir düzenin d‎‏‎na ç‎kmad‎r ve günahkâr, isyankâr davran‎‏lard‎r.
    Kulluk sِzle‏mesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini ‏uur alt‎na iterek ِrtbas edip inkârda ‎srar edenler, kâfirler, bugün dininizi, ‏eriat‎n‎z‎, medeniyetinizi yok etmekten ümit kesmi‏lerdir. Art‎k onlardan korkmay‎n, benden korkun.
    Bugün dininizi, ‏eriat‎n‎z‎ kemâle erdirdim, olgunla‏t‎rd‎m. ـzerinizdeki nimetimi, dinimi tamamlad‎m. Liyâkatinizden dolay‎, hayat‎n‎zla içiçe, din olarak, ‏eriat olarak, medeniyet olarak size فslâm’‎ lay‎k gِrdüm.
    Kim açl‎ktan bunal‎r, bilerek günah i‏leme niyeti olmadan bunlardan yemek zorunda kal‎rsa ona günah yoktur. Allah çok baً‎‏lay‎c‎, engin merhamet sahibidir.

    Ahmet Varol : Le‏, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎n‎n ad‎na boًazlanan, daha ِlmeden yeti‏ip kestikleriniz müstesna olmak üzere boًularak, üzerine bir ‏ey vurularak, yukar‎dan dü‏erek veya boynuzlanarak ِlen, canavar‎n parçalad‎ً‎, dikili ta‏lar‎n üzerine kesilen hayvanlar ve fal oklar‎ ile k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎. Bütün bunlar f‎skt‎r (günaht‎r, hakka ayk‎r‎d‎r). Bugün art‎k inkar edenler sizin dininizi ortadan kald‎rmaktan ümitlerini kesmi‏lerdir. Art‎k onlardan korkmay‎n benden korkun. Bugün sizin dininizi bütünlüًe erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve sizin için din olarak فslam'‎ seçtim. Kim a‏‎r‎ açl‎k yüzünden çaresizliًe dü‏üp de (haram k‎l‎nanlardan bir ‏eyi) günaha meyletmeden yerse (bilsin ki) Allah baً‎‏lay‎c‎d‎r, rahmet edicidir.

    Ali Bulaç : ضlü eti, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na kesilen, boًulmu‏, vurulmu‏, yüksek bir yerden dü‏mü‏, boynuzlanm‎‏ y‎rt‎c‎ hayvan taraf‎ndan yenmi‏, -(henüz canl‎yken yeti‏ip) kestikleriniz hariç,- dikili ta‏lar üzerine boًazlanan (hayvanlar) ve fal oklar‎yla k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎. Bunlar f‎skt‎r (günahla yoldan sapmad‎r.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi y‎kmaktan) umut kesmi‏lerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve size din olarak فslam'‎ seçip beًendim. Kim '‏iddetli bir açl‎kta kaç‎n‎lmaz bir ihtiyaçla kar‏‎ kar‏‎ya kal‎rsa' -günaha eًilim gِstermeksizin- (bu haram sayd‎klar‎m‎zdan yetecek kadar yiyebilir.) اünkü Allah baً‎‏layand‎r, esirgeyendir.

    Ali Fikri Yavuz : Size ‏unlar haram k‎l‎nd‎: (Eti yenen hayvanlardan boًazlanmaks‎z‎n ِlen) ِlü hayvan, akm‎‏ kan, domuz eti, Allah’dan ba‏kas‎ ad‎na boًazlanan hayvan, bir de henüz can‎ üzerinde iken yeti‏ip kesmediًiniz boًulmu‏,vurulmu‏, yuvarlanm‎‏, ba‏ka bir hayvan taraf‎ndan boynuzlanm‎‏, canavar taraf‎ndan parçalanm‎‏ hayvanlar; ancak yeti‏ip (Besmele ile) kestiًiniz hayvan müstesna. Bir de dikili ta‏lar üzerinde (Câhiliyyet devrinde ta‏lara hürmeten) kesilenler, fal oklar‎ ile k‎smet araman‎z. ف‏te bunlar yoldan ç‎k‎‏t‎r. Bugün kâfirler, dininizi sِndürebilmekten ümidlerini kestiler; art‎k onlardan korkmay‎n, yaln‎z benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki ni’metimi tamamlad‎m ve size dîn olarak “فslâm’‎” ihtiyar ettim. Her kim son derece açl‎k halinde çaresiz kal‎rsa, günaha meyl kasd‎ olmaks‎z‎n, can‎n‎ kurtaracak kadar haram etlerden yiyebilir. اünkü Allah çok baً‎‏lay‎c‎d‎r, çok merhametlidir.

    Bekir Sadak : Les, kan, domuz eti, Allah'tan baskasi adina kesilenler, -canlari cikmadan once kesmemisseniz, bogulmus, bir yerine vurularak oldurulmus, dusup yuvarlanmis, baska bir hayvan tarafindan susulmus, yirtici hayvan tarafindan yenmis olanlari- dikili taslar uzerine bogazlananlar ile fal oklariyla kismet araminiz size haram kilindi; bunlar fasikliktir. Bugun, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarini kesmislerdir, onlardan korkmayin, Benden korkun. Bugun, size dininizi butunledim, uzerinize olan nimetimi tamamladim, din olarak sizin icin Islamiyet'i begendim. Acliktan darda kalan, gunaha kaymaksizin yiyebilir. Dogrusu Allah Bagislayan'dir, merhametli olandir.

    Celal Y‎ld‎r‎m : ضlü (hayvan), kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na boًazlad‎ً‎n‎z —yeti‏erek ‏art‎na uygun kesilen müstesna— boًulmu‏, (bir cisimle) vurularak ِldürülmü‏, yüksekçe bir yerden yuvarlan‎p ِlmü‏, süsülerek ِlmü‏, canavar taraf‎ndan parçalanarak ِlmü‏ hayvan; dikili ta‏lar (putlar) üzerine kesilen ve bir de fal oklar‎, kumar zarlar‎yla k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nm‎‏t‎r. Bütün bunlar (Allah ve din) yolundan ç‎k‎‏t‎r. Bugün kâfirler sizin dininizden (onun nurunu sِndürmekten) ümidlerini kesmi‏lerdir. Art‎k onlardan korkmay‎n, benden korkun. Bugün size dininizi kemâle erdirdim, nimetimi üzerinize tamamlad‎m. Sizin için din olarak فslâm'‎ beًendim. Kim açl‎ktan bunal‎p çaresiz hale^ gelir, —günaha istek gِsterip eًilmeksizin— onlardan yemek zorunda kal‎rsa, ‏üphesiz ki Allah çok baً‎‏layan ve çok merhamet edendir.

    Diyanet ف‏leri (eski) : Le‏, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na kesilenler, -canlar‎ ç‎kmadan ِnce kesmemi‏seniz, boًulmu‏, bir yerine vurularak ِldürülmü‏, dü‏üp yuvarlanm‎‏, ba‏ka bir hayvan taraf‎ndan süsülmü‏, y‎rt‎c‎ hayvan taraf‎ndan yenmi‏ olanlar‎- dikili ta‏lar üzerine boًazlananlar ile fal oklar‎yla k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎; bunlar fas‎kl‎kt‎r. Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlar‎n‎ kesmi‏lerdir, onlardan korkmay‎n, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamlad‎m, din olarak sizin için فslam'‎ beًendim. Açl‎ktan darda kalan, günaha kaymaks‎z‎n yiyebilir. Doًrusu Allah Baً‎‏layan'd‎r, merhametli oland‎r.

    Diyanet Vakfi : Le‏, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na boًazlanan, boًulmu‏, (ta‏, aًaç vb. ile) vurulup ِldürülmü‏, yukar‎dan yuvarlan‎p ِlmü‏, boynuzlan‎p ِlmü‏ (hayvanlar ile) canavarlar‎n yediًi hayvanlar -ِlmeden yeti‏ip kestikleriniz müstesna- dikili ta‏lar (putlar) üzerine boًazlanm‎‏ hayvanlar ve fal oklar‎yle k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎. Bunlar yoldan ç‎kmakt‎r. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmi‏lerdir. Art‎k onlardan korkmay‎n, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamlad‎m ve sizin için din olarak فslâm'‎ beًendim. Kim, gِnülden günaha yِnelmi‏ olmamak üzere açl‎k halinde dara dü‏erse (haram etlerden yiyebilir). اünkü Allah çok baً‎‏lay‎c‎ ve esirgeyicidir.

    Edip Yüksel : Le‏, kan, domuzun eti ve ALLAH'tan ba‏kas‎na adananlar size haram k‎l‎nd‎. Canlar‎ ç‎kmadan kesmeniz hariç, boًulmu‏, vurulmu‏, dü‏mü‏, boynuzlanm‎‏ ve canavar taraf‎ndan yenmi‏ hayvanlar, kutsalla‏t‎r‎lm‎‏ ta‏lar üzerinde boًazlanarak fal oklar‎yladaً‎t‎lanlar, evet bunlar kِtüdür. Bugün size dininizi olgunla‏t‎rd‎m, size nimetimi tamamlad‎m ve size din olarak islam'‎ beًendim. Kim açl‎ktan dolay‎ zorda kal‎rsa, günaha istekle yِnelmeden yerse ona günah yoktur. اünkü ALLAH Baً‎‏layand‎r, Rahimdir.

    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Size ‏unlar haram k‎l‎nd‎: ِlü, kan, h‎nzir eti, Allahdan ba‏kas‎n‎n nam‎na boًazlanan, bir de boًulmu‏, yahud vurulmu‏ yahud yuvarlanm‎‏, yahud süsülmü‏, yahud canavar y‎rtm‎‏ olub da can‎ üzerinde iken kesmedikleriniz ve dikili ta‏lar üzerinde boًazlananlar ve zararla k‎smet payla‏man‎z, hep bunlar birer f‎sk (yoldan ç‎k‎‏t‎r) bu gün kâfirler dininizi sِndürebilmekten ümidlerini kestiler, onlardan korkmay‎n, yaln‎z benden korkun, i‏te bugün sizin için dininizi kemale yetirdim, üzerinizdeki ni'metimi tamâma irdirdim ve size din olarak islâma r‎za verdim, ‏u kadar ki her kim son derece açl‎k halinde çaresiz kal‎rda günaha meyl maksad‎ olmaks‎z‎n onlardan yemeًe muztarr olursa elbette Allah gafur, rahîmdir.

    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Size ‏unlar haram k‎l‎nd‎: ضlü, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na kesilen, boًulmu‏, vurulmu‏, yuvarlanm‎‏, süsülmü‏, y‎rt‎c‎ hayvanlar taraf‎ndan yenmi‏ olup da henüz canl‎ iken kesmedikleriniz, dikili ta‏lar üzerinde boًazlananlar ve zararla k‎smet payla‏man‎z. Bunlar, birer yoldan ç‎k‎‏t‎r. Bugün kafirler dininizi sِndürebilmekten ümitlerini kestiler; onlardan korkmay‎n, yaln‎z benden korkun! ف‏te bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve size din olarak müslümanl‎ًa raz‎ oldum. Her kim a‏‎r‎ açl‎k durumunda çaresiz kal‎r da günaha eًilim maksad‎ olmaks‎z‎n, onlardan yemek zorunda olursa, elbette Allah, baً‎‏layand‎r, merhamet sahibidir.

    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Le‏, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎n‎n ad‎ an‎larak kesilen; boًulmu‏, vurulmu‏, yukardan dü‏mü‏, boynuzlanm‎‏, canavar y‎rtm‎‏ olup da canl‎ iken kesmedikleriniz; dikili ta‏lar (putlar) üzerine boًazlanan hayvanlar ve fal oklar‎yla k‎smet (‏ans) araman‎z size haram k‎l‎nd‎. Bunlar‎n hepsi doًru yoldan ç‎kmakt‎r. Bugün kâfirler, dininize kar‏‎ ümitsizliًe dü‏mü‏lerdir. Onlardan korkmay‎n, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamlad‎m. Size din olarak فslâm‎ beًendim. Kim açl‎ktan daral‎r, günaha istekle yِnelmeden bunlardan yemek zorunda kal‎rsa, ona günah yoktur. اünkü Allah baً‎‏layan, merhamet edendir.

    Fizilal-il Kuran : ضlü, kan, domuz eti, Allah’tan ba‏kas‎ ad‎na boًazlananlar, -boًulmu‏, bir yerine vurularak ِldürülmü‏, dü‏üp yuvarlanm‎‏, ba‏ka bir hayvan taraf‎ndan süsülmü‏, y‎rt‎c‎ hayvan taraf‎ndan yenmi‏ olanlar‎ canlar‎ ç‎kmadan ِnce kesmemi‏seniz-, dikili ta‏lar üzerine boًazlananlar ve fal oklar‎yla k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎; bunlar fas‎kl‎kt‎r. Bugün, kafirler dininizden ç‎kman‎zdan ümitlerini kesmi‏lerdir, onlardan korkmay‎n, benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve size din olarak فslamiyet’i beًendim. Açl‎ktan darda kalan, günaha kaymaks‎z‎n yiyebilir. Doًrusu Allah, Gafur’dur, Rahim’dir.

    Gültekin Onan : Le‏, kan, domuzun eti ve Tanr‎'dan ba‏kas‎ ad‎na kesilen, boًulmu‏, vurulmu‏, yüksek bir yerden dü‏mü‏, boynuzlanm‎‏, y‎rt‎c‎ hayvan taraf‎ndan yenmi‏, -(henüz canl‎yken yeti‏ip) kestikleriniz hariç- dikili ta‏lar üzerinde boًazlanan (hayvanlar) ve fal oklar‎yla k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎. Bunlar f‎skt‎r. Bugün kafirler, sizin dininizden (dininizi y‎kmaktan) umut kesmi‏lerdir. Art‎k onlardan korkmay‎n, Ben'den korkun. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve size din olarak islam‎ seçip beًendim. Kim '‏iddetli bir açl‎kta kaç‎n‎lmaz bir ihtiyaçla kar‏‎ kar‏‎ya kal‎rsa' -günaha eًilim gِstermeksizin- (bu haram sayd‎klar‎m‎zdan yetecek kadar yiyebilir.) اünkü Tanr‎ baً‎‏layand‎r, esirgeyendir.

    Hasan Basri اantay : ضlü, kan, domuz eti, Allahdan ba‏kas‎ ad‎na boًazlanan, — (henüz can‎ üstünde iken yeti‏ib) kesdikleriniz müstesna olmak üzere — boًulmu‏, vurulmu‏, yukar‎dan yuvarlanm‎‏, süsülmü‏, canavar y‎rtm‎‏ olub da ِlenler, dikili ta‏lar üzerinde (onlar ad‎na) boًazlanan (hayvanlar), fal oklar‎yle k‎smet (ve hüküm) araman‎z üzerinize haram edilmi‏dir. (Bütün) bunlar yoldan ç‎k‎‏d‎r. Bu gün kâfirler dîninizden umudlar‎n‎ kesdiler. Art‎k onlardan korkmay‎n. Benden korkun. Bugün sizin dinînizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki ni'metimi tamamlad‎m ve size dîn olarak müslümanl‎ً‎ (verib ondan) ho‏nud oldum. Kim son derece açl‎k haalinde çaresiz kal‎rsa, günâha meyil maksad‎ olmaks‎z‎n (haram olan etlerden yiyebilir). اünkü Allah çok yarl‎ًay‎c‎, çok esirgeyicidir.

    Hayrat Ne‏riyat : Size, ِlü (usûlünce kesilmeden veya avlanmadan ِlen hayvan‎n eti), (akan) kan, domuz eti, kendisi Allah’dan ba‏kas‎ ad‎na kesilen (hayvan) bir de (can‎ ç‎kmadan yeti‏ip) kestiًiniz hâriç; boًulmu‏, vurulmu‏, yuvarlanm‎‏, süsülmü‏ (boynuzlanm‎‏), y‎rt‎c‎ hayvan‎n yediًi (hayvanlar) kezâ, dikili ta‏lar (putlar) üzerine kesilen (hayvan)lar ve fal oklar‎yla k‎smet araman‎z haram k‎l‎nd‎. Bunlar (birer) isyand‎r! فnkâr edenler, bugün sizin dîninizden (onu yok etmekten) ümidlerini kesti(ler); art‎k onlardan korkmay‎n, ancak benden korkun! Bugün, size dîninizi kemâle erdirdim,üzerinize olan ni'metimi tamamlad‎m ve sizin için din olarak فslâm’a râz‎ oldum!O hâlde kim günâha (ِlmeyecek kadar olan zarûret mikdâr‎ndan fazlas‎na)meyletmeksizin açl‎k içinde (bunlardan yemeye) mecbur kal‎rsa, art‎k ‏übhesiz ki Allah, Gafûr (çok baً‎‏layan)d‎r, Rahîm (çok merhamet eden)dir.

    فbni Kesir : ضlü, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na boًazlananlar, boًularak, vurularak, yuvarlanarak veya sürüklenerek ِlen, y‎rt‎c‎ hayvan taraf‎ndan parçalananlar, canlar‎ ç‎kmadan evvel kestiًiniz müstesna, dikili ta‏lar üzerine kesilenler ve fal oklar‎yla k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nm‎‏t‎r. Bunlar fas‎kl‎kt‎r. Bugün, küfredenler sizin dininizden ümitlerini kesmi‏lerdir. ضyleyse onlardan korkmay‎n da Ben'den korkun. Bugün, dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamlad‎m ve size din olarak فslamiyeti beًendim. Her kim ki açl‎ktan darda kal‎rsa günaha kaymaks‎z‎n (bunlardan yemeًe mecbur olursa) muhakkak ki, Allah Gafur'dur, Rahim'dir.

    Muhammed Esed : ضlü eti, kan ve domuz eti ve üstünde Allahtan ba‏kas‎n‎n an‎ld‎ً‎ hayvanlar ve boًulan, dِvülerek ِldürülen veya dü‏erek ِlen veya derisi yüzülerek ِldürülen veya vah‏i bir hayvan taraf‎ndan parçalanan hayvanlar, canl‎ iken (bizzat) kestikleriniz hariç, size yasaklanm‎‏t‎r ve putperest sunaklar‎nda kesilenler (de yasakt‎r). Kehanet yoluyla gelecekte sizi neyin beklediًini ًِrenmeye çal‎‏man‎z da (yasaklanm‎‏t‎r): Bu günahkarca bir davran‎‏t‎r. Bugün hakikati inkara ‏artlanm‎‏ olanlar, sizin dininiz(i terk edeceًiniz)den art‎k ümitlerini tamamen kestiler: ضyleyse, onlardan korkmay‎n, yaln‎z Benden korkun!. Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim, nimetlerimin tamam‎n‎ size bah‏ettim ve Bana teslimiyeti sizin dininiz olarak belirledim. Günaha eًiliminden deًil de hayati bir zaruret sonucu (yasak ‏eylere) sürüklenenlere gelince, bilin ki Allah çok baً‎‏lay‎c‎d‎r, rahmet kaynaً‎d‎r.

    ضmer Nasuhi Bilmen : Sizlere ِlü, kan, domuz eti, Allah Teâlâ'dan ba‏kas‎n‎n nam‎na boًazlanan hayvan, bozulmu‏, vurulmu‏, yuvarlanm‎‏, süsülmü‏, veya canavar yemi‏, daha ِlmeden boًazlad‎ً‎n‎z müstesna ve dikili ta‏lar üzerine boًazlanan hayvanlar ve zarlar ile k‎smet istemeniz haram k‎l‎nm‎‏t‎r. Bunlar birer f‎skt‎r. Bugün kâfirler sizin dininizden yeise dü‏mü‏lerdir. Art‎k onlardan korkmay‎n‎z, Benden korkunuz, bugün sizin üzerinize nîmetimi tamamlad‎m ve sizin için din olarak فslâmiyet'e raz‎ oldum. فmdi her kim son derece açl‎k halinde çaresiz kal‎rsa günaha mütemayil olmaks‎z‎n (o memnu' etlerden hayat‎n‎ kurtaracak miktar yiyebilir). قüphe yok ki, Allah Teâlâ gafurdur, rahîmdir.

    ضmer ضngüt : Le‏, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na kesilen; boًularak, dِvülerek, dü‏erek, süsülerek ِlen; can‎ ç‎kmadan kestiًiniz hariç y‎rt‎c‎ hayvanlar taraf‎ndan yenilen; dikili ta‏lar (putlar) üzerine kesilen hayvanlar ve fal oklar‎ ile k‎smet araman‎z da size haram k‎l‎nd‎. Bunlar fâs‎kl‎kt‎r. Bugün kâfirler sizin dininizden ümitlerini kestiler. Onlardan korkmay‎n, benden korkun! Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve size din olarak فslâm'‎ beًendim. Her kim ‏iddetli açl‎k sebebiyle zaruret içinde kal‎rsa, günaha yِnelmeksizin haram yiyeceklerden yerse, ‏üphesiz ki Allah çok baً‎‏layan, çok merhamet edendir.

    قaban Piri‏ : Le‏, kan, domuz eti, Allah’tan ba‏kas‎ ad‎na kurban edilenler, boًulmu‏, bir yerine vurularak ِldürülmü‏, dü‏üp ِlmü‏, süsülmü‏, y‎rt‎c‎ hayvanlar taraf‎ndan yenilmi‏ olanlar -ِlmeden yeti‏ip kestikleriniz hariç- ve dikili ta‏lar ad‎na kesilen hayvanlar ve fal oklar‎yla k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nm‎‏t‎r. Bunlar fas‎kl‎kt‎r. Bugün kafirler, sizin dininizden ümitlerini kesmi‏lerdir. Onlardan korkmay‎n, benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve sizin için din olarak فslam’dan raz‎ oldum. Kim, açl‎k dolay‎s‎yla zorda kal‎rsa, günaha dü‏meye meyilli olmadan (bu hayvanlardan yiyebilir.) Allah, baً‎‏layand‎r, merhametlidir.

    Suat Y‎ld‎r‎m : Size ‏unlar haram k‎l‎nd‎: Kendiliًinden ِlen hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan ba‏kas‎n‎n ad‎na kesilen, henüz can‎ ç‎kmadan yeti‏ip ‏art‎na uygun tarzda kestikleriniz müstesna; boًulmu‏, bir ‏ey vurularak ِldürülmü‏, yukar‎dan yuvarlanm‎‏, boynuzlanm‎‏ yahut canavar taraf‎ndan parçalanm‎‏ olup da ِlen hayvanlar‎n etleri, putlara ait sunaklarda kesilen hayvanlar‎n etleri ve zar atarak, kumar oynayarak elde edilen etler. Bütün bunlar itaat d‎‏‎na ç‎k‎‏t‎r. Art‎k bugün kâfirler dininizi sِndürmekten ümitlerini kestiler. ضyleyse onlardan korkmay‎n, Benden çekinin. ف‏te bugün sizin dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m. Sizin için din olarak فslâm’‎ beًendim. Kim günaha meyletmeksizin açl‎ktan bunal‎p çaresiz kal‎rsa, haram olan etlerden yiyebilir. اünkü Allah gafurdur, rahimdir (aff‎ ve merhameti boldur).

    Süleyman Ate‏ : Le‏, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na boًazlanan, boًulmu‏, (tahta veya ta‏la) vurul(arak ِldürül)mü‏, yukar‎dan dü‏mü‏, boynuzlanm‎‏ ve canavar parçalayarak ِlmü‏ olan havyanlar -henüz canlar‎ ç‎kmadan kestikleriniz hariç- dikili ta‏lar (putlar) ad‎na boًazlanan hayvanlar ve fal oklariyle k‎smet (‏ans) araman‎z size harâm k‎l‎nd‎. Bunlar f‎skt‎r (insan‎ yoldan ç‎karan kِtü ‏eylerdir). Bugün art‎k inkâr edenler, sizin dininiz(i yok etmek)den umudu kesmi‏lerdir. Onlardan korkmay‎n, benden korkun! Bugün sizin için dininizi olgunla‏t‎rd‎m, size ni'metimi tamamlad‎m ve size din olarak فslâm'a râz‎ oldum. Kim açl‎ktan daral‎r, günâha istekle yِnelmeden bunlardan yemek zorunda kal‎rsa ona günâh yoktur. Doًrusu, Allâh baً‎‏layand‎r, esirgeyendir.

    Tefhim-ul Kuran : ضlü eti, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎ ad‎na kesilen, boًulmu‏, vurulmu‏, yüksek bir yerden dü‏mü‏, boynuzlanm‎‏, y‎rt‎c‎ hayvan taraf‎ndan yenmi‏, -(henüz canl‎yken yeti‏ip) kestikleriniz hariç,- dikili ta‏lar üzerine boًazlanan (hayvanlar), ve fal oklar‎yla k‎smet araman‎z size haram k‎l‎nd‎. Bunlar f‎skt‎r (günahla yoldan sapmad‎r.) Bugün küfre sapanlar, sizin dininizden (dininizi y‎kmaktan) umut kesmi‏lerdir. Art‎k onlardan korkmay‎n, Ben'den korkun. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve size din olarak فslâm'‎ seçip beًendim. Kim '‏iddetli bir açl‎kta kaç‎n‎lmaz bir ihtiyaçla kar‏‎ kar‏‎ya kal‎rsa' -günaha eًilim gِstermeksizin- (bu haram sayd‎klar‎m‎zdan yetecek kadar yiyebilir.) اünkü Allah baً‎‏layand‎r, esirgeyendir.

    ـmit قim‏ek : Size ‏unlar haram k‎l‎nd‎: le‏, kan, domuz eti, Allah'tan ba‏kas‎n‎n ad‎na kesilen hayvanlar; ِlmeden yeti‏ip kestikleriniz müstesna olmak üzere boًulmu‏, bir darbe ile ِldürülmü‏, bir yerden dü‏üp ِlmü‏, ba‏ka bir hayvanla boًu‏arak ِlmü‏ yahut bir canavar taraf‎ndan parçalanm‎‏ hayvanlar; mü‏riklerin sunaklar‎nda kesilen etler; bir de zarlarla k‎smet aramak. Bütün bunlar Allah'a itaatten ç‎kmak demektir. فnkâr edenler, bugün sizin dininizden ümitlerini kesmi‏ durumdad‎r; siz onlardan korkmay‎n, Benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m, sizin için din olarak فslâm‎ seçtim. Günaha meyletmeden, s‎rf çaresiz kald‎ً‎ için bu etlerden yiyen kimseye gelince, ‏üphesiz ki Allah çok baً‎‏lay‎c‎, çok merhamet edicidir.

    Ya‏ar Nuri ضztürk : قunlar size haram k‎l‎nm‎‏t‎r: Boًazlanmayarak ِlmü‏ hayvan‎n eti, kan, domuz eti, üzerine Allah'tan ba‏kas‎n‎n ad‎ an‎lm‎‏, boًulmu‏, vurulmu‏, yuvarlanm‎‏, süsülmü‏, can‎ üzerineyken yeti‏ip kestikleriniz müstesna olmak üzere canavar taraf‎ndan y‎rt‎lm‎‏ ve dikili adak ta‏lar‎ üzerinde boًazlanm‎‏ hayvanlar ve bir de fal oklar‎yla k‎smet payla‏man‎z... Bütün bunlar birer sap‎‏t‎r. Küfre batm‎‏ olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Art‎k onlardan korkmay‎n, benden korkun! Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlad‎m ve sizin için din olarak فslam'‎/Allah'a teslim olmay‎ seçtim. قu da var ki, her kim ciddi bir açl‎kla yüz yüze gelir de günaha kaçmak maksad‎ olmaks‎z‎n onlardan yemek zorunda kal‎rsa, elbette Allah Gafûr ve Rahîm'dir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  4. يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُم مِّنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّهُ فَكُلُواْ مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُواْ اسْمَ اللّهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yes’elûneke mâ zâ uhılle lehum kul uhılle lekumut tayyibâtu ve mâ allemtum minel cevârihi mukellibîne tuallimûnehunne mimmâ allemekumullâhu fe kulû mimmâ emsekne aleykum vezkurûsmellâhi aleyhi vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe serîul hısâb(hısâbi).


    1. yes'elûne-ke : sana soruyorlar

    2. mâ zâ uhılle lehum : onlara, (kendilerine) nelerin helal kılındığı

    3. kul : de, söyle

    4. uhılle lekum(u) : sizin için, size helal kılındı

    5. et tayyibâtu : temiz olanlar, helal olanlar

    6. ve mâ allemtum : ve öğrettiğiniz şey

    7. min el cevârihı : av avlamak için yetiştirilen yırtıcı hayvanlardan

    8. mukellibîne : "avcı hayvan" (avcı köpek) yetiştirenler

    9. tuallimûnehunne : onlara öğrettiniz (yetiştirdiniz)

    10. mimmâ (min mâ) alleme-kum(u) : size öğrettiği şeyden

    11. Allâhu : Allah (c.c.)

    12. fe kulû : o halde, artık yiyin

    13. mimmâ (min mâ) emsekne : tutuğu şeylerden

    14. aleykum : size, sizin için

    15. ve uzkurû : ve zikredin, anın

    16. isme Allâhi : Allah'ın (c.c.) ismini

    17. aleyhi : onun üzerine

    18. ve ittekû allâhe : ve Allah'a (c.c.) karşı takva sahibi olun

    19. inne Allâhe : muhakkak ki Allah (c.c.)

    20. serî'u el hısâbi : hesabı çabuk gören



    İmam İskender Ali Mihr : Sana kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki; “Sizin için temiz ve iyi şeyler helâl kılındı. Allah'ın size öğrettiğini onlara öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını artık yiyin ve üzerine de Allah'ın adını anın. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir.

    Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Kendilerine neler helâl edilmiştir diye sana sorarlar. De ki: Size temiz şeyler ve Allah'ın, size öğrettiği bilgiyle öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların tuttukları avlar helâl edilmiştir. Sizin için tuttuklarını yiyin ve avlanır, avı tutup keserken Allah adını anın ve Allah'tan sakının, şüphe yok ki Allah, pek tez hesap görür.

    Adem Uğur : Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Allah'tan korkun. Allah'ın hesabı pek çabuktur.

    Ahmed Hulusi : Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. . . De ki: "Size güzel - temiz gıdalar helal kılınmıştır. . . Bir de Allâh'ın size talim ettiğinden öğrettiğiniz, alıştırıp eğittiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarından yeyin ve üzerine Allâh ismini zikredin. . . Allâh'tan korunun. . . " Muhakkak ki Allâh Seriy'ul Hisab'dır (seriy'ul hesap = açığa çıkanın sonucunu bir sonraki anda oluşturan).
    Ahmet Tekin : Kendilerine nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar.
    'Bütün iyi, temiz ve sağlıklı şeyler, kestiğiniz hayvanların etleri size helâl kılındı. Allah’ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve avın üzerine Allah’ın adını anın, besmele çekin. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Allah çok çabuk hesaba çeker.' de.

    Ahmet Varol : Sana kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: 'Size temiz şeyler helal kılındı. Allah'ın size öğrettiği şekilde yetiştirdiğiniz av hayvanlarının yakalayıp sizin için alıkoyduklarından yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'a karşı gelmekten de sakının. Şüphesiz Allah hesabı hızlı görendir.'

    Ali Bulaç : Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı." Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

    Ali Fikri Yavuz : (Ey Rasûlüm), kendilerine hangi şeylerin helâl kılındığını sana soruyorlar. De ki: “- Bütün pâk nimetler size helâl kılınmıştır. Alıştırarak ve Allah’ın size öğrettiği av edeblerinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yeyin ve üzerine Allah’ın adını anın (BİSMİLLÂH deyin). Allah’dan korkun, çünkü Allah’ın hesaba çekişi çok çabuktur.”

    Bekir Sadak : Sana, kendilerine neyin helal kilindigini soruyorlar, de ki: «Size temiz olanlar helal kilindi; Allah'in size ogrettigi uzere alistirip yetistirerek ogrettiginiz avci hayvanlarin sizin icin tuttuklarini yiyin ve uzerine Allah'in adini anin. Allah'tan sakinin, dogrusu Allah hesabi cabuk gorur.

    Celal Yıldırım : Senden kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar; de ki . Size temiz yararlı şeyler helâl kılınmıştır. Eğittiğiniz ve Allah'ın size öğrettiğini öğrettiğiniz avcı hayvanların sizden yana yakaladıklarını yeyiniz ve üzerine Allah'ın ismini anınız (Besmele çekiniz). Allah'tan korkup kötülüklerden (murdar ve zararlı şeylerden) sakının ; şüphesiz ki Allah hesabı çabuk görendir.

    Diyanet İşleri (eski) : Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar, de ki: Size temiz olanlar helal kılındı; Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görür.

    Diyanet Vakfi : Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Allah'tan korkun. Allah'ın hesabı pek çabuktur.

    Edip Yüksel : Kendilerine neyin helal olduğunu sana soruyorlar. De ki, 'Size temiz yiyecekler helal edilmiştir. ALLAH'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz köpek ve şahin gibi avcı hayvanların sizin için yakaladıklarını da yiyin ve üzerlerinde ALLAH'ın ismini anın.' ALLAH'ı dinleyin. ALLAH hesabı çabuk görür.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Sana soruyorlar: Kendileri için halâl kılınan ne? De ki sizin için bütün pâk ni'metler halâl kılındı, alıştırarak ve Allahın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların da size tutuverdiklerinden yeyin ve üzerine «besmele» çekin ve Allahdan korkun, çünkü Allahın muhasebesi çok sür'atlidir

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sana kendilerine neyin helal edildiğini soruyorlar. De ki: Size bütün temiz nimetler helal edildi. Allah'ın size öğrettiği şekilde eğiterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden yiyin ve üzerine besmele çekin, Allah'tan korkun; Çünkü Allah, hesabı çabuk görendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: «Size iyi ve temiz şeyler helal kılındı.» Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin), Allah'tan korkun. Muhakkak Allah, hesabı çabuk görendir.

    Fizilal-il Kuran : Sana kendilerine nelerin helal kılındığını soruyorlar. onlara de ki «Size temiz yiyecekler helal kılındı. Allah'ın size sağladığı bilgileri öğreterek yetiştirdiğiniz eğitimli ev hayvanları sizin için avladıkları hayvanları da yiyiniz ve üzerlerine Allah'ın adını anınız. Allah'tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah'ın hesaplaşması çok çabuktur.»

    Gültekin Onan : Sana kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı." Tanrı'nın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların yakalayıverdiklerinden de -üzerine Tanrı'nın adını anarak- yiyin. Tanrı'dan korkup sakının. Kuşkusuz Tanrı hesabı çabuk görendir.

    Hasan Basri Çantay : Kendilerine hangi şey'in halâl edildiğini sana sorarlar. De ki: «Bütün iyi ve temiz (nimetler) size halâl edilmişdir». Allahın size öğretdiğinden öğretib (terbiye ederek) yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden de yeyin ve üzerine besmele çekin. Allahdan korkun. Çünkü Allah, hesabı pek çabuk görendir.

    Hayrat Neşriyat : (Ey Habîbim!) Sana kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: 'Size temiz şeyler helâl kılındı; yetiştiriciler olarak Allah’ın size öğrettiğinden onlara öğreterek terbiye ettiğiniz avcı hayvanlar(ın avladıkları) da (size helâl kılındı). Öyleyse onların size tuttuklarından yiyin ve (ava gönderirken) üzerine Allah’ın ismini zikredin! Hem Allah’dan sakının!' Muhakkak ki Allah, hesâbı pek çabuk görendir.

    İbni Kesir : Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: Size bütün iyi ve temizler helal kılındı. Allah'ın size öğrettiği ile alıştırıp öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Ve Allah'tan sakının, muhakkak ki Allah; hesabı çabuk görendir.

    Muhammed Esed : Kendilerine neyin helal kılındığını sana soracaklar. De ki: "Hayatın bütün güzel şeyleri size helaldir." Allahın size öğrettiği bilgiden bir kısmını öğreterek eğittiğiniz av hayvanlarına gelince, onların sizin için yakaladığı şeyi yiyin, ama üstünde Allahın adını anın ve Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: şüphe yok ki Allah hesap görmede hızlıdır.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Senden sorarlar ki, kendileri için helâl kılınmış olan şey nedir? De ki: «Sizin için temiz nîmetler helâl kılınmıştır. Ve yırtıcı hayvanlardan olup Cenâbı Hakk'ın size bildirdiğinden kendilerine öğretmiş olduğunuz muallem av hayvanlarının (avladıkları da helâldir). İmdi sizin için onların tuttuklarından yeyiniz, ve onun üzerine ism-i ilâhiyi zikrediniz ve Allah Teâlâ'dan korkunuz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ Seriu'l hisabtır.»

    Ömer Öngüt : Resulüm! Onlar sana kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: Temiz olan şeyler size helâl kılındı. Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve (ava salarken) üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.

    Şaban Piriş : Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: -Temiz olanlar size helal kılınmıştır. Allah’ın size öğrettiği şekilde yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarının üzerine Allah’ın adını anarak yiyin. Allah’tan korkun, doğrusu Allah hesabı çabucak görüverir.

    Suat Yıldırım : Kendilerine nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar. De ki: "Bütün temiz ve iyi rızıklar size helâl kılınmıştır. Allah’ın size öğrettiğinden öğrenip eğittiğiniz avcı hayvanların sizin için tutup getirdiklerini yiyiniz ve üzerlerine Allah’ın adını anınız. Allah’a karşı gelmekten sakının, çünkü Allah hesabı çabuk görür."

    Süleyman Ateş : Sana, kendilerine neyin helâl kılındığını soruyarlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Allâh'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarını yeyin ve üzerine Allâh'ın adını anın, Allah'tan korkun. Çünkü Allâh, hesabı çabuk görendir.

    Tefhim-ul Kuran : Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: «Bütün temiz şeyler size helal kılındı.» Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerlerine Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

    Ümit Şimşek : Senden, kendilerine neyin helâl edildiğini soruyorlar. De ki: İyi ve temiz olan şeyler size helâldir. Allah'ın size nasip ettiği bilgi ile eğittiğiniz av hayvanlarının size tutup getirdiklerini de, üzerlerine Allah'ın adını anarak yiyin. Allah'tan sakının; çünkü Allah pek çabuk hesap görücüdür.

    Yaşar Nuri Öztürk : Sana soruyorlar, onlar için helal kılınan ne? Şöyle söyle: "Sizin için bütün temiz nimetler helal kılınmıştır. Eğittiğiniz avcı kuşların tuttukları ile eğittiğiniz av köpeklerinin tuttukları da size helal kılındı. Siz bu hayvanlara, Allah'ın size öğrettiklerinden öğretiyorsunuz. O halde onların sizin için tuttuklarından da yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının! Allah gerçekten hesabı çok çabuk görür."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     


  5. الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ حِلٌّ لَّكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلُّ لَّهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلاَ مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ وَمَن يَكْفُرْ بِالإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    El yevme uhılle lekumut tayyibât(tayyibâtu) ve taâmullezîne ûtûl kitâbe h‎llun lekum ve taâmukum h‎llun lehum vel muhsanâtu minel mu’minâti vel muhsanâtu min ellezîne utûl kitâbe min kablikum izâ âteytumûhunne ucûrehunne muhs‎nîne gayra musâfihîne ve lâ mutteh‎zî ehdân(ehdânin) ve men yekfur bil îmâni fe kad habita ameluhu ve huve fîl âh‎reti minel hâsirîn(hâsirîne).


    1. el yevme : bugün

    2. uh‎lle : helal k‎l‎nd‎

    3. lekum(u) : sizin için, size

    4. et tayyibâtu : güzel ve helâl olanlar

    5. ve taâmu : ve yemek

    6. ellezîne : o kimseler, onlar

    7. utû el kitâbe : kitab verildiler

    8. h‎llun lekum : sizin için, size helal

    9. ve taâmu-kum : ve sizin yemeًiniz

    10. h‎llun lehum : onlara helâl

    11. ve el muhsanâtu : ve iffetli - namuslu kad‎nlar

    12. min el mu'minâti : mü'min kad‎nlardan

    13. ve el muhsanâtu : ve iffetli , namuslu kad‎nlar

    14. min ellezîne : o kimselerden, onlardan

    15. ûtû el kitâbe : kitab verildiler

    16. min kabli-kum : sizden ِnce

    17. izâ âteytumû-hunne : onlara verdiًiniz zaman

    18. ucûre-hunne : onlar‎n mehirlerini

    19. muhs‎nîne : muhsinler, iffetli olanlar

    20. gayra musâfihîne : zinâ yapmaks‎z‎n

    21. ve lâ mutteh‎zî : ve edinmeyenler

    22. ehdânin : gizli dostlar

    23. ve men yekfur : ve kim inkar eder

    24. bi el îmâni : iman‎

    25. fe kad habita : art‎k bo‏a gitmi‏tir

    26. amelu-hu : onun ameli

    27. ve huve : ve o

    28. fî el âh‎reti : ahirette

    29. min el hâsirîne : hüsranda olanlardan, hüsrana uًrayanlardan



    فmam فskender Ali Mihr : Bugün size iyi ve temiz ‏eyler helâl k‎l‎nd‎. Ve kendilerine kitap verilenlerin yemeًi, size helâl, sizin yemeًiniz de onlara helâldir. Ve mü'minlerden iffetli hür kad‎nlar ve sizden ِnce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kad‎nlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaks‎z‎n namuslu bir biçimde mehirlerini verdiًiniz taktirde, sizlere helâldir. Ve kim îmân‎ inkâr ederse art‎k onun ameli bo‏a gitmi‏tir. Ve o âhirette hüsrana uًrayanlardand‎r.

    Diyanet ف‏leri : Bu gün size temiz ve ho‏ ‏eyler helâl k‎l‎nd‎. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü’min kad‎nlardan iffetli olanlarla, daha ِnce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kad‎nlar da, mehirlerini vermeniz kayd‎yla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inan‎lmas‎ gerekenleri inkâr ederse, bütün i‏lediًi bo‏a gider. Ahirette de o, ziyana uًrayanlardand‎r.

    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Bugün size bütün temiz ‏eyler helâl edilmi‏tir ve kendilerine kitap verilenlerin yemekleri de helâldir size, sizin yemekleriniz de helâldir onlara ve inanan kad‎nlardan namus ve iffet sahibi olanlarla kendilerine kitap verilenlere mensup namuslu kad‎nlar da, mehirlerini vermek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak ‏art‎yla size helâldir ve kim iman‎ inkâr ederse bütün i‏ledikleri bo‏a gider ve o, âhirette ziyan edenlerdendir.

    Adem Uًur : Bugün size temiz ve iyi ‏eyler helâl k‎l‎nm‎‏t‎r. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, h‎ristiyan vb. nin) yiyeceًi size helâldir, sizin yiyeceًiniz de onlara helâldir. Mümin kad‎nlardan iffetli olanlar ile daha ِnce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kad‎nlar da, mehirlerini vermeniz ‏art‎yla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (فslâmî hükümlere) inanmay‎ kabul etmezse onun ameli bo‏a gitmi‏tir. O, ahirette de ziyana uًrayanlardand‎r.

    Ahmed Hulusi : Bu gün size güzel - temiz tüm g‎dalar helal k‎l‎nm‎‏t‎r. . . Kendilerine hakikat bilgisi verilmi‏ olanlar‎n yemekleri size helald‎r. . . Sizin yemekleriniz de onlara helald‎r. . . فman eden kad‎nlar‎n iffetli olanlar‎ ile sizden ِnce kendilerine hakikat bilgisi verilenlerden iffetli olan kad‎nlar da, mehrlerini vermeniz (nikâhlaman‎z), zinadan uzak durmalar‎ ve (gizli) dost tutmamalar‎ ‏art‎yla, size helald‎r. . . Kim iman‎n ‏artlar‎n‎ ve gereklerini tan‎may‎p, hakikati inkâr ederse, elbette onun yapt‎ً‎ i‏ler bo‏a gider ve o, sonsuz gelecek sürecinde hüsranda olanlardand‎r.

    Ahmet Tekin : Bugün size temiz, iyi ve saًl‎kl‎ ‏eyler helâl k‎l‎nd‎. Kendilerine verilen kutsal kitaplar‎n hükmünce amel edenlerin yiyeceًi ve kestikleri hayvanlar‎n etleri size helâldir. Sizin yiyeceًiniz de onlara, yahudilere, hristiyanlara helâldir.
    Mü’min kad‎nlardan iffetli olanlarla sizden ِnce kendilerine verilen kutsal kitaplar‎n hükmünce amel edenlerden iffetli, haramdan sak‎nan, hür kad‎nlar da, evlilik baً‎ ile baًlanman‎z, s‎rf cinsel arzular‎n‎z‎ tatmin için kar‏‎l‎kl‎ erlik-di‏ilik suyu bo‏altma, gayrime‏ru ili‏ki amac‎ ta‏‎maman‎z, gizli dost tutmaman‎z kayd‎yla mehirlerini verdiًiniz zaman size helâldir.
    Kutsal kitaplar‎n‎n hükmünce sorumlu tutulanlarla bir k‎s‎m ili‏kiler ve al‎‏veri‏ler me‏rû da k‎l‎nsa, onlardan baz‎ kad‎nlar k‎zlar e‏leriniz de olsa, unutulmamal‎d‎r ki, iman‎n gereklerini, Kur’ân’‎n getirdiklerini, ‏er’î sorumluluk ve hükümleri tan‎mazl‎ktan gelerek inkârda ‎srar edenlerin, iman ile baًlar‎n‎ koparanlar‎n amelleri kesinlikle bo‏a gider. Bِyle biri, âhirette, ebedî yurtta hüsrana uًrayanlardan olur.

    Ahmet Varol : Bugün size temiz ‏eyler helal k‎l‎nd‎. Kendilerine kitap verilmi‏ olanlar‎n yemeًi size, sizin yemeًiniz de onlara helaldir. [1] Mü'minlerden olan namuslu hür han‎mlar ile kendilerine sizden ِnce kitap verilenlerden olan namuslu hür han‎mlar, iffetli ya‏aman‎z, zina etmemeniz, gizli dost tutmaman‎z ve mehirlerini vermeniz ‏art‎yla size helaldir. Kim iman‎ inkar ederse onun yapt‎klar‎ bo‏a gitmi‏tir. O, ahirette de zarara uًrayanlardand‎r.

    Ali Bulaç : Bugün size temiz olan ‏eyler helal k‎l‎nd‎. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeًi size helal, sizin de yemeًiniz onlara helaldir. Mü'minlerden ِzgür ve iffetli kad‎nlar ile sizden ِnce (kendilerine) kitap verilenlerden ِzgür ve iffetli kad‎nlar da, namuslu, fuhu‏ta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemi‏ler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ِdediًiniz takdirde- size (helal k‎l‎nd‎.) Kim iman‎ tan‎may‎p küfre saparsa, elbette onun yapt‎ً‎ bo‏a ç‎km‎‏t‎r. O ahirette hüsrana uًrayanlardand‎r.

    Ali Fikri Yavuz : Bugün temiz ve pâk ni’metler size helâl k‎l‎nd‎. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceًi size helâl olduًu gibi, sizin yiyeceًiniz de onlara helâldir. Namuslu, zina yapmam‎‏ ve gizli dostlar edinmemi‏ olduًunuz halde, mü’minlerden hür ve iffetli kad‎nlarla, sizden ِnce kendilerine kitap verilenlerden (Hristiyan ve Yahudiler’den) yine hür ve iffetli kad‎nlar‎, mehirlerini verip nikâhlay‎nca, onlar size helâldir. Kim ‏eriat‎n hükümlerini tan‎maz, iman‎ inkâr ederse, bütün yapt‎klar‎ bo‏a gitmi‏tir; ve o, âhirette hüsrana uًrayanlardand‎r.

    Bekir Sadak : Bugun, size temiz olanlar helal kilindi. Kitap verilenlerin yemegi size helal, sizin yemeginiz de onlara helaldir. Inanan hur ve iffetli kadinlar ve sizden once kitap verilenlerin hur ve iffetli kadinlari -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksizin ve mehirlerini verdiginiz takdirde- size helaldir. Kim imani inkar ederse, suphesiz amelleri bosa gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.*

    Celal Y‎ld‎r‎m : Bugün size temiz-yararl‎ ‏eyler helâl k‎l‎nd‎; kendilerine kitap verilen (Yahudî ve H‎ristiyan)lerin yiyeceًi size helâldir; sizin de yiyeceًiniz onlara helâldir. فnanan iffetli kad‎nlarla, sizden ِnce kendilerine kitap verilenlerin iffetli kad‎nlar‎, —iffetli olduًunuz, zina etmediًiniz, gizli dost tutmad‎ً‎n‎z halde— (nikâh akdi yaparak) mahirlerini verdiًinizde (size helâld‎rlar). Kim (Hakk'a) imân‎ inkâr ederse, gerçekten ameli bo‏a gider ve آhirette de zarara uًrayanlardand‎r.

    Diyanet ف‏leri (eski) : Bugün, size temiz olanlar helal k‎l‎nd‎. Kitap verilenlerin yemeًi size helal, sizin yemeًiniz de onlara helaldir. فnanan hür ve iffetli kad‎nlar ve sizden ِnce kitap verilenlerin hür ve iffetli kad‎nlar‎ -zina etmeksizin, gizli dost tutmaks‎z‎n ve mehirlerini verdiًiniz takdirde- size helaldir. Kim iman‎ inkar ederse, ‏üphesiz amelleri bo‏a gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.

    Diyanet Vakfi : Bugün size temiz ve iyi ‏eyler helâl k‎l‎nm‎‏t‎r. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, h‎ristiyan vb. nin) yiyeceًi size helâldir, sizin yiyeceًiniz de onlara helâldir. Mümin kad‎nlardan iffetli olanlar ile daha ِnce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kad‎nlar da, mehirlerini vermeniz ‏art‎yla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (فslâmî hükümlere) inanmay‎ kabul etmezse onun ameli bo‏a gitmi‏tir. O, ahirette de ziyana uًrayanlardand‎r.

    Edip Yüksel : Bugün size iyi ve temiz ‏eyler helal k‎l‎nd‎. Kitap halk‎n‎n yiyeceًi size helaldir. Sizin de yiyecekleriniz onlara helaldir. Mehirlerini ِdemeniz, zina etmeyip namuslu davranman‎z ve gizli dost tutmaman‎z ko‏uluyla, inananlardan iffetli kad‎nlarla ve sizden ِnce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kad‎nlarla evlenmeniz size helaldir. Kim inanmay‎ kabul etmezse tüm yapt‎klar‎ bo‏a ç‎km‎‏t‎r ve o, ahirette de kaybedenlerdendir.

    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Bugün pâk ni'metler sizin için halâl k‎l‎nd‎, hem mü'mîn kad‎nlar‎n hurr olanlariyle sizden evvel kitâb verilen ümmetlerin hur kad‎nlar‎ da iffetlerinizi muhafaza ederek, zina etmeksizin, gizli dost tutmaks‎z‎n kendilerine mehirlerini verib nikâhlad‎ً‎n‎z takdirde size halâld‎r, ve her kim ‏eriatin ahkâm‎n‎ tan‎mazsa her halde bütün i‏lediًi hederdir ve âh‎rette o, husranda kalanlardand‎r

    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Bugün temiz nimetler size helal edildi. Kendilerine kitap verilenlerin yemekleri size, sizin yemekleriniz de onlara helald‎r. Hür mü'min kad‎nlarla, sizden ِnce kendilerine kitap verilenlerin hür kad‎nlar‎, namusunuzu muhafaza etmek, zina etmemek, gizli dost tutmamak, kendilerine mehirlerini verip nikahlamak ‏art‎yla size helald‎r. Her kim ‏eriat‎n hükümlerini tan‎mazsa, bütün yapt‎klar‎ bo‏a gitmi‏tir ve o ahirette zarara uًrayacaklardand‎r.

    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Bugün size iyi ve temiz ‏eyler helal k‎l‎nd‎. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduًu gibi, sizin yiyeceًiniz de onlara helâldir. Ve müminlerden iffetli hür kad‎nlar ve sizden ِnce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kad‎nlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaks‎z‎n, namuslu bir ‏ekilde mehirlerini ِdediًiniz takdirde, size helâldir. Her kim iman‎ inkâr ederse, ameli bo‏a gitmi‏ olur ve o, ahirette zarara uًrayanlardand‎r.

    Fizilal-il Kuran : Bugün size temiz olan yiyecekler helal k‎l‎nd‎. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size ve sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. فffetli ve hür mümin kad‎nlar‎ - zinaya ve metreslik ili‏kisine ba‏vurmaks‎z‎n- namuslu biçimde mehirlerini verdiًiniz takdirde size helâldir. Kim iman etmeyi reddederse yapt‎ً‎ ameller bo‏a gitmi‏tir, o kimse ahirette hüsrana uًrayanlardan olur.

    Gültekin Onan : Bugün size temiz olan ‏eyler helal k‎l‎nd‎. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yiyeceًi size helal, sizin de yiyeceًiniz onlara helaldir. فnançl‎lardan ِzgür ve iffetli (olanlar) ile sizden ِnce (kendilerine) kitap verilenlerden ِzgür ve iffetli kad‎nlar da, namuslu, fuhu‏ta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemi‏ler olarak -onlara mehirlerini ِdediًiniz takdirde- size (helal k‎l‎nd‎). Kim inanc‎ / inanmay‎ tan‎may‎p küfrederse elbette onun yapt‎ً‎ bo‏a ç‎km‎‏t‎r. O ahirette hüsrana uًrayanlardand‎r.

    Hasan Basri اantay : Bugün size bütün iyi ve temiz (nimetler) halâl k‎l‎nd‎. Kendilerine kitab verilenlerin yiyeceًi sizin için halâl olduًu gibi sizin yiyeceًiniz de onlar için halâld‎r. Namuskâr, zinaya sapmam‎‏ ve gizli dostlar da edinmemi‏ (insanlar) haalinde (ya‏aman‎z ‏artiyle) mü'minlerden hür ve iffetli kad‎nlarla kendilerine sizden evvel kitab verilenlerden yine hür ve iffetli kad‎nlar dahi, siz onlar‎n mehirlerini ver (ib nikâh ed) ince (size halâld‎r). Kim îman‎ tan‎may‎b kâfir olursa her halde bütün yapd‎ً‎ bo‏una gitmi‏dir ve o, âh‎retde en çok ziyana uًrayanlardand‎r.

    Hayrat Ne‏riyat : Bugün size temiz ‏eyler helâl k‎l‎nd‎. Kendilerine kitab verilenlerin yiyeceًi de size helâldir, sizin yiyeceًiniz de onlara helâldir. Gerek mü’ min kad‎nlardan hür ve iffetli olanlar, gerekse siz den ِnce kendilerine kitab verilenlerden hür ve iffetli olan kad‎nlar, zinâdan kaç‎nan ve gizli dost edinmeyen iffetli kimseler olmak üzere, kendilerine mehirlerini verdiًiniz takdirde (size helâl k‎l‎nd‎).Art‎k kim îmân‎ (Allah’‎ ve فlâhî hüküm leri) inkâr ederse, bu durumda ‏übhesiz ameli bo‏a gitmi‏tir; ve o, âhi ret te zarara uًrayanlardand‎r.

    فbni Kesir : Bugün, size, iyi ve temiz olanlar helal k‎l‎nd‎. Kitab verilmi‏ olanlar‎n yemeًi size helaldir, sizin yemeًiniz de onlara helaldir. Mü'min kad‎nlardan iffetli olanlar ve sizden ِnce kitab verilenlerdenb iffetli kad‎nlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaks‎z‎n ve mehirlerini verdiًinizde size helaldir. Kim de iman‎ inkar ederse; yapt‎klar‎ bo‏a gitmi‏tir ve o, ahirette hüsrana uًrayanlardand‎r.

    Muhammed Esed : Bugün, hayat‎n bütün güzel ‏eyleri size helal k‎l‎nm‎‏t‎r. Ve daha ِnce kendilerine vahiy verilenlerin yiyecekleri de size helaldir, sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir. Ve (bu ilahi kelama) inananlar içindeki iffetli kad‎nlar ile sizden ِnce kendilerine vahiy verilenler aras‎nda bulunan kad‎nlar‎ nikahlaman‎z, -onlara mehirlerini vermeniz ‏art‎yla ve onlar‎ gayri me‏ru yolla ya da gizli dost tutma yoluyla deًil de me‏ru bir nikah ile alman‎z ‏art‎yla- (size helaldir). (Allaha) inanmay‎ reddedene gelince; onun bütün i‏leri bo‏a gidecek: zira o, ِteki dünyada zarara uًrayanlar aras‎nda yer alacakt‎r.

    ضmer Nasuhi Bilmen : Bugün sizin için temiz nîmetler helâl k‎l‎nm‎‏t‎r. Ve kendilerine kitap verilmi‏ olanlar‎n taam‎ sizin için helâldir, sizin taam‎n‎z da onlar için helâldir. Ve mü'minelerden hürre, afife olanlar ve kendilerine kitap verilmi‏ olanlardan hürre, afife olanlar, onlara mihirlerini verdiًiniz afif, zinadan berî ve gizli dostlar edinmeden müçtenib bulunduًunuz takdirde (sizlere helâldir). Ve her kim ahkâm-‎ diniyeyi inkâr ederse muhakkak i‏lediًi mahvolur. Ve o kimse ahirette de hüsrâna uًram‎‏ olanlardand‎r.

    ضmer ضngüt : Bugün size temiz ‏eyler helâl k‎l‎nd‎. Kendilerine kitap verilenlerin yemekleri size helâl olduًu gibi, sizin yemekleriniz de onlara helâldir. Mümin kad‎nlardan hür ve iffetli olanlar ile sizden ِnce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kad‎nlar, zinâ etmeksizin, gizli dost tutmaks‎z‎n ve mehirlerinizi verdiًinizde size helâldir. Kim iman‎ kabul etmezse ameli bo‏a gider ve o kimse ahirette de hüsrana uًram‎‏ olanlardand‎r.

    قaban Piri‏ : Bugün, size temiz olanlar helal k‎l‎nm‎‏t‎r. Kitap verilenlerin yemeًi size helal, sizin yemeًiniz de onlara helaldir. Mümin, hür ve iffetli kad‎nlar ve sizden ِnce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kad‎nlar, mehirlerini verdiًiniz taktirde iffetli olarak, fuh‏a sapmadan ve gizli dost tutmaks‎z‎n size helaldir. Kim, iman‎ inkar ederse amelleri bo‏a gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.

    Suat Y‎ld‎r‎m : Bugün size temiz ve iyi ‏eyler helâl k‎l‎nd‎. Ehl-i kitab‎n kestikleri ve diًer yiyecekleri size helâldir. Sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Namuslu, zinaya girmemi‏ ve gizli dostlar edinmemi‏ insanlar halinde ya‏aman‎z ‏art‎yla, müminlerden hür ve iffetli kad‎nlarla, sizden ِnceki Ehl-i kitaptan hür ve iffetli kad‎nlar da, mehirlerini verip nikâhlad‎ً‎n‎zda size helâldir. Kim iman‎ inkâr ederse bütün yapt‎ً‎ i‏ler bo‏a gider ve o, âhirette de ziyana uًrayanlardan olur.

    Süleyman Ate‏ : Bugün size iyi ve temiz ‏eyler helâl k‎l‎nd‎. Kendilerine kitap verilenlerin yemeًi, size helâl, sizin yemeًiniz de onlara helâldir. فnanan, namuslu, hür kad‎nlar ve sizden ِnce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kad‎nlar -zinâ etmeksizin, gizli dost tutmaks‎z‎n, namuslu bir biçimde (evlenmek üzere) mehirlerini verdiًiniz takdirde- size helâldir. Kim inanmay‎ kabul etmezse, onun ameli bo‏a ç‎km‎‏t‎r ve o, âhirette kaybedenlerdendir.

    Tefhim-ul Kuran : Bugün size temiz olan ‏eyler helal k‎l‎nd‎. (Kendilerine) kitap verilenlerin yemeًi size helal, sizin de yemeًiniz onlara helald‎r. Mü'minlerden ِzgür ve iffetli kad‎nlar ile sizden ِnce (kendilerine) kitap verilenlerden ِzgür ve iffetli kad‎nlar da, namuslu, fuhu‏ta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemi‏ler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ِdediًiniz takdirde- size (helal k‎l‎nd‎.) Kim iman‎ tan‎may‎p küfre saparsa, elbette onun yapt‎ً‎ bo‏a ç‎km‎‏t‎r. O ahirette hüsrana uًrayanlardand‎r.

    ـmit قim‏ek : Bugün, temiz ve iyi ‏eyler size helâl k‎l‎nm‎‏t‎r. Kitap Ehlinin yiyecekleri size helâldir; sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü'minlerden hür ve iffetli kad‎nlar ile sizden ِnce kendilerine kitap verilmi‏ olanlardan hür ve iffetli kad‎nlar da, mehirlerini vermeniz, iffetlerinizi korumak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak ‏art‎yla, size helâl k‎l‎nd‎. فman‎ reddeden kimsenin ise bütün yapt‎klar‎ bo‏a ç‎km‎‏t‎r; âhirette o hüsrana dü‏enlerdendir.

    Ya‏ar Nuri ضztürk : Bugün size bütün temiz nimetler helal k‎l‎nd‎. Kendilerine kitap verilmi‏ olanlar‎n yemekleri size helaldir. Sizin yemekleriniz de onlara helaldir. Mümin kad‎nlar‎n iffetlileriyle, sizden ِnce kendilerine kitap verilmi‏ olanlar‎n iffetli han‎mlar‎ da mehirlerini verdiًiniz takdirde; iffetinizi koruman‎z, zinadan uzak kalman‎z ve ‏unu-bunu dost tutmaman‎z ‏art‎yla size helaldir. فman‎ tan‎may‎p nankِrlük edenin ameli bo‏a gitmi‏tir. Ve o, âhirette de hüsrana uًrayanlardand‎r.




    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]


     


  6. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فاغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواْ وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاء أَحَدٌ مَّنكُم مِّنَ الْغَائِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ تَجِدُواْ مَاء فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَكِن يُرِيدُ لِيُطَهَّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ kumtum iles salâti fagsilû vucûhekum ve eydiyekum ilel merâfikı vemsehû bi ruusikum ve erculekum ilâl ka’beyn(ka’beyni) ve in kuntum cunuben fattahherû ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâitı ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vucûhikum ve eydîkum minh(minhu) mâ yurîdullâhu li yec’ale aleykum min haracin ve lâkin yurîdu li yutahhirekum ve li yutimme ni’metehu aleykum leallekum teşkurûn(teşkurûne).


    1. yâ eyyuhâ : ey!

    2. ellezîne âmenû : yaşarken Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler

    3. izâ kumtum : kalktığınız zaman

    4. ilâ es salâti : namaza

    5. fe igsilû : o zaman , o taktirde yıkayın!

    6. vucûhe-kum : yüzleriniz

    7. ve eydiye-kum : ve elleriniz

    8. ilâ el merâfikı : dirseklere kadar

    9. ve imsehû : ve mesh edin!

    10. bi ruûsi-kum : başlarınızı

    11. ve ercule-kum : ve ayaklarınızı

    12. ilâ el ka'beyni : topuk kemiklerine kadar (iki topuk kemiğine kadar)

    13. ve in kuntum : ve eğer siz ... iseniz

    14. cunuben : cunup

    15. fe ittahherû : o zaman, o taktirde iyice temizlenin! (gusul abdesti alın!)

    16. ve in kuntum : ve eğer siz ... iseniz

    17. mardâ : hasta

    18. ev alâ seferin : veya yolculuk üzere, yolculukta

    19. ev câe ehadun : veya birisi geldi

    20. min-kum : sizden

    21. min el gâitı : tuvaletten

    22. ev lâmestum : veya yaklaştınız, dokundunuz

    23. en nisâe : kadınlar

    24. fe lem tecidû : artık bulamazsanız

    25. mâen : su

    26. fe teyemmemû : o halde, o zaman teyemmum edin!

    27. saîden : toprak

    28. tayyiben : temiz olan

    29. fe imsehû : böylece, meshedin(sürün)!

    30. bi vucûhi-kum : yüzlerinize

    31. ve eydî-kum : ve elleriniz

    32. min-hu : ondan

    33. mâ yurîdu Allâhu : Allah (c.c.) dilemez

    34. li yec'ale aleykum : size yapmak, çıkartmak, kılmak

    35. min haracin : bir güçlük

    36. ve lâkin : ve lâkin, fakat

    37. yurîdu : diler

    38. li yutahhire-kum : sizi temizlemeyi

    39. ve li yutimme : ve tamamlamayı

    40. ni'mete-hu : nimetini

    41. aleykum : sizin üzerinize, size

    42. lealle-kum : umulur ki böylece siz

    43. teşkurûne : şükredersiniz



    İmam İskender Ali Mihr : Ey âmenû olanlar (Allah'a yaşarken ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinize ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın ve başlarınıza meshedin ve ayaklarınızı da topuklarınıza kadar yıkayın. Eğer cünüp iseniz o taktirde iyice yıkanıp temizlenin (boy abdesti alın). Eğer hasta veya yolcu iseniz veya biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlara dokunmuş (temas etmiş) ise, eğer su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin. Ve de ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh edin, (sürün). Allah size güçlük çıkarmak istemez, sizi temizlemek ve sizin üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki böylece siz şükredersiniz.

    Diyanet İşleri : Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey inananlar, namaza kalktığınız zaman yıkayın yüzlerinizi ve dirseklerinizle berâber ellerinizi ve başınızın bir kısmını meshedip ayaklarınızı topuklarınızla berâber ve cünüpseniz iyice yıkanıp arının. Hastaysanız, yahut seferdeyseniz, yahut içinizden biri ayak yolundan geldiyse, yahut da kadınlara temas etmişseniz su bulamadığınız takdîrde temiz toprakla teyemmüm edin de toprakla yüzünüzü, ellerinizi meshedin. Allah, sizi güce koşmayı istemez, fakat şükredesiniz diye tertemiz olmanızı ve size verdiği nîmeti tamamlamayı diler.

    Adem Uğur : Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.

    Ahmed Hulusi : Ey iman edenler. . . Salâta doğrulduğunuzda yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi su ile yıkayın; başlarınızı mesh edin ve iki topuğunuza kadar ayaklarınızı da yıkayın. . . Eğer cünüp iseniz bütün vücudunuzu yıkayın. . . Eğer hasta olmuşsanız veya bir sefer üzere iseniz veya sizden biri tuvalet ihtiyacını gidermiş olarak gelirse yahut kadınlarla yatmışsanız, su da bulamamışsanız; temiz toprağa teyemmüm edin. . . Yüzlerinizi ve ellerinizi ondan mesh edin. . . Allâh size güçlük oluşturmak dilemez, fakat sizi arındırmak ve "HÛ"nun nimetini sizin üzerinizde tamamlamayı diler; tâ ki şükredesiniz (değerlendiresiniz).

    Ahmet Tekin : Ey iman edenler, şafak sökerken uykunuzdan uyanıp namaza kalktığınız zaman, namazları kılacağınız zaman, yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi-kollarınızı yıkayın, başlarınızı mesh edin. Aşık kemiklerine (ayak bileklerine) kadar da ayaklarınızı yıkayın.
    Eğer cünüp olduysanız boy abdesti alın, namazınızı kılın.
    Eğer hasta, yaralı iseniz veya seferde, seyahatte bulunuyorsanız yahut herhangi biriniz ayakyolundan gelirse yahut da hanımlarınızla ilişkiye girmişseniz, bu hallerde iken, su da bulamazsanız abdest alma veya gusül etme niyetiyle temiz bir toprakla teyemmüm edin, yüzünüzü ve ellerinizi-kollarınızı toprakla mesh edin, namazınızı kılın.
    Allah size güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi arındırmak, size ihsan ettiği nimetini tamamlamayı, lenf ve kan dolaşımınızı, bünyenizdeki statik elektriği dengelemeyi, güzelliğinizi ve nurunuzu artırmayı, sağlıklı olmanızı istiyor. Umulur ki, şükredersiniz.

    Ahmet Varol : Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz boydan boya yıkanın. Eğer hasta yahut yolculukta olursanız veya sizden biri tuvalet ihtiyacını görmüş ya da kadınlara dokunmuş olup da su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah size bir zorluk çıkarmak istemiyor; ancak sizi temizlemek ve olur ki şükredersiniz diye üzerinize nimetini tamamlamak istiyor.

    Ali Bulaç : Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

    Ali Fikri Yavuz : Ey mü’minler! Namaza kalkacağınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirseklerinizle beraber) yıkayın, başınızı (ıslak elle silin) mesh edin ve ayaklarınızı da (topuklarınızla beraber) yıkayın. Eğer cünub iseniz boy abdesti alın. Eğer hasta veya yolculukta bulunuyorsanız veya içinizden biri ayak yolundan gelmişse veya kadınlara dokunmuş (cima etmiş) iseniz ve bu hallerde su bulamamışsanız, o vakit pâk bir toprakla teyemmüm edin, niyetle ondan (o topraktan) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah size bir güçlük dilemez, fakat sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister, tâ ki şükredesiniz.

    Bekir Sadak : Ey Inananlar! Namaza kalktiginizda yuzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -baslarinizi meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarinizi yikayin. Eger cunupseniz yikanip temizlenin; sayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan gelmisseniz yahut kadinlara yaklasmissaniz ve su bulamamissaniz temiz bir topraga teyemmum edin, yuzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi aritip uzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki sukredesiniz.

    Celal Yıldırım : Ey imân edenler! Namaza kalkmayı dilediğinizde yüzlerinizi, dirseklere kadar (dirsekler dahil) ellerinizi yıkayın. Başlarınıza meshedip topuklarına kadar (topuklar dahil) ayaklarınızı yıkayın. Cünüb iseniz iyice yıkanıp temizlenin (boy abdesti alın). Hasta iseniz veya yolculukta bulunuyorsanız veya sizden biri tabiî ihtiyacını gidermekten gelmişse veya kadınlara dokunmuşsanız, bu durumda su da bulamamışsanız, tertemiz bir toprakla teyemmüm edin ; ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah size sıkıntı vermek istemez. ama sizi tertemiz yapmak ve şükredesiniz diye üzerinize nîmetini tamamlamak ister.

    Diyanet İşleri (eski) : Ey İnananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz yıkanıp temizlenin; şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi arıtıp üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

    Diyanet Vakfi : Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.

    Edip Yüksel : İnananlar! Namaza kalktığınız zaman: Yüzünüzü yıkayın, ellerinizi dirseklere kadar yıkayın, başınızı sıvazlayın, ve ayaklarınızı da topuklara kadar (sıvazlayın/yıkayın). Cinsel ilişkide bulunmuşsanız yıkanınız. Hasta veya yolcu iseniz, yahut tuvaletten gelmiş, yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunmuş ve su bulamamışsanız, temiz bir toprağa yönelip yüzünüzü ve kollarınızı onunla sıvazlayın. ALLAH size güçlük çıkarmak istemez. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor. Olur ki şükredersiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey o bütün iyman edenler! Namaza kalkacağınız vakit yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza mesh edib her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın, cünübseniz tas tamam yıkanın, eğer hasta veya seferde olursunuz veya biriniz hacet yerinden gelir veya kadınlara dokunursunuz da suya gücünüz yetmezse o vakit de temiz bir toprağa teyemmüm edin: niyyetle ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh eyleyin, Allahın muradı sizi sıkıntıya koşmak değil ve lâkin o sizi pam pâk etmek ve üzerinizdeki ni'metini tamamlamak istiyor ki şükredesiniz

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey iman edenler, namaza kalkacağınız vakit, yüzlerinizi, dirseklere kadar; ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı (yıkayın). Eğer cünüpseniz tastamam yıkanın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz veya biriniz hacet yerinden gelmişse ya da kadınlara dokunmuş olup da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin, niyetle o topraktan ellerinize ve yüzlerinize sürün. Allah'ın muradı sizi sıkıntıya koşmak değildir; fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.

    Fizilal-il Kuran : Ey iman edenler, namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip– topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz temizlenin; şayet hasta veya yolculukta iseniz ya da ayak yolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi arıtıp üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

    Gültekin Onan : Ey inananlar, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin). Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Tanrı size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

    Hasan Basri Çantay : Ey îman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza meshedib, her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüb olduysanız boy abdesti alın. Eğer hasta olmuşsanız, yahud bir sefer üzerindeyseniz veya içinizden biri ayak yolundan gelmişse, yahud da kadınlara dokunmuşsanız ve bu halde su da bulamamışsanız o vakit tertemiz bir toprakla teyemmüm edin, binâenaleyh (niyyetle) ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah, sizin üzerinize bir güdük yapmayı dilemez, fakat iyice temizlenmenizi ve üstünüzdeki ni'metinin tamamlanmasını diler. Tâki şükredersiniz.

    Hayrat Neşriyat : Ey îmân edenler! Namaza kalktığınız zaman, artık yüzlerinizi ve dir seklere kadar ellerinizi yı ka yın; başlarınızı ise meshedin; topuklara kadar da ayaklarınızı (yıkayın)! Bununla be râber cünüb iseniz hemen (ta mâ men) yıkanıp temizlenin!Fakat hasta olur veya bir yolculukta (bulunur) iseniz veya içinizden biri def'-i hâcetten gelir (abdesti bozulur)sa veya kadınlara dokunursanız, artık (abdest veya gusül almanızı gerektiren bu hâllerde) su bulamazsanız, o vakit temiz bir toprağa teyem müm edin de yüzlerinizi ve (dirseklere ka dar) ellerinizi ondan meshedin!Allah size hiçbir zor luk çıkarmak istemez; fakat sizi temizlemek ve üzerinize olan ni'metini tamamlamak ister; tâ ki şükredesiniz.

    İbni Kesir : Ey iman edenler; namaza kalktığınız zaman; yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın, başınıza meshedin ve topuklarınıza kadar ayaklarınızı da (yıkayın) . Eğer cünüb iseniz; hemen temizlenin. Eğer hasta olmuşsanız veya seferde iseniz; yahut heladan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmış da su bulamamışsanız; temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah, size zorluk vermek istemez. Lakin sizi temizlemek, üzerinizde olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

    Muhammed Esed : Siz ey imana ermiş olanlar! Namaz kılacağınız zaman yüzünüzü, ellerinizi ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın ve (ıslak) ellerinizi başınızın üzerine hafifçe sürün ve bileklere kadar ayaklarınızı (yıkayın). Eğer boy abdestini gerektiren bir halde iseniz kendinizi temizleyin. Ama eğer hasta iseniz yahut seyahatteyseniz yahut tabii ihtiyacınızı gidermişseniz yahut bir kadınla birlikte olmuşsanız ve su bulamıyorsanız, o zaman, temiz toprağa ellerinizi sürün ve onunla yüzünüzü ve kollarınızı hafifçe ovun. Allah sizi zora koşmak istemez; ama sizi tertemiz kılmak ve nimetlerinin tamamını size bahşetmek ister ki şükredenlerden olasınız.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey mü'minler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayınız ve başlarınıza meshediniz ve ayaklarınızı iki topuğa kadar yıkayınız ve eğer cünüb iseniz gusül ediniz (tamamen yıkanınız). Ve eğer hastalar iseniz veya sefer halinde iseniz veya sizden biri helâdan gelmiş ise veya kadınlarınıza dokunmuşsanız da su bulamazsanız o halde temiz bir toprak ile teyemmüm ediniz, ondan yüzlerinize ve ellerinize meshediniz. Allah Teâlâ sizin üzerinize bir sıkıntı vermek istemez. Fakat o sizi tertemiz kılmak ve üzerinize nîmetini itmam etmek ister ki şükredesiniz.

    Ömer Öngüt : Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp olduysanız gusül abdesti alın. Su bulamadığınız takdirde temiz toprak ile teyemmüm edin. Hasta iseniz veya yolculukta bulunuyorsanız, yahut biriniz abdest bozma yerinden gelmişse, veyahut kadınlara dokunmuşsanız ve su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir zorluk vermeyi istemez. Fakat O, temizlenmenizi ve üzerinize olan nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

    Şaban Piriş : -Ey İman edenler! Namaza kalktığınız zaman, yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, başınızı mesh edip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayınız. Eğer, cünüp iseniz, temizlenin, hasta veya yolculukta iseniz, veya biriniz tuvaletten gelmişseniz, yahut kadınlarınızla münasebette bulunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin, yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah, size zorluk çıkarmak istemez. Allah sizi arındırmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

    Suat Yıldırım : Ey iman edenler! Namaza kalkmak istediğinizde yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedip topuklarınızla birlikte ayaklarınızı da yıkayın. Cünüp iseniz tastamam yıkanın (boy abdesti alın). Eğer hasta veya yolcu iseniz veya tuvaletten gelmişseniz, yahut kadınlarla münasebette bulunmuş olup da su bulamazsanız temiz toprağa teyemmüm edin, (mânen arınma niyeti ile) ondan yüzlerinize ve ellerinize meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemez, fakat şükredesiniz diye sizi temizleyip arındırmak ve size olan nimetlerini tamama erdirmek ister.

    Süleyman Ateş : Ey inananlar, namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yıkayın: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerizi; meshedin: başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı. Eğer cünüp iseniz tam temizlenin. Hasta, yahut yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz toprağa teyemmüm edin; ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allâh size güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve size olan ni'metini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.

    Tefhim-ul Kuran : Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin) ; eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

    Ümit Şimşek : Ey iman edenler! Namaz için kalktığınızda, yüzünüzü, dirseklere kadar ellerinizi, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın ve başınızı meshedin. Cünüp iseniz tamamen yıkanın. Hasta olduğunuz zaman, seferde iken veya tuvaletten gelip yahut kadınlarla temasta bulunup da su bulamadığınız zaman, temiz bir toprakla teyemmüm ederek onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemiyor; lâkin şükredesiniz diye üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey iman sahipleri! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin/yahut yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin! Hasta yahut yolculuk halinde iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin. Allah size zorluk çıkarmak istemiyor. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredebilesiniz.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  7. وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاثَقَكُم بِهِ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).


    1. ve uzkurû : ve zikredin, anın, hatırlayın!

    2. ni'mete allâhi : Allah'ın (c.c.) nimeti

    3. aleykum : sizin üzerinize

    4. ve mîsâka-hu : ve onun misaki

    5. ellezî : ki o

    6. vâseka-kum bi-hi : onunla sizi bağladı

    7. iz kultum : dediğiniz zaman

    8. semi'nâ : işittik

    9. ve ata'nâ : ve itaat ettik

    10. ve ittekû allâhe : ve Allah'a (cc.) karşı takvâ sahibi olun

    11. inne allâhe : muhakkak ki Allah (c.c.)

    12. alîmun : en iyi bilen

    13. bi zâti es sudûri : göğüslerde olanı, sinelerde olanı



    İmam İskender Ali Mihr : Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

    Diyanet İşleri : Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Anın size verilen Allah nîmetini ve duyduk, itaat ettik dediğiniz zaman ona vermiş olduğunuz sözü ki bu sözle bağlamıştır sizi ve çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki Allah, yüreklerde ne var bilir.

    Adem Uğur : Allah'ın size olan nimetini, "Duyduk ve kabul ettik" dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, kalblerin içindekini bilmektedir.

    Ahmed Hulusi : Üzerinizdeki Allâh nimetini ve sizi onunla bağladığı sözleşmeyi hatırlayın; hani "İşittik ve itaat ettik" demiştiniz. . . Allâh'tan korunun! Muhakkak ki Allâh içinizdekilere, onların Esmâ'sıyla hakikati olarak Aliym'dir.

    Ahmet Tekin : Allah’ın üzerinizdeki nimetini size tevdi ettiği ilâhî değerleri, şeriatı,
    'Sözünü, tebliğini, emirlerini dinliyoruz. Kur’ân’a, sünnetine ve devletine itaat ediyoruz' dediğinizde, sizden aldığı taahhüdü, sizinle yaptığı ahdini koruyup kollayarak zayi etmeyin, şükredin. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, Allah gönüllerdeki sırları bilir.

    Ahmet Varol : Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve 'işittik ve itaat ettik' dediğiniz zaman onunla sizi kendisine bağladığı andınızı hatırlayın ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah gönüllerde olanı bilir.

    Ali Bulaç : Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve: "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir.

    Ali Fikri Yavuz : Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve sizi “-Dinledik, itaat ettik” dediğiniz zaman, bağladığı mîsakını unutmayın, hatırlayın. Allah’dan korkun. Şüphesiz ki Allah, bütün göğüslerin (kalblerin) esrarını tamamiyle bilir.

    Bekir Sadak : Allah'in size olan nimetini ve «Isittik, itaat ettik» dediginizde sizi andina bagladigi sozunu anin. Allah'tan sakinin, Allah icinizde olani elbette bilir.

    Celal Yıldırım : Allah'ın size olan nîmetini ve «İşittik, itaat ettik» dediğiniz zaman sizi bağladığı mîsakını hatırlayın. Allah'tan korkup (ahdi ve andı bozmaktan) sakının. Şüphesiz ki Allah göğüslerdekini gereği gibi bilir.

    Diyanet İşleri (eski) : Allah'ın size olan nimetini ve 'İşittik, itaat ettik' dediğinizde sizi andına bağladığı sözünü anın. Allah'tan sakının, Allah içinizde olanı elbette bilir.

    Diyanet Vakfi : Allah'ın size olan nimetini, «Duyduk ve kabul ettik» dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, kalblerin içindekini bilmektedir.
    Edip Yüksel : ALLAH'ın üzerinizdeki nimetini ve O'nunla yaptığınız sözleşmeyi hatırlayın: 'İşittik ve itaat ettik,' demiştiniz. ALLAH'ı dinleyin; ALLAH içinizde olanları biliyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Allahın üzerinizdeki ni'metini ve sizi «işittik, itaat ettik» dediğiniz vakit bağladığı misakını unutmayın, Allahdan korkun, çünkü Allah bütün sinelerin künhünü bilir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve «İşittik ve itaat ettik.» dediğiniz zaman sizden aldığı sözü unutmayın, Allah'tan korkun; çünkü Allah, bütün sinelerin özünü bilir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve «İşittik, itaat ettik» dediğinizde sizden aldığı ve kendisiyle sizi bağladığı ahdini hatırlayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah göğüslerin özünü çok iyi bilir.

    Fizilal-il Kuran : Allah'ın size yönelik nimeti ile «Duyduk ve uyduk» dediğiniz zaman, O'na verdiğiniz bağlayıcı sözü hatırlayınız. Allah'tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah, kalplerinizin özünü bilir.

    Gültekin Onan : Tanrı'nın üzerinizdeki nimetini ve: "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi kendisiyle bağladığı misakını anın/anımsayın. Tanrı'dan korkup sakının. Kuşkusuz Tanrı sinelerin özünde olanı bilendir.

    Hasan Basri Çantay : Allahın, üzerinizdeki ni'metini ve: «Dinledik, itaat etdik» dediğiniz zaman ona andınızı — ki O, sizi onunla bağlamışdır — (unutmayıb) hatırlayın. Allahdan korkun. Şübhe yok ki Allah göğüslerde olan sırrı dahi bilicidir.

    Hayrat Neşriyat : Allah’ın size olan (İslâm) ni'metini ve 'İşittik ve itâat ettik!' dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı mîsâkını hatırlayın ve Allah’dan sakının! Şübhe yok ki Allah, sînelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.

    İbni Kesir : Ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini; işittik, itaat ettik, dediğinizde sizi onunla bağlamış olduğu misakını anın. Allah'tan sakının. Muhakkak ki Allah; kalblerdekini bilir.

    Muhammed Esed : (Daima) hatırlayın, Allahın size bahşettiği nimetleri ve "Duyduk ve itaat ettik!" dediğinizde Allaha karşı altına girdiğiniz kesin taahhüdü. O halde, Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: şüphe yok ki Allah, (insanların) kalpler(in)de olanı kesinlikle bilir.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Allah Teâlâ'nın üzerinizde bulunan nîmetini ve «İşittik ve itaat ettik,» dediğiniz vakit Cenâb-ı Hakk'ın sizi onunla bağladığı ahdini yâd ediniz ve Allah Teâlâ'dan korkunuz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ bütün sinelerde olanı bilir.

    Ömer Öngüt : Allah'ın size olan nimetini ve: “İşittik, itaat ettik!” dediğinizde sizden aldığı sağlam sözü hatırlayın. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah göğüslerin özünü bilendir.

    Şaban Piriş : Allah’ın size olan nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde sizi bağladığı sözünü düşünün, Allah’tan korkun, Allah, içinizde olanı bilir.

    Suat Yıldırım : Allah’ın size lütfettiği nimeti ve sizin "duyduk ve itaat ettik, baş üstüne!" dediğiniz vakit, sizden aldığı sözünüzü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah sinelerde saklı bütün sırları bilir.

    Süleyman Ateş : Allâh'ın size olan ni'metini ve O'na verdiğiniz sözü hatırlayın: Hani "İşittik ve itâ'at ettik!" demiştiniz. Allah'tan korkun; çünkü Allâh, göğüslerin özünü bilir.

    Tefhim-ul Kuran : Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve: «İşittik ve itaat ettik» dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir.

    Ümit Şimşek : Allah'ın size olan nimetini ve 'İşittik ve itaat ettik' diyerek Ona verdiğiniz sözü hatırlayın. Allah'tan sakının. Çünkü Allah gönüllerde saklı olanı bilir.

    Yaşar Nuri Öztürk : Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve sizi bağladığı mîsakını unutmayın. Hani, "İşittik, boyun eğdik!" demiştiniz. Allah'tan korkun. Allah, göğüslerin içindekiniçok iyi bilir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     


  8. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُواْ اعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâe bil kıstı ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin alâ ellâ ta’dilû. I’dilû, huve akrabu lit takva vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).


    1. yâ eyyuhâ : ey!

    2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, yaşarken Allâh'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler

    3. kûnû : olun!

    4. kavvâmîne : Hakkı ayakta tutup gözetenler, muhafaza edenler, üzerine mesuliyet alıp iyi idare edenler

    5. li allâhi : Allâh (c.c.) için

    6. şuhedâe : şahidler

    7. bi el kıstı : adaletli

    8. ve lâ yecrimenne-kum : ve sizi sevk etmesin

    9. şeneânu : kin

    10. kavmin : bir kavim, bir topluluk

    11. alâ ellâ ta'dilû : adaletsiz olmaya

    12. i'dilû : adil davranın!

    13. huve akrabu : o en yakın olandır

    14. li et takvâ : takva için, takvaya

    15. ve ittekû allâhe : ve Allâh'a (c.c.) karşı takva sahibi olun Allâh'a karşı gelmekten sakının

    16. inne allâhe : muhakkak ki Allâh (c.c.)

    17. habîrun : haberdar

    18. bi mâ : şeyleri

    19. ta'melûne : yapmakta olduğunuz



    İmam İskender Ali Mihr : Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah için kavvâmîn olun (hakkı ayakta tutun)! Adaletli şâhidler olun! Ve bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın! O takvaya en yakın olandır. Allah'a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.

    Diyanet İşleri : Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey inananlar, Allah için daima doğru hükmedin, adâlete tam uygun tanıklıkta bulunun ve bir kavme olan kininiz, sizi adâletten alıkoymasın. Adâlette bulunun ki bu, takvaya daha yakındır ve çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsinden de haberdardır.

    Adem Uğur : Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.

    Ahmed Hulusi : Ey iman edenler. . . Allâh için dosdoğru durun, âdil şahitler olun. . . Bir topluluğa olan nefretiniz sizi adaletsizliğe sevketmesin! Âdil olun, bu anlayış korunmaya daha yakındır. . . Allâh'tan korunun! Muhakkak ki Allâh tüm fiillerinizi (onların yaratanı olarak) Habiyr'dir.

    Ahmet Tekin : Ey iman edenler, Kur’ân’ı bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren, güvenilir örnek önderler, adâletli konuşan şahitler olarak Allah adına sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni yaşatanlar, ayakta tutanlar, sosyal adâleti, sosyal güvenliği sağlayanlar, refah payını artırarak dengeli dağıtanlar olun.
    Bir kavme olan kininiz sizi adâletten ayrılmaya sevketmesin. Adâletli olun, çünkü adâlet takvâ esaslarını-Kur’ân esaslarını hayata geçirmenize daha yakındır. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranın, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olun. Allah işlediğiniz gizli-açık bütün amellerden haberdardır.

    Ahmet Varol : Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın; bu takvaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır.

    Ali Bulaç : Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.

    Ali Fikri Yavuz : Ey mü’minler! Allah için hakkı ayakta tutan hâkimler ve adaletle şâhidlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adâletsizliğe götürmesin. Adâlet yapın ki, o takvaya en çok yakın olandır. Allah’dan korkun. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdârdır.

    Bekir Sadak : Ey Inananlar! Allah icin adaleti ayakta tutup gozeten sahidler olun. Bir topluluga olan ofkeniz sizi adaletsizlige suruklemesin; adil olun; bu, Allah'a karsi gelmekten sakinmaya daha yakindir. Allah'tan sakinin, dogrusu Allah islediklerinizden Haberdar'dir.

    Celal Yıldırım : Ey imân edenler! Allah için (hakkı) sağlam ölçülerle ayakta tutun ; adaletli şâhidler olun ve bir kavme (veya millet ve topluluğa) olan kin (ve düşmanlığınız) sizi sakın adaletsizliğe itmesin. Adaletle hareket edin ; o, takva (Allah'tan saygı ile korkup kötülüklerden sakınma)ya daha çok yakındır. Allah'tan korkup takva üzere bulunmaya devam edin. Şüphesiz ki Allah işlediklerinizden haberlidir.

    Diyanet İşleri (eski) : Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden Haberdar'dır.

    Diyanet Vakfi : Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.

    Edip Yüksel : İnananlar! ALLAH için adaleti gözeterek tanıklık edin. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletli davranmaktan alıkoymasın. Adaletli davranmak daha erdemlidir. ALLAH'ı dinleyin. ALLAH yaptıklarınızı haber alır.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey o bütün iyman edenler! Allah için duran hâkimler, adâlet nümunesi şahidler olunuz ve sakın bir kavme buğzunuz sizi adaletsizliğe sevk etmesin, adâlet edin takvaya en yakın olan odur, Allahdan korkun müttekı olun çünkü Allah her ne yaparsanız habîrdir

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey iman edenler, Allah için duran (gerekeni yapan) hakimler, adalet örneği şahitler olun! Sakın bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin! Adaletli davranın! Takvaya en yakın olan odur. Allah'tan korkun! Çünkü Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

    Fizilal-il Kuran : Ey müminler, her davranışınızda Allah'ı sıkı sıkıya gözeten ve adalete bağlı şahitlik eden kimseler olunuz. Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin. Adil olunuz, takvaya en yakın tutum budur. Allah'tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

    Gültekin Onan : Ey inananlar, adil şahitler olarak, Tanrı için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Tanrı'dan korkup sakının. Kuşkusuz Tanrı yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.

    Hasan Basri Çantay : Ey îman edenler, Allah için hakkı ayakda tutan (haakimler, insan) lar, adaletle şâhidlik eden (kimse) ler olun. Bir kavme olan kininiz, sizi adalet yapmamanıza sevk etmesin. Adalet yapın ki o, takvaaya çok yakın olandır. Allahdan korkun. Şüphesiz ki Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdârdır.

    Hayrat Neşriyat : Ey îmân edenler! Allah için (hakkı) ayakta tutanlar, (ve) adâletle şâhidlik eden kimseler olun! Bir kavme olan kîn(iniz), sizi aslâ adâletsiz olmaya sevk etmesin! Âdil olun! Bu, takvâya daha yakındır. Ve Allah’dan sakının! Şübhesiz ki Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.

    İbni Kesir : Ey iman edenler; adaleti gözeten şahidler olun. Ve bir topluluğa karşı olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adalet edin. Bu, takvaya daha yakındır. Ve Allah'tan korkun. Muhakkak ki Allah; işlediklerinizden haberdardır.

    Muhammed Esed : Siz ey imana ermiş olanlar! İnsaf ile hakikate şahitlik yaparak Allaha bağlılığınızda sıkı durun; ve herhangi bir kimseye karşı nefretiniz, sizi adaletten sapma günahına itmesin. Adil olun: bu, Allaha karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın olan (davranış)tır. Ve Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey imân edenler! Allah Teâlâ için kâîmler, adâletle şahitler olunuz. Bir kavme olan buğzunuz, sizi adâlet etmemeğe sevketmesin. Adalette bulununuz, o takvâya en yakındır ve Allah Teâlâ'dan korkunuz, şüphe yok ki Allah Teâlâ yapacağınız şeylerden tamamen haberdardır.

    Ömer Öngüt : Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şâhitler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adaletli olun, takvâya en çok yakın olan budur. Allah'tan korkun, çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

    Şaban Piriş : -Ey İman edenler! Allah için adaleti ayakta tutan şahitler olun. Bir topluma olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun, bu takvaya daha uygundur. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

    Suat Yıldırım : - Ey iman edenler! Haktan yana olup vargücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun. Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin.Âdil davranın, takvâya en uygun hareket budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

    Süleyman Ateş : Ey inananlar, Allâh için adâletle şâhidlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adâletten saptırmasın. Âdil davranın, takvâya yakışan budur. Allah'tan korkun, kuşkusuz Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.

    Tefhim-ul Kuran : Ey iman edenler, adil şahidler olarak Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.

    Ümit Şimşek : Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Âdil olun; bu takvâya daha yakındır. Allah'tan sakının. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun! Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun! Bu, takvaya/korunup sakınmaya daha uygundur. Allah'tan sakının. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     





  9. وَعَدَ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    Veadellâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun azîm(azîmun).


    1. vaade allahu : Allâh (cc). vaad etti

    2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, yaşarken Allâh'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler

    3. ve amilû es sâlihâti : ve ıslah edici amel yapanlar, nefs tezkiyesi yapanlar

    4. lehum magfiratun : onlar için bir mağfiret vardır. (günahları sevaba çevrilir)

    5. ve ecrun azîmun : ve en büyük ecir, karşılık, mükâfat



    İmam İskender Ali Mihr : Allah, âmenû olup, ıslah edici ameller (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi) yapanlara vaad etti, onlar için mağfiret ve “Ecrun Âzim (en büyük mükâfat)” vardır.

    Diyanet İşleri : Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, "Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vardır" diye vaatte bulunmuştur.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Allah, inanıp iyi işlerde bulunanlara vaat etti, onlarındır yarlıganma ve pek büyük mükafat.

    Adem Uğur : Allah, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büyük mükâfat vardır.

    Ahmed Hulusi : Allâh, iman edip imanının gereği fiilleri ortaya koyanlara (şöyle) vadetmiştir: "Onlar için mağfiret ve aziym bir mükâfat vardır. "

    Ahmet Tekin : Allah, iman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenlere, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlara, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlara, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenlere, af, koruma kalkanı ve büyük mükâfatlar va’detmiştir.

    Ahmet Varol : Allah iman edip salih amel işleyenlere; onlar için bağışlama ve büyük bir ecir olduğunu vaadetmiştir.

    Ali Bulaç : Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.

    Ali Fikri Yavuz : Allah, iman edip sâlih amel işleyenlere vaad etti ki, onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

    Bekir Sadak : Allah, inananlara ve yararli isler isleyenlere magfiret ve buyuk ecir oldugunu vadetmistir.

    Celal Yıldırım : Allah, imân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlara va'detti: Onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

    Diyanet İşleri (eski) : Allah, inananlara ve yararlı işler işleyenlere mağfiret ve büyük ecir olduğunu vadetmiştir.

    Diyanet Vakfi : Allah, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büyük mükâfat vardır.

    Edip Yüksel : ALLAH, inanıp iyi işler yapanlara bir bağışlanma ve büyük bir ödülü söz verdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Allah o iyman edib salih amelleri yapan kullarına şöyle va'd buyurdu; Hem mağfiret var onlara hem ecri azîm

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah, iman edip güzel işler yapanlara, kendilerine hem bağışlanma hem de büyük mükafat olduğuna dair söz verdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah, iman edenlere ve salih amel işleyenlere şöyle vaad etmiştir: Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.

    Fizilal-il Kuran : Allah, iman edip iyi ameller işleyenleri bağışlayacağını ve kendilerine büyük mükafat vereceğini vaad etmiştir.

    Gültekin Onan : Tanrı, inananlara ve salih amellerde bulunanlara vaadetmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.

    Hasan Basri Çantay : Allah îman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlara va'd etdi: Onlar için bir mağfiret ve çok büyük bir mükâfat vardır.

    Hayrat Neşriyat : Allah, îmân edip sâlih ameller işleyenlere, kendileri için bir mağfiret ve(pek) büyük bir mükâfât olduğunu va'd etti.

    İbni Kesir : Allah; iman edenlere ve salih amel işleyenlere, mağfiret ve büyük bir ecir vaadetmiştir.

    Muhammed Esed : Allah, imana eren ve iyi işler yapanlara günahlarının bağışlanacağını ve büyük bir mükafatın onların olacağ(ını) vaat etmiştir:

    Ömer Nasuhi Bilmen : Allah Teâlâ, imân edip sâlih amellerde bulunanlara vaad buyurmuştur ki, onlar için mağfiret ve azim bir mükâfaat vardır.

    Ömer Öngüt : Allah, iman edenlere ve sâlih amel işleyenlere vâdetmiştir; onlara bir mağfiret ve büyük mükâfat vardır.

    Şaban Piriş : Allah, iman edip doğruyu yapanlara mağfiret ve büyük bir mükafat olduğunu vaat etmiştir.

    Suat Yıldırım : Allah iman edip makbul ve güzel işler yapanları affedip kendilerine büyük mükâfat vermeyi vâd etmiştir.

    Süleyman Ateş : Allâh, inanıp iyi işler yapanlara va'detmiştir: Bağışlama ve büyük mükâfât onlarındır.

    Tefhim-ul Kuran : Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.

    Ümit Şimşek : İman eden ve güzel işler yapanlara, Allah bağışlanma ve büyük bir ödül vaad etmiştir.

    Yaşar Nuri Öztürk : Allah, inanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanlara vaatte bulunmuştur: Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]


     




  10. وَالَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cehîm(cehîmî).


    1. ve ellezîne : ve o kimseler, onlar

    2. keferû : inkar ettiler

    3. ve kezzebû : ve yalanladılar

    4. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi

    5. ulâike : işte onlar

    6. ashâbu el cehîmi : alevli ateş (cehennem) halkı



    İmam İskender Ali Mihr : Ve inkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar alevli ateş (cehennem) halkıdır.

    Diyanet İşleri : İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Kâfir olanlara ve âyetlerimizi inkâr edenlere gelince: Onlardır cehennem ehli.

    Adem Uğur : İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar cehennemliklerdir.

    Ahmed Hulusi : Hakikati inkâr edenlere ve (Esmâ'nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennem halkıdır.

    Ahmet Tekin : Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına itip örtbas ederek Allah’ın varlığını ve birliğini, kulluk ve ibadeti inkârda ısrar edenler, kâfirler, âyetlerimizi, indirdiğimiz kitapları yalanlayanlar, işte onlar kaynayan, köpüren cehennem azabına maruz olanlardır.

    Ahmet Varol : İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennemliktirler.

    Ali Bulaç : İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar da, alevli ateşin halkıdırlar.

    Ali Fikri Yavuz : Küfre varıp âyetlerimizi tekzip edenlere gelince, onlar, cehennemliktirler.

    Bekir Sadak : Inkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, iste onlar cehennemliklerdir.

    Celal Yıldırım : İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince: İşte onlar Cehennemliktirler.

    Diyanet İşleri (eski) : İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir.

    Diyanet Vakfi : İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar cehennemliklerdir.

    Edip Yüksel : İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennem halkıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Küfredib âyetlerimizi tekzib edenlere de şu: Onlar eshabı cahîm

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Küfredip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennem sakinleridir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, cehennemliktirler.

    Fizilal-il Kuran : Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlar ise cehennemliktirler.

    Gültekin Onan : Kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar da alevli ateşin halkıdır.

    Hasan Basri Çantay : Küfredib de âyetlerimizi yalanlayanlar (a gelince:) Onlar da alevli ateşin (cehennemin) yâr-ü hemdemidirler.

    Hayrat Neşriyat : İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar Cehennem ehlidirler!

    İbni Kesir : Küfür edenler ve ayetlerimizi tekzib edenler, işte onlar, cehennem yaranıdırlar.

    Muhammed Esed : ama, hakikati inkara şartlanmış olanlar ve mesajlarımızı yalanlayanlar var ya; işte onlar yakıcı ateşe mahkum olanlardır.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve o kimseler ki, küfrettiler ve bizim âyetlerimizi tekzîp eylediler. Onlar da cehennem ehlidirler.

    Ömer Öngüt : İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennem halkıdırlar.

    Şaban Piriş : Küfredenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar yakıcı ateşin ehlidir.

    Suat Yıldırım : Kâfir olup âyetlerimizi yalan sayanlar ise cehennemliktirler.

    Süleyman Ateş : İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin halkıdır.

    Tefhim-ul Kuran : Küfre sapanlar ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar da, alevli ateşin halkıdırlar.

    Ümit Şimşek : İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise Cehennem ehlidir.

    Yaşar Nuri Öztürk : Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, bunlar cehennemin dostlarıdırlar.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]


     


  11. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَن يَبْسُطُواْ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz hemme kavmun en yebsutû ileykum eydiyehum fe keffe eydiyehum ankum, vettekûllâh(vettekûllâhe) ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).


    1. yâ eyyuhâ : ey!

    2. ellezîne âmenû : âmenû olanlar, yaşarken Allâh'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler

    3. uzkurû : zikredin, anın, hatırlayın!

    4. ni'mete allâhi : Allâh'ın (c.c.) nimetini

    5. aleykum : sizin üzerinize

    6. iz hemme : yeltendiği zaman, hamlettiği zaman

    7. kavmun : bir kavim, bir topluluk

    8. en yebsutû : uzatmaya

    9. ileykum : size

    10. eydiye-hum : onların elleri, ellerini

    11. fe keffe : o zaman men etti, çekti

    12. eydiye-hum : onların elleri, ellerini

    13. an-kum : sizden

    14. ve ittekû Allâhe : ve Allâh'a karşı takvâ sahibi olun

    15. ve alâ Allâhi : ve Allâh'a (cc.)

    16. fe : o halde, artık

    17. li yetevekkeli : tevekkül etsinler!

    18. el mu'minûne : mü'minler



    İmam İskender Ali Mihr : Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah'ın sizin üzerinizdeki ni'metini hatırlayın; bir kavim size ellerini uzatmaya kalktığı zaman (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun (ruhunuzu, vechinizi (fizik vücudunuzu), nefsinizi ve iradenizi Allah'a teslim edin)! Mü'minler artık Allah'a tevekkül etsinler (güvensinler).

    Diyanet İşleri : Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) kalkışmıştı da, Allah (buna engel olmuş) onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı gelmekten sakının. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey inananlar, anın Allah'ın nîmetini size, hani bir kavim, size el uzatmaya niyetlenmişti de onların ellerini çektirmişti sizden ve çekinin Allah'tan ve inananların, ancak Allah'a dayanmaları gerek.

    Adem Uğur : Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler.

    Ahmed Hulusi : Ey iman edenler. . . Üzerinizdeki Allâh nimetini hatırlayın. . . Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya (zarar vermeye) niyetlenmişti de, onların ellerini sizden çekmişti. . . Allâh'tan korunun! İman edenler, Allâh'a tevekkül etsinler (hakikatlerindeki El Vekiyl isminin, gereğini yerine getireceğine iman etsinler).

    Ahmet Tekin : Ey iman edenler, Allah’ın üzerinizdeki nimetini, kâfirlerden gelecek tecavüzü önlediğini hatırlayarak şükredin.
    Hani bir kavim size karşı güç kullanmaya, peygamberi ve yanında bulunan eshabı öldürmeye yeltenmişti de, Allah onların ellerini sizin üzerinizden çektirmişti. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Mü’minler yalnızca Allah’a dayanıp güvensinler, işlerini O’na havale etsinler.

    Ahmet Varol : Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Bir topluluk size ellerini uzatmaya yeltenmişti de Allah onların ellerini sizden alıkoymuştu [2]. Allah'a karşı gelmekten sakının. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler.

    Ali Bulaç : Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.

    Ali Fikri Yavuz : Ey mü’minler! Allah’ın üzerinizdeki ni’metini hatırlayın. Hani bir kavim (Kureyş) size ellerini uzatmayı (sizi öldürmeyi) kurmuştu da Allah, bunların ellerini sizden menetmişti. Allah’dan korkun. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.

    Bekir Sadak : Ey Inananlar! Allah'in uzerinize olan nimetini anin: Hani bir topluluk size tecavuze kalkismisti da Allah onlara mani olmustu. Allah'tan sakinin, inananlar Allah'a guvensinler.*

    Celal Yıldırım : Ey imân edenler! Allah'ın üzerinizdeki nîmetini hatırlayın; hani bir kavim ellerini size uzatmayı (sizi öldürüp yok etmeyi) kasdetmişti de Allah onların ellerini sizden men'etmişti. Allah'tan korkup (kötülüklerden, haklara tecâvüzden) sakının. Mü'minler ancak Allah'a güvenip dayansınlar.

    Diyanet İşleri (eski) : Ey İnananlar! Allah'ın üzerinize olan nimetini anın: Hani bir topluluk size tecavüze kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah'tan sakının, inananlar Allah'a güvensinler.

    Diyanet Vakfi : Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler.

    Edip Yüksel : İnananlar! ALLAH'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani bir topluluk size el uzatmağa yeltenmişti de onların ellerini sizden çekmişti. ALLAH'ı dinleyin. İnananlar ALLAH'a güvensin.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey o bütün iyman edenler! Anın Allahın üzerinizdeki o ni'metini ki bir vakıt size bir kavm el uzatmayı kurmuştu da o bunların ellerini size dokunmaktan men'etmişti, siz hep Allaha korunun ve mü'minler yalnız Allaha dayansınlar

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki o nimetini anın! Hani bir vakit bir topluluk size el uzatmayı kurmuştu da O, bunların ellerini size dokundurmalarını engellemişti. Siz, hep Allah'tan korkun ve mü'minler yalnız Allah'a dayansınlar!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) yeltenmişti de, O (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun. Müminler yalnız Allah'a dayansınlar.

    Fizilal-il Kuran : Ey müminler, Allah'ın size yönelik nimetini hatırlayınız. Hani bir grup size el uzatmaya yeltenmişti de Allah onların size el uzatmalarına engel olmuştu. Allah'tan korkunuz. Müminler Allah'a dayansınlar.

    Gültekin Onan : Ey inananlar Tanrı'nın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk size ellerini uzatmaya yeltenmişti de (Tanrı) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Tanrı'dan korkup sakının. İnançlılar yalnızca Tanrı'ya tevekkül etsinler.

    Hasan Basri Çantay : Ey îman edenler, Allahın, üzerinizdeki ni'metini düşünün. Hani bir gurüh size ellerini uzatmayı kurmuşdu da o, bunların ellerini sizden itib çekmişdi. Allahdan korkun. Mü'minler ancak Allaha güvenib dayanmalıdır.

    Hayrat Neşriyat : Ey îmân edenler! Allah’ın üzerinize olan ni'metini hatırlayın; hani bir kavim size(sû’-i kasd yapmak için) ellerini uzatmaya yeltenmişti de (Allah) onların ellerini sizdençekmişti. O hâlde Allah’dan sakının! Hem mü’minler, böylece ancak Allah’a tevekkül etsinler!

    İbni Kesir : Ey iman edenler; Allah'ın üzerinize olan nimetini hatırlayın. Hani bir kavim, size el uzatmağa kalkmıştı da, onların ellerini üzerinizden geri çekmişti. Allah'tan sakının. Ve mü'minler, Allah'a tevekkül etsinler.

    Muhammed Esed : Siz ey imana ermiş olanlar! Hatırlayın (düşman) toplumun sizi alt etmek üzere olduğu ve Allahın sizi onların elinden kurtardığı zaman bahşettiği nimetleri. O halde Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: ve iman edenler yalnız Allaha güvensinler.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey imân edenler! Sizin üzerinize olan nîmet-i ilâhiyeyi yâd ediniz ki bir vakit bir kavim size ellerini uzatmayı kurmuştu, onların ellerini Cenâb-ı Hak sizden menetti. Ve Allah Teâlâ'dan korkunuz ve mü'minler artık Allah Teâlâ'ya tevekkül etsinler.

    Ömer Öngüt : Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir kavim size ellerini uzatmak istemişti de, Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve müminler yalnız Allah'a güvensinler.

    Şaban Piriş : -Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün, hani bir topluluk size saldırmaya kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah’tan korkun. Müminler Allah’a güvensinler.

    Suat Yıldırım : Ey iman edenler! Allah’ın size olan şu nimetini hatırlayın: Hani bir topluluk size el uzatmaya, sizi öldürüp yok etmeye teşebbüs etmişti de O, bunların ellerini size zarar vermekten menetmişti. Allah’ın hukukuna haksızlık etmekten sakının! Müminler yalnız Allah’a dayansınlar.

    Süleyman Ateş : Ey inananlar, Allâh'ın size olan ni'metini hatırlayın: Hani bir topluluk size ellerini uzatmağa (saldırmaya) yeltenmişti de (Allâh) Onların ellerini sizden çekmişti. Alah'tan korkun. Mü'minler Allah'a dayansınlar.

    Tefhim-ul Kuran : Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.

    Ümit Şimşek : Ey iman edenler! Hatırlayın Allah'ın size olan nimetini ki, bir topluluk size sataşmaya niyetlenmişti de Allah onların elini sizden çekmişti. Allah'tan sakının. Mü'minler de ancak Allah'a tevekkül etsinler.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey iman edenler! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya niyet etmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan sakının! Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler!

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  12. وَلَقَدْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَآئِيلَ وَبَعَثْنَا مِنهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيبًا وَقَالَ اللّهُ إِنِّي مَعَكُمْ لَئِنْ أَقَمْتُمُ الصَّلاَةَ وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ وَآمَنتُم بِرُسُلِي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَلأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ فَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاء السَّبِيلِ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Ve lekad ehazallâhu mîsâka benî isrâîl(isrâîle), ve beasnâ minhumusney aşera nakîbâ(nakîben) ve kâlellâhu innî meakum lein ekamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum bi rusulî ve azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan hasenen le ukeffirenne ankum seyyiâtikum ve le udhılennekum cennâtin tecrî min tahtıhel enhâr(enhâru), fe men kefere ba’de zâlike minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).


    1. ve lekad : ve andolsun

    2. ehaze allâhu : Allâh (c.c.) aldı

    3. mîsâka : mîsâk

    4. benî isrâîle : İsrailoğulları

    5. ve beas-nâ : ve gönderdik, görevlendirdik

    6. min-hum(u) : onlardan

    7. isney aşera : on iki

    8. nakîben : vekil, nâzır, bir topluluğu gözeten, koruyan

    9. ve kâle allâhu : ve Allâh (c.c.) dedi (buyurdu)

    10. innî mea-kum : muhakkak ki ben sizinle beraberim

    11. le in ekamtum(u) : eğer siz mutlaka ikame ederseniz

    12. es salâte : namaz

    13. ve âteytum(u) : ve verirsiniz

    14. ez zekâte : zekât

    15. ve âmentum : ve iman ettiniz

    16. bi rusulî : Resul'lerime

    17. ve azzertumû-hum : ve onlara yardım ettiniz

    18. ve akradtumu allâhe : ve Allâh'a (c.c.) borç verdiniz

    19. kardan hasenen : güzel borç

    20. le ukeffirenne : ben mutlaka örterim

    21. an-kum : sizden

    22. seyyiâti-kum : sizin günahlarınız

    23. ve le udhılenne-kum : ve mutlaka sizi dahil ederim

    24. cennâtin : cennetler

    25. tecrî min tahtı-hâ : onun altından akar

    26. el enhâru : nehirler

    27. fe men kefere : artık kim inkar eder

    28. ba'de zâlike : bundan sonra

    29. min-kum : sizden

    30. fe kad dalle : artık sapmış olur

    31. sevâe es sebîli : (Allâh'a ulaştırmak üzere) dizayn edilmiş yol



    İmam İskender Ali Mihr : Ve andolsun ki Allah, İsrailoğulları'ndan misak almıştı. Ve onlardan on iki nâzır görevlendirdik. Ve Allahû Teâla: “Eğer namazı mutlaka ikâme ederseniz, zekât verirseniz ve Resûllerim'e îmân edip onlara yardım ederseniz ve Allah'a (Allah için) güzel bir borç verirseniz, muhakkak ki ben sizinle beraberim ve de mutlaka sizin günahlarınızı örterim ve sizi, mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere koyarım.” dedi. Artık, bundan sonra sizden kim inkâr ederse mutlaka sevvâ edilmiş (Allah'a ulaştırmak üzere dizayn edilmiş) yoldan sapmış olur.

    Diyanet İşleri : Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve Allah İsrailoğullarından kuvvetli söz almıştı ve onlardan on iki emin adam göndermiştik ve Allah demişti ki: Ben, sizinleyim, namaz kılarsanız, zekât verirseniz, peygamberlerime inanır, onlara yardım edip ulularsanız ve Allah'a borç verircesine onun yolunda yoksulları doyurur, iyilik eder, para harcarsanız mutlaka kusurlarınızı örter ve mutlaka sizi, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Fakat bundan sonra içinizden kâfir olan, şüphe yok ki doğru yoldan sapmıştır artık.

    Adem Uğur : Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.

    Ahmed Hulusi : Andolsun ki Allâh, İsrailoğullarının sözünü aldı. . . Onlardan on iki temsilci bâ'settik. . . Allâh şöyle buyurmuştu: "Ben muhakkak sizinleyim. . . Salâtı ikame ettiğiniz, zekâtı verdiğiniz, Rasûllerime iman edip onlara yardımcı olduğunuz; Allâh'a karz-ı hasen ile borç verdiğiniz takdirde, kötülüklerinizi sizden silerim; elbette sizi altlarından nehirler akan cennetlere koyarım. . . Bundan sonra sizden kim hakikati inkâr ederse, gerçekten yolun ortasından sapmıştır. "

    Ahmet Tekin : Andolsun ki, Allah İsrâiloğulları’nın, kesin sözünü, taahhüdünü almıştı.
    İçlerinden on iki dinî lider görevlendirmiştik.
    Allah onlara:
    'Ben sizlerle beraberim. Namazları âdâbına riayet ederek, aksatmadan kılarsanız, vicdanınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verirseniz, Rasullerime iman ederseniz, onlara yardımda bulunursanız, Allah’a karz-ı hasen olarak borç verirseniz, mâli mükellefiyetlerin dışında, Allah rızası için, Allah yolunda cihad edenlerin masraflarını karşılarsanız, Allah’ın kullarına güzel ödünç verirseniz, sizin kusurlarınızı silerim, bağışlarım. Sizi altlarından ırmaklar akan cennet konaklarına koyarım. Sizden kim bu taahhütten sonra inkârda ısrar ederse, doğru, dengeli bir yoldan uzaklaşır, başına buyruk hareket ederek, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih etmiş olur.' buyurdu.

    Ahmet Varol : Andolsun ki, Allah İsrailoğullarından kesin söz almıştı ve içlerinden oniki gözetleyici (nakib, kefil) göndermiştik. Allah: 'Ben sizinleyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberlerime iman eder, onlara destek olur ve Allah'a güzel bir ödünç verirseniz [3] şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim küfre düşerse doğru yoldan sapmış olur' demişti.

    Ali Bulaç : Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."

    Ali Fikri Yavuz : Andolsun ki, Allah, İsrâiloğullarından misak (ahd ve söz ) almıştı. İçlerinden on iki nazır (kavimlerinin hallerini bildirecek kulağı delik kimseler) bulundurmuştuk. Allah onlara şöyle demişti: “- Muhakkak ben sizinle beraberim. And olsun ki, eğer namazı kılar, zekâtı verir, Peygamberlerime iman eder, kendilerine kuvvetle yardım eder, Allah yolunda güzel nafaka verirseniz mutlaka sizden, günahlarınızı örterim. Gerçekten sizi, (ağaçları) altından ırmaklar akar cennetlere koyarım. Artık bundan sonra da içinizden kim nankörlük eder, kâfir olursa o, muhakkak dosdoğru yolun ortasından sapmıştır.”

    Bekir Sadak : And olsun ki, Allah, Israilogullarindan soz almisti. Onlardan oniki reis sectik. Allah: «Ben suphesiz sizinleyim, namaz kilarsaniz, zekat verirseniz, peygamberlerime inanir ve onlara yardim ederseniz, Allah ugrunda guzel bir takdimede bulunursaniz, and olsun ki kotuluklerinizi orterim. And olsun ki, sizi iclerinden irmaklar akan cennetlere koyarim. Bundan sonra sizden kim inkar ederse suphesiz dogru yoldan sapmis olur» dedi.

    Celal Yıldırım : And olsun ki Allah İsrail oğullarından kesin bir söz almıştı; onlardan oniki tane ileri gelen söz sahiplerini görevlendirip göndermiştik. Allah onlara, «eğer namaz kılar, zekât verir, Peygamberlerime inanır da kendilerine yeterince yardım ederseniz ve Allah'a faizsiz güzel bir ödünç verirseniz, and olsun ki kusur ve günahlarınızı elbette bağışlarım ve altlarından ırmaklar akan Cennetlere sizi yerleştiririm» demişti. Bu kesin sözden sonra sizden kim nankörlük edip inkâra saparsa, gerçekten o düz ve doğru yoldan sapmış olur.

    Diyanet İşleri (eski) : And olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan oniki reis seçtik. Allah: 'Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur' dedi.

    Diyanet Vakfi : Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.

    Edip Yüksel : ALLAH, İsrail oğullarından söz almıştı ve içlerinden on iki başkan göndermiştik. ALLAH demişti ki: 'Namazı gözetirseniz, zekatı verirseniz, elçilerime inanıp onlara saygılı olursanız ve (erdemli bir yaşam sürmek suretiyle) ALLAH'a güzel bir borç verirseniz sizinle beraberim. Günahlarınızı örter, içlerinden ırmaklar akan bahçelerde ağırlarım. Artık sizden kim bundan sonra inkar ederse doğru yolu sapıtmış olur.'

    Elmalılı Hamdi Yazır : Celâli hakkı için ki Allah Beni İsrailden misak almıştı ve içlerinden on iki nakıb göndermiştik ve Allah buyurmuştu: haberiniz olsun ben sizinle beraberim, celâlim hakkı için eğer siz namazı kılar, zekâtı verir ve Rasullerime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allaha karzı hasenle ıkraz muamelesi yaparsanız elbette tarafınızdan kabahatlarınızı keffaretlerim ve mutlak sizi altından nehirler akar Cennetlere korum, bundan sonra da içinizden her kim nankörlük eder küfre saparsa artık düz yolun ortasında sapmış, kendini zayi' etmiş olur

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Andolsun ki, Allah, İsrail oğullarından söz almıştı, içlerinden on iki kefil de göndermiştik ve Allah: «Haberiniz olsun Ben sizinle beraberim. Andolsun ki, eğer siz namazı kılar, zekatı verir, peygamberime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allah'a gönülden ödünç verirseniz, kesinlikle günahlarınızı silerim ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra içinizden her kim nankörlük edip küfre saparsa, artık düz yolun ortasından sapmış, kendini zayi etmiş olur.» diye buyurmuştu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: « Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.

    Fizilal-il Kuran : Allah, İsrailoğullarından kesin söz almış başlarına kendi aralarından on iki önder göndermiştik. Allah onlara demişti ki; «Ben sizinle beraberim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberime inanır, onların tarafını tutar ve dünyada karşılığını beklemeksizin Allah'a borç verirseniz, kesinlikle kötülüklerinizi siler, sizleri altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Bu sözleşmeden sonra içinizden kim kâfir olursa doğru yoldan sapmış olur.

    Gültekin Onan : Andolsun, Tanrı İsrailoğullarından misak almıştı. Onlardan on iki güvenilir gözetleyici göndermiştik. Ve Tanrı onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Tanrı'ya güzel bir borç verirseniz, kuşkusuz sizin kötülüklerinizi örter (keffirenne) ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim küfrederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."

    Hasan Basri Çantay : Andolsun ki Allah İsrail oğullarından sapasağlam söz almışdı. Biz içlerinden (ve nakıyblerinden) on iki de kefil dikmişdik. Allah (onlara) demişdi ki: «Ben muhakkak sizinle beraberim. Celâlim hakkı için eğer namazı kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onlara kuvvetle yardım eder, Allaha güzel bir ödüne ile ikraz ederseniz elbette sizden (saadır olan) kusurları örterim. Her halde sizi altından ırmaklar akar cennetlere sokarım. Artık içinizden kim bu (mîsakdan) sonra nankörlük ederse o, muhakkak dümdüz bir yolun ortasından sapmışdır».

    Hayrat Neşriyat : Ve and olsun ki Allah, İsrâil oğullarının sağlam sözünü almıştı. (Her kabîleden birer kişi olarak) içlerinden on iki de vekil ta'yîn etmiştik.Ve Allah (onla ra) şöyle buyurmuştu: 'Şübhesiz ki ben sizinle berâberim. Eğer gerçekten, namazı hak kıyla edâ eder seniz, zekâtı verirseniz, peygamber lerime îmân edip onlara yardım ederseniz ve Allah’a karz-ı hasen (güzel bir borç) verirseniz (yolunda harcamayaparsanız), mutlakā kötülüklerinizi sizden örteceğim ve şübhesiz sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacağım. O hâlde bundan (bu ahid den) sonra içinizden kim inkâr ederse, artık (dosdoğru) yol ortasında açıkça sapıtmış olur.'

    İbni Kesir : And olsun ki, Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Biz, onlardan oniki temsilci seçtik. Allah demişti ki: Muhakkak ki Ben, sizinleyim; namaz kılar, zekat verir, peygamberlerime inanır, onlara yardım ederseniz, Allah'a güzel bir borç verirseniz; andolsun ki sizin kötülüklerinizi örterim. Ve andolsun ki sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden her kim de küfrederse; şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.

    Muhammed Esed : Ve gerçek şu ki, liderlerinden on ikisini (casus olarak Kenana) gönderdiğimiz zaman, Allah İsariloğullarından (benzer) bir kesin taahhüt almıştı. Ve Allah demişti: "Bilin ki sizinle beraber olacağım! Eğer namazlarınızda dikkatli ve daim olur ve karşılıksız yardımda bulunursanız; Benim Peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz ve Allaha büyük bir borç verirseniz kötü fiillerinizi mutlaka silerim ve sizi içinden ırmakların aktığı hasbahçelere koyarım. Ama bundan sonra içinizden kim, hakikati inkar ederse, doğru yoldan kesinlikle sapmış olacaktır!"

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve kasem olsun ki, Allah Teâlâ İsrailoğullarının ahdini almıştı ve onlardan oniki müfettiş göndermiştik. Ve Allah Teâlâ buyurmuştu ki: «Ben sizinle beraberim. Eğer namazı ikame eder ve zekâtı verir ve peygamberlere inanır ve onlara kuvvetle yardımda bulunursanız ve Allah Teâlâ'ya güzel bir ödünç verirseniz elbette sizden kusurlarınızı örterim ve sizi mutlaka altlarından ırmaklar akar cennetlere girdiririm. Fakat bundan sonra her kim kâfir olursa muhakkak ki, dümdüz yol ortasında sapıtmış olur.»

    Ömer Öngüt : Andolsun ki Allah, İsrâiloğullarından söz almıştı. Biz onlardan oniki tane nakib (temsilci) tayin ettik. Allah şöyle dedi: “Şüphesiz ki ben sizinle beraberim. Eğer siz namazı kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman eder, onlara kuvvetle yardım ederseniz ve Allah'a güzel bir borç takdiminde bulunursanız; andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve andolsun ki sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Artık bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa, gerçekten o dosdoğru yoldan sapmış olur. ”

    Şaban Piriş : Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan on iki temsilci seçtik. Allah: -Ben sizinleyim; namaz kılarsanız, zekat verirseniz, Peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah’a güzel bir ödünçte bulunursanız, elbette sizin kötülüklerinizi örterim. Sizi altından nehirler akan cennetlere girdiririm. Bundan sonra sizden kim küfrederse,doğru yoldan sapmış olur, dedi.

    Suat Yıldırım : Allah İsrail oğullarından kesin söz aldı. Biz onlardan (on iki boydan her birinden bir kefil olmak üzere) on iki de kefil tayin etmiştik. Allah buyurdu ki: "İyi bilin ki Ben sizinle beraberim. Eğer siz namazı dikkatli bir şekilde tamtamına eda eder, zekâtı verir, resullerime iman eder, onlara sahip çıkar,Allah rızası için gerekli yerlere harcayarak Allah’a güzel bir tarzda ödünç verirseniz,Ben elbette sizin kusurlarınızı örter ve elbette sizi içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Ama kim bundan sonra nankörlük edip küfre saparsa, doğru yoldan sapmış, kendini zayi etmiş olur."

    Süleyman Ateş : Allâh, İsrâil oğullarından söz almıştı ve içlerinden on iki başkan göndermiştik. Allâh demişti ki: "Ben sizinle beraberim, eğer namazı kılar, zekâtı verirseniz; elçilerime inanır, onlara yardım eder ve Allah'a güzel borç verirseniz, elbette sizin günâhlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim nankörlük ederse, düz yoldan sapmış olur.

    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin-söz almıştı. Onlardan oniki güvenilir-gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: «Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekâtı verir, Peygamberlerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, herhalde sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.»

    Ümit Şimşek : Biz İsrailoğullarından da ahit almış ve onlardan on iki temsilci seçmiştik. Allah 'Ben sizinle beraberim,' buyurdu. 'Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman edip onları destekler ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, Ben de sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştiririm. Bundan sonra hanginiz nankörlük edecek olursa, dosdoğru bir yoldan sapmış olur.'

    Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun ki, Allah İsrailoğullarının mîsakını almıştı da içlerinden on iki temsilci/başkan göndermiştik. Allah şöyle demişti: "Ben sizinle beraberim. Namazı kılarsanız, zekâtı verirseniz, resullerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel bir biçimde borç verirseniz, kötülüklerinizi elbette örteceğim ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere elbette koyacağım. Artık bundan sonra küfre gideniniz yolun denge noktasından sapmış olur."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     




  13. فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَاقَهُمْ لَعنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَنَسُواْ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ وَلاَ تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىَ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمُ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    Fe bimâ nakdihim mîsâkahum leannâhum ve cealnâ kulûbehum kâsiyet(kâsiyeten), yuharrifûnel kelime an mevâdııhî ve nesû hazzan mimmâ zukkirû bih(bihî), ve lâ tezâlu tettaliu alâ hâınetin minhum illâ kalîlen minhum fa’fu anhum vasfah innallâhe yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).


    1. fe bimâ nakdi-him : ve de onların bozmalarından dolayı, sebebi ile

    2. mîsâka-hum : onların misâkları, misâklarını

    3. leannâ-hum : onları lanetledik

    4. ve cealnâ : ve yaptık, kıldık

    5. kulûbe-hum : onların kalplerini

    6. kâsiyeten : kaskatı, karanlık, afetlerle dolu

    7. yuharrifûne : tahrif ederler, mânâlarını bozarlar

    8. el kelime : kelime

    9. an mevâdıı-hi : onu yerlerinden

    10. ve nesû : ve unuttular

    11. hazzan : bir pay, bir hisse (bir öğüt)

    12. min mâ zukkirû bi hî : onunla uyarıldıkları şeyden (nasihat edilen, hatırlatılan)

    13. ve lâ tezâlu : ve zail olmaz, sürekli, devamlı olur, devam eder

    14. tettaliu : muttali olursun, maruz kalırsın

    15. alâ hâınetin : hiyanete

    16. min-hum : onlardan

    17. illâ kalîlen : çok azı hariç

    18. min-hum : onlardan

    19. fa'fu an-hum : yine de onları affet

    20. vasfah : ve musamaha göster, hoşgör

    21. inne allâhe : muhakkak ki Allâh (c.c.)

    22. yuhıbbu : sever

    23. el muhsinîne : muhsinleri



    İmam İskender Ali Mihr : Misaklarını bozmaları sebebiyle biz de onları lânetledik, kalplerini de (kapkaranlık) yaptık. Onlar, kelimeleri yerlerinden tahrif ederler (değiştirirler). Nasihat olundukları şeylerden nasiplerini almayı unuttular. Onlardan pek azı hariç, devamlı onların hainliklerine maruz kalırsın.Yine de onları affet ve hoşgör.Muhakkak ki Allah muhsinleri sever.

    Diyanet İşleri : İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ahitlerini bozdukları, verdikleri sözden döndükleri için lânet ettik onlara ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, sözlerin yerini değiştirirler, kendilerine verilen öğütten bir hisse de almazlar. Pek azı müstesna daima hainliklerini duyarsın, gene de bağışla onları, geç suçlarından. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.

    Adem Uğur : Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.

    Ahmed Hulusi : Ahdlerini bozmaları ile onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık (anlayışlarını kilitledik)! Kelimelerdeki mânâları asıl anlamlarından saptırırlar. Uyarıldıkları hakikatlerden haz almayı unuttular. . . Pek azı hariç, onlardan daima hainlik görürsün. . . Onları affet, aldırma! Muhakkak ki Allâh ihsan sahiplerini sever.

    Ahmet Tekin : Kesin sözlerini, taahhütlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik, kafalarını kalınlaştırdık ve kalplerini katılaştırdık.

    Kelimeleri, ifadeleri, aslî manalarından uzaklaştırarak tahrif ediyorlar, değiştiriyorlar, maksadının dışında tefsir ediyorlar, gayesine aykırı te’viller yapıyorlar. Kendilerine öğretilen, tebliğ edilen Tevrat’ın hükümlerinin önemli bir bölümünü de unuttular.
    İçlerinden pek azı hariç, onları taahhütlerini bozarak, daima hâinlik ederlerken görürsün.
    Yine de sen onları sorgusuz sualsiz affet. Azarlamadan, kınamadan hoşgörülü davran. Allah iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecileri, müslümanları sever.

    Ahmet Varol : Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden alıp değiştirirler. Kendilerine hatırlatılanların bir kısmını unuttular. Çok azı dışında onlardan sürekli hıyanet görürsün. Sen onları affet ve geç. Allah iyilik sahiplerini sever.

    Ali Bulaç : Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.

    Ali Fikri Yavuz : Sonra bu misâklarını (ahd ve sözlerini) bozdukları içindir ki, biz, onları lânetledik (rahmetimizden kovduk) ve kalblerini kaskatı ettik. Onlar, kelimeleri (Tevrat’taki Peygambere ait vasıfları ve bazı âyetleri) yerlerinden oynatarak değiştirir tahrif ederler; ve onlar, emredildikleri hakikatlerden nasîp almayı da (Peygambere iman etmeyi) terk ettiler. İçlerinden pek azı müstesna, sen, onlardan daima bir hâinliğin farkına varıp duracaksın. Böyleyken yine onlardan suçları bağışla ve aldırma; çünkü Allah, iyilik edenleri sever.

    Bekir Sadak : Sozlerini bozduklari icin onlara lanet ettik, kalblerini katilastirdik. Onlar sozleri yerlerinden degistirirler. Kendilerine belletilenin bir kismini unuttular. Iclerinden pek azindan baskasinin daima hainliklerini gorursun, onlari affet ve gec. Allah iyilik yapanlari suphesiz sever.

    Celal Yıldırım : Verdikleri kesin sözü bozmaları sebebiyle onları lanetledik, kalblerini de kaskatı yaptık. Kelimeleri (asıl konuldukları) yerlerinden oynatıp değiştirirler. Uyarıldıkları hususlardan nasiplerini unuttular. İçlerinden pek azı müstesna, onlardan sürekli olarak hainlik görürsün. (Bununla beraber) sen onları affet ve (geçmiş kusurlarından) geç.. Şüphesiz ki Allah iyilikte bulunan yararlı kişileri sever.

    Diyanet İşleri (eski) : Sözlerini bozdukları için onlara lanet ettik, kalblerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları şüphesiz sever.

    Diyanet Vakfi : Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.

    Edip Yüksel : Sözlerini bozdukları için onları lanetledik, kalplerini katılaştırdık. Sözlerin anlamını bağlamından kaydırırlar. Uyarıldıkları şeylerin bir kısmını unuttular. Onların çoğundan sürekli ihanet göreceksin. Onları affet ve aldırma. ALLAH güzel davrananları sever.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Sonra bu misaklarını nakzettikleri içindir ki biz onları lâ'netledik ve kalblerini kas katı ettik, kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler, ıhtar edildikleri hakikatlerden hazz almayı unuttular, içlerinden pek azı müstesna olmak üzere onlardan daima bir hainliğe muttali' olur durursun, yine sen onlardan afvet ve aldırma, çünkü Allah ihsan edenleri sever

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonra bu sözleşmelerini bozmaları yüzünden, Biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı ettik. Onlar, kelimeleri yerlerinden oynatarak değiştirirler, uyarıldıkları gerçeklerden paylarını almayı unuttular. İçlerinden pek azı dışında, onlardan sürekli bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırma! Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma. Çünkü Allah güzel davrananları sever.

    Fizilal-il Kuran : Verdikleri sözlerden caydıkları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin anlamlarını değiştirirler, kendilerine verilen öğütlerin başlıcalarını unuturlar. Pek azı dışında, onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de onları bağışla, yaptıklarına aldırış etme. Hiç şüphesiz Allah iyi davrananları sever.

    Gültekin Onan : Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de onları affet, aldırış etme. Kuşkusuz Tanrı iyilik yapanları sever.

    Hasan Basri Çantay : (Buna rağmen) onlar (verdikleri) o kat'î te'mînâtı çözüb bozmuş oldukları içindir ki biz kendilerini rahmetimizden koğduk, kalblerini kaskatı yapdık. Onlar kelimeleri (Allah tarafından) konulan yerlerinden (kaldırıb) değişdirirler. Onlar nasıyhat ve ihtaar edildikleri şeylerden (hakıykatlerden) bir nasıyb almayı da unutdular. İçlerinden birazı müstesna olmak üzere sen, onlardan dâima bir haainliğe muttali olub duracaksın. Sen yine onların suçundan geç, aldırış etme. Şübhe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.

    Hayrat Neşriyat : Sonra o sağlam sözlerini bozmaları sebebiyle onlara lâ'net ettik ve kalblerini kaskatı yaptık. (Onlar Tevrât’taki) kelimeleri yerlerinden değiştirirler, kendisiyle nasîhat edildikleri (o kitapları)ndan bir nasîb (almay)ı da unuttular. İçlerinden pek azı müstesnâ, onlardan dâimâ bir hâinliğe muttali' olursun; yine de (sen) onları affet ve aldırma! Muhakkak ki Allah, iyilik edenleri sever.

    İbni Kesir : Ahidlerini bozmalarından ötürü onlara la'net ettik, kalblerini de katılaştırdık. Onlar, kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Kendilerine öğretilenlerin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azı müstesna daima hainliklerini görürsün. Sen; onları affet ve geç. Muhakkak Allah; ihsan edenleri sever.

    Muhammed Esed : Daha sonra, kesin taahhütlerinden caydıkları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık; (öyle ki, şimdi) onlar, (vahyedilmiş) sözleri, asıl bağlamlarından kopararak çarpıtıyorlar; ve onlar, akıllarından çıkarmamaları emredilen şeylerin çoğunu unutmuşlar; birkaçı dışında onların hepsinden daima ihanet göreceksin. Ama onları bağışla ve (yaptıklarına) katlan: şüphe yok ki Allah iyilik yapanları sever.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Sonra ahdlerini bozmaları sebebiyle onlara lânet ettik, ve kalblerini kaskatı yaptık, onlar kelimeleri mevzilerinden tağyir ederler. Ve tezkir olundukları şeylerden bir nâsib almayı da unutmuş bulunurlar. Ve onlardan birazı müstesna olmak üzere daima bir hainliğe muttali olursun. Maahaza onlardan affet, iğrazda bulun, şüphe yok ki, Allah Teâlâ muhsin olanları sever.

    Ömer Öngüt : Verdikleri kesin sözü bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler ve kendilerine belletilenlerin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hâinlik görürsün. Onları affet ve aldırma. Şüphesiz ki Allah iyilik yapanları sever.

    Şaban Piriş : Sözlerini bozdukları için onları lanetledik, kalplerini katılaştırdık. Kelimelerin anlamlarını kaydırıyorlar, kendilerine hatırlatılandan ders almayı unuttular. İçlerinden çok azı dışında onların daima hainliklerini görürsün. Yine de onları bırak ve önemseme, Allah, iyilik yapanları sever.

    Suat Yıldırım : İşte o Yahudileri, verdikleri kesin sözü bozduklarındandır ki lânetledik, onların kalplerini katılaştırdık. Böylece onlar kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler. Kendilerine tebliğ edilen hususlardan pek çoğunu unuttular. Onların pek azı hariç olmak üzere, onlar tarafından devamlı olarak hainlik görürsün. Yine de sen onları affet, aldırma. Çünkü Allah iyilik edenleri sever.

    Süleyman Ateş : Sözlerini bozdukları için onları la'netledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, dâimâ onlardan hâinlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma, çünkü Allâh güzel davrananları sever.

    Tefhim-ul Kuran : Sözlerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.

    Ümit Şimşek : Onları, sözlerinden dönmeleri yüzünden lânetledik ve kalplerini de katılaştırdık. Onlar, kelimeleri yerlerinden saptırırlar; kendilerine verilen öğütten paylarını da unutmuşlardır. Pek azı müstesna, onlardan hep hainlik görürsün. Yine de sen onları bağışla ve aldırış etme. Muhakkak ki Allah iyilik yapanları sever.

    Yaşar Nuri Öztürk : Sonunda, verdikleri mîsakı bozdukları için onları lanetledik de kalplerini kaskatı yaptık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Öğütlenmek üzere çağırıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular. İçlerinden çok azı hariç, sen onlardan hep hainlik görürsün. Bununla birlikte onları affet, ellerini tut. Çünkü Allah güzellik sergileyenleri sever.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]


     


  14. وَمِنَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّا نَصَارَى أَخَذْنَا مِيثَاقَهُمْ فَنَسُواْ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّهُ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Ve minellezîne kâlû innâ nasârâ ehaznâ mîsâkahum fe nesû hazzan mimmâ zukkirû bihî fe agraynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti) ve sevfe yunebbiuhumullâhu bimâ kânû yasnaûn(yasnaûne).


    1. ve min ellezîne : ve o onlardan, olanlardan

    2. kâlû : dediler

    3. innâ nasârâ : muhakkak ki biz (hıristiyanız) nasârâyiz

    4. ehaznâ : aldık

    5. mîsâka-hum : onların mîsâkları

    6. fe nesû : öyle olduğu halde, gene de, unuttular

    7. hazzan : bir pay, hisse

    8. min mâ zukkirû bi-hî : onunla uyarıldıkları seyden (hususlardan)

    9. fe : bu yüzden, böylece

    10. agraynâ : saldık

    11. beyne-hum(u) : onların aralarına

    12. el adâvete : düşmanlık

    13. ve el bagdâe : ve kin

    14. ilâ yevmi el kıyâmeti : kıyamet gününe kadar

    15. ve sevfe : ve yakında

    16. yunebbiu-hum(u) : onlara haber verecek

    17. allâhu : Allâh (c.c.)

    18. bimâ kânû : ... oldukları şeyleri

    19. yasnaûne : yapıyorlar



    İmam İskender Ali Mihr : Ve muhakkak ki biz “nasârâyız” diyenlerden misaklarını aldık, gene de uyarıldıkları hususlardan (kendilerine hatırlatılan şeyden) bir pay almayı (nasiplerini) unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık, kin ve nefret saldık. Allah yakında, onlara yapmış olduklarını haber verecek.

    Diyanet İşleri : “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!

    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlardan, biz Nasrânîyiz diyenler de var, onlardan da söz aldık, fakat kendilerine verilen öğütten hisse almayı unuttular, biz de kıyamete dek aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah, onların neler yaptığını bildirecek.

    Adem Uğur : Biz hıristiyanlarız diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.

    Ahmed Hulusi : "Biz Nasarayız" diyenlerden de söz almıştık! Bunlar da hatırlatıldıkları şeyden bir hisse almayı unuttular. . . Biz de onların arasına, kıyamet süreci başlayana kadar düşmanlık ve nefret saldık. . . Allâh onlara ne üretip oluşturduklarını gösterecektir.

    Ahmet Tekin : 'Biz hristiyanlarız' diyenlerden de kesin sözlerini, taahhütlerini almıştık, ama onlar da kendilerine tebliğ edilenlerin, kitabın ve öğütlerin önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyametin kopacağı güne kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah yapmaya devam ettikleri düzenbazlıkları birer birer ortaya koyarak onları hesaba çekecektir.

    Ahmet Varol : 'Biz hıristiyanlarız' diyenlerden de kuvvetli söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılanların bir kısmını unuttular. Biz de onların aralarına kıyamet gününe kadar devam edecek bir düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.

    Ali Bulaç : Ve: "Biz hristiyanlarız" diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.

    Ali Fikri Yavuz : “- Biz Hristiyanız” diyenlerden de misâklarını (sağlam sözlerini) almıştık. Derken bunlar da emredildikleri hakikatlerden nasîp almayı (Peygambere iman etmeyi) terk ettiler. Biz de aralarına, kıyamet gününe kadar sürecek kin ve düşmanlık bıraktık. Yakında Allah, onlara, ne işler yaptıklarını haber verecektir.

    Bekir Sadak : «Biz hiristiyaniz» diyenlerden de soz almistik; onlar, kendilerine belletilenin bir kismini unuttular, bu yuzden aralarina kiyamete kadar dusmanlik ve kin saldik. Allah, yapmakta olduklarini kendilerine haber verecektir.

    Celal Yıldırım : «Biz, Nasrâniyiz» diyenlerden de kesin söz aldık. (Ne yazık ki) onlar da uyarıldıkları hususlardan nasiplerini unuttular. Bu yüzden aralarına Kıyamet gününe kadar düşmanlık, kin ve nefret sokup bulaştırdık. Allah onlara neler işlediklerini, ne sanatlar kurduklarını haber verecektir.

    Diyanet İşleri (eski) : 'Biz hıristiyanız' diyenlerden de söz almıştık; onlar, kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.

    Diyanet Vakfi : «Biz hıristiyanlarız» diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.

    Edip Yüksel : 'Biz Hristiyanız,' diyenlerden de söz almıştık. Ancak onlar da uyarıldıkları şeylerin bir kısmını unuttu. Bu yüzden diriliş gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yaptıkları her şeyi ALLAH onlara bildirecek

    Elmalılı Hamdi Yazır : «Biz, Nasarâyız» diyenlerden de misaklarını almıştık derken bunlar da ıhtar edildikleri hakıkatlerin bir çoğunu unuttular, biz de aralarına Kıyamet gününe kadar sürecek buğz-u adavet bıraktık, yarın Allah onlara ne san'atler yaptıklarını haber verecek

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : "Biz hıristiyanız" diyenlerden de antlarını almıştık; derken bunlar da uyarıldıkları gerçeklerin birçoğunu unuttular. Biz de aralarına, kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin bıraktık. Yarın Allah, onlara ne sanatlar yaptıklarını bildirecektir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Biz hıristiyanız» diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlara elbette haber verecektir.

    Fizilal-il Kuran : Biz hristiyanız diyenlerden de kesin söz almıştık. Fakat onlar da kendilerine verilen öğütlerin başlıcalarını unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah şimdi yaptıklarını ilerde onlara tek tek bildirecektir.

    Gültekin Onan : Ve: "Biz Hristiyanız" diyenlerden misak almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de kıyamete kadar aralarına kin ve düşmanlık saldık. Tanrı yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.

    Hasan Basri Çantay : «Biz Nasrânîyiz» diyenlerin de sağlam te'mînâtını almışdık. Neticede onlar da va'z-u ihtaar edildikleri şeylerden bir hıssa almayı unutuverdîler. Biz de aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlığı ve kîn-ü buğzu yapışdırdık. Allah onların ne (san'at) ler yapacaklarını ileride kendilerine (gösterib) haber verecekdir..

    Hayrat Neşriyat : (Yahudilerden olduğu gibi,) 'Şübhesiz biz hristiyanız' diyenlerden de sağlam sözlerini almıştık; buna rağmen (onlar da) kendisiyle nasîhat edildikleri (kitapları)ndan(İncil’den) bir nasib (almay)ı unuttular. Bu sebeble kıyâmet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin bıraktık. Allah, yapmakta olduklarını ileride (âhirette) kendilerine haber verecektir.

    İbni Kesir : Biz, hristiyanız diyenlerden de söz aldık. Onlar da kendilerine öğretilenlerin bir kısmını unuttular. Bu yüzden kıyamete kadar aralarına kin ve düşmanlık saldık. Allah; yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.

    Muhammed Esed : Ve (aynı şekilde), "Biz Hristiyanız!" diyenlerden kesin bir taahhüt almıştık; ama onlar da, akıllarından çıkarmamaları emredilen şeylerin çoğunu unutmuşlardır; bu nedenle, onlar arasında Mahşer Gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kini arttırdık: ve zamanı geldiğinde Allah onlara neler işlediklerini gösterecektir.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve, «Biz nâsarayız» diyenlerden de ahdlerini almış idik. Sonra ihtar edilmiş oldukları şeyden nasibdar olmayı unuttular. Artık Biz de onların arasına Kıyamet gününe kadar adâvet ve buğz bıraktık. Ve Allah Teâlâ neler yapmış olduklarını yakında haber verecektir.

    Ömer Öngüt : “Biz hıristiyanız” diyenlerden de söz almıştık. Onlar da uyarıldıkları şeylerin bir kısmını unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah yaptıklarını kendilerine haber verecektir.

    Şaban Piriş : -Biz Hıristiyan'ız, diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılandan ders almayı unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.

    Suat Yıldırım : "Biz Nasrani’yiz, Hırıstiyanız" diyenlerden de kesin söz aldık. Fakat onlar da kendilerine tebliğ olunan derslerden bir çoğunu unuttular. Bu yüzden Biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek kin ve nefret bıraktık. Allah onların meslek haline getirdikleri bu işleri bir bir yüzlerine çarpacaktır. [KM, İşaya 19,2]

    Süleyman Ateş : "Biz hıristiyanız" diyenlerin de sözünü almıştık, ama kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. Bu yüzden kıyâmet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allâh, onlara, ne yaptıklarını haber verecektir.

    Tefhim-ul Kuran : Ve: «Biz hıristiyanlarız» diyenlerden kesin söz almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.

    Ümit Şimşek : 'Biz Hıristiyanız' diyenlerden de ahit almıştık; onlar da kendilerine verilen öğütten nasiplerini unuttular. Biz de onların aralarına kıyamet gününe kadar sürecek bir kin ve düşmanlık saldık. Neler işleyip durduklarını Allah onlara bildirecektir.

    Yaşar Nuri Öztürk : "Biz Hıristiyanlarız!" diyenlerden de mîsaklarını almıştık. Onlar da öğütlenmek üzere çağırıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular. Bu yüzden, aralarına kıyamete değin düşmanlık ve şiddetli nefret saldık. Sınaat/teknoloji olarak ürettikleri şeylerin ne olduğunu Allah onlara yakında haber verecektir.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     




  15. يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ قَدْ جَاءكُم مِّنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُّبِينٌ


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum tuhfûne minel kitâbi ve ya’fû an kesîr(kesîrin) kad câekum minallâhi nûrun ve kitâbun mubîn(mubînun).


    1. yâ ehle el kitâbi : ey Kitap ehli (sahipleri)!

    2. kad câe-kum : size gelmişti

    3. resûlu-nâ : Resûlümüz

    4. yubeyyinu lekum : size açıklıyor

    5. kesîran : çoğunu

    6. mimmâ (min mâ) : şeyden

    7. kuntum tuhfûne : gizlemiş olduğunuz

    8. min el kitâbi : Kitap'tan

    9. ve ya'fû : ve vazgeçiyorlar

    10. an kesîrin : çoğundan

    11. kad câe-kum : size gelmişti

    12. min Allâhi nûrun : Allâh (c.c.)'dan bir nur

    13. ve kitâbun mubînun : ve apaçık bir Kitap



    İmam İskender Ali Mihr : Ey kitap ehli! (Kitap sahipleri), Kitap'tan çoğunu gizlemiş olduğunuz ve çoğundan vazgeçtiğiniz şeyleri, size beyan eden bir Resûl'ümüz gelmiştir. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.

    Diyanet İşleri : Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey kitap ehli, kitapta olduğu halde gizlediklerinizin çoğunu apaçık size bildiren, çoğunu da affedip yüzünüze vurmayan Peygamberimiz gelmiştir size; Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir size.

    Adem Uğur : Ey ehl-i kitap! Resûlümüz size Kitap'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.

    Ahmed Hulusi : Ey hakikat bilgisi verilmiş olanlar. . . Hakikat bilgisinden gizlediklerinizin birçoğunu size açıklayan ve birçoğunu (gizlemenizi de) affeden Rasûlümüz geldi. . . Gerçekten size Allâh'tan bir Nur ve Kitab-ı Mubiyn (açık seçik Sünnetullah bilgisi) gelmiştir.

    Ahmet Tekin : Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, kendi mensuplarınızdan ve başkalarından gizlemekte olduğunuz, kitaplarınızdaki hükümlerden birçoğunu, size açıklayan birçok hükmü de yürürlükten kaldıran Rasulümüz, tebliğ ve davet görevi ile kesinlikle size de geldi. Allah’tan size bir nur, Muhammed, İslâm dini, Allah, insan, kâinat ilişkilerini, ilâhî düzeni açıklayan apaçık bir kitap Kur’ân geldi.

    Ahmet Varol : Ey kitap ehli! Kitap'tan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve çoğunu da geçen peygamberimiz size geldi. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve açık bir Kitap geldi.

    Ali Bulaç : Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi.

    Ali Fikri Yavuz : Ey Yahudî ve Hristiyanlar! Şimdi size Peygamberimiz geldi; kitabınızdan gizlemekte olduğunuz şeylerin bir çoğunu size açıklıyor, bir çoğundan da geçiyor. İşte size, Allah’dan bir Nur (Hz. Muhammed Aleyhisselâm) ve aydın bir kitap (KUR’ÂN) geldi.

    Bekir Sadak : Ey Kitab ehli! Kitab'dan gizleyip durdugunuzun cogunu size acikca anlatan ve cogundan da geciveren peygamberimiz gelmistir. Dogrusu size Allah'tan bir nur ve apacik bir Kitab gelmistir.

    Celal Yıldırım : Ey Kitap Ehli! Kitabınızdan gizlediğiniz birçok şeyi size açıklayan ve birçoğunu da (açıklamaya gerek görmeyip) geçen Peygamberimiz size gelmiştir. Şüphesiz ki size Allah'tan bir nûr ve çok açık bir kitap gelmiştir.

    Diyanet İşleri (eski) : Ey Kitap ehli! Kitap'dan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap gelmiştir.

    Diyanet Vakfi : Ey ehl-i kitap! Resûlümüz size Kitap'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.

    Edip Yüksel : Kitap halkı, kitabın gizlediğiniz bir çok bölümünü açığa çıkaran ve bir çoğunu da yüzünüze vurmayan elçimiz geldi size. ALLAH'tan bir ışık ve apaçık bir kitap da geldi size.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey Ehli kitab, şimdi size Resulümüz geldi, kitabınızın gizlemekte olduğunuz bir çok yerlerini sizlere beyan ediyor, bir çoğundan da geçiyor, işte size Allahdan bir nur, bir parlak kitab geldi

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey kitap verilenler, şimdi size, kitabınızın gizlemekte olduğunuz birçok yerlerini sizlere açıklayan birçoğunu da geçiveren Peygamberimiz geldi. İşte size Allah'tan bir nur, bir parlak kitap geldi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap da gelmiştir.

    Fizilal-il Kuran : Ey Kitap Ehli, size bizim peygamberimiz geldi. Bu peygamber, elinizdeki kitabın öteden beri gizli tuttuğunuz bir hükmünü açıklıyor, bir çoğuna da değinmiyor. Gerçekten size Allah tarafından bir ışık, bir açıklayıcı kitap geldi.

    Gültekin Onan : Ey kitap ehli, kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Tanrı'dan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.

    Hasan Basri Çantay : Ey ehl-i kitâb, size — kitabdan gizlemekde olduğunuz şeylerin bir çoğunu meydana vuran, bir çoğundan da geçiveren — peygamberimiz gelmişdir. Size Allahdan hakıykî bir nur ve apaçık bir kitab gelmişdir.

    Hayrat Neşriyat : Ey ehl-i kitab! Muhakkak Resûlümüz (Muhammed) size geldi; Kitab’dan(Tevrât’tan, âhir zaman peygamberinin sıfatları ve recim âyeti gibi) gizlemekte olduğunuz şeylerin birçoğunu size açıklıyor, birçoğunu da (açıklamıyor) affediyor. Doğrusu size Allah’dan bir nûr ve apaçık bir Kitab (Kur’ân) gelmiştir.

    İbni Kesir : Ey Ehl-i Kitab; size peygamberimiz gelmiştir, kitabtan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatır ve çoğundan da geçiverir. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitab gelmiştir
    .
    Muhammed Esed : Ey Kitab-ı Mukaddesin izleyicileri! Şimdi size, (kendi kendinizden) gizlediğiniz Kitabın birçoğunu açıklamak ve bir kısmını da bağışlamak amacıyla Elçimiz gelmiştir. Şimdi Allahtan size bir ışık ve apaçık bir ilahi kelam ulaşmıştır,

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey ehl-i kitâb! Muhakkak size resûlümüz geldi. Kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok şeyleri size açıklıyor, bir çoğundan da geçiveriyor. Şüphe yok ki, size Allah Teâlâ tarafından bir nûr ve bir apaçık kitap gelmiştir.

    Ömer Öngüt : Ey ehl-i kitap! Size Resul'ümüz geldi. Kitap'tan gizleyip durduğunuz şeylerin bir çoğunu size açıklıyor, bir çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.

    Şaban Piriş : Ey kitap ehli, Resûlümüz size geldi, kitaptan gizlediğiniz şeylerin bir çoğunu size açıkça anlatıyor ve bir çoğunu da geçiyor. Doğrusu size Allah’tan bir aydınlatıcı ve apaçık bir kitap gelmiştir.

    Suat Yıldırım : Ey Ehl-i kitap! Kitaptan (Tevrat’tan) gizlediklerinizin çoğunu size beyan eden,bir çoğunu da yüzünüze vurmayarak affeden Resulümüz size gelmiş bulunuyor. İşte size Allah tarafından bir nûr ve hakikatleri açıklayan bir kitap geldi.

    Süleyman Ateş : Ey Kitap ehli, elçimiz size geldi, Kitaptan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve açık bir Kitap gelmiştir.

    Tefhim-ul Kuran : Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap da geldi.

    Ümit Şimşek : Ey Kitap Ehli! Size Bizim elçimiz geldi ki, kitaptan gizlediğiniz pek çok şeyi size açıklar, birçoğunu da yüzünüze vurmaz. Gerçekten size Allah'tan bir nur ile hakkı açıklayan bir kitap gelmiştir.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey Ehlikitap! Resulümüz size geldi. Kitap'tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan-beyan açıklıyor; çoğundan da geçiyor. Şu bir gerçek ki, size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]


     


  16. يَهْدِي بِهِ اللّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنِ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilân nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).


    1. yehdî bihi Allâhu : Allâh onunla (Resûlü ile) hidayet eder (ulaştırır)

    2. men(i) ittebea : tâbî olan kişi, kim tâbî olursa

    3. rıdvâne-hu : onun rızasına

    4. subule : yollar

    5. es selâmi : selamet, teslim

    6. ve yuhricu-hum : ve onları çıkartır

    7. min ez zulumâti : zulmetten, karanlıklardan

    8. ilâ en nûri bi izni-hî : kendi izni ile nur'a aydınlığa

    9. ve yehdî-him : ve onları hidayet eder (ulaştırır)

    10. ilâ sırâtın mustakîmin : Sırâtı Mustakîm'e, "Allâh'a (c.c.) ulaştıran yol"a



    İmam İskender Ali Mihr : Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidayet eder (ulaştırır).

    Diyanet İşleri : Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Allah, kendi rızasına uyanları, onunla esenlik yollarına götürür ve dileğiyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları doğru yola sevk eder.

    Adem Uğur : Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.

    Ahmed Hulusi : Rıdvanına (insandaki Esmâ hakikatiyle tahakkuk kuvvesi - melekesi) tâbi olanları, Allâh hakikatleri olan Esmâ özellikleriyle, hakikate erdirir; onları Esmâ bileşimlerinin elvermesiyle karanlıklardan nura çıkarır ve onları doğru yaşam yoluna yöneltir.

    Ahmet Tekin : Allah, o kitapla, Kur’ân’la, rızasına ulaşma mertebesini gözetenlere, hukukun üstün, hakkın ve adaletin belirleyici güç, barışın hâkim olduğu güvenli bir dünya düzenine, selâmet yurduna,
    cennete götüren yolları gösterir. Onları iradesiyle bilgilendirerek inkâr ve cehalet karanlıklarından iman ve ilim aydınlığına, nura çıkarır ve onlara doğru, muhkem, güvenli yolu, İslâmî hayatı gösterir.

    Ahmet Varol : Allah onunla rızasını gözetenleri selamet yollarına eriştirir ve kendi izniyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru yola iletir.

    Ali Bulaç : Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip iletir.

    Ali Fikri Yavuz : Allah, rızasına uyanları o nurla selâmet yollarına iletir ve onları, izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yola (İslâma) götürür.

    Bekir Sadak : Allah, rizasini gozetenleri onunla, selamet yollarina eristirir ve onlari, izni ile, karanliklardan aydinliga cikarir. Onlari dogru yola iletir.

    Celal Yıldırım : Allah kendi hoşnutluğuna uyanları onunla selâmet yollarına eriştirir; kendi izniyle onları karanlıklardan çıkarıp aydınlığa ulaştırır ve doğru yola koyar.

    Diyanet İşleri (eski) : Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola iletir.

    Diyanet Vakfi : Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.

    Edip Yüksel : Onunla ALLAH, rızasını gözetenleri barış ve huzur yollarına ulaştırır, izniyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkararak onları dosdoğru yola iletir.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Allah bununla rıdvanı ardınca gideni selâmet yollarına doğrultacak ve iznile onları zulmetlerden nura çıkarıb doğru bir yola koyacak

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah, rızası ardınca gidenleri onunla kurtuluş yollarına yöneltecek ve izni ile onları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru bir yola koyacak.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah o kitabla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder.

    Fizilal-il Kuran : Allah, rızası peşinde koşanları, bu kitap sayesinde selamet yollarına erdirir, onları, kendi izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır, doğru yola iletir.

    Gültekin Onan : Tanrı, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip iletir.

    Hasan Basri Çantay : Ki Allah, rızaasına uyanları onun sebebiyle selâmet yollarına doğrultur, onları, iradesiyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıb kendilerini dosdoğru bir yola iletir.

    Hayrat Neşriyat : Rızâsına uyanları Allah onunla selâmet yollarına eriştirir, onları izni ile zulümâttan (küfür karanlıklarından) nûra (îmâna) çıkarır ve onları dosdoğru bir yola hidâyet eder.

    İbni Kesir : Allah onunla, rızasını gözetenleri selamet yollarına iletir. İzniyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve doğru yola iletir.

    Muhammed Esed : ki onunla Allah, kendi rızasını arayan herkese kurtuluşa götüren yolları gösterir, rahmetiyle onları karanlığın derinliklerinden aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola yöneltir.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Allah Teâlâ, rızasına tâbi olanları onunla selâmet yollarına götürür ve onları izniyle zulmetlerden nûra çıkarır ve onları dosdoğru yola hidâyet eder.

    Ömer Öngüt : Allah, rızasını arayanları onunla kurtuluş yollarına eriştirir ve onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır, onları dosdoğru bir yola iletir.

    Şaban Piriş : Allah, onunla hoşnut olduğu şeyleri isteyenleri kurtuluş yollarına iletip karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru bir yola hidayet eder.

    Suat Yıldırım : Allah onunla, rızasını izleyenleri selâmet yollarına iletir, Onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola iletir.

    Süleyman Ateş : Allâh, onunla rızâsına uyanları esenlik yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletir.

    Tefhim-ul Kuran : Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip iletir.

    Ümit Şimşek : Onunla Allah, kendi rızasını izleyenleri selâmet yollarına iletir, onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola iletir.

    Yaşar Nuri Öztürk : Allah, rızasına uyanları o Kitap'la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar.

    Bu ayet bir hidayet ayetidir, aşağıdaki meallerde ayetin sadece hidayet ile ilgili bölümü yer alıyor olabilir, dikkatinize sunarız.

    Abdullah Aydın : Allah, rızasına uyanları o nurla selâmet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru yola (İslâm'a) iletir.

    Ahmet Davudoğlu : Onunla Allah, kendi rızasına uyanları selamet yollarına eriştirir ve izniyle onları, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola ulaştırır.

    Ali Arslan : Allah rızasına tâbî olanları o kitapla selamet yollanna iletir. Ve izniyle onları karanlıklardan nura (küfürden îmâna) çıkarır. Onlan dosdoğru bir yola (islâm'a) hidayet eder.

    Arif Pamuk : Allah, o Kitab'la rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevkeder.

    Ayntabî Mehmet Efendi : Ki Allahû Tealâ, o kitapla rızasına ittiba edenleri selamet yollarına hidayet eder. Onlan iradesiyle (küfür, şekk) karanlıklarından (îmân ve yakîn) nuruna çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.

    Bahaeddin Sağlam : Allah o nur ile nzasına tâbî olanları selâmet yollarına iletir. Ve onlan kendi izniyle karanlıklardan nura çıkartır ve doğru yolu (İslâm dininin gerçeğini) onlara gösterir.

    Diyanet Vakfı (1993) : Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola götürür.

    Hasan Tahsin Feyizli : Onunla Allah nzasına uyanları, selâmet yollarına eriştirir; onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru bir yola iletir.

    Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay : Allah rızasını gözetenleri onunla selâmet yollarına eriştirir ve onlan izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onlan doğru yola iletir.

    Hüseyin Kaleli : “Allâh onunla, rızasına tabi olan kimseleri selâmet yollarına iletir. Hem de onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru bir yola yöneltir.”

    İsmail Mutlu, Şaban Döğen : Allah, Kendi rızasına uyan kimseleri o kitap vasitasiyla selam yollarına eriştirir. İlahi izin ve iradesiyle onları inkar karanlıklarından çıkartıp iman nuruna kavuşturur ve dos doğru bir yola iletir.

    Mustafa İslamoğlu : Allah, kendi rehberliğinde rızasını gözetenleri ebedi kurtuluş yollarına ulaştırır, rahmetiyle onları karanlıktan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola yönlendirir.

    Nedim Yılmaz : Allah bu kitapla rızasını arayanı kurtuluş yollarına götürür. Kendi irade ve yardımıyla onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru bir yola iletir.

    Ömer Rıza Doğrul : Allah, onunla (îmân edip) rızasını kazananları selâmet yollarına iletir. İradesiyle karanlıktan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru yola götürür.

    Talat Koçyiğit : Allah o kitapla rızasına uygun hareket edenleri, selâmet yollanna iletir; onlan kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevkeder.

    Ziya Kazıcı, Necip Taylan : Kitap ile Allah rızasına uyanlan selâmet yollanna hidayet eyler ve onlan izni ile karanlıktan aydınlığa çıkarır. Doğru yola ve dine götürür.

    Bir Heyet : Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürüyor ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıyor, dosdoğru bir yola iletiyor.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  17. قَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَآلُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ مِنَ اللّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ أَن يُهْلِكَ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ وَمَن فِي الأَرْضِ جَمِيعًا وَلِلّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَاء وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) kul fe men yemliku minallâhi şey’en in erâde en yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve men fîl ardı cemîa(cemîan) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ. Yahluku mâ yeşâ(yeşâu) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).


    1. lekad : andolsun

    2. kefere : kafir oldu

    3. ellezîne kâlû : ... diyenler

    4. inne allâhe : muhakkak ki Allâh (c.c.)

    5. huve : o

    6. el mesîhu : Mesih

    7. ibnu meryeme : Meryem oğlu

    8. kul : de ki

    9. fe men yemliku : o halde, öyleyse kim maliktir, kimin gücü yeter, kim mani olur?

    10. min allâhi : Allâh (c.c.)'dan

    11. şey'en : bir şey

    12. in erâde : eğer dilerse, isterse

    13. en yuhlike : helak etmeyi

    14. el mesîhe : Mesih

    15. ibne meryeme : Meryem oğlu

    16. ve umme-hu : ve onun annesi

    17. ve men fî el ardı : ve yeryüzünde bulunan kimseleri

    18. cemîan : topluca, hepsini

    19. ve li Allâhi : ve Allâh'ın (cc.) dır.

    20. mulku es semâvâti : göklerin mülkü, idaresi

    21. ve el ardı : ve yeryüzü

    22. ve mâ beyne-humâ : ve bu ikisinin arasındaki şeyler

    23. yahluku mâ yeşâu : dilediğini halk eder, yaratır

    24. ve allâhu : ve Allâh (c.c.)

    25. alâ kulli şey'in : her şeye

    26. kadîrun : kâdir, kudret sahibi



    İmam İskender Ali Mihr : Andolsun ki “ Muhakkak ki Allah, Meryem oğlu Mesih'tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. De ki; “Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helâk etmek isterse, Allah'dan bir şeyi (önlemeye) kimin gücü yeter? ” Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini yaratır. Allah (c.c.), herşeye kaadirdir.

    Diyanet İşleri : Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şâyet Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

    Abdulbaki Gölpınarlı : Gerçekten de şüphe yok ki Allah, Meryem oğlu Mesîh'tir diyenler kâfir oldular. De ki: Meryem oğlu Mesîh'i de, anasını da ve yeryüzündekilerin hepsini de helâk etmeyi dilese Allah'a karşı herhangi bir şeye kim sahip çıkabilir? Ve Allah'ındır göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında olanların saltanatı. Dilediğini yaratır ve Allah'ın her şeye gücü yeter.

    Adem Uğur : Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)? Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyle kadirdir.

    Ahmed Hulusi : Andolsun ki "Allâh, Meryemoğlu Mesih'tir" diyenler hakikati inkâr etmişlerdir! De ki: "Eğer Meryemoğlu Mesih'i, Onun anasını ve yeryüzünde kim varsa hepsini birden helâk etmeyi dilerse, kim Allâh'a karşı koyacak bir kuvvete sahiptir?". . . Semâların, arzın ve ikisi arasındakilerin varlığı Allâh (Esmâ ül Hüsnâ özelliklerinin açığa çıkması - seyri) içindir! Dilediğini yaratır! Allâh her şeye Kaadir'dir.

    Ahmet Tekin : 'Allah, Meryem’in oğlu Mesih’tir' diyenler kâfir olmuşlardır. Onlara:
    'Allah, Meryem oğlu Mesih’i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helâk etmek istese, ona kim engel olabilir?' de.
    Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki varlıkların ve imkânların mülkü ve hâkimiyeti sadece Allah’a aittir, Allah’ın tasarrufundadır. O, sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan şeyi yaratır. Allah’ın her şeye gücü, kudreti yeter.

    Ahmet Varol : Şüphesiz ki 'Allah Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: 'Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanların tümünü yok etmek istese O'na karşı kim ne yapabilir?' Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkiyeti Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.

    Ali Bulaç : Andolsun, "Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki: "O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye) kim birşeye malik olabilir?" Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.

    Ali Fikri Yavuz : Andolsun ki, “- Allah, o Meryem’in oğlu Mesih’dir” diyenler şüphesiz kâfir olmuştur. De ki: “- Eğer Allah, Meryem’in oğlu Mesih’i, anasını ve arzda bulunanların hepsini yok etmek isterse, ondan kim bir şey kurtarabilir. Göklerin ve yerin aralarındaki her şeyin mülkü (hâkimiyeti) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır ve her şeye kadirdir.”

    Bekir Sadak : «Allah ancak Meryem oglu Mesih'tir» diyenler and olsun ki kafir olmuslardir. De ki: «Allah ancak Meryem oglu Mesih'i, anasini ve yeryuzunde olanlarin hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karsi koyabilir?» Goklerin, yerin ve arasindakilerin hukumranligi Allah'indir, diledigini yaratir. Allah her seye Kadir'dir.

    Celal Yıldırım : «Allah, Meryem oğlu Mesih'in kendisidir,» diyenler, and olsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Eğer Allah, Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzündeki her şeyi yok etmeyi dilese, Allah'ın (bu irâdesin)den bir şey kurtarmaya (onu durdurmaya) kim sahip olabilir ? Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah'ın kudreti her şeye yeter.

    Diyanet İşleri (eski) : 'Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler and olsun ki kafir olmuşlardır. De ki: 'Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karşı koyabilir?' Göklerin, yerin ve arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadir'dir.

    Diyanet Vakfi : «Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir» diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyle kadirdir.

    Edip Yüksel : 'ALLAH Meryem oğlu Mesih'tir,' diyenler elbette kafir olmuşlardır. De ki: 'ALLAH Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve hatta yeryüzündekilerin tümünü helak etmek isterse, kim buna engel olabilir?' Göklerin, yerin ve arasındakilerin egemenliği ALLAH'a aittir. Dilediğini yaratır. ALLAH herşeye Gücü Yetendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Kasem olsun ki küfretti şunlar «Allah o Meryemin oğlu Mesih» tir diyenler, de ki: Eğer Allah Meryemin oğlu Mesihı ve anasını ve arzda bulunanların hepsini helâk etmek murad ederse ondan kim bir şey kurtarabilir, bütün göklerin ve yerin ve aralarında ne varsa hepsinin mülkü Allahın, dilediğini yaratır ve Allah her şey'e kadîrdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Andolsun ki, «Meryem'im oğlu Mesih, Allah'tır.» diyenler kafir olmuşlardır. De ki: «Eğer Allah, Meryem'in oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini yok etmek isterse, ondan kim birşey kurtarabilir?» Bütün göklerin, yerin ve aralarındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır ve Allah herşeye gücü yetendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Muhakkak ki, «Allah, ancak Meryemoğlu İsa Mesih'tir» diyenler kâfir olmuşlardır. (Onlara) de ki: « Allah, Meryemoğlu İsa Mesih'i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese O'na kim engel olabilir?» Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir.

    Fizilal-il Kuran : Allah Meryemoğlu Mesih'dir diyenler kesinlikle kafir olmuşlardır. Onlara de ki; Eğer Meryemoğlu İsa'yı annesini ve yeryüzünde bulunan varlıkların tümünü yok etmek istese O'na kim engel olabilir? Göklerde, yeryüzünde ve ikisi arasında bulunan tüm varlıklar Allah'ın egemenlik tekelindedir. O dilediğini yaratır. Allah'ın gücü herşeye yeter.

    Gültekin Onan : Andolsun, "Tanrı, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kafir olmuşlardır / küfretmişlerdir (keferelleziyne). De ki: "O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesin ve yeryüzündekilerin tümünü helak etmek isterse, Tanrı'dan [bunu önlemeye] kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Tanrı'nındır; dilediğini yaratır. Tanrı herşeye güç yetirendir.

    Hasan Basri Çantay : «Hakıykat, Allah Meryem oğlu Mesîh in kendisidir» diyenler andolsun ki kâfir olmuşdur. De ki: «O halde Allah, Meryem oğlu Mesîhi, anası (Meryem) i ve yer yüzünde bulunanların hepsini öldürmek isterse kim Allahın her hangi bir şey'ine (saahib ve) mâlik olabilir? Göklerin, yerin ve aralarındaki her şey'in hükümranlığı Allahındır. O, ne dilerse yaratır. Allah, her şey'in üstünde tam bir kudret saahibidir.

    Hayrat Neşriyat : Andolsun ki, şübhesiz Allah, o Meryemoğlu Mesîhdir!' diyenler kâfir olmuşlardır! De ki: 'Peki (Allah, sizin ilâh olarak düşündüğünüz) Meryemoğlu Mesîh’i, annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helâk etmek istese, Allah’a karşı kim bir şeye mâlik olabilir? Hem göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Allah’ındır. (O) ne dilerse yaratır.' Çünki Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir.

    İbni Kesir : Andolsun ki, Allah; ancak Meryem oğlu Mesih'tir, diyenler kafir olmuşlardır. De ki: Eğer, Meryem oğlu Mesih'i anasını ve yeryüzünde olanların hepsini helak etmek isterse; kim, Allah'a karşı koyabilir? Göklerin, yerin ve arasındakilerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Ve Allah, her şeye Kadir'dir.

    Muhammed Esed : "Allah, Meryemin oğlu Mesihtir!" diyenler hakikati inkar ederler. De ki: "Eğer Meryem oğlu İsayı ve onun annesini ve yeryüzündeki herkesi -onların tümünü- helak etmek isteseydi kim Allaha mani olabilirdi? Zira, göklerin ve yerin onlar arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allaha aittir; O dilediğini yaratır: ve Allah dilediğini yapmaya kadirdir!"

    Ömer Nasuhi Bilmen : Şüphe yok ki, «Allah, O Meryem'in oğlu Mesih'tir,» diyenler kasem olsun ki, muhakkak kâfir olmuşlardır. De ki: «Eğer Allah, Meryem'in oğlu Mesih'i ve O'nun validesini ve yerde bulunanların hepsini helâk etmek istese kim Allah'tan bir şeye mâlik olabilir! Göklerin de, yerin de ve bunların aralarında bulunanların da mülkü Allah Teâlâ'ya aittir. Dilediğini yaratır. Ve Allah Teâlâ her şeye tamamıyla kâdirdir.»

    Ömer Öngüt : “Allah Meryem oğlu Mesih'tir. ” diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: “Eğer Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse, Allah'a kim bir şey yapabilecektir?” Göklerin, yerin ve ikisinin arasında ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah'ın kudreti her şeye yeter.

    Şaban Piriş : -Allah, Meryem oğlu Mesih’tir, diyenler kafir olmuştur. De ki: - Allah, Meryem oğlu Mesih’i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilese; Allah’a karşı kimin elinde bir şey var. Göklerin, yerin ve arasındakilerin hakimiyeti Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Allah’ın her şeye gücü yeter.

    Suat Yıldırım : "Allah, Meryem’in oğlu Mesih’tir" diyenler kesinlikle kâfir olmuşlardır. De ki: "Eğer Allah Meryem’in oğlu Mesih’i, annesini ve dünyada bulunanların hepsini imha etmek istese, O’na karşı kimin elinden bir şey gelir? Kim O’nu engelleyebilir? Doğrusu göklerin, yerin ve ikisi arasında olan bütün varlıkların hakimiyeti Allah’a aittir. O dilediğini yaratır. Allah her şeye kadirdir.

    Süleyman Ateş : "Allâh, Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre gitmişlerdir. De ki: "Öyle ise Allâh, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini helâk etmek istese, Allah'a karşı kimin elinde bir şey var?" Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşey O'nundur. O, dilediğini yaratır, Allâh, herşeyi yapabilendir.

    Tefhim-ul Kuran : Andolsun, «Gerçek şu ki, Allah Meryem oğlu Mesih'tir» diyenler küfretmiştir. De ki: «O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yer yüzündekilerin tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeğe) kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.

    Ümit Şimşek : 'Allah Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: Eğer Allah Meryem oğlu Mesih ile annesini ve yeryüzündekilerin hepsini birden helâk etmeyi dilerse, Ona engel olacak kim var? Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği Allah'a aittir. O dilediğini yaratır; zira Allah'ın gücü herşeye yeter.

    Yaşar Nuri Öztürk : Yemin olsun ki, "Allah Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler küfre batmışlardır. De ki: "Allah; Meryem'in oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzündeki insanların hepsini helâk etmek istese Allah'a karşı kimin elinde bir güç vardır!" Hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadîr'dir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  18. وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى نَحْنُ أَبْنَاء اللّهِ وَأَحِبَّاؤُهُ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُم بَلْ أَنتُم بَشَرٌ مِّمَّنْ خَلَقَ يَغْفِرُ لِمَن يَشَاء وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاء وَلِلّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Ve kâletil yahûdu ven nasârâ nahnu ebnâullâhi ve ehıbbâuh(ehıbbâuhu) kul fe lime yuazzibukum bi zunûbikul bel entum beşerun mimmen halak(halaka) yagfiru limen yeşâu ve yuazzibu men yeşâ(yeşâu) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve ileyhil masîr(masîru).



    1. ve kâlet(i) : ve dedi

    2. el yahûdu : yahudiler

    3. ve en nasârâ : ve hristiyanlar

    4. nahnu : biz

    5. ebnâu allâhi : Allâh'ın (c.c.) oğulları

    6. ve ehıbbâu-hu : ve O'nun dostları, sevdikleri

    7. kul : de, söyle

    8. fe lime : o halde niçin

    9. yuazzibu-kum : size azap ediyor

    10. bi zunûbi-kum : günahlarınızdan dolayı

    11. bel entum : hayır, siz

    12. beşerun : beşer, insan

    13. mimmen (min men) halaka : yarattığı kişilerden, yarattıklarından

    14. yagfiru : mağfiret eder, günahları sevaba çevirir

    15. li men yeşâu : dilediği kimseyi

    16. ve yuazzibu : ve azap eder

    17. men yeşâu : dilediği kimseyi

    18. ve li Allâhi : ve Allâh'ın (c.c.)dır.

    19. mulku es semâvâti : göklerin mülkü ve idaresi,

    20. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yer

    21. ve mâ beyne-humâ : ve ikisinin arasındakiler

    22. ve ileyhi : ve O'na

    23. el masîru : ulaşılan yer, makam, varış yeri



    İmam İskender Ali Mihr : Ve, Yahudiler ve Hristiyanlar; “Biz Allah'ın oğulları ve O'nun sevdikleriyiz.” dediler. De ki; “O halde niçin Allah size günahlarınızdan dolayı azap ediyor?” Hayır, siz O'nun yarattıklarından bir beşersiniz (insansınız), O, dilediğini mağfiret eder, dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin mülkü Allah'ındır. Ve varış O'nadır (ulaşılacak makam O'nun Zat'ıdır).

    Diyanet İşleri : (Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak O’nadır.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Yahûdiler ve Nasrânîler, biz Allah'ın oğullarıyız ve sevgilileriyiz dediler. De ki: Öyleyse neden günahlarınızdan dolayı size azâp ediyor? Hayır, siz, ancak onun yarattığı insanlardansınız; o, dilediğini yarlıgar, dilediğine azâp eder ve Allah'ındır göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında bulunanların saltanatı ve her iş, ona aittir.

    Adem Uğur : Yahudiler ve hıristiyanlar "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah'a aittir. Sonunda dönüş de ancak O'nadır.

    Ahmed Hulusi : Yahudi ve Nasara: "Biz Allâh'ın oğulları ve O'nun sevdikleriyiz" dediler. . . De ki: "Öyle ise sizi niçin suçlarınız yüzünden azaplandırıyor?". . . Hayır, siz de O'nun yarattığı bir beşersiniz. . . Dilediğini mağfiret eder, dilediğine azap eder. . . Semâların, arzın ve ikisi arasındakilerin mülkü Allâh içindir. . . Dönüş O'nadır!

    Ahmet Tekin : Yahudiler ve hristiyanlar:
    'Biz Allah’ın oğullarıyız ve sevgilileriyiz' dediler.
    'Öyleyse, günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor?' de.
    Hayır, siz de onun yarattıklarından, sıradan insanlarsınız.
    Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri koruma kalkanına alır, bağışlar, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere ceza da verir.
    Göklerin ve yerin ve ikisi arasındaki varlıkların ve imkânların mülkü ve hâkimiyeti Allah’a aittir, Allah’ın tasarrufundadır. Sonuçta O’nun huzuruna varıp hesap verecekler.

    Ahmet Varol : Yahudiler ve hıristiyanlar: 'Biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz' dediler. De ki: 'Öyleyse size günahlarınızdan dolayı niçin azab ediyor? Aksine siz O'nun yarattıklarından olan insanlarsınız. Allah dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkiyeti Allah'a aittir. Dönüş de O'nadır.'

    Ali Bulaç : Yahudi ve Hristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır."

    Ali Fikri Yavuz : Yahudiler ve Hristiyanlar: “- Biz, Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.” dediler. Onlara de ki, o halde neye günahlarınızdan ötürü Allah size azab ediyor? Hayır, doğrusu siz onun yarattığından bir insansınız. Dilediğini bağışlar ve dilediğine de azab eder. Göklerin ve yerin ve aralarındaki her şeyin mülkü Allah’ındır. Nihayet dönüş O’nadır.

    Bekir Sadak : Yahudiler ve hiristiyanlar, «Biz Allah'in ogullari ve sevgilileriyiz» dediler. Oyleyse gunahlarinizdan oturu size nicin azabediyor? Bilakis siz O'nun yarattigi insanlarsiniz» de, Allah diledigini bagislar, diledigine azab eder. Goklerin, yerin ve ikisinin arasindakilerin hukumranligi Allah'indir. Donus O'nadir.

    Celal Yıldırım : Yahudî ve Hıristiyanlar, «Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler. De ki: Öyle ise neden Allah günahlarınız sebebiyle size azâb ediyor ? Hayır, siz O'nun yarattıklarından bir beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azâb eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin mülkü (ve tasarrufu) Allah'ındır; dönüş O'nadır.

    Diyanet İşleri (eski) : Yahudiler ve hıristiyanlar, 'Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz' dediler. 'Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azabediyor? Bilakis siz O'nun yarattığı insanlarsınız' de, Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş O'nadır.

    Diyanet Vakfi : Yahudiler ve hıristiyanlar «Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah'a aittir. Sonunda dönüş de ancak O'nadır.

    Edip Yüksel : Yahudiler ve Hristiyanlar, 'Biz ALLAH'ın çocukları ve sevgilileriyiz,' dediler. 'Öyleyse günahlarınızdan ötürü neden sizi cezalandırıyor? Siz sadece O'nun yarattığı insanlardansınız,' de. Dileyeni/dilediğini de bağışlar, dileyeni/dilediğini de cezalandırır. Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin egemenliği ALLAH'a ait olup dönüş de O'nadır

    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir de Yehud ve Nesârâ «biz Allahın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler, de ki: öyle de niçin size günâhlarınızla azab ediyor? Doğrusu siz onun yarattıklarından bir beşersiniz, dilediğine mağfiret ediyor dilediğine azab, Göklerin ve Yerin ve aralarındakilerin mülkü bütün Allahındır, nihayet dönüş de onadır

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de yahudiler ve hıristiyanlar: «Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz.» dediler. De ki: «Öyle ise neden size günahlarınızdan dolayı azap ediyor? Doğrusu siz, onun yarattıklarından bir insan topluluğusunuz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır. Göklerin, yerin ve aralarındakilerin hükümranlığı Allah'ındır ve sonunda dönüş de O'nadır!»

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yahudiler ve hıristiyanlar, «Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler. De ki: « O halde niçin günahlarınızdan ötürü (Allah ) size azab ediyor?» Hayır, siz de O'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü Allah'ındır. Nihayet dönüş de O'nadır.

    Fizilal-il Kuran : Yahudiler ve hristiyanlar «Biz Allah'ın evladları ve sevdikleriyiz» dediler. Onlara de ki; o halde O, niçin günahlarınızın yüzünden azaba çarptırıyor. Aslında O'nun yarattığı birer insansınız. O dilediğini affeder, dilediğini azaba çarptırır. Gökler, yeryüzünün ve ikisi arasında bulunan tüm varlıklar Allah'ın egemenlik tekelindedir. Dönüş O'nadır.

    Gültekin Onan : Yahudiler ve Hristiyanlar: "Biz Tanrı'nın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor?" Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Tanrı'nındır. Son varış O'nadır.

    Hasan Basri Çantay : Yahudilerle Nasrânîler (şöyle) dedi (ler): «Biz Allahın oğulları ve sevgilileriyiz». De ki: «öyle de niçin (Allah) sizi günâhlarınız yüzünden azâblandırıyor?» Bil'âkis, siz onun yaratdığından bir beşersiniz. O, kimi dilerse yarlığar, kimi dilerse azaba uğratır. Göklerin, yerin ve aralarında ne varsa hepsinin mülk-ü tasarrufu Allahındır. Son dönüş de ancak onadır.

    Hayrat Neşriyat : Hâlbuki yahudiler ve hris ti yan lar: 'Biz, Allah’ın oğul ları ve sevdikleriyiz!' dedi(ler). De ki: 'Öyleyse (Allah), günahlarınız yüzünden size ni çin azâb edi yor? Bil'a kis siz,(O’nun) yarattığından bir insansınız.'(O,) dile diği kimseye (hikmetine bi nâen kendi lüt fundan) mağfiret e der, dilediği kim seye de(hak ettiği üzere) azâb eder. Hem göklerin ve yerin ve iki si arasın da bulunanların mülkü Allah’ındır. Nihâyet dönüş ancak O’na dır.
    İbni Kesir : Yahudiler ve hristiyanlar dediler ki: Biz; Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. De ki: Öyleyse günahınızdan dolayı size neden azab ediyor? Hayır, siz O'nun yarattığı insanlarsınız. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah'ındır. Dönüş de O'nadır.

    Muhammed Esed : (Hem) Yahudiler ve (hem de) Hıristiyanlar, "Biz Allahın çocuklarıyız, ve Onun sevgili kulları!" derler. De ki: "Öyleyse, Allah, neden günahlarınızdan dolayı size azap çektirsin? Hayır, siz Onun yarattığı (ölümlü) insanlardan başka bir şey değilsiniz! O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap çektirir: Zira göklerde ve yerde ve ikisi arasında bulunan her şey üzerindeki hükümranlık Allaha aittir ve bütün yolculuklar Onda nihayet bulur."

    Ömer Nasuhi Bilmen : Yehûd ve Nasârâ, «Biz Allah'ın oğullarıyız ve dostlarıyız» dediler. De ki: «Ya ne için sizi günahlarınız sebebiyle muazzeb kılıyor? Siz ancak O'nun yaratıklarından bir beşersiniz. Ve dilediğine mağfiret eder ve dilediğini muazzeb kılar ve göklerin, yerin ve aralarında bulunanların mülkü bütün Allah'ındır ve nihâyet dönüş de O'nadır.»

    Ömer Öngüt : Yahudi ve hıristiyanlar: “Biz Allah'ın oğulları ve sevgilisiyiz. ” dediler. De ki: “O halde neden Allah günahlarınız sebebi ile size azap ediyor?” Hayır! Siz de O'nun yarattıklarından bir beşersiniz. O dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş de O'nadır.

    Şaban Piriş : Yahudi ve Hıristiyanlar: -Biz, Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz, dediler. De ki: -Öyleyse, günahlarınız sebebiyle Allah, sizi niye cezalandırıyor? Hayır, siz de onun yarattıklarından bir beşersiniz! Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hakimiyeti Allah’ındır. Dönüş de O’nadır.

    Suat Yıldırım : Hem Yahudiler, hem de Hıristiyanlar "Biz Allah’ın evlatları ve sevgilileriyiz." dediler. De ki: "Öyleyse niçin Allah sizi günahlarınız sebebiyle cezalandırıyor?"Hayır, bilakis siz O’nun yarattığı birer beşer topluluğusunuz. Allah dilediğini affeder, dilediğini cezalandırır. Göklerde, yerde ve ikisi arasında olan her şeyin hakimiyeti Allah’ındır. Dönüş de O’na olacaktır.

    Süleyman Ateş : Yahûdiler ve hıristiyanlar; "Biz Allâh'ın oğulları ve sevgilileriyiz." dediler. De ki: "O halde niçin günâhlarınızdan ötürü (Allâh) size azâbediyor?" Hayır, siz de O'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azâbeder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü Allâh'ındır. Dönüş de O'nadır.

    Tefhim-ul Kuran : Yahudi ve Hıristiyanlar: «Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz» dedi. De ki: «Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yaratığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Göklerin,yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır.»

    Ümit Şimşek : Yahudiler ve Hıristiyanlar 'Biz Allah'ın sevgili oğullarıyız' dediler. De ki: Eğer öyle ise, Allah size niçin günahlarınız yüzünden azap ediyor? Siz de Onun yarattıklarından birer beşersiniz. O dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği Allah'ındır. Dönülecek yer de Onun huzurudur.

    Yaşar Nuri Öztürk : Yahudiler ve Hıristiyanlar dediler ki, biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz. De ki: "O halde niçin size günahlarınız yüzünden azap ediyor?" Hayır, siz de O'nun yarattıklarından birer insansınız. Dilediğini affeder O, dilediğine azap eder. Hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah'ındır. Dönüş de O'nadır.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  19. يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَى فَتْرَةٍ مِّنَ الرُّسُلِ أَن تَقُولُواْ مَا جَاءنَا مِن بَشِيرٍ وَلاَ نَذِيرٍ فَقَدْ جَاءكُم بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




    Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).


    1. yâ ehle el kitâbi : ey Kitab ehli

    2. kad câe-kum : size gelmişti

    3. resûlu-nâ : Resul'ümüz

    4. yubeyyinu lekum : size açıklıyor

    5. alâ fetretin

    (fetret) : kesintili dönemde

    : (iki vak'a arasında geçen zaman)

    6. min er rusuli : bir resul

    7. en tekûlû mâ câe-nâ : "bize gelmedi " dersiniz diye (dememeniz için)

    8. min beşîrin : müjdeleyici

    9. ve lâ nezîrin : ve bir uyarıcı olmadı (gelmedi)

    10. fe kad câe-kum : fakat, oysa size gelmişti

    11. beşîrun ve nezîrun : bir müjdeleyici ve uyarıcı

    12. ve allâhu : ve Allâh (c.c.)

    13. alâ kulli şey'in : her şeye

    14. kadîrun : kâdir, kudret sahibi



    İmam İskender Ali Mihr : Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl'ümüz (elçimiz) gelmişti. "Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi" dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.

    Diyanet İşleri : Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada, “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey kitap ehli, bize ne bir müjdeci geldi, ne bir korkutucu dememeniz için peygamberlerin arasının kesildiği bir devirde size, her şeyi açıklayan Peygamberimiz geldi. İşte size şüphesiz olarak bir müjdeci, bir korkutucu geldi ve Allah'ın, her şeye gücü yeter.

    Adem Uğur : Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demiyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyle kadirdir.

    Ahmed Hulusi : Ey kendilerine hakikat bilgisi verilmiş olanlar. . . Rasûllerin arasının kesildiği bir süreçte, size gerçekleri açıklayan Rasûlümüz gelmiştir. . . "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz (diye). . . İşte size müjdeleyici ve uyarıcı (Rasûl) geldi. . . Allâh her şey üzerine Kaadir'dir.

    Ahmet Tekin : Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, Rasullerden sonraki fetret devrini, insanlığın peygambersiz kaldığı devri takiben hak dini açıkça anlatan Rasulümüz tebliğ göreviyle size de geldi. Kıyamet gününde:
    'Bize rahmetini, merhametini, ihsanını, sevgini müjdeleyici ve sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan, uyarıcı gelmedi' şeklinde itiraz edemeyesiniz diye size de geldi. İşte size müjdeci ve uyarıcı gelmiştir. Allah’ın her şeye gücü kudreti yeter.

    Ahmet Varol : Ey kitap ehli! 'Bize herhangi bir müjdeleyici veya korkutucu gelmedi' demeyesiniz diye peygamberlerin arasının kesildiği bir dönemde size (doğruyu) açıklayan peygamberimiz geldi. İşte size müjdeleyici ve korkutucu geldi. Allah her şeye güç yetirendir.

    Ali Bulaç : Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir.

    Ali Fikri Yavuz : Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir boşluk zamanında size İslâm dinini açıklayan Peygamberimiz (Hz. Muhammed Aleyhisselâm) gelmiştir. Tâ ki, bize, müjdeleyici ve korkutucu bir elçi gelmedi, demiyesiniz. Gerçekten size, cennet müjdecisi ve cehennem habercisi gelmiştir. Allah, her şeye kadirdir.

    Bekir Sadak : Ey Kitab ehli! Peygamberlerin arasi kesildiginde, «Bize mujdeci ve uyarici gelmedi» dersiniz diye, size acikca anlatacak peygamberimiz geldi. Suphesiz O, size mujdeci ve uyarici olarak gelmistir. Allah her seye Kadir'dir. *

    Celal Yıldırım : Ey Kitap Ehli! Peygamberlerin ardı arkası kesildiği bir zamanda, «biz3 (saadet va'deden) bir müjdeci ve uyarıcı gelmedi» demiyesiniz diye size (en doğruyu, güzeli ve iyiyi ve her yönüyle hakkı) açıklayan Peygamberimiz gelmiştir. Şüphe yok ki, size hem müjdeci, hem uyarıcı gelmiştir. Allah'ın kudreti her şeye yeter.

    Diyanet İşleri (eski) : Ey Kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde, 'Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi' dersiniz diye, size açıkça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz O, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye Kadir'dir.

    Diyanet Vakfi : Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): «Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi» demiyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyle kadirdir.

    Edip Yüksel : Kitap halkı! Elçiler arasındaki bir boşluk döneminden sonra size elçimiz gelmiş bulunuyor ve size gerçekleri anlatıyor ki 'Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi,' demeyesiniz. ALLAH her şeye Gücü Yetendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey Ehli kitab! Peygamberlerin arası kesildiği, bilinemez hale geldiği bir fetret zamanında bakınız size Resulümüz geldi, tatlı ve acı hakıkatleri size beyan ediyor, bize ne beşaretle sevindirecek bir müjdeci, ne ıhtar ile kocunduracak bir inzarcı gelmedi demeyesiniz, işte size hem beşîr, hem nezîr bir Peygamber geldi, ve Allah her şey'e kadîrdir

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey kitap verilenler, bakınız size, peygamberlerin gelişinin kesintiye uğradığı bir zamanda: «Bize ne müjdeyle sevindirecek bir müjdeci ne de ihtar ile gocunduracak bir uyarıcı gelmedi!» demeyesiniz diye, tatlı ve acı gerçekleri açıklayan elçimiz geldi! İşte size hem müjdeci hem de uyarıcı bir peygamber geldi! Allah, her şeye gücü yetendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size Resulümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde): «Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi» demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir.

    Fizilal-il Kuran : Ey Kitap Ehli, «Bize bir müjdeci, bir uyarıcı gelmedi» demeyesiniz diye peygambersiz geçen bir ara dönemin arkasından size gerçekleri açıklayan peygamberimiz geldi. İşte size müjdeleyici, uyarıcı geldi. Allah'ın gücü her şeye yeter.

    Gültekin Onan : Ey kitap ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Tanrı herşeye güç yetirendir.

    Hasan Basri Çantay : Ey ehl-i kitâb, peygamberlerin arası kesildiği zamanda size (hakıykatleri) apaçık söyleyip duran elçimiz (Muhammed) gelmişdir. Tâki «Bize ne bir rahmet müjdecisi, ne de bir azâb habercisi gelmedi» demenize (meydan kalmasın), İşte size rahmet müjdecisi de, azab habercisi de geldi artık. Allah, her şey'e hakkıyle kaadirdir.

    Hayrat Neşriyat : Ey ehl-i kitab! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada (fetret devrinden sonra)şübhesiz size Resû lü müz (Muhammed) geldi, (dînin hükümlerini) size açık lıyor; tâ ki(hesab gününde): 'Bize ne bir müj deleyici, ne de bir korkutucu geldi!' demeyesiniz! İşte gerçekten size bir müjdeleyici ve (aynı zamanda) bir korkutucu gelmiştir.Ve Allah, herşe ye hakkıyla gücü yetendir.

    İbni Kesir : Ey Ehl-i Kitab, Peygamberlerin arası kesildiği bir dönemde, gerçekten size peygamberimiz gelmiştir. Gerçekleri açıklıyor ki; bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi, demeyesiniz ve o, size gerçekten müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Ve Allah; her şeye Kadir'dir.

    Muhammed Esed : Ey Kitab-ı Mukaddesin izleyicileri! Hiçbir peygamberin gelmediği uzun bir aradan sonra, size (hakikati) bildiren bu Elçimiz gönderildi ki "Bize ne bir müjdeci, ne de uyarıcı gelmedi" demeyesiniz: işte size bir müjdeci ve uyarıcı geldi, çünkü Allah dilediğini yapmaya kadirdir.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ey ehl-i kitab! Peygamberlerin arası kesilmiş olduğu bir zamanda size apaçık beyanda bulunur olarak resûlümüz geldi. Tâ ki, «Bize ne müjdeleyici ve ne de azab ile korkutucu gelmedi,» demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve korkutucu geldi. Ve Allah Teâlâ her şeye tamamıyla kâdirdir.

    Ömer Öngüt : Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin ardı arkası kesildiği, bir boşluk meydana geldiği sırada size Peygamber'imiz gelmiştir. Gerçekleri size açıklıyor ki, “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi. ” demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah'ın her şeye gücü yeter.

    Şaban Piriş : -Ey Kitap ehli! Peygamberlerin gelmediği dönemde “Bize, müjdeci ve uyarıcı gelmedi.” demeyesiniz diye, size gerçekleri açıkça anlatan Peygamberimiz geldi. O, müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah’ın her şeye gücü yeter.

    Suat Yıldırım : Ey Ehl-i kitap! Resullerin gelmesinin kesintiye uğradığı bir sırada,ileride "bize ne müjdeleyen ne de uyaran hiçbir Peygamber gelmedi" demeyesiniz diye size, müjdeleyici ve uyarıcı elçimiz, her şeyi beyan etmek üzere geldi. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.

    Süleyman Ateş : Ey Kitap ehli, elçilerin arasının kesildiği sırada size Elçimiz geldi, size gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyâmette); "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allâh, herşeyi yapabilendir.

    Tefhim-ul Kuran : Ey Kitap Ehli, peygamberlerin arası kesildiği dönemde: «Bize müjdeci de bir uyarıcı da gelmedi» demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan peygamber geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir.

    Ümit Şimşek : Ey Kitap Ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir fetret döneminde size hakkı açıklayan elçimiz geldi-tâ ki 'Bize ne müjdeleyen, ne de uyaran birisi gelmedi' demeyesiniz. İşte size müjdeleyen de, uyaran da gelmiştir. Allah'ın ise herşeye gücü yeter.

    Yaşar Nuri Öztürk : Ey Ehlikitap! Resullerin arası kesildiği bir sırada resulümüz size geldi; ayan-beyan açıklamalarda bulunuyor. "Bize ne müjdeci geldi ne uyarıcı" demeyesiniz. İşte müjdeci de geldi size, uyarıcı da. Allah her şeye kadirdir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  20. وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ اذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنبِيَاء وَجَعَلَكُم مُّلُوكًا وَآتَاكُم مَّا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِّن الْعَالَمِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmizkurû ni’metallâhi aleykum iz ceale fîkum enbiyâe ve cealekum mulûk(mulûken), ve âtâkum mâ lem yu’ti ehaden minel âlemîn(âlemîne).


    1. ve iz kâle mûsâ : ve Hz. Musâ demişti

    2. li kavmi-hi : kavmine

    3. yâ kavmi uzkurû : ey kavmim zikredin, anın, hatırlayın!

    4. ni'mete Allâhi : Allâh (c.c.)'ın nimetini

    5. aleykum : üzerinize

    6. iz ceale fî kum : o zaman içinizde kıldı

    7. enbiyâe : peygamberler, nebiler

    8. ve ceale-kum : ve sizi kıldı, yaptı

    9. mulûken : melikler, hükümdarlar

    10. ve âtâ-kum : ve size verdi

    11. mâ lem yu'ti : vermediği şeyi

    12. ehaden : bir kimse, biri, birisi

    13. min el âlemîne : âlemlerden



    İmam İskender Ali Mihr : Ve Hz. Musâ kavmine şöyle demişti; "Ey kavmim! Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini, içinizden peygamberler kıldığını ve sizi hükümdarlar yaptığını ve âlemlerden hiç birine vermediği şeyi size verdiğini hatırlayın!

    Diyanet İşleri : Hani Mûsâ, kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi hükümdarlar kılmıştı ve (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini size vermişti.”

    Abdulbaki Gölpınarlı : Hatırla o zamanı ki Mûsâ, kavmine, ey kavmim demişti, anın Allah'ın size verdiği nîmeti ki içinizden peygamberler gönderdi ve padişahlar çıkardı ve size, âlemlerde, hiçbir kimseye vermediğini verdi.

    Adem Uğur : Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah'ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.

    Ahmed Hulusi : Bir zaman Musa, halkına şöyle demişti: "Ey halkım, üzerinizdeki Allâh nimetini hatırlayın; içinizde Nebiler meydana getirdi ve sizi melîkler kıldı; âlemlerden hiç kimseye vermediğini (insana has olan yeryüzünde halife olması bilgisini) size verdi. "

    Ahmet Tekin : Hani Mûsâ kavmine:
    'Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size tevdi ettiği ilâhî değerleri, şeriatı koruyup kollayarak zâyi etmeyin, şükredin. Allah içinizde peygamberler görevlendirdi. Sizi hürriyetlerinize kavuşturup, kendinize, dininize, işlerinize, ailelerinize, toplumunuza sahip çıkabilecek hale getirerek, dinî, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî haklarını kullanabilen özgür insanlar, aileleriniz içinde otoriteler seviyesine yükseltti. Milletlerden hiçbirine verilmeyen nimetleri, imkânları size ihsan etti.' demişti.

    Ahmet Varol : Musa milletine şöyle demişti: 'Ey milletim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Aranızdan peygamberler çıkardı ve sizi krallar yaptı. Alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi.
    Ali Bulaç : Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."

    Ali Fikri Yavuz : Bir vakit Mûsâ, kavmine şöyle demişti: “- Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Zira içinizden size peygamberler gönderdi ve sizi hükümdarlar yaptı, âlemlerden hiç birine vermediği şeyi size verdi.

    Bekir Sadak : Musa, milletine: «Ey milletim! Allah'in size olan nimetini anin: Icinizden peygamberler cikarmis ve sizi hukumdar yapmisti, dunyalarda kimseye vermedigini size vermisti".

    Celal Yıldırım : Musa, kendi kavmine bir ara şöyle demişti: Ey kavmim ! Allah'ın size olan nîmetini hatırlayın; hani içinizden peygamberler çıkardı, sizi hükümdarlar, (hür insanlar) yaptı ve milletlerden hiç birine vermediğini size verdi.

    Diyanet İşleri (eski) : Musa, milletine: 'Ey milletim! Allah'ın size olan nimetini anın: içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdar yapmıştır, dünyalarda kimseye vermediğini size vermiştir'.

    Diyanet Vakfi : Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah'ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.

    Edip Yüksel : Musa, halkına şöyle demişti: 'Ey halkım, ALLAH'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: aranızdan peygamberler çıkardı, sizi özgür kimseler kıldı ve toplumların hiçbirine vermediğini size verdi.'

    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir vakit de Musâ kavmine şöyle demişti: Ey kavmim, Allahın size olan ni'metini düşünün, zira içinizde Peygamberler vücude getirdi ve sizi mülûk yaptı, ve size âlemînden hiç birine vermediği şeyi verdi

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir zaman Musa, kavmine: «Ey kavmim, Allah'ın size verdiği nimeti düşünün; çünkü O, içinizden peygamberler gönderdi, sizi hükümdarlar yaptı ve alemlerden hiçbirine vermediğini size verdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Musa kavmine şöyle demişti: «Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.»

    Fizilal-il Kuran : Hani Musa kavmine demişti ki, ey kavmim, Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayınız. Hani içinizden peygamberler çıkardı, sizleri hükümdar yaptı, size dünyada hiç kimseye vermediğini verdi.

    Gültekin Onan : Hani Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Tanrı'nın üzerinizdeki nimetini anın. İçinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."

    Hasan Basri Çantay : Bir zaman Musa, kavmine (şöyle) demişdi: «Ey kavmim, Allahın, sizin üzerinizdeki ni'metini düşünün ki içinizden peygamberler gönderdi, sizi hükümdarlar yapdı, size kâinâtdan hiç birine vermediğini verdi.

    Hayrat Neşriyat : Bir zaman da Mûsâ, kavmine şöyle demişti: 'Ey kavmim! Allah’ın üzerinize olan ni'metini hatırlayın! Hani içinizde peygamberler kıldı ve sizi hükümdarlar yaptı. Hem âlemlerden hiçbirine vermediğini size verdi.'

    İbni Kesir : Hani, Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim; Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizden peygamberler yetiştirmiş ve size saltanatlar ihsan etmişti. Dünyalarda kimseye vermediğini size vermişti.

    Muhammed Esed : Bir zaman Musa, halkına: "Ey halkım!" demişti, "Allahın size bahşettiği nimetleri hatırlayın ki O, aranızdan peygamberler çıkarmış, sizi kendi-kendinizin efendisi yapmış ve dünyada başka hiç kimseye göstermediği (lütfu)nu size göstermişti.

    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve bir vakit de Mûsa kavmine dedi ki: «Ey kavmim! Allah Teâlâ'nın üzerinize olan nîmetini yâdediniz ki, içinizde peygamberler vücuda getirdi ve sizleri hükümdarlar kıldı ve âlemlerden hiçbir ferde vermediğini sizlere verdi.»

    Ömer Öngüt : Hani bir zamanlar Musa kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. İçinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdarlar yapmıştı, dünyalarda hiç kimseye vermediğini size vermişti. ”

    Şaban Piriş : Musa kavmine: - Ey kavmim, Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın, içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdarlar yapmıştır. Alemde kimseye vermediğini size vermiştir.

    Suat Yıldırım : Bir vakit de Mûsâ kavmine şöyle demişti. "Ey kavmim! Allah’ın size lütfettiği nimetlerini bir düşünün; zira o içinizden peygamberler çıkarttı, sizi hür insanlar yaptı ve devrinizde hiç kimseye vermediğini size verdi."

    Süleyman Ateş : Mûsâ, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, Allâh'ın size olan ni'metini hatırlayın; zira (O), aranızda peygamberler var etti, sizi krallar yaptı ve size dünyâlarda hiç kimseye vermediğini verdi."

    Tefhim-ul Kuran : Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: «Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi.»

    Ümit Şimşek : Hani, Musa kavmine, 'Ey kavmim,' demişti. 'Aranızdan peygamberler göndermekle, sizi hükümran kılmakla ve dünyada kimseye vermediğini size vermekle Allah'ın size lütfettiği nimeti hatırlayın.

    Yaşar Nuri Öztürk : Mûsa, kavmine şöyle demişti: "Ey toplumum! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. İçinizde peygamberler vücuda getirdi, sizi krallar yaptı, âlemlerden hiç kimseye vermediklerini size verdi."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş