Kuran-ı Kerim İSRÂ Suresi Türkçe Meali türkce açıklaması, İsra suresi türkce açıklaması, İSRA suresi

goktepeli26 5 Haz 2013



  1. انظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَلَلآخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَأَكْبَرُ تَفْضِيلاً



    Unzur keyfe faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’dın), ve lel âhıretu ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâ(tafdîlen).



    1. unzur : bak

    2. keyfe : nasıl

    3. faddalnâ : üstün kıldık

    4. ba'da-hum : onların bir kısmını

    5. alâ ba'dın : bir kısmına

    6. ve le el âhıretu : ve muhakkak ahiret

    7. ekberu : en büyük, daha büyük

    8. derecâtin : dereceler

    9. ve ekberu : ve en büyük

    10. tafdîlen : üstünlük bakımından, fazl bakımından







    İmam İskender Ali Mihr : Bak, nasıl onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Muhakkak ki ahiret, dereceler bakımından daha büyüktür ve üstünlük bakımından da daha büyüktür.


    Diyanet İşleri : Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bak da gör, onların bir kısmını nasıl bir kısmından üstün ettik; elbette âhiretteki yücelik, dereceler bakımından da daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyük.


    Adem Uğur : Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.


    Ahmed Hulusi : Bak, nasıl onların kimini kimine üstün kıldık! Elbette sonsuz gelecek boyutu, yaşam mertebeleri itibarıyla da en büyüktür, kişisel hissedişler itibarıyla da en büyüktür.


    Ahmet Tekin : Lütufta bulunarak, onların bir kısmını rızıkta, servette, güç ve kuvvette, sıhhatte, makam ve mevkide sıradan bir aklın kavrayamayacağı hikmetlere dayalı olarak diğerlerine nasıl üstün kıldığımızı düşün ve araştır. Andolsun ki âhiret daha büyük rütbeler ve makamlarla doludur, daha yüce ve daha çok üstünlükleri vardır.


    Ahmet Varol : Bak, nasıl bazılarını bazılarından üstün kıldık. Elbette ahiret dereceler yönünden de daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.


    Ali Bulaç : Onlardan kimini kimine nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.


    Ali Fikri Yavuz : Bak, bir kısmını diğerine nasıl üstün kıldık (rızk ve mevkilerini değişik yaptık). Elbette âhiret, derece farkları yönünden daha büyüktür, faziletçe de daha yüksektir.


    Bekir Sadak : Onlari birbirlerinden nasil ustun kildigimiza bir bak! Dogrusu ahirette daha buyuk dereceler ve daha buyuk ustunlukler vardir.


    Celal Yıldırım : Bak, onların kimini kiminden nasıl üstün kıldık ve şanıma and olsun ki, Âhiret, dereceler bakımından da daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.


    Diyanet İşleri (eski) : Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Doğrusu ahirette daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.


    Diyanet Vakfi : Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.


    Edip Yüksel : İnsanları birbirinden nasıl üstün kıldığımıza dikkat et. Ahiretin dereceleri ve üstünlükleri daha büyüktür


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bak bir kısmını diğerine nasıl tafdıl etmişiz ve elbette Âhıret derecatca da daha büyük, tafdılce de daha büyüktür


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bak! Bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışız; elbette ahiret hem dereceler bakımından, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bak! Onların bir kısmını diğerine nasıl üstün kıldık! Elbette ahiret, hem dereceler bakımından daha büyüktür, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür.


    Fizilal-il Kuran : Bir baksana, insanları dünyada nasıl birbirinden üstün kıldık. Oysa ahiretin dereceleri daha büyük olduğu gibi, aralarındaki üstünlük farkları daha geniş çaplıdır.


    Gültekin Onan : Onlardan kimini kimine nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.


    Hasan Basri Çantay : Baksan a, biz onların kimini kiminden nasıl üstün kıldık. Elbette âhiret, dereceler (farkları) i'tibariyle de daha büyükdür, üstün kılmak bakımından da daha büyükdür.


    Hayrat Neşriyat : Bak, (rızıkta ve makamda) onların bazısını bazısından nasıl üstün kıldık! Elbette âhiret, hem dereceler i'tibâriyle daha büyük, hem de üstünlük i'tibâriyle daha büyüktür.


    İbni Kesir : Bak, nasıl onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Elbetteki ahiret; dereceler bakımından da büyüktür, üstünlük bakımından da.


    Muhammed Esed : Onların bazılarına (yeryüzünde) diğerlerine göre nasıl cömert davrandığımıza bir bak: fakat (unutma ki,) ahiret, paye olarak daha yüksek, erdem ve (manevi) zenginlik bakımından daha yücedir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Bak! Onların bazısını bazısı üzerine nasıl üstün kılmışızdır. Ve elbetteki ki, ahiret, dereceler itibariyle daha büyüktür ve üstünlük itibariyle de daha büyüktür.


    Ömer Öngüt : Bak! Biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır. Elbette ki ahiret, dereceler ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.


    Şaban Piriş : Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Ahiretin üstünlük ve fazileti ise daha büyüktür.


    Suat Yıldırım : Bak nasıl dünyada onların kimini kimine üstün kıldık!Elbette âhirette erişilecek daha büyük mertebeler, kazanılacak daha yüksek faziletler vardır.


    Süleyman Ateş : Bak, (rızık bakımından) nasıl onların kimini kiminden üstün yaptık. Elbette âhiret, dereceler bakımından da daha büyük, üstünlük bakımından da daha büyüktür.


    Tefhim-ul Kuran : Onlardan bir kısmını bir kısmına nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından da daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.


    Ümit Şimşek : Onları birbirine nasıl üstün kıldığımıza bir bak. Âhiretin ise mertebeleri de, üstünlükleri de daha yüksektir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bak nasıl, kimini kimine üstün kıldık! Ama âhiret, dereceler bakımından elbette daha büyük, lütuflandırma bakımından daha yücedir.
     
  2. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    211,734
    1,930
    38


    allah razı olsun çok güzel paylaşımlar bunlar,
     


  3. لاَّ تَجْعَل مَعَ اللّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَّخْذُولاً



    Lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tak’ude mezmûmen mahzûlâ(mahzûlen).



    1. lâ tec'al : kılma, yapma, edinme

    2. meallâhi (mea allâhi) : Allah ile beraber

    3. ilâhen : bir ilâh

    4. âhare : başka, diğer

    5. fe : o zaman, o taktirde

    6. tak'ude : oturursun, kalırsın

    7. mezmûmen : kınanmış, zemmedilmiş olarak

    8. mahzûlen : hor görülmüş olarak






    İmam İskender Ali Mihr : Allah ile beraber başka bir ilâh kılma! O zaman zemmedilmiş (kınanmış) ve hor görülmüş olarak kalırsın.


    Diyanet İşleri : Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Allah'la berâber başka bir mabut tanıma, sonra kınanmış bir halde ve tek başına, yardımdan mahrûm olarak oturup kalırsın.


    Adem Uğur : Allah ile birlikte bir ilâh daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın.


    Ahmed Hulusi : Allâh yanı sıra (kafanda) başka bir tanrı oluşturma! Yoksa (şirk anlayışının sonucu) aşağılanmış ve kendi başına terk edilmiş olarak oturup kalırsın!


    Ahmet Tekin : Allah ile birlikte başkasını da ilâh sayma. Yoksa kınanmış, yardımından mahrum edilmiş, yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.


    Ahmet Varol : Allah'la birlikte başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış ve yalnız, yardımcısız bırakılmış halde oturursun.


    Ali Bulaç : Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun.


    Ali Fikri Yavuz : Allah ile beraber başka ilâh edinme ki, sonra kınanmış ve dayanaksız kalırsın.


    Bekir Sadak : Allah'la beraber baska bir tanri edinme, yoksa yerilmis ve tek basina kalmis olursun. *


    Celal Yıldırım : Allah ile beraber başka bir ilâh edinip tapma ! Sonra yerilmiş ve yalnızlığa itilip yardımsız bırakılmış olursun.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah'la beraber başka bir tanrı edinme, yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun.


    Diyanet Vakfi : Allah ile birlikte bir ilâh daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın.


    Edip Yüksel : ALLAH ile birlikte başka tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnız bırakılmış olarak oturup kalırsın


    Elmalılı Hamdi Yazır : Allahın ma'ıyyetinde diğer bir ilâh yapma ki mezmum, mahzul kalmıyasın


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah ile birlikte başka bir ilah edinme ki, kınanmış, yalnız başına bırakılmış kalmayasın!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme! Yoksa kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.


    Fizilal-il Kuran : Allah'a yanısıra başka bir ilaha tapma. Yoksa horlanmış ve koruyucusuz bırakılmış olarak otura kalırsın.


    Gültekin Onan : Tanrı ile beraber başka tanrılar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun.


    Hasan Basri Çantay : Allah ile beraber diğer bir Tanrı edinme. Sonra kınanmış ve kendi başına (yardımsız) bırakılmış olursun.


    Hayrat Neşriyat : (Ey insan!) Allah ile berâber başka bir ilâh edinme! Yoksa, kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.


    İbni Kesir : Allah ile beraber başka ilah edinme. Yoksa yerilmiş ve terkedilmiş olarak kalırsın.


    Muhammed Esed : (Ey İnsanoğlu,) Allah'la beraber bir başka tanrı edinme ki kendini kınanmış ve bir başına bırakılmış olarak bulmayasın:


    Ömer Nasuhi Bilmen : Allah ile beraber başka ilâh ittihaz etme. Sonra kınanmış ve rüsvay olmuş bir halde kalırsın.


    Ömer Öngüt : Allah ile beraber başka bir ilâh edinme! Sonra kınanmış ve terkedilmiş olarak kalırsın.


    Şaban Piriş : Allah ile birlikte bir başka ilah edinme! Yoksa, kınanmış ve terkedilmiş olursun.


    Suat Yıldırım : Sakın Allah ile beraber başka tanrı edinme! Yoksa yerilmiş, bir kenara itilmiş vaziyette kalırsın.


    Süleyman Ateş : Allâh ile beraber başka bir tanrı edinme, sonra kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın!


    Tefhim-ul Kuran : Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun.


    Ümit Şimşek : Allah ile beraber başka bir tanrı edinme; sonra kınanmış ve terk edilmiş halde kalırsın.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah'ın yanına başka bir ilah koyma ki, yapayalnız ve horlanmış olarak oturup kalmayasın.
     


  4. وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَاقَوْلاً كَرِيمًا



    Ve kadâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), immâ yebluganne indekel kibere ehaduhumâ ev kilâ humâ fe lâ tekul lehumâ uffin ve lâ tenher humâ ve kul lehumâ kavlen kerîmâ(kerîmen).




    1. ve kadâ : ve yerine getirdi, takdir etti, hükmetti, bildirdi

    2. rabbu-ke : Rabbin

    3. ellâ : olmamak

    4. ta'budû : ibadet etmek, kulluk etmek

    5. illâ : ancak, başka

    6. iyyâ-hu : yalnız, sadece o

    7. ve bil vâlideyni : ve anne babaya

    8. ihsânen : ihsanla davranma

    9. immâ : eğer, şâyet, fakat, olursa

    10. yebluganne : ulaşır, erişir

    11. inde-ke : senin yanında

    12. el kibere : yaşlılık

    13. ehadu-humâ : ikisinden birisi

    14. ev kilâ-humâ : veya her ikisi

    15. fe : o zaman

    16. lâ tekul : söyleme

    17. lehumâ : onlara (ikisine), o ikisine

    18. uffin : öf, aman (sıkıntı ifade etmek)

    19. ve lâ tenher-humâ : ve ikisini azarlama, bağırma, kaba davranma

    20. ve kul : ve de

    21. lehumâ : onlara (ikisine), o ikisine

    22. kavlen : söz

    23. kerîmen : güzel, hoş, kerim






    İmam İskender Ali Mihr : Rabbin, ondan başkasına kul olmamanızı ve anne ve babaya ihsanla davranmanızı kaza etti (taktir etti, hükmetti). Eğer ikisinden birisi veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa onlara (ikisine) “öf” deme. Ve onları (ikisini) azarlama ve onlara kerim (güzel, yumuşak) söz söyle!


    Diyanet İşleri : Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya, babaya iyilik etmenizi hükmetmiştir; onlardan biri, yahut her ikisi, senin hayâtında ihtiyarlık çağına ererse onlara üf bile deme, azarlama onları ve onlara güzel ve iyi söz söyle.


    Adem Uğur : Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.


    Ahmed Hulusi : Rabbin, sadece O'na kulluk etmenizi hükmetti; ana-babanıza iyilik yapıp cömert olmanızı da! Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererse (bakmaktan usanıp) sakın onlara "üf" (bile) deme; onları azarlama ve onları yücelten şekilde hitap et!


    Ahmet Tekin : Rabbin, sadece kendisini ilâh tanımanızı, candan müslümanlar olarak kendisine teslim olmanızı, saygıyla kendisine kulluk ve ibadet etmenizi, yalnızca kendi şeriatına bağlanmanızı, kendisine boyun eğmenizi, anaya babaya devamlı iyilikle ihsan ile muameleyi icrası zorunlu kesin bir hüküm haline getirdi. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa sakın onlara,
    'Öf!' bile deme, onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.


    Ahmet Varol : Rabbin kendinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmenizi emretti. Biri ya da ikisi senin yanında yaşlılığa ererse onlara 'üf' bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle.


    Ali Bulaç : Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.


    Ali Fikri Yavuz : Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, ana babaya güzellikle muâmele edin, eğer onlardan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık haline ulaşırsa, sakın onlara “Öf” bile deme ve onları azarlama. İkisine de iyi ve yumuşak söz söyle.


    Bekir Sadak : Rabbin, yalniz Kendisine tapmanizi ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmustur. Eger ikisinden biri veya her ikisi, senin yaninda iken ihtiyarliyacak olursa, onlara karsi «Of» bile demeyesin, onlari azarlamayasin. Ikisine de hep tatli soz soyleyesin.


    Celal Yıldırım : Rabbin ancak kendisine kulluk etmeni; ana-babaya iyilikte bulunmanı emretmiştir. Onlardan biri ya da ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara «öf!» bile deme; onları sakın azarlama, onlara hep güzel, tatlı, iç açıcı söz söyle.


    Diyanet İşleri (eski) : Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı 'Öf' bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin.


    Diyanet Vakfi : Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.


    Edip Yüksel : Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi ve anaya babaya karşı iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi yanında yaşlanırsa onlara 'Öf' bile deme ve onları azarlama. Onlarla güzel bir biçimde konuş


    Elmalılı Hamdi Yazır : Rabbın şunları kat'î ferman buyurdu: ondan başkasına ıbadet etmeyin, ebeveyne güzellik edin, ya birisi yâhud ikisi de yanında ıhtiyarlık haline gelirse sakın onlara üff deme ve onları azarlama ikisine de ikramlı söz söyle!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Rabbin kesin olarak şunları emretti: «O'ndan başkasına ibadet etmeyin; ana babaya iyilik edin; onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık çağına ulaşırsa sakın onlara «öf!» deme ve onları azarlama; ikisine de tatlı söz söyle.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara «öf» bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.


    Fizilal-il Kuran : Allah yalnız kendisine kulluk sunmanı ve ana babana karşı nazik davranmanı kesin hükme bağladı. Eğer ana babadan biri ya da her ikisi yanında yaşlılık çağına ererlerse, sakın onlara «öf be, bıktım senden» deme, onları azarlama; onlara tatlı ve saygılı sözler söyle.


    Gültekin Onan : Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.


    Hasan Basri Çantay : Rabbin, «Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana ve babaya iyi muamele edin» diye hükmetdi. Eğer onlardan biri veya her. ikisi senin nezdinde ihtiyarlığa ererlerse onlara «Öf» (bile) deme. Onları azarlama. Onlara çok güzel (ve tatlı) söz söyle.


    Hayrat Neşriyat : Ve Rabbin, kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmeyi emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlığa erişirse, sakın onlara 'öf!' bile deme! Onları azarlama ve onlara güzel söz söyle!


    İbni Kesir : Rabbın buyurmuştur ki: Kendisinden başkasına ibadet etmeyesiniz, ana ve babaya iyi davranasınız. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında iken yaşlılığa erecek olurlarsa; onlara karşı, of dahi deme. Onları azarlama. Ve her ikisine de efendice sözler söyle.


    Muhammed Esed : Çünkü Rabbin, başkasına değil, yalnızca O'na kulluk etmenizi ve ana babaya iyi davranmanızı buyurmuştur. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında kocarsa, onlara sakın "Öf!" demeyesin; onları azarlamayasın; onlara saygılı, yüceltici sözler söyleyesin,


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Rabbin emretmiştir ki, kendisinden başkasına ibadet etmeyiniz ve ana ile babaya ihsanda bulunun. Senin yanında onlardan biri veya ikisi de ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara of (bile) deme ve onları men etme (azarlama) lâkırdılarını kesme ve onlara güzelce hitapta bulun.


    Ömer Öngüt : Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenizi ve ana-babaya güzellikle muâmele etmenizi emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında iken ihtiyarlığa ererlerse onlara öf bile deme, onları azarlama, onlara güzel ve tatlı söz söyle.


    Şaban Piriş : Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana babaya iyilik etmenizi emretmiştir. Eğer, onlardan biri veya her ikisi de senin yanında ihtiyarlayacak olurlarsa, onlara “öf” bile deme! Onları azarlama. Onlara güzel söz söyle.


    Suat Yıldırım : Rabbin şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin.Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, "öff!" bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.


    Süleyman Ateş : Rabbin, yalnız kendisine tapmanızı ve anaya babaya, iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi, yahut her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşır(ihtiyarlık zamanlarında senin yanında kalırlar)sa sakın onlara "Öf!" deme, onları azarlama! Onlara güzel söz söyle.


    Tefhim-ul Kuran : Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: «Öf» bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.


    Ümit Şimşek : Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikte bulunmanızı emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanacak olursa, onlara öf bile deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle.


    Yaşar Nuri Öztürk : Rabbin şöyle hükmetti: O'ndan başkasına kulluk / ibadet etmeyin, anaya babaya çok iyi davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara "Öf!" bile deme; onları azarlama, onlara tatlı, iltifatlı söz söyle.
     


  5. وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا



    Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).



    1. vahfıd (ve ihfıd) : ve (yere) indir, ger

    2. lehumâ : onlara, o ikisine

    3. cenâha : kanat

    4. ez zulli : yumu؛ak olarak, alçaltarak (zelil olarak), tevazu ile

    5. min er rahmeti : rahmetten, merhametten, merhamet ederek

    6. ve kul : ve de, sِyle

    7. rabbirhamhumâ : Rabbim, ikisine de rahmet et

    8. kemâ : gibi, nasıl

    9. rabbeyânî : (ikisi) beni yeti؛tirdi, terbiye etti

    10. sagîren : küçük iken






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onlara (ikisine), merhamet ederek ve tevazu ile kanat ger! Ve “Rabbim, onların beni yeti؛tirdiği gibi ikisine de merhamet et!” de.


    Diyanet İ؛leri : Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yeti؛tirdikleri gibi sen de onlara acı.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : İkisine kar؛ı da merhametle kanatlarını indir, mütevâzı ol ve yâ Rabbi de, onlar, çocukluğumda beni nasıl büyütüp yeti؛tirdilerse sen de onlara ِylece merhamet et.


    Adem Uğur : Onları esirgeyerek alçakgِnüllülükle üzerlerine kanat ger ve: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yeti؛tirmi؛lerse, ؛imdi de sen onlara (ِyle) rahmet et!" diyerek dua et.


    Ahmed Hulusi : Rahmet'ten ِtürü onlara mütevazı ol. . . De ki: "Rabbim. . . Merhamet et onlara, küçükken beni terbiye ettikleri gibi. "


    Ahmet Tekin : İkisine de, ؛efkatle, tevazu ile kol kanat ger.
    'Rabbim, onların, beni, küçükken terbiye edip yeti؛tirdikleri gibi sen de, onlara merhametinle muamele et' de.


    Ahmet Varol : Onlara acıyarak alçakgِnüllük kanadını indir ve: 'Ey Rabbim! Onlar beni küçükken eğittikleri gibi sen de onlara merhamet et' de.


    Ali Bulaç : Onlara acıyarak alçakgِnüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge."


    Ali Fikri Yavuz : İkisine de acıyarak tevazu kanadını indir ve ؛ِyle de: “-Ey Rabbim! Onlar, beni küçükken terbiye edip yeti؛tirdikeri gibi, sen de kendilerine merhamet et.”


    Bekir Sadak : Onlara aciyarak alcak gonulluluk kanatlarin ger ve: «Rabbim! Kucukken beni yetistirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!» de.


    Celal Yıldırım : Onlara çok merhametli davranıp tevazu' kanadını indir ve de ki: Rabbim I Küçükken beni besleyip büyüttükleri gibi onlara merhamette bulun.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Onlara acıyarak alçak gِnüllülük kanatlarını ger ve: 'Rabbim! Küçükken beni yeti؛tirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!' de.


    Diyanet Vakfi : Onları esirgeyerek alçakgِnüllülükle üzerlerine kanat ger ve: «Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yeti؛tirmi؛lerse, ؛imdi de sen onlara (ِyle) rahmet et!» diyerek dua et.


    Edip Yüksel : Onlara merhamet ederek alçak gِnüllük kanadını ger ve de ki, 'Rabbim, beni küçükken yeti؛tirdikleri gibi sen de onlara acı.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : İkisine de merhametten dِ؛enerek kanad indir ve de ki: rabbım! İkisine de merhamet buyur, beni küçükken terbiye ettikleri gibi


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : İkisine de merhametten dِ؛enerek kanat indir ve de ki: «Rabbim! ikisine de merhamet buyur, beni küçükken terbiye edip yeti؛tirdikleri gibi!»


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve ؛ِyle de: «Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yeti؛tirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.»


    Fizilal-il Kuran : Onlara kar؛ı besleyeceğin acıma duygusunun etkisi ile ِnlerinde alçak gِnüllülük kanatlarını indir ve de ki; «Ey Rabbim onlar küçükten beni nasıl büyüttüler ise, sen de ِyle merhamet et.»


    Gültekin Onan : Onlara acıyarak alçakgِnüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse sen de onları esirge."


    Hasan Basri اantay : Onlara acıyarak tevaazu kanadını (yerlere kadar) indir ve: «Yârab, Onlar beni çocukken nasıl terbiye etdilerse Sen de kendilerini (ِylece) esirge» de.


    Hayrat Ne؛riyat : Hem onlara merhamet(in)den alçak gِnüllülük kanadını indir ve de ki: 'Rabbim!(Onlar) beni küçük iken nasıl (merhamet edip) yeti؛tirdilerse, (sen de) onlara (ِyle)merhamet eyle!'


    İbni Kesir : Merhametten onlara alçak gِnüllülük kanatlarını ger. Ve de ki: Rabbım; o ikisi, beni küçükken yeti؛tirdikleri gibi sen de onlara merhamet et.


    Muhammed Esed : ve onlara alçak gِnüllüce ve acıyıp esirgeyerek kol kanat geresin; ve "Ey Rabbim!" diyesin, "Onların beni küçükken sevgi ve ؛efkatle besleyip büyüttükleri gibi, Sen de onlara merhamet eyle!"


    ضmer Nasuhi Bilmen : Ve ikisi için merhametten tevazu kanadını indir ve de ki: «Yarabbi! İkisine de merhamet buyur. Nasıl ki, onlar beni çocuk iken besleyiverdiler.»


    ضmer ضngüt : Onlara acıyarak tevâzu kanatlarını yerlere kadar indir ve de ki: “Ey Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse, sen de kendilerine ِylece merhamet et. ”


    ھaban Piri؛ : Onlara merhamet ile tevazu kanadını indir ve ؛ِyle dua et: “Rabbim, onların küçükken bana merhametle muamele ettikleri gibi ؛imdi de sen onlara merhamet et.”


    Suat Yıldırım : ھefkatle, tevazu ile onlara kol kanat ger ve ؛ِyle dua et: "Ya Rabbî, onlar küçüklüğümde nasıl beni ihtimamla yeti؛tirdilerse, ona mükâfat olarak Sen de onlara merhamet buyur!"


    Süleyman Ate؛ : Onlara acımadan dolayı, küçülme kanadını indir, (onlara kar؛ı alçak gِnüllü ol) ve: "Ey (her varlığı terbiye edip yeti؛tiren) Rabbim! Bunlar, beni küçükken nasıl (acıyıp) yeti؛tirdilerse sen de bunlara (ِyle) acı!" de.


    Tefhim-ul Kuran : Onlara acıyarak alçakgِnüllülük kanadını ger ve de ki: «Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge.»


    ـmit ھim؛ek : Onları esirgeyerek tevazu kanadını ger ve de ki: 'Rabbim, onlar beni küçüklüğümde nasıl yeti؛tirdilerse, Sen de onlara ِylece merhamet et.'


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Rahmetten yerlere eğilme kanadını onlar için indir ve de ki: "Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüğümde beni koruyup büyüttükleri gibi."
     


  6. رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ إِن تَكُونُواْ صَالِحِينَ فَإِنَّهُ كَانَ لِلأَوَّابِينَ غَفُورًا



    Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ(gafûren).



    1. rabbu-kum : sizin Rabbiniz

    2. a'lemu : en iyi bilir, daha iyi bilir

    3. bi mâ : o şeyi

    4. fî nufûsi-kum : nefslerinizde olanı (niyetinizi)

    5. in tekûnû : eğer olursanız

    6. sâlihîne : salihler

    7. fe : o zaman, böylece

    8. inne-hu : muhakkak o

    9. kâne : oldu

    10. li el evvâbîne

    (evvâb)
    (evvâbin) : evvab olanlar için, (ona) yönelip tövbe ederek ulaşanlar için,
    çok tövbe edenler için
    : (çok tövbe eden)
    : (çok tövbe edenler)

    11. gafûren : mağfiret edici, bağışlayıcı






    İmam İskender Ali Mihr : Rabbiniz, nefslerinizde olanı (niyetinizi) daha iyi bilir. Eğer salihler olursanız, o taktirde muhakkak ki O, evvab olanlar (O'na yönelip, tövbe ederek ulaşanlar) için mağfiret edici olur.


    Diyanet İşleri : Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : İçinizde ne var, Rabbiniz, sizden daha iyi bilir. Düzgün ve temiz kişiler olursanız şüphe yok ki o, tövbe edip hakka dönenlerin suçlarını örter.


    Adem Uğur : Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.


    Ahmed Hulusi : Rabbiniz (hakikatiniz olarak, bilincinizi {nefsinizi} meydana getiren El Esmâ bileşiminiz) nefslerinizdekini (bilincinizdekini) daha iyi bilir! Eğer siz sâlihler (hakikate imanın gereğini yaşayanlar) olursanız; muhakkak ki O, yetersizliklerinden dolayı tövbe edenlere Ğafûr'dur.


    Ahmet Tekin : Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi itaatkâr müslümanlar, sâlih kimseler olursanız, Allah çok tevbe edenleri koruma kalkanına alan, çok bağışlayandır.


    Ahmet Varol : Rabbiniz içlerinizdekini daha iyi bilir. Eğer salih kimseler olursanız şüphesiz O da tevbe edip kendine dönenleri bağışlayıcıdır.


    Ali Bulaç : Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da, (kendisine) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır.


    Ali Fikri Yavuz : Rabbiniz, içinizdekini daha iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız, elbette Allah, kendine dönüp tevbe edenleri bağışlayıcıdır.


    Bekir Sadak : Icinizde olani en iyi Rabbiniz bilir. Iyi kimselerseniz bilin ki O suphesiz, Kendine bas vuranlari bagislar.


    Celal Yıldırım : Rabbiniz, içinizde olanı iyi bilir ; eğer iyi-yararlı kişiler olursanız, şüphesiz ki O, kendisine (imânla, tevbeyle) dönüp yönelenler için çok bağışlayıcıdır.


    Diyanet İşleri (eski) : İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilir. İyi kimselerseniz bilin ki O şüphesiz, Kendine baş vuranları bağışlar.


    Diyanet Vakfi : Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.


    Edip Yüksel : Rabbiniz içinizdekileri çok iyi bilir. Erdemli davranırsanız, elbette O, tevbe edenleri bağışlayandır


    Elmalılı Hamdi Yazır : Rabbınız nefislerinizdekini daha iyi bilir, eğer siz ehli salâh iseniz; Şüphesiz ki o çok tevbekâr olanlara bir gafûr bulunuyor,


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Rabbiniz içinizde olanları daha iyi bilir; eğer siz iyi kimseler iseniz, şüphesiz ki O, çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız elbette Allah çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır.


    Fizilal-il Kuran : Rabbiniz kalplerinizdeki duygularınızı herkesten iyi bilir. Eğer iyi kalpli kimselerseniz, O kendisine başvuranların günahlarını affeder.


    Gültekin Onan : Rabbiniz nefslerinizdekini (daha iyi) bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da, [kendisine] yönelenleri / dönenleri (evvab) bağışlayıcıdır.


    Hasan Basri Çantay : Rabbiniz sizin içlerinizdekini en iyi bilendir. Eğer siz iyi kimseler olursanız şübhesiz ki Allah da dâima kendine dönenleri (ve çok tevbe edenleri) cidden yarlığayıcıdır.


    Hayrat Neşriyat : Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer sâlih kimseler olursanız, hiç şübhesiz ki O, çokça tevbe eden kimselere çok mağfiret edendir.


    İbni Kesir : Rabbınız; nefislerinizde olanı en iyi bilendir. Eğer salihlerden olursanız muhakkak ki O; kendisine dönenler için Gafur'dur.


    Muhammed Esed : İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilmektedir. Eğer dürüst ve erdemli kimseler iseniz, (hatalarınızı bağışlayacaktır): hem, bilin ki, (günahtan) dönüp Allah'a yönelenler için (gerçek) bağışlayıcı O'dur.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Rabbiniz sizin nefislerinizde olana ziyâdesiyle alîmdir. Eğer siz sâlih kimseler oldunuz ise artık şüphe yok ki, o hakka dönenler için bir ziyâde yarlığayıcı bulunmaktadır.


    Ömer Öngüt : Rabbiniz sizin kalbinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız şunu iyi bilin ki Allah, tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.


    Şaban Piriş : İçinizdekini en iyi Rabbiniz bilir. Eğer salih kimseler olursanız, şüphesiz O, kendisine sığınanları bağışlar.


    Suat Yıldırım : Rabbiniz ruhlarınızdaki duyguları pek iyi bilir. Eğer siz iyi kimseler iseniz şunu bilin ki Allah kötülüklerden, (özellikle anne ve babasına yaptığı kötü muamelelerden,) tövbe edenlere karşı, günahları çok affedicidir.


    Süleyman Ateş : Rabbiniz içlerinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz iyi kişiler olursanız şüphesiz O, tevbe edenleri bağışlayandır.


    Tefhim-ul Kuran : Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da, (kendisine) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır.


    Ümit Şimşek : İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilir. Eğer siz iyi kimseler olursanız, hiç kuşkusuz O da kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Benliklerinizin içindekini Rabbiniz daha iyi bilir. Eğer siz barışsever/iyi kişiler olursanız O, tövbeye sarılanları affeder.
     


  7. وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا



    Ve âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli ve lâ tubezzir tebzîrâ(tebzîren).



    1. ve âti : ve ver

    2. ze el kurbâ : karib olan, yakınlık sahibi, akraba

    3. hakka-hu : onun hakkı

    4. ve el miskîne : ve miskinlere (çalışamayacak durumda olan ihtiyarlara)

    5. vebnes sebîli (ve ibne es sebîli) : ve yolda olan

    6. ve lâ tubezzir : ve savurma, israf etme

    7. tebzîren : israf ederek, savurarak, malı gereksiz yere harcayarak





    İmam İskender Ali Mihr : Akrabaya, miskinlere (çalışamayacak durumda olan ihtiyarlara) ve yolda olanlara hakkını ver! Ve savurarak, israf etme!


    Diyanet İşleri : Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Akrabâya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçma, savurma.


    Adem Uğur : Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.


    Ahmed Hulusi : Yakınlara hakkını ver; yoksula ve yolda kalmışa da. . . (Fakat) ölçüsüz de dağıtma!


    Ahmet Tekin : Akrabalara, çevresi çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolcuya, Allah’ın tanıdığı, belirlediği sorumluğu yerine getir, onların hakkını ver. Malını layık olmayan yerlerde harcayarak saçıp savurma.


    Ahmet Varol : Yakına hakkını ver. Yoksula ve yolda kalmışa da. (Malını) saçıp savurma.


    Ali Bulaç : Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.


    Ali Fikri Yavuz : Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber (malını) büsbütün saçıp savurma.


    Bekir Sadak : Yakinina, duskune, yolcuya hakkini ver; elindekiler sacip savurma.


    Celal Yıldırım : Yakınlara, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve sakın saçıp savurma.


    Diyanet İşleri (eski) : Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma.


    Diyanet Vakfi : Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.


    Edip Yüksel : Akrabalara haklarını ver. İhtiyaç sahiplerine ve yolcuya da... Ancak saçıp savurma


    Elmalılı Hamdi Yazır : Karabet sahibine de hakkını ver, miskîne de, yolda kalmışa da, bununla beraber saçıp savurma


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Akrabaya hakkını ver; yoksula, yolda kalmış olana da; bununla beraber saçıp savurma!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma.


    Fizilal-il Kuran : Akrabalarına, yoksula ve yarı yolda kalan yolcuya hakkını ver. Fakat savurganca davranma.


    Gültekin Onan : Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.


    Hasan Basri Çantay : Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hak (lar) ını ver. (Malını) israf ile saçıb savurma.


    Hayrat Neşriyat : Akrabâya, yoksula ve yolda kalmışa da hakkını ver; fakat isrâf ederek saçıp savurma!


    İbni Kesir : Yakınlara hakkını ver. Miskine, yolcuya da. Ama saçıp savurma.


    Muhammed Esed : Ve (ey insanoğlu,) yakın(ların)a hak(lar)ını ver; düşküne de, yolda kalmışa da; ama sakın (elindekini) anlamsız, amaçsız bir biçimde saçıp savurma.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve karabet sahibine hakkını ver, düşküne de, parasız kalmış yolcuya da (ver). Ve saçıp savurma.


    Ömer Öngüt : Akrabaya, yoksula, yolda kalana hakkını ver. Malını israf ile saçıp savurma.


    Şaban Piriş : (26-27) Akrabaya, düşküne ve yolda kalmışa hakkını ver. Fakat, saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.


    Suat Yıldırım : (26-27) Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, sakın saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.


    Süleyman Ateş : Akrabâya, yoksula ve yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma.


    Tefhim-ul Kuran : Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.


    Ümit Şimşek : Akrabaya, yoksullara, yolculara hakkını ver; israfla saçıp savurma.


    Yaşar Nuri Öztürk : Akrabaya hakkını ver. Çaresize, yolda kalana da. Fakat saçıp savurma.
     


  8. إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُورًا



    İnnel mubezzirîne kânû ihvâne؛ ؛eyâtîn(؛eyâtîni), ve kâne؛ ؛eytânu li rabbihî kefûrâ(kefûren).



    1. inne : muhakkak

    2. el mubezzirîne : savuranlar, israf edenler

    3. kânû : oldular

    4. ihvâne e؛ ؛eyâtîni : ؛eytanların karde؛leri

    5. ve kâne e؛ ؛eytânu : ve ؛eytan oldu

    6. li rabbi-hî : onun Rabbi için, Rabbine kar؛ı

    7. kefûren : küfür içinde, çok nankِr






    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki israf edenler (gereksiz yere savuranlar, haks‎zl‎k ve fesat ç‎karmak için kullananlar), ‏eytanlar‎n karde‏leri oldular. Ve ‏eytan, Rabbine (kar‏‎) çok nankِr oldu.


    Diyanet ف‏leri : اünkü saç‎p savuranlar ‏eytanlar‎n karde‏leridir. قeytan ise Rabbine kar‏‎ çok nankِrlük etmi‏tir.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Gerçekten de mal‎n‎ bo‏ yere saç‎p savuranlar, قeytanlara karde‏ olurlar ve قeytan, Rabbine kar‏‎ nankِrdür.


    Adem Uًur : Zira bِylesine saç‎p savuranlar ‏eytanlar‎n dostlar‎d‎rlar. قeytan ise Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür.


    Ahmed Hulusi : Deًer bilmedikleri için bo‏ yere saç‎p savuranlar, ‏eytanlar‎n karde‏leridir! قeytan ise Rabbinin nimetine nankِrlük edenlerden oldu!


    Ahmet Tekin : Mallar‎n‎ lay‎k olmayan yerlerde harcayarak saç‎p savuranlar ‏eytanlar‎n, ‏eytan t‎ynetli ahlâks‎z azg‎nlar‎n, ‏eytanî güçlerin karde‏leridir. قeytan da, her zaman, Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür, azg‎n, inkâr‎ al‎‏kanl‎k haline getirmi‏ biridir.


    Ahmet Varol : Doًrusu saç‎p savuranlar ‏eytanlar‎n karde‏leri olmu‏lard‎r. قeytan ise Rabbine kar‏‎ pek nankِrdür.


    Ali Bulaç : اünkü saç‎p savuranlar, ‏eytan‎n karde‏leri olmu‏lard‎r; ‏eytan ise Rabbine kar‏‎ nankِrdür.


    Ali Fikri Yavuz : اünkü israf yapanlar, قeytanlar‎n karde‏leridir. قeytan ise, Rabbine kar‏‎ çok nankِr bulunuyor.


    Bekir Sadak : Sacip savuranlar, suphesiz seytanlarla kardes olmus olurlar; seytan ise Rabbine karsi pek nankordur.


    Celal Y‎ld‎r‎m : قüphe yok ki, saç‎p savuranlar, ‏eytanlar‎n karde‏leridir. قeytan ise Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Saç‎p savuranlar, ‏üphesiz ‏eytanlarla karde‏ olmu‏ olurlar; ‏eytan ise Rabbine kar‏‎ pek nankِrdür.


    Diyanet Vakfi : Zira bِylesine saç‎p savuranlar ‏eytanlar‎n dostlar‎d‎rlar. قeytan ise Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür.


    Edip Yüksel : Ku‏kusuz, saç‎p savuranlar ‏eytanlar‎n dostlar‎d‎r ve ‏eytan Rabbine kar‏‎ nankِrdür


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : اünkü saç‎p savuranlar قeytan‎n ‎hvan‎d‎rlar, قeytan ise rabb‎na çok nankِr bulunuyor


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : اünkü saç‎p savuranlar ‏eytan‎n karde‏leridirler; ‏eytan ise Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : اünkü (mal‎n‎) saç‎p savuranlar, ‏eytanlar‎n karde‏leridir. قeytan ise Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür.


    Fizilal-il Kuran : اünkü savurganlar; harcamalar‎nda ِlçü gِzetmeyenler, ‏eytan‎n karde‏leridir ve ‏eytan da Rabbine kar‏‎ son derece nankِrdür.


    Gültekin Onan : اünkü saç‎p savuranlar, ‏eytan‎n karde‏leri olmu‏lard‎r; ‏eytan ise rabbine kar‏‎ (çok) kafirdir.


    Hasan Basri اantay : اünkü saç‎p savuranlar ‏eytanlar‎n biraderleri olmu‏lard‎r. قeytan ise Rabbine (kar‏‎) çok nankِrdür.


    Hayrat Ne‏riyat : اünki saç‎p savuranlar, ‏eytanlar‎n karde‏leridirler. قeytan ise, Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür.


    فbni Kesir : Muhakkak ki saç‎p savuranlar, ‏eytanlarla karde‏ olmu‏lard‎r. قeytan ise Rabb‎na pek nankِrdür.


    Muhammed Esed : اünkü, bil ki, saç‎p savuranlar قeytan'‎n türde‏leridir; قeytan da zaten Rabbine kar‏‎ gerçekten çok büyük bir nankِrlük sergilemi‏tir.


    ضmer Nasuhi Bilmen : قüphe yok ki, saç‎p savuranlar, ‏eytanlar‎n karda‏lar‎d‎r. قeytan ise Rabbine çok küfran-‎ nîmette bulunmu‏ oldu.


    ضmer ضngüt : اünkü saç‎p savuranlar ‏eytan‎n karde‏leri olmu‏lard‎r. قeytan ise Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür.


    قaban Piri‏ : (26-27) Akrabaya, dü‏küne ve yolda kalm‎‏a hakk‎n‎ ver. Fakat, saç‎p savurma! اünkü saç‎p savuranlar, ‏eytanlar‎n karde‏leridir. قeytan ise Rabbine kar‏‎ pek nankِrdür.


    Suat Y‎ld‎r‎m : (26-27) Yak‎nlar‎na, yoksula, yolda kalm‎‏a hakk‎n‎ ver, sak‎n saç‎p savurma! اünkü savurganlar ‏eytanlar‎n karde‏leri olmu‏lard‎r. قeytan ise Rabbine kar‏‎ pek nankِrdür.


    Süleyman Ate‏ : اünkü savurganlar, ‏eytânlar‎n karde‏leri olmu‏lard‎r. قeytân ise Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür!


    Tefhim-ul Kuran : اünkü saç‎p savuranlar, ‏eytan‎n karde‏leri olmu‏lard‎r; ‏eytan ise Rabbine kar‏‎ nankِrdür.


    ـmit قim‏ek : اünkü saç‎p savuranlar ‏eytanlar‎n karde‏leridir. قeytan ise Rabbine kar‏‎ çok nankِrdür.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : اünkü saç‎p savuranlar ‏eytanlar‎n karde‏leri olurlar. Ve ‏eytan, kendi Rabbine nankِrlük etmi‏tir.
     


  9. وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاء رَحْمَةٍ مِّن رَّبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُل لَّهُمْ قَوْلاً مَّيْسُورًا



    Ve immâ tu’ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâ(meysûren).



    1. ve immâ : ve eğer, şâyet, fakat, ama

    2. tu'ridanne : sen yüz çevirirsin

    3. an-hum : onlardan

    4. ibtigâe : istedi

    5. rahmetin : rahmet

    6. min rabbi-ke : senin Rabbinden

    7. tercû-hâ : onu ümit edersin

    8. fe : böylece, o zaman

    9. kul : de, söyle

    10. lehum : onlara

    11. kavlen : söz

    12. meysûren : yumuşak, güzel






    İmam İskender Ali Mihr : Rabbinden ümit ettiğin rahmeti isterken, onlardan (mecbur kalarak) yüz çevirirsen (bir şey veremezsen), o zaman onlara yumuşak söz söyle!


    Diyanet İşleri : Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbinden umduğun bir rahmeti dileyerek onlara bir şey veremez, yüz çevirmek zorunda kalırsan güzel sözler söyle onlara, gönüllerini al.


    Adem Uğur : Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle.


    Ahmed Hulusi : Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti beklemekten ötürü onlardan (ashab-ı suffa) yüz çevirir isen, o takdirde onlara yumuşak, gönül alıcı bir söz söyle.


    Ahmet Tekin : Eğer Rabbinin rahmetinden, lütfundan umduğun, eline geçmeyen kazançlardan, gelirlerden dolayı etrafındaki muhtaçların sıkıntıya düşmelerini önleyemiyorsan, hiç olmazsa imkâna kavuşuncaya kadar, onlara, sıkıntılarını hafifletecek kolaylık yolları göster.


    Ahmet Varol : Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti beklerken (darlık dolayısıyla) onlara yüz çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle.


    Ali Bulaç : Eğer Rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken (darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle.


    Ali Fikri Yavuz : Eğer Rabbinden istediğin bir rızkı (kendi ihtiyacından dolayı) aramak için, o akraba, yoksul ve yolda kalmışlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan (verecek durumun olmazsa), o zaman da kendilerine yumuşak bir söz söyle.


    Bekir Sadak : Rabbin'den umdugun rahmeti elde etmek icin, hak sahiblerinden yuz cevirmek zorunda kalirsan, onlara hic degilse tatli bir soz soyle.


    Celal Yıldırım : Rabbinden umduğun rahmeti arzulayarak, onlardan (sözü edilen hak sahiplerinden) yüzçevirirsen, o durumda onlara (hiç değilse) tatlı yumuşak bir söz söyle.


    Diyanet İşleri (eski) : Rabbin'den umduğun rahmeti elde etmek için, hak sahiblerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, onlara hiç değilse tatlı bir söz söyle.


    Diyanet Vakfi : Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle.


    Edip Yüksel : Rabbinden umduğun bir rahmeti elde etmek için onlardan yüz çevirmek zorunda kalırsan onlara yumuşak söz söyle


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve eğer rabbından ümid ettiğin bir rahmeti aramak için o müstahıklardan sarfı nazar etmek mecburiyyetinde isen o vakıt da onlara yumuşak bir söz söyle


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti aramak için sözü geçen kimselerden yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de onlara yumuşak bir söz söyle!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Eğer Rabbinden beklediğin bir rahmet (rızık) için, onlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de onlara yumuşak ve tatlı bir söz söyle.


    Fizilal-il Kuran : Eğer Rabbinden umduğun bir bağışın beklentisi içinde o hak sahiplerinin haklarını verememenin ezikliği ile yüzlerine bakamıyorsun, bari onlara tatlı söz söyle.


    Gültekin Onan : Eğer rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken (darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle.


    Hasan Basri Çantay : Şâyed Rabbinden umduğun rahmeti arayarak onlardan sarf-ı nazar edersen (böyle bir mecburiyyetde kalırsan) o halde kendilerine yumuşak bir söz söyle (mekle mukaabelede bulun).


    Hayrat Neşriyat : Eğer (bir şey verecek durumda olmayıp) Rabbinden ümîd ettiğin bir rahmeti(rızkı) aramak için onlardan (o hak sâhiblerinden) yüz çevir(mek mecbûriyetinde kal)ırsan, artık (elime geçerse veririm, ma'nâsında) onlara yumuşak bir söz söyle!


    İbni Kesir : Rabbından beklediğin bir rahmeti elde etmek için onlardan yüz çevirmek zorunda kalırsan; o zaman onlara tatlı bir söz söyle.


    Muhammed Esed : Ve eğer sen (kendin) de Rabbinin katından ihtiyaç duyduğun bir lütfu/bir rahmeti arama çabası içinde olduğun için (ihtiyaç sahiplerine) ilgisiz kalmak zorunda isen, o zaman, hiç değilse, onlara yumuşak/yatıştırıcı bir söz söyle.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti aramak için onlardan (o kendilerine yardım edilecek kimselerden) yüz çevirecek isen o halde onlara bir yumuşak söz söyle.


    Ömer Öngüt : Eğer Rabbinden beklediğin bir rahmeti elde etmek için onlardan (o fakirlerden) yüz çeviriyorsan, hiç olmazsa kendilerine tatlı bir söz söyle.


    Şaban Piriş : Eğer Rabbinden ümit ettiğin rahmeti kazanmak için onlardan uzaklaşırsan, hiç olmazsa onlara yumuşak söz söyle.


    Suat Yıldırım : Eğer elinin dar olması sebebiyle Rabbinden umduğun bir lütfu, bir imkânı beklerken o hak sahiplerine şimdilik ilgi gösteremiyorsan, hiç değilse onlara gönül alıcı bir şeyler söyle.


    Süleyman Ateş : Eğer (elin dar olduğu için) Rabbinden umduğun bir rahmeti bekleyerek onlardan yüz çevirecek, (onlara birşey vermeyecek) olursan, bari onlara yumuşak söz söyle.


    Tefhim-ul Kuran : Eğer Rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken (darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle.


    Ümit Şimşek : Onlara bakacak durumun olmadığı için Rabbinden umduğun bir rızkı aramak üzere onlardan yüz çevirmek zorunda kalırsan, hiç olmazsa onlara gönül alıcı bir söz söyle.


    Yaşar Nuri Öztürk : Eğer onlardan, Rabbinden ümit ettiğin bir rahmeti bekleme yüzünden yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak/tatlı bir söz söyle.
     


  10. وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَّحْسُورًا



    Ve lâ tec’al yedeke maglûleten ilâ unukıke ve lâ tebsuthâ kullel bastı fe tak’ude melûmen mahsûrâ(mahsûren).



    1. ve lâ tec'al : ve kılma, yapma

    2. yedeke maglûleten : elini bağlamış

    3. ilâ unukı-ke : boynuna

    4. ve lâ tebsut-hâ : ve tutma, onu fazla harcama

    5. kulle el bastı : büsbütün açma, hepsini açma, açıp savurma

    6. fe : böylece, sonra, o zaman

    7. tak'ude : kalırsın

    8. melûmen : kınanmış

    9. mahsûren : malı tükenmiş





    İmam İskender Ali Mihr : Ve boynuna elini bağlama (cimrilik yapma) ve hepsini açıp saçma (israf etme)! Aksi halde kınanmış ve malı tükenmiş olarak kalırsın.


    Diyanet İşleri : Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Elini boynuna bağlama, tamâmıyla da açma, sonra kendini kınar ve birşeye gücün yetmeyerek pişman bir halde oturur kalırsın.


    Adem Uğur : Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.


    Ahmed Hulusi : Elini boynuna bağlanıp asılmış kılma (Arapça deyim = cimrilikten kaçın)! Onu büsbütün açma da (müsrif de olma). . . Yoksa pişmanlık içinde oturup kalırsın.


    Ahmet Tekin : Elini boynuna bağlayan kimse gibi, eli sıkı, cimri olma. Büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, kaybettiklerinin hasretini çeker durursun.


    Ahmet Varol : Elini boynuna bağlı kılma, tamamen de açıp saçma. Sonra kınanmış, hüsrana uğramış halde oturur kalırsın.


    Ali Bulaç : Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın.


    Ali Fikri Yavuz : Elini boynuna bağlı kılma (cimri olma) ve büsbütün de onu açıp israf etme ki, sonra kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.


    Bekir Sadak : Elini boynuna baglayip cimri kesilme, busbutun de acip tutumsuz olma, yoksa pisman olur, acikta kalirsin.


    Celal Yıldırım : Elini boynuna bağlayıp asma, onu büsbütün açma, sonra kınanır, pişmanlık içinde açıkta kalırsın,


    Diyanet İşleri (eski) : Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.


    Diyanet Vakfi : Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.


    Edip Yüksel : Elini boynuna bağlama ve tümüyle de açma, yoksa pişman olur, üzülürsün.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem elini bağlayıp boynuna asma, hem de onu büsbütün açıp saçma ki pişman olur, açık kalırsın


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hem elini bağlayıp boynuna asma (cimrilik etme), hem de büsbütün açıp saçma (israf etme) ki, pişman olur, açıkta kalırsın;


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma), hem de onu büsbütün açıp saçma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.


    Fizilal-il Kuran : Elini sıkıp boynuna bağlama (cimri olma) onu büsbütün de açma; sonra kınanmış ve eli boş kalırsın.


    Gültekin Onan : Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın.


    Hasan Basri Çantay : Elini boynuna bağlı olarak asma Onu büsbütün de açıb saçma. Sonra kınanmış, peşîman bir halde oturub kalırsın.


    Hayrat Neşriyat : Hem elini boynuna bağlı kılma (cimri olma); onu büsbütün geniş davranarak da açma! Yoksa, kınanmış ve pişman bir hâlde oturup kalırsın.


    İbni Kesir : Ve elini boynuna bağlı kılma, onu büsbütün de açıp durma. Yoksa kaybedenlerden ve kınananlardan olursun.


    Muhammed Esed : Ve ne ellerini boynuna bağlayıp kilitli tut, ne de sonuna kadar aç(ıp varını yoğunu ortaya dök); böyle yaparsan, (yükümlü olduğun kimselerce) kınanan, yapayalnız ve yoksul biri olup çıkarsın.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve elini boynuna bağlanmış kılma ve onu büsbütün de açma. Sonra fazlaca levme uğramış, hasret içinde kalmış bir halde oturup durursun.


    Ömer Öngüt : Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme! Büsbütün de saçıp israf etme ki, sonra kınanır, hasret içinde eli boş kalırsın.


    Şaban Piriş : Elini boynuna asıp bağlama, büsbütün de açıp, tutumsuz olma; yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.


    Suat Yıldırım : Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma ki herkes tarafından ayıplanan, kaybettiklerine hasret çeken bir hale düşmeyesin.


    Süleyman Ateş : El(ler)ini boynuna bağlanmış yapma, tamamen de açma, sonra kınanır, hasret içinde kalırsın.


    Tefhim-ul Kuran : Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın.


    Ümit Şimşek : Elini kısma; onu büsbütün de açıverme ki pişman ve kınanmış halde kalmayasın.


    Yaşar Nuri Öztürk : Elini bağlayıp boynuna asma. Ama onu büsbütün de salıverme. Sonra kınanır, hasret içinde bir köşede büzülür kalırsın.
     


  11. إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاء وَيَقْدِرُ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا



    İnne rabbeke yebsutur rızka li men ye؛âu ve yakdir(yakdiru), innehu kâne bi ibâdihî habîran basîrâ(basîran).



    1. inne : muhakkak

    2. rabbe-ke : senin Rabbin

    3. yebsutu : geni؛letir

    4. er rızka : rızık

    5. li men ye؛âu : dilediği kimse için, dilediğine

    6. ve yakdiru : ve daraltır, ِlçüsünü takdir eder

    7. inne-hu : muhakkak o, mutlaka o

    8. kâne : oldu

    9. bi ibâdi-hî : onun kulları

    10. habîran : haberdar olan

    11. basîran : gِren






    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki Rabbin, dilediğine rızkı geni؛letir ve (ِlçüsünü) taktir eder (daraltır). O, mutlaka kullarını gِren ve (onlardan) haberdar olandır.


    Diyanet İ؛leri : ھüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. اünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları gِrmektedir.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok Rabbin, dilediğinin rızkını geni؛letir, daraltır, ؛üphe yok ki o, kullarından haberdardır, onları gِrür.


    Adem Uğur : Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. ھüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi gِrür.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki Rabbin dilediğine, ya؛am gıdasını (rızkı) geni؛letir veya daraltır! Muhakkak ki O kullarını Habiyr'dir, Basıyr'dir.


    Ahmet Tekin : Rabbin, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarından bazılarının rızkını bolla؛tırır, bazılarına da ِlçüyle, kısarak verir. Allah kullarının gizli-açık durumlarından haberdardır. Her ؛eyi bilir, gِrür.


    Ahmet Varol : ھüphesiz Rabbin dilediğine rızkı yayar ve (dilediğine) daraltır. Gerçekten O kullarından haberdar olan, onları gِrendir.


    Ali Bulaç : ھüphesiz senin Rabbin, rızkı dilediğine (geni؛letir) yayar ve daraltır. Gerçekten O, kullarından haberi olandır, gِrendir.


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten senin Rabbin, dilediği kimse için, rızkı geni؛letir ve daraltır. ھüphe yok ki Allah, kullarının hallerinden haberdardır, her ؛eyi gِrendir.


    Bekir Sadak : Dogrusu senin Rabbin diledigi kimsenin rizkini genisletir ve bir olcuye gore verir. O kullarini goren ve haberdar olandir. *


    Celal Yıldırım : ھüphesiz ki Rabbin rızkı dilediğine geni؛letir, dilediğine de bir ِlçüye gِre daraltır. اünkü O, kullarından elbette haberlidir ve onları mutlaka gِrür.


    Diyanet İ؛leri (eski) : Doğrusu senin Rabbin dilediği kimsenin rızkını geni؛letir ve bir ِlçüye gِre verir. O kullarını gِren ve haberdar olandır.


    Diyanet Vakfi : Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. ھüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi gِrür.


    Edip Yüksel : Rabbin, dilediğine rızkını bol verir, veya kısar. Ku؛kusuz O, kullarından haberdardır, onları gِrendir


    Elmalılı Hamdi Yazır : اünkü rabbın hem dilediğine rızkı basteder, hem de sıkar, çünkü o kullarına habîr, basîr bulunuyor


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : اünkü Rabbin dilediğine rızkı bol verir, dilediğine kısar; zira O, kullarından haberdardır, her؛eyi gِrendir.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : Gerçekten senin Rabbin, kullarından dilediğinin rızkını geni؛letir ve dilediğini kısar. ھüphesiz ki Allah, kullarının durumlarından haberdardır, her ؛eyi gِrendir.


    Fizilal-il Kuran : Rabbin dilediğine geni؛ rızık verir ve dilediğinin rızkını kısıtlar. Hiç ؛üphesiz O, kullarını iyi gِrür, onların durumundan yakından haberdardır.


    Gültekin Onan : Ku؛kusuz senin rabbin, rızkı dilediğine geni؛letir / yayar veya daraltır / kısar / kısıtlar. Gerçekten O, kullarından haberi olandır, gِrendir.


    Hasan Basri اantay : ھübhesiz ki Rabbin kimi dilerse rızkını geni؛letir, daraltır. اünkü O, kulları (nın her haali) nden gerçekden haberdârdır, (her ؛ey'i) hakkıyle gِrendir.


    Hayrat Ne؛riyat : ھübhesiz ki Rabbin, dilediğine rızkı geni؛letir ve (dilediğine de) daraltır. Muhakkak ki O, Habîr (kullarından hakkıyla haberdâr olan)dır, Basîr (onları hakkıyla gِren)dir.


    İbni Kesir : Muhakkak ki Rabbın; dilediğine rızkı geni؛letir ve daraltır. Muhakkak ki O; kulları için Habir'dir, Basir'dir.


    Muhammed Esed : ھüphesiz dilediğine rızkı bolca, dilediğine de ِlçülü, idareli veren senin Rabbin'dir. Ve kullarının durumunu bütün açıklığıyla gِrerek haberdar olan da O'dur.


    ضmer Nasuhi Bilmen : ھüphe yok ki, Rabbin dilediğine rızkı geni؛letir ve darla؛tırır. Muhakkak ki o, kulları için ziyâdesiyle haberdar ve gِrücü bulunmaktadır.


    ضmer ضngüt : Rabbin dilediği kimsenin rızkını geni؛letir ve bunu bir ِlçüye gِre verir. ھüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları gِrmektedir.


    ھaban Piri؛ : Rabbin dilediği kimsenin rızkını geni؛letir ve bir ِlçüye gِre verir. ھüphesiz o, kullarından haberdardır, onları gِrmektedir.


    Suat Yıldırım : ھu kesin ki, Rabbin dilediği kimsenin nasîbini bolla؛tırır, dilediğinin nasîbini daraltır. اünkü Rabbin kullarının her halini bilip gِrmektedir.


    Süleyman Ate؛ : Rabbin dilediğine rızkı açar (bol bol verir, dilediğine) kısar. اünkü O, kulları(nın hâli)ni bilir, gِrür.


    Tefhim-ul Kuran : ھüphesiz senin Rabbin, rızkı dilediğine (geni؛letir) yayar ve daraltır. Gerçekten O, kullarından haberi olandır, gِrendir.


    ـmit ھim؛ek : Rabbin dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de kısar. Hiç ؛üphe yok ki O kullarından haberdardır ve onları gِrmektedir.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : Hiç ku؛kusuz Rabbin, dilediğine rızkı açar da kısar da. O, kullarını gِrüyor, onlardan haber alıyor.
     


  12. وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُم إنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْءًا كَبِيرًا



    Ve lâ taktulû evlâdekum haşyete imlâk(imlâkın), nahnu nerzukuhum ve iyyâkum, inne katlehum kâne hıt’en kebîrâ(kebîren).



    1. ve lâ taktulû : ve öldürmeyin

    2. evlâde-kum : evlâtlarınız

    3. haşyete : korku

    4. imlâkın : yokluk, yoksulluk, fakirlik

    5. nahnu : biz

    6. nerzuku-hum : onları rızıklandırırız

    7. ve iyyâ : ve sadece, yalnız

    8. kum : siz, sizi

    9. inne : muhakkak

    10. katle-hum : onların öldürülmesi

    11. kâne : oldu

    12. hıt'en : bilerek yapılan (kasdî işlenen) suç

    13. kebîren : büyük






    İmam İskender Ali Mihr : Yoksulluk korkusu ile evlâtlarınızı öldürmeyin! Onları ve sizleri sadece Biz rızıklandırırız. Muhakkak ki onların öldürülmesi, (kasıtla işlenen) büyük suç oldu.


    Diyanet İşleri : Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Evlâdınızı, yoksulluk korkusuyla öldürmeyin; onları da biz rızıklandırırız, sizi de. Şüphe yok ki onları öldürmek, pek büyük bir suçtur.


    Adem Uğur : Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.


    Ahmed Hulusi : Evlatlarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. . . Biziz onların da sizin de yaşam gıdasını veren, biz! Onları katletmek muhakkak çok büyük suçtur!


    Ahmet Tekin : Masrafların artacağı, yoksulluğa düşeceğiniz endişesiyle, yokluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onların da, sizin de rızkınızı, ekmeğinizi, aşınızı biz veriyoruz. Onları öldürmek büyük bir suç, büyük bir cinayettir.


    Ahmet Varol : Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da sizi de biz rızıklandırız. Şüphesiz onların öldürülmesi büyük bir suçtur.


    Ali Bulaç : Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır.


    Ali Fikri Yavuz : Bir de fakirlik korkusu ile (Cahiliyyet devrinde olduğu gibi) çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da, size de rızkı biz veririz. Muhakkak ki onları öldürmek, çok büyük bir günah bulunuyor.


    Bekir Sadak : ocukarinizi yoksulluk korkusuyla oldurmeyin. Biz onlara da size de rizik veririz. Onlari oldurmek, suphesiz buyuk bir gunahtir.


    Celal Yıldırım : Çocuklarınızı fakirlik endişe ve korkusuyla öldürmeyin. Biz onları da, sizi de rızıklandırıyoruz. Şüphesiz ki, onları öldürmek büyük bir suçtur.


    Diyanet İşleri (eski) : Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır.


    Diyanet Vakfi : Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.


    Edip Yüksel : Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırıyoruz. Onları öldürmek, büyük bir suçtur


    Elmalılı Hamdi Yazır : bir de züğürtlük korkusiyle evlâdlarınızı öldürmeyin, onlara da rızkı biz veririz size de, elbette onları öldürmek büyük cinayet bulunuyor


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de züğürtlük korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin! Onlara da rızkı Biz veririz, size de... Onları öldürmek elbette büyük bir cinayettir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur.


    Fizilal-il Kuran : Yoksulluk kaygısıyla evlâtlarınızı öldürmeyiniz. Onların da sizin de rızkınızı veren biziz. Onları öldürmek ağır bir suçtur.


    Gültekin Onan : Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır.


    Hasan Basri Çantay : Evlâdlarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Hakıykat, onları öldürmek büyük bir suçdur.


    Hayrat Neşriyat : Hem fakirlik korkusu ile çocuklarınızı öldürmeyin! Onları da sizi de biz rızıklandırırız. Şübhesiz onları öldürmek, büyük bir günahtır.


    İbni Kesir : Çocuklarınızı açlık korkusuyla öldürmeyin. Onlara da size de Biz; rızık veririz. Muhakkak ki onları öldürmek, büyük bir günahtır.


    Muhammed Esed : Öyleyse artık, yoksulluk kaygısıyla çocuklarınızı öldürmeyin; onları da, sizi de doyuran/rızıklandıran Biziz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve fakirlik korkusuyla evlâdınızı öldürmeyiniz, Biz onları merzûk ederiz, sizi de. Muhakkak ki, onları öldürmek büyük bir cinâyettir.


    Ömer Öngüt : Geçim endişesi ile (fakirlik korkusuyla) çocuklarınızı öldürüp canına kıymayın. Biz onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.


    Şaban Piriş : Yoksulluk korkusu ile sakın çocuklarınızı öldürmeyin. Biz onları da rızıklandırırız sizi de. Onları öldürmek büyük günahtır.


    Suat Yıldırım : Fakirliğe düşme endişesi ile evlatlarınızı öldürmeyiniz! Onların da sizin de rızkınızı veren Biz’iz. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur.


    Süleyman Ateş : Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz besliyoruz. Onları öldürmek, büyük günâhtır.


    Tefhim-ul Kuran : Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara da, size de biz rızık veririz. Şüphe yok, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah) dır.


    Ümit Şimşek : Yoksulluk korkusuyla evlâdınızı öldürmeyin; onları da, sizi de rızıklandıran Biziz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Kuşkusuz, onları öldürmek büyük bir günahtır.
     


  13. وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً



    Ve lâ takrebûz zinâ innehu kâne fâhışeh(fâhışeten), ve sâe sebîlâ(sebîlen).



    1. ve lâ takrebû : ve yaklaşmayın

    2. ez zinâ : zina

    3. inne-hu : muhakkak o, çünkü o

    4. kâne : oldu

    5. fâhışeten : fuhuş, hayasızlık

    6. ve sâe : ve kötü

    7. sebîlen : bir yol






    İmam İskender Ali Mihr : Ve zinaya yaklaşmayın! Çünkü o, fuhuş (hayasızlık) ve kötü bir yoldur.


    Diyanet İşleri : Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Zinâya yaklaşmayın, şüphe yok ki zinâ, kötülüktür ve zinâda bulunmak, kötü bir yol tutmaktır.


    Adem Uğur : Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.


    Ahmed Hulusi : Zinaya (evlilik dışı ilişkiye) yaklaşmayın! Şüphesiz o bedenselliğin azgınlığıdır! Sonu kötü yoldur!


    Ahmet Tekin : Zinaya yaklaşmayın, zina ile sonuçlanacak ilişkilerden uzak durun. Zira zina büyük günah, yüz kızartıcı, gayri meşrû bir ilişkidir. Soysuzluğa, tehlikeli hastalıklara, korunması gereken değerlere tecavüze, cehenneme götüren kötü bir yoldur.


    Ahmet Varol : Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, açık bir kötülüktür. Yol olarak da çok kötüdür.


    Ali Bulaç : Zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, 'çirkin bir hayasızlık' ve kötü bir yoldur.


    Ali Fikri Yavuz : Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o , pek çirkindir ve kötü bir yoldur.


    Bekir Sadak : Sakin zinaya yaklasmayin; dogrusu bu cirkindir, kotu bir yoldur.


    Celal Yıldırım : Zinaya yaklaşmayın; çünkü o elbette hayâsızlıktır ve kötü bir yoldur.


    Diyanet İşleri (eski) : Sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir, kötü bir yoldur.


    Diyanet Vakfi : Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.


    Edip Yüksel : Zinaya yaklaşmayın; çünkü o büyük bir günah ve kötü bir davranıştır


    Elmalılı Hamdi Yazır : Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkin, yolca da pek fena bulunuyor


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Zinaya da yaklaşmayın; çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.


    Fizilal-il Kuran : Sakın zinaya yaklaşmayınız. Çünkü o iğrenç bir kötülük ve kötü sonuçlu bir yoldur.


    Gültekin Onan : Zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, 'çirkin bir hayasızlık' ve kötü bir yoldur.


    Hasan Basri Çantay : Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, şübhesiz bir hayaasızlıkdı, kötü bir yoldur.


    Hayrat Neşriyat : Ve zinâya yaklaşmayın (o cürmün sebeblerinden dahi uzak durun); çünki o, çirkin bir iştir. Ve ne kötü bir yoldur!


    İbni Kesir : Zinaya yaklaşmayın. Muhakkak ki o, azgınlıktır. Ve yol olarak da kötüdür.


    Muhammed Esed : Ve sakın zinaya yaklaşmayın; çünkü bu son derece yüz kızartıcı, azgınca bir davranış ve çok kötü bir yoldur.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve zinaya yaklaşmayınız, şüphe yok ki, o pek çirkin bir şeydir ve ne fena bir yoldur.


    Ömer Öngüt : Zinâya yaklaşmayın. Çünkü o, şüphesiz ki hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.


    Şaban Piriş : Zinaya asla yaklaşmayın; Çünkü o, çirkin bir iştir, kötü bir yoldur.


    Suat Yıldırım : Sakın zinaya yaklaşmayın! Çünkü o, çirkinliği meydanda olan bir hayasızlıktır, çok kötü bir yoldur.


    Süleyman Ateş : Zinâya yaklaşmayın, çünkü o, açık bir kötülüktür, çok kötü bir yoldur!


    Tefhim-ul Kuran : Zinaya yaklaşmayın, şüphe yok o, 'çirkin bir hayasızlık' ve kötü bir yoldur.


    Ümit Şimşek : Zinaya yaklaşmayın; çünkü o pek çirkin birşeydir ve çok kötü bir yoldur.


    Yaşar Nuri Öztürk : Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o iğrenç bir iştir; yol olarak da çok kötüdür.
     


  14. وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالحَقِّ وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا فَلاَ يُسْرِف فِّي الْقَتْلِ إِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا



    Ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakk(hakkı), ve men kutile mazlûmen fe kad cealnâ li veliyyihî sultânen fe lâ yusrif fîl katl(katli), innehu kâne mensûrâ(mensûran).



    1. ve lâ taktulû : ve öldürmeyin

    2. en nefselletî (en nefse elletî) : bir kişi, ki o(nu)

    3. harremallâhu : Allah haram kıldı

    4. illâ : hariç, den başka

    5. bi el hakkı : hak ile, hak olarak

    6. ve men : ve kim

    7. kutile : öldürülürdü

    8. mazlûmen : mazlum, zulmedilen (haksızlığa uğrayan)

    9. fe : o zaman

    10. kad cealnâ : kıldık, yaptık

    11. li veliyyi-hi : onun velîsine

    12. sultânen : sultan (hak sahibi)

    13. fe : artık, o taktirde, o zaman

    14. lâ yusrif : haddi aşmasın

    15. fî el katli : öldürmede

    16. inne-hu : muhakkak o, çünkü o

    17. kâne : oldu

    18. mensûren : yardım gören





    İmam İskender Ali Mihr : Allah'ın haram kıldığı bir nefsi (kişiyi), haksız yere öldürmeyin! Kim mazlum olarak (haksız yere) öldürülürse, o taktirde onun velîsini sultan (hak sahibi) kıldık. Artık öldürmede haddi aşmasın. Çünkü o, yardım görmüş olandır.


    Diyanet İşleri : Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Haklı olmadıkça Allah'ın harâm ettiği cana kıymayın ve kim, zulümle öldürülürse mîrasçısına, öldürene karşı bir kudret ve salâhiyet verdik ancak öldürmede aşırı gitmemeli; şüphe yok ki yardıma da mazhar edilmiştir o.


    Adem Uğur : Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velîsine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu velî de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır.


    Ahmed Hulusi : Allâh'ın haram kıldığı nefsi, Hak olarak hariç (kısas gereği dışında), öldürmeyin! Kim haksız yere öldürülür ise, biz onun velîsine bir yetki vermişizdir. O da öldürmekte ileri gitmesin (kısas sınırını aşmasın)! Çünkü o yardım olunmuştur.


    Ahmet Tekin : Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı, saygıya lâyık bulduğu cana kıymayın. Bir kimse haksız yere öldürülürse, onun velisine hakkını alması için yetki verdik. Ancak veli de cahilce davranarak kısasta ileri gitmesin. Zaten kendisine böyle bir hak tanınarak yardıma lâyık görülmüştür.


    Ahmet Varol : Haklı bir sebep olmaksızın Allah'ın haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksızlıkla öldürülürse onun velisine bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü o gerçekten yardım görmüştür.


    Ali Bulaç : Haklı bir neden olmaksızın Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede ölçüyü aşmasın. Çünkü o, gerçekten yardım görmüştür.


    Ali Fikri Yavuz : Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın (öldürülmesini) haram ettiği cana kıymayın. Kim haksızlığa uğrayarak öldürülürse, biz o ölünün (geride kalan) velisine bir yetki verdik (ölünün hakkını öldürenden ister). O da cana kıyma işinde ileri gitmesin (Şer’î hükümlerin dışına çıkmasın). Çünkü o veli, (dinin kendisine verdiği yetki ile) yardım olunmuş bulunuyor.


    Bekir Sadak : Allah'in haram kildigi cana haksiz yere kiymayin. Haksiz yere oldurulenin velisine bir yetki tanimisizdir. Artik o da oldurmekte asiri gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardim gormustur.


    Celal Yıldırım : Allah'ın haram kıldığı, (öldürülmesini kesinlikle yasakladığı) kimseyi —haklı bir sebep dışında— öldürmeyin. Kim haksız yere öldürürse, onun (öldürülenin) velîsine bir yetki vermişizdir; artık o da öldürme hususunda aşırı gitmesin ; çünkü o yardıma eriştirilmiştir.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür.


    Diyanet Vakfi : Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velîsine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu velî de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır.


    Edip Yüksel : ALLAH'ın kutsal kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. Kim haksızlığa uğrayarak öldürülürse onun mirasçılarına yetki vermişizdir. İntikam duygusuyla öldürmede sınırı aşmasın; zira kendisine yardım edilmiştir


    Elmalılı Hamdi Yazır : Allahın tahrim eylediği nefsi katil de etmeyin, meğer ki hak sebeble ola, ve her kim mazlûmen katledilirse onun velisi için biz bir tesallut hakkı vermişizdir, o da katil de israf etmesin, çünkü o mensur bulunuyor


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah'ın haram kıldığı canı, haklı bir sebep olmadıkça, öldürmeyin; kim haksız yere öldürülürse, velisine hakkını arama hususunda tam bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin; çünkü o, yardıma eriştirilmiştir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine bir yetki verdik. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü ona (dinin kendisine verdiği yetki ile) yardım olunmuştur.


    Fizilal-il Kuran : Allah'ın dokunulmaz saydığı cana, gerekçesiz olarak kıymayınız. Gerekçesiz olarak öldürülen kimsenin aile temsilcisine, velisine yetki tanıdık. Ama o da 'cana karşılık can' sınırlarını aşmasın. Çünkü yasalar kendisine arka çıkmıştır.


    Gültekin Onan : Haklı bir neden olmaksızın Tanrı'nın haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede ölçüyü aşmasın. Çünkü o, gerçekten yardım görmüştür.


    Hasan Basri Çantay : Allahın haram kıldığı cana, haklı bir sebeb olmadıkça, kıymayın. Kimi mazlum olarak öldürülürse biz onun velîsine (mirasçısına maktülün hakkını taleb hususunda) bir salâhiyyet vermişizdir. O da katilde israf etmesin. Çünkü o, cidden (ve zâten) yardıma mazhar edilmişdir.


    Hayrat Neşriyat : Hem hak bir sebeb olmadıkça, Allah’ın haram kıldığı canı öldürmeyin! Bir kimse zulme uğramış olarak öldürülürse, o hâlde şübhesiz ki onun velîsine (hakkını araması için)bir salâhiyet vermişizdir; artık (o da) öldürmede (Allah’ın koyduğu) haddi aşmasın! Çünki kendisi (de) yardım olunan bir kimsedir.


    İbni Kesir : Allah'ın haram kıldığı canı öldürmeyin. Ancak hak ile olursa müstesna. Kim, zulmedilerek öldürülürse; gerçekten Biz, onun velisine bir yetki kılmışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Muhakkak ki o, yardım görenlerden olmuştur.


    Muhammed Esed : Ve yine sakın, haklı bir gerekçeye dayanmaksızın, Allah'ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Bu konuda, haksız yere öldürülen kimsenin velisine (adil bir karşılıkta bulunma) yetkisi tanımışızdır; ama hal böyle de olsa, bu kişi (karşılıkta) bire bir sınırını sakın aşmasın. (Maktule gelince,) o, şüphesiz, (Allah tarafından) yardıma layık görülmüştür!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Allah'ın haram kılmış olduğu nefsi katletmeyin, meğer ki bihakkın olsun. Ve kim mazlumen katledilirse onun velîsine bir tasallut (selâhiyeti) vermişizdir. Artık o da katilde israf etmesin. Şüphe yok ki, o (maktul veya velîsi) mansur bulunmuştur.


    Ömer Öngüt : Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. Bir kimse zulmen öldürülürse, biz onun velisine bir hak tanımışızdır. Ancak bu veli de kısasta ileri gitmesin. Çünkü o zaten yardıma mazhar olmuştur. (Alacağını almıştır).


    Şaban Piriş : Allah’ın haram kıldığı bir cana, haklı bir sebep olmadıkça asla kıymayın! Kim, haksız yere öldürülürse, onun velisine bir yetki verdik. Fakat, o da öldürme konusunda aşırıya gitmesin. Çünkü ona yardım edilmiştir.


    Suat Yıldırım : Haklı bir gerekçe olmaksızın Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın! Bir kimse zulmen öldürülürse onun velisine (mirasçısına) bir yetki vermişizdir; artık o da kısas hususunda aşırı davranmasın, (meşrû hakla yetinsin). Zaten kendisine yetki verilmekle gerekli destek sağlanmıştır.


    Süleyman Ateş : Allâh'ın harâm kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisi(olan mirâsçısı)na yetki vermişizdir (öldürülenin hakkını arar. Fakat o da) öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiş(yetki verilmiş)tir.


    Tefhim-ul Kuran : Haklı bir neden olmaksızın Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede ölçüyü taşırmasın. Çünkü, o gerçekten yardım görmüştür.


    Ümit Şimşek : Allah'ın haram kıldığı bir cana haksız yere kıymayın. Mazlum olarak öldürülenin velisine bir yetki verdik; o da kısasta aşırı gitmesin. Çünkü o zaten bir yardıma erişmiştir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah'ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki/söz hakkı vermişizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.
     


  15. وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُولاً



    Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfû bil ahd(ahdi), innel ahde kâne mes’ûlâ(mes’ûlen).



    1. ve lâ takrebû : ve yaklaşmayın

    2. mâle el yetîmi : yetimin malına

    3. illâ : ancak, den başka (şekilde), olmadıkça

    4. bi elletî : o şey ile, ki o

    5. hiye : o

    6. ahsenu : en güzel

    7. hattâ yebluga : erişinceye kadar

    8. eşudde-hu : onun en kuvvetli (bulûğ) çağı

    9. ve evfû : ve vefa gösterin, yerine getirin, ifa edin

    10. bi el ahdi : ahde

    11. inne el ahde : muhakkak ki ahd

    12. kâne : oldu

    13. mes'ûlen : mes'ul, sorumlu





    İmam İskender Ali Mihr : En kuvvetli çağına (bulûğa) erişinceye kadar, yetimin malına en güzel şekilde olmadıkça yaklaşmayın! Ve ahdi ifa ediniz (yerine getiriniz)! Muhakkak ki ahd, mes'ul (sorumlu) kılar.


    Diyanet İşleri : Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ergenlik çağına erişinceye dek yetîmin malına yaklaşmayın, ancak çok güzel bir tarzda o malı idare edebilirsiniz ve ahitlerinizde durun, şüphe yok ki ahitlerden sorumlusunuz siz.


    Adem Uğur : Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.


    Ahmed Hulusi : Büluğ çağına ulaşıncaya kadar, en güzel şekilde olanı (yönetme amacı) hariç, yetimin malına yaklaşmayın. Söz verdiğinizde tutun! Muhakkak ki söz veren sözünden sorumludur!


    Ahmet Tekin : Kendisi reşid oluncaya-onsekiz yaşını dolduruncaya kadar, iyi niyetle değerlendirmelerin dışında yetimin malına yaklaşmayın.


    Sözlerinizi taahhütlerinizi eksiksiz-kusursuz yerine getirin. Sözler ve taahhütler mesuliyeti gerektirir.


    Ahmet Varol : Erginlik çağına erişinceye kadar, en güzel bir şekil dışında yetimin malına yaklaşmayın. Sözü de yerine getirin. Çünkü verilen sözden sorulacaktır.


    Ali Bulaç : Erginlik çağına erişinceye kadar, -o da en güzel bir tarz olması dışında- yetimin malına yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur.


    Ali Fikri Yavuz : Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne (yaşına) erişinceye kadar en güzel şekilde (malını koruyup çoğaltmak için) yaklaşabilirsiniz. Bir de ahdi (yapılan sözleşmeyi) yerine getirin, çünkü verdiği sözden cayan (kıyamet günü) sorumludur.


    Bekir Sadak : Yetimin malina ergin caga ulasana kadar en guzel seklin disinda yaklasmayin. Ahdi de yerine getirin, dogrusu verilen ahidde sorumluluk vardir.


    Celal Yıldırım : Yetim malına da —rüşde erinceye kadar— en güzel ve uygun şeklin dışında yaklaşmayın. Verilen sözü, yapılan sözleşmeyi yerine getirin. Çünkü verilen söz ve yapılan sözleşmede mutlaka sorumluluk vardır.


    Diyanet İşleri (eski) : Yetimin malına ergin çağa ulaşana kadar en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır.


    Diyanet Vakfi : Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.


    Edip Yüksel : Öksüzlerin malına, erginlik çağına ulaşıncaya kadar dokunmayın; yararlarına olursa başka


    Elmalılı Hamdi Yazır : Yetîm malına da yaklaşmayın ancak rüşdüne irinciye kadar en güzel olan suretle başka, ahdi de yerine getirin, çünkü ahidden mes'uliyyet muhakkak bulunuyor


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne erişinceye kadar en güzel şekilde yaklaşma başka; verdiğiniz sözü yerine getirin; çünkü verilen sözde muhakkak bir sorumluluk vardır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne erinceye kadar en güzel bir şekilde yaklaşabilirsiniz. Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk bulunuyor

    .
    Fizilal-il Kuran : Erginlik çağına erişinceye kadar yetimin malına sadece niyetlerin en güzeli ile yaklaşınız. Verdiğiniz sözleşmeyi tutunuz. Çünkü verdiğiniz sözlerden sorguya çekileceksiniz.


    Gültekin Onan : Erginlik çağına erişinceye kadar, -o da en güzel bir tarz olması dışında- yetimin malına yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur.


    Hasan Basri Çantay : Yetimin, erginlik çağına erişinceye kadar, malına yaklaşmayın. Meğer ki bu, en iyi bir suretle ola. Bir de ahdi yerine getirin. Çünkü ahid (den cayanlar) sorumludur.


    Hayrat Neşriyat : Ve rüşdüne erinceye kadar yetîmin malına, en güzel bir şekilde (onu muhâfaza maksadıyla) olması müstesnâ, yaklaşmayın! Verilen sözü de yerine getirin! Çünki verilen sözde bir mes’ûliyet vardır.


    İbni Kesir : Erginlik çağına ulaşıncaya kadar, en güzel şeklin dışında yetimin malına yaklaşmayın. Ahdi yerine getirin. Muhakkak ki ahid, mes'uliyettir.


    Muhammed Esed : Yetimin malına, kendisi erginlik çağına varıncaya kadar, onu değerlendirmek amacı dışında sakın yaklaşmayın. Verdiğiniz her sözü yerine getirin, çünkü verdiğiniz sözden (Hesap Günü'nde) mutlaka sorguya çekileceksiniz!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve yetimin malına sinn-i rüşte yetişinceye kadar yaklaşmayınız, meğer ki güzel bir veçhile olsun. Ve ahde vefa ediniz, şüphe yok ki ahdden dolayı mes'uliyet vardır.


    Ömer Öngüt : Rüşdüne erinceye kadar yetimin malına, en güzel bir niyet taşımaksızın yaklaşmayın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.


    Şaban Piriş : Ergenlik çağına gelinceye kadar, en güzel tarzda olmadıkça yetimin malına yaklaşmayın. Sözleşmeye de bağlı kalın. Çünkü söz vermek sorumluluktur.


    Suat Yıldırım : Büluğ çağına ermeyen yetimin malına, en güzel tarzdan başka bir şekilde yaklaşmayın. Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluk gerektirir.


    Süleyman Ateş : Yetimin malına yaklaşmayın, ancak erginlik çağına erişinceye kadar en güzel bir tarzda (onun malını kullanıp geliştirebilirsiniz). Ahdi de yerine getirin, çünkü ahd'den sorulacaktır.


    Tefhim-ul Kuran : Erginlik çağına erişinceye kadar, -o da en güzel bir tarz olması dışında- yetimin malına yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur.


    Ümit Şimşek : Rüştüne erinceye kadar yetimin malına yaklaşmayın-daha güzel bir şekilde olursa o müstesna. Verilen sözü yerine getirin; çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yetimin malına yaklaşmayın. Ancak rüştüne erişinceye kadar, güzel bir yolla ilgilenebilirsiniz. Ahdinize vefalı olun çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.
     


  16. وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذا كِلْتُمْ وَزِنُواْ بِالقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً



    Ve evfûl keyle izâ kiltum vezinû bil kıstâsil mustekîm(mustekîmi), zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ(te’vîlen).



    1. ve evfû el keyle : ve ölçüyü tam ifa edin (yerine getirin)

    2. izâ : olduğu zaman

    3. kiltum : ölçtünüz

    4. vezinû : tartın

    5. bi el kıstâsi : kıstas ile, ölçü ile, adaletle

    6. el mustekîmi : doğru olarak

    7. zâlike : işte bu

    8. hayrun : daha hayırlı

    9. ve ahsenu : ve ahsen, en güzel, daha güzel

    10. te'vîlen : te'vîl (yorum) bakımından





    İmam İskender Ali Mihr : Ve ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam ifa edin (yerine getirin)! Doğru olarak ve adaletle (doğru ölçü ile) tartın! İşte bu, daha hayırlı ve tevîl (yorum) bakımından daha güzeldir.


    Diyanet İşleri : Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bir şey ölçtüğünüz vakit ölçeği tam tutun, tarttığınız şeyi doğru teraziyle tartın. Bu, hem daha hayırlıdır size, hem sonucu daha güzeldir.


    Adem Uğur : Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.


    Ahmed Hulusi : Ölçtüğünüzde ölçüyü tam yapın ve dosdoğru terazi ile tartın (tartıyla aldatmaya gitmeyin). . . Bu hem daha hayırlı ve hem de işin aslına ulaşma bakımından daha güzeldir.


    Ahmet Tekin : Ölçtüğünüz zaman, ölçeği tam doldurun. Doğru, sağlam, düzgün ölçü ve tartı âletleriyle ölçüp tartın. Bu daha hayırlıdır. Hem de doğuracağı sonuçlar bakımından daha güzeldir.


    Ahmet Varol : Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve doğru bir tartıyla tartın. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir.


    Ali Bulaç : Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.


    Ali Fikri Yavuz : Ölçtüğünüz zaman tam ölçün, doğru terazi ile tartın. Bu (doğru ölçmek ticaretiniz için) daha hayırlıdır ve netice itibariyle de daha güzeldir.


    Bekir Sadak : Bir seyi olctugunuz zaman, olcuyu tam tutun, dogru teraziyle tartin. Boyle yapmak, sonuc itibariyle daha guzel ve daha iyidir.


    Celal Yıldırım : Ölçtüğünüz zaman ölçeği tam olarak yerine getirin ; doğru teraziyle tartın. Bu daha hayırlı ve sonuç yönünden de daha iyidir.


    Diyanet İşleri (eski) : Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru teraziyle tartın. Böyle yapmak, sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir.


    Diyanet Vakfi : Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.


    Edip Yüksel : Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın ve doğru teraziyle tartın. Elbette bu daha iyidir ve sonucu daha güzeldir


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ölçtüğünüz vakıt da tam ölçün ve doğru terazi ile tartın, bu hem hayırlı hem de akıbetçe daha güzeldir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ölçtüğünüz vakit tam ve doğru terazi ile tartın; bu hem hayırlı, hem de sonuç bakımından daha güzeldir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha hayırlıdır ve sonuç itibariyle de daha güzeldir.


    Fizilal-il Kuran : Bir şey ölçerken tam ölçünüz, tartılarınızda doğru terazi kullanınız. Bu tutum hem dünyada daha hayırlıdır, hem de ahirete ilişkin sonucu bakımından daha güzeldir.


    Gültekin Onan : Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.


    Hasan Basri Çantay : Ölçdüğünüz vakit da ölçeği tam yapın. Doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha hayırlıdır, hem aakıbeti i'tibariyle daha güzeldir.


    Hayrat Neşriyat : Ölçtüğünüz zaman ise, ölçüyü tam yapın, doğru terâzi ile tartın! Bu (sizin için)daha hayırlıdır ve netîce i'tibâriyle daha güzeldir.


    İbni Kesir : Ölçtüğünüz zaman da; ölçüyü tam tutun. Ve dosdoğru ölçekle tartın. Bu, daha hayırlı ve netice itibariyle daha güzeldir.


    Muhammed Esed : Ve ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun; tartıyı da doğru teraziyle yapın: böylesi (sizin için) daha iyi, daha yararlı ve sonuç olarak da daha güzel olacaktır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve ölçtüğünüz zaman ölçüye tam riâyette bulunun ve dosdoğru terazi ile tartınız. Bu hayırlıdır ve akıbeti daha güzeldir.


    Ömer Öngüt : Bir şeyi ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun, doğru terazi ile tartın. Bu daha iyidir, sonu da daha güzeldir.


    Şaban Piriş : Bir şeyi tarttığınız zaman, tam tartın. Doğru terazi ile tartın. Bu hayırlıdır ve sonuç itibariyle de en iyisidir.


    Suat Yıldırım : Ölçtüğünüz zaman dürüst olun, tam ölçün. Doğru terazi ile tartın. Bu hem ticaretiniz için daha hayırlı, hem de âkıbet yönünden daha güzeldir.


    Süleyman Ateş : Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.


    Tefhim-ul Kuran : Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.


    Ümit Şimşek : Ölçtüğünüzde tastamam ölçün; tartıyı doğru terazi ile yapın. Bu daha hayırlıdır; neticesi de daha güzeldir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ölçtüğünüz zaman tam ve dürüst ölçün. Hilesiz teraziyle tartın. Bu, hem hayırlı hem de sonuç bakımından güzeldir.
     


  17. وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً



    Ve lâ takfu mâ leyse leke bihî ilm(ilmun), innes sem’a vel basara vel fuâde kullu ulâike kâne anhu mes’ûlâ(mes’ûlen).



    1. ve lâ takfu
    (kafâ) : ve ardına düşme
    : (ardından yürüdü

    2. mâ : şey

    3. leyse : değil, yok, olmaz

    4. leke : senin

    5. bi-hi : onu, onun

    6. ilmun : ilim, bilgi

    7. inne : muhakkak

    8. es sem'a : işitme

    9. ve el basara : ve görme

    10. ve el fuâde : ve idrak

    11. kullu : hepsi

    12. ulâike : işte onlar, onlar

    13. kâne : oldu

    14. an-hu : ondan

    15. mes'ûlen : mesul, sorumlu






    İmam İskender Ali Mihr : Ve (hakkında) ilmin olmayan bir şeyin ardına düşme (karışma) (açıklamaya çalışma)! Muhakkak ki işitme, görme ve idrak, onların hepsi, ondan (takfu'dan) mesul (sorumlu) oldu (mesuldürler).


    Diyanet İşleri : Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bilmediğin şeyin üstünde durup ısrâr etme; çünkü kulak da, göz de, gönül de, hepsi de sorumludur bundan.


    Adem Uğur : Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.


    Ahmed Hulusi : Hakkında ilmin olmayan şeyin ardına düşme (zanla karar verme)! Muhakkak ki sem' (algılama), basar (değerlendirme) ve fuad (Esmâ mânâ özelliklerini beyne yansıtıcılar - {kalp nöronları ana rahminde 120. günde kendilerini beyne kopyalar ve beyinden devam eder}), işte onların hepsi ondan mesûldür!


    Ahmet Tekin : Hakkında bilgin olmayan alanlarda konuşma, görmediğin, duymadığın, bilmediğin konulara takılıp insanlara iftira etme. Çünkü kulak, göz, gönül ve akıl bunların her biri, yaptıklarından sorumludur.


    Ahmet Varol : Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme. Şüphesiz kulak, göz ve kalb; bunların tümü ondan sorumludur.


    Ali Bulaç : Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur.


    Ali Fikri Yavuz : Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardınca gitme, çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur.


    Bekir Sadak : Bilmedigin seyin ardina dusme; dogrusu kulak, goz ve kalp, bunlarin hepsi o seyden sorumlu olur.


    Celal Yıldırım : Bilmediğin bir şeyin ardına düşme; çünkü doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların herbiri ondan (ardına düştüğün şeyden) sorumludur.


    Diyanet İşleri (eski) : Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.


    Diyanet Vakfi : Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.


    Edip Yüksel : Bilmediğin bir şeye inanıp ardına düşme, çünkü işitme, görme duyusu ve beyin, hepsi ondan sorumludur


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bir de hiç bilmediğin bir şey'in ardınca gitme, çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri ondan mes'ul bulunuyor


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardınca gitme; çünkü kulak, göz, gönül; bunların her biri ondan sorumludur.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.


    Fizilal-il Kuran : Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalp var ya, bunların hepsi konusunda sorguya çekileceksiniz.


    Gültekin Onan : Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve yürek (fuade), bunların hepsi ondan sorumludur.


    Hasan Basri Çantay : Senin için hakkında bir bilgi haasıl olmayan şey'in ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalb: Bunların her biri bundan mes'uldür.


    Hayrat Neşriyat : Hakkında bilgi sâhibi olmadığın bir şeyin ardına da düşme! Çünki kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan mes’ûldür.


    İbni Kesir : Hakkında bilgin olmadığı şey üzerinde durma. Çünkü kulak da, göz de, kalb de bütün bunlar ondan sorumludurlar.


    Muhammed Esed : Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü, işitme duyusu, görme duyusu ve kalp, bunların hepsi (Hesap Günü'nde) bundan sorguya çekilecektir!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve senin için kendisine bilgi olmayan bir şeyin arkasına düşme. Şüphe yok ki kulak, göz, gönül, hepsinden (sahibi) sorulmuş olacaktır.


    Ömer Öngüt : Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.


    Şaban Piriş : Bilmediğin bir şeyin ardına düşme; zira kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.


    Suat Yıldırım : Bilmediğin şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz, kalb gibi azaların hepsi de sorguya çekilecektir.


    Süleyman Ateş : Bilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi o(yaptığı)ndan sorumludur.


    Tefhim-ul Kuran : Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur.


    Ümit Şimşek : Bilmediğin şeyin peşine takılma. Çünkü kulak olsun, göz olsun, kalp olsun, hepsi bundan sorumlu tutulmuştur.


    Yaşar Nuri Öztürk : Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.
     


  18. وَلاَ تَمْشِ فِي الأَرْضِ مَرَحًا إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ الأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولاً



    Ve lâ temşi fîl ardı merehâ(merehan), inneke len tahrikal arda ve len teblugal cibâle tûlâ(tûlen).



    1. ve lâ temşi : ve yürüme

    2. fîl ardı : yeryüzünde

    3. merehan (merah) : gururlanarak, azametle (aşırı sevinç, gurur)

    4. inne-ke : muhakkak sen

    5. len tahrika el arda
    (hareka) : yeryüzünü asla tahrik edemezsin (hareket ettiremezsin)
    : (deldi, tahrik etti, yardı)

    6. ve len tebluga (belega) : ve asla erişemezsin (erişti, ulaştı)

    7. el cibâle : dağlar

    8. tûlen : boy bakımından, uzayarak, uzanarak





    İmam İskender Ali Mihr : Ve yeryüzünde azametle (gururla) yürüme! Muhakkak ki sen, yeryüzünü asla tahrik edemezsin (hareket ettiremezsin). Ve asla dağların boyuna erişemezsin (dağ kadar yüksek olamazsın).


    Diyanet İşleri : Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yeryüzünde kibirlenerek yürüme; çünkü ne yeri yarabilirsin, ne de boyun dağlara erer, onlara erişebilirsin.


    Adem Uğur : Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.


    Ahmed Hulusi : Arzda benlikle kendini bir şey sanarak yürüme! Kesinlikle sen ne arzı delebilirsin; ne de boyca dağlara erişebilirsin!


    Ahmet Tekin : Yeryüzünde kibirlenerek, büyüklenerek yürüme. Sen asla yeri yaramazsın. Dağlarla da ululuk yarışına giremezsin.


    Ahmet Varol : Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.


    Ali Bulaç : Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin.


    Ali Fikri Yavuz : Yer yüzünde kibir ve azametle yürüme, çünkü sen, aslâ Arz’ı yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.


    Bekir Sadak : Yeryuzunde boburlenerek yurume, cunku sen ne yeri delebilir ve ne de boyca daglara ulasabilirsin.


    Celal Yıldırım : Yeryüzünde böbürlenerek yürüme ; çünkü sen yeri delemezsin ve boyca da dağlara ulaşamazsın.


    Diyanet İşleri (eski) : Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.


    Diyanet Vakfi : Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.


    Edip Yüksel : Yeryüzünde kibirli kibirli dolaşma sen ne yeri delebilirsin ne de dağlar kadar boylu olabilirsin.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem Yer yüzünde azametle yürüme, çünkü sen ne Arzı yırtabilirsin, ne de boyca dağlara yetişebilirsin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yeryüzünde azametle yürüme; çünkü sen ne yeri yutabilirsin, ne de boyca dağlara yetişebilirsin.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.


    Fizilal-il Kuran : Yeryüzünde şımarıklık taslayarak yürüme. Çünkü sen ne yeri delebilirsin, ve ne de boyca dağlara erebilirsin.


    Gültekin Onan : Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin.


    Hasan Basri Çantay : Yer (yüzün) de kibr-ü azametle yürüme. Çünkü (ne kadar bassan) arzı cidden yaramazsın, boyca da asla dağlara eremezsin!..


    Hayrat Neşriyat : Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünki sen ne yeri yarabilir, ne de boyca dağlara erişebilirsin.


    İbni Kesir : Yeryüzünde kibirlenerek yürüme. Şüphesiz ki sen, ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.


    Muhammed Esed : Ve yeryüzünde kurumlanarak dolaşma; çünkü (böyle yapmakla) sen ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsin!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve yeryüzünde mütekebbirâne bir halde yürüme. Şüphe yok ki, sen ne yeri yırtabilirsin ve ne de boyca dağlara yetişebilirsin.


    Ömer Öngüt : Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.


    Şaban Piriş : Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Sen, ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin.


    Suat Yıldırım : (37-3 Hem kibirli kibirli yürüme! Zira ne kadar kibirlenirsen kibirlen, ne yeri yarabilirsin, ne de dağların boyuna erişebilirsin. Böylesi davranışların hepsi kötü olup, Rabbinin nazarında hoş görülmeyen şeylerdir.


    Süleyman Ateş : Yeryüzünde kabara kabara yürüme. Çünkü sen yeri yırtamazsın, boyca da dağlara erişemezsin!


    Tefhim-ul Kuran : Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin.


    Ümit Şimşek : Yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilir, ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yeryüzünde kasılıp kabararak yürüme! Çünkü sen, yeri asla yırtamazsın, uzunlukça da dağlara ulaşamazsın.



     


  19. كُلُّ ذَلِكَ كَانَ سَيٍّئُهُ عِنْدَ رَبِّكَ مَكْرُوهًا



    Kullu zâlike kâne seyyiuhu inde rabbike mekrûha(mekrûhen).



    1. kullu : hepsi

    2. zâlike : işte bunlar

    3. kâne : oldu

    4. seyyiu-hu : onun seyyiatleri (derecat kaybettiren şeyler), onun kötülüğü

    5. inde : yanında

    6. rabbi-ke : senin Rabbin

    7. mekrûhen : kerih olan (hoş olmayan)




    İmam İskender Ali Mihr : İşte bütün bu seyyiatler (derecat kaybettirici şeyler), Rabbinin indinde (katında) mekruh (kerih) oldu.


    Diyanet İşleri : Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bunların hepsi de kötüdür ve Rabbinin katında hoşa gitmiyen şeylerdir.


    Adem Uğur : Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir.


    Ahmed Hulusi : Kötü olan bu davranışlar, Rabbinin indînde hakikatine yakışmayan, sonucu çirkin davranışlardır!


    Ahmet Tekin : Bütün bu sayılan yasaklar, Rabbi’nin nezdinde hoş karşılanmayan, tescilli yasaklar ve suçlardır.


    Ahmet Varol : Bütün bunlar kötü olmaları dolayısıyla Rabbinin katında sevilmeyen şeylerdir.


    Ali Bulaç : Bütün bunlar, kötülüğü olan, Rabbinin katında da hoş olmayanlardır.


    Ali Fikri Yavuz : Kötü olan bütün yasaklar. Rabbinin katında mekrûhtur.


    Bekir Sadak : Rabbinin katinda bunlarin hepsi begenilmeyen kotu seylerdir.


    Celal Yıldırım : Daha kötüsü, bütün bunlar Rabbin katında sevilmeyen şeylerdir.


    Diyanet İşleri (eski) : Rabbinin katında bunların hepsi beğenilmeyen kötü şeylerdir.


    Diyanet Vakfi : Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir.


    Edip Yüksel : Tüm bunlar, Rabbin tarafından hoş görülmeyen kötü davranışlardır.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bütün bunların menhiy olanı rabbın ındinde mekruh bulunuyor


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bütün bunların yasaklanmış olanı, Rabbin katında tiksinilmiş bulunuyor.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kötü olan bütün bu yasaklar, Rabbinizin sevmediği şeylerdir.


    Fizilal-il Kuran : Saydığımız bütün bu davranış ve tutumların kötü olanları, Rabbin tarafından çirkin ve iğrenç sayılmışlardır.


    Gültekin Onan : Bütün bunlar, kötülüğü olan, rabbinin katında da hoş olmayanlardır.


    Hasan Basri Çantay : Kötü olan bütün bunlar Rabbinin indinde sevilmeyen (şeyler) dir.


    Hayrat Neşriyat : Bütün bunların (bu tavırların) kötü olanları, Rabbinin katında hoş görülmeyen şeylerdir.


    İbni Kesir : Bütün bunlar, Rabbın katında beğenilmeyen kötü şeylerdir.


    Muhammed Esed : Bütün bunların kötülüğü, Rabbinin katında asla hoş karşılanmayan (şeyler olmalarıdır).


    Ömer Nasuhi Bilmen : Bütün bunların kötü olanı (nehyedilmiş bulunanı) Rabbin indinde kerih (mebğuz) bulunmuştur.


    Ömer Öngüt : Bütün bunların hepsi, kötü olan ve Rabbinin katında hoş olmayan şeylerdir.


    Şaban Piriş : Bunların hepsi de Rabbinin katında beğenilmeyen kötü şeylerdir.


    Suat Yıldırım : (37-3 Hem kibirli kibirli yürüme! Zira ne kadar kibirlenirsen kibirlen, ne yeri yarabilirsin, ne de dağların boyuna erişebilirsin. Böylesi davranışların hepsi kötü olup, Rabbinin nazarında hoş görülmeyen şeylerdir.


    Süleyman Ateş : Bunlar("Allâh ile beraber başka tanrı edinme!" âyetinden itibaren sayılan fiiler)in hepsi, kötü olan, Rabbinin katında hoş görülmeyen şeylerdir.


    Tefhim-ul Kuran : Bütün bunlar, kötülüğü olan, Rabbinin katında da hoş olmayanlardır.


    Ümit Şimşek : Bütün bu sayılanlar, Rabbinin katında hoş karşılanmayan kötülüklerdir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbin katında çirkin görülmüştür.
     


  20. ذَلِكَ مِمَّا أَوْحَى إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَلاَ تَجْعَلْ مَعَ اللّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتُلْقَى فِي جَهَنَّمَ مَلُومًامَّدْحُورًا



    Zâlike mimmâ evhâ ileyke rabbuke minel hikmeh(hikmeti), ve lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tulkâ fî cehenneme melûmen medhûrâ(medhûren).



    1. zâlike : işte bunlar

    2. mimmâ : şeylerden

    3. evhâ : vahyetti

    4. ileyke : sana

    5. rabbu-ke : senin Rabbin

    6. min el hikmeti : hikmetten

    7. ve lâ tec'al : ve kılma, edinme

    8. meallâhi (mea allahi) : Allah'la beraber

    9. ilâhen : bir ilâh

    10. âhare : diğer, başka

    11. fe tulkâ : o zaman yoksa, atılırsın

    12. fî cehenneme : cehenneme

    13. melûmen : kınanmış olarak

    14. medhûren : kovulmuş olarak





    İmam İskender Ali Mihr : İşte bunlar, Rabbinin sana hikmetten vahyettiği şeylerdendir. Allah ile beraber başka ilâh kılma (edinme)! Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.


    Diyanet İşleri : Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bunlar, Rabbinin, sana vahyettiği hikmetlerdendir ve Allah'la berâber başka bir mabut tanıma, sonra kınanmış, kovulmuş bir halde cehenneme atılırsın.


    Adem Uğur : İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.


    Ahmed Hulusi : İşte bunlar, Rabbinin sana hikmetten vahyettikleridir. Allâh ile beraber bir tanrı da oluşturma! Sonra pişmanlıkla (sendeki kuvveleri haber verildiği halde değerlendiremediğin için) kendi kendine söver hâlde ve (hakikatindekilerden) uzaklaştırılmış olarak Cehennem'e girersin!


    Ahmet Tekin : İşte bunlar, Rabbinin, sana vahyettiği derin hikmetleri olan kurallar, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgileridir. Allah ile birlikte başkasını da ilâh sayma. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak Cehennem’e atılırsın.


    Ahmet Varol : Bunlar Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiklerindendir. Allah'la beraber başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış, kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.


    Ali Bulaç : Bunlar, Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. Rabbin ile beraber başka ilahlar kılma, yoksa yerilmiş, kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın.


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Rasûlüm), işte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah ile beraber başka bir ilâh uydurma ki, sonra yerinmiş, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.


    Bekir Sadak : Bunlar Rabbinin sana bildirdigi hikmetlerdir. Sakin Allah'la beraber baska tanri edinme. Yoksa yerilmis ve kovulmus olarak cehenneme atilirsin.


    Celal Yıldırım : İşte bunlar Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Allah ile beraber başka bir tanrı edinme, sonra kınanmış, koğulmuş olarak Cehennem'e atılırsın.


    Diyanet İşleri (eski) : Bunlar Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah'la beraber başka tanrı edinme. Yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.


    Diyanet Vakfi : İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.


    Edip Yüksel : Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. ALLAH ile birlikte başka tanrı edinme; aksi taktirde kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın


    Elmalılı Hamdi Yazır : İşte bunlar rabbının sana vahyettiği hikmetlerdendir, sakın Allah ile beraber diğer bir ilâh uydurma ki sonra levm-ü tard olunarak Cehenneme atılırsın


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İşte bunlar Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah ile beraber başka bir ilah uydurma ki, sonra kınanmış ve kovulmuş bir halde cehenneme atılırsın.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah'la beraber başka bir ilâh uydurma. Aksi halde kötülenmiş ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.


    Fizilal-il Kuran : Bunlar, Rabbinin sana vahiy yolu ile bildirdiği bazı hikmetlerdir. Sakın Allah'ın yanısıra başka bir ilaha tapma. Yoksa yerilmiş ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsınız.


    Gültekin Onan : Bunlar, rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. Rabbin ile beraber başka tanrılar kılma, yoksa yerilmiş, kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın.


    Hasan Basri Çantay : Bunlar Rabbinin sana vahyetdiği hikmet (ler) dendir. Allah ile beraber diğer bir Tanrı edinme ki sonra yerinmiş, koğulmuş olarak cehenneme atılırsın.


    Hayrat Neşriyat : İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmet(ler)dendir. Allah ile berâber başka bir ilâh edinme; yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak Cehenneme atılırsın!


    İbni Kesir : Bunlar, Rabbının sana vahyettiği hikmettendir. Allah ile beraber bir başka ilah edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.


    Muhammed Esed : Bu (söylenenler) doğru ile eğrinin ne olduğuna dair Rabbinin sana ulaştırdığı bilginin bir parçasıdır. Öyleyse, artık (ey insanoğlu,) Allah'la beraber sakın bir başka tanrı edinme: yoksa, (kendince) kınanmış ve (O'nun tarafından) kovulmuş olarak cehenneme atılırsın!


    Ömer Nasuhi Bilmen : İşte bunlar, Rabbin sana hikmetten vahyetmiş olduğu şeylerdendir. Ve Allah ile beraber başka tanrı edinme, sonra melâmete uğramış, tardedilmiş olarak cehenneme atılırsın.


    Ömer Öngüt : Bunlar Rabbinin sana vahyettiği hikmettendir. Allah ile beraber başka bir ilâh edinme. Sonra kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.


    Şaban Piriş : İşte bu, Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. Allah ile birlikte bir başka ilah edinme! Yoksa, kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.


    Suat Yıldırım : İşte bunlar Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah’ın yanı sıra başka bir tanrı uydurma, yoksa yerilmiş, rahmetten kovulmuş olarak cehenneme fırlatılırsın.


    Süleyman Ateş : Şunlar, Rabbinin, Hikmet'ten sana vahyettiği(emirleri)ndendir. Allâh ile berebar başka tanrı edinme, sonra kınanmış, (Allâh'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.


    Tefhim-ul Kuran : Bunlar, Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. Rabbin ile beraber başka ilahlar kılma, yoksa yerilmiş, kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın.


    Ümit Şimşek : İşte bunlar Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah ile beraber başka bir tanrı edinme; yoksa kınanmış ve kovulmuş halde Cehenneme atılırsın.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bunlar, Rabbinin sana, hikmetten vahyetmiş olduklarıdır. Allah'ın yanına başka tanrı koyma ki, kınanmış ve kovulmuş bir halde cehenneme atılmayasın.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş