Kuran-ı Kerim KEHF Suresi Türkçe Meali ve açıklaması, Kehf Suresi Türkce açıklaması ve arapçası, Kur

goktepeli26 7 Haz 2013



  1. أَفَحَسِبَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَن يَتَّخِذُوا عِبَادِي مِن دُونِي أَوْلِيَاء إِنَّا أَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ نُزُلًا



    E fe hasibellezîne keferû en yettehızû ibâdî min dûnî evliyâ’(evliyâe), innâ a’tednâ cehenneme lil kâfirîne nuzulâ(nuzulen).



    1. e : mı

    2. fe hasibe : yoksa zannettiler

    3. ellezîne keferû : kâfirler, inkâr eden kimseler

    4. en yettehızû : edindiklerini

    5. ibâdî : kullarım

    6. min dûnî : benden başka

    7. evliyâe : evliya, dostlar, veliler

    8. innâ : muhakkak biz

    9. a'tednâ : hazırladık

    10. cehenneme : cehennemi

    11. li el kâfirîne : kâfirler için, kâfirlere

    12. nuzulen : ikram olarak, kalacak yer olarak






    İmam İskender Ali Mihr : Yoksa kâfirler, kullarımın Benden başka dostlar edineceklerini mi zannettiler? Muhakkak ki Biz, cehennemi kâfirlere bir ikram (kalacak yer) olarak hazırladık.


    Diyanet İşleri : İnkâr edenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere konak olarak hazırladık.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kâfir olanlar, benden başka ve kullarımdan, kendilerine yardımcı edindiklerini mi sandılar? Biz, kâfirlere, konak yeri olarak cehennemi hazırladık.


    Adem Uğur : Kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık.


    Ahmed Hulusi : Hakikat bilgisini inkâr edenler, Beni bırakıp (hakikatlerindeki El VELİYY isminin özelliğini inkâr edip) kullarımı (dışarıdan) velî edineceklerini mi sandılar! Biz cehennemi, hakikat bilgisini inkâr edenlerin yaşam ortamı yaptık!


    Ahmet Tekin : Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler beni bırakıp da, kullarımı kendilerine koruyucu, emirlerine itaat edilecek otorite edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi, kâfirlere bir ağırlama yeri olarak hazırladık.


    Ahmet Varol : İnkar edenler beni bırakıp da kullarımı kendilerine dostlar (veliler) edineceklerini mi sandılar? [4] Biz cehennemi kâfirler için konak olarak hazırladık.


    Ali Bulaç : İnkâr edenler, Beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız.


    Ali Fikri Yavuz : O kâfirler, beni bırakıp da kullarımı (melekleri ve Îsa’yı) kendilerine dost edineceklerini mi sandılar? Biz, cehennemi o kâfirlere bir konukluk hazırladık.


    Bekir Sadak : Inkar edenler, Beni birakip da kullarimi dost edinmelerini yeterli mi sandilar? Dogrusu biz cehenenemi inkarcilara konak olarak hazirladik.


    Celal Yıldırım : O küfredenler beni bırakıp kullarımı kendilerine yardımcı dost (ve ilâh) edineceklerini mi sanırlar ? Şüphesiz ki kâfirlere (Cehennem'i) konak olarak hazırladık.


    Diyanet İşleri (eski) : İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost edinmelerini yeterli mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık.


    Diyanet Vakfi : Kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık.


    Edip Yüksel : İnkarcılar, benim dışımda kullarımı veliler edinerek kurtulacaklarını mı sandılar. O inkarcıların konağı olarak cehennemi belirledik.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya o kâfirler beni bırakıpda kullarıma kendilerine mevlâ ittihaz edeceklerini mi zannettiler, biz Cehennemi o kâfirler için bir konukluk hazırladık


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yoksa o kafirler, Beni bırakıp da kullarımı kendilerine dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi o kafirlere bir konukluk hazırladık.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi o kâfirlere bir konukluk olarak hazırladık.


    Fizilal-il Kuran : Kafirler beni bırakıp da kullarımı dost edinmelerini kafi mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi kafirlere konak olarak hazırladık.


    Gültekin Onan : Küfredenler, beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten biz cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız.


    Hasan Basri Çantay : Kâfirler beni bırakıb da kullarımı (kendilerine) dostlar edineceklerini mi sandı (lar)? Biz cehennemi o kâfirler için bir konak olarak hazırladık.


    Hayrat Neşriyat : O inkâr edenler, beni bırakıp da kullarımı (kendilerine) dostlar edineceklerini mi sandı(lar)? Şübhesiz ki biz, Cehennemi kâfirler için (onlara münâsib) bir ağırlama yeri olarak hazırladık!


    İbni Kesir : Kafirler, Beni bırakıp da kullarımı dost edinmelerini kafi mi sandılar? Doğrusu Biz, cehennemi kafirlere konak olarak hazırladık.


    Muhammed Esed : Hakkı inkara şartlanmış olan bu kimseler, Benim kullarım(dan herhangi birini) Bana karşı (kendilerine) dost, koruyucu edinebileceklerini mi sandılar? Hiç şüphe edilmesin ki Biz cehennemi hakkı inkar edenler için bir konak yeri olarak hazırlamışızdır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ya o kâfir olanlar, benden başka kullarımı (kendilerine) dostlar ittihaz edeceklerini mi sanıverdiler. Biz cehennemi kâfirler için bir konaklık yer olarak hazırladık.


    Ömer Öngüt : Kâfirler beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Şüphesiz ki biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık.


    Şaban Piriş : Kafirler, benden başka, kullarımı da veli edinebileceklerini mi sandılar. Biz, cehennemi kafirler için konut olarak hazırladık.


    Suat Yıldırım : O kâfirler, birtakım kullarımı, Benden başka tanrı edinmelerinin geçerli olacağını mı zannettiler? Doğrusu Biz cehennemi kâfirler için konak olarak hazırlamış bulunuyoruz.


    Süleyman Ateş : O nankörler benden ayrı olarak kullarımı kendilerine veliler yapacaklarını mı sandılar? Biz kâfirlere cehennemi konak olarak hazırladık.


    Tefhim-ul Kuran : Küfre sapanlar, beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten biz cehennemi kâfirler için bir durak olarak hazırlamışız.


    Ümit Şimşek : O kâfirler, Benim yerime kullarımı veli edineceklerini mi sandılar? Oysa Biz kâfirlere Cehennemi konak olarak hazırladık.


    Yaşar Nuri Öztürk : Küfre sapanlar, beni bırakıp da kullarımı veliler edineceklerini mi sandılar. Biz cehennemi bir konuk evi olarak inkârcılar için hazırladık.
     


  2. قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا



    Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).



    1. kul : de, söyle

    2. hel : mi

    3. nunebbiu-kum : size haber vereyim

    4. bi el ahserîne : en çok hüsrana uğrayanları

    5. a'mâlen : ameller açısından





    İmam İskender Ali Mihr : De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”


    Diyanet İşleri : (103-104) (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: İşledikleri işler bakımından en fazla ziyan edenler kimlerdir, haber vereyim mi size?


    Adem Uğur : De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?


    Ahmed Hulusi : De ki: "Yaptıkları yüzünden en büyük hüsrana uğrayacakları, haber vereyim mi?"


    Ahmet Tekin : 'İşledikleri ameller sebebiyle hesaba çekilip en çok hüsrana uğrayanları size haber verelim mi?' de.


    Ahmet Varol : De ki: 'Ameller bakımından en çok ziyana uğrayacakları size haber verelim mi?


    Ali Bulaç : De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?"


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Rasûlüm), de ki: “-Size, yaptıkları iş bakımından (ahirette) en çok ziyana uğrayanları haber vereyim mi?


    Bekir Sadak : «ize, amelce en cok kayibda bulunanlari haber verelim mi?» de.


    Celal Yıldırım : De ki, (Kıyamet günü) amelleri cihetiyle en çok zarara uğrayanları size haber vereyim mi ?


    Diyanet İşleri (eski) : 'Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?' de.


    Diyanet Vakfi : De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?


    Edip Yüksel : De ki, 'İş yapanların en kötüsünün kim olduğunu size bildireyim mi?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Size, de: amelleri en ziyade hüsrana gidenleri haber vereyim mi?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «Size amelleri en çok hüsrana gidenleri haber vereyim mi?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size bildirelim mi?


    Fizilal-il Kuran : Ey Muhammed, de ki; «Çalışmalarında en ağır kayba uğrayanları size haber verelim mi?»


    Gültekin Onan : De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?"


    Hasan Basri Çantay : (103-104) De ki: «(Yapdıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünyâ hayaatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi»?


    Hayrat Neşriyat : (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: 'Size amelce en çok zarara uğrayanları bildirelim mi?'


    İbni Kesir : De ki: Size amel bakımından en çok kayıpta bulunanları haber vereyim mi?


    Muhammed Esed : De ki: "Size, yapıp ettiklerinde en büyük kayba uğrayan kimseleri haber vereyim mi?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki: «Size amellerce en ziyâde hüsrâna düşmüş olanları haber vereyim mi?»


    Ömer Öngüt : Resulüm! De ki: “Size amelce en çok ziyana uğrayanı bildireyim mi?”


    Şaban Piriş : De ki: Çalışma bakımından en büyük kayba uğrayan kimseleri size haber verelim mi?


    Suat Yıldırım : (103-104) De ki: "İşleri yönünden âhirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi? Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Halbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar."


    Süleyman Ateş : De ki: "Size işleri bakımından en çok ziyana uğrayacak olanları söyleyeyim mi?"


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Davranış (tarzı olan ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?»


    Ümit Şimşek : 'Yaptıkları yüzünden en ziyade hüsrana düşenleri size haber verelim mi?' de.


    Yaşar Nuri Öztürk : De ki: "Amelleri bakımından hüsrana en çok batanları size haber vereyim mi?"
     


  3. الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا



    Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).



    1. ellezîne : onlar

    2. dalle : saptı (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla oldu)

    3. sa'yu-hum : onların çalışmaları, amelleri

    4. fî el hayâti ed dunyâ : dünya hayatında

    5. ve hum : ve onlar

    6. yahsebûne : zannediyorlar

    7. enne-hum : olduğunu

    8. yuhsinûne : güzel davranıyorlar, güzel ameller yapıyorlar

    9. sun'an : işleyerek, yaparak





    İmam İskender Ali Mihr : Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.


    Diyanet İşleri : (103-104) (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlardır en fazla ziyan edenler ki dünyâ yaşayışında bütün çalışmaları boşa gider, halbuki onlar, gerçekten de kendilerinin iyilik ettiklerini, iyi işlerde bulunduklarını sanırlardı.


    Adem Uğur : (Bunlar iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.


    Ahmed Hulusi : Onlar ki, dünya hayatında tüm çalışmaları boşa giden kimselerdir. . . Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı!


    Ahmet Tekin : Bunlar, hayırlı işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları, emekleri boşa giden kimselerdir.


    Ahmet Varol : Onlar, dünya hayatında(ki) bütün çabaları boşa gittiği halde kendilerinin iyi iş yaptıklarını sanırlar.


    Ali Bulaç : "Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar."


    Ali Fikri Yavuz : Onlar, o kimselerdir ki, dünya hayatında yaptıkları çalışmalar boşuna gitmiştir; halbuki güzel bir iş yaptıklarını sanıyorlardı.


    Bekir Sadak : Dunya hayatinda, calismalari bosa gitmistir, oysa onlar guzel is yaptiklarini saniyorlardi.


    Celal Yıldırım : Onlar ki Dünya hayatında inkârlarından dolayı işleri boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel-yararlı İş yaptıklarını sanıyorlar.


    Diyanet İşleri (eski) : Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı.


    Diyanet Vakfi : (Bunlar iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.


    Edip Yüksel : 'Onlar, iyi iş yaptıklarını zannettikleri halde dünyadaki çabaları boşa çıkanlardır.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onlar ki Dünya hayatta saiyleri boşa gitmektedir de kendilerini zannederler: ki cidden güzel san'at yapıyorlar.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kendilerinin gerçekten güzel sanat yaptıklarını sandıklan halde dünya hayatında çabaları boşa gitmiş olanları.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı.


    Fizilal-il Kuran : Dünya hayatında bütün emekleri boşa gittiği halde çok iyi işler yaptıklarını sananların (kimler olduğunu size söyleyelim mi?)


    Gültekin Onan : "Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar."


    Hasan Basri Çantay : (103-104) De ki: «(Yapdıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünyâ hayaatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi»?


    Hayrat Neşriyat : Onlar dünya hayâtındaki çalışmaları boşa giden, fakat gerçekten kendilerini güzel bir iş yapıyor sananlardır.


    İbni Kesir : Onlar ki; güzel iş yaptıklarını sandıkları halde dünya hayatındaki çalışmaları boşa gitmiştir.


    Muhammed Esed : "Bunlar, güzel işler yaptıklarını zannettikleri halde, dünya hayatının peşinde tüm çaba ve koşuşturmaları eğri ve çarpık olan kimseler(dir):


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Onlar ki, dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Ve halbuki, onlar güzel bir amel yapar olduklarını zannederler.»


    Ömer Öngüt : “Onlar ki dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar iyi yaptıklarını sanıyorlardı. ”


    Şaban Piriş : Bunlar, güzel iş yaptıkları halde, dünyadaki tüm çalışmaları boşa gitmiş olan kimselerdir.


    Suat Yıldırım : (103-104) De ki: "İşleri yönünden âhirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi? Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Halbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar."


    Süleyman Ateş : Dünyâ hayâtında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendileri de iyi iş yaptıklarını sanan kimseleri?


    Tefhim-ul Kuran : «Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar.»


    Ümit Şimşek : Onların dünya hayatındaki çabaları boşa gitmiştir; öyleyken, çok iyi bir iş yaptıklarını sanmaktadırlar.


    Yaşar Nuri Öztürk : O kimselerdir ki, dünya hayatındaki çabaları boşa gitmiştir de onlar sanayileşmeyi/işi hâlâ güzel yaptıklarını sanırlar.
     
  4. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    211,315
    1,909
    38


    allah razı olsun ne çok emek veriyorsun canım ya
     


  5. أُولَئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَائِهِ فَحَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَلَا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَزْنًا



    Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).



    1. ulâike ellezîne : işte o kimseler, onlar

    2. keferû : inkâr ettiler, örttüler

    3. bi âyâti : âyetleri

    4. rabbi-him : Rab'lerinin

    5. ve likâi-hî : ve ona ulaşmak, ona mülâki olmak (ölmeden önce ruhun Allah'a ulaşması)

    6. fe habitat : o zaman, böylece boşa gitti, heba oldu

    7. a'mâlu-hum : onların amelleri

    8. fe lâ nukîmu : bu sebeple ikame etmeyeceğiz, yapmayacağız

    9. lehum : onlar için, onlara

    10. yevme el kıyameti : kıyâmet günü

    11. veznen : vezin, ölçü, mizan






    İmam İskender Ali Mihr : İşte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.


    Diyanet İşleri : Onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlardır kâfir olanlar Rablerinin delillerine ve ona ulaşacaklarını inkâr edenler, bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve biz, kıyâmet günü onları hiçbir ölçüye vurmayız, onlara hiçbir değer vermeyiz.


    Adem Uğur : İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız.


    Ahmed Hulusi : İşte onlar, Rablerinin kendilerindeki işaretlerini (Esmâ'sını) ve O'na LİKÂ'yı (varlıklarında Esmâ şuurunun açığa çıkacağını yaşamayı) inkâr edenlerdir ki, bu nedenle de yaptıkları boşa giden kimselerdir! Artık onlar için kıyamet sürecinde hiçbir ölçü ikame etmeyiz (yaptıklarına değer vermeyiz).


    Ahmet Tekin : İşte onlar, Rablerinin, birliği ile ilgili âyetlerini, kâinattaki birliğini gösteren delillerini, O’nun huzurunda hesaba çekileceklerini, mükâfat ve cezayı inkârda ısrar edenler, küfre saplananlardır.
    Onların amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü onlar için ölçü tartı birimleri kurmayacağız., onların amellerini lehlerine değerlendirmeyeceğiz.


    Ahmet Varol : İşte onlar Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar eden ve bu yüzden amelleri boşa gidenlerdir. Artık kıyamet günü onlar için bir tartı tutmayız.


    Ali Bulaç : İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.


    Ali Fikri Yavuz : Bunlar, işte o kimselerdir ki, Rab’lerinin âyetlerini ve ona (hesap için) kavuşmayı inkâr etmişlerdi de (hayır diye) yaptıkları bütün ameller boşa çıkmış oldu. Artık onlar, için kıyamet günü, hiç bir terazi tutmayız (çünkü amelleri boşa gitmiştir, tartılacak makbul şeyleri kalmamıştır).


    Bekir Sadak : Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavusmayi inkar edenlerdir. Bu yuzden isleri bosa gitmistir. Kiyamet gunu Biz onlara deger vermeyecegiz.


    Celal Yıldırım : Onlardır ki, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr etmişlerdir. O sebeple amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü onlar için bir tartı tutmayacağız.


    Diyanet İşleri (eski) : Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz.


    Diyanet Vakfi : İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız.


    Edip Yüksel : Onlar, Rab'lerinin ayetlerini ve O'nunla karşılaşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa çıkar ve diriliş gününde de onlar için bir değer biçmeyiz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bunlar işte o kimselerdir ki rablarının âyetlerine ve lıkasına küfretmişlerdir de hayır namına yaptıkları bütün amelleri heder olmuştur, artık Kıyamet günü biz onlara hiç bir vezin tutturmayız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bunlar, işte o kimselerdir ki, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar etmişlerdir de hayır adına yaptıkları bütün işleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü Biz onlara hiçbir tartı tutturmayız.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız.


    Fizilal-il Kuran : Bunlar, Rabb'lerinin ayetlerini ve O'nun huzuruna çıkaracaklarını inkâr edenlerdir. Bu yüzden onların iyi işleri geçersiz olmuştur. Kıyamet günü onların yaptıkları işleri tartıya almayız, kendilerine değer vermeyiz.


    Gültekin Onan : İşte onlar, rablerinin ayetlerine ve O'na kavuşmaya küfredenlerdir. Artık onların yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.


    Hasan Basri Çantay : Onlar Rablerinin âyetlerini ve Ona kavuşmayı (inkâr ile) kâfir olup da (hayr nâmına bütün) yapdıkları boşa gitmiş bulunanlardır ki biz kıyamet gününde onlar için hiçbir ölçü tutmayacağız.


    Hayrat Neşriyat : İşte onlar Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyâmet günü onlar(ın amelleri) için hiçbir tartı tutmayacağız(o amellerine kıymet vermeyeceğiz)!


    İbni Kesir : İşte onlar, Rabblarının ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bunun için yaptıkları boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz, onlara değer vermeyeceğiz.


    Muhammed Esed : Rablerinin mesajlarını ve O'nun huzuruna çıkarılacakları gerçeğini inkar yolunu seçen kimseler işte böyleleridir. Bunun içindir ki, böylelerinin bütün yapıp ettikleri boşa gitmektedir: Çünkü Kıyamet Günü onlara hiç değer vermeyeceğiz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onlar, o kimselerdir ki, Rablerininin âyetlerini ve ru'yetini inkar ettiler. İmdi onların amelleri bâtıl olmuştur. Artık Kıyamet günü onlar için bir terazi tutmayacağız.


    Ömer Öngüt : İşte onlar Rabbinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü biz onlar için terazi kurmayız. (Onlara hiç değer vermeyiz).


    Şaban Piriş : Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve onunla karşılaşmayı tanımamış, bu sebeple yaptıkları boşa gitmiştir. Kıyamet günü biz onlara bir değer vermeyeceğiz.


    Suat Yıldırım : İşte onlar Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmiş, bu yüzden de yaptıkları iyi işler boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyamet günü onlar için artık tartı âleti koymayacağız.


    Süleyman Ateş : İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden eylemleri boşa çıkan kimselerdir. (Yaptıkları işler tamamen boşa çıktığından) kıyâmet günü onlar için bir terazi kurmayız (veya onlara hiçbir değer vermeyiz).


    Tefhim-ul Kuran : İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Artık onların yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.


    Ümit Şimşek : Onlar, Rablerinin âyetlerini ve Ona kavuşmayı inkâr eden kimselerdir. Bu yüzden bütün yaptıkları boşa çıkmıştır. Biz de kıyamet gününde onlar için terazi tutmayız.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na ulaşmayı inkâr etmişler de bütün amelleri boşa çıkmıştır. Bu yüzden kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız/onlara hiçbir değer vermeyiz.
     



  6. ذَلِكَ جَزَاؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُوا آيَاتِي وَرُسُلِي هُزُوًا



    Zâlike cezâuhum cehennemu bimâ keferû vettehazû âyâtî ve rusulî huzuvâ(huzuven).



    1. zâlike : işte bu

    2. cezâu-hum : onların cezası

    3. cehennemu : cehennem

    4. bimâ : sebebiyle, dolayısıyla

    5. keferû : inkâr ettiler, örttüler

    6. ve ittehazû : ve edindiler

    7. âyâtî : âyetlerim

    8. ve rusulî : ve resûllerim

    9. huzuven : alay konusu






    İmam İskender Ali Mihr : (Âyetlerimi) örtmeleri (inkâr etmeleri) ve âyetlerimi ve resûllerimi alay konusu edinmeleri sebebiyle, onların cezası işte bu cehennemdir.


    Diyanet İşleri : İşte böyle. İnkâr etmeleri, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların cezası cehennemdir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bu, cezâları olan cehennemdir kâfir olduklarından ve delillerimle peygamberlerimi alaya aldıklarından dolayı.


    Adem Uğur : İşte, inkâr ettikleri, âyetlerimi ve resûllerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.


    Ahmed Hulusi : İşte Hakikat bilgisini inkâr edenlerin yaşayacakları cehennem; işaretlerimi ve Rasûllerimi alaya almalarının sonucudur!


    Ahmet Tekin : İşte böyle, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına itip örtbas ederek inkârda ısrarları, küfürleri, âyetlerimizi, Rasullerimizin davetlerini alay konusu yapmaları sebebiyle onların cezaları cehennemdir.


    Ahmet Varol : İşte, inkar ettikleri ve ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıkları için onların cezaları cehennemdir.


    Ali Bulaç : İşte, inkâr etmeleri, ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir.


    Ali Fikri Yavuz : İşte durumları böyle, onların cezaları cehennemdir. Çünkü küfretmişler ve benim âyetlerimle, peygamberlerimi eğlenceye almışlardı (onlarla istihza ediyorlardı).


    Bekir Sadak : Iste onlarin cezasi; inkarlarina, peygamberlerimi ve ayetlerimi alaya almalarina karsilik olarak, cehennemdir.


    Celal Yıldırım : İşte bu inkârlarından, âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıklarından dolayı cezaları Cehennem'dir.


    Diyanet İşleri (eski) : İşte onların cezası; inkarlarına, peygamberlerimi ve ayetlerimi alaya almalarına karşılık olarak, cehennemdir.


    Diyanet Vakfi : İşte, inkâr ettikleri, âyetlerimi ve resûllerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.


    Edip Yüksel : İnkar ettikleri, ayetlerimi ve elçilerimi hafife aldıkları için, onlara en uygun ceza cehennemdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : İşte böyle onların cezaları Cehennemdir, çünkü küfretmişler ve benim âyetlerimi ve Peygamberlerimi eğlence yerine tutmuşlardır


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İşte böyle, onların cezası cehennemdir. Çünkü küfretmişler, benim ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya almışlardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte böyle, onların cezaları cehennemdir. Çünkü inkâr etmişler ve benim âyetlerimi, peygamberlerimi alaya almışlardır.


    Fizilal-il Kuran : İşte onların cezası cehennemdir. Bu ceza onların inkârcı tutumlarının, ayetlerimi ve peygamberimi alaya almalarının karşılığıdır.


    Gültekin Onan : İşte, küfretmeleri, ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir.


    Hasan Basri Çantay : İşte böyle. Onların cezası, küfr (ve inkâr) etdikleri ve benim âyetlerimi ve peygamberlerimi bir eğlenceye aldıkları için, cehennemdir.


    Hayrat Neşriyat : İşte, inkâr ettikleri ve âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıkları için onların cezâsı Cehennemdir.


    İbni Kesir : İşte onların cezası; inkar edip peygamberlerimi ve ayetlerimi alaya almalarına karşılık, cehennemdir.


    Muhammed Esed : Hakkı inkar etmeleri, Benim mesajlarımı ve elçilerimi alaya almaları yüzünden, işte böylelerinin cezası cehennem olacaktır".


    Ömer Nasuhi Bilmen : İşte onların cezaları, küfrettikleri ve âyetlerimizi ve peygamberlerimizi eğlence yerine tuttukları için cehennemdir.


    Ömer Öngüt : İşte onların cezası cehennemdir. Çünkü kâfir olmuşlar, âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya almışlardır.


    Şaban Piriş : İşte onların cezası, inkarcı oldukları, ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıkları için cehennemdir.


    Suat Yıldırım : İşte kâfir olmaları, âyetlerimle ve kendilerine yapılan uyarılarla alay etmeleri sebebiyle, şu cehennem onların cezası olarak hazırlanmıştır.


    Süleyman Ateş : İnkâr ettikleri, âyetlerimi ve elçilerimi eğlence yerine koydukları için onların cezâsı cehennemdir.


    Tefhim-ul Kuran : İşte, küfre sapmaları, ayetlerimi ve peygamberlerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir.


    Ümit Şimşek : İşte inkâr etmeleri ve âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya almaları yüzünden onların cezası Cehennemdir.


    Yaşar Nuri Öztürk : İşte böyle! Cezaları cehennemdir. Çünkü nankörlük ettiler; ayetlerimi ve resullerini eğlence aracı yaptılar.
     


  7. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًا



    İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti kânet lehum cennâtul firdevsi nuzulâ(nuzulen).



    1. innellezîne (inne ellezîne) : muhakkak o kimseler, onlar

    2. âmenû : Allah'a ula؛mayı dileyenler

    3. ve amilû es sâlihâti : ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar, i؛leyenler

    4. kânet : idi, oldu

    5. lehum : onlar için, onlara

    6. cennâtu el firdevsi : firdevs cennetleri

    7. nuzulen : ikram olarak, kalacak yer olarak







    İmam İskender Ali Mihr : آmenû olanlar (ِlmeden ِnce Allah'a ula؛mayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar; onların ikramı, firdevs cennetleridir.


    Diyanet İ؛leri : (107-10 ھüphesiz, inanıp yararlı i؛ler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedî kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : İnanıp iyi i؛lerde bulunanların konak yerleriyse Firdevs cennetleridir.


    Adem Uğur : İman edip iyi davranı؛larda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vardır.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki (hakikate) iman edip bunun gereklerini uygulayanlara gelince; onların konak yerleri Firdevs Cennetleridir.


    Ahmet Tekin : İman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, i؛ barı؛ı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, me؛rû, faydal‎, verimli çal‎‏arak nimetin-ürünün bolla‏mas‎n‎ saًlayanlar, yerinde, hakl‎ ç‎k‎‏lar yaparak, düzelmeye, iyiliًe, iyile‏tirmeye ِn ayak olanlar, cârî-kal‎c‎ hay‎rlar-sâlih ameller i‏leyenler, i‏te onlar için aً‎rlanma yeri olarak Firdevs Cennetleri’nin konaklar‎ vard‎r.


    Ahmet Varol : فman edip salih ameller i‏leyenlerin konaklar‎ ise Firdevs cennetleridir.


    Ali Bulaç : فman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.'


    Ali Fikri Yavuz : فman edip sâlih amel i‏leyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri bir konukluk olmu‏tur.


    Bekir Sadak : Ama inanip yararli is isleyenlerin konaklari Firdevs cennetleridir.


    Celal Y‎ld‎r‎m : imân edip iyi-yararl‎ amellerde bulunanlara ise, Firdevs Cennetleri onlar için konakt‎r.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Ama inan‎p yararl‎ i‏ i‏leyenlerin konaklar‎ Firdevs cennetleridir.


    Diyanet Vakfi : فman edip iyi davran‎‏larda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vard‎r.


    Edip Yüksel : فnan‎p erdemli davrananlara gelince, onlar durak olarak ne‏e ve mutluluk dolu cennetleri haketmi‏lerdir.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : فyman edip salih salih ameller i‏liyen kimselere gelince: onlar için Firdevs Cennetleri bir konukluk olmu‏tur


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : فman edip güzel güzel i‏ler yapan kimselere gelince, onlar için Firdevs cennetleri bir konukluk olmu‏tur.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : فman edip salih ameller i‏leyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak olmu‏tur.


    Fizilal-il Kuran : فman edip iyi ameller i‏leyenlere gelince onlar, Firdevs cennetlerinde aً‎rlanacaklard‎r.


    Gültekin Onan : فnan‎p salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.'


    Hasan Basri اantay : Hak‎ykaten îman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince): Onlar‎n konaklar‎ da Firdevs cennetleridir.


    Hayrat Ne‏riyat : قübhesiz ki îmân edip sâlih ameller i‏leyenlere gelince, onlar için bir aً‎rlama yeri olarak Firdevs Cennetleri vard‎r.


    فbni Kesir : Muhakkak ki iman edip salih amel i‏leyenlerin konaklar‎, Firdevs cennetleridir.


    Muhammed Esed : (Ama) imana eri‏ip dürüst ve erdemli davran‎‏lar ortaya koyanlara gelince; onlar‎ konak yeri olarak cennetin hasbahçeleri beklemektedir:


    ضmer Nasuhi Bilmen : O kimseler ki, imân ettiler ve sâlih sâlih amellerde bulundular, onlar için Firdevs cennetleri elbetteki bir konak olmu‏tur.


    ضmer ضngüt : فman edip sâlih ameller i‏leyenlere gelince, onlar için konak olarak Firdevs cennetleri vard‎r.


    قaban Piri‏ : فman edip doًrular‎ yapanlar‎n ise, konak (ini‏ yeri) olarak firdevs cennetleri vard‎r.


    Suat Y‎ld‎r‎m : فman edip makbul ve güzel i‏ler yapanlara gelince, onlara da konak olarak Firdevs cennetleri haz‎rland‎.


    Süleyman Ate‏ : فnan‎p iyi i‏ler yapanlara gelince, onlar‎n konaً‎ da Firdevs cennetleridir.


    Tefhim-ul Kuran : فman edip salih amellerde bulunanlar; Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.'


    ـmit قim‏ek : فman eden ve güzel i‏ler yapanlar için Firdevs Cennetleri bir konakt‎r.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : فman edip hayra ve bar‎‏a yِnelik i‏ler yapanlara gelince, onlar‎n konuk evleri Firdevs cennetleri olacakt‎r.
     


  8. خَالِدِينَ فِيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا



    Hâlidîne fîhâ lâ yebgûne anhâ hıvelâ(hıvelen).



    1. hâlidîne : ebediyyen, kalıcı olanlar

    2. fîhâ : orada

    3. lâ yebgûne : ibtiga etmezler, istemezler

    4. an-hâ : ondan

    5. hıvelen : ayrılmak






    İmam İskender Ali Mihr : Onlar, orada ebediyyen kalanlar (kalacaklar)dır. Oradan ayrılmayı istemezler.


    Diyanet İşleri : (107-10 Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedî kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Orada ebedî olarak kalırlar ve oradan ayrılmak da istemezler.


    Adem Uğur : Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.


    Ahmed Hulusi : Sonsuza dek oradadırlar. . . Oradan hiç çıkmak istemezler de.


    Ahmet Tekin : Orada ebedî yaşayacaklar. Başka yere nakledilmeyi, oradan uzaklaşmayı istemeyecekler.


    Ahmet Varol : Orada sonsuza kadar kalacaklardır. Oradan ayrılmak da istemezler.


    Ali Bulaç : Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.


    Ali Fikri Yavuz : İçlerinde ebedî olarak kalırlar, oradan ayrılmak da istemezler.


    Bekir Sadak : Orada temelli kalirlar, baska bir yere gitmek istemezler.


    Celal Yıldırım : Orada ebedî kalırlar; başka yere çıkıp gitmek istemezler.


    Diyanet İşleri (eski) : Orada temelli kalırlar, başka bir yere gitmek istemezler.


    Diyanet Vakfi : Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.


    Edip Yüksel : Orada sürekli kalıcıdırlar, orayı hiç bir şeyle değişmek istemezler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : İçlerinde muhalled olmak üzere kalırlar, onlardan çıkmak istemezler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İçlerinde sonsuza dek kalırlar, onlardan çıkmak istemezler.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İçlerinde ebedî olarak kalacaklar, oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir.


    Fizilal-il Kuran : Orada sonsuza dek kalacaklar, başka bir yere taşınmak istemeyeceklerdir.


    Gültekin Onan : Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.


    Hasan Basri Çantay : Bunların içerisinde ebedî kalıcıdırlar onlar. Oradan ayrılmak da istemezler.


    Hayrat Neşriyat : Orada ebedî olarak kalıcıdırlar; oradan hiç ayrılmak istemezler.


    İbni Kesir : Orada temmelli kalırlar ve hiç ayrılmak istemezler.


    Muhammed Esed : Böyleleri orada sonsuza kadar kalacak (ve) oradan hiç ayrılmak istemeyecekler.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Orada ebedîyyen kalıcıdırlar. Oradan ayrılmak istemezler.


    Ömer Öngüt : Orada ebedî kalacaklardır, oradan ayrılıp başka bir yere gitmek istemezler.


    Şaban Piriş : Orada ebedi kalacaklardır, oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir.


    Suat Yıldırım : Onlar orada devamlı kalacak, (usanmadıklarından ötürü), başka tarafa geçmeyi arzu etmeyeceklerdir.


    Süleyman Ateş : Orada sürekli kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.


    Tefhim-ul Kuran : Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.


    Ümit Şimşek : Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Zaten oradan çıkmak da istemezler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sürekli kalacaklardır orada. Çıkmak istemeyeceklerdir oradan.
     


  9. قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا



    Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ(mededen).



    1. kul : de, söyle

    2. lev : eğer, ise, olsa

    3. kâne el bahru : deniz(ler) oldu

    4. midâden : mürekkep

    5. li kelimâti : kelimeler, sözler için

    6. rabbî : benim Rabbim

    7. le nefide el bahru : deniz(ler) biter, tükenir

    8. kable en tenfede : bitmesinden (tükenmesinden) önce, bitmeden

    9. kelimâtu : sözler, kelimeler

    10. rabbî : Rabbim

    11. ve lev : ve eğer, ise, olsa

    12. ci'nâ bi : getirdik

    13. misli-hî : onun bir misli daha

    14. mededen : imdat (yardım) olarak






    İmam İskender Ali Mihr : De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.”


    Diyanet İşleri : De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: Deniz mürekkep olsa tükenir, yazılmaz Rabbimin sözleri tükenmeden, hattâ o deniz kadar bir deniz daha eklense gene tükenir, yazılamaz.


    Adem Uğur : De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir.


    Ahmed Hulusi : De ki: "Eğer Rabbimin kelimeleri (açığa çıkardığı mânâlar) için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce elbette deniz tükenirdi! Velev ki onun (o denizin) bir o kadarını daha getirsek!"


    Ahmet Tekin : 'Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsaydı, Rabbimin sözleri bitmeden önce denizler tükenirdi. Bir misli daha takviye mürekkep getirsek bile yetmezdi.' de.


    Ahmet Varol : De ki: 'Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa, bir o kadarını daha destek olarak getirsek Rabbimin sözleri bitmeden deniz biter.'


    Ali Bulaç : De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.


    Ali Fikri Yavuz : (Kur’an-ı Kerimin beyanına göre, size pek az ilim verildi, diyen Yahudilere, ey Rasûlüm) de ki: “- Eğer Rabbimin kelimeleri (ni yazmak) için bütün denizler mürekkep olsa, muhakkak ki
    Rabbimin kelimeleri tükenmeden denizler tükenirdi, bir o kadar daha yardımcı getirsek bile...”


    Bekir Sadak : De ki: «Rabbimin sozlerini yazmak icin denizler murekkep olsa ve bir o kadarini da katsak, Rabbimin sozleri tukenmeden denizler tukenirdi.»


    Celal Yıldırım : De ki: Rabbimin sözlerini (yazmak) için deniz(ler) mürekkep olsa ve bir o kadarı da ilâve edilse, Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi.


    Diyanet İşleri (eski) : De ki: 'Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi.'


    Diyanet Vakfi : De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir.


    Edip Yüksel : De ki, 'Rabbimin sözleri için okyanus mürekkep olsa ve hatta bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden okyanus tükenir.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : De ki: eğer rabbımın kelimâtı için deniz mürekkeb olsa idi her halde rabbımın kelimatı tükenmeden deniz tükenirdi, bir misli de meded getirsek bile


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı, kesinlikle Rabbimin sözleri tükenmeden deniz tükenirdi, bir misli de yardımcı getirsek bile.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : De ki: «Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, deniz muhakkak tükenecekti, bir mislini daha yardımcı getirsek bile.»


    Fizilal-il Kuran : De ki; «Rabb'imin sözlerini yazmak için, denizler mürekkep olsa da onlara bir o kadarını daha katsak, Rabb'imin sözleri bitmeden önce denizler biterdi.»


    Gültekin Onan : De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.


    Hasan Basri Çantay : De ki: «Rabbimin sözleri (ni yazmak) için (bütün) deniz (lerin suyu) mürekkeb olsa ve bir o kadar daha yardımcı olarak ilâve etsek Rabbimin sözleri tükenmeden o deniz (ler) tükenir»

    .
    Hayrat Neşriyat : De ki: 'Rabbimin (ilim ve hikmetinin) kelimeleri(ni yazmak) için deniz(ler)mürekkeb olsaydı ve yardımcı olarak bir o kadarını daha getirmiş olsaydık, Rabbimin sözleri tükenmeden elbette o deniz(ler) tükenir(di)!'


    İbni Kesir : De ki: Rabbımın sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak; daha Rabbımın sözleri tükenmeden denizler tükenirdi.


    Muhammed Esed : De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için denizler mürekkep olsa ayrıca deniz üstüne deniz katsak yine de Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi".


    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki: «Eğer Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, elbette Rabbimin kelimeleri tükenmeden deniz tükenir biter. Velev ki denizin bir mislini de yardımcı getirecek olsak.»


    Ömer Öngüt : De ki: “Rabbimin sözleri için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve getirsek dahi Rabbimin sözleri bitmeden önce denizler tükenir. ”


    Şaban Piriş : De ki: -Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsaydı Rabbin sözleri bitmeden denizler tükenirdi. Hatta bir misli daha mürekkep getirsek bile..


    Suat Yıldırım : De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için bütün denizler mürekkep olsaydı, hatta onun bir mislini de takviye gönderseydik, bu denizler tükenir, Rabbinin sözleri yine de bitmezdi."


    Süleyman Ateş : De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz tükenir." Yardım için bir o kadarını daha getirsek (yine yetmez)."


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Rabbimin sözleri (ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.»


    Ümit Şimşek : De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hattâ bir o kadarını daha getirsek, Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi.


    Yaşar Nuri Öztürk : De ki: "Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz mutlaka biter. Bir o kadarını daha getirsek de yetmez."

     


  10. قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا

    [​IMG][​IMG]

    [​IMG]
    Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden).



    1. kul : de, söyle

    2. innemâ : ancak, sadece, yalnız

    3. ene : ben

    4. beşerun : bir beşer

    5. mislu-kum : sizin gibi

    6. yûhâ : vahyediliyor

    7. ileyye : bana

    8. ennemâ : olduğu

    9. ilâhu-kum : sizin ilâhınız

    10. ilâhun : bir ilâh

    11. vâhidun : tek, bir tane

    12. fe men : artık kim

    13. kâne yercû : dilerse

    14. likâe : ulaşmayı, mülâki olmayı

    15. rabbi-hî : Rabbine

    16. fe li ya'mel : o zaman amel etsin, yapsın

    17. amelen sâlihan : salih amel (nefs tezkiyesi)

    18. ve lâ yuşrik : ve şirk koşmasın

    19. bi ıbâdeti : ibadetine

    20. rabbi-hî : onun (kendi) Rabbi

    21. ehaden : (başka) birisi (başka birşeyi)






    İmam İskender Ali Mihr : De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”


    Diyanet İşleri : De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım, bana vahyedildi ki mâbûdunuz ancak ve ancak bir mâbuttur, artık Rabbiyle buluşmayı uman iyi işlerde bulunsun ve Rabbinin kulluğunda hiçbir kimseyi eş tutmasın.


    Adem Uğur : De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâh'ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.


    Ahmed Hulusi : (Rasûlüm) de ki: "Ben, benzeriniz olan, bir beşerim (dolayısıyla siz de benim gibisiniz); sadece (sizden ayrıcalıklı olarak) Ulûhiyetin TEK'liği şuuruma vahyolunuyor! O hâlde kim Rabbine likâyı (Esmâ hakikati gereğini yaşamayı) umuyorsa, imanının gereğini yaşasın ve Rabbinin kulluğunda (devam edip) O'na ortak koşmasın!"


    Ahmet Tekin : 'Ben ancak sizin gibi bir beşerim, insanım. Ne var ki, ilâhınızın, bana bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Kim diriltilerek Rabbinin huzurunda hesaba çekilmeyi, mükâfat ve cezayı umuyorsa, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirsin, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlasın, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olsun, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlesin. İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Rabbine kulluk ve ibadette riya yaparak, ilâhlığında hiç kimseyi ortak etmesin.' de.


    Ahmet Varol : De ki: 'Ben ancak sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilahınızın tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine olan ibadetine kimseyi ortak tutmasın.'


    Ali Bulaç : De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın."


    Ali Fikri Yavuz : De ki: “- Ben, ancak sizin gibi bir insanım. Yalnız İlâhınız bir tek ilâh’dır, diye bana vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse sâlih bir amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.”


    Bekir Sadak : De ki: «Ben de ancak sizin gibi bir insanim; ancak bana tanrinizin tek bir Tanri oldugu vahyolunuyor. Rabbine kavusmayi uman kimse yararli is islesin ve Rabbine kullukta hic ortak kosmasin."*


    Celal Yıldırım : De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım, (şu farkla ki) ilâhınızın bir tek ilâh olduğu bana vahyolundu. Artık kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, iyi-yararlı amelde bulunsun ve Rabbına ibâdette (kullukta) hiçbir ortak tutmasın.


    Diyanet İşleri (eski) : De ki: 'Ben de ancak sizin gibi bir insanım; ancak bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işleşin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın.'


    Diyanet Vakfi : De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâh'ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.


    Edip Yüksel : De ki, 'Ben sizin gibi bir insandan başka bir şey değilim. Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu bana vahyedildi. Rabbiyle karşılaşmayı uman herkes erdemli işler yapsın ve Rabbine olan kulluğa hiç kimseyi ortak koşmasın.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : De ki ben sırf sizin gibi bir beşerim ancak bana şöyle vahyolunuyor: İlâhınız ancak bir tek İlâhdır, onun için her kim râbbının lıkasını arzu ederse salih bir amel işlesin ve rabbının ıbâdetine hiç bir şirk karıştırmasın


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «Ben ancak sizin gibi bir insanım, bana ancak ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor, onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, güzel bir amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiçbir şirk karıştırmasın!»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : De ki: «Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.»


    Fizilal-il Kuran : De ki; «Ben de tıpkı sizin gibi bir insanım, yanız bana vahiy yolu ile ilahınızın tek Allah olduğu bildiriliyor. Buna göre kim açık alınla Rabb'inin huzuruna çıkmayı istiyorsa, iyi ameller işlesin ve kulluk görevlerinde hiç kimseyi Rabb'ine ortak koşmasın.»


    Gültekin Onan : De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin tanrınızın tek bir tanrı olduğu vahyolunuyor. Kim rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın."


    Hasan Basri Çantay : De ki: «Ben ancak sizin gibi bir beşerim. (Şu kadar ki) bana yalınız Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı ümîd (ve arzu) ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibâdetde (hiç bir kimseyi ve hiç bir şey'i) ortak tutmasın».


    Hayrat Neşriyat : De ki: 'Ben de ancak, sizin gibi bir insanım; (şu var ki) bana, İlâhınızın ancak tek bir İlâh olduğu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, o hâlde sâlih amel işlesin ve Rabbine kulluk etmekte (riyâkârlığa girerek) hiçbir kimseyi ortak koşmasın!'


    İbni Kesir : De ki: Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Yalnız bana tanrınızın tek bir tanrı olduğu vahyediliyor. Artık kim, Rabbına kavuşmayı arzu ediyorsa salih bir amel işlesin. Ve Rabbına ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.


    Muhammed Esed : De ki: "Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım. Tanrınızın bir Tek Tanrı olduğu vahyolundu bana. Öyleyse, artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koysun ve Rabbine özgü kullukta hiç kimseyi, hiçbir şeyi (O'na) ortak koşmasın!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki: «Ben ancak sizin gibi bir beşerim, bana vahyolunuyor ki, sizin ilâhınız ancak bir ilâhtır. Artık her kim Rabbinin huzur-u mânevisine ermek niyazında bulunur oldu ise sâlih amel işlesin ve Rabbinin ibadetine hiçbir kimseyi ortak edinmesin.»


    Ömer Öngüt : Resulüm! De ki: “Ben de sizin gibi bir beşerim. Ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa sâlih bir amel işlesin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın. ”


    Şaban Piriş : De ki: -Ben de ancak sizin gibi bir insanım! Bana ilahınızın sadece tek ilah olduğu vahyediliyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine kullukta hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!


    Suat Yıldırım : De ki: "Ben sadece sizin gibi bir insanım. Ancak şu farkla ki bana "sizin ilahınız tek İlahtır" diye vahyediliyor. Artık kim Rabbine âhirette kavuşacağını umuyorsa, makbul ve güzel işler işlesin ve sakın Rabbine ibadetinde hiç bir şeyi O’na ortak koşmasın."


    Süleyman Ateş : De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım; Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu bana vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabbine (yaptığı) ibâdete hiç kimseyi ortak etmesin."


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.»


    Ümit Şimşek : De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Ancak bana, 'Tanrınız tek bir Tanrıdır' diye vahyedilmiştir. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, güzel işler yapsın ve Rabbinin ibadetine hiç kimseyi ortak etmesin.


    Yaşar Nuri Öztürk : De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak, tanrınızın bir tek tanrı olduğu bana vahyediliyor. O halde, Rabbine kavuşmayı uman, hayra ve barışa yönelik iş yapsın ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O'na ortak koşmasın."


    Bu ayet bir hidayet ayetidir, aşağıdaki meallerde ayetin sadece hidayet ile ilgili bölümü yer alıyor olabilir, dikkatinize sunarız.


    Abdullah Aydın : De ki: "Ben, ancak sizin gibi bir insanım. Ama bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Onun için Rabbine kavuşmayı uman kimse, yararlı işler yapsın ve Rabbine, ibadette hiçbir kimseyi ortak tutmasın."


    Ahmet Davudoğlu : De ki: "Ben ancak sizin gibi bir insanım. Yalnız ilahınız bir İlâh'tır. diye bana vahy olunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, yararlı bir iş yapsın ve Rabbine yaptığı ibadete kimseyi ortak etmesin!


    Ali Arslan : Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.


    Arif Pamuk : De ki: "Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. Şu var ki bana, İlahınızın, sadece bir İlah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın."


    Ayntabî Mehmet Efendi : De ki: "Ben de, ancak sizin gibi bir beşerim. Şu kadar ki, bana vahyolunyor ki: Hepinizin ilahı ancak bir ilahtır. Kim Rabbine kavuşmayı dilerse, o'nun rızâsını isteyerek sâlih bir amel işlesin. Ve Rabbinin ibadetine kimseyi şerîk (ortak) etmesin!"


    Bahaeddin Sağlam : Artık kim Rabbıyla buluşmak istiyorsa, güzel ibadet ve iyi işler yapsın, Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.


    Diyanet Vakfı (1993) : Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.


    Hasan Tahsin Feyizli : Kim Rabb'ine (O'nun rızasına) kavuşmayı arzu ediyorsa, iyi bir amel işlesin ve Rabb'ine ibâdette hiç kimseyi ortak tutmasın.


    Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay : Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işlesin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın.


    Hüseyin Kaleli : “(Habibim)! “Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Yalnız ilahınızın bir ilah olduğu bana vahyolunuyor. Artık kim Rabbi ile karşılaşmayı umuyorsa, hemen yararlı amel işlesin ve Rabbinin ibadetinde, birini ortak etmesin” de.”


    İsmail Mutlu, Şaban Döğen : De ki: Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyedilmiştir. Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ederse, güzel işler yapsın ve Rabbinin ibadetine kimseyi ortak tutmasın.


    Mustafa İslamoğlu : De ki: “Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım: Bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah’ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!”


    Nedim Yılmaz : De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Bana İlahınızın bir tek İlah olduğu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabbine ibadet ederken (O’na) kimseyi ortak etmesin.


    Ömer Rıza Doğrul : De ki: (ya Muhammed,) ben sizin gibi bir insandan başka bir şey değilim. Bana vahyolunuyor ki, Rabbiniz, şüphesiz bir tek Allah'tır. Herkim Rabbine kavuşmayı özlerse doğru dürüst işler işlesin, ibadette hiçbir kimseyi ortak katmasın!


    Talat Koçyiğit : Her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.


    Ziya Kazıcı, Necip Taylan : Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, salih amel işlesin ve Rabbinin ibadetinde O'na hiçbir kimseyi ortak tutmasın.


    Bir Heyet : Artık her kim, Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  11. [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    KEHF Suresinin Arapça yazılışı
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]










     
    Moderatör tarafından düzenlendi: 7 Haz 2013



  12. tskler ablam yuregine saglikk...

    AMINNN cumlemizden ALLAH razi olsunn...
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş