Kuran-ı Kerim HÛD Suresi Türkçe Meali açıklamaları, Hud Suresi İle İlgili türkce açıklamalı, HUD sur

goktepeli26 3 Haz 2013



  1. وَقَالَ ارْكَبُواْ فِيهَا بِسْمِ اللّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ



    Ve kâlerkebû fîhâ bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîm(rahîmun).



    1. ve kâle irkebû : ve dedi binin

    2. fî-hâ : onun içine

    3. bismillâhi (bi ismi allâhi) : Allah'ın adıyla

    4. mecrâ-hâ : onun gidişi, akışı, yüzmesi

    5. ve mursâ-hâ : ve onun demir atması (durması)

    6. inne : muhakkak ki, şüphesiz

    7. rabbî : benim Rabbim

    8. le gafûrun : mutlaka mağfiret edendir (günahları sevaba çeviren)

    9. rahîmun : rahîmdir (rahmet nuru gönderen)






    İmam İskender Ali Mihr : Ve ona binin. Onun yüzmesi ve demir atması (durması) Allah'ın adıyladır. Muhakkak ki benim Rabbim mutlaka Gafûr'dur (mağfiret eden), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderen).


    Diyanet İşleri : (Nûh), “Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve Nûh, binin gemiye dedi; akıp gitmesi de Allah adıyladır onun, durması da. Şüphe yok ki Rabbim, suçları örter, rahîmdir.


    Adem Uğur : (Nuh) dedi ki: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir."


    Ahmed Hulusi : Dedi ki: "Binin onun içine! Onun akıp gitmesi de durması da ismi Allâh olan olaraktır! Muhakkak ki benim Rabbim, elbette Ğafûr'dur, Rahıym'dir. "


    Ahmet Tekin : Nuh:
    'Bismillah, diyerek gemilere binin. Gemilerin seyretmesi de, iskeleye yanaşıp, demir atması da Allah’ın izni, yardımı ve adıyla gerçekleşir. Benim Rabbim gerçekten kullarını koruma kalkanına alır, çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.' dedi.


    Ahmet Varol : Dedi ki: 'Haydi ona binin. Onun yüzmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim bağışlayıcı, rahmet edicidir.'


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Ona binin. Onun yüzmesi de, demir atması (durması) da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz, benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir."


    Ali Fikri Yavuz : Nûh dedi ki: “- Her duruşunda ve gidişinde Allah’ın ismiyle (besmele getirmek üzere) binin gemiye (veya besmele getirerek gemiye binin. Onun gidişi de, duruşu da Allah’ın kudretiyledir).
    Gerçekten Rabbim Gafûr’dur, Rahîm’dir. “


    Bekir Sadak : Allah «Oraya binin; yurumesi ve durmasi Allah'in ismiyledir, Rabbin bagislar ve merhamet eder» dedi.


    Celal Yıldırım : Nûh, «Bininiz ona ; yüzüp yürümesi de, demir atıp durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim, çok bağışlayan, çok merhamet eden, dir,» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah 'Oraya binin; yürümesi ve durması Allah'ın ismiyledir, Rabbin bağışlar ve merhamet eder' dedi.


    Diyanet Vakfi : (Nuh) dedi ki: «Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.»


    Edip Yüksel : Dedi ki: 'Gemiye binin. Akması ve durması ALLAH'ın adıyladır. Rabbim çok Bağışlayandır, Rahimdir.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : binin içine, Allahın ismile mecrasında da mürsâsında da, hakıkat rabbım şüphesiz bir gafuri rahîmdir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Nuh: «Binin içine, yürümesi de durması da Allah' ın adıyladır. Şüphe yok ki, Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Nuh dedi ki; «Allah'ın adıyla binin içine. Onun akışı da, duruşu da (O'nun adıyladır). Hiç şüphesiz Rabbim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.


    Fizilal-il Kuran : Nuh dedi ki; «Haydi gemiye bininiz. Onun sular içinde yol alması da, bir yerde durması da Allah'ın adı ile gerçekleşecektir. Hiç şüphesiz Rabbim affedicidir, merhametlidir.»


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Ona binin. Onun yüzmesi de demir atması (durması) da Tanrı'nın adıyladır. Şüphesiz, benim rabbim bağışlayandır, esirgeyendir."


    Hasan Basri Çantay : (Nuh) dedi ki: «Binin içerisine. Onun akması da, durması da Allahın adıyladır. Seksiz şübhesiz Rabbim çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir».


    Hayrat Neşriyat : (Nûh) dedi ki: 'Ona binin; onun akıp gitmesi de durması da Allah’ın ismiyledir. Şübhesiz ki Rabbim, elbette Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.'


    İbni Kesir : Nuh dedi ki: Ona binin, onun akıp gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Rabbım muhakkak Gafur ve Rahim'dir.


    Muhammed Esed : Böylece (kendisini izleyenlere Nuh): "Haydi, binin artık," dedi, "yürümesi de, demir atması da Allah adıyla olan bu gemiye! Doğrusu, benim Rabbim gerçekten bağışlayıcıdır,
    esirgeyicidir!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve dedi ki: «Onun içine akması ve durması anında da Allah Teâlâ'nın ismini yâd ederek binin. Şüphe yok ki, Rabbim gafûrdur, rahîmdir.»


    Ömer Öngüt : Dedi ki: “Gemiye binin. Onun akması da durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayandır, çok merhametlidir. ”


    Şaban Piriş : -Ona binin, Onun yürümesi ve durması Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim, bağışlayan ve merhamet edendir, dedi.


    Suat Yıldırım : Nuh dedi ki "Binin gemiye! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah’ın adıyladır. Gerçekten Rabbim gafurdur, rahîmdir" (affı, rahmet ve ihsanı pek boldur).


    Süleyman Ateş : "Haydi, gemiye binin, dedi. Onun akıp gitmesi de durması da Allâh'ın adıyledir. Rabbim, elbette bağışlayandır, esirgeyendir!"


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Ona binin. Onun yüzmesi de, demir atması (durması) da Allah'ın adıyladır. Şüphe yok, benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir.»


    Ümit Şimşek : Nuh 'Gemiye binin,' dedi. 'Onun yüzmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Rabbim ise çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Nûh dedi: "Binin içine! Onun akıp gitmesi de demir atması da Allah'ın adıyladır. Benim Rabbim elbette ki Gafûr'dur, Rahîm'dir."
     


  2. وَهِيَ تَجْرِي بِهِمْ فِي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادَى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فِي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَب مَّعَنَا وَلاَ تَكُن مَّعَ الْكَافِرِينَ



    Ve hiye tecrî bihim fî mevcin kel cibâli ve nâdâ nûhunibnehu ve kâne fî ma'zilin yâ buneyyerkeb meanâ ve lâ tekun meal kâfirîn(kâfirîne).



    1. ve hiye : ve o (gemi)

    2. tecrî : akar, yüzer

    3. bi-him : onlarla

    4. fî mevcin : dalgalar içinde

    5. ke el cibâli : dağlar gibi

    6. ve nâdâ : ve seslendi

    7. nûhun : Nuh

    8. ibne-hu : oğluna

    9. ve kâne : oldu, idi

    10. fî : içinde, ...de

    11. ma'zilin : ayrı yer, kenar

    12. yâ buneyye irkeb : ey oğlum bin

    13. mea-nâ : bizimle beraber

    14. ve lâ tekun : ve olma

    15. mea : beraber

    16. el kâfirîne : kâfirler






    İmam İskender Ali Mihr : Ve o (gemi) onlarla, dağ gibi dalgalar içinde yüzüyordu. Ve Nuh, ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: “Ey oğulcuğum, bizimle beraber bin ve kâfirlerle beraber olma!”


    Diyanet İşleri : Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Gemi, içindekilerle dağlar gibi dalgalar üstünde akıp gidiyordu. Nûh, kendisinden çekilip ayrı bir yerde bulunan oğluna oğulcuğum dedi, bin sen de bizimle ve kâfirlerle berâber olma.


    Adem Uğur : Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.


    Ahmed Hulusi : (Gemi) onlarla birlikte dağlar gibi dalgalar içinde akıp gidiyor(du). . . Nuh, bir kıyıda olan oğluna: "Oğlum! Bizimle beraber bin (Din anlayışıma katıl). . . Hakikat bilgisini inkâr edenlerle beraber olma!" diye nida etti.


    Ahmet Tekin : Gemiler içindekilerle, dağlar gibi dalgalar arasında seyrediyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş, gemiden uzakta bulunan oğluna:
    'Yavrucuğum, sen de bizimle beraber gemiye bin. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerle, kâfirlerle, nankörlerle beraber olma.' diye seslendi.


    Ahmet Varol : (Gemi) onları dağlar gibi dalgaların arasından geçirirken, Nuh yalnız başına bir kenarda duran oğluna: 'Ey oğulcağızım! Gel bizimle birlikte bin ve kâfirlerle beraber olma' diye seslendi.


    Ali Bulaç : (Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma."


    Ali Fikri Yavuz : Gemi, onları, dağlar gibi dalgalar içinde yüzüp götürüyordu. Nûh, gemiden ayrı bir yerde olan oğluna bağırdı: “- Ey oğulcağızım! Gel, bizimle beraber bin. Kâfirlerle birlikte olma.”


    Bekir Sadak : Gemi, daglar gibi dalgalar icinde onlari gotururken, Nuh, bir kenarda ayri kalmis olan ogluna «Ey ogulcugum! Bizimle beraber gel, kafirlerle birlik olma» diye seslendi.


    Celal Yıldırım : Gemi, içinde taşıdıklarıyla birlikte dağ gibi dalgalar arasında yüzüp yol alıyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilen oğluna, «oğulcağızım ! Bizimle beraber (gel) gemiye bin, kâfirlerle beraber olma,» diye seslendi.


    Diyanet İşleri (eski) : Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları götürürken, Nuh, bir kenarda ayrı kalmış olan oğluna 'Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gel, kafirlerle birlik olma' diye seslendi.


    Diyanet Vakfi : Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.


    Edip Yüksel : Gemi, onları tepeler gibi dalgaların arasından geçirirken, Nuh bir kenarda ayrı duran oğluna seslendi: 'Yavrum, gel bizimle birlikte bin. Kafirlerle birlik olma.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Gemi, içindekilerle birlikte dağlar gibi dalgalar içinde akıp gidiyordu, Nuh, oğluna bağırdı, ayrı bir yere çekilmişti, ay oğlum, gel bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma dedi


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Gemi, içindekilerle birlikte dağlar gibi dalgalar içinde akıp gidiyordu ve Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna: «Ay oğlum, gel bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma!» diye seslendi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı: «Yavrucuğum, gel, bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber olma!»


    Fizilal-il Kuran : Gemi, içindeki yolcularla birlikte dağ gibi dalgalar arasında akıyor, yol alıyordu. O sırada Nuh, bir kenarda duran oğluna «Yavrum, bizimle birlikte gemiye bin, kâfirler arasında kalma» diye seslendi.


    Gültekin Onan : (Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma."


    Hasan Basri Çantay : O (gemi) bunları dağlar gibi dalga (lar) içinden akıtıb götürüyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı: «Oğulcağızım, (gel) bizim yanımıza sen de bin, kâfirlerden olma».


    Hayrat Neşriyat : Ve o (gemi, sular her tarafı istîlâ ettiğinde) onlarla birlikte dağlar gibi dalga(lar)içinde akıp gidiyordu. Nûh, (kendilerinden) ayrı bir yerde bulunan oğluna (îmân eder ümîdiyle): 'Ey oğulcuğum! Bizimle berâber (sen de) bin, kâfirlerle berâber olma!' diye seslendi.


    İbni Kesir : Dağlar gibi dalgaların içinde onları götürürken Nuh bir kenarda ayrı kalmış oğluna: Bizimle beraber gel, küfredenlerle birlikte olma, diye seslendi.


    Muhammed Esed : Ve derken, onları götüren gemi dağ gibi dalgaların arasında seyre koyuldu. Ve o an kıyıda kalan oğluna (Nuh): "Oğulcuğum" diye bağırdı, "gel bin bizimle gemiye, o inkarcıların yanında kalma!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve gemi onlar ile beraber dağlar gibi dalgalar içinde akıp gidiyordu. Ve Nûh, oğluna nidâ etti, o ayrı bir yere çekilmişti. «Ey oğlum! Bizimle beraber bin ve kâfirler ile beraber olma!» (dedi).


    Ömer Öngüt : Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında içindekileri götürüyordu. Nuh bir kenarda duran oğluna: “Oğulcuğum! Bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!” diye seslendi.


    Şaban Piriş : Gemi dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh, bir kenara çekilmiş oğluna: -Yavrucuğum, bizimle bin, kafirlerle olma! diye seslendi.


    Suat Yıldırım : Gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirirken, Nuh biraz ötede olan oğluna: "Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma!" diye seslendi.


    Süleyman Ateş : Gemi, onları dağlar gibi dalga(lar) arasından geçirirken Nûh, bir kenarda duran oğluna. "Yavrum, bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!" diye seslendi.


    Tefhim-ul Kuran : (Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzmekteyken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: «Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma.»


    Ümit Şimşek : Gemi içindekilerle beraber dağ gibi dalgalar arasında yüzerken, Nuh, bir tarafa çekilmiş bulunan oğluna seslenerek, 'Evlâdım, gel bizimle beraber gemiye bin de kâfirlerden olma' dedi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Gemi onları, dağlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nûh onlardan ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: "Oğulcuğum, bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma."
     


  3. قَالَ سَآوِي إِلَى جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاء قَالَ لاَ عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِلاَّ مَن رَّحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ




    Kâle seâvî ilâ cebelin ya'sımunî minel mâ'(mâi) kâle lâ âsımel yevme min emrillâhi illâ men rahim(rahime), ve hâle beynehumal mevcu fe kâne minel mugrakîn(mugrakîne).



    1. kâle : dedi

    2. se-âvî : ben sığınacağım

    3. ilâ cebelin : bir dağa

    4. ya'sımu-nî : beni korur, koruyacak

    5. min el mâi : sudan

    6. kâle : dedi

    7. lâ âsıme : engel olan (engel olucu), koruyan (koruyucu) yoktur

    8. el yevme : bugün

    9. min emri allâhi : Allah'ın emrinden

    10. illâ : başka, hariç

    11. men rahime : rahmet ettiği kimse(ler)

    12. ve hâle beyne-humâ : ve ikisinin arasına girdi

    13. el mevcu : dalga(lar)

    14. fe : böylece, o zaman

    15. kâne : oldu

    16. min el mugrakîne : boğulanlardan





    İmam İskender Ali Mihr : (Nuh (A.S)'ın oğlu şöyle) dedi: “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” Nuh (A.S): “Bugün Allah'ın emrinden koruyan bir koruyucu yoktur. (Allah'ın) rahmet ettiği kimseler hariç.” dedi. Ve ikisinin arasına dalga(lar) girdi ve böylece boğulanlardan oldu.


    Diyanet İşleri : O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.


    Abdulbaki Gölpınarlı : O, dağda bir yere sığınırım ben dedi. Nûh, bugün dedi Allah'ın acıdığı kişilerden başka onun emrinden kurtulacak yok ve derken aralarına bir dalgadır giriverdi ve o da boğulanlara katıldı.


    Adem Uğur : Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.


    Ahmed Hulusi : (Oğlu) dedi ki: "Beni sudan koruyan bir dağa sığınacağım". . . (Nuh) dedi ki: "Bugün, rahmet ettiği kimse müstesna, Allâh hükmünden koruyucu yoktur". . . İkisi arasına giren dalga ile o da boğulanlardan oldu.


    Ahmet Tekin : Oğlu:
    'Beni suda boğulmaktan koruyacak bir dağa çıkacağım, oraya sığınacağım' dedi. Nuh:
    'Bugün, Allah’ın icra planından, azâbından, Allah’ın rahmeti ve merhametiyle muamele ettiği kimseler korunur' dedi. Aralarına dalgalar girdi. Böylece o da boğulanlardan oldu.


    Ahmet Varol : O: 'Bir dağa sığınacağım. O beni sudan korur' dedi. (Nuh): 'Bugün kendilerine rahmet ettiklerinin dışında Allah'ın emrinden kurtulacak yoktur' dedi. Bu sırada aralarına bir dalga girdi ve o da boğulanlardan oldu.


    Ali Bulaç : (Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.


    Ali Fikri Yavuz : O, (babasına) dedi ki: “- Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım.” Babası şöyle dedi: “- Bugün Allah’ın emrinden koruyacak yoktur. Meğer ki, Allah iman nasip etmekle rahmet buyursun.” Nihayet, ikisinin arasına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu.


    Bekir Sadak : Oglu: «Daga siginirim, beni sudan kurtarir» deyince, Nuh: «Bugun Allah'in buyrugundan O'nun acidiklari disinda kurtulacak yoktur» dedi. Aralarina dalga girdi, oglu da bogulanlara karisti.


    Celal Yıldırım : O, «ben az sonra bir dağa sığınırım, o beni sudan korur» dedi. Nûh ona: «Bugün Allah'ın emrinden koruyacak (hiçbir güc ve yardımcı) yoktur; ancak O'nun merhamet ettiği müstesna,» derken aralarına dal ga(lar) girdi ve o da boğulanlardan (biri) oldu.


    Diyanet İşleri (eski) : Oğlu: 'Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır' deyince, Nuh: 'Bugün Allah'ın buyruğundan O'nun acıdıkları dışında kurtulacak yoktur' dedi. Aralarına dalga girdi, oğlu da boğulanlara karıştı.


    Diyanet Vakfi : Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): «Bugün Allah'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur» dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.


    Edip Yüksel : O ise, 'Beni sudan koruması için bir tepeye sığınacağım,' dedi. (Nuh): 'Bugün ALLAH'ın yargısından koruyacak hiç bir şey yoktur; ancak O'nun acıdıkları hariç,' dedi. Dalgalar ikisi arasından geçti; o, boğulanların arasındaydı.


    Elmalılı Hamdi Yazır : O, ben: beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım dedi, bu gün, dedi: Allahın emrinden koruyacak yoktur, meğer ki o rahmet buyıra derken, dalga aralarına giriverdi, o da boğulanlardan oldu


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O: «Ben, beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.» dedi. Nuh: «Bugün Allah'ın emrinden koruyacak yok; meğer ki O rahmet ede!» dedi, derken dalga aralarına giriverdi ve o da boğulanlardan oldu.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : O, dedi ki; «Ben, beni sudan koruyacak bir dağa çıkacağım». Nuh da «Bu gün Allah'ın merhamet ettiğinden başkasını, Allah'ın bu emrinden koruyacak kimse yoktur.» dedi. Derken dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu.


    Fizilal-il Kuran : Oğlu «Beni sulardan koruyacak bir dağa sığınacağım» dedi. Nuh, ona «Bugün Allah'ın emrinden kurtaracak hiçbir güç yoktur, sadece O'nun esirgedikleri kurtulabilir» dedi. Tam bu sırada aralarına bir dalga girdi de Nuh'un oğlu boğulanların arasına katıldı.


    Gültekin Onan : (Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bu gün Tanrı'nın buyruğundan esirgeyen (Tanrı)dan başka bir koruyucu yoktur. Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.


    Hasan Basri Çantay : O, dedi ki: «Bir dağa sığınırım, o beni sudan korur». (Nuh da şöyle) dedi: «Bu gün Allahın emrinden, esirgeyen kendinden başka, hiç bir koruyucu yokdur», ikisinin arasına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu.


    Hayrat Neşriyat : (Oğlu yine de îmân etmekten kaçınarak:) 'Beni sudan muhâfaza edecek bir dağa sığınacağım' dedi. (Nûh:) 'Bugün (Allah’ın) merhamet ettiği kimse müstesnâ, Allah’ın emrinden (azâbından) koruyucu kimse yoktur!' dedi. Ve aralarına dalga girdi de (artık o)boğulanlardan oldu.


    İbni Kesir : O: Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır, deyince; Nuh: Bu gün Allah'ın rahmetine erişenden başkası için Allah'ın buyruğundan kurtuluş yoktur, dedi. Ve aralarına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu.


    Muhammed Esed : (Fakat oğlu:) "Ben, beni sulara karşı koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi.(Nuh:) "Bugün, (Allah'ın) acımasını, esirgemesini hak etmiş olanların dışında, kimse için Allah'ın hükmünden kurtuluş yoktur!" Ve tam o anda aralarında bir dalga yükseldi ve (oğul) boğulup gidenlerin arasına karıştı.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dedi ki: «Ben bir dağa sığınacağım, beni sudan korur.» (Nûh da) Dedi ki: «Bugün Allah'ın emrinden koruyacak yoktur, O'nun rahmet ettiği müstesna.» Ve ikisinin arasına dalga giriverdi de o boğulanlardan oldu.


    Ömer Öngüt : Oğlu: “Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır. ” dedi. Nuh: “Bugün Allah'ın emrinden, O'nun merhamet ettikleri dışında kurtulacak yoktur. ” dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.


    Şaban Piriş : Oğlu: -Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım dedi. Nuh: -Bugün, Allah’ın kendisine acıdığından başkasının tutunacağı bir yer yoktur, derken aralarına bir dalga girdi de o da boğulanlardan oldu.


    Suat Yıldırım : O: "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım!" dedi. Nuh ise: "Bugün Allah’ın helâk emrinden koruyacak hiçbir kuvvet yoktur. Ancak O’nun merhamet ettiği kurtulur!" der demez, birden aralarına dalga girdi, ve oğlu boğulanlardan oldu.


    Süleyman Ateş : (Oğlu): "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım," dedi. (Nûh): "Bugün, Allâh'ın emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur, ancak O'nun acıdığı (kurtulur)." dedi. Ve aralarına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu.


    Tefhim-ul Kuran : (Oğlu) Dedi ki: «Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur.» Dedi ki: «Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah) dan başka bir koruyucu yoktur.» Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.


    Ümit Şimşek : O ise 'Bir dağa sığınırım, o beni sudan korur' diye cevap verdi. Nuh dedi ki: 'Bugün Allah'ın merhamet ettiklerinden başkasını Onun emrinden hiç kimse kurtaramaz.' Derken aralarına dalga girdi, o da boğulup gitti.


    Yaşar Nuri Öztürk : Oğlu cevap verdi: "Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur." Nûh dedi: "Allah'ın merhamet ettiği dışında bugün hiç kimse için Allah'ın kararından kurtaracak yoktur." Ve ikisi arasına dalga girdi de o, boğulanlar arasına katıldı.
     


  4. وَقِيلَ يَا أَرْضُ ابْلَعِي مَاءكِ وَيَا سَمَاء أَقْلِعِي وَغِيضَ الْمَاء وَقُضِيَ الأَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَقِيلَ بُعْداً لِّلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ



    Ve kîle yâ ardubleî mâeki ve yâ semâu akliî ve gîdal mâu ve kudıyel emru vestevet alal cûdiyyi ve kîle bu'den lil kavmiz zâlimîn(zâlimîne).



    1. ve kîle : ve denildi ki

    2. yâ ardu : ey arz (yeryüzü)

    3. ıbleî : yut

    4. mâe-ki : (senin) suyunu

    5. ve : ve

    6. yâ semâu : ey sema

    7. akliî : (suyu) tut, yağmuru kes, vazgeç

    8. ve gîda : ve çekildi

    9. el mâu : su

    10. ve kudıye : ve yerine getirildi

    11. el emru : emir

    12. vestevet (ve istevet) : yerleşti, durdu

    13. alâ el cûdiyyi : Cudi dağı üstünde

    14. ve kîle : ve denildi

    15. bu'den : uzak olsunlar

    16. lil kavmi ez zâlimîne : zalimler kavmi





    İmam İskender Ali Mihr : Ve: “Ey arz (yeryüzü), suyunu yut! Ey sema (suyunu) tut!” denildi. Ve su çekildi ve emir yerine getirildi. Ve (gemi), Cudi (dağı)nın üzerine yerleşti. Ve zalim kavme: “Uzak olsunlar.” denildi.


    Diyanet İşleri : “Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” denildi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve dendi ki: Ey yeryüzü, em suyunu ve ey gök kes yağmurunu ve su emildi ve iş yapıldı bitti ve oturdu Cûdi'ye gemi ve uzaklık denildi, zulmeden topluluğa.


    Adem Uğur : (Nihayet) "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!" denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: "O zalimler topluluğunun canı cehenneme!" denildi.


    Ahmed Hulusi : "Ey yeryüzü, suyunu yut! Ey semâ, (yağmurunu) kes" denildi. . . Su çekildi. . . Hüküm yerine geldi. . . (Gemi) Cudi'de (yüksek bir dağda) yerini aldı. . . "Zâlimler kavmine uzaklık olsun" denildi.


    Ahmet Tekin : Nihayet:
    'Ey yer, suyunu yut. Ey gök, suyunu tut.' denildi. Sular çekildi. Plan icra edildi. Gemiler Cûdî dağına oturdu.
    'İnkâr ile, isyan ile, baskı, zulüm, işkence ile, temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, suikastler tertip eden zâlim bir kavim rahmetten ve korumadan uzak olsun, canı Cehennem’e' denildi.


    Ahmet Varol : 'Ey yer, suyunu çek ve ey gök sen de tut!' denildi. Böylece su çekildi, iş bitirildi, (gemi) Cudi'nin üzerine oturdu ve: 'Zalimler topluluğu yok olsun' denildi.


    Ali Bulaç : Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı)üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi.


    Ali Fikri Yavuz : Allah’ın emri olarak: “Ey arz, suyunu yut ve ey gök! Yağmuru tut.” denildi. Su çekildi ve iş bitirildi. Gemide CÛDİ dağı üzerinde kararlaştı ve : “-Zâlimler helâk olsun.” denildi.


    Bekir Sadak : Yere, «Suyunu cek!", goge, «Ey gok sen de tut!» denildi. Su cekildi, is de bitti; gemi Cudi'ye oturdu. «Haksizlik yapan millet Allah'in rahmetinden uzak olsun» denildi.


    Celal Yıldırım : Ey yeryüzü ! Suyunu yut; ey gök ! Sen de (suyunu) tut, denildi. Su çekildi, iş bitirildi ve gemi CÛDÎ üzerinde yöntemli şekilde durdu. O zâlimler topluluğuna da «rahmetten uzak olun !» denildi.


    Diyanet İşleri (eski) : Yere, 'Suyunu çek!', göğe, 'Ey gök sen de tut!' denildi. Su çekildi, iş de bitti; gemi Cudi'ye oturdu. 'Haksızlık yapan millet Allah'ın rahmetinden uzak olsun' denildi.


    Diyanet Vakfi : (Nihayet) «Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!» denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: «O zalimler topluluğunun canı cehenneme!» denildi.


    Edip Yüksel : Ve denildi ki: 'Ey toprak suyunu yut, ey gök sen de tut.' Su yatıştı, karar yerine getirildi, Cudi (Judea) üzerine oturdu ve 'Zalimler uzak olsunlar!,' dendi.


    Elmalılı Hamdi Yazır : bir de denildi: ey Arz! Yut suyunu ve ey Semâ! Açıl, su çekildi iş bitirildi ve gemi, Cudî üzerinde durdu, o zalim kavme def'olun denilmişti


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de: «Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sende açıl!» denildi ; su çekildi, iş bitirildi, gemi Cudi üzerinde durdu ve bu zalim topluluğa: «Defolun!» denilmişti.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah tarafından denildi ki: «Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes!» Ve sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi dağı üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan uzak olun denildi.


    Fizilal-il Kuran : Bir süre sonra yere «Ey yer, suyunu yut» ve göğe «Ey gök, yağmurunu tut» dendi. Bunun üzerine sular çekildi, Allah'ın emri gerçekleşti ve gemi Cudi'ye oturdu. Bu sırada «Kahrolsun zalimler güruhu» diyen bir ses duyuldu.


    Gültekin Onan : Denildi ki: "Ey yer, suyunu tut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, buyruk yerine getirildi / bitirildi, (gemi de) Cudi (dağı) üstüne durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi.


    Hasan Basri Çantay : (Taraf-ı ilâhîden) denildi ki: «Ey arz suyunu yut, ey gök sen de tut». Su kesildi, iş olub bitirildi, (gemi de) Cûdî (dağının) üzerinde durdu. O zaalimler güruhuna «Uzak olsunlar» denildi.


    Hayrat Neşriyat : Nihâyet (vakti geldiğinde): 'Ey yer! Suyunu yut! Ve ey gök! (Sen de yağmurunu) tut!' denildi. Su çekildi, iş bitirildi, (gemi) Cûdî (dağının) üzerine oturdu ve: '(Allah’ın rahmetinden uzak olan) zâlimler topluluğu helâk olsun!' denildi.


    İbni Kesir : Denildi ki: Ey yer suyunu çek, Ey gök, sen de tut, su çekildi, iş de bitti. Gemi Cudi'ye oturdu. Zalimler güruhu Allah'ın rahmetinden uzak olsun, denildi.


    Muhammed Esed : Ve derken, "Ey yer, suyunu yut!" denildi; "Ey gök, (yağmurunu) durdur!" Ve böylece sular çekildi, (Allah'ın) hükmü yerine geldi, gemi Cudi Dağı'na oturdu. Ve böylece, zulmeden bu halk için "uzak olsunlar!" sözü söylenmiş oldu.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve denildi ki: «Ey yer! Suyunu yut ve ey gök açıl.» Ve su kesildi ve iş icra edilmiş oldu. Gemi de Cûdi dağının üzerine yerleşti. Ve, «Zalimler olan kavim için uzaklık olsun!» denildi.


    Ömer Öngüt : “Ey yer! Suyunu yut! Ey gök! Sen de tut!” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi Cûdî'ye oturdu ve “Zâlimler topluluğu yok olsun!” denildi.


    Şaban Piriş : -Ey yeryüzü suyunu yut, ey gök tut denildi. Su çekildi, emir gerçekleşti, gemi Cudi’ye oturdu. Ve şöyle denildi: -Kahrolsun zalim toplum!


    Suat Yıldırım : Kâfirler boğulduktan sonra yerle göğe: "Ey yer suyunu yut ve sen ey gök suyunu tut!" diye emir buyuruldu. Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cudi üzerinde yerleşti ve "Kahrolsun o zalimler!"
    denildi.


    Süleyman Ateş : "Ey yer, suyunu yut ve ey gök tut!" denildi. Su azaldı, iş bitirildi. (Gemi) Cudi'ye oturdu. "Haksızlık yapan kavim yok olsun!" denildi.


    Tefhim-ul Kuran : Denildi ki: «Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut.» Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cûdi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: «Uzak olsunlar» denildi.


    Ümit Şimşek : Ve denildi ki: 'Ey yer, suyunu yut; ey gök, suyunu tut.' Su çekildi, iş bitirildi, gemi Cûdî'ye oturdu. Ve 'Zalimler güruhu yok olsun' denildi.


    Yaşar Nuri Öztürk : Ve denildi: "Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Ve su çekidi. İş bitirilmişti. Gemi, Cûdi üzerine oturdu ve haykırıldı: "O zalimler topluluğu geri gelmez olsun!"
     


  5. وَنَادَى نُوحٌ رَّبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابُنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ



    Ve nâdâ nûhun rabbehu fe kâle rabbi innebnî min ehlî ve inne va'dekel hakku ve ente ahkemul hâkimîn(hâkimîne).



    1. ve nâdâ : ve seslendi

    2. nûhun : Nuh

    3. rabbe-hu : Rabbine

    4. fe kâle : o zaman dedi

    5. rabbi : Rabbim

    6. innebnî (inne ibnî) : muhakkak ki benim oğlum

    7. min : ...den

    8. ehlî : benim ailem

    9. ve inne : ve şüphesiz ki

    10. va'de-ke : senin vaadin

    11. el hakku : haktır

    12. ve ente : ve sen

    13. ahkem : en iyi hüküm veren

    14. el hâkimîne : hüküm verenler





    İmam İskender Ali Mihr : Ve Nuh (A.S) Rabbine seslendi. “Sonra (şöyle)dedi: “Rabbim! Muhakkak ki oğlum benim ailemdendir. Ve muhakkak ki Senin vaadin haktır ve Sen, hüküm verenlerin en iyi hüküm verenisin.”


    Diyanet İşleri : Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve Nûh Rabbine niyâz edip dedi ki: Rabbim, oğlum da şüphe yok ki âilemdendi ve şüphe yok ki vaadin gerçektir senin ve sen, hükmedenlerin en hayırlısısın.


    Adem Uğur : Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin."


    Ahmed Hulusi : Nuh Rabbine nida etti de dedi ki: "Rabbim, muhakkak ki oğlum ailemdendir. . . Senin bildirimin ise Hak'tır ve sen hakîmlerin en hakîmisin. "


    Ahmet Tekin : Nuh Rabbine:
    'Ey Rabbim, oğlum benim ailemdendi. Senin va’din de, elbette haktır. Sen hâkimlerin, kanun-kural koyan hükümranların kanunlarını, kurallarını icra edenlerin en büyüğü, en hayırlısısın.' diye niyaz etti.


    Ahmet Varol : Nuh Rabbine seslendi ve: 'Ey Rabbim! Oğlum benim ailemdendir ve senin vaadin elbette haktır. Sen hükmedenlerin hükmedenisin' dedi.


    Ali Bulaç : Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin."


    Ali Fikri Yavuz : Nûh Rabbine dua edip şöyle dedi: “- Ya Rab! elbette oğlum, benim ailemdendir. Senin vaadin hakdır, onu yerine getirirsin (Halbuki ailemi kurtaracağına dair vaadin vardı. Şimdi oğlumun durumu nedir?) Sen hâkimlerin hâkimisin.”


    Bekir Sadak : Nuh Rabbine seslendi: «Rabbim! Oglum benim ailemdendi. Dogrusu Senin vadin haktir. Sen hukmedenlerin en iyi hukmedenisin» dedi.


    Celal Yıldırım : Nûh, Rabbına (yanık bir yürekle) seslendi «Rabbim ! Doğrusu oğlum benim ailemdendi. Şüphesiz ki senin va'din haktır ve sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : Nuh Rabbine seslendi: 'Rabbim! Oğlum benim ailemdendi. Doğrusu Senin vadin haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin' dedi.


    Diyanet Vakfi : Nuh Rabbine dua edip dedi ki: «Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin.»


    Edip Yüksel : Nuh Rabbine seslendi: 'Ey Rabbim, oğlum benim ailemdendir, Senin verdiğin söz ise elbette gerçektir ve Sen, yargıda bulunanların en iyisisin.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Nuh, rabbına nidâ etti de ya rabb: dedi elbette oğlum benim ehlimdendir ve elbette senin va'din haktır ve sen ahkemülhâkimînsin


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Nuh Rabbine seslenip: «Ey Rabbim! Elbette oğlum benim ailemdendir, Senin va'din de kesinlikle haktır ve Sen hakimlerin en iyi hükmedenisin!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki: «Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir. Ve sen hakimler hakimisin.»


    Fizilal-il Kuran : Nuh, Rabbine seslenerek dedi ki; «Ey Rabbim, oğlum ailemin bir bireyi idi, senin vaadin de gerçektir ve sen kesinlikle hüküm verenlerin en yerinde hüküm verenisin.»


    Gültekin Onan : Nuh rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim kuşkusuz benim oğlum ehlimdendir (ailemdendir) ve senin vaadin de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin."


    Hasan Basri Çantay : Nuh Rabbine düâ edib dedi ki: «Ey Rabbim, benim oğlum da şübhesiz benim ailemdendir. Senin va'din elbette hakdır ve Sen haakimlerin haakimisin».


    Hayrat Neşriyat : Nûh ise, Rabbine nidâ (duâ) edip dedi ki: 'Rabbim! Şübhesiz ki oğlum benim âilemdendir (sen bana âilemin kurtulacağını va'd etmiştin); muhakkak ki senin va'din haktır ve sen hükmedenlerin en hâkimisin!'


    İbni Kesir : Nuh Rabbına yakardı ve: Ey Rabbım; oğlum benim ailemdendi, ama Senin vaadin haktır. Ve sen; hakimlerin en iyi hükmedenisin, dedi.


    Muhammed Esed : Bu arada Nuh Rabbine yakarıp "Rabbim!" dedi, "O benim kendi oğlumdu, ailemden biriydi; demek ki, Senin vaadin (herkes için) geçerli ve Sen hüküm verenlerin en adili, en söz geçirenisin!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Nûh Rabbine nidâ etti de dedi ki: «Yarabbi! Şüphe yok, oğlum benim âilemdendir ve muhakkak ki, Senin vaadin haktır ve hakîmlerin hakîmi Sen'sin.»


    Ömer Öngüt : Nuh Rabbine duâ edip: “Ey Rabbim! Şüphesiz ki oğlum da benim âilemdendir. Senin vaadin elbette haktır, sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin. ” dedi.


    Şaban Piriş : Nuh, Rabbine yalvararak şöyle dedi: -Rabbim, Şüphesiz oğlum benim ailemdendir ve şüphesiz senin vaadin de gerçektir. Sen hüküm verenlerin en doğru karar verenisin!


    Suat Yıldırım : Nuh Rabbine hitâb edip: "Ya Rabbî, dedi, elbette boğulan oğlum da ailemdendi, öz evladımdı. (Halbuki ben onları gemiye alırken Sen bana kurtulacaklarını, müjdelemiştin). Senin vaadin elbette haktır ve Sen hâkimlerin hâkimisin!"


    Süleyman Ateş : Nûh Rabbine seslendi: "Rabbim, dedi, oğlum benim âilemdendir. Senin sözün elbette haktır ve sen hâkimlerin hâkimisin!"


    Tefhim-ul Kuran : Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: «Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.»


    Ümit Şimşek : Nuh Rabbine niyaz ederek dedi ki: 'Rabbim, oğlum benim ailemdendir. Senin vaadin de gerçektir. Sen ise Hâkimlerin Hâkimisin.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Bu arada Nûh, Rabbine yakardı da dedi ki: "Rabbim, oğlum benim ailemdendi! Senin vaadin elbette haktır. Sen hâkimlerin, hükmü en güzel verenisin."
     


  6. قَالَ يَا نُوحُ إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ إِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلاَ تَسْأَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنِّي أَعِظُكَ أَن تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ



    Kâle yâ nûhu innehu leyse min ehlik(ehlike), innehu amelun gayru salih(salihin), fe lâ tes'elni mâ leyse leke bihî ilm(ilmun), innî eızuke en tekûne minel câhilîn(câhilîne).



    1. kâle : dedi

    2. yâ nûhu : ey Nuh

    3. inne-hu : muhakkak ki o

    4. leyse : değildir

    5. min : ...den

    6. ehli-ke : senin ailen

    7. inne-hu : muhakkak ki o

    8. amelun : amel işleyendir

    9. gayru salihin : salih olmayan, salih değil

    10. fe : artık

    11. lâ tes'el-ni : benden isteme

    12. mâ : şeyi

    13. leyse : değil, olmayan

    14. leke : senin

    15. bi-hi : onun hakkında

    16. ilmun : bir ilim

    17. in-nî : muhakkak ki ben

    18. eizu-ke : sana öğüt veriyorum

    19. en tekûne : olmaktan

    20. min el câhilîne : cahillerden





    İmam İskender Ali Mihr : (Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Ey Nuh! Muhakkak ki o, senin ailenden değildir. Muhakkak ki onun yaptığı salih olmayan bir ameldir. Öyleyse senin hakkında bir ilmin (bilgin) olmayan şeyi, Benden isteme. Muhakkak ki Ben, cahillerden olursun diye sana öğüt veriyorum.”


    Diyanet İşleri : Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi

    .
    Abdulbaki Gölpınarlı : Dedi ki: Yâ Nûh, o, kesin olarak senin âilenden değil, çünkü o, kötü bir iş işledi. Artık bilmediğin şeyi isteme benden şüphe yok ki bilgisizlerden olmaman için öğüt vermedeyim sana.
    Adem Uğur : Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.


    Ahmed Hulusi : Buyurdu ki: "Ey Nuh! Muhakkak ki o senin ailenden değildir! Muhakkak ki o (hükmüme karşı oğlun konusunda ısrarlı olman) imanın gereği olmayan bir fiildir! Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme! Muhakkak ki Ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim. "


    Ahmet Tekin : Allah:
    'Ey Nuh, oğlun ailenden, iman edenlerden, kurtarılacaklardan değildi. İtirazın yerinde olmadığı gibi, doğru bir davranış da değil. O, sâlih amel işleyen biri de değil. O halde, hakkında bilgin olmayan bir konuda benden bir şey isteme. Ben sana, bilgiden muhakemeden uzak, tutarsız davranan cahillerden olmamanı tavsiye ediyorum, seni uyarıyorum.' dedi.


    Ahmet Varol : (Allah): 'Ey Nuh! O, senin ailenden değildir. O iyi olmayan bir iş üzereydi. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme. Sana bilgisizlerden olmamanı öğütlerim' dedi.


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."


    Ali Fikri Yavuz : Allah şöyle buyurdu: “-Ey Nûh! O, senin ailenden değildir. Çünkü o, sâlih olmıyan bir amel sahibidir (kâfirdir). O halde bilmediğin bir şeyi benden isteme. Seni, cahillerden olmaktan menederim.”


    Bekir Sadak : Allah: «Ey Nuh! O senin ailenden sayilmaz; cunku kotu bir is islemistir; oyleyse bilmedigin seyi Benden isteme. Iste sana ogut, bilgisizlerden olma» dedi.


    Celal Yıldırım : Allah Ona : «Ey Nûh ! Şüphesiz ki, o senin ailenden değildir; çünkü onun (yaptığı) cidden sâlih (İyi-yararlı) bir âmel değildi. Artık (içyüzünü) bilmediğin bir şeyi benden isteme. Bilgisizlerden olmayasın diye gerçekten sana öğüt veriyorum» buyurdu.


    Diyanet İşleri (eski) : Allah: 'Ey Nuh! O senin ailenden sayılmaz; çünkü kötü bir iş işlemiştir; öyleyse bilmediğin şeyi Benden isteme. İşte sana öğüt, bilgisizlerden olma' dedi.


    Diyanet Vakfi : Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.


    Edip Yüksel : Dedi ki: 'Ey Nuh, o senin ailenden olamaz. Bilmediğin bir konuda benden istekte bulunman erdemli bir tavır değildir. Cahillerden olmamanı sana öğütlerim.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya Nuh! buyurdu: o senin ehlinden değil, o gayri salih bir amel, binaenaleyh bilmediğin şeyi benden isteme ben seni câhillerden olmaktan tahzir ederim


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Allah: «Ey Nuh, O, asla senin ailenden değildir. O, doğru olmayan bir iştir. O halde bilmediğin birşeyi benden isteme! Ben, seni cahillerden olmaktan men ederim.» buyurdu.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Allah: «Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım.»


    Fizilal-il Kuran : Allah dedi ki; «Ey Nuh, o oğlun senin ailenden değildi. Çünkü o kötü işler yaptı. İçyüzünü bilmediğin bir şeyi yapmamı benden isteme. Sana cahillerden olmamanı öğütlerim.»


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ehlinden (ailenden) değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."


    Hasan Basri Çantay : (Allah da şöyle) buyurdu: «Ey Nuh, o kat'iyyen senin ailenden değildir. Çünkü o (nun işlediği) Saalih olmayan (kötü) bir işdir. O halde bilgin olmadığı bir şey'i benden isteme. Seni bilmezlerden olmakdan bihakkın men ederim».


    Hayrat Neşriyat : (Allah) buyurdu ki: 'Ey Nûh! Şübhesiz o, senin âilenden değildir! Çünki o(nun yaptığı), sâlih olmayan bir ameldir. Öyleyse hakkında bilgi sâhibi olmadığın bir şeyi benden isteme! Muhakkak ki ben seni câhillerden olmaktan sakındırırım!'


    İbni Kesir : Buyurdu ki: Ey Nuh; o senin ailenden değildir. Çünkü kötü bir iş işlemiştir. Öyleyse bilmediğin şeyi Benden isteme. Cahillerden olmaman için sana öğüt veriyorum.


    Muhammed Esed : (Allah:) "Ey Nuh!" dedi, "O senin ailenden sayılmazdı; çünkü iyi ve doğru olmayan bir şey yaptı o. Ayrıca hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şey isteme Benden: böylece, sana cahillerden olmamanı öğütlüyorum".


    Ömer Nasuhi Bilmen : Buyurdu ki: «Ey Nûh! O muhakkak senin ehlinden değildir. Şüphesiz ki o gayrı sâlih bir iştir. Artık kendisine senin için bilgi olmayan bir şeyi Benden sorma. Muhakkak ki, Ben sana cahillerden olmayasın diye öğüt veririm.»


    Ömer Öngüt : Allah: “Ey Nuh! O senin âilenden değildir. Çünkü o sâlih olmayan (kötü) bir iş işlemişti. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi bizden isteme. Bilgisizlerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum. ” buyurdu.


    Şaban Piriş : Allah: -Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildi, çünkü doğru olmayanı yaptı. Öyleyse, bilmediğin şeyi benden isteme. Cahillerden olma diye sana öğüt veriyorum, dedi


    Suat Yıldırım : "Ey Nuh!" buyurdu Allah, "O senin ailenden değil. Çünkü o, dürüst iş yapan, temiz bir insan değildi. O halde, hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Cahilce bir davranışta bulunmayasın diye sana öğüt veriyorum."


    Süleyman Ateş : (Rabbi): "Ey Nûh, dedi, o senin âilenden değildir. O, yaramaz iş yaptı. Bilmediğin bir şeyi benden isteme. Sana câhillerden olmamanı öğütlerim!"


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır) . Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.»


    Ümit Şimşek : Allah buyurdu ki: 'Ey Nuh, o senin ailenden değildir. O kötü bir iş yaptı. Bilmediğin şeyi Benden isteme. Cahillik etmeyesin diye Ben sana öğüt veriyorum.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Allah buyurdu: "Ey Nûh! O, senin ailenden değildi. Yaptığı, iyi olmayan bir işti. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım."
     


  7. قَالَ رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْأَلَكَ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ وَإِلاَّ تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنِي أَكُن مِّنَ الْخَاسِرِينَ



    Kâle rabbi innî eûzu bike en es'eleke mâ leyse lî bihî ilm(ilmun), ve illâ tagfirlî ve terhamnî ekun minel hâsirîn(hâsirîne).



    1. kâle : dedi

    2. rabbi : Rabbim

    3. innî eûzu bi-ke : muhakkak ki ben sana sığınırım

    4. en es'ele-ke : senden istemekten

    5. mâ leyse : olmayan şey

    6. lî : benim

    7. bi-hi : onu, onun hakkında

    8. ilmun : bir ilim (bilgi)

    9. ve illâ : ve olması hariç, olmazsa

    10. tagfir-lî : beni mağfiret et

    11. ve terham-nî : ve bana rahmet et

    12. ekun : ben olurum

    13. min el hâsirîne : hüsrana uğrayanlardan





    İmam İskender Ali Mihr : (Nuh A.S): “Rabbim, muhakkak ki ben, onun hakkında benim bir ilmim (bilgim) olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve Senin, beni mağfiret etmen ve Senin, bana rahmet etmen olmazsa ben, hüsrana uğrayanlardan olurum.” dedi.


    Diyanet İşleri : Nûh, “Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum” dedi.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Nûh, Rabbim dedi, bilmediğim şeyi senden istemekten, gene sana sığınırım ve beni yarlıgamazsan, bana acımazsan ziyankârlardan olurum ben.


    Adem Uğur : Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!


    Ahmed Hulusi : (Nuh) dedi ki: "Rabbim! Bilgisine sahip olmadığım (içyüzünü bilmediğim) şeyi senden istemekten sana sığınırım! Beni bağışlamaz ve bana rahmet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum. "


    Ahmet Tekin : Nuh:
    'Rabbim, hakkında bilgim olmayan bir konuda, senden bir şey istemekten sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, sen bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.' dedi.


    Ahmet Varol : O da: 'Ey Rabbim! Hakkında bilgim olmayan bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer sen beni bağışlamaz ve bana rahmet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.' dedi.


    Ali Bulaç : Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum."


    Ali Fikri Yavuz : Nûh, dedi ki: “- Ey Rabbim, bilmediğim şeyi, senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, hüsrana düşenlerden olurum.”


    Bekir Sadak : "Rabbim! Bilmedigim seyi Senden istemekten Sana siginirim. Beni bagislamaz ve bana merhamet etmezsen kaybedenlerden olurum» dedi.


    Celal Yıldırım : Nûh dedi ki: «Rabbim! Bilmediğim bir şeyi senden istemekten yine sana sığınırım; eğer beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen elbette zarara uğrayanlardan olurum»


    Diyanet İşleri (eski) : 'Rabbim! Bilmediğim şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen kaybedenlerden olurum' dedi.


    Diyanet Vakfi : Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!


    Edip Yüksel : Dedi ki: 'Rabbim, bilgim olmayan bir konuda sana yalvardığım için sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana acımazsan kaybedenlerden olurum.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya rabb! dedi: senden bilmediğim şey'i istemekten sana sığınırım, sen bana mağrifetini reva, rahmetini atâ kılmazsan ben husrâna düşenlerden olurum


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Nuh: «Ey Rabbim, senden bilmediğim şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer sen, beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen hüsrana düşenlerden olurum!» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Nuh: «Ey Rabbim! Ben bilmediğim bir şeyi istemiş olmaktan dolayı sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, bana merhamet etmezsen ben hüsrana uğrayanlardan olurum.


    Fizilal-il Kuran : Nuh dedi ki; «İçyüzünü bilmediğim bir şeyi yapmanı istemekten sana sığınırım. Eğer sen beni affetmez, bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.»


    Gültekin Onan : Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum."


    Hasan Basri Çantay : (Nuh) «Ey Rabbim, dedi, ben bilgimin olmadığı şey'i Senden istemekden Sana sığınırım. Eğer beni yarlığamazsan, beni esirgemezsen husrâne düşmüşlerden olurum».


    Hayrat Neşriyat : (Nûh) dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu ben, hakkında bilgi sâhibi olmadığım bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer bana mağfiret etmez ve bana merhamet etmezsen, hüsrâna
    uğrayanlardan olurum.'


    İbni Kesir : Rabbım; bilmediğim şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve yarlıgamazsan; hüsrana uğrayanlardan olurum, dedi.


    Muhammed Esed : "Ey Rabbim!" dedi (Nuh), "Senden, hakkında bilgi sahibi olmadığım herhangi bir şey istemekten Sana sığınırım! Çünkü, beni bağışlamaz, beni acıyıp esirgemezsen, şüphesiz, kaybedenlerden olurum!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dedi ki: «Ey Rabbim! Kendisine benim için bilgi olmayan bir şeyi Senden sormaktan şüphe yok ki ben Sana sığınırım ve eğer benim için mağfiret etmez ve beni esirgemezsen ben hüsrâna düşenlerden olurum.»


    Ömer Öngüt : Nuh dedi ki: “Ey Rabbim! Bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, ziyana uğrayanlardan olurum. ”


    Şaban Piriş : -Rabbim, bilmediğim şeyi senden dilemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan hüsrana uğrayanlardan olurum, dedi.


    Suat Yıldırım : "Ya Rabbî, dedi, hakkında kesin bilgim olmayan şeyi istemekten Sana sığınırım. Eğer beni affetmez, bana merhamet etmezsen, her şeyi kaybedenlerden olurum."


    Süleyman Ateş : (Nûh) dedi ki: "Rabbim, bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz, bana acımazsan ziyana uğrayanlardan olurum!"


    Tefhim-ul Kuran : Dedi ki: «Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.»


    Ümit Şimşek : Nuh 'Rabbim,' dedi, 'bilmediğim birşeyi istemekten Sana sığınırım. Eğer Sen beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, ben hüsrana düşenlerden olurum.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Nûh dedi: "Rabbim! Hakkında bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni affetmez, bana acımazsan hüsrana uğrayanlardan olurum."
     


  8. قِيلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلاَمٍ مِّنَّا وَبَركَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلَى أُمَمٍ مِّمَّن مَّعَكَ وَأُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ



    Kîle yâ nûhuhbıt bi selâmin minnâ ve berekâtin aleyke ve alâ umemin mimmen meâk(meâke), ve umemun se numettiuhum summe yemessuhum minnâ azâbun elîm(elîmun).



    1. kîle : denildi

    2. yâ nûhu ıhbıt : ey Nuh in

    3. bi selâmin : selâmetle

    4. min-nâ : bizden

    5. ve berekâtin : ve bereketlerle

    6. aleyke : senin üzerine, sana

    7. ve alâ umemin : ve ümmetler, toplumlar üzerine

    8. mimmen (min men) : olan kimselerden

    9. meâ-ke : seninle beraber

    10. ve umemun : ve ümmetler

    11. se numettiu-hum : onları metalandıracağız, faydalandıracağız

    12. summe : sonra

    13. yemessu-hum : onlara dokunacak

    14. min-nâ : bizden

    15. azâbun elîmun : elîm azap, acı azap





    İmam İskender Ali Mihr : (Şöyle) denildi: “Ey Nuh, sana ve seninle beraber olan ümmetlere (toplumlara) Bizden bir selâmetle, bereketlerle in! Ve (bazı) ümmetler (olacak ki), onları metalandıracağız (faydalandıracağız). Sonra onlara Bizden elîm (acı) azap dokunacak.”


    Diyanet İşleri : Ona denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Dendi ki: Nûh, sana ve seninle berâber bulunanlardan türeyecek ümmetlere bizden gönderilen esenlikler ve bereketlerle in gemiden. Onlardan türeyecek ümmetler içinde öyleleri de var ki onları da bir müddet faydalandıracak, geçindireceğiz de sonra bizden elemli bir azâba uğrayacaktır onlar.


    Adem Uğur : Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandıracağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.


    Ahmed Hulusi : "Ey Nuh. . . Sen ve seninle beraber olanlardan oluşacak halklara bizden Selâm ve bereketlerle in. . . Biz onları yararlandıracağız, sonra da onlara bizden (hakikatindeki Esmâ mânâsı sonucu olarak, derûnundan gelen bir yolla) acı azap yaşatılır" denildi.


    Ahmet Tekin : 'Ey Nuh, sana, seninle beraber olanlardan türeyen milletlere katımızdan barış, güvenlik, bolluk ve bereket va’dimizle gemidekilerle birlikte gemiden in. Onların neslinden yoldan çıkmış milletler de türeyecek, onlara da dünyada zevk ü sefa tattıracağız. Sonra onlara, tarafımızdan verilen can yakıp inleten müthiş bir azap dokunacak.' denildi.


    Ahmet Varol : 'Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olanlardan (türeyecek) ümmetlere bizden selam ve bereketlerle in. Ancak öyle ümmetler de olacak ki onları bir süre yararlandıracağız. Sonra kendilerine bizden acıklı bir azap dokunacaktır' denildi.


    Ali Bulaç : "Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kâfir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı bir azab dokunacaktır."


    Ali Fikri Yavuz : Şöyle denildi: “- Ey Nûh! Sana ve gemide seninle beraber bulunan müminlere (veya soylarına) bizden bir selâmet ve bereketlerle (gemiden) in. Onlardan bir takım kâfir ümmetler olacak ki, biz onları dünyada rızıklarla faydalandıracağız. Sonra da, âhirette kendilerine, bizden acıklı bir azâp dokunacaktır.


    Bekir Sadak : «Ey Nuh! Sana ve Seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle gemiden in. Ama bircok topluluklari da gecindirecegiz, sonra onlara can yakici bir azap verecegiz» denildi.
    Celal Yıldırım : Denildi ki: «Ey Nûh! Bizden sana ve seninle birlikte bulunan mü' minlere (topluluklara) bir selâmet ve çok bereketlerle gemiden in.. İleride nice ümmetleri de geçindirip yararlandıracağız ; sonra da bizden onlara elem verici azâb dokunacak.»


    Diyanet İşleri (eski) : 'Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle gemiden in. Ama birçok toplulukları da geçindireceğiz, sonra onlara can yakıcı bir azab vereceğiz' denildi.


    Diyanet Vakfi : Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandıracağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.


    Edip Yüksel : Dendi ki: 'Ey Nuh, sana ve seninle birlikte olan uluslara bizden barış ve bereketlerle in. Ayrıca öyle uluslar var ki onları bir süre yaşatacağız ve sonra onlara bizden acı bir azap dokunacaktır.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ya Nuh! denildi: in bizden bir selâm ve bir çok berekât ile sana ve beraberindeki kimselerden bir çok ümmetlere, daha bir çok ümmetler; ileride onları da müstefid edeceğiz, sonra onlara bizden bir elîm azâb dokunacak


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Denildi ki: «Ey Nuh, sana ve beraberindeki kimselerden birçok ümmetlere tarafımızdan bir selam ve birçok bereketlerle in! Daha birçok ümmetleri de ileride faydalandıracağız. Sonra Bizden onlara acı bir azap dokunacaktır.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ey Nuh!» denildi, « Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacak nice ümmetler olacaktır.»


    Fizilal-il Kuran : Bu sırada şöyle bir ses duyuldu; «Ey Nuh, sana ve yanındakilerden meydana gelecek ümmetlere sunacağımız esenliğin ve bereketlerin eşliğinde gemiden in. Yanındakilerin soyundan başka ümmetler de gelecektir. Bunlara bir süreye kadar dünya nimetlerini tattırdıktan sonra kendilerini acıklı azabımıza çarptıracağız.»


    Gültekin Onan : "Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. [Sizden türeyecek diğer kafir] Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı bir azab dokunacaktır."


    Hasan Basri Çantay : Denildi ki: «Yâ Nuh, sana ve (gemide) maiyyetinde bulunanlardan (gelecek mü'min) ümmetlere bizden selâm (-ü selâmet) ve bereketlerle in (gemiden. Onlardan türeyecek diğer kâfir) ümmetler de vardır ki biz onları dahi (dünyâda bol rızıklarla) fâidelendireceğiz. Sonra ise (âhiretde) onları bizden acıklı bir azâb çarpacakdır..


    Hayrat Neşriyat : (Tarafımızdan) buyuruldu ki: 'Ey Nûh! Sana ve berâberindekilerden (çoğalarak tüm dünyaya yayılacak) olan ümmetlere bizden selâm ve bereketlerle (gemiden) in!(Onlardan ileride) öyle ümmetler de olacaktır ki, kendilerini yakında (dünyada)faydalandıracağız, sonra (inkâr etmelerinden dolayı) bizden onlara (yine pek) elemli bir azab dokunacaktır.'


    İbni Kesir : Ey Nuh; bizim katımızdan selametle in. Sana ve seninle beraber olan ümmetlere hayır ve bereketler olsun. Ama öyle ümmetler var ki; onları bir süre geçindireceğiz. Sonra onlara can yakıcı bir azab vereceğiz, denildi.


    Muhammed Esed : Bunun üzerine (Nuh'a) "Ey Nuh!" denildi, "Sana ve seninle beraber (olanlara; senin ve) onlar(ın soyun)dan gelecek olan (iyi) insanlara katımızdan bir barış ve güvenlik, bir bolluk bereket (vaadi) ile gemiden in. Fakat (senin ve onların soyundan gelecek olan zalim ve inkarcı) insanlara gelince, Biz onların (bu dünyada belli bir süre) tutunup geçinmelerine fırsat verecek, sonra da başlarına katımızdan bir azap saracağız."


    Ömer Nasuhi Bilmen : Denildi ki: «Ey Nûh! Bizden bir selâm ile ve senin üzerine ve seninle beraber olanlardan neş'et edecek ümmetler üzerine birçok bereketler ile (gemiden) in. Ve birtakım milletleri de ileride faidelendireceğiz, sonra onlara Bizden acıklı bir azap dokunacaktır.»


    Ömer Öngüt : “Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in! Amma (gelecek nesiller içinde) kendilerini (dünyada bol rızıklarla) faydalandıracağımız, sonra da bizden kendilerine acıklı bir azabın dokunacağı ümmetler de vardır. ” denildi.


    Şaban Piriş : -Ey Nuh, sana ve seninle birlikte olan topluluklara, bizden bir esenlik ve bereketle in. Ve daha sonraki toplumlara da geçimlikler vereceğiz. Sonra onlara katımızdan can yakıcı bir azap dokunacaktır, denildi.


    Suat Yıldırım : "Ey Nuh! denildi, sana ve beraberinde bulunan mümin topluluklara bizim tarafımızdan bir selâmet ve çok bereketlerle gemiden in! Gelecek nesiller içinde niceleri de olacak ki onları dünyada bir müddet yaşatacağız, sonra da bizden onlara gayet acı bir azap dokunacaktır."


    Süleyman Ateş : "Ey Nûh, denildi, sana ve seninle beraber bulunan ümmetlerden bir bölüme bizden selâmet ve bolluklarla (gemiden) in. Ama öyle ümmetler de var ki, onları bir süre yaşatacağız, sonra onlara bizden acı bir azâb dokunacaktır!"


    Tefhim-ul Kuran : «Ey Nuh» denildi. «Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selâm ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kâfir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acıklı bir azab dokunacaktır.»


    Ümit Şimşek : 'Ey Nuh,' denildi. 'Sana ve beraberindekilerden gelecek topluluklara Bizim katımızdan bir esenlik ve bereketle in. Onlardan gelen daha başka topluluklar da olacak ki, onları bir müddet nasiplendireceğiz; sonra da tarafımızdan onlara acı bir azap dokunacak.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Şöyle denildi: "Ey Nûh! Sana ve seninle beraber olanlardan diğer gruplara bizden bereketler ve bir selamla aşağıya in. Bazı ümmetler de var, kendilerini önce nimetlendireceğiz sonra bizden acıklı bir azap hepsini kucaklayacak."
     


  9. تِلْكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهَا إِلَيْكَ مَا كُنتَ تَعْلَمُهَا أَنتَ وَلاَ قَوْمُكَ مِن قَبْلِ هَذَا فَاصْبِرْ إِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ



    Tilke min enbâil gaybi nûhîhâ ileyk(ileyke), mâ kunte ta'lemuhâ ente ve lâ kavmuke min kabli hâzâ, fasbır, innel âkıbete lil muttekîn(muttekîne).



    1. tilke : bunlar

    2. min enbâi : haberlerden

    3. el gaybi : gayb (bilinmeyen)

    4. nûhî-hâ : onu vahyediyoruz

    5. ileyke : sana

    6. mâ kunte : sen değildin

    7. ta'lemu-hâ : onu biliyorsun

    8. ente : sen

    9. ve lâ : ve değil

    10. kavmu-ke : senin kavmin

    11. min kabli : daha önce

    12. hâzâ : bu

    13. fasbır (fe isbır) : artık sabret

    14. inne : muhakkak ki

    15. el âkıbete : akıbet, sonuç,

    16. li el muttekîne : takva sahiplerinin





    İmam İskender Ali Mihr : İşte bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Sen ve senin kavmin, bundan önce onu bilmiyordunuz. Artık sabret, muhakkak ki (güzel) sonuç, takva sahiplerinindir.


    Diyanet İşleri : İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O hâlde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.


    Abdulbaki Gölpınarlı : İşte bunlar, gaibe âit haberlerdir ki sana onları vahyediyoruz. Bundan önce ne sen onları biliyordun, ne kavmin biliyordu, sabret artık; şüphe yok ki sonuç, çekinenlerindir.


    Adem Uğur : (Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.


    Ahmed Hulusi : İşte bunlar Gayb haberlerindendir! Bunları sana vahyediyoruz. . . Bundan önce ne sen bunları biliyordun ne de halkın. . . O hâlde sabret. . . Muhakkak ki gelecek korunanlarındır.


    Ahmet Tekin : İşte bunlar insanlığa ders olacak bilmediğiniz tarihlerin, gayb âleminin cezalandırma haberlerinden bazılarıdır. Biz bunları sana vahyediyoruz. Bundan önce, sen de, kavmin de bunları bilmiyordunuz. O halde sabırla mücadeleye devam edin. Hayırlı âkıbet, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanların, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlerin, müttakılerindir.


    Ahmet Varol : Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Daha önce ne sen ne de kavmin bunları biliyordu. Sabret. Sonuç takva sahiplerinindir.


    Ali Bulaç : Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Rasûlüm), işte bunlar gayb haberlerindendir. Sana bunları vahy ile bildiriyoruz. Bundan önce, onları ne sen bilirdin, ne kavmin... O halde sen de sabret. Şüphe yok ki, kurtuluş takva sahiplerinindir.


    Bekir Sadak : Bunlar sana vahyettigimiz bilinmeyen olaylardir. Sen de, milletin de daha once bunlari bilmezdiniz. Sabret, sonuc, Allah'tan sakinanlarindir. *


    Celal Yıldırım : İşte bunlar, sana vahiy ile bildirdiğimiz gaybî haberlerdir. Daha önce ne sen bunu biliyordun, ne de kavmin biliyordu. Öyleyse sen de sabret. Sonunda kazanacak olanlar, elbette Allah'tan korkup (kötülüklerden) sakınanlardır.


    Diyanet İşleri (eski) : Bunlar sana vahyettiğimiz bilinmeyen olaylardır. Sen de, milletin de daha önce bunları bilmezdiniz. Sabret, sonuç, Allah'tan sakınanlarındır.


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.


    Edip Yüksel : Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberleridir. Ne sen, ne de senin halkın bundan önce onları bilmezdi. Sabret. Sonuç, erdemlilerindir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : İşte bunlar gayb haberlerinden, sana bunları vahyile bildiriyoruz, bundan evvel onları ne sen bilirdin ne kavmin, böyle, o halde sabret, her halde akıbet müttekılerindir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İşte bunlar, sana vahyile bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, iyi sonuç Allah'tan korkanlarındır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.


    Fizilal-il Kuran : Ey Muhammed, bu anlatılanlar sana vahiy yolu ile bildirdiğimiz gaybe ilişkin haberlerdir. Bundan önce ne sen ve ne de soydaşların bu olayları bilmiyordunuz. Müşriklerin olumsuz tepkilerine karşı sabret; sonuç, kötülüklerden sakınanlarındır.


    Gültekin Onan : Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.


    Hasan Basri Çantay : Bunlar gayb haberlerindendir ki sana onları vahyediyoruz. Onları bundan evvel ne sen biliyordun, ne kavmin. O halde (Habîbim) sen de (Nuh gibi her cefâye) katlan. Akıbet hiç şübhesiz takvaaye erenlerindir.


    Hayrat Neşriyat : (Habîbim, yâ Muhammed!) Bunlar gayb haberlerindendir ki, onları sana vahyediyoruz. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin! Öyle ise sabret! Şübhesiz ki âkıbet (sonunda asıl kazanç) takvâ sâhiblerinindir.


    İbni Kesir : İşte bunlar, gayb haberlerindendir ki sana vahyediyoruz. Ne sen, ne de kavmin daha önce bunları bilemezdiniz. Öyleyse sabret, çünkü akıbet müttakilerindir.


    Muhammed Esed : Bütün bunlar (ey Muhammed,) sana vahyettiğimiz bilinmedik haberlerdendir ki onları ne sen ne de soydaşların bundan önce (bu haliyle ve tam olarak) bilmiyordunuz. Öyleyse, sen de artık (Nuh gibi) sabırlı ol. Çünkü, unutma ki, gelecek, mutlaka, Allah'a karşı sorumluluk bilincine sahip olanlardan yana olacaktır!


    Ömer Nasuhi Bilmen : İşte bu, gayb haberlerindendir. Bunu sana vahyediyoruz. Bunu ne sen ve ne de kavmin bundan evvel bilir değildiniz. Artık sabret. Şüphe yok ki akıbet muttakîler içindir.


    Ömer Öngüt : Resulüm! İşte bunlar sana vahiy ile bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Daha önce ne sen bunları biliyordun, ne de kavmin biliyordu. Öyleyse sen de sabret! Hiç şüphesiz ki âkibet takvâya erenlerindir.


    Şaban Piriş : İşte bunlar, sana vahyettiğimiz bilinmeyen haberlerdir. Bundan önce ne sen ne de kavmin onu bilmiyordunuz. O halde, sabret, sonuç muttakilerindir.


    Suat Yıldırım : İşte bunlar gayb olan birtakım haberlerdir. Onları sana Biz vahyediyoruz. Halbuki bu vahiyden önce onları ne sen, ne de milletin bilmezdiniz. Öyleyse onların red ve inkârlarına karşı sabret, dişini sık ve şüphen olmasın ki hayırlı âkıbet müttakilerindir (Sonunda kazananlar, Allah’ı sayıp O’nun emirlerini çiğnemekten sakınanlar olacaktır).


    Süleyman Ateş : (Ey Muhammed), bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Ne sen, ne de kavmin, daha önce bunları bilmiyordunuz. O halde sabret, sonuç korunanlarındır.


    Tefhim-ul Kuran : Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.


    Ümit Şimşek : İşte bu sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa bunu daha önce ne sen biliyordun, ne de kavmin. Sabret; âkıbet takvâ sahiplerinindir.


    Yaşar Nuri Öztürk : İşte bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları sen de bilmiyordun, toplumun da... Artık sabırlı ol! Sonuç, takvaya sarılanlarındır.
     


  10. وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ مُفْتَرُونَ



    Ve ilâ âdin ehâhum hûdâ(hûden), kâle yâ kavmi'budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), in entum illâ mufterûn(mufterûne).



    1. ve ilâ : ve, ...e

    2. âdin : Ad (kavmi)

    3. ehâ-hum : onların kardeşi

    4. hûden : Hud

    5. kâle : dedi

    6. yâ kavmi : ey kavmim

    7. i'budu allâhe : Allah'a kul olun

    8. mâ lekum : sizin için yoktur

    9. min ilâhin : ilâhlardan bir ilâh

    10. gayru-hu : ondan başka

    11. in entum illâ : siz ancak ...sınız

    12. mufterûne : iftira edenler, uyduranlar





    İmam İskender Ali Mihr : Ve Ad kavmine, onların kardeşi Hud (A.S) (şöyle) dedi: “Ey kavmim, Allah'a kul olun! Sizin, O'ndan (Allah'tan) başka İlâh'ınız yoktur. Siz ancak iftira edenlersiniz (uyduranlarsınız).”


    Diyanet İşleri : Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka sizin hiçbir ilâhınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u göndermiştik de ey kavmim demişti, Allah'a kulluk edin, ondan başka bir mabudunuz yok; siz ancak iftirâ etmedesiniz.


    Adem Uğur : Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz.


    Ahmed Hulusi : Ad'a (halkına) da kardeşleri Hud'u. . . Demişti ki: "Ey halkım! Allâh'a kulluk edin. . . O'nun gayrı bir ilâhınız olamaz! (Şirk fikriniz dolayısıyla) siz ancak iftira ediyorsunuz. "


    Ahmet Tekin : Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdik. Hûd:
    'Ey kavmim, Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibâdet ediniz. Sizin Allah’tan başka tanrınız yoktur. Siz Allah’a ortaklar koşmak, Allah katında şefaatçiler aramakla, sadece yalan uydurmaya devam ediyorsunuz?' dedi.


    Ahmet Varol : Ad kavmine de kardeşleri Hud'u (gönderdik). Şöyle dedi: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilahınız yoktur. Siz ancak yalan uyduranlarsınız.


    Ali Bulaç : Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz.


    Ali Fikri Yavuz : Âd kavmine de (soyca) kardeşleri Hûd’u Peygamber gönderdik. Onlara dedi ki: “- Ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Sizin ondan başka hiç bir ilâhınız yoktur. Sizin ona ortak koşmanız, ancak bir yalan ve iftiradır.


    Bekir Sadak : Ad milletine kardesleri Hud'u gonderdik. µoyle dedi: «Ey milletim! Allah'a kulluk edin. O'ndan baska tanriniz yoktur; yoksa sadece yalan uyduran kimseler olursunuz.»


    Celal Yıldırım : Âd (kavmine) de kardeşleri Hûd'u (peygamber olarak) gönderdik.. «Ey kavmim,» dedi, «Allah'a tapın ; sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Siz ancak yalan uydurup duruyorsunuz.


    Diyanet İşleri (eski) : Ad milletine kardeşleri Hud'u gönderdik. Şöyle dedi: 'Ey milletim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur; yoksa sadece yalan uyduran kimseler olursunuz.'


    Diyanet Vakfi : Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz.


    Edip Yüksel : Ad halkına da kardeşleri Hud'u... Dedi ki: 'Ey halkım, ALLAH'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz ancak uyduruyorsunuz.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Âd'a da kardeşleri Hûd'u gönderdik; ey kavmim! Dedi: Allaha kulluk edin, sizin ondan başka bir ilâhınız daha yok, siz sade iftirâ edip duruyorsunuz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ad'a kardeşleri Hud' u gönderdik, onlara: « Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Siz yalnızca iftira etmektesiniz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Âd kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: «Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Siz sadece iftira edip duruyorsunuz.»


    Fizilal-il Kuran : Adoğullarına da kardeşleri Hud'u peygamber olarak gönderdik. Hud dedi ki; «Ey soydaşlarım, sadece Allah'a kulluk sununuz, O'ndan başka ilahınız yoktur. Başka ilahlara taptığınız için sizler birer iftiracısınız, uydurmaların peşinden gidiyorsunuz.»


    Gültekin Onan : Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Tanrı'ya ibadet edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz.


    Hasan Basri Çantay : Âd'e biraderleri Hûd'ü (gönderdik). «Ey kavmim, dedi, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan başka hiç bir Tanrınız yok. Siz (Allaha karşı) yalan düzenlerden başka (kimseler) değilsiniz».


    Hayrat Neşriyat : Âd (kavmin)e de kardeşleri Hûd’u (gönderdik). Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin; sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Siz ancak (Allah’a) iftirâ edenlersiniz.'


    İbni Kesir : Ad'a kardeşleri Hud'u gönderdik. O dedi ki: Ey kavmim; Allah'a ibadet edin, O'ndan başka ilahınız yoktur, yoksa sadece yalan uyduran kimseler olursunuz.


    Muhammed Esed : Ad toplumuna da soydaşları Hud'u gönderdik. O (da onlara): "Ey kavmim! (Yalnızca) Allah'a kulluk edin!" dedi, (çünkü) sizin O'ndan başka tanrınız yok. (Bu halinizle) aslı olmayan şeyler uyduran kimselersiniz sadece!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Âd (kavmine) de kardeşleri Hûd'u (peygamber) gönderdik. Dedi ki: «Ey kavmim! Allah'a ibadet ediniz, sizin için O'ndan başka hiçbir mabûd yoktur. Sizler ise iftira edenlerden başka değilsiniz.»


    Ömer Öngüt : Âd kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah'a ibadet edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Siz sadece yalan uydurup duruyorsunuz. ”


    Şaban Piriş : Âd toplumuna da kardeşleri Hûd’u gönderdik: -Ey halkım, dedi. Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Ötekileri siz uyduruyorsunuz, dedi.


    Suat Yıldırım : Âd kavmine de, kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. O da: "Ey benim halkım! Yalnız Allah’a ibadet edin, zaten sizin O’ndan başka bir ilahınız yoktur. Siz şirk koşmakla iftira etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz!"


    Süleyman Ateş : Âd(kavmin)e de kardeşleri Hûd'u (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz sadece uyduruyorsunuz!"


    Tefhim-ul Kuran : Ad (halkına da) kardeşleri Hûd'u (gönderdik) . Dedi ki: «Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz.


    Ümit Şimşek : Âd kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. O da 'Ey kavmim, Allah'a kulluk edin,' dedi. 'Sizin Ondan başka tanrınız yoktur. Siz ise ancak Ona ortaklar uydurup duruyorsunuz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Âd'a da kardeşleri Hûd'u gönderdik. Dedi ki: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yok. Siz sadece uydurmalara bel bağlamışsınız."
     


  11. يَا قَوْمِ لا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ أَجْرِيَ إِلاَّ عَلَى الَّذِي فَطَرَنِي أَفَلاَ تَعْقِلُونَ



    Yâ kavmi lâ es'elukum aleyhi ecrâ(ecren), in ecriye illâ alellezî fetaranî, e fe lâ ta'kılûn(ta'kılûne).



    1. yâ kavmi : ey kavmim

    2. lâ es'elu-kum : sizden istemiyorum

    3. aleyhi : ona (onun karşılığında)

    4. ecren : bir ecir, ücret

    5. in ecriye : eğer benim ücretim varsa

    6. illâ : ancak

    7. alellezî (alâ ellezî) : ona aittir

    8. fetara-nî : beni yarattı

    9. e fe lâ ta'kılûne : hâlâ akıl etmez misiniz





    İmam İskender Ali Mihr : Ey kavmim, ona (onun karşılığında) sizden bir ecir (ücret) istemiyorum! Eğer ücretim varsa, ancak beni Yaratan'a aittir. Hâlâ akıl etmez misiniz?


    Diyanet İşleri : “Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey kavmim, buna karşılık sizden bir ecir de istemiyorum, ecrim, ancak beni yaratana âit, hâlâ akıl etmeyecek misiniz?


    Adem Uğur : Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Ahmed Hulusi : "Ey halkım! Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. . . Benim yaptığımın karşılığı ancak beni bu işleve özel yaratana (Fâtır) aittir. . . Hâlâ aklınızı değerlendirmeyecek misiniz?"


    Ahmet Tekin : 'Ey kavmim, tebliğ görevime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, mükâfatım yalnızca beni yoktan var edene aittir. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?' dedi.


    Ahmet Varol : Ey kavmim! Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim yalnızca beni yaratana aittir. Akıl etmiyor musunuz?


    Ali Bulaç : Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?


    Ali Fikri Yavuz : Ey kavmim! Peygamberliğimi tebliğe karşı sizden bir mükâfat istemiyorum. Benim mükâfatım, ancak beni yaradana aittir. Artık anlamıyacak mısınız?


    Bekir Sadak : «Ey milletim! Buna karsliki sizden bir ucret istemiyorum. Benim ucretim ancak beni yaratana aittir. Akletmez misiniz?»


    Celal Yıldırım : Ey kavmim, buna karşı sizden bir ecir (hizmet karşılığı bir ücret) istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yoktan yaratana aittir. Artık aklınızı kullanmaz mısınız?


    Diyanet İşleri (eski) : 'Ey milletim! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Akletmez misiniz?'


    Diyanet Vakfi : Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Edip Yüksel : 'Ey halkım, buna karşılık olarak sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim, beni ilk yaratandan başkasına düşmez. Aklınızı kullanmıyor musunuz?'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey kavmim buna karşı ben sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak beni yaratana aiddir, artık akıllanmıyacak mısınız?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey kavmim, ben sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum; benim mükafatım, ancak beni yaratana aittir. Artık akıllanmayacak mısınız?


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ey kavmim! Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak beni yaratana aittir. Artık akıllanmayacak mısınız?»


    Fizilal-il Kuran : Ey soydaşlarım, bu uyarı çabalarıma karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi, beni yoktan vareden Allah verecektir. Acaba aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?


    Gültekin Onan : "Ey kavmim ben bunun karşılığında sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan (fetaraniy) başkasına ait değildir. Akletmeyecek misiniz?"


    Hasan Basri Çantay : «Ey kavmim, ben buna (bu teblîğıma) mukaabil sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, beni yaradandan başkasına âid değildir. Haalâ akıllanmayacak mısınız?».


    Hayrat Neşriyat : 'Ey kavmim! Buna (bu yaptığım teblîğe) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âiddir. Hiç mi akıl erdirmezsiniz?'


    İbni Kesir : Ey kavmim; ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız beni yaratana aittir. Aklınız ermiyor mu?


    Muhammed Esed : "Ey kavmim! Bu (uyarılar) için sizden bir karşılık da bekliyor değilim; benim (çabalarımın) karşılığı beni yaratan (Allah'tan) başkasına düşmez. Öyleyse, artık aklınızı kullanmayacak mısınız?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ey kavmim! Onun üzerine sizden bir mükâfaat istemiyorum. Benim mükâfaatım ancak beni yaratmış olana aitir. Siz hâlâ âkilâne düşünmeyecek misiniz?»


    Ömer Öngüt : “Ey kavmim! Ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?”


    Şaban Piriş : Ey halkım, sizden bir mükafat beklemiyorum. Benim mükafatım, beni yoktan yaratana aittir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?


    Suat Yıldırım : "Ey halkım! Risaleti tebliğden dolayı sizden hiçbir ücret beklemiyorum. Ben mükâfatımı yalnız ve yalnız beni yaratandan beklerim. Hiç düşünmez misiniz?"


    Süleyman Ateş : "Ey kavmim, ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratana düşer. Aklınızı kullanmıyor musunuz?"


    Tefhim-ul Kuran : Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?


    Ümit Şimşek : 'Ey kavmim, bunun için ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yoktan yaratana aittir. Hiç akıl etmez misiniz?


    Yaşar Nuri Öztürk : "Ey toplumum! Bu tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına düşmez. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?"
     


  12. وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاء عَلَيْكُم مِّدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً إِلَى قُوَّتِكُمْ وَلاَ تَتَوَلَّوْاْ مُجْرِمِينَ



    Ve yâ kavmistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yursilis semâe aleykum midrâran ve yezidkum kuvveten ilâ kuvvetikum ve lâ tetevellev mucrimîn(mucrimîne).



    1. ve yâ kavmi istagfirû : ve, ey kavmim mağfiret isteyin (dileyin)

    2. rabbe-kum : Rabbinizin

    3. summe : sonra

    4. tûbû : tövbe edin (mürşidin önünde tövbe edip, zikre başlayın)

    5. ileyhi : ona

    6. yursil es semâe : sema(dan) göndersin

    7. aleykum : sizin üzerinize

    8. midrâran : bol yağmur (bol rahmet)

    9. ve yezid-kum : ve size arttırsın

    10. kuvveten : kuvvet, güç

    11. ilâ kuvveti-kum : sizin gücünüze, kuvvetinize

    12. ve lâ tetevellev : ve yüz çevirmeyin, dönmeyin

    13. mucrimîne : mücrimler, suçlular





    İmam İskender Ali Mihr : Ya kavmim! Rabbinizin mağfiretini isteyin. Sonra O'na tövbe edin (mürşidin önünde tövbe edip, zikre başlayın). Üzerinize sema(dan) bol yağmur (bol rahmet) göndersin. Ve sizin kuvvetinizi, kuvvet ile arttırsın. Ve mücrimler (suçlular) olarak yüz çevirmeyin.


    Diyanet İşleri : “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey kavmim, Rabbinizden yarlıganma dileyin de sonra tövbe edin ona, size gökten bol bol yağmur yağdırsın, kuvvetinize, fazlasıyla kuvvet katsın ve mücrim olarak yüz çevirmeyin.


    Adem Uğur : Ey kavmim! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin.


    Ahmed Hulusi : "Ey halkım Rabbinizden bağışlanma niyaz edin. . . Sonra O'na tövbe edin ki, semânın feyzini size yoğun olarak irsâl etsin ve kuvvetinize kuvvet katsın. . . Suçlular olarak yüz çevirmeyin. "


    Ahmet Tekin : 'Ey kavmim, Allah’a ortak koşmanız ve günahlarınız sebebiyle Rabbinizden bağışlanma, koruma kalkanına alınma dileyin. Sonra isyandan, günah işlemekten vazgeçerek tevbe edip O’na itaate yönelin. Göğü, üzerinizde bol bol rahmet, bereket ve nimet yağdıracak güce, imkâna kavuştursun. Kuvvetinize kuvvet katsın. İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu, günahkâr olarak İslâm’a davetime yüz çevirmeyin, âsi ve günahkâr olarak, halkı idareye, halk üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmayın.'


    Ahmet Varol : Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin sonra O'na tevbe edin ki, üzerinize gökten bolca yağmur göndersin ve sizin gücünüze güç katsın. Suçlular olarak yüz çevirmeyin.'


    Ali Bulaç : Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."


    Ali Fikri Yavuz : Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin. Sonra ona tevbe edin ki, gökten üzerinize bol bol bereket (ekinleri yetiştirecek yağmur) indirsin ve kuvvetinize kuvvet katarak sizi (neslinizi) çoğaltsın. Günahlarınıza ısrar ettiğiniz halde imandan yüz çevirmeyin.”


    Bekir Sadak : «Ey milletim! Rabbinizden magfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin ki size gokten bol bol yagmur gondersin, kuvvetinize kuvvet katsin; suclular olarak yuz cevirmeyin.»


    Celal Yıldırım : Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanmanızı dileyin ; sonra da O'na tevbe edin ki. üzerinize bol yağmur göndersin ; kuvvetinize kuvvet katarak gücünüzü artırsın; siz de artık günahkâr suçlular olarak (O'ndan) yüzçevirmeyin.»


    Diyanet İşleri (eski) : 'Ey milletim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin ki size gökten bol bol yağmur göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın; suçlular olarak yüz çevirmeyin.'


    Diyanet Vakfi : Ey kavmim! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin.


    Edip Yüksel : 'Ey halkım, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na yönelin ki gökten üzerinize bol rahmet yağdırsın, gücünüze güç katsın. Suçlular olarak yüz çevirmeyin!'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem ey kavmim rabbınızın mağrifetini isteyin, sonra ona tevbe ile müracat edin, ki üzerinize bol bol Semanın feyzını indirsin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak müzdad buyursun, gelin mücrim mücrim dönüp gitmeyin.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanmanızı dileyin, sonra O'na tevbe ile başvurun ki, size bolca göğün feyzini, bereketini indirsin, gücünüze güç katarak artırsın; günahkarlar olarak yüz çevirmeyin» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra O'na tevbe edin ki, üzerinize gökten bol bol bereket indirsin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak çoğaltsın. Gelin günahkâr olarak dönüp gitmeyin.»


    Fizilal-il Kuran : Soydaşlarım, Rabbinizden af dileyiniz, arkasından O'na yöneliniz ki, size gökten bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın, suç işlemekte ısrar ederek çağrıma sırt çevirmeyiniz.


    Gültekin Onan : "Ey kavmim rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."


    Hasan Basri Çantay : «Ey kavmim, Rabbinden mağfiret isteyin. Sonra yine Ona tevbe (ve rücû) edin ki üstünüze gökden bol bol (feyzini) göndersin, kuvvetinize daha fazla kuvvet katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin».


    Hayrat Neşriyat : 'Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin ki, üzerinize semâyı bol bol (yağmur olarak) göndersin ve gücünüze güç katsın! Günahkârlar olarak(haktan) yüz çevirmeyin!'


    İbni Kesir : Ey kavmim; Rabbınızdan mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin ki size gökten bol bol yağmur göndersin, kuvvetinize kuvvet, katsın. Ve suçlular olarak dönmeyin.


    Muhammed Esed : "Ey kavmim! Haydi artık günahlarınız için Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da tevbe ve pişmanlık içinde O'na yönelin ki, size gökten bolca rahmet ve bereket yağdırsın; gücünüze güç katsın ve iflah bulmaz suçlular olarak (benden) yüz çevirmeyin!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Ve ey kavmim! Rabbinize istiğfarda bulunun. Sonra O'na tevbe edin ki, üzerinize semânın feyzini bol bol göndersin ve sizin kuvvetinizi kuvvet ilavesiyle arttırsın ve günahkârlar olarak yüz çevirmeyiniz.»


    Ömer Öngüt : “Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, kuvvetinize kuvvet katsın. Günahkâr olarak yüz çevirmeyin. ”


    Şaban Piriş : Ey halkım, Rabbiniz'den af dileyin. Sonra O’na yönelin ki size bol bol yağmur göndersin. Kuvvetinize kuvvet katsın, siz de suçlular olarak yüz çevirmeyin.


    Suat Yıldırım : "Ey halkım! Haydi Rabbinizden af dileyin, sonra ona tövbe edin, O’na dönün ki gökten size bol bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın, n’olur, yüz çevirip suçlu duruma düşmeyin!"


    Süleyman Ateş : "Ey kavmim, Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin (O'na yönelin) ki gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. Suç işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin!"


    Tefhim-ul Kuran : Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.»


    Ümit Şimşek : 'Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma isteyin ve Ona dönün ki O da size bol yağışlar göndersin ve gücünüze güç katsın. Sakın mücrimlik edip de yüz çevirmeyin.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Ey toplumum! Rabbinizden af dileyin, sonra O'na yönelin ki üzerinize göğü bol bol göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. Günahkârlar olup da Allah'tan yüz çevirmeyin."
     


  13. قَالُواْ يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكِي آلِهَتِنَا عَن قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ



    Kâlû yâ hûdu mâ ci'tenâ bibeyyinetin ve mâ nahnu bi târikî âlihetinâ an kavlike ve mâ nahnu leke bi muminîn(muminîne).



    1. kâlû : dediler

    2. yâ hûdu : ey Hud

    3. mâ ci'te-nâ bi : bize getirmedin

    4. beyyinetin : delil, apaçık bir belge, bir beyyine, bir mucize

    5. ve mâ nahnu : ve biz değiliz, olmayız

    6. bi târikî : terkeden

    7. âliheti-nâ : ilâhlarımız

    8. an kavli-ke : senin sözünden (dolayı)

    9. ve mâ nahnu : ve biz değiliz, olmayız

    10. leke : sana

    11. bi muminîne : inananlar






    İmam İskender Ali Mihr : “Ya Hud! Bize bir delil (mucize) getirmedin ve biz, senin sözünden dolayı ilâhlarımızı terketmeyiz. Ve biz, sana inanmayız.” dediler.


    Diyanet İşleri : Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ey Hûd dediler, sen bize apaçık bir delil gösteremiyorsun, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakmayız ve biz sana inanmıyoruz.


    Adem Uğur : Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de değiliz.


    Ahmed Hulusi : Dediler ki: "Ey Hud! Bize mucize olarak gelmedin! Biz (sırf) senin sözünle tanrılarımızı terketmeyiz. . . Sana iman da etmeyiz!"


    Ahmet Tekin : Kavmi:
    'Ey Hûd, sen bize açık hak bir delil bir mûcize getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı terkedecek değiliz. Biz sana itimat edecek de değiliz.' dedi.


    Ahmet Varol : Dediler ki: 'Ey Hud! Sen bize bir belge getirmedin. Biz senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana inanacak da değiliz.


    Ali Bulaç : "Ey Hud" dediler. "Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terketmeyiz. Sana iman edecek de değiliz."


    Ali Fikri Yavuz : Onlar da dediler ki: “- Ey Hûd, sen bize açık bir mûcize getirmedin. Biz, senin sözünle tanrılarımızı terk etmeyiz ve biz sana inanmayız.


    Bekir Sadak : «Ey Hud! Sen bize bir belge getirmeden, senin sozunden oturu tanrilarimizi terketmeyiz ve sana inanmayiz.


    Celal Yıldırım : Ey Hûd ! Dediler, sen bize açık bir belge (mu'cize) getirmedin, bu yüzden senin sözünden dolayı tanrılarımızı bırakacak ve sana da imân edecek değiliz.


    Diyanet İşleri (eski) : 'Ey Hud! Sen bize bir belge getirmeden, senin sözünden ötürü tanrılarımızı terketmeyiz ve sana inanmayız.


    Diyanet Vakfi : Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de değiliz.


    Edip Yüksel : Dediler ki: 'Ey Hud, sen bize kesin bir kanıt ile gelmedin. Biz, sırf senin sözünle dinimizi bırakacak değiliz, sana inanacak değiliz.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ey Hûd, dediler: sen bize bir beyyine getirmedin, biz ise senin sözünle ilâhlarımızı terk etmeyiz ve biz sana inanmayız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Dediler ki: «Ey Hud, sen bize mucize getirmedin, biz ise senin sözünle ilahlarımızı terketmeyiz ve biz sana inanmayız!»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Dediler ki; «Ey Hud! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle tanrılarımızı terk etmeyiz. Ve biz sana inanmayız.»


    Fizilal-il Kuran : Soydaşları dediler ki; «Ey Hud, bize somut bir mucize getirmiş değilsin. Sırf öyle diyorsun diye ilahlarımızı bırakmayız, sana kesinlikle inanmıyoruz.»


    Gültekin Onan : "Ey Hud" dediler. "Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle tanrılarımızı terketmeyiz. Sana inançlı olacak da değiliz."


    Hasan Basri Çantay : Dediler ki: «Ey Hûd, sen bize açık bir mu'cize getirmedin. Biz de senin sözünle Tanrılarımızı bırakıcı değiliz. Sana inanıcılar da değiliz».


    Hayrat Neşriyat : Dediler ki: 'Ey Hûd! Bize apaçık bir delil (bir mu'cize) getirmedin; biz de senin sözünle ilâhlarımızı terk ediciler değiliz, biz sana îmân edecek kimseler de değiliz.'


    İbni Kesir : Dediler ki: Ey Hud; sen bize apaçık bir burhanla gelmedin, senin sözünden dolayı ilahlarımızı terkedemeyiz ve sana inanmayız.


    Muhammed Esed : (Soydaşları:) "Ey Hud!" dediler, "Bize (peygamber olduğunu kanıtlayan) açık bir delil, bir belge getirmedin; bu yüzden, senin bir tek sözünle tanrılarımızı bir kenara atıp sana inanacak değiliz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Dediler ki: «Ey Hûd! Sen bize bir beyyine ile gelmedin ve biz de senin sözünden dolayı kendi tanrılarımızı terkedici değiliz ve sana inanan kimseler de değiliz.»


    Ömer Öngüt : Dediler ki: “Ey Hud! Sen bize apaçık bir delil (mucize) getirmedin. Biz senin sözünle ilâhlarımızı terkedemeyiz ve sana iman edecek de değiliz. ”


    Şaban Piriş : -Ey Hûd, sen bize apaçık bir belge getirmedin, biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak ve sana inanacak değiliz, dediler.


    Suat Yıldırım : "Ey Hûd! dediler, sen bize açık bir belge, bir mûcize getirmedin. Biz de senin sözüne bakarak tanrılarımızı bırakacak değiliz. Sana asla inanacak da değiliz."


    Süleyman Ateş : Dediler ki: "Ey Hûd, bize bir mu'cize getirmedin. Biz senin sözünle tanrılarımızı terk edecek değiliz ve biz sana inanacak değiliz!"


    Tefhim-ul Kuran : «Ey Hûd» dediler. «Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terketmeyiz. Sana iman edecek de değiliz.»


    Ümit Şimşek : 'Ey Hud,' dediler. 'Sen bize açık bir delil getirmedin. Biz de senin sözünle tanrılarımızı terk edecek değiliz. Sana inanmıyoruz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Dediler ki: "Ey Hûd! Bize hiçbir kanıt getirmedin. Senin sözünle ilahlarımızı terk edecek değiliz. Zaten biz sana inanmıyoruz."
     


  14. إِن نَّقُولُ إِلاَّ اعْتَرَاكَ بَعْضُ آلِهَتِنَا بِسُوَءٍ قَالَ إِنِّي أُشْهِدُ اللّهِ وَاشْهَدُواْ أَنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ



    İn nekûlu illâ'terâke ba'du âlihetinâ bi sû'(sûin), kâle innî u؛hidullâhe ve؛hedû ennî berîun mimmâ tu؛rikûne(tu؛rikûne).



    1. in nekûlu illâ : biz ancak ..... deriz

    2. ‎'terâ-ke : sana isabet etti, çarpt‎

    3. ba'du : baz‎

    4. âliheti-nâ : ilâhlar‎m‎z

    5. bi sûin : sui olarak, kِtülükle, fena halde

    6. kâle : dedi

    7. innî : muhakkak ki ben

    8. u‏hidu allâhe : Allah'‎ ‏ahit tutuyorum

    9. ve‏hedû : ve ‏ahit olun

    10. ennî : muhakkak ki ben, benim olduًuma

    11. berîun : berî, uzak

    12. mimmâ (min mâ) tu‏rikûne : ‏irk ko‏tuًunuz ‏eylerden





    فmam فskender Ali Mihr : Biz ancak: “Bizim baz‎ ilâhlar‎m‎z, fena halde seni çarpt‎.” deriz. (Onlara ‏ِyle) dedi: “Ben Allah'‎ ‏ahit tutuyorum. Ve sizin ‏irk ko‏tuًunuz ‏eylerden benim muhakkak ki (kesinlikle), uzak (berî) olduًuma ‏ahitlik edin!”


    Diyanet ف‏leri : (54-55) Biz sadece ‏unu sِyleriz: “Seni, ilâhlar‎m‎zdan biri fena çarpm‎‏.” Hûd, dedi ki: “ف‏te ben Allah’‎ ‏âhit tutuyorum. Siz de ‏âhit olun ki, ben sizin Allah’‎ b‎rak‎p da O’na ortak ko‏tuًunuz ‏eylerden uzaً‎m. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana gِz açt‎rmay‎n.”


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Tanr‎lar‎m‎z‎n bir k‎sm‎ seni fena çarpm‎‏ deriz de ba‏ka bir ‏eycik demeyiz. O, ‏üphe yok ki dedi, ben Allah'‎ tan‎k tutmaday‎m, siz de tan‎k olun, ben sizin ‏irk ko‏tuًunuz ‏eylerden tamam‎yla uzaً‎m.


    Adem Uًur : Biz "Tanr‎lar‎m‎zdan biri seni fena çarpm‎‏!" demekten ba‏ka bir sِz sِylemeyiz! (Hûd) dedi ki: "Ben Allah'‎ ‏ahit tutuyorum; siz de ‏ahit olun ki ben sizin ortak ko‏tuklar‎n‎zdan uzaً‎m."


    Ahmed Hulusi : "Ancak ‏unu diyebiliriz: Tanr‎lar‎m‎zdan biri seni kِtü çarpm‎‏!". . . (Hud) dedi ki: "Ben kesinlikle Allâh'‎ ‏ahit tutuyorum! Siz de ‏ahit olun ki ben kesinlikle sizin ortak ko‏tuklar‎n‎zdan berîyim. "


    Ahmet Tekin : 'Ancak ‏u kadar‎n‎ diyebiliriz: Tanr‎lar‎m‎zdan baz‎s‎ seni fena çarpm‎‏.' dediler. Hûd:
    'Ben Allah’‎ ‏âhit tutuyorum, siz de ‏âhit olun ki, ben, ilâhl‎ً‎nda, otoritesinde, mülkünde, tasarruflar‎nda sizin Allah’a ortak ko‏tuًunuz varl‎klardan uzaً‎m' dedi.


    Ahmet Varol : Seni ilahlar‎m‎zdan baz‎lar‎ fena çarpm‎‏, demekten ba‏ka bir ‏ey sِylemiyoruz. Dedi ki: 'Ben Allah'‎ ‏ahit tutuyorum ve siz de ‏ahid olun ki, ben sizin ortak ko‏tuklar‎n‎zdan uzaً‎m.


    Ali Bulaç : "Biz: 'Baz‎ ilahlar‎m‎z seni çok kِtü çarpm‎‏t‎r' (demekten) ba‏ka bir ‏ey sِylemeyiz." Dedi ki: "Allah'‎ ‏ahid tutar‎m, siz de ‏ahidler olun ki, gerçekten ben, sizin ‏irk ko‏tuklar‎n‎zdan uzaً‎m."


    Ali Fikri Yavuz : (54-55) Ancak ‏unu sِyleriz ki, ilâhlar‎m‎za sِvdüًünden onlar‎n baz‎s‎, muhakkak seni bir fenal‎kla (cinnet ve hezeyanla) çarpm‎‏t‎r.” Hûd: “- ف‏te ben Allah’‎ ‏âhid tutuyorum ve siz de ‏âhid olun ki, ben, Allah’dan ba‏ka ona ko‏tuًunuz ortaklar‎n hiç birini tan‎m‎yorum; onlardan beriyim. Art‎k hepiniz toplan‎n, bana istediًiniz tuzaً‎ kurun, sonra bir an bile müsaade etmeyin.


    Bekir Sadak : (54-57) Bir kisim tanrilarimiz seni carpmistir, demekten baska birsey demeyiz» dediler. Hud: «Dogrusu ben Allah'i sahit tutuyorum; siz de sahit olun ki ben O'nu birakip kostugunuz ortaklardan uzagim. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a guvenirim. Hicbir canlظ yoktur ki Allah ona el koymamظs bulunsun. Rabbim elbette dogru yoldadظr. Eger yuz cevirirseniz, suphesiz ben size benimle gonderileni bildirdim. Rabbim sizden baska bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir sey de yapamazsظnظz. Dogrusu Rabbim herseyi koruyandظr» dedi.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Bizim sana sِzümüz ancak ‏udur: Tanr‎lar‎m‎zdan bir k‎sm‎ seni fena halde çarpm‎‏t‎r. O da ; «Ben, Allah'‎ ‏âhid ediniyorum ve siz de ‏âhid olun ki, ben sizin, Allah'‎ b‎rak‎p da O'na ortak ko‏tuklar‎n‎zdan beriyim.


    Diyanet ف‏leri (eski) : (54-57) Bir k‎s‎m tanr‎lar‎m‎z seni çarpm‎‏t‎r, demekten ba‏ka bir‏ey demeyiz' dediler. Hud: 'Doًrusu ben Allah'‎ ‏ahit tutuyorum; siz de ‏ahit olun ki ben O'nu b‎rak‎p ko‏tuًunuz ortaklardan uzaً‎m. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canl‎ yoktur ki Allah ona el koymam‎‏ bulunsun. Rabbim elbette doًru yoldad‎r. Eًer yüz çevirirseniz, ‏üphesiz ben size benimle gِnderileni bildirdim. Rabbim sizden ba‏ka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir ‏ey de yapamazs‎n‎z. Doًrusu Rabbim her‏eyi koruyand‎r' dedi.


    Diyanet Vakfi : Biz «Tanr‎lar‎m‎zdan biri seni fena çarpm‎‏!» demekten ba‏ka bir sِz sِylemeyiz! (Hûd) dedi ki: «Ben Allah'‎ ‏ahit tutuyorum; siz de ‏ahit olun ki ben sizin ortak ko‏tuklar‎n‎zdan uzaً‎m.»


    Edip Yüksel : 'Senin tanr‎lar‎m‎zdan biri taraf‎ndan çarp‎ld‎ً‎n‎ sِyleriz,' dedi ki: 'ALLAH'‎ tan‎k tutuyorum, siz de tan‎k olun ki ben uzaً‎m sizin ortak ko‏tuًunuz '


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : (54-55) Yaln‎z deriz ki her halde ilâhlar‎m‎z‎n ba'z‎s‎ seni fena çarpm‎‏, dedi ki: i‏te ben Allah‎ i‏had ediyorum siz de ‏âhid olun, i‏te ben ondan ba‏ka ko‏tuًunuz ‏eriklerin hiç birini tan‎m‎yorum, art‎k hepiniz toplan‎n bana istediًiniz tuzaً‎ kurun, sonra bana bir lâhza müsade de etmeyin.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : (54-55) Biz yaln‎z «herhalde Tanr‎lar‎m‎z‎n baz‎s‎ seni fena çarpm‎‏.» deriz. Hud: «Ben Allah'‎ ‏ahit gِsteriyorum, siz de ‏ahit olun ki, ben ondan ba‏ka, ona ortak ko‏tuklar‎n‎zdan hiçbirini tan‎m‎yorum; art‎k hepiniz toplan‎n bana istediًiniz tuzaً‎ kurun, sonra da bana bir an bile süre tan‎may‎n!


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : «Ancak ‏u kadar‎n‎ diyebiliriz ki; «tanr‎lar‎m‎zdan baz‎s‎ seni fena çarpm‎‏». O da dedi ki; «Allah'‎ ‏ahit tutuyorum, siz de ‏ahid olun ki ben, Allah'a ko‏tuًunuz ortaklardan uzaً‎m.»


    Fizilal-il Kuran : Sana sِyleyeceًimiz tek sِz ‏udur: «Seni ilahlar‎m‎zdan biri çarpm‎‏ olmal‎.» Hud dedi ki; «Ben Allah'‎ ‏ahit tutuyorum, ayr‎ca siz de ‏ahit olunuz ki, ben O'na ko‏tuًunuz ortaklardan uzaً‎m.»


    Gültekin Onan : "Biz: 'Baz‎ tanr‎lar‎m‎z seni çok kِtü çarpm‎‏t‎r' (demekten) ba‏ka bir ‏ey sِylemeyiz." Dedi ki: "Tanr‎'y‎ ‏ahid tutar‎m, siz de ‏ahidler olun ki, gerçekten ben sizin ‏irk ko‏tuklar‎n‎zdan uzaً‎m."


    Hasan Basri اantay : (54-55) Biz «Tanr‎lar‎m‎zdan kimi seni fena çarpm‎‏» (demekden) ba‏ka (bir ‏ey) sِylemeyiz. (Hûd) dedi: «Allâh‎ hak‎ykî ‏âhid gِsteririm ve siz de ‏âhid olun ki ben sizin Allâh‎ b‎rak‎b da Ona ortak tutmakda devam etdiًiniz ‏eylerden kat'iyyen uzaً‎m. Art‎k bana topyekûn istediًiniz tuzaً‎ kurun, sonra bana mühlet de vermeyin».


    Hayrat Ne‏riyat : (54-55) '(Biz senin hakk‎nda) ancak: 'فlâhlar‎m‎zdan baz‎s‎ seni fenâ çarpm‎‏’ diyoruz.' (Hûd) dedi ki: 'قübhesiz ben (ise) Allah’‎ ‏âhid tutuyorum; (siz de) ‏âhid olun ki doًrusu ben, sizin O’nu (Allah’‎) b‎rak‎p da ‏irk ko‏makta olduًunuz ‏eylerden uzaً‎m! Art‎k (isterseniz) hep berâber bana tuzak kurun; sonra (da) bana hiç mühlet vermeyin!'


    فbni Kesir : فlahlar‎m‎zdan biri seni fena çarpm‎‏, demekten ba‏ka bir ‏ey de sِylemeyiz. Dedi ki: Doًrusu ben, Allah'‎ ‏ahid tutuyorum. Siz de ‏ahid olun ki; sizin Allah'tan ba‏ka ‏irk ko‏tuًunuz ‏eylerden, ben uzaً‎m.


    Muhammed Esed : Seni tanr‎lar‎m‎zdan biri fena çarpm‎‏ demekten ba‏ka sِzümüz yok sana!" (Hud:) "Allah'‎ tan‎k tutar‎m, ve siz de tan‎k olun ki, kesinlikle uzaً‎m ben, sizin yapt‎ً‎n‎z gibi tanr‎lar edinmekten;


    ضmer Nasuhi Bilmen : «Biz demeyiz, ancak (deriz ki) seni tanr‎lar‎m‎zdan baz‎s‎ fena bir sûrette çarpm‎‏t‎r.» Dedi ki: «Ben ‏üphesiz Allah Teâlâ'y‎ i‏hâd ediyorum ve siz de ‏ahid olunuz ki, ben sizin ‏erik ittihaz ettiًiniz ‏eylerden muhakkak berîyim.»


    ضmer ضngüt : “Biz: 'Seni ilâhlar‎m‎zdan biri fenâ çarpm‎‏!' demekten ba‏ka bir sِz sِyleyemeyiz. ” O da dedi ki: “Ben Allah'‎ ‏âhit tutuyorum. Siz de ‏âhit olun ki, ben sizin ‏irk ko‏tuًunuz ‏eylerden uzaً‎m. ”


    قaban Piri‏ : -Biz ancak ‘seni ilahlar‎m‎zdan biri çarpm‎‏’ demekten ba‏ka bir ‏ey demeyiz, dediler. Hûd: -Ben, Allah’‎ ‏ahit tutuyorum. Siz de ‏ahit olun ki, ben sizin O’nu b‎rak‎p ko‏tuًunuz ‏irklerden uzaً‎m.


    Suat Y‎ld‎r‎m : (54-56) "Galiba tanr‎lar‎m‎zdan biri seni pek fena çarpm‎‏!" demekten ba‏ka bir ‏ey sِyleyemeyiz. Hûd dedi ki: "Ben Allah’‎ ‏ahit tutuyorum, siz de ‏ahid olun ki: ben sizin Allah’a ‏erik ko‏tuklar‎n‎zdan hiç birini tan‎m‎yorum. Art‎k hepiniz toplan‎n, bana istediًiniz tuzaً‎ kurun, hiç gِz açt‎rmay‎n, hiç süre tan‎may‎n. Ben benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayan‎p güvendim. Hiç bir canl‎ yoktur ki mukadderat‎ O’nun elinde olmas‎n. Rabbim elbette tam istikamet üzeredir."


    Süleyman Ate‏ : "(Senin hakk‎nda)" seni tanr‎lar‎m‎zdan biri fena çarpm‎‏!" demekten ba‏ka bir sِz bulam‎yoruz" Dedi ki: "Ben Allâh'‎ ‏âhid tutuyorum, siz de ‏âhid olun ki, ben sizin (Allah'a) ortak ko‏tuًunuz ‏eylerden uzaً‎m."


    Tefhim-ul Kuran : «Biz: 'Baz‎ ilahlar‎m‎z seni çok kِtü çarpm‎‏t‎r' (demekten) ba‏ka bir ‏ey sِylemeyiz.» Dedi ki: «Allah'‎ ‏ahid tutar‎m, siz de ‏ahidler olun ki, gerçekten ben, sizin ‏irk katmakta olduklar‎n‎zdan uzaً‎m;»


    ـmit قim‏ek : 'Yaln‎z ‏u kadar‎n‎ sِyleyelim ki, tanr‎lar‎m‎zdan biri seni pek kِtü çarpm‎‏!' Hud 'Ben Allah'‎ ‏ahit gِsteriyorum,' dedi. 'Siz de ‏ahit olun ki, ben sizin ortak ko‏tuًunuz ‏eylerden uzaً‎m.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Sadece ‏unu sِylüyoruz: 'فlahlar‎m‎zdan biri seni kِtü çarpm‎‏." Hûd dedi: "Ben Allah'‎ tan‎k tutuyorum, siz de tan‎k olun ki, ben sizin Allah'a ortak yapt‎klar‎n‎zdan uzaً‎m."
     


  15. مِن دُونِهِ فَكِيدُونِي جَمِيعًا ثُمَّ لاَ تُنظِرُونِ



    Min dûnihî fe kîdûnî cemîan summe lâ tunzırûn(tunzırûni).



    1. min dûni-hi : ondan başka

    2. fe kîdû-nî : haydi bana tuzak kurun

    3. cemîan : hepiniz, hepsi

    4. summe : sonra

    5. lâ tunzırû-ni : bana mühlet vermeyin, beni bekletmeyin





    İmam İskender Ali Mihr : O'ndan (Allah'tan) başka (putlarla), haydi hepiniz bana tuzak kurun. Sonra da bana mühlet vermeyin.


    Diyanet İşleri : (54-55) Biz sadece şunu söyleriz: “Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış.” Hûd, dedi ki: “İşte ben Allah’ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onu bırakıyor da taptıklarınızı ona eş tutuyorsunuz, uzağım onlardan, hadi, hepiniz, aleyhime düzen kurun, sonra da hiç göz açtırmayın bana.


    Adem Uğur : O'ndan başka (taptıklarınızın hepsinden uzağım). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!


    Ahmed Hulusi : "O'na denk kabul ederek (ortak saydıklarınızla). . . Hadi hepiniz bana tuzak kurun, sonra hiç mühlet vermeyin. "


    Ahmet Tekin : 'Allah’tan başka, yarattıkları içinden tanrı diye taptıklarınızla bir ilgim yok. Haydi hepiniz bana kötülük yapmak için gizli planlar yapın, savaş açın, sonra da bana mühlet vermeyin.' dedi.


    Ahmet Varol : O'ndan başka (taptıklarınızdan uzağım). Haydi hep birlikte bana karşı tuzak kurun; sonra bana hiç mühlet vermeyin.


    Ali Bulaç : "O'nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın."


    Ali Fikri Yavuz : (54-55) Ancak şunu söyleriz ki, ilâhlarımıza sövdüğünden onların bazısı, muhakkak seni bir fenalıkla (cinnet ve hezeyanla) çarpmıştır.” Hûd: “- İşte ben Allah’ı şâhid tutuyorum ve siz de şâhid olun ki, ben, Allah’dan başka ona koştuğunuz ortakların hiç birini tanımıyorum; onlardan beriyim. Artık hepiniz toplanın, bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra bir an bile müsaade etmeyin.


    Bekir Sadak : (54-57) Bir kisim tanrilarimiz seni carpmistir, demekten baska birsey demeyiz» dediler. Hud: «Dogrusu ben Allah'i sahit tutuyorum; siz de sahit olun ki ben O'nu birakip kostugunuz ortaklardan uzagim. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a guvenirim. Hicbir canlÙ yoktur ki Allah ona el koymamÙs bulunsun. Rabbim elbette dogru yoldadÙr. Eger yuz cevirirseniz, suphesiz ben size benimle gonderileni bildirdim. Rabbim sizden baska bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir sey de yapamazsÙnÙz. Dogrusu Rabbim herseyi koruyandÙr» dedi.


    Celal Yıldırım : Artık hep birlikte benim için dilediğiniz tuzağı kurun, sonra da bana hiç süre tanımayın.


    Diyanet İşleri (eski) : (54-57) Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz' dediler. Hud: 'Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz
    ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru
    yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır' dedi.


    Diyanet Vakfi : «O'ndan başka (taptıklarınızın hepsinden uzağım). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!»


    Edip Yüksel : 'O'ndan başkalarından. Haydi, topunuz birleşip bana karşı plan hazırlayın. Hiç de beklemeyin.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : (54-55) Yalnız deriz ki her halde ilâhlarımızın ba'zısı seni fena çarpmış, dedi ki: işte ben Allahı işhad ediyorum siz de şâhid olun, işte ben ondan başka koştuğunuz şeriklerin hiç birini tanımıyorum, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana bir lâhza müsade de etmeyin.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : (54-55) Biz yalnız «herhalde Tanrılarımızın bazısı seni fena çarpmış.» deriz. Hud: «Ben Allah'ı şahit gösteriyorum, siz de şahit olun ki, ben ondan başka, ona ortak koştuklarınızdan hiçbirini tanımıyorum; artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra da bana bir an bile süre tanımayın!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «O'ndan başka herşeyden uzağım, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra hiç bekletmeyin.


    Fizilal-il Kuran : Siz ve Allah dışında O'na ortak koştuğunuz ilahlar hep birlikte bana istediğiniz tuzağı kurunuz, sonra da bana hiç mühlet vermeyiniz.


    Gültekin Onan : "O'nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın."


    Hasan Basri Çantay : (54-55) Biz «Tanrılarımızdan kimi seni fena çarpmış» (demekden) başka (bir şey) söylemeyiz. (Hûd) dedi: «Allâhı hakıykî şâhid gösteririm ve siz de şâhid olun ki ben sizin Allâhı bırakıb da Ona ortak tutmakda devam etdiğiniz şeylerden kat'iyyen uzağım. Artık bana topyekûn istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana mühlet de vermeyin».


    Hayrat Neşriyat : (54-55) '(Biz senin hakkında) ancak: 'İlâhlarımızdan bazısı seni fenâ çarpmış’ diyoruz.' (Hûd) dedi ki: 'Şübhesiz ben (ise) Allah’ı şâhid tutuyorum; (siz de) şâhid olun ki doğrusu ben, sizin O’nu (Allah’ı) bırakıp da şirk koşmakta olduğunuz şeylerden uzağım! Artık (isterseniz) hep berâber bana tuzak kurun; sonra (da) bana hiç mühlet vermeyin!'


    İbni Kesir : Hepiniz birlikte tuzak kurun bana. Sonra da hiç müsade etmeyin.


    Muhammed Esed : yani, O'ndan başkalarını! Haydi, bana karşı topunuz (istediğiniz kadar) tuzak kurun, elinizden geleni ardınıza komayın!


    Ömer Nasuhi Bilmen : «O'nun gayrı, artık bana karşı istediğiniz mekr ve hileyi cümleten yapınız, sonra bana asla bakmayınız.»


    Ömer Öngüt : “O'nu bırakıp da (şirk koştuğunuz şeylerin hepsinden uzağım). Hepiniz birlikte bana dilediğiniz tuzağı kurun, sonra da bana hiç süre tanımayın. ”


    Şaban Piriş : O’ndan başka bana tüm tuzağınızı kurun. Göz açtırmayın, dedi.


    Suat Yıldırım : (54-56) "Galiba tanrılarımızdan biri seni pek fena çarpmış!" demekten başka bir şey söyleyemeyiz. Hûd dedi ki: "Ben Allah’ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki: ben sizin Allah’a şerik koştuklarınızdan hiç birini tanımıyorum. Artık hepiniz toplanın, bana istediğiniz tuzağı kurun, hiç göz açtırmayın, hiç süre tanımayın. Ben benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayanıp güvendim. Hiç bir canlı yoktur ki mukadderatı O’nun elinde olmasın. Rabbim elbette tam istikamet üzeredir."


    Süleyman Ateş : O(Allâh)'dan başka (taptığınız tanrılardan). Haydi hepiniz bana tuzak kurun, sonra bana hiç göz açtırmayın (elinizden ne gelirse yapın)!"


    Tefhim-ul Kuran : «O'nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre de tanımayın.»


    Ümit Şimşek : 'Ondan başka kulluk ettiklerinizin hepsinden uzağım. Haydi, hepiniz birden bana kuracağınız tuzağı kurun; mühlet de tanımayın.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Allah dışındaki tanrılarınızdan uzağım. Hadi, hep birlikte bana tuzak kurun, bana hiç göz açtırmayın."
     



  16. إِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّهِ رَبِّي وَرَبِّكُم مَّا مِن دَآبَّةٍ إِلاَّ هُوَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا إِنَّ رَبِّي عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ



    İnnî tevekkeltu alâllâhi rabbî ve rabbikum, mâ min dâbbetin illâ huve âhızun bi nâsıyetihâ, inne rabbî alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).



    1. in-nî : muhakkak ki ben

    2. tevekkeltu : tevekkül ettim

    3. alâ allâhi : Allah'a

    4. rabbî : benim Rabbim

    5. ve rabbi-kum, : ve sizin Rabbiniz

    6. mâ min dâbbetin : (hiç)bir dabbe (yürüyen canlı mahlûk) yoktur

    7. illâ : ...den ba؛ka, ancak, olmasın

    8. huve : o

    9. âhızun : alan, tutan

    10. bi nâsıyeti-hâ : onun perçemini (saçların alındaki kısmını)

    11. inne : muhakkak

    12. rabbî : benim Rabbim

    13. alâ sırâtın mustekîmin : Sıratı Mustakîm üzeredir (Sıratı Mustakîm'in kontrolü Allah'tadır)





    İmam İskender Ali Mihr : Muhakkak ki ben, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. Yürüyen hiçbir canlı mahlûk (dabbe) yoktur ki; O (Allahû Tealâ), onun perçeminden tutmu؛ (O'nun kontrolü altında) olmasın. Muhakkak ki benim Rabbim, Sıratı Mustakîm üzeredir (Sıratı Mustakîm'in kontrolü Allah'tadır).


    Diyanet İ؛leri : “İ؛te ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmu؛ olmasın. ھüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.”


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ھüphe yok ki ben, Rabbim ve Rabbiniz Allah'a dayandım; yeryüzünde yürür hiçbir mahlûk yoktur ki o, onun aln‎na dü‏en saçlardan tutup çekmesin, onun mukadderat‎n‎ tâyin etmesin ve ‏üphe yok ki Rabbim, dosdoًru yoldad‎r, bütün kudretiyle berâber adâletiyle, lütfuyla hükmeder.


    Adem Uًur : Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayand‎m. اünkü yürüyen hiçbir varl‎k yoktur ki, O, onun perçeminden tutmu‏ olmas‎n. قüphesiz Rabbim dosdoًru yoldad‎r.


    Ahmed Hulusi : "Kesinkes ben, Rabbim ve Rabbiniz olan Allâh'a tevekkül (hakikatimdeki El Vekiyl isminin gereًini yerine getireceًine iman) ettim. . . Hareket eden hiçbir canl‎ yoktur ki onun "Bi"nasiyesinde (aln‎nda olarak) tutmu‏ olmas‎n (Fât‎r'‎n beyini programlamas‎) (laf‎nda kalanlara gِre: Hükmüne boyun eًdirmek). . . Muhakkak ki benim Rabbim s‎rat-‎ müstakim üzeredir. "


    Ahmet Tekin : 'Ben Allah’a, Rabbime, Rabbinize dayan‎p güvendim, i‏lerimi ona havale ettim. Yürüyen bütün canl‎lar, koyduًu düzenin gereًi, yaln‎zca Allah’‎n korumas‎, gِzetimi ve denetimi alt‎ndad‎r. اünkü benim rabbim, doًru, muhkem, güvenli bir düzenin var edeni, koruyan‎ ve devam‎n‎ saًlayan‎d‎r.' dedi.


    Ahmet Varol : Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvendim. Hiçbir canl‎ yoktur ki Allah onun perçeminden tutmu‏ olmas‎n. [5] Benim Rabbim doًru yol üzeredir.


    Ali Bulaç : "Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, aln‎ndan yakalay‎p denetlemediًi hiç bir canl‎ yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoًru bir yol üzerinedir (dosdoًru yolda olan‎ korumaktad‎r.)"


    Ali Fikri Yavuz : Doًrusu, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. Hareket eden hiç bir yarat‎k yoktur ki, idare ve tasarrufunu O tutmas‎n. Benim Rabbim, gerçekten doًru bir yol üzerindedir.


    Bekir Sadak : (54-57) Bir kisim tanrilarimiz seni carpmistir, demekten baska birsey demeyiz» dediler. Hud: «Dogrusu ben Allah'i sahit tutuyorum; siz de sahit olun ki ben O'nu birakip kostugunuz ortaklardan uzagim. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a guvenirim. Hicbir canlظ yoktur ki Allah ona el koymamظs bulunsun. Rabbim elbette dogru yoldadظr. Eger yuz cevirirseniz, suphesiz ben size benimle gonderileni bildirdim. Rabbim sizden baska bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir sey de yapamazsظnظz. Dogrusu Rabbim herseyi koruyandظr» dedi.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Doًrusu ben, benim de Rabbim, sizin de Rabblniz Allah'a güvenip dayanm‎‏‎md‎r. Hiçbir yerde bir canl‎ yoktur ki Allah onun perçeminden tutmu‏ bulunmas‎n, (her ‏eyin dizgini O'nun kudret elinde bulunuyordur). قüphesiz ki, Rabbim dosdoًru yoldad‎r, (buyruklar‎ ancak doًruyu, iyiyi, güzeli, yararl‎y‎ ve mutluluًu yans‎t‎r).


    Diyanet ف‏leri (eski) : (54-57) Bir k‎s‎m tanr‎lar‎m‎z seni çarpm‎‏t‎r, demekten ba‏ka bir‏ey demeyiz' dediler. Hud: 'Doًrusu ben Allah'‎ ‏ahit tutuyorum; siz de ‏ahit olun ki ben O'nu b‎rak‎p ko‏tuًunuz ortaklardan uzaً‎m. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canl‎ yoktur ki Allah ona el koymam‎‏ bulunsun. Rabbim elbette doًru yoldad‎r. Eًer yüz çevirirseniz, ‏üphesiz ben size benimle gِnderileni bildirdim. Rabbim sizden ba‏ka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir ‏ey de yapamazs‎n‎z. Doًrusu Rabbim her‏eyi koruyand‎r' dedi.


    Diyanet Vakfi : «Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayand‎m. اünkü yürüyen hiçbir varl‎k yoktur ki, O, onun perçeminden tutmu‏ olmas‎n. قüphesiz Rabbim dosdoًru yoldad‎r.»


    Edip Yüksel : 'Ben, Rabbim ve Rabbiniz olan ALLAH'a güvendim. O'nun kontrol etmediًi hiç bir yarat‎k yoktur. Rabbim dosdoًru yolun üzerindedir.'


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Her halde hem benim rabb‎m hem sizin rabb‎n‎z olan Allaha dayanm‎‏‎m, hiç yerde bir debelenen yoktur ki nas‎yesini o tutmu‏ olmas‎n, ‏üphe yok ki rabb‎m doًru bir yol üzerindedir


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Ben kesinlikle hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanm‎‏‎m. O'nun perçeminden tutmad‎ً‎ hiçbir canl‎ yoktur. قüphe yok ki, Rabbim doًru bir yol üzerindedir.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : «Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanmaktay‎m. Yeryüzünde hiçbir canl‎ yoktur ki, idaresi ve yِnetimi O'nun elinde olmas‎n. Benim Rabbim, hiç ‏üphe yok ki, doًru yoldad‎r.»


    Fizilal-il Kuran : Ben, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a dayand‎m. Hiçbir canl‎ yoktur ki, perçemi O'nun avucu içinde olmas‎n. Hiç ku‏kusuz benim Rabbim, doًru yoldad‎r.


    Gültekin Onan : "Ben gerçekten, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Tanr‎'ya tevekkül ettim. O'nun, aln‎ndan yakalay‎p denetlemediًi hiç bir canl‎ yoktur. Muhakkak benim rabbim, dosdoًru bir yol üzerinedir (dosdoًru yolda olan‎ korumaktad‎r.)"


    Hasan Basri اantay : «قübhesiz ki ben, kendimin de, sizin de Rabbiniz olan Allaha güvenib dayand‎m. Yürür hiç bir mahlûk haaric olmamak üzere (hepsinin) aln‎ndan tutan Odur. Benim Rabbim hak‎ykaten doًru bir yol üzerindedir».


    Hayrat Ne‏riyat : 'قübhesiz ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim.(Yeryüzünde) hareket eden hiçbir canl‎ yoktur ki, O (Allah) onun perçeminden (aln‎ndan)tutmu‏ (da tasarrufu alt‎na alm‎‏) olmas‎n! Muhakkak ki Rabbim, dosdoًru bir yol üzerindedir.'


    فbni Kesir : Ben, sadece benim de, sizin de Rabb‎n‎z olan Allah'a tevekkül ettim. Yürüyen hiç bir canl‎ yoktur ki; O, aln‎ndan tutmas‎n. Elbette dosdoًru yol üzeredir benim Rabb‎m.


    Muhammed Esed : Ama unutmay‎n ki, ben, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenip dayan‎yorum; çünkü hiçbir canl‎ yoktur ki ipini O tutuyor olmas‎n. Rabbimin yolu elbette (yollar‎n) dosdoًru olan‎d‎r!


    ضmer Nasuhi Bilmen : «قüphe yok ki ben, benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah Teâlâ'ya tevekkül ettim. Hiçbir hareket sahibi hayvan yoktur ki, illâ onun aln‎ndan tutan O'dur. Muhakkak ki, benim Rabbim dosdoًru bir yol üzerinedir.»


    ضmer ضngüt : “Doًrusu ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. Hiçbir canl‎ yoktur ki Allah onun perçeminden tutmu‏ olmas‎n. Rabbim elbette doًru yoldad‎r. ”


    قaban Piri‏ : قüphesiz ben, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayand‎m. Hiç bir canl‎ yoktur ki O, onun perçeminden tutmu‏ olmas‎n. قüphesiz Rabbimin yolu yollar‎n dosdoًru olan‎d‎r.


    Suat Y‎ld‎r‎m : (54-56) "Galiba tanr‎lar‎m‎zdan biri seni pek fena çarpm‎‏!" demekten ba‏ka bir ‏ey sِyleyemeyiz. Hûd dedi ki: "Ben Allah’‎ ‏ahit tutuyorum, siz de ‏ahid olun ki: ben sizin Allah’a ‏erik ko‏tuklar‎n‎zdan hiç birini tan‎m‎yorum. Art‎k hepiniz toplan‎n, bana istediًiniz tuzaً‎ kurun, hiç gِz açt‎rmay‎n, hiç süre tan‎may‎n. Ben benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayan‎p güvendim. Hiç bir canl‎ yoktur ki mukadderat‎ O’nun elinde olmas‎n. Rabbim elbette tam istikamet üzeredir."


    Süleyman Ate‏ : "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayand‎m. Hiçbir canl‎ yoktur ki O, onun perçeminden tutmu‏ olmas‎n (onu dilediًi gibi yِnetmesin). Gerçekten Rabbim, doًru bir yol üzerindedir (O âdildir, yan‎nda kimse zulme uًramaz)."


    Tefhim-ul Kuran : «Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, aln‎ndan yakalay‎p denetlemediًi hiç bir canl‎ yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoًru bir yol üzerindedir (dosdoًru yolda olan‎ korumaktad‎r.)»


    ـmit قim‏ek : 'Ben, sizin ve benim Rabbimiz olan Allah'a tevekkül ettim. Hiçbir canl‎ yoktur ki, Allah onu aln‎ndan yakalam‎‏ olmas‎n. Hiç ‏üphe yok ki Benim Rabbim dosdoًru bir yol üzeredir.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayan‎p güvendim. Hiçbir canl‎ yoktur ki O, onu perçeminden yakalam‎‏ olmas‎n. Hiç ku‏kusuz benim Rabbim dosdoًru bir yol üzerindedir."
     


  17. فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقَدْ أَبْلَغْتُكُم مَّا أُرْسِلْتُ بِهِ إِلَيْكُمْ وَيَسْتَخْلِفُ رَبِّي قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلاَ تَضُرُّونَهُ شَيْئًا إِنَّ رَبِّي عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ



    Fe in tevellev fe kad eblagtukum mâ ursiltu bihî ileykum, ve yestahlifu rabbî kavmen gayrekum, ve lâ tedurrûnehu şey’â(şey’en), inne rabbî alâ kulli şey'in hafîz(hafîzun).



    1. fe in : eğer, buna rağmen, hâlâ

    2. tevellev : yüz çevirirsiniz, dönersiniz

    3. fe : artık

    4. kad : oldu, olmuştu

    5. eblagtu-kum : size tebliğ ettim

    6. mâ ursiltu : gönderildiğim şey

    7. bi-hi : onu, ona, onunla, kendisiyle

    8. ileykum : size

    9. ve yestahlifu : ve yerine getirir, halife kılar

    10. rabbî : benim Rabbim

    11. kavmen : bir kavim

    12. gayre-kum : sizden başka

    13. ve lâ tedurrûne-hu : ve ona zarar veremezsiniz

    14. şey'en : bir şey

    15. inne rabbî : muhakkak ki benim Rabbim

    16. alâ kulli şey'in : herşeyi, herşeye

    17. hafîzun : hafizdir, en iyi koruyandır, muhafaza edendir





    İmam İskender Ali Mihr : Eğer hâlâ dönerseniz (yüz çevirirseniz) böylece ben, bana gönderileni (vahyi, kitabı); onu size tebliğ etmiş oldum. Ve Rabbim, sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir (halife kılar). Ve siz, ona (hiç) bir şeyle zarar veremezsiniz. Muhakkak ki benim Rabbim, herşeyi muhafaza edendir (en iyi koruyan).


    Diyanet İşleri : “Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yüz çevirirseniz bilin ki ben, size neyi tebliğ etmek için gönderildiysem onu tamamıyla tebliğ ettim ve Rabbim, sizin yerinize, sizden başka bir topluluğu geçirecek ve siz ona hiçbir sûretle zarar veremezsiniz. Şüphe yok ki Rabbim her şeyi korur.


    Adem Uğur : Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki benimle size gönderileni size bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi yerinize getirir de O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi gözetendir.


    Ahmed Hulusi : "Eğer yüz çevirirseniz, ben gerçekten kendisiyle irsâl olunduğum şeyi (Hakikat bilgisini) size tebliğ ettim. . . Sizden başka bir halkı yerinize getirir Rabbim; siz O'na bir zarar veremezsiniz. . . Muhakkak ki benim Rabbim her şey üzerinde Hafiyz'dir. "


    Ahmet Tekin : 'Söylediklerime aldırmaz, güç ve iktidarınızı kullanarak halkı istediğiniz istikamette yönlendirirseniz Allah’ın azâbından kurtulamazsınız. Ben size özgürce tebliğe memur olduğum dini tebliğ ettim. Rabbim dilerse sizin yerinize başka bir kavmi getirir. Ona hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Rabbim her şeyi denetlemekte, kaydetmekte, koruyup kollamaktadır.' dedi.


    Ahmet Varol : Eğer yüz çevirirseniz, artık benimle gönderileni size ulaştırdım. Rabbim yerinize sizden başka bir topluluk yerleştirir. O'na bir zarar da veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim her şeyi koruyandır.


    Ali Bulaç : "Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, her şeyi gözetleyip koruyandır."


    Ali Fikri Yavuz : Şimdi imandan yüz çevirirseniz, tebliğde ileri gitmem. Ben size gönderilmiş olduğum tebliğ vazifemi işte yaptım. Rabbim, sizin yerinize diğer bir kavmi getirir de, siz O’na zerrece zarar edemezsiniz. Muhakkak ki Rabbim, her şey üzerinde, koruyucu ve gözetleyicidir.”


    Bekir Sadak : (54-57) Bir kisim tanrilarimiz seni carpmistir, demekten baska birsey demeyiz» dediler. Hud: «Dogrusu ben Allah'i sahit tutuyorum; siz de sahit olun ki ben O'nu birakip kostugunuz ortaklardan uzagim. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a guvenirim. Hicbir canlÙ yoktur ki Allah ona el koymamÙs bulunsun. Rabbim elbette dogru yoldadÙr. Eger yuz cevirirseniz, suphesiz ben size benimle gonderileni bildirdim. Rabbim sizden baska bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir sey de yapamazsÙnÙz. Dogrusu Rabbim herseyi koruyandÙr» dedi.


    Celal Yıldırım : Eğer yüzçevirirseniz, gerçekten ben size benimle gönderilen (ilâhî buyrukları) teblîğ ettim. Rabbim, sizden başka bir kavmi yerinize getirir de siz ona hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki Rabbim, her şeyi gözetip koruyandır,» dedi.


    Diyanet İşleri (eski) : (54-57) Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz' dediler. Hud: 'Doğrusu ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O'nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O'na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır' dedi.


    Diyanet Vakfi : «Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki benimle size gönderileni size bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi yerinize getirir de O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi gözetendir.»


    Edip Yüksel : 'Yüz çevirirseniz, artık ben, kendisiyle gönderildiğim mesajı size bildirdim. Rabbim yerinize başka bir halk geçirecek ve siz O'na hiç bir zarar veremezsiniz. Benim Rabbim her şeyi Gözetip Kontrol Edendir.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şimdi siz yüz çevirirseniz ben işte size gönderilmiş olduğum vazifemi tebliğ ettim, hem rabbım sizin yerinize başka bir kavmi getirir de siz ona zerrece zarar edemezsiniz, her halde rabbım her şey'e karşı hafîzdır.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Eğer siz yüz çevirirseniz, ben işte size gönderilmiş olduğum vazifemi size tebliğ ettim. Rabbim sizin yerinize başka bir topluluk da getirir ve siz O'na zerrece zarar veremezsiniz. Rabbim, kesinlikle herşeyi gözetip koruyandır.» dedi.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Eğer, yine de yüz çevirirseniz, ben size ne ile gönderilmişsem, işte onu tebliğ ettim. Ayrıca Rabbim, sizin yerinize başka bir kavmi getirir de siz O'na zerrece zarar veremezsiniz. Hiç şüphesiz O, herşeyi koruyup gözetendir.


    Fizilal-il Kuran : Eğer benim çağrıma sırt dönecek olursanız, ben size gönderilen mesajı duyurdum. Rabbim, sizin yerinize başka bir toplum getirir. Siz O'na hiçbir zarar dokunduramazsınız. Hiç kuşkusuz, her şey Rabbimin gözetimi ve denetimi altındadır.


    Gültekin Onan : "Buna rağmen yüz çevirirseniz artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim rabbim, her şeyi gözetleyip koruyandır."


    Hasan Basri Çantay : «Eğer şimdi yüz çevirirseniz (ne diyeyim). Ben size ne ile gönderilmişsem işte size onu tebliğ etdim. Rabbim size yerinize diğer bir kavmi getirir de Ona hiç bir şeyle zarar yapamazsınız. Şübhesiz ki benim Rabbim her şey'in üstünde bir nigehbandır».


    Hayrat Neşriyat : 'Eğer şimdi yüz çevirirseniz, artık size kendisi ile gönderilmiş olduğum şeyi (emir ve yasakları) size gerçekten teblîğ ettim. Hem Rabbim (isterse), sizden başka bir kavmi yerinize getirir. O’na hiçbir zarar da veremezsiniz. Şübhe yok ki Rabbim, herşeyi hakkıyla gözetendir.'


    İbni Kesir : Yüz çevirirseniz; bilin ki: Ben, size neyi bildirmek için gönderildimse onları bildirdim. Rabbım, yerinize sizden başka bir kavim de getirebilir. Ve siz, O'na bir şey yapamazsınız. Doğrusu Rabbım, her şeye Hafiz'dir.


    Muhammed Esed : (Bu yoldan) dönüp gitmeyi seçerseniz, o zaman, (bilin ki) ben, size ulaştırmakla görevlendirildiğim mesajı size duyurdum; (artık bundan sonra, dilerse) Rabbim başka bir kavmi sizin yerinize getirir; bu konuda O'na hiçbir şekilde engel olamazsınız. Çünkü, muhakkak ki her şeyin gözetimi O'nun elindedir!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «Artık siz yüz çevirir iseniz, ben size kendisiyle gönderilmiş olduğum şeyi muhakkak ki tebliğ ettim. Ve Rabbim sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O'nu hiç bir şey ile mutazarrır edemezsiniz. Şüphe yok ki, Rabbim herbir şey üzerine muhafızdır.»


    Ömer Öngüt : “Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni tebliğ ettim. Rabbim sizden başka bir kavmi de sizin yerinize getirebilir. Siz O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi gözetip koruyandır. ”


    Şaban Piriş : Ben size elçisi olduğum şeyi açıkladım. Eğer yüz çevirirseniz, Rabbim, yerinize sizden başka bir toplum getirir. Ona hiç bir şekilde zarar veremezsiniz. Kuşkusuz Rabbim, herşeyi koruyandır, dedi.


    Suat Yıldırım : Eğer haktan yüz çevirirseniz, ben müsterihim, zira size ulaştırmakla görevli olduğum buyrukları size tebliğ ettim. Rabbim dilerse, sizi gönderip yerinize başka bir topluluk getirir. Ama siz O’na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Muhakkak ki Rabbim her şeyi denetlemektedir.


    Süleyman Ateş : "Eğer yüz çevirirseniz, artık ben size sunmakla görevlendirildiğim mesajı size duyurdum. Rabbim, sizin yerinize başka bir kavim de getirebilir. Siz O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, herşeyi koruy(up gözet)endir."


    Tefhim-ul Kuran : «Buna rağmen yüz çevirirsiniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, her şeyi gözetleyip koruyandır.»


    Ümit Şimşek : 'Yüz çevirirseniz, benimle gönderilmiş olanı ben size tebliğ etmiş bulunuyorum. O zaman Rabbim sizin yerinize başka bir kavim getirir; siz ise Ona hiçbir zarar vermiş olmazsınız. Şüphesiz ki Rabbim herşeyi görüp gözetlemekte, her işinizi kaydetmektedir.'


    Yaşar Nuri Öztürk : "Eğer yüz çevirirseniz ben, bana gönderilen şeyi size tebliğ etmiş bulunuyorum. Rabbim, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O'na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Kuşkusuz benim Rabbim herşey üzerinde bir Hafîz'dir; kollar, gözetir."
     


  18. وَلَمَّا جَاء أَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَنَجَّيْنَاهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ



    Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ hûden vellezîne âmenû meahu bi rahmetin minnâ, ve necceynâhum min azâbin galîz(galîzin).



    1. ve lemmâ : ve olduğu zaman

    2. câe emru-nâ : emrimiz geldi

    3. necceynâ : biz kurtardık

    4. hûden : Hud

    5. ve ellezîne : ve onlar

    6. âmenû : âmenû oldular (yaşarken Allah'a ulaşmayı dilediler)

    7. mea-hu : onunla beraber

    8. bi rahmetin : bir rahmet ile

    9. min-nâ : bizden

    10. ve necceynâ-hum : ve onları kurtardık

    11. min azâbin : azaptan

    12. galîzin : çok şiddetli, ağır






    İmam İskender Ali Mihr : Ve emrimiz geldiği zaman, Bizden bir rahmet ile Hud (A.S)'ı ve âmenû olanları, onunla beraber kurtardık. Ve onları ağır (çok şiddetli) bir azaptan kurtardık.


    Diyanet İşleri : Helâk emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Emrimiz gelince Hûd'u ve onunla berâber bulunan inanmış kişileri, bizden bir rahmet olarak kurtardık ve onlara ağır bir azaptan necat verdik.


    Adem Uğur : Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık, onları ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik.


    Ahmed Hulusi : Hükmümüz oluştuğunda Hud'u ve onunla beraber iman etmişleri rahmetimizle kurtardık. . . Onları ağır bir azaptan kurtardık.


    Ahmet Tekin : Planımız, azâbımız gerçekleştirilirken, Hûd’u ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir cezadan kurtarmış olduk.


    Ahmet Varol : Emrimiz gelince Hud'u ve beraberindeki iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Onları kaskatı bir azaptan koruduk.


    Ali Bulaç : Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hud'u ve O'nunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları şiddetli, ağır bir azabtan kurtardık.


    Ali Fikri Yavuz : Helâk emrimiz gelince, bizden bir rahmet olarak Hûd’u ve beraberindeki müminleri kurtardık; hem onları çok ağır bir azabdan kurtardık.


    Bekir Sadak : Buyrugumuz gelince, Hud'u ve beraberindeki inananlari, rahmetimizle kurtardik. Onlari cetin bir azabdan koruduk.


    Celal Yıldırım : Buyruğumu taşıyan hükmümüz gelince, kendi katımızdan bir rahmetle Hûd'u ve onunla birlikte olan mü'minleri kurtardık, onları oldukça ağır bir azâbdan selâmete erdirdik.


    Diyanet İşleri (eski) : Buyruğumuz gelince, Hud'u ve beraberindeki inananları, rahmetimizle kurtardık. Onları çetin bir azabdan koruduk.


    Diyanet Vakfi : Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık, onları ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik.


    Edip Yüksel : Emrimiz gelince Hud'u ve beraberindeki inananları bizden bir rahmetle kurtardık. Onları dehşetli bir azaptan kurtardık.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Vaktâ ki emrimiz geldi, Hûdu ve maıyyetinde iyman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, hem onları galîz bir azâbdan kurtardık


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Fermanımız geldiğinde Hud'u ve beraberinde iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle kurtardık, hem onları ağır bir azaptan kurtardık.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ne zaman ki emrimiz geldi, Hud'u ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, ayrıca onları çok ağır bir azaptan da kurtardık.


    Fizilal-il Kuran : Azaba ilişkin emrimiz geldiğinde Hud'u ve beraberindeki mü'minleri, rahmetimizin sonucu olarak, kurtardık; onları ağır azaptan koruduk.


    Gültekin Onan : Buyruğumuz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hud'u ve O'nunla birtikte inananları kurtardık. Onları şiddetli / ağır bir azabtan kurtardık.


    Hasan Basri Çantay : Vaktaki (azâb) emrimiz geldi. Hûd'ü de, maiyyetindeki mü'minleri de, bizden bir rahmet olarak, selâmete erdirdik, onları ağır azâbdan kurtardık.


    Hayrat Neşriyat : Nihâyet emrimiz gelince, Hûd’u ve berâberindeki îmân edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtuluşa erdirdik ve onları şiddetli bir azabdan kurtardık.


    İbni Kesir : Emrimiz gelince; Hud'u ve beraberindeki mü'minleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları katı bir azabtan kurtardık.


    Muhammed Esed : Ve böylece, hükmümüz vaki olunca, Hud'u ve onunla aynı inancı paylaşanları katımızdan bir koruma lütfuyla kurtardık; kendilerini (ahiretteki) ağır ve zorlu azaptan (da) kurtardık.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Vaktâ ki emrimiz geldi. Hûd'u ve O'nunla beraber imân etmiş olanları Bizden bir rahmet ile kurtardık ve onları kaba bir azaptan da hâlâs ettik.


    Ömer Öngüt : Emrimiz gelince Hud'u ve beraberindeki iman edenleri katımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları çok çetin bir azaptan kurtuluşa erdirdik.


    Şaban Piriş : Emrimiz gelince Hûd’u ve yanındaki müminleri rahmetimizle kurtardık. Onları çetin bir azaptan koruduk.


    Suat Yıldırım : Azaba dair emrimiz gelince Hûd ve beraberinde olan müminleri, tarafımızdan bir rahmet eseri olarak kurtardık, onları pek ağır bir azaptan selâmete çıkardık.


    Süleyman Ateş : Emrimiz gelince Hûd'u ve onunla beraber inanmış olanları bizden bir rahmetle kurtardık; onları katı bir azâbdan kurtardık.


    Tefhim-ul Kuran : Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hûd'u ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları şiddetli, ağır bir azabtan kurtardık.


    Ümit Şimşek : Emrimiz geldiğinde, Hud'u ve beraberindeki iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları kıyamet gününde ağır bir azaptan da kurtardık.


    Yaşar Nuri Öztürk : Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla birlikte iman etmiş olanları bizden bir rahmetle kurtardık. Biz onları çok ağır bir azaptan kurtardık.
     


  19. كَ عَادٌ جَحَدُواْ بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْاْ رُسُلَهُ وَاتَّبَعُواْ أَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ



    Ve tilke âdun cehadû bi âyâti rabbihim ve asav rusulehu vettebeû emre kulli cebbârin anîd(anîdin).



    1. ve tilke : ve işte bu

    2. âdun : Ad kavmi

    3. cehadû : bilerek inkâr ettiler

    4. bi âyâti : âyetleri

    5. rabbi-him : onların Rabbi (Rab'leri)

    6. ve asav : ve asi oldular, isyan ettiler

    7. rusule-hu : onun resûllerine

    8. ve ittebeû : tâbî oldular

    9. emre : emir

    10. kulli : her, bütün, hepsi

    11. cebbârin : zorlayıcı, cebbar

    12. anîdin : inatçı, bile bile haktan yüz çeviren, muhalefet eden, azgın





    İmam İskender Ali Mihr : Ve işte Ad kavmi, Rab'lerinin âyetlerini bilerek inkâr ettiler ve O'nun resûllerine asi oldular (isyan ettiler). Ve azgın zorbaların hepsinin emrine tâbî oldular.


    Diyanet İşleri : İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. O’nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!


    Abdulbaki Gölpınarlı : İşte Âd, Rablerinin delillerini bile bile inkâr ettiler ve peygamberlerine asi oldular ve her inatçı cebbar kişiye uydular.


    Adem Uğur : İşte Âd (kavmi). Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; O'nun peygamberlerine âsi oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular.


    Ahmed Hulusi : İşte Ad (kavmi olayı buydu). . . Rablerinin (nefslerindeki) işaretlerini bile bile inkâr ettiler. . . O'nun Rasûllerine isyan ettiler. . . Her inatçı zorbanın emrine tâbi oldular.


    Ahmet Tekin : İşte bu Âd kavmi, Rablerinin birliğini gösteren âyetlerini bile bile inkâr ettiler. Rasullerinin tebliğine, sünnetine sırt çevirdiler, âsi oldular. Hak hukuk tanımayan zorbanın, diktatör idarecilerin düzenine tâbi oldular.


    Ahmet Varol : İşte bu Ad halkı, Rabblerinin ayetlerini inkar etti, peygamberlerine karşı geldi ve her inatçı zorbanın emrine uydular.


    Ali Bulaç : İşte Ad (halkı): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler.


    Ali Fikri Yavuz : İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler ve onun peygamberlerine isyan eylediler. Böylece başları bulunan, her inadcı zorbanın emrine uydu gittiler.


    Bekir Sadak : Iste bu, Rablerinin ayetlerini bile bile inkar eden, peygamberlerine kafa tutan ve her inatci zorbanin emrine uyan Ad milletidir.


    Celal Yıldırım : İşte bu Âd kavmi, Rablarının âyetlerini inatla inkâr ettiler, O'nun peygamberine karşı geldiler ve her inatçı zorbanın emrine uydular.


    Diyanet İşleri (eski) : İşte bu, Rablerinin ayetlerini bile bile inkar eden, peygamberlerine kafa tutan ve her inatçı zorbanın emrine uyan Ad milletidir.


    Diyanet Vakfi : İşte Âd (kavmi). Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; O'nun peygamberlerine âsi oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular.


    Edip Yüksel : İşte Ad (halkı) böyleydi. Rab'lerinin ayetlerini reddettiler, elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emrini izlediler.


    Elmalılı Hamdi Yazır : İşte Âd, rablarının âyâtını inkâr ettiler ve Peygamberlerine isyan eylediler ve her bir ınadcı cebbarın emri ardına gittiler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : İşte Ad kavmi, Rablerinin ayetlerini inkar ettiler, peygamberlerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emrine uydular.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte Âd kavmi buydu. Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Başa geçen her zorbanın emrine uyup arkasından gittiler.


    Fizilal-il Kuran : İşte sana o Adoğulları; onlar Rabblerinin ayetlerini yalanladılar, O'nun peygamberlerine karşı geldiler ve ne kadar küstah zorba varsa hepsinin emirlerine uydular.


    Gültekin Onan : İşte Ad (halkı); rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın buyruğu ardınca yürüdüler.


    Hasan Basri Çantay : İşte Âd (kavmi)! Onlar Rablerinin âyetlerini bilerek inkâr etdiler, peygamberlerine aasî oldular, inâdcı her zorbanın emri ardınca gitdiler.


    Hayrat Neşriyat : İşte Âd (kavmi) Rablerinin âyetlerini bilerek inkâr ettiler, O’nun peygamberlerine âsî oldular ve her inadcı zorbanın emrine uydular.


    İbni Kesir : Ad da, Rabblarının ayetlerini bile bile inkar ettiler. Peygamberlerine isyan ettiler. Ve her inadçı zorbanın emrine uydular.


    Muhammed Esed : İşte, Rablerinin ayetlerini reddeden, O'nun elçilerine baş kaldıran ve hak hakikat düşmanı her inatçı zorbanın koyduğu yasaya boyun eğen Ad toplumu(nun sonu) böyle (oldu).


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve işte o da Âd'dır ki, Rablerinin âyetlerini inkar ettiler ve O'nun peygamberlerine âsi oldular ve herbir inatçı cebbârın emrine uydular.


    Ömer Öngüt : İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler, O'nun peygamberlerine isyan ettiler ve her bir inatçı zorbanın emrine uydular.


    Şaban Piriş : İşte Âd, Rabbinin ayetlerini bile bile inkar ettiler ve O’nun elçilerine isyan edip, her inatçı zorba emrine uydular.


    Suat Yıldırım : (59-60) İşte Âd halkı buydu... Rab’lerinin âyetlerini inkâr ettiler, O’nun peygamberlerine isyan ettiler ve Hakka karşı gelen her inatçı zorbanın isteklerine uydular. Hem bu dünyada lânete tâbi
    tutuldular, hem de kıyamet gününde. Evet, Âd halkı, Rab’lerini tanımayıp inkâr yolunu tuttular. Dikkat et! Nasıl da defoldu gitti o Hûd’un kavmi Âd!


    Süleyman Ateş : İşte Âd (kavmi), Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler, peygamberlerine karşı geldiler ve her inatçı zorbanın emrine uydular.


    Tefhim-ul Kuran : İşte Ad (halkı): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun peygamberlerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler.


    Ümit Şimşek : İşte bu Âd kavmi idi ki, Rablerinin âyetlerini inkâr eder, Onun peygamberlerine karşı gelir ve herbir inatçı zorbanın emrine uyarlardı.


    Yaşar Nuri Öztürk : İşte buydu Âd. Rablerinin ayetlerine kafa tuttular, O'nun resullerine isyan ettiler. Ve her inatçı zorbanın emrine uydular.
     


  20. وَأُتْبِعُواْ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ أَلا إِنَّ عَادًا كَفَرُواْ رَبَّهُمْ أَلاَ بُعْدًا لِّعَادٍ قَوْمِ هُودٍ



    Ve utbiû fî hâzihid dunyâ la’neten ve yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), e lâ inne âden keferû rabbehum, e lâ bu'den li âdin kavmi hûd(hûdin).



    1. ve utbiû : ve tâbî tutulurlar

    2. fî : de, da

    3. hâzihi ed dunyâ : bu dünyada

    4. la'neten : lânet

    5. ve yevme el kıyâmeti : ve kıyâmet günü

    6. e lâ : öyle değil mi, olmadı mı

    7. inne : gerçekten, muhakkak

    8. âden : Ad kavmi

    9. keferû : inkâr ettiler

    10. rabbe-hum : Rab'lerini

    11. e lâ : öyle değil mi

    12. bu'den : uzak oldu, uzak kaldı

    13. li âdin : Ad kavmi

    14. kavmi : kavim

    15. hûdin : Hud





    İmam İskender Ali Mihr : Ve bu dünyada ve kıyâmet günü lânete tâbî tutuldular ve Ad kavmi Rab'lerini inkâr etmediler mi? Hud (A.S)'ın kavmi Ad (kavmi) (Allahû Tealâ'nın rahmetinden) uzak kaldı, öyle değil mi?


    Diyanet İşleri : Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve şu dünyada da lânete uğratıldılar, kıyamet gününde de. Bilin ki hiç şüphe yok Âd, Rablerine karşı kâfir oldu; bilin, uzaklık Hûd'un kavmi Âd'a.


    Adem Uğur : Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tâbi tutuldular. Biliniz ki, Ad (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. (Şunu da) bilin ki Hûd'un kavmi Âd, Allah'ın rahmetinden uzak kılındı.


    Ahmed Hulusi : Hem şu dünyada hem de kıyamet sürecinde lânete uğradılar (hakikatlerindekini yaşamaktan uzak düştüler)! Kesinlikle bilin ki; Ad, Rablerini inkâr edenlerden oldu! Kesinlikle bilin ki; uzaklık Hud'un halkı olan Ad içindir.


    Ahmet Tekin : Hem bu dünyada, hem de kıyamet günü lânete uğradılar. Bakınız, Âd kavmi Rablerini inkâr ettiler, ihsan ettiği nimetlere nankörlük ettiler. Hûd’un kavmi Âd’in, Allah’ın rahmetinden, korumasından uzak kılınarak, yok olup gitmesinden ibret alın.


    Ahmet Varol : Bu dünyada da kıyamet gününde de lanete uğradılar. İyi bilin ki, Ad halkı Rabblerini inkar ettiler. Dikkat edin, Hud'un kavmi Ad uzak olsun.


    Ali Bulaç : Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkâr ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi).


    Ali Fikri Yavuz : Onlar, hem dünyada, hem ahiret gününde bir lânete (ceza ve azaba) tabi tutuldular. Dikkat edin! Ad Kavmi, gerçekten Rabbini inkâr etti. Haberiniz olsun! Hûd’un kavmi âd, Allah’ın rahmetinden uzak kalmıştır.


    Bekir Sadak : Bu dunyada da, kiyamet gununde de lanete ugradilar. Bilin ki Ad milleti Rablerini inkar etti ve yine bilin ki Hud'un milleti Ad Allah'in rahmetinden uzaklasti. *


    Celal Yıldırım : Bu Dünya'da da, Âhiret'te de lanet peşlerine takılıp kaldı; haberiniz olsun ki Âd kavmi, Rablarını tanımayıp küfrü seçtiler. Bilin ki Hûd kavmi Âd'a (ilâhî rahmetten) uzaklık olsun.


    Diyanet İşleri (eski) : Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete uğradılar. Bilin ki Ad milleti Rablerini inkar etti ve yine bilin ki Hud'un milleti Ad Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.


    Diyanet Vakfi : Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tâbi tutuldular. Biliniz ki, Âd (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. (Şunu da) bilin ki Hûd'un kavmi Âd, Allah'ın rahmetinden uzak kılındı.


    Edip Yüksel : Bunun üzerine, hem dünya hayatında ve hem diriliş gününde bir lanete uğradılar. Kısacası, Ad halkı, Rab'lerine karşı çıktı. Hud'un halkı Ad yok olmuştur.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem bu Dünyada bir lâ'netle ta'kıb edildiler hem Kıyamet gününde, bak Âd, rablarına hakıkaten küfrettiler, bak def'oldu gitti o Hûd kavmi Âd


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Hem bu dünyada hem de kıyamet gününde bir lanet cezasına çarptırıldılar. Bak işte, Ad topluluğu Rablerine küfrettiler ve bak işte, defoldu gitti Hud'un kavmi Ad!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde bir lânetle izlendiler. Bilin ki, Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilin ki, Hud'un kavmi olan Âd, defolup gittiler.


    Fizilal-il Kuran : Gerek bu dünyada gerek kıyamet gününde Allah'ın lânetine uğradılar. Haberiniz olsun, Adoğulları Rabblerini inkâr ettiler. Hey, kahrolsun Hud'un soydaşları olan Adoğulları!


    Gültekin Onan : Ve bu dünyada da kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), rablerine küfrettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Tanrı'nın rahmetinden) uzaklık (verildi).


    Hasan Basri Çantay : Onlar bu dünyâda da, kıyaamet gününde de lâ'net (cezasına) tâbi' tutuldular. Haberiniz olsun ki Âd (kavmi) Rablerine küfretdiler. Gözünüzü açın ki Hûd'ün kavmi olan Âd'e (rahmet-i ilâhiyyeden ebedi) uzaklık (verildi).


    Hayrat Neşriyat : Böylece hem bu dünyada, hem de kıyâmet gününde lâ'nete tâbi' tutuldular. Haberiniz olsun! Şübhesiz ki Âd (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. Dikkat edin! (İsyanları yüzünden Allah’ın rahmetinden uzaklaşan) Hûd’un kavmi olan Âd, helâk olsun!


    İbni Kesir : Bu dünyada da, kıyamet gününde de la'nete uğradılar. Bilin ki: Ad, Rabblarını inkar ettiler. Ve yine bilin ki; Hud'un kavmi Ad, Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.


    Muhammed Esed : Bu dünyada da (Allah'ın) laneti kovaladı durdu onları, ölümden sonra kalkış gününde de (sonuç olarak yine onunla kuşatılacaklar). Bakın, işte Rablerini böyle yok saymıştı 'Ad (toplumu)! Bakın, işte böyle yok olup gitti Hud'un kavmi 'Ad.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve bu dünyada bir lânete tâbi tutuldular, Kıyamet gününde de. Haberiniz olsun, şüphe yok ki Âd, Rablerine kâfir oldular. Agâh olunuz ki, Hûd kavmi olan Âd için bir uzaklık olsun.


    Ömer Öngüt : Böylece bu dünyada da kıyamet gününde de lânete uğradılar. İyi bilin ki Âd kavmi Rablerini inkâr ettiler. İyi bilin ki Hud'un kavmi Âd, Allah'ın rahmetinden uzak kılındı.


    Şaban Piriş : Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete uğradılar. İyi bilin ki Âd, Rabbini tanımadı. Dikkat edin, Hûd’un toplumu Âd helak edildi.


    Suat Yıldırım : (59-60) İşte Âd halkı buydu... Rab’lerinin âyetlerini inkâr ettiler, O’nun peygamberlerine isyan ettiler ve Hakka karşı gelen her inatçı zorbanın isteklerine uydular. Hem bu dünyada lânete tâbi tutuldular, hem de kıyamet gününde. Evet, Âd halkı, Rab’lerini tanımayıp inkâr yolunu tuttular. Dikkat et! Nasıl da defoldu gitti o Hûd’un kavmi Âd!


    Süleyman Ateş : Böylece hem bu dünyâda, hem de kıyâmet gününde peşlerine la'net takıldı. İyi bilin, 'Âd (kavmi) Rablerini inkâr ettiler; iyi bilin Hûd'un kavmi 'Âd, (Allâh'ın rahmetinden) uzak olsun (yok olup gitsin)!


    Tefhim-ul Kuran : Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) küfrettiler. Haberiniz olsun; Hûd kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi).


    Ümit Şimşek : Bu dünyada da, kıyamet gününde de onlar lânete uğratıldılar. Bilmiş olun ki Âd kavmi Rablerine nankörlük etmişti. İbret alın ki, Hud'un kavmi Âd işte böyle yok olup gitti.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bu dünyada ve kıyamet gününde arkalarına lanet takıldı. Dikkat edin; Âd, Rablerine nankörlük etmişti. Dikkat edin, Hûd'un kavmi olan Âd geri gelmez oldu.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş