Kuran-ı Kerim EN'ÂM Suresi Türkçe Meali ve açıklaması, Kuranı kerim enam suresi Türkce açiklaması, E

goktepeli26 28 May 2013



  1. قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِن شَهِدُواْ فَلاَ تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Kul helumme ؛uhedâekumullezîne ye؛hedûne
    ennallâhe harreme hâzâ, fe in ؛ehidû fe lâ te؛hed meahum, ve lâ tettebi’ ehvâellezîne kezzebû bi âyâtinâ vellezîne lâ yu’minûne bil âhireti ve hum bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).




    1. kul : de

    2. helumme : getirin

    3. ؛uhedâe-kum ellezîne : ؛ahitleriniz ki onlar

    4. ye؛hedûne : ؛ahitlik ederler

    5. ennallâhe (enne allâhe) : Allah'ın ..... yaptığına

    6. harreme : haram kıldı

    7. hâzâ : bunu

    8. fe in : eğer hâlâ

    9. ؛ehidû : ؛ahitlik ettiler

    10. fe lâ te؛hed : sen ؛ahitlik etme

    11. mea-hum : onlarla beraber

    12. ve lâ tettebi' : ve tâbî olma, uyma

    13. ehvâ : hevesler

    14. ellezîne kezzebû : yalanlayan kimseler

    15. bi âyâti-nâ : âyetlerimizi

    16. ve ellezîne : ve onlar

    17. lâ yu'minûne : îmân etmezler

    18. bi el âhireti : ahirete

    19. ve hum : ve onlar

    20. bi rabbi-him : Rab'lerine

    21. ya'dilûne : ortak ko؛uyorlar, putları ona adil, e؛it, e؛ tutuyorlar





    İmam İskender Ali Mihr : “Allah'ın bunu haram kıldığına ؛ahitlik eden ؛ahitlerinizi getirin.” de. Artık ؛âyet onlar ؛ahitlik ederlerse, onlarla beraber sen ؛ahitlik etme. Ahirete inanmayan ve âyetlerimizi yalanlayan kimselerin heveslerine tâbî olma. Ve onlar, Rab'lerine e؛ tutuyorlar (ortak ko؛uyorlar).


    Diyanet İ؛leri : De ki: “Haydi, Allah ؛unu haram kıldı” diye tanıklık yapacak ؛ahitlerinizi getirin. Onlar ؛ahitlik etseler de sen onlarla beraber ؛ahitlik etme. آyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, ba؛ka ؛eyleri denk tutuyorlar.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : De ki: Allah'ın, ؛unu harâm ettiğine tanıklık eden ؛ahitlerinizi getirin bakalım. Fakat gelirler de tanıklık ederlerse sen, onlarla berâber tanıklık etme ve putları, Rableriyle bir tutup âhirete inanmayarak âyetlerimizi yalanlayanların dileklerine uyma.


    Adem Uğur : De ki: Allah ؛unu yasak etti, diye ؛ehadet edecek ؛ahitlerinizi getirin! Eğer onlar ؛ahitlik ederlerse, sen onlarla beraber ؛ahitlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, Rablerine e؛ tutuyorlar.


    Ahmed Hulusi : De ki: "Hadi, Allâh ؛unu haram etmi؛tir diye ؛ahitlik eden ؛ahitlerinizi getirin!". . . Eğer ؛ahitlik ettiler ise, sen onlar ile beraber ؛ahitlik etme. . . (Esmâ'nın açığa çıkı؛ı olan) i؛aretlerimizi yalanlayanların ve geleceklerindeki sonsuz ya؛am süreçlerine iman etmeyenlerin bo؛ hayallerine tâbi olma! Onlar (putlarını) Rablerine denk tutarlar.


    Ahmet Tekin : 'Allah ؛unu yasak etti diyen, bilgi sahibi ؛âhitlerinizi, ِnderlerinizi getirin. Eğer onlar ؛âhitlik ederlerse, sen onlarla birlikte olup ؛âhitlik etme. آyetlerimizi yalanlayanların ve âhirete, ebedî yurda iman etmeyenlerin ؛ahsî arzu ve ihtiraslarına, bâtıla uyma. Onlar, ba؛kalarını Rablerine denk tutuyorlar.' de.


    Ahmet Varol : De ki: 'Allah'ın bunları haram kıldığına ؛ahitlik eden ؛ahitlerinizi getirin.' Onlar ؛ahitlik edecek olurlarsa sen onlarla birlikte ؛ahitlik etme. Ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların heveslerine uyma. Onlar ba؛kalarını Rabblerine denk tutmaktadırlar.


    Ali Bulaç : De ki: "Gerçekten Allah'ın bunu haram kıldığına ؛ehadet edecek ؛ahidlerinizi getirin." ھayet onlar, ؛ehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte ؛ehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri ve varlıkları) Rablerine denk tutmaktadırlar.


    Ali Fikri Yavuz : Onlara sِyle: “- Bu haram saydıklarınızı, Allah haram ettiğine dair ؛ahidlik edecek olan ؛ahidlerinizi getirin.” Eğer onlar, yalan yere ؛ahidlik ederlerse, sen onlarla beraber bulunup kendilerini tasdik etme. آyetlerimizi yalan sayanların, ahirete inanmıyanların arzularına tabi olma. Onlar, Rablerine putları e؛ tutuyorlar.


    Bekir Sadak : De ki: «Allah'in bunu haram kildigina sahidlik edecek sahidlerinizi getirin". sahidlik ederlerse, onlarla beraber olup sozlerini kabullenme; ayetlerimizi yalanlayanlarin ve ahirete inanmayanlarin heveslerine uyma; onlar Rablerine baskalarini esit tutuyorlar. *


    Celal Yıldırım : De ki: Allah'ın bunu haram kıldığına tanıklık edecek ؛ahitlerinizi haydi getirin ! Eğer ؛ahitlik ederlerse, sen onlarla beraber ؛ahitlik etme; bizim âyetlerimizi yalanlayanların ve آhirete de inanmayanların heveslerine uyma ; onlar (putlarını) Rablerine denk tutarlar.


    Diyanet İ؛leri (eski) : De ki: 'Allah'ın bunu haram kıldığına ؛ahidlik edecek ؛ahidlerinizi getirin'. ھahidlik ederlerse, onlarla beraber olup sِzlerini kabullenme; ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların heveslerine uyma; onlar Rablerine ba؛kalarını e؛it tutuyorlar.


    Diyanet Vakfi : De ki: Allah ؛unu yasak etti, diye ؛ehadet edecek ؛ahitlerinizi getirin! Eğer onlar ؛ahitlik ederlerse, sen onlarla beraber ؛ahitlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, Rablerine e؛ tutuyorlar.


    Edip Yüksel : De ki: 'ALLAH'ın ؛unu haram ettiğine tanıklık edecek tanıklarınızı getirin.' Tanıklık ederlerse onlarla beraber tanıklık etme. Ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmıyanların keyfine uyma. Onlar, Rab'lerine ba؛kalarını e؛ ko؛maktadırlar.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Haydin, de: Allah bunu haram etti diye ؛ehadet edecek ؛ahidlerinizi getirin, eğer gelir ؛ehadet ederlerse sen onlarla beraber ؛ehadet etme, âyetlerimizi tekzib edenlerin, o آhırete inanmıyanların hevâlarına tabi' olma, nasıl olursun ki bunlar rablarına ba؛kasını denk tutuyorlar


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛) : De ki: «Haydi, Allah'ın bunu haram kıldığına ؛ahitlik edecek ؛ahitlerinizi getirin!» Eğer gelir, ؛ahitlik ederlerse, sen onlarla beraber ؛ahitlik etme, ayetlerimizi yalanlayanların, o ahirete inanmayanların çarpık arzularına uyma! Nasıl uyarsın ki, onlar Rablerine ba؛kasını denk tutuyorlar.


    Elmalılı (sadele؛tirilmi؛ - 2) : De ki: «Haydi, Allah bunu yasak etti diye tanıklık edecek ؛ahitlerinizi getirin.». Eğer onlar ؛ahitlik ederlerse, sen onlarla beraber ؛ahitlik etme. آyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların keyiflerine uyma. اünkü onlar Rablerine ba؛kasını denk tutuyorlar.


    Fizilal-il Kuran : De ki; Allah'ın bu yasakları koyduğuna ؛ahitlik edecek tanıklarınızı getiriniz bakalım. Eğer onlar bu yolda ؛ahitlik ederlerse, sakın ؛ahitliklerini onaylama. Ayetlerimizi yalanlayanların, ahirete inanmayanların ve Rabblerine e؛ ko؛anların keyfi arzularına uyma.


    Gültekin Onan : De ki: "Gerçekten Tanrı'nın bunu haram kıldığına ؛ehadet edecek ؛ahidlerinizi getirin." ھayet onlar ؛ehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte ؛ehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların hevalarına uyma; onlar [birtakım güçleri ve varlıkları] rablerine denk tutmaktadırlar.


    Hasan Basri اantay : «(Haydin), de, muhakkak Allah bunu haram etdi diye bildiğini sِyleyecek ؛âhidlerinizi getirin». Eğer onlar (yalan yere) ؛âhidlik ederlerse sen onlarla beraber olub da (sِzlerini) tasdıyk etme. آyetlerimizi yalan sayanların, âhirete de inanmayanların heva (ve heves) ine uyma. Onlar (putlarını) Rableriyle bir sayarlar.


    Hayrat Ne؛riyat : De ki: 'Haydi, 'ھübhesiz Allah bunu haram kıldı’ diye ؛âhidlik edecek ؛âhidlerinizi getirin!' Buna rağmen ؛âhidlik ederlerse, sakın onlarla berâber ؛âhidlik etme! Hem âyetlerimizi yalanlayanların ve âhirete îmân etmeyenlerin (nefsî) arzularına uyma! اünki onlar, (putları) Rablerine denk tutuyorlar.


    İbni Kesir : De ki: Muhakkak Allah, ؛unu haram kıldı diye, bildiğini sِyleyecek ؛ahidlerinizi getirin. Eğer onlar ؛ahidlik ederlerse; sende onlarla beraber olup tasdik etme. Onlar Rabblarına ba؛kalarını denk tutuyorlar.


    Muhammed Esed : De ki: "Allahın (bütün) bunları yasakladığına dair ؛ahitlik yapacak ؛ahitlerinizi getirin!" Eğer onlar (çekinmeden yalan) ؛ahitlik yaparlarsa sakın onların bu düzmece ؛ahitliklerine katılmayın; ve mesajlarımızı yalanlayanların, ِteki dünyaya inanmayanların ve ba؛ka güçleri Rablerine denk gِrenlerin hatalı gِrü؛lerine uymayın!


    ضmer Nasuhi Bilmen : De ki: «Haydi, 'Allah Teâlâ bunları muhakkak haram kıldı' diye ؛ehâdet edecek olan ؛ahitlerinizi getiriniz.» ھayet onlar ؛ehâdet ederlerse sen onlar ile beraber ؛ehâdette bulunma ve âyetlerimizi tekzîp edenlerin ve ahirete inanmayanların hevâlarına tâbi olma. Ve onlar, ba؛kalarını Rablerine denk tutarlar.


    ضmer ضngüt : De ki: “Allah'ın bunu haram ettiğine dair ؛âhitlik edecek ؛âhitlerinizi getirin. ” Eğer onlar ؛âhitlik ederlerse, sen onlarla beraber ؛âhitlik etme. آyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların hevâ ve heveslerine uyma. Onlar (taptıklarını) Rablerine denk tutuyorlar.


    ھaban Piri؛ : De ki: -Haydi, Allah ؛unu haram kıldı diye ؛ehadet edecek ؛ahitlerinizi getirin. (Yalan yere) ؛ahitlik ederlerse sakın onlarla ؛ahitlik etme. Ayetlerimizi yalanlayıp, ahirete iman etmeyen ve Rab’lerine ba؛kalarını denk tutanların heveslerine uyma.


    Suat Yıldırım : "Haydi" de, "Allah’ın bunu haram kıldığına dair tanıklık edecek ؛ahitlerinizi getirin!" Eğer onlar yalan yere ؛ahitlik ederlerse, sakın sen onlarla birlikte tanıklık etme.آyetlerimizi yalan sayanların ve âhireti tasdik etmeyenlerin keyiflerine uyma!Nasıl uyarsın ki onlar ba؛kalarını, kendilerinin Rabbi olan Allah’a e؛it tutmaktadırlar.


    Süleyman Ate؛ : De ki: "Haydi Allâh'ın bunu yasakladığına ؛âhidlik edecek tanrılarınızı getirin." Eğer (onlar) ؛âhidlik ederlerse sen onlarla beraber ؛âhidlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve âhirete inanmayanların keyiflerine uyma. (Nasıl uyarsın ki) onlar, Rablerine e؛ tutmaktadırlar.


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Gerçekten Allah'ın bunu haram kıldığına ؛ehadet edecek ؛ahidlerinizi getirin.» ھayet onlar,؛ehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte ؛ehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların heva (istek ve tutku) larına uyma; onlar (birtakım güçleri ve varlıkları) Rablerine denk tutmaktadırlar.


    ـmit ھim؛ek : De ki: Bunları Allah'ın haram ettiğine tanıklık edecek bütün ؛ahitlerinizi getirin. Ancak onlar ؛ahitlik etseler bile sen onlarla ؛ahitlik etme. آyetlerimizi yalanlayanların ve âhirete inanmayıp da ba؛kalarını Rablerine denk tutanların heveslerine uyma.


    Ya؛ar Nuri ضztürk : ھunu da sِyle: "Allah ؛unu haram etmi؛tir diye tanıklık edip duran ؛ahitlerinizi getirin." Eğer tanıklık ederlerse sakın onlarla birlikte tanıklık etme! Ayetlerimizi yalanlayanlarla âhirete inanmayanların keyifleri ardınca gitme! Onlar, kendi Rablerine ba؛kalarını denk tutuyorlar.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  2. قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ



    Kul teâlev etlu mâ harreme rabbukum aleykum ellâ tuşrikû bihî şey’â(şey’en), ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), ve lâ taktulû evlâdekum min imlak(imlakin), nahnu nerzukukum ve iyyâhum, ve lâ takrebûl fevâhışe mâ zahere minhâ ve mâ batan(batane), ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakk(hakkı), zâlikum vassâkum bihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).



    1. kul : de

    2. teâlev : gelin

    3. etlu : okuyayım

    4. mâ : şeyler

    5. harreme : haram kıldı

    6. rabbu-kum : sizin Rabbiniz

    7. aleykum : size

    8. ellâ (en lâ) tuşrikû : ortak (koşmamanız) koşmayın

    9. bi-hî : ona

    10. şey'en : bir şeyi

    11. ve bi el vâlideyni : ve anne babaya

    12. ihsânen : ihsanla davranma

    13. ve lâ taktulû : ve öldürmeyin

    14. evlâde-kum : evlâtlarınız, çocuklarınız

    15. min imlakin : yokluktan, yoksulluktan, fakirlikten

    16. nahnu : biz

    17. nerzuku-kum : sizi biz rızıklandırırız

    18. ve iyyâ-hum : ve onları da yalnız (biz)

    19. ve lâ takrebû el fevâhışe : ve kötülüğe yaklaşmayın

    20. mâ zahere : zâhir olan, açık olan

    21. min-hâ : ondan

    22. ve mâ batane : ve gizli olan

    23. ve lâ taktulû en nefse : ve kimseyi öldürmeyin

    24. elletî harreme allâhu : ki onu Allah haram kıldı

    25. illâ bi el hakkı : haklı olmak hariç

    26. zâlikum : işte bunlar

    27. vassâ-kum : size vasiyet etti (farz kıldı)

    28. bi-hî : onunla

    29. lealle-kum : umulur ki böylece siz

    30. ta'kılûne : siz akıl edersiniz





    İmam İskender Ali Mihr : De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım; O'na bir şeyi ortak koşmayın. Anne, babaya ihsanla davranın. Yokluk (fakirlik) sebebiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de yalnız Biz rızıklandırırız. Kötülüğün açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haklı olmanız hariç kimseyi öldürmeyin ki; onu Allah haram kıldı. İşte bunları size vasiyet (emir) etti. Böylece siz, akıl edersiniz.”


    Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: Gelin de Rabbiniz, size neleri harâm etti, ben okuyup anlatayım: Sakın ona hiçbir şeyi eş ve ortak saymayın, ananıza, babanıza karşı iyilikte bulunun ve yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizi de ancak biz rızıklandırırız, onları da ve açığa çıkan kötülüklere de yaklaşmayın, gizli kalan kötülüklere de ve hiçbir cana kıymayın, çünkü Allah, haklı olmadıkça harâm etmiştir bunu. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir o.


    Adem Uğur : De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.


    Ahmed Hulusi : De ki: "Gelin, Rabbinizin size (neleri) haram ettiğini 'OKU'yayım: O'na bir şeyi ortak koşmayın. . . Ana-babaya ihsan üzere olun. . . Fakirlikten dolayı evlatlarınızı öldürmeyin. . . Sizin de onların da gıdasını biz veririz! Fevahişin (çirkin suçların) açık olanına da (içki, fuhuş. . . gibi) içsel olanına da (suç olanları düşünmek) yaklaşmayın. . . Hak kılınan hariç (kısas gibi), Allâh'ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin! Aklınızı kullanmanız için, (Allâh) size bu uyarıyı yapar!"


    Ahmet Tekin : 'Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını, nelere riayeti emrettiğini okuyayım:
    İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.
    Anaya, babaya devamlı iyilik edin, ihsanda bulunun, kesinlikle kötü davranmayın.
    Masrafların artacağı, yoksulluğa düşeceğiniz endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızkını, ekmeğini, aşını biz veriyoruz.
    Büyük günah ve ayıpların, meşrû olmayan şehevî fiillerin, gayrimeşrû ilişkilerin, zinanın açığına da, gizlisine de yaklaşmayın.
    Haklı bir sebep olmadıkca Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı, saygıya lâyık bulduğu cana kıymayın. İşte bunlar, Allah’ın tekrar tekrar size riayeti emrettiği hususlardır. Umulur ki, aklınızı başınıza toplar düşünürsünüz' diye ilan et.


    Ahmet Varol : De ki: 'Gelin Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizi de onları da biz rızıklandırmaktayız- kötülüklerin açık olanına da gizli olanına da yaklaşmayın ve Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmeyin. Olur ki akıl edersiniz diye (Allah) size böyle emretti.'


    Ali Bulaç : De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz."


    Ali Fikri Yavuz : De ki: “-Geliniz, size Rabbiniz neleri haram etmiştir, okuyayım: Ona hiç bir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik edin, fakirlik yüzünden çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını biz veririz. zina gibi kötülüklerin açığına da, gizlisine de yanaşmayın. Allah’ın muhterem kıldığı nefsi (canı) haksız yere öldürmeyin. İşte bu yasaklara riayet etmeyi, Allah size tavsiye etti, olur ki, düşünür ve akıl erdirirsiniz.”


    Bekir Sadak : De ki: «Gelin size Rabbinizin haram kildigi seyleri soyleyeyim: O'na hicbir seyi ortak kosmayin, anaya babaya iyilik yapin, yoksulluk korkusuyla cocuklarinizi oldurmeyin sizin ve onlarin rizkini veren Biziz, «Gizli ve acik kotuluklere yaklasmayin, Allah'Ùn haram kÙldٍ٠cana haksÙz yere kÙymayÙn. Allah bunlarÙ size d_nesiniz diye buyurmaktadÙr.»


    Celal Yıldırım : De ki: (Ey Allah'a karşı yayalan uyduranlar!) Gelin de Allah'ın size neleri haram kıldığını okuyup (haber vereyim); Hiç bir şeyi O'na ortak koşmayın ; ana babanıza iyilikte bulunun ; yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; —sizin de onların da rızkınızı biz veririz—, hayâsızlığın açığına da, gizlisine de yaklaşmayın ; Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. İşte Allah bunları, aklınızı kullanırsınız diye size emreder.


    Diyanet İşleri (eski) : De ki: 'Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin ve onların rızkını veren Biziz, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır.'


    Diyanet Vakfi : De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.


    Edip Yüksel : De ki: 'Gelin, Rabbinizin size neleri haram ettiğini söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya iyi davranın. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz. Büyük günahların açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve ALLAH'ın kutsal saydığı cana haksız yere kıymayın. Bunlar, düşünesiniz diye O'nun size verdiği öğütlerdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : De ki: geliniz size rabbınız neleri haram kıldı okuyayım: ona hiç bir şey'i şerik koşmayın, babanıza ananıza iyilikten ayrılmayın, yoksulluk yüzünden evlâdınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkınızı biz veririz, fevahışe: açığına da, gizlisine de yanaşmayın, Allahın muhterem kıldığı nefsi haksız öldürmeyin, işittiniz a, işte size o bunları ferman buyurdu, gerektir ki aklınız erer


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «Gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım! O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, babanıza annenize iyilikten ayrılmayın, yoksulluk yüzünden çocuklarınızı öldürmeyin; zira sizin de onların da rızkını Biz veririz, kötülüklerin açığına da gizlisine de yanaşmayın, Allah'ın muhterem kıldığı cana haksız yere kıymayın. İşte duydunuz ya, O, size düşünesiniz diye bunları emretti!»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.


    Fizilal-il Kuran : De ki; «Geliniz, Rabbinizin neleri yasakladığını size söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana- babaya karşı iyi davranınız. Yoksulluk kaygısı ile evlâtlarınızı öldürmeyiniz. Sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayınız. Haklı bir gerekçe yokken Allah'ın dokunulmaz saydığı cana kıymayınız. İşte Allah, ola ki düşünürsünüz diye size bu direktifleri veriyor.


    Gültekin Onan : De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz. Çirkin kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Tanrı'nın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akledersiniz.


    Hasan Basri Çantay : De ki: «Gelin, üzerinize Rabbinizin neleri haram etdiğini ben okuyayım: Ona hiç bir şey'i ortak yapmayın. Anaya babaya iyilik edin. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızkını biz vereceğiz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. (Kısas ve zina gibi şeylerden dolayı meşru) bir hak olmadıkça Allahın haram etdiği cana kıymayın. İşte (Allah) size, aklınızı başınıza alasınız diye, bunları emretdi».


    Hayrat Neşriyat : De ki: 'Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi şirk koşmayın! Hem ana-babaya iyilik (edin)! Ve fakirlikten dolayı çocuklarınızı öldürmeyin! Sizi de onları da (ancak) biz rızıklandırırız. (Zinâ gibi) çirkin işlere, açığına da gizlisine de yaklaşmayın! Hem hak bir sebeb olmadıkça, Allah’ın haram kıldığı canı öldürmeyin! İşte bunlar (Allah’ın) size o emrettiği (şeyler)dir; tâ ki akıl erdiresiniz.'


    İbni Kesir : De ki: Gelin, Rabbınızın size neleri haram kıldığını ben söyleyeyim; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya-babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızkını veren Biziz. Kötülüğün gizlisine de, açığına da yaklaşmayın. Hak ile olmadıkça, Allah'ın haram kıldığı bir cana kıymayın. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size, bunları emretti.


    Muhammed Esed : De ki: "Gelin, Allahın (gerçekten) neyi yasakladığını size anlatayım: Ondan başka şeylere asla ilahlık yakıştırmayın; anne babanıza iyilik yapın (ve onlara karşı saygısızlıkta bulunmayın); ve çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin; (çünkü) sizin de onların da rızıklarını sağlayacak olan biziz; açık veya gizli hiçbir utanç verici fiil işlemeyin; ve adalet(i ifa etmek) dışında Allahın kutsal saydığı insan hayatına kıymayın: Allah bunu size emretti ki aklınızı kullanabilesiniz;


    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki: «Geliniz, Rabbinizin, üzerinize neleri haram kılmış olduğunu okuyayım: O'na hiçbir şeyi şerik koşmayınız, ve ana ile babaya iyilik ediniz. Ve çocuklarınızı yoksulluktan dolayı öldürmeyiniz. Sizi de onları da Biz merzûk kılarız. Ve fuhşiyata, onlardan alenî olana da, gizlice olana da yaklaşmayınız, ve Allah Teâlâ'nın haram kıldığı herhangi kimseyi de öldürmeyiniz, bihakkın olan müstesna. İşte bunlar ile size tavsiyede bulunmuştur. Tâ ki âkilâne düşünesiniz.»


    Ömer Öngüt : Resulüm! De ki: “Geliniz, size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. İşte bu anlatılanları düşünüp anlayasınız diye Allah size vasiyet etmiştir. ”


    Şaban Piriş : De ki: -Gelin, Rabbinizin size neyi haram kıldığını okuyayım: O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. Yoksulluk yüzünden çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını veren biziz! Ahlaksızlığın açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. İşte, (Allah) size, düşünesiniz diye bunları tavsiye etti.


    Suat Yıldırım : De ki: "Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını ben okuyup açıklayayım:O’na hiçbir şeyi ortak yapmayın, anneye babaya iyi davranın, fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin, çünkü sizin de onların da rızkını veren Biz’iz. Kötülüklerin, fuhşiyatın açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Allah’ın muhterem kıldığı cana haksız yere kıymayın. İşte aklınızı kullanırsınız diye Allah size bunları emrediyor.


    Süleyman Ateş : De ki: "Gelin, Rabbinizin size harâm kıldığı şeyleri okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz. Fuhuşların açığına da, kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allâh'ın yasakladığı cana kıymayın! Düşünesiniz diye Allâh size bunları tavsiye etti.


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin kötülüklerin açığına da, gizli olanına da yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz.»


    Ümit Şimşek : De ki: Gelin, Rabbinizin size neyi haram ettiğini okuyayım: Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne ve babaya iyilik edin. Yoksulluk korkusuyla evlâdınızı öldürmeyin; sizi de, onları da rızıklandıran Biziz. Fuhşiyatın açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Allah'ın haram ettiği bir cana haksız yere kıymayın. Akıl edersiniz diye, Rabbiniz size işte bunları emretti.


    Yaşar Nuri Öztürk : De ki onlara: "Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaşmayın. Allah'ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz."
     


  3. قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Kul teâlev etlu mâ harreme rabbukum aleykum ellâ tuşrikû bihî şey’â(şey’en), ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), ve lâ taktulû evlâdekum min imlak(imlakin), nahnu nerzukukum ve iyyâhum, ve lâ takrebûl fevâhışe mâ zahere minhâ ve mâ batan(batane), ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakk(hakkı), zâlikum vassâkum bihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).



    1. kul : de

    2. teâlev : gelin

    3. etlu : okuyayım

    4. mâ : şeyler

    5. harreme : haram kıldı

    6. rabbu-kum : sizin Rabbiniz

    7. aleykum : size

    8. ellâ (en lâ) tuşrikû : ortak (koşmamanız) koşmayın

    9. bi-hî : ona

    10. şey'en : bir şeyi

    11. ve bi el vâlideyni : ve anne babaya

    12. ihsânen : ihsanla davranma

    13. ve lâ taktulû : ve öldürmeyin

    14. evlâde-kum : evlâtlarınız, çocuklarınız

    15. min imlakin : yokluktan, yoksulluktan, fakirlikten

    16. nahnu : biz

    17. nerzuku-kum : sizi biz rızıklandırırız

    18. ve iyyâ-hum : ve onları da yalnız (biz)

    19. ve lâ takrebû el fevâhışe : ve kötülüğe yaklaşmayın

    20. mâ zahere : zâhir olan, açık olan

    21. min-hâ : ondan

    22. ve mâ batane : ve gizli olan

    23. ve lâ taktulû en nefse : ve kimseyi öldürmeyin

    24. elletî harreme allâhu : ki onu Allah haram kıldı

    25. illâ bi el hakkı : haklı olmak hariç

    26. zâlikum : işte bunlar

    27. vassâ-kum : size vasiyet etti (farz kıldı)

    28. bi-hî : onunla

    29. lealle-kum : umulur ki böylece siz

    30. ta'kılûne : siz akıl edersiniz





    İmam İskender Ali Mihr : De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım; O'na bir şeyi ortak koşmayın. Anne, babaya ihsanla davranın. Yokluk (fakirlik) sebebiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de yalnız Biz rızıklandırırız. Kötülüğün açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haklı olmanız hariç kimseyi öldürmeyin ki; onu Allah haram kıldı. İşte bunları size vasiyet (emir) etti. Böylece siz, akıl edersiniz.”


    Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: Gelin de Rabbiniz, size neleri harâm etti, ben okuyup anlatayım: Sakın ona hiçbir şeyi eş ve ortak saymayın, ananıza, babanıza karşı iyilikte bulunun ve yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizi de ancak biz rızıklandırırız, onları da ve açığa çıkan kötülüklere de yaklaşmayın, gizli kalan kötülüklere de ve hiçbir cana kıymayın, çünkü Allah, haklı olmadıkça harâm etmiştir bunu. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir o.


    Adem Uğur : De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.


    Ahmed Hulusi : De ki: "Gelin, Rabbinizin size (neleri) haram ettiğini 'OKU'yayım: O'na bir şeyi ortak koşmayın. . . Ana-babaya ihsan üzere olun. . . Fakirlikten dolayı evlatlarınızı öldürmeyin. . . Sizin de onların da gıdasını biz veririz! Fevahişin (çirkin suçların) açık olanına da (içki, fuhuş. . . gibi) içsel olanına da (suç olanları düşünmek) yaklaşmayın. . . Hak kılınan hariç (kısas gibi), Allâh'ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin! Aklınızı kullanmanız için, (Allâh) size bu uyarıyı yapar!"


    Ahmet Tekin : 'Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını, nelere riayeti emrettiğini okuyayım:
    İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.
    Anaya, babaya devamlı iyilik edin, ihsanda bulunun, kesinlikle kötü davranmayın.
    Masrafların artacağı, yoksulluğa düşeceğiniz endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızkını, ekmeğini, aşını biz veriyoruz.
    Büyük günah ve ayıpların, meşrû olmayan şehevî fiillerin, gayrimeşrû ilişkilerin, zinanın açığına da, gizlisine de yaklaşmayın.
    Haklı bir sebep olmadıkca Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı, saygıya lâyık bulduğu cana kıymayın. İşte bunlar, Allah’ın tekrar tekrar size riayeti emrettiği hususlardır. Umulur ki, aklınızı başınıza toplar düşünürsünüz' diye ilan et.


    Ahmet Varol : De ki: 'Gelin Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizi de onları da biz rızıklandırmaktayız- kötülüklerin açık olanına da gizli olanına da yaklaşmayın ve Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmeyin. Olur ki akıl edersiniz diye (Allah) size böyle emretti.'


    Ali Bulaç : De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz."


    Ali Fikri Yavuz : De ki: “-Geliniz, size Rabbiniz neleri haram etmiştir, okuyayım: Ona hiç bir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik edin, fakirlik yüzünden çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını biz veririz. zina gibi kötülüklerin açığına da, gizlisine de yanaşmayın. Allah’ın muhterem kıldığı nefsi (canı) haksız yere öldürmeyin. İşte bu yasaklara riayet etmeyi, Allah size tavsiye etti, olur ki, düşünür ve akıl erdirirsiniz.”


    Bekir Sadak : De ki: «Gelin size Rabbinizin haram kildigi seyleri soyleyeyim: O'na hicbir seyi ortak kosmayin, anaya babaya iyilik yapin, yoksulluk korkusuyla cocuklarinizi oldurmeyin sizin ve onlarin rizkini veren Biziz, «Gizli ve acik kotuluklere yaklasmayin, Allah'Ùn haram kÙldٍ٠cana haksÙz yere kÙymayÙn. Allah bunlarÙ size d_nesiniz diye buyurmaktadÙr.»


    Celal Yıldırım : De ki: (Ey Allah'a karşı yayalan uyduranlar!) Gelin de Allah'ın size neleri haram kıldığını okuyup (haber vereyim); Hiç bir şeyi O'na ortak koşmayın ; ana babanıza iyilikte bulunun ; yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; —sizin de onların da rızkınızı biz veririz—, hayâsızlığın açığına da, gizlisine de yaklaşmayın ; Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. İşte Allah bunları, aklınızı kullanırsınız diye size emreder.


    Diyanet İşleri (eski) : De ki: 'Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin ve onların rızkını veren Biziz, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır.'


    Diyanet Vakfi : De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.


    Edip Yüksel : De ki: 'Gelin, Rabbinizin size neleri haram ettiğini söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya iyi davranın. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz. Büyük günahların açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve ALLAH'ın kutsal saydığı cana haksız yere kıymayın. Bunlar, düşünesiniz diye O'nun size verdiği öğütlerdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : De ki: geliniz size rabbınız neleri haram kıldı okuyayım: ona hiç bir şey'i şerik koşmayın, babanıza ananıza iyilikten ayrılmayın, yoksulluk yüzünden evlâdınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkınızı biz veririz, fevahışe: açığına da, gizlisine de yanaşmayın, Allahın muhterem kıldığı nefsi haksız öldürmeyin, işittiniz a, işte size o bunları ferman buyurdu, gerektir ki aklınız erer


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «Gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım! O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, babanıza annenize iyilikten ayrılmayın, yoksulluk yüzünden çocuklarınızı öldürmeyin; zira sizin de onların da rızkını Biz veririz, kötülüklerin açığına da gizlisine de yanaşmayın, Allah'ın muhterem kıldığı cana haksız yere kıymayın. İşte duydunuz ya, O, size düşünesiniz diye bunları emretti!»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.


    Fizilal-il Kuran : De ki; «Geliniz, Rabbinizin neleri yasakladığını size söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana- babaya karşı iyi davranınız. Yoksulluk kaygısı ile evlâtlarınızı öldürmeyiniz. Sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayınız. Haklı bir gerekçe yokken Allah'ın dokunulmaz saydığı cana kıymayınız. İşte Allah, ola ki düşünürsünüz diye size bu direktifleri veriyor.


    Gültekin Onan : De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz. Çirkin kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Tanrı'nın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akledersiniz.


    Hasan Basri Çantay : De ki: «Gelin, üzerinize Rabbinizin neleri haram etdiğini ben okuyayım: Ona hiç bir şey'i ortak yapmayın. Anaya babaya iyilik edin. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızkını biz vereceğiz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. (Kısas ve zina gibi şeylerden dolayı meşru) bir hak olmadıkça Allahın haram etdiği cana kıymayın. İşte (Allah) size, aklınızı başınıza alasınız diye, bunları emretdi».


    Hayrat Neşriyat : De ki: 'Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi şirk koşmayın! Hem ana-babaya iyilik (edin)! Ve fakirlikten dolayı çocuklarınızı öldürmeyin! Sizi de onları da (ancak) biz rızıklandırırız. (Zinâ gibi) çirkin işlere, açığına da gizlisine de yaklaşmayın! Hem hak bir sebeb olmadıkça, Allah’ın haram kıldığı canı öldürmeyin! İşte bunlar (Allah’ın) size o emrettiği (şeyler)dir; tâ ki akıl erdiresiniz.'


    İbni Kesir : De ki: Gelin, Rabbınızın size neleri haram kıldığını ben söyleyeyim; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya-babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızkını veren Biziz. Kötülüğün gizlisine de, açığına da yaklaşmayın. Hak ile olmadıkça, Allah'ın haram kıldığı bir cana kıymayın. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size, bunları emretti.


    Muhammed Esed : De ki: "Gelin, Allahın (gerçekten) neyi yasakladığını size anlatayım: Ondan başka şeylere asla ilahlık yakıştırmayın; anne babanıza iyilik yapın (ve onlara karşı saygısızlıkta bulunmayın); ve çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin; (çünkü) sizin de onların da rızıklarını sağlayacak olan biziz; açık veya gizli hiçbir utanç verici fiil işlemeyin; ve adalet(i ifa etmek) dışında Allahın kutsal saydığı insan hayatına kıymayın: Allah bunu size emretti ki aklınızı kullanabilesiniz;


    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki: «Geliniz, Rabbinizin, üzerinize neleri haram kılmış olduğunu okuyayım: O'na hiçbir şeyi şerik koşmayınız, ve ana ile babaya iyilik ediniz. Ve çocuklarınızı yoksulluktan dolayı öldürmeyiniz. Sizi de onları da Biz merzûk kılarız. Ve fuhşiyata, onlardan alenî olana da, gizlice olana da yaklaşmayınız, ve Allah Teâlâ'nın haram kıldığı herhangi kimseyi de öldürmeyiniz, bihakkın olan müstesna. İşte bunlar ile size tavsiyede bulunmuştur. Tâ ki âkilâne düşünesiniz.»


    Ömer Öngüt : Resulüm! De ki: “Geliniz, size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. İşte bu anlatılanları düşünüp anlayasınız diye Allah size vasiyet etmiştir. ”


    Şaban Piriş : De ki: -Gelin, Rabbinizin size neyi haram kıldığını okuyayım: O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. Yoksulluk yüzünden çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını veren biziz! Ahlaksızlığın açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. İşte, (Allah) size, düşünesiniz diye bunları tavsiye etti.


    Suat Yıldırım : De ki: "Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını ben okuyup açıklayayım:O’na hiçbir şeyi ortak yapmayın, anneye babaya iyi davranın, fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin, çünkü sizin de onların da rızkını veren Biz’iz. Kötülüklerin, fuhşiyatın açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Allah’ın muhterem kıldığı cana haksız yere kıymayın. İşte aklınızı kullanırsınız diye Allah size bunları emrediyor.


    Süleyman Ateş : De ki: "Gelin, Rabbinizin size harâm kıldığı şeyleri okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz. Fuhuşların açığına da, kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allâh'ın yasakladığı cana kıymayın! Düşünesiniz diye Allâh size bunları tavsiye etti.


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin kötülüklerin açığına da, gizli olanına da yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz.»


    Ümit Şimşek : De ki: Gelin, Rabbinizin size neyi haram ettiğini okuyayım: Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne ve babaya iyilik edin. Yoksulluk korkusuyla evlâdınızı öldürmeyin; sizi de, onları da rızıklandıran Biziz. Fuhşiyatın açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Allah'ın haram ettiği bir cana haksız yere kıymayın. Akıl edersiniz diye, Rabbiniz size işte bunları emretti.


    Yaşar Nuri Öztürk : De ki onlara: "Hadi gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanına da yaklaşmayın. Allah'ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz."



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  4. وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ



    Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).



    1. ve lâ takrebû : ve yaklaşmayın

    2. mâle : mal

    3. el yetîmi : yetim

    4. illâ : dışında, ...'den başka

    5. bi elletî : ki ona

    6. hiye : o

    7. ahsenu : en güzel

    8. hattâ : oluncaya kadar

    9. yebluga : erişir, yetişir, gelir

    10. eşudde-hu : onun en kuvvetli çağı, erginlik çağı

    11. ve evfû : ve vefa edin, ifa edin, yerine getirin

    12. el keyle : ölçü, ölçek

    13. ve el mîzâne : ve tartı, terazi, mizan

    14. bi el kıstı : adaletle

    15. lâ nukellifu : biz sorumlu tutmayız

    16. nefsen : bir nefs, kişi, kimse

    17. illâ : hariç, dışında

    18. vus'a-hâ : onun gücü, kapasitesi

    19. ve izâ : ve olduğu zaman

    20. kultum : siz (söz) söylediniz

    21. fa'dilû (fe ı'dilû) : artık adaletli olun

    22. ve lev kâne : ve olsa bile

    23. zâ kurbâ : yakınlık sahibi (akraba), yakınınız

    24. ve bi ahdi allâhi : ve Allah'ın ahdi

    25. evfû : vefa edin, ifa edin, yerine getirin

    26. zâlikum : işte bunlar

    27. vassâ-kum : size vasiyet etti, emretti, farz kıldı

    28. bi-hî : onunla, onu

    29. lealle-kum : umulur ki böylece siz

    30. tezekkerûne : siz tezekkür edersiniz






    İmam İskender Ali Mihr : Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.


    Diyanet İşleri : Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ergenlik çağına gelinceye dek, en iyi bir şekilde olmadıkça yetimin malına yaklaşmayın ve ölçeği, teraziyi dosdoğru ölçüp tartın. Hiçbir kimseye, kudretinden aşırı bir şey teklif edilmemiştir ve söz söylediğiniz zaman hısımınız bile olsa adâleti mutlaka gözetin ve Allah'la ettiğiniz ahde vefa edin. İşte düşünüp öğüt almanız için bunları emretmiştir size.


    Adem Uğur : Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.


    Ahmed Hulusi : (Yetim) olgunluk yaşına ulaşıncaya kadar, en güzel şekilde idare amacı hariç, yetimin malına yaklaşmayın. . . Ölçme ve tartmayı adaletle tam yapın. . . Hiçbir nefse kapasitesinin üstündekini teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da hakkı söyleyin, isterse yakınınız olsun! Allâh'a olan sözünüzü yaşayın! Aklınızı kullanmanız için, (Allâh) size bu uyarıyı yapar!


    Ahmet Tekin : 'Kendisi reşid oluncaya-onsekiz yaşını dolduruncaya kadar, iyi niyetle değerlendirmelerin dışında yetimin malına yaklaşmayın.
    Ölçeği tam doldurun, ölçmede ve tartıda adâletli olun, sosyal adâleti, sosyal güvenliği temin edip refah payını artırarak, toplumdaki dengeyi sağlayın.
    Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla mükellef tutarız.
    Yakınlarınızla ilgili bile olsa, konuştuğunuz zaman adâletli, doğru konuşun.
    Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin. İşte bunlar tekrar tekrar Allah’ın riayeti size emrettiği hususlardır. Umulur ki, düşünüp öğüt alırsınız.'


    Ahmet Varol : 'Yetimin malına, erginlik çağına erişmesinden önce onu en güzel şekilde değerlendirmek dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı da adalete uygun bir şekilde tam yapın. Hiçbir cana kaldırabileceğinden fazla yük yüklemeyiz. Bir yakınınız hakkında da olsa konuştuğunuz zaman adalete uyun. Olur ki öğüt alırsınız diye (Allah) size böyle emretti.'


    Ali Bulaç : "Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz."


    Ali Fikri Yavuz : Yetimin malına, bulüğ çağına varıncaya kadar, malını en güzel bir şekilde koruyup çoğaltmak hizmetinden başka bir surette yaklaşmayın. Ölçeği ve tartıyı tam ve denk getirin. Biz, herkese gücünün yettiğini teklif ederiz. Söz sahibi olduğunuz zaman, dâvacı veya dâvalı hısım ve akrabanız bile olsa, hep adaleti gözetin. Allah’a karşı verdiğiniz sözlerinizi, yemin ve adaklarınızı yerine getirin. İşte Allah, iyi düşünesiniz diye size bunları emretti.


    Bekir Sadak : Yetim malina, erginlik cagina erisene kadar en iyi seklin disinda yaklasmayin; olcuyu ve tartiyi dogru yapin. Biz kisiye ancak gucunun yetecegi kadar yukleriz. Konustugunuzda, akraba bile olsa sozunuzde adil olun. Allah'in ahdini yerine getirin. Allah size bunlarÙ t almanÙz i in buyurmaktadÙr.


    Celal Yıldırım : Bir de yetim malına —rüşde erinceye kadar— en iyi ve en uygun tarzın dışında yaklaşmayın; ölçüyü tartıyı tam ve doğru ölçün tartın. Hiç kimseye güç getiremiyeceğiyle teklifte bulunmayız. Söz söylediğiniz zaman —yakınınız bile olsa— ancak adaleti gözetin. Allah'ın ahdini (farz ve vâcib kıldığı hususları ve O'na karşı verdiğiniz sözü) yerine getirin. İşte Allah, bunları size emreder; ola ki düşünür de öğüt alırsınız.


    Diyanet İşleri (eski) : Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır.

    Diyanet Vakfi : Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.


    Edip Yüksel : Erginlik çağına erişinceye kadar yetim malına yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru dürüst yapın. Kişiye gücünün yetmediğini yüklemeyiz. Konuştuğunuz zaman akrabanız aleyhinde bile olsa doğru olun. ALLAH'a verdiğiniz sözü tutunuz. Bunlar, ders alasınız diye O'nun size verdiği öğütlerdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve yetim malına yaklaşmayın, ancak rüşdüne erinceye kadar en güzel suretle başka, ölçeği tartıyı tam ve denk tutun, bir nefse ancak vüs'ünü teklif ederiz, söz sahibi olduğunuz vakit de hep adaleti gözetin velevse hısım olsun, Allahın ahdını yerine getirin, işittiniz a işte size o bunları ferman buyurdu, gerektir ki düşünür tutarsınız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar en güzel şekilden başka türlü yaklaşmayın; ölçeği ve tartıyı tam ve denk tutun. Biz, hiçbir kimseye gücünün yettiğinden başkasını teklif etmeyiz. Söz sahibi olduğunuz zaman yakınlarınıza ait de olsa adaleti gözetin. Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin. Duydunuz ya, O, düşünüp tutasınız diye bunları size emretti.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir.


    Fizilal-il Kuran : Erginlik çağına erinceye kadar yetimin malına sadece niyetlerin en iyisi ile yaklaşınız. Ölçüde ve tartıda dürüst olunuz. Biz hiç kimseye kapasitesini aşan bir yük yüklemeyiz. Bir söz söylerken, söz konusu olan akrabanız bile olsa, doğru konuşunuz. Allah'a verdiğiniz sözü tutunuz. İşte Allah, ola ki düşünüp öğüt alırsınız diye size bu direktifleri veriyor.


    Gültekin Onan : "Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Tanrı'nın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz."


    Hasan Basri Çantay : Yetimin malına, rüşdüne erişinceye kadar, o en güzel olanından başka bir suretle, yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru tartın. Biz bir kimseye gücünün yetdiğinden başkasını teklif etmeyiz. Söz söylediğiniz vakit — (leh ve aleyhinde söyleyeceğiniz kimse) hısım dahi olsa — adaleti gözetin. Allahın ahdini (verdiğiniz sözü) yerine getirin. İşte (Allah) size, iyice düşünesiniz diye, bunları emretdi.


    Hayrat Neşriyat : Ve rüşdüne erinceye kadar yetimin malına, o en güzel bir şekilde (onu muhâfaza ve yetime yardım etme maksadıyla) olanı müstesnâ, yaklaşmayın! Hem ölçüyü ve tartıyı adâletle tam yapın! (Biz) kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmayız; söz söylediğiniz zaman ise, akrabâ bile olsa, artık adâletli olun! Ve Allah’ın ahdini (verdiğiniz sözü) yerine getirin! İşte bunlar (Allah’ın) size o emrettiği (şeyler)dir; tâ ki ibret alasınız.


    İbni Kesir : Yetimin malına; erginlik çağına gelinceye kadar o en güzel olanından başka bir şekilde yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı da tam ve doğru yapın. Biz kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman da -akraba dahi olsa-adil olun. Allah'ın ahdini de yerine getirin. İşte iyice düşünesiniz diye size bunları emretti.


    Muhammed Esed : ve rüşd yaşına erişmeden önce yetimin mal varlığına -onun iyiliği için olmadıkça- dokunmayın". (Bütün alış verişlerinizde) ölçü ve tartıya tam olarak, adaletle uyun; (Biz) hiçbir insana taşıyabileceğinden daha fazla yük yüklemeyiz; ve bir görüş belirttiğinizde, yakın akrabanıza (karşı) olsa da, adil olun. Allaha karşı taahhütlerinize (daima) riayet edin: bunu Allah size emretti ki ders alabilesiniz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve yetimin malına (rüştüne kadar) yaklaşmayınız, meğer ki, en güzel bir suretle ola. Ve ölçeği ve tartıyı adâlet üzere ifâ ediniz. Biz bir kimseyi halinin fevkinde birşey ile mükellef kılmayız ve söz söyleyeceğiniz zaman adâlette bulununuz, velev ki, karabet sahibi olsun. Ve Allah Teâlâ'nın ahdini yerine getiriniz. İşte size bunlar ile tavsiyede bulunmuştur. Umulur ki, düşünürsünüz, (nasihatyab olursunuz).


    Ömer Öngüt : Yetim malına, erginlik çağına erişinceye kadar, sadece en güzel niyetin dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı tam ve doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, yakınlarınız dahi olsa adaleti gözetin. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Allah size bunları öğüt alasınız diye vasiyet etmiştir.


    Şaban Piriş : Yetimin malına, rüşt çağına ulaşıncaya kadar, en güzel tarzın dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz, bir kimseyi ancak gücünün yettiği kadar mükellef tutarız. Konuştuğunuz zaman akraba bile olsa adaletli olun. Ve Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin! İşte, (Allah) size bunları düşünür, öğüt alırsınız diye tavsiye ediyor.


    Suat Yıldırım : Rüşdüne erinceye kadar, yetimin malına en güzel şeklin dışında bir sûrette yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru yapın. Biz hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Hakkında konuştuğunuz kimse, akrabanız bile olsa, yine doğruyu söyleyin!Allah’a verdiğiniz ahdi tutun. İşte düşünüp tutasınız diye Allah size bunları emretti.


    Süleyman Ateş : Yetimin malına yaklaşmayın: yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (onun malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir, onu uygun tarzda sarfedebilirsiniz); ölçü ve tartıyı tam adâletle (dengeli) yapın. Biz, kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da akrabânız da olsa adâlet yapın ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Hatırlayıp öğüt alasınız diye (Allâh) size bunları tavsiye etti.


    Tefhim-ul Kuran : «Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine de vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.»


    Ümit Şimşek : Rüştüne erinceye kadar yetimin malına yaklaşmayın; ancak en güzel bir şekilde yaklaşırsanız o başkadır. Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Söz söylediğiniz zaman ise, isterse yakınlarınız hakkında olsun, adaleti gözetin. Allah'ın ahdini yerine getirin. Öğüt alırsınız diye, Rabbiniz size işte bunları emretti.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Yetimin malına yaklaşmayın! Ancak rüştüne erişinceye kadar en güzel yolla ilgilenme hali müstesna. Ölçme ve tartmayı tam bir dürüstlükle yerine getirin. Hiç kimseye yaratılış kapasitesinin üstünde yükümlülük getirmiyoruz. Konuştuğunuz zaman, yakınlarınız/aleyhine de olsa, adaleti gözetin. Ve Allah'a verdiğiniz söze sadık kalın. Düşünüp öğüt alasınız diye O size bunları önerdi.
     


  5. وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



    Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).



    1. ve lâ takrebû : ve yaklaşmayın

    2. mâle : mal

    3. el yetîmi : yetim

    4. illâ : dışında, ...'den başka

    5. bi elletî : ki ona

    6. hiye : o

    7. ahsenu : en güzel

    8. hattâ : oluncaya kadar

    9. yebluga : erişir, yetişir, gelir

    10. eşudde-hu : onun en kuvvetli çağı, erginlik çağı

    11. ve evfû : ve vefa edin, ifa edin, yerine getirin

    12. el keyle : ölçü, ölçek

    13. ve el mîzâne : ve tartı, terazi, mizan

    14. bi el kıstı : adaletle

    15. lâ nukellifu : biz sorumlu tutmayız

    16. nefsen : bir nefs, kişi, kimse

    17. illâ : hariç, dışında

    18. vus'a-hâ : onun gücü, kapasitesi

    19. ve izâ : ve olduğu zaman

    20. kultum : siz (söz) söylediniz

    21. fa'dilû (fe ı'dilû) : artık adaletli olun

    22. ve lev kâne : ve olsa bile

    23. zâ kurbâ : yakınlık sahibi (akraba), yakınınız

    24. ve bi ahdi allâhi : ve Allah'ın ahdi

    25. evfû : vefa edin, ifa edin, yerine getirin

    26. zâlikum : işte bunlar

    27. vassâ-kum : size vasiyet etti, emretti, farz kıldı

    28. bi-hî : onunla, onu

    29. lealle-kum : umulur ki böylece siz

    30. tezekkerûne : siz tezekkür edersiniz






    İmam İskender Ali Mihr : Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.


    Diyanet İşleri : Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ergenlik çağına gelinceye dek, en iyi bir şekilde olmadıkça yetimin malına yaklaşmayın ve ölçeği, teraziyi dosdoğru ölçüp tartın. Hiçbir kimseye, kudretinden aşırı bir şey teklif edilmemiştir ve söz söylediğiniz zaman hısımınız bile olsa adâleti mutlaka gözetin ve Allah'la ettiğiniz ahde vefa edin. İşte düşünüp öğüt almanız için bunları emretmiştir size.


    Adem Uğur : Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.


    Ahmed Hulusi : (Yetim) olgunluk yaşına ulaşıncaya kadar, en güzel şekilde idare amacı hariç, yetimin malına yaklaşmayın. . . Ölçme ve tartmayı adaletle tam yapın. . . Hiçbir nefse kapasitesinin üstündekini teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da hakkı söyleyin, isterse yakınınız olsun! Allâh'a olan sözünüzü yaşayın! Aklınızı kullanmanız için, (Allâh) size bu uyarıyı yapar!


    Ahmet Tekin : 'Kendisi reşid oluncaya-onsekiz yaşını dolduruncaya kadar, iyi niyetle değerlendirmelerin dışında yetimin malına yaklaşmayın.
    Ölçeği tam doldurun, ölçmede ve tartıda adâletli olun, sosyal adâleti, sosyal güvenliği temin edip refah payını artırarak, toplumdaki dengeyi sağlayın.
    Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla mükellef tutarız.
    Yakınlarınızla ilgili bile olsa, konuştuğunuz zaman adâletli, doğru konuşun.
    Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin. İşte bunlar tekrar tekrar Allah’ın riayeti size emrettiği hususlardır. Umulur ki, düşünüp öğüt alırsınız.'


    Ahmet Varol : 'Yetimin malına, erginlik çağına erişmesinden önce onu en güzel şekilde değerlendirmek dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı da adalete uygun bir şekilde tam yapın. Hiçbir cana kaldırabileceğinden fazla yük yüklemeyiz. Bir yakınınız hakkında da olsa konuştuğunuz zaman adalete uyun. Olur ki öğüt alırsınız diye (Allah) size böyle emretti.'


    Ali Bulaç : "Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz."


    Ali Fikri Yavuz : Yetimin malına, bulüğ çağına varıncaya kadar, malını en güzel bir şekilde koruyup çoğaltmak hizmetinden başka bir surette yaklaşmayın. Ölçeği ve tartıyı tam ve denk getirin. Biz, herkese gücünün yettiğini teklif ederiz. Söz sahibi olduğunuz zaman, dâvacı veya dâvalı hısım ve akrabanız bile olsa, hep adaleti gözetin. Allah’a karşı verdiğiniz sözlerinizi, yemin ve adaklarınızı yerine getirin. İşte Allah, iyi düşünesiniz diye size bunları emretti.


    Bekir Sadak : Yetim malina, erginlik cagina erisene kadar en iyi seklin disinda yaklasmayin; olcuyu ve tartiyi dogru yapin. Biz kisiye ancak gucunun yetecegi kadar yukleriz. Konustugunuzda, akraba bile olsa sozunuzde adil olun. Allah'in ahdini yerine getirin. Allah size bunlarÙ t almanÙz i in buyurmaktadÙr.


    Celal Yıldırım : Bir de yetim malına —rüşde erinceye kadar— en iyi ve en uygun tarzın dışında yaklaşmayın; ölçüyü tartıyı tam ve doğru ölçün tartın. Hiç kimseye güç getiremiyeceğiyle teklifte bulunmayız. Söz söylediğiniz zaman —yakınınız bile olsa— ancak adaleti gözetin. Allah'ın ahdini (farz ve vâcib kıldığı hususları ve O'na karşı verdiğiniz sözü) yerine getirin. İşte Allah, bunları size emreder; ola ki düşünür de öğüt alırsınız.


    Diyanet İşleri (eski) : Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır.

    Diyanet Vakfi : Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.


    Edip Yüksel : Erginlik çağına erişinceye kadar yetim malına yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru dürüst yapın. Kişiye gücünün yetmediğini yüklemeyiz. Konuştuğunuz zaman akrabanız aleyhinde bile olsa doğru olun. ALLAH'a verdiğiniz sözü tutunuz. Bunlar, ders alasınız diye O'nun size verdiği öğütlerdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve yetim malına yaklaşmayın, ancak rüşdüne erinceye kadar en güzel suretle başka, ölçeği tartıyı tam ve denk tutun, bir nefse ancak vüs'ünü teklif ederiz, söz sahibi olduğunuz vakit de hep adaleti gözetin velevse hısım olsun, Allahın ahdını yerine getirin, işittiniz a işte size o bunları ferman buyurdu, gerektir ki düşünür tutarsınız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar en güzel şekilden başka türlü yaklaşmayın; ölçeği ve tartıyı tam ve denk tutun. Biz, hiçbir kimseye gücünün yettiğinden başkasını teklif etmeyiz. Söz sahibi olduğunuz zaman yakınlarınıza ait de olsa adaleti gözetin. Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin. Duydunuz ya, O, düşünüp tutasınız diye bunları size emretti.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir.


    Fizilal-il Kuran : Erginlik çağına erinceye kadar yetimin malına sadece niyetlerin en iyisi ile yaklaşınız. Ölçüde ve tartıda dürüst olunuz. Biz hiç kimseye kapasitesini aşan bir yük yüklemeyiz. Bir söz söylerken, söz konusu olan akrabanız bile olsa, doğru konuşunuz. Allah'a verdiğiniz sözü tutunuz. İşte Allah, ola ki düşünüp öğüt alırsınız diye size bu direktifleri veriyor.


    Gültekin Onan : "Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Tanrı'nın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz."


    Hasan Basri Çantay : Yetimin malına, rüşdüne erişinceye kadar, o en güzel olanından başka bir suretle, yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru tartın. Biz bir kimseye gücünün yetdiğinden başkasını teklif etmeyiz. Söz söylediğiniz vakit — (leh ve aleyhinde söyleyeceğiniz kimse) hısım dahi olsa — adaleti gözetin. Allahın ahdini (verdiğiniz sözü) yerine getirin. İşte (Allah) size, iyice düşünesiniz diye, bunları emretdi.


    Hayrat Neşriyat : Ve rüşdüne erinceye kadar yetimin malına, o en güzel bir şekilde (onu muhâfaza ve yetime yardım etme maksadıyla) olanı müstesnâ, yaklaşmayın! Hem ölçüyü ve tartıyı adâletle tam yapın! (Biz) kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmayız; söz söylediğiniz zaman ise, akrabâ bile olsa, artık adâletli olun! Ve Allah’ın ahdini (verdiğiniz sözü) yerine getirin! İşte bunlar (Allah’ın) size o emrettiği (şeyler)dir; tâ ki ibret alasınız.


    İbni Kesir : Yetimin malına; erginlik çağına gelinceye kadar o en güzel olanından başka bir şekilde yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı da tam ve doğru yapın. Biz kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman da -akraba dahi olsa-adil olun. Allah'ın ahdini de yerine getirin. İşte iyice düşünesiniz diye size bunları emretti.


    Muhammed Esed : ve rüşd yaşına erişmeden önce yetimin mal varlığına -onun iyiliği için olmadıkça- dokunmayın". (Bütün alış verişlerinizde) ölçü ve tartıya tam olarak, adaletle uyun; (Biz) hiçbir insana taşıyabileceğinden daha fazla yük yüklemeyiz; ve bir görüş belirttiğinizde, yakın akrabanıza (karşı) olsa da, adil olun. Allaha karşı taahhütlerinize (daima) riayet edin: bunu Allah size emretti ki ders alabilesiniz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve yetimin malına (rüştüne kadar) yaklaşmayınız, meğer ki, en güzel bir suretle ola. Ve ölçeği ve tartıyı adâlet üzere ifâ ediniz. Biz bir kimseyi halinin fevkinde birşey ile mükellef kılmayız ve söz söyleyeceğiniz zaman adâlette bulununuz, velev ki, karabet sahibi olsun. Ve Allah Teâlâ'nın ahdini yerine getiriniz. İşte size bunlar ile tavsiyede bulunmuştur. Umulur ki, düşünürsünüz, (nasihatyab olursunuz).


    Ömer Öngüt : Yetim malına, erginlik çağına erişinceye kadar, sadece en güzel niyetin dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı tam ve doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, yakınlarınız dahi olsa adaleti gözetin. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Allah size bunları öğüt alasınız diye vasiyet etmiştir.


    Şaban Piriş : Yetimin malına, rüşt çağına ulaşıncaya kadar, en güzel tarzın dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz, bir kimseyi ancak gücünün yettiği kadar mükellef tutarız. Konuştuğunuz zaman akraba bile olsa adaletli olun. Ve Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin! İşte, (Allah) size bunları düşünür, öğüt alırsınız diye tavsiye ediyor.


    Suat Yıldırım : Rüşdüne erinceye kadar, yetimin malına en güzel şeklin dışında bir sûrette yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru yapın. Biz hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Hakkında konuştuğunuz kimse, akrabanız bile olsa, yine doğruyu söyleyin!Allah’a verdiğiniz ahdi tutun. İşte düşünüp tutasınız diye Allah size bunları emretti.


    Süleyman Ateş : Yetimin malına yaklaşmayın: yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (onun malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir, onu uygun tarzda sarfedebilirsiniz); ölçü ve tartıyı tam adâletle (dengeli) yapın. Biz, kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da akrabânız da olsa adâlet yapın ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Hatırlayıp öğüt alasınız diye (Allâh) size bunları tavsiye etti.


    Tefhim-ul Kuran : «Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine de vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.»


    Ümit Şimşek : Rüştüne erinceye kadar yetimin malına yaklaşmayın; ancak en güzel bir şekilde yaklaşırsanız o başkadır. Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Söz söylediğiniz zaman ise, isterse yakınlarınız hakkında olsun, adaleti gözetin. Allah'ın ahdini yerine getirin. Öğüt alırsınız diye, Rabbiniz size işte bunları emretti.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Yetimin malına yaklaşmayın! Ancak rüştüne erişinceye kadar en güzel yolla ilgilenme hali müstesna. Ölçme ve tartmayı tam bir dürüstlükle yerine getirin. Hiç kimseye yaratılış kapasitesinin üstünde yükümlülük getirmiyoruz. Konuştuğunuz zaman, yakınlarınız/aleyhine de olsa, adaleti gözetin. Ve Allah'a verdiğiniz söze sadık kalın. Düşünüp öğüt alasınız diye O size bunları önerdi.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  6. وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).



    1. ve enne : ve muhakkak ki

    2. hâzâ : bu

    3. sırâtî mustekîmen : benim mustakîm olan (Allah'a götüren) yolum

    4. fettebiûhu (fe ittebiû-hu) : öyleyse ona tâbî olun

    5. ve lâ tettebiû : ve tâbî olmayın

    6. es subule : yollara

    7. fe teferreka : o taktirde ayırır

    8. bi-kum : sizi

    9. an sebîli-hi : onun yolundan

    10. zâlikum : işte bunlar

    11. vassâ-kum : size vasiyet etti, emretti

    12. bi-hi : onunla

    13. lealle-kum : umulur ki böylece siz

    14. tettekûne : siz takva sahibi olursunuz






    İmam İskender Ali Mihr : Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.


    Diyanet İşleri : İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Ve şüphe yok ki budur benim dosdoğru yolum, ona uyun siz ve sizi, onun yolundan ayıracak yollara gitmeyin. Çekinip sakınasınız diye işte bunları emretmiştir size.


    Adem Uğur : Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.


    Ahmed Hulusi : Bu benim dosdoğru sıratımdır, ona tâbi olun, (başka) yollara tâbi olmayın; (aksi takdirde) sizi O'nun sırat-ı müstakiminden ayırırlar. . . İşte, bilfiil korunasınız diye (Allâh) size bu uyarıları yapıyor!


    Ahmet Tekin : İşte bunların yaşandığı hayat tarzı benim dosdoğru, muhkem, güvenli yolumdur. Bu yola tâbi olun, Kur’ân’a ve sünnete uyun. Sizi Allah’ın yolundan ayırıp parçalayacak başka yolları, başka hayat tarzlarını benimsemeyin. İşte, tekrar tekrar Allah’ın size tavsiye ettiği hususlar bunlardır. Umulur ki, Allah’a sığınır, emirlerine yapışır, günahlardan arınıp, azaptan korunur, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranır, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olursunuz.


    Ahmet Varol : 'İşte benim dosdoğru olan yolum budur, ona uyun. Değişik yollara uymayın, sonra bu yollar sizi O'nun yolundan ayırır. Olur ki sakınırsınız diye (Allah) size böyle emretti.'


    Ali Bulaç : Bu benim dosdoğru olan yolumdur. Şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız.


    Ali Fikri Yavuz : Şu emrettiğim yol, benim dosdoğru yolumdur; hep ona uyun. Başka yollara ve dinlere uyup gitmeyin ki, sizi onun yolundan saptırıp parçalamasınlar. İşte Allah, kötülükten sakınasınız diye, size bunları emretti.


    Bekir Sadak : Bu, dosdogru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayri dusurecek yollara uymayin. Allah size bunlari sakinasiniz diye buyurmaktadir.


    Celal Yıldırım : Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur; artık bu yola uyun, başka yollara uymayın, sonra o yollar sizi Allah yolundan saptırıp parçalar (fırkalara ayırır). İşte Allah size bunları emretmektedir; olur ki sakınırsınız.


    Diyanet İşleri (eski) : Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.


    Diyanet Vakfi : Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.


    Edip Yüksel : İşte bu benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun, başka yollara uymayın; çünkü onlar, sizi O'nun yolundan ayırırlar. Bunlar, dinlersiniz diye O'nun size verdiği öğütlerdir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : bir de şu: benim dosdoğru yolum, hep onu ta'kıb edin, başka yollar ta'kıb etmeyin ki sizi onun yolundan saptırıb parçalamasınlar, duydunuz a işte size o bunu ferman buyurdu gerektir ki korunur, müttekı olursunuz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bir de bu Benim dosdoğru yolumdur; hep onu takip edin, sizi onun yolundan saptırıp parçalayacak başka yolları takip etmeyin! Duydunuz ya, O, korunup takva sahibi olasınız diye bunları size emretti.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir.


    Fizilal-il Kuran : İşte benim dosdoğru yolum budur, bu yola uyunuz. Sakın sizi Allah'ın yolundan ayrı düşürecek yollara girmeyiniz. İşte Allah, kötülüklerden sakınasınız diye size bu direktifi veriyor.


    Gültekin Onan : Bu benim dosdoğru olan yolumdur. Şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız.


    Hasan Basri Çantay : Şübhesiz ki (emrettiğim) bu (yol) benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun. (Başka aykırı) yollara tâbi olmayın. Sonra sizi Onun (Allahın) yolundan ayırır. İşte (Allah) size bunları emretdi ki (kötülükden sakınasınız.


    Hayrat Neşriyat : Ve şübhesiz bu, benim dosdoğru yolumdur; öyle ise ona tâbi' olun! Ve (başka)yollara tâbi' olmayın! Sonra sizi O’nun (Allah’ın) yolundan ayırır(lar). İşte bunlar(Allah’ın) size o emrettiği (şeyler)dir; tâ ki (günahlardan) sakınasınız.


    İbni Kesir : Ve şüphesiz ki bu; Benim dosdoğru yolumdur. Ona hemen uyun. Başka yollara uymayın ki; sonra sizi O'nun yolundan ayırır. İşte, sakınasınız diye size bunları emretti.


    Muhammed Esed : Ve (bilin ki bu, dosdoğru Bana yönelen bir yoldur: Öyleyse bunu izleyin ve diğer yollardan gitmeyin ki sizi Onun yolundan saptırmasınlar. Allah (bütün) bunları size emretti ki Ona karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve şüphesiz ki, bu Benim müstakim yolumdur. Artık ona tâbi olunuz, başka yolları takib etmeyiniz. Sonra bunlar sizi Cenâb-ı Hakk'ın yolundan ayırır. İşte size bununla tavsiyede bulundu. Gerektir ki, siz sakınasınız.


    Ömer Öngüt : Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur, siz ona uyunuz. Başkaca yollara gidip de onlar sizi Allah'ın yolundan ayırmasın. Allah size bunları sakınasınız diye vasiyet etmiştir.


    Şaban Piriş : İşte bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun, sizi O’nun yolundan ayıracak yollara uymayın. Kendinizi korumanız için işte size böyle tavsiye ediyor.


    Suat Yıldırım : Bir de şu: "İşte benim dosdoğru yolum. Ona tâbi olun. Yoksa başka yollara uymayın ki sizi O’nun yolundan ayırmasın. İşte kötülüklerden sakınasınız diye Allah, size bunları emretti."


    Süleyman Ateş : İşte benim doğru yolum budur, ona uyun, (başka) yollara uymayın ki, sizi O'nun yolundan ayırmasın! Korunmanız için (Allâh) size böyle tavsiye etti.


    Tefhim-ul Kuran : Bu benim dosdoğru olan yolumdur, şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız.


    Ümit Şimşek : İşte Benim dosdoğru yolum budur; ona uyun. Başka yollara takılmayın ki sizi Onun yolundan saptırıp parçalamasınlar. Sakınırsınız diye, Rabbiniz size işte bunları emretti.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bu benim dosdoğru yolumdur, onu izleyin, başka yolları izlemeyin! Yoksa bu hal sizi O'nun yolundan uzaklaştırıp parçalara böler. Sakınıp korunasınız diye O bunu önermiştir size.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  7. ثُمَّ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِيَ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلاً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَاء رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Summe âteynâ mûsel kitâbe tamâmen alellezî ahsene ve tafsîlen li kulli şey’in ve huden ve rahmeten leallehum bi likâi rabbihim yu’minûn(yu’minûne).



    1. summe : sonra

    2. âteynâ : biz verdik

    3. mûsa : Musa (A.S)

    4. el kitâbe : kitap

    5. tamâmen : tamamlayıcı olarak

    6. alâ ellezî : ona

    7. ahsene : ahsen olan

    8. ve tafsîlen : ve ayrı ayrı açıklayan

    9. li kulli şey'in : herşeyi

    10. ve huden : hidayete erdiren

    11. ve rahmeten : ve rahmet olan

    12. lealle-hum : umulur ki böylece onlar

    13. bi likâi : kavuşmaya, ulaşmaya

    14. rabbi-him : Rab'leri

    15. yu'minûne : îmân ederler






    İmam İskender Ali Mihr : Sonra Musa (A.S)'a, ahsen olanlara tamamlayıcı olarak, herşeyi açıklayan ve rahmet olan ve hidayete erdiren kitabı (Tevrat'ı) verdik. Böylece onlar, Rab'lerine mülâki olacaklarına inanırlar (îmân ederler).


    Diyanet İşleri : Sonra iyilik yapanlara nimeti tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet ve rahmete erdirmek için Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman etsinler.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sonra, Rablerine kavuşacaklarına inansınlar diye iyilik edenlere, nîmetimizi tamamlamak ve her şeyi ayırt edip açıklamak üzere doğru yolu gösteren ve rahmetten ibâret olan kitabı Mûsâ'ya vermiştik.


    Adem Uğur : Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa'ya da Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.


    Ahmed Hulusi : Sonra, Musa'ya Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsini, hüda (hidâyet) ve rahmet olarak, muhsin olanlar üzerine de (nimetimizi) tamamlamak ve her şeyi açıklamak için verdik. . . Ki böylece onlar, Rablerine kavuşacaklarına iman etsinler.


    Ahmet Tekin : Bir de iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan mü’min idarecilere ve mü’minlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi ayrıntılarıyla açıklamak için Mûsâ’ya kutsal kitabı, Allah’ın hidayet rehberi ile öğrettiği dini verdik ve rahmetimizi bağışladık. Umulur ki onlar diriltilerek Rablerinin huzurunda hesaba çekileceklerine, mükâfat ve cezaya iman ederler.


    Ahmet Varol : Sonra iyilik yapana nimetimizi tamamlamak, her şeyi etraflıca açıklamak üzere ve bir hidayet rehberi ve rahmet olarak Musa'ya Kitab'ı verdik. Umulur ki, Rabblerine kavuşacaklarına inanırlar!


    Ali Bulaç : Sonra biz Musa'ya, iyilik yapanların üzerinde (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak Kitabı verdik. Umulur ki Rablerine kavuşacaklarına inanırlar.


    Ali Fikri Yavuz : Sonra biz, Musa’ya güzel tatbikçiye karşı nimetlerimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, bir hidayet ve rahmet olmak üzere o Kitabı (Tevrat’ı) verdik. Gerek ki onlar (İsrail Oğullar), Rablerine kavuşacaklarına iman ederler.


    Bekir Sadak : Sonra, iyilik isleyenlere nimeti tamamlamak, her seyi uzun uzadiya aciklamak, dogruyu gostermek ve rahmet olmak uzere Musa'ya Kitap'i verdik. Rablerine kavusacaklarina belki artik inanirlar. *


    Celal Yıldırım : Sonra biz Musa'ya kitabı, onu güzel (uygulayana) tamamlamak, her şeyi uygun biçimde açıklamak ve doğru yolu göstermek, aynı zamanda rahmet olmak için verdik ; olur ki, (İsrail oğulları) Rablarına kavuşacaklarına inanırlar.


    Diyanet İşleri (eski) : Sonra, iyilik işleyenlere nimeti tamamlamak, her şeyi uzun uzadıya açıklamak, doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitap'ı verdik. Rablerine kavuşacaklarına belki artık inanırlar.


    Diyanet Vakfi : Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa'ya da Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.


    Edip Yüksel : Nitekim, en güzel biçimde tamamlanmış, her şeyin detaylı açıklaması, hidayet ve rahmet olarak Musa'ya Kitabı verdik ki Rab'leriyle kavuşmaya inansınlar.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Sonra biz Musâya o kitâbı verdik ki güzel tatbık edene tamamlamak, ve her şeyi tafsıl etmek ve bir hidayet, bir rahmet olmak için, gerektir ki onlar rablarının likasına iyman etsinler


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sonra Siz, Musa'ya, güzelce tatbik edene nimetlerimizi tamamlamak, herşeyi detaylı açıklamak, doğru yolu göstermek ve rahmet olmak üzere o kitabı verdik ki, Rablerine kavuşacaklarına inansınlar...


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitab'ı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar.


    Fizilal-il Kuran : Sonra iyilik edenlere yönelik nimetimiz tamama ersin, her şey ayrıntılı biçimde açıklansın, doğru yol kılavuzu ve rahmet olsun diye Musa'ya tevratı verdik. Ola ki, Rabblerinin huzuruna çıkacaklarına inanırlar.


    Gültekin Onan : Sonra biz Musa'ya, iyilik yapanların üzerinde (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak Kitabı verdik. Umulur ki rablerine kavuşacaklarına inanırlar.


    Hasan Basri Çantay : Yine biz Musâya — (hükümlerini) iyi tatbıyk edenlere karşı (ni'metimizi) tamamlamak, (dînde ihtiyâç haasıl olan) her şey'i (içinde) ayrı ayrı açıklamak ve bir hidâyet, bir rahmet olmak üzere — o kitabı (Tevrâtı) verdik. Tâki onlar (İsrail oğulları) Rablerine kavuşacaklarına îman etsinler.


    Hayrat Neşriyat : Sonra iyilik edenlere (olan ni'metimizi) tamamlamak, herşeyi iyice açıklamak, bir hidâyet ve bir rahmet olmak üzere Mûsâ’ya Kitâb’ı (Tevrât’ı) verdik; tâ ki (İsrâiloğulları)Rablerine kavuşacaklarına îmân etsinler.


    İbni Kesir : Sonra Biz, Musa'ya bir bütün halinde, her şeyi apaçık göstermek, hidayet ve rahmet olmak üzere o kitabı verdik. Belki Rabblarına kavuşacaklarına artık inanırlar.


    Muhammed Esed : Ve bir kez daha: İyilik yapmada sebat edenlere (nimetlerinizin) devamı olarak, Musaya, her şeyi tafsilatıyla bildiren ve (böylece insanları) rahmet ve hidayet(e erdiren) bu ilahi kelamı bağışladık ki, Rableri ile (nihai) buluşmaya inansınlar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Sonra Biz Mûsa'ya, ahkâmına güzelce riâyet edene, kitabı tamam bir veçh üzere ve herşeyi mufassalan bildirmek ve bir hidâyet ve rahmet olmak için verdik. Tâ ki Rablerinin huzuruna varacaklarına imân etsinler.


    Ömer Öngüt : Sonra iyilik edenlere nimetimizin tamamlanması ve her şeyi geniş bir şekilde açıklanması için, hidayet ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitab'ı verdik. Umulur ki Rablerine kavuşacaklarına iman ederler.


    Şaban Piriş : Yine, Musa’ya da, iyi uygulayanlara (nimetlerimizi) tamamlamak, her şeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir rehber, rahmet olmak üzere o kitabı -Tevrat’ı- verdik ki Rab’lerine kavuşacaklarına inansınlar.


    Suat Yıldırım : Yine Biz, iyi hareket edenlere nimetimizi tamamlamak ve her şeyi iyice açıklamak, bir hidâyet ve rehber olmak üzere Mûsâ’ya kitabı verdik ki Rab’lerine kavuşacaklarına iman etsinler.


    Süleyman Ateş : Sonra iyilik edenlere (ni'metimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve yola iletici ve rahmet olmak üzere Mûsâ'ya Kitabı verdik ki, Rablerinin huzûruna varacaklarına inansınlar.


    Tefhim-ul Kuran : Sonra biz Musa'ya, iyilik yapanların üzerinde (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak Kitabı verdik. Umulur ki Rablerine kavuşacaklarına inanırlar.


    Ümit Şimşek : Biz Musa'ya da, iyi davranışta bulunanlar üzerindeki nimetimizi tamamlamak ve herşeyi iyice açıklamak üzere, bir hidayet rehberi ve bir rahmet olarak kitabı verdik-tâ ki, Rablerine kavuşacaklarına iman etsinler.


    Yaşar Nuri Öztürk : Sonra, güzel davrananlara nimetimizi tamamlamak, her şeyi ayrıntılı kılmak, bir kılavuz ve rahmet olmak üzere Mûsa'ya o Kitap'ı verdik ki onlar Rablerine kavuşacaklarına inanabilsinler.
    Bu ayet bir hidayet ayetidir, aşağıdaki meallerde ayetin sadece hidayet ile ilgili bölümü yer alıyor olabilir, dikkatinize sunarız.


    Abdullah Aydın : Sonra biz Musa'ya, hükünlerini iyi tatbik edenlere karşı nimetlerimizi tamamlamak, her şeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet, bir rahmet olmak üzere Tevrat'ı verdik. Artık (İsrailoğulları) Rablerine kavuşacaklarına belki inanırlar.


    Ahmet Davudoğlu : Sonra biz Musa'ya yaptığı güzel işe karşılık nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, bir hidayet ve rahmet olmak üzere kitabı (Tevrat'ı) verdik, umulur ki israiloğulları, Rablerine kavuşacaklarına îmân ederler.


    Ali Arslan : Sonra iyilik edenlere nimetimizin tamamlanması ve herşeyin ayrı ayrı açıklanması için hidayet ve rahmet olmak üzere Musa'ya kitabı verdik. Belki onlar Rablerine kavuşacaklarına îmân ederler.


    Arif Pamuk : Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla, Musa'ya da Tevrat'ı verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inanırlar.


    Ayntabî Mehmet Efendi : Yine Biz --hükümlerimi güzel tatbik edenlere, nimetimizi tamamlamak, dinde muhtaç oldukları herşeyi tafsil etmek ve bir hidayet ve rahmet olmak üzere-- Musa'ya Kitab verdik, tâ ki İsrailoğulları Rablerine (ba'se, sevaba ve ikaaba) kavuşacaklarına îmân etsinler.


    Bahaeddin Sağlam : Hidayet ve rahmet olarak Musa'ya kitabı verdik. Ki, insanlar Rabbleriyle karşılaşacaklarına inansınlar.


    Diyanet Vakfı (1993) : Sonra iyilik edenlere ni'metmizi tamamlamak, herşeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa'ya da Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Umulur ki, Rabblerinin huzuruna varacaklarına îmân ederler.


    Hasan Tahsin Feyizli : Doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa'ya kitabı verdik ki, onlar (yani İsrailoğulları) Rabblerine kavuşacaklarına inansınlar diye.


    Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay : Doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere Musa'ya kitap verdik. Rabblerine kavuşacaklarına belki artık inanırlar.


    Hüseyin Kaleli : “Sonra Onlar, Rabblerine kavuşmaya îman ederler ümidiyle iyilik edene (nimeti) tamamlamak, her şeyi de tafsil etmek ve hidâyet, hem de rahmet olmak üzere Mûsâ’ya kitabı verdik.”


    İsmail Mutlu, Şaban Döğen : Sonra biz Musa'ya hükümlerine güzelce uyanlar uzerindeki nimetimizi tamamlayıp herşeyi açıkca bildirmek üzere, bir hidayet ve rahmet olarak Tevrat'ı verdik, ta ki Rablerinin huzuruna varacaklarına iman etsinler.


    Mustafa İslamoğlu : (BİLİNEN sürecin) ardından, iyilikte sebat edenlere nimetimizi tamamlamak, (gereken) her şeyi iyice açıklamak ve bir yol haritası ve bir rahmet olmak üzere Musa’ya ilahi kelamı bağışladık ki, (en sonunda) Rableriyle buluşacaklarına inansınlar!


    Nedim Yılmaz : Sonra güzel amel edene (nimet ve ikramı) tamamlamak, herşeyi açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya da Kitab’ı verdik ki, Rab’larının huzuruna varacaklarına inansınlar.


    Ömer Rıza Doğrul : Gene Biz iyi işler işleyenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi apaçık göstermek, hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya Kitap verdik ki Rablerine kavuşacaklarına inansınlar.


    Talat Koçyiğit : Sonra (tatbikini) iyi yapanlara (nimetimizi) tamamlamak ve herşeyi açıklamak, aynı zamanda hidayet ve rahmet olmak üzere Musa'ya kitabı verdik ki, Rablerine kavuşacaklarına îmân etsinler.


    Ziya Kazıcı, Necip Taylan : Hidayet ve rahmet olmak üzere Musa'ya kitap verdik. Belki onlar Rabblerine kavuşacaklarına îmân ederler.


    Bir Heyet : Hidayet etmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa'ya kitabı verdik. Umulur ki, Rabblerinin huzuruna varacaklarına îmân ederler.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  8. وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ



    Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn(turhamûne).



    1. ve hâza : ve bu

    2. kitâbun : kitaptır

    3. enzelnâ-hu : onu biz indirdik

    4. mubârekun : mübarek

    5. fe : artık, öyleyse

    6. ittebiû-hu : ona tâbî olun

    7. ve ittekû : ve takva sahibi olun

    8. lealle-kum : umulur ki böylece siz

    9. turhamûne : rahmet olunursunuz





    İmam İskender Ali Mihr : Ve indirdiğimiz bu kitap mübarektir. Öyleyse O'na tâbî olun. Ve takva sahibi olun. Böylece siz rahmet olunursunuz (rahmete ulaşırsınız).


    Diyanet İşleri : Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bu kitabıysa kutlu olarak indirdik, artık ona uyun ve çekinin de rahmete kavuşanlara katılın.


    Adem Uğur : İşte bu (Kur'an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin.


    Ahmed Hulusi : İşte bu inzâl ettiğimiz de, bereketli Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsidir! O'na tâbi olun ve ittika edin ki, size rahmet edilsin.


    Ahmet Tekin : İşte bu Kur’ân bizim indirdiğimiz, hayrı öğreten, insanlara faydalı mübarek bir kitaptır. Bu kitaba tâbi olun, bu kitabı uygulayın. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun ki, O’nun merhametine mazhar olasınız.


    Ahmet Varol : Bu (Kur'an) da, bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ona uyun ve kötülüklerden sakının ki size rahmet edilsin.


    Ali Bulaç : Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır. Şu halde O'na uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.


    Ali Fikri Yavuz : İşte bu Kur’an muazzam bir kitabdır, onu biz indirdik; çok mübarektir (fayda ve bereketi çoktur). Artık buna uyun, emirlerine bağlanın ve Allah’dan korkun. tâ ki merhamet olunasınız.


    Bekir Sadak : (155-15) 7 Bu, indirdigimiz kutsal Kitap'dir, ona uyun. «Bizden once iki topluluga kitap indirildi, bizim onlarin okuduklarindan haberimiz yok» demekten veya «Bize kitab indirilseydi onlardan daha dogru yolda olurduk» demekten sakinin ki merhamet olunasiniz. µphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gsteren ve rahmet olarak gelmi_tir. Allah'Ùn ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yz evirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yz evirenleri, yz evirmelerinden tr, kt bir azabla cezalandÙracaÙz.


    Celal Yıldırım : Bu (Kur'ân) ise, indirdiğimiz mübarek bir kitabdır. Artık Ona uyunuz ve (Allah'tan korkup kötülüklerden) sakınınız ki merhamet olunasınız.


    Diyanet İşleri (eski) : (155-157) Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. 'Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok' demekten veya 'Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk' demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.


    Diyanet Vakfi : İşte bu (Kur'an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin.


    Edip Yüksel : Bu da indirdiğimiz kutlu bir kitaptır. Öyleyse size merhamet edilmesi için ona uymalısınız, erdemli davranmalısınız.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bu ise tam bir kitâb, onu biz indirdik, çok mübarek, bundan böyle buna tabi' olun ve korunun gerektir ki rahmetimize iresiniz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bu ise indirdiğimiz tam, çok mübarek bir kitaptır. Bundan böyle buna uyun ve korunun ki, rahmetimize eresiniz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte bu (Kur'ân) da mübarek bir Kitap'tır. Onu biz indirdik. Ona uyun ve Allah'tan korkun ki, size rahmet edilsin.


    Fizilal-il Kuran : Bu Kur'an bizim indirdiğimiz kutsal bir kitaptır. Ona uyunuz ve kötülüklerden sakınınız, ki, size merhamet edilsin.


    Gültekin Onan : Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitaptır. Şu halde O'na uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.


    Hasan Basri Çantay : İşte bu (Kur'an) da indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitabdır. Artık buna tâbi olun ve kötülükden kaçının. Tâki esirgenmiş olasınız.


    Hayrat Neşriyat : İşte bu (Kur’ân) da kendisini indirdiğimiz mübârek bir Kitab’dır; artık ona tâbi' olun ve (günahlardan) sakının; tâ ki merhamet olunasınız.


    İbni Kesir : İşte şu da indirdiğimiz kitabdır, mübarektir. Öyleyse ona uyun ve sakının ki merhamet olunasınız.


    Muhammed Esed : Ve bu da yücelerden indirdiğimiz bereketli bir ilahi kelamdır: Öyleyse ona tabi olun ve Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincine varın ki Onun rahmetine layık olabilesiniz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve bu bir kitaptır ki, bunu Biz indirdik, mübarektir. Artık O'na tâbi olunuz. Ve ittikada bulununuz, tâ ki rahmete eresiniz.


    Ömer Öngüt : İndirdiğimiz bu Kur'an, feyz kaynağı mübarek bir kitaptır. Ona uyun, emirlerine bağlanın ve Allah'tan korkun. Tâ ki merhamet olunasınız.


    Şaban Piriş : Bu (Kur’an) da indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. O’na uyun ve sakının ki merhamet olunasınız.


    Suat Yıldırım : İşte bu Kur’ân da, indirdiğimiz kutlu bir kitaptır. Artık ona tâbi olun, inkâr ve isyandan sakının ki rahmete nail olasınız.


    Süleyman Ateş : İşte bu (Kur'ân) da indirdiğimiz mübârek Kitaptır. O'na uyun ve korunun ki size rahmet edilsin!


    Tefhim-ul Kuran : Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır. Şu halde ona uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.


    Ümit Şimşek : Bu Kur'ân da indirdiğimiz kutlu bir kitaptır; ona uyun ve ona karşı gelmekten sakının ki rahmete erişesiniz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bu da bizim indirdiğimiz bir kitaptır. Kutsal ve bereketli. Artık ona uyun ve sakının ki size rahmet edebilsin.
     


  9. وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn(turhamûne).



    1. ve hâza : ve bu

    2. kitâbun : kitaptır

    3. enzelnâ-hu : onu biz indirdik

    4. mubârekun : mübarek

    5. fe : artık, öyleyse

    6. ittebiû-hu : ona tâbî olun

    7. ve ittekû : ve takva sahibi olun

    8. lealle-kum : umulur ki böylece siz

    9. turhamûne : rahmet olunursunuz





    İmam İskender Ali Mihr : Ve indirdiğimiz bu kitap mübarektir. Öyleyse O'na tâbî olun. Ve takva sahibi olun. Böylece siz rahmet olunursunuz (rahmete ulaşırsınız).


    Diyanet İşleri : Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Bu kitabıysa kutlu olarak indirdik, artık ona uyun ve çekinin de rahmete kavuşanlara katılın.


    Adem Uğur : İşte bu (Kur'an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin.


    Ahmed Hulusi : İşte bu inzâl ettiğimiz de, bereketli Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsidir! O'na tâbi olun ve ittika edin ki, size rahmet edilsin.


    Ahmet Tekin : İşte bu Kur’ân bizim indirdiğimiz, hayrı öğreten, insanlara faydalı mübarek bir kitaptır. Bu kitaba tâbi olun, bu kitabı uygulayın. Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun ki, O’nun merhametine mazhar olasınız.


    Ahmet Varol : Bu (Kur'an) da, bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ona uyun ve kötülüklerden sakının ki size rahmet edilsin.


    Ali Bulaç : Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır. Şu halde O'na uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.


    Ali Fikri Yavuz : İşte bu Kur’an muazzam bir kitabdır, onu biz indirdik; çok mübarektir (fayda ve bereketi çoktur). Artık buna uyun, emirlerine bağlanın ve Allah’dan korkun. tâ ki merhamet olunasınız.


    Bekir Sadak : (155-15) 7 Bu, indirdigimiz kutsal Kitap'dir, ona uyun. «Bizden once iki topluluga kitap indirildi, bizim onlarin okuduklarindan haberimiz yok» demekten veya «Bize kitab indirilseydi onlardan daha dogru yolda olurduk» demekten sakinin ki merhamet olunasiniz. µphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gsteren ve rahmet olarak gelmi_tir. Allah'Ùn ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yz evirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yz evirenleri, yz evirmelerinden tr, kt bir azabla cezalandÙracaÙz.


    Celal Yıldırım : Bu (Kur'ân) ise, indirdiğimiz mübarek bir kitabdır. Artık Ona uyunuz ve (Allah'tan korkup kötülüklerden) sakınınız ki merhamet olunasınız.


    Diyanet İşleri (eski) : (155-157) Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. 'Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok' demekten veya 'Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk' demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.


    Diyanet Vakfi : İşte bu (Kur'an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin.


    Edip Yüksel : Bu da indirdiğimiz kutlu bir kitaptır. Öyleyse size merhamet edilmesi için ona uymalısınız, erdemli davranmalısınız.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Bu ise tam bir kitâb, onu biz indirdik, çok mübarek, bundan böyle buna tabi' olun ve korunun gerektir ki rahmetimize iresiniz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bu ise indirdiğimiz tam, çok mübarek bir kitaptır. Bundan böyle buna uyun ve korunun ki, rahmetimize eresiniz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : İşte bu (Kur'ân) da mübarek bir Kitap'tır. Onu biz indirdik. Ona uyun ve Allah'tan korkun ki, size rahmet edilsin.


    Fizilal-il Kuran : Bu Kur'an bizim indirdiğimiz kutsal bir kitaptır. Ona uyunuz ve kötülüklerden sakınınız, ki, size merhamet edilsin.


    Gültekin Onan : Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitaptır. Şu halde O'na uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.


    Hasan Basri Çantay : İşte bu (Kur'an) da indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitabdır. Artık buna tâbi olun ve kötülükden kaçının. Tâki esirgenmiş olasınız.


    Hayrat Neşriyat : İşte bu (Kur’ân) da kendisini indirdiğimiz mübârek bir Kitab’dır; artık ona tâbi' olun ve (günahlardan) sakının; tâ ki merhamet olunasınız.


    İbni Kesir : İşte şu da indirdiğimiz kitabdır, mübarektir. Öyleyse ona uyun ve sakının ki merhamet olunasınız.


    Muhammed Esed : Ve bu da yücelerden indirdiğimiz bereketli bir ilahi kelamdır: Öyleyse ona tabi olun ve Allaha karşı sorumluluğunuzun bilincine varın ki Onun rahmetine layık olabilesiniz.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve bu bir kitaptır ki, bunu Biz indirdik, mübarektir. Artık O'na tâbi olunuz. Ve ittikada bulununuz, tâ ki rahmete eresiniz.


    Ömer Öngüt : İndirdiğimiz bu Kur'an, feyz kaynağı mübarek bir kitaptır. Ona uyun, emirlerine bağlanın ve Allah'tan korkun. Tâ ki merhamet olunasınız.


    Şaban Piriş : Bu (Kur’an) da indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. O’na uyun ve sakının ki merhamet olunasınız.


    Suat Yıldırım : İşte bu Kur’ân da, indirdiğimiz kutlu bir kitaptır. Artık ona tâbi olun, inkâr ve isyandan sakının ki rahmete nail olasınız.


    Süleyman Ateş : İşte bu (Kur'ân) da indirdiğimiz mübârek Kitaptır. O'na uyun ve korunun ki size rahmet edilsin!


    Tefhim-ul Kuran : Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır. Şu halde ona uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.


    Ümit Şimşek : Bu Kur'ân da indirdiğimiz kutlu bir kitaptır; ona uyun ve ona karşı gelmekten sakının ki rahmete erişesiniz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Bu da bizim indirdiğimiz bir kitaptır. Kutsal ve bereketli. Artık ona uyun ve sakının ki size rahmet edebilsin.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  10. أَن تَقُولُواْ إِنَّمَا أُنزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَآئِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ



    En tekûlû innemâ unzilel kitâbu alâ tâifeteyni min kablinâ ve in kunnâ an dirâsetihim le gâfilîn(gâfilîne).



    1. en tekûlû : demeniz (dememeniz, söylemeniz)

    2. innemâ : yalnızca, sadece

    3. unzile : indirildi

    4. el kitâbu : kitap

    5. alâ : üzerine, ...'a

    6. tâifeteyni : iki taife, topluluk

    7. min kabli-nâ : bizden önce

    8. ve in kunnâ : ve biz olurduk

    9. an dirâseti-him : onların derslerinden (okuduklarından)

    10. le gâfilîne : gerçekten gâfil (habersiz) olanlar





    İmam İskender Ali Mihr : “Kitap, yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi. Ve biz onların okuduklarından gerçekten gâfildik.” dersiniz diye (dememeniz için).


    Diyanet İşleri : (156-157) “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Hiç şüphe yok ki bizden önce ancak iki tâifeye kitap indirildi ve bizse onu okumaktan âcizdik, bir şey anlamıyorduk demeyesiniz.


    Adem Uğur : Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik demeyesiniz diye;


    Ahmed Hulusi : "BİLGİ, sadece bizden önceki iki taife (Yahudi ve Nasara) üzerine inzâl edildi; biz, onların kendilerine geleni okuyup değerlendirmesinden gâfildik" demeyesiniz. . .


    Ahmet Tekin : 'Kitaplar, bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz, onlara öğretilenlerden, o kitabın içindeki hükümlerden habersizdik' diyerek itiraz edememeniz için bu Kur’ân’ı indirdik.


    Ahmet Varol : 'Kitap yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi ve biz onların okumalarından habersizdik' demeyesiniz.


    Ali Bulaç : "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik" dememeniz;


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Mekke’liler! Siz): “- Bizden önce Yahudî’lerle Hristiyanlara indirilen kitap, konuştuğumuz dilde olmadığından onu okumaktan gafilleriz” derdiniz. Bunu dememeniz (için lisanınız üzere KUR’AN’ı gönderdik.)


    Bekir Sadak : (155-15) 7 Bu, indirdigimiz kutsal Kitap'dir, ona uyun. «Bizden once iki topluluga kitap indirildi, bizim onlarin okuduklarindan haberimiz yok» demekten veya «Bize kitab indirilseydi onlardan daha dogru yolda olurduk» demekten sakinin ki merhamet olunasiniz. µphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gsteren ve rahmet olarak gelmi_tir. Allah'Ùn ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yz evirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yz evirenleri, yz evirmelerinden tr, kt bir azabla cezalandÙracaÙz.


    Celal Yıldırım : Bizden önce yalnız iki topluluğa (Yahudî ve Nasârâ'ya) kitap indirildi ve biz de onların eğitim ve öğretimlerinden habersiz bulunuyorduk, dememeniz,


    Diyanet İşleri (eski) : (155-157) Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. 'Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok' demekten veya 'Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk' demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.


    Diyanet Vakfi : «Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik» demeyesiniz diye;


    Edip Yüksel : Artık, 'Bizden önceki iki gruba kitap verildi; biz ise onların öğretilerinden habersizdik,' diyemezsiniz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Demiyesiniz ki: Kitâb yalnız bizden evvel iki tâifeye indirildi ve doğrusu biz onların tedrisatından kat'ıyyen gafil bulunuyoruz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve: «Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi. Doğrusu biz, onlar gibi okuyup anlamaktan habersiziz.» demeyesiniz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Onu size indirdik ki:) «Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hıristiyanlara) indirildi; biz ise, onların okumasından habersizdik (o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk)» demeyesiniz.


    Fizilal-il Kuran : Onu size indirdi ki, «Bizden önceki iki ümmete (yahudiler ile hristiyanlara) kitap indirildi ve biz onların okuduklarından habersiz kaldık» diyemeyesiniz.


    Gültekin Onan : "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik" dememeniz;


    Hasan Basri Çantay : (O kitabı indirmemiz) «Bizden evvel kitâb yalınız iki taaifeye (Yahudi ve Nasrânîlere) indirdi, biz ise onların okuduklarından kat'iyyen gaafillerdik» dememeniz için,


    Hayrat Neşriyat : (Onu indirdik) ki 'Kitab, ancak bizden önce iki tâifeye (yahudilere ve hristiyanlara) indirildi; (biz ise) şübhesiz onların ders yapmalarından (kitablarını okumalarından ve onun hakikatlerinden) de doğrusu habersiz kimselerdik' demeyesiniz!


    İbni Kesir : Demeyesiniz ki: Bizden önce kitab, yalnız iki topluluğa indi. Bizim ise onlarınkinden hiç haberimiz yok.


    Muhammed Esed : (Bu kitap, size verildi) ki, "Yalnızca bizden önce yaşamış iki gurup insana ilahi kelam bahşedilmişti ve biz onların öğretilerinden habersizdik!" demeyesiniz;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Demeyesiniz ki, «Kitap ancak bizden evvel iki tâifeye indirilmiştir ve biz onların kıraatinden şüphesiz ki gâfiller idik.»


    Ömer Öngüt : Bu kitap: “Bizden önceki iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların ne okuduğundan haberimiz yoktu. ” dememeniz için indirildi.


    Şaban Piriş : -Kitap, ancak bizden önceki (Yahudi ve Hıristiyan olan) iki topluluğa indirildi, Biz, onların okuyup, incelemelerinden habersizdik.” dersiniz;


    Suat Yıldırım : O kitabı indirmemiz, "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların okuduklarından habersizdik." dememeniz,


    Süleyman Ateş : (Onu size indirdik ki) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahûdilere, hıristiyanlara) indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.


    Tefhim-ul Kuran : «Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik» dememeniz,


    Ümit Şimşek : 'Kitap bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz onların derslerinden habersizdik' demeyesiniz diye Biz onu size indirdik.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Kitap, bizden önce iki topluluğa indirildi. Biz onu okuyup araştırmaktan gerçekten habersizdik." demeyesiniz.
     


  11. أَن تَقُولُواْ إِنَّمَا أُنزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَآئِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    En tekûlû innemâ unzilel kitâbu alâ tâifeteyni min kablinâ ve in kunnâ an dirâsetihim le gâfilîn(gâfilîne).



    1. en tekûlû : demeniz (dememeniz, söylemeniz)

    2. innemâ : yalnızca, sadece

    3. unzile : indirildi

    4. el kitâbu : kitap

    5. alâ : üzerine, ...'a

    6. tâifeteyni : iki taife, topluluk

    7. min kabli-nâ : bizden önce

    8. ve in kunnâ : ve biz olurduk

    9. an dirâseti-him : onların derslerinden (okuduklarından)

    10. le gâfilîne : gerçekten gâfil (habersiz) olanlar





    İmam İskender Ali Mihr : “Kitap, yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi. Ve biz onların okuduklarından gerçekten gâfildik.” dersiniz diye (dememeniz için).


    Diyanet İşleri : (156-157) “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Hiç şüphe yok ki bizden önce ancak iki tâifeye kitap indirildi ve bizse onu okumaktan âcizdik, bir şey anlamıyorduk demeyesiniz.


    Adem Uğur : Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik demeyesiniz diye;


    Ahmed Hulusi : "BİLGİ, sadece bizden önceki iki taife (Yahudi ve Nasara) üzerine inzâl edildi; biz, onların kendilerine geleni okuyup değerlendirmesinden gâfildik" demeyesiniz. . .


    Ahmet Tekin : 'Kitaplar, bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz, onlara öğretilenlerden, o kitabın içindeki hükümlerden habersizdik' diyerek itiraz edememeniz için bu Kur’ân’ı indirdik.


    Ahmet Varol : 'Kitap yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi ve biz onların okumalarından habersizdik' demeyesiniz.


    Ali Bulaç : "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik" dememeniz;


    Ali Fikri Yavuz : (Ey Mekke’liler! Siz): “- Bizden önce Yahudî’lerle Hristiyanlara indirilen kitap, konuştuğumuz dilde olmadığından onu okumaktan gafilleriz” derdiniz. Bunu dememeniz (için lisanınız üzere KUR’AN’ı gönderdik.)


    Bekir Sadak : (155-15) 7 Bu, indirdigimiz kutsal Kitap'dir, ona uyun. «Bizden once iki topluluga kitap indirildi, bizim onlarin okuduklarindan haberimiz yok» demekten veya «Bize kitab indirilseydi onlardan daha dogru yolda olurduk» demekten sakinin ki merhamet olunasiniz. µphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gsteren ve rahmet olarak gelmi_tir. Allah'Ùn ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yz evirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yz evirenleri, yz evirmelerinden tr, kt bir azabla cezalandÙracaÙz.


    Celal Yıldırım : Bizden önce yalnız iki topluluğa (Yahudî ve Nasârâ'ya) kitap indirildi ve biz de onların eğitim ve öğretimlerinden habersiz bulunuyorduk, dememeniz,


    Diyanet İşleri (eski) : (155-157) Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. 'Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok' demekten veya 'Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk' demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.


    Diyanet Vakfi : «Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik» demeyesiniz diye;


    Edip Yüksel : Artık, 'Bizden önceki iki gruba kitap verildi; biz ise onların öğretilerinden habersizdik,' diyemezsiniz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Demiyesiniz ki: Kitâb yalnız bizden evvel iki tâifeye indirildi ve doğrusu biz onların tedrisatından kat'ıyyen gafil bulunuyoruz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve: «Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi. Doğrusu biz, onlar gibi okuyup anlamaktan habersiziz.» demeyesiniz.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (Onu size indirdik ki:) «Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hıristiyanlara) indirildi; biz ise, onların okumasından habersizdik (o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk)» demeyesiniz.


    Fizilal-il Kuran : Onu size indirdi ki, «Bizden önceki iki ümmete (yahudiler ile hristiyanlara) kitap indirildi ve biz onların okuduklarından habersiz kaldık» diyemeyesiniz.


    Gültekin Onan : "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik" dememeniz;


    Hasan Basri Çantay : (O kitabı indirmemiz) «Bizden evvel kitâb yalınız iki taaifeye (Yahudi ve Nasrânîlere) indirdi, biz ise onların okuduklarından kat'iyyen gaafillerdik» dememeniz için,


    Hayrat Neşriyat : (Onu indirdik) ki 'Kitab, ancak bizden önce iki tâifeye (yahudilere ve hristiyanlara) indirildi; (biz ise) şübhesiz onların ders yapmalarından (kitablarını okumalarından ve onun hakikatlerinden) de doğrusu habersiz kimselerdik' demeyesiniz!


    İbni Kesir : Demeyesiniz ki: Bizden önce kitab, yalnız iki topluluğa indi. Bizim ise onlarınkinden hiç haberimiz yok.


    Muhammed Esed : (Bu kitap, size verildi) ki, "Yalnızca bizden önce yaşamış iki gurup insana ilahi kelam bahşedilmişti ve biz onların öğretilerinden habersizdik!" demeyesiniz;


    Ömer Nasuhi Bilmen : Demeyesiniz ki, «Kitap ancak bizden evvel iki tâifeye indirilmiştir ve biz onların kıraatinden şüphesiz ki gâfiller idik.»


    Ömer Öngüt : Bu kitap: “Bizden önceki iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların ne okuduğundan haberimiz yoktu. ” dememeniz için indirildi.


    Şaban Piriş : -Kitap, ancak bizden önceki (Yahudi ve Hıristiyan olan) iki topluluğa indirildi, Biz, onların okuyup, incelemelerinden habersizdik.” dersiniz;


    Suat Yıldırım : O kitabı indirmemiz, "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların okuduklarından habersizdik." dememeniz,


    Süleyman Ateş : (Onu size indirdik ki) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahûdilere, hıristiyanlara) indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.


    Tefhim-ul Kuran : «Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik» dememeniz,


    Ümit Şimşek : 'Kitap bizden önceki iki topluluğa indirildi; biz onların derslerinden habersizdik' demeyesiniz diye Biz onu size indirdik.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Kitap, bizden önce iki topluluğa indirildi. Biz onu okuyup araştırmaktan gerçekten habersizdik." demeyesiniz.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  12. أَوْ تَقُولُواْ لَوْ أَنَّا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِآيَاتِ اللّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يَصْدِفُونَ



    Ev tekûlû lev ennâ unzile aleynel kitâbu le kunnâ ehdâ minhum, fe kad câekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve rahmeh(rahmetun), fe men azlemu mimmen kezzebe bi âyâtillâhi ve sadefe anhâ, se neczîllezîne yasdifûne an âyâtinâ sûel azâbi bimâ kânû yasdifûn(yasdifûne).



    1. ev : veya

    2. tekûlû : siz dersiniz

    3. lev : eğer

    4. ennâ : bize olsa

    5. unzile : indirildi

    6. aleynâ el kitâbu : bize kitap

    7. le kunnâ : elbette biz olurduk

    8. ehdâ : daha çok hidayete erdi

    9. min-hum : onlardan

    10. fe kad câe-kum : işte size gelmişti

    11. beyyinetun : beyyine, delil

    12. min rabbi-kum : Rabbinizden

    13. ve huden : ve hidayet, hidayete erdiren

    14. ve rahmetun : ve bir rahmet

    15. fe men : öyleyse kim

    16. azlemu : daha zalim

    17. mimmen (min men) : o kimseden

    18. kezzebe : yalanladı

    19. bi âyâtillâhi (bi âyâti allâhi ) : Allah'ın âyetlerini

    20. ve sadefe : ve yüz çevirdi

    21. an-hâ : ondan

    22. se neczî : karşılık vereceğiz, cezalandıracağız

    23. ellezîne yasdifûne : yüz çeviren kimseler

    24. an âyâti-nâ : âyetlerimizden

    25. sûe el azâbi : kötü, ağır bir azap

    26. bi-mâ : ...'den dolayı, sebebiyle

    27. kânû : oldular

    28. yasdifûne : yüz çeviriyorlar





    İmam İskender Ali Mihr : Veya “Eğer bize de bir kitap indirilseydi, elbette onlardan daha çok hidayete ererdik.” dersiniz. İşte size Rabbinizden hidayet (hidayete erdiren), beyyine (delil) ve rahmet gelmiştir.
    Öyleyse kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayandan ve O'ndan yüz çeviren kimseden daha zalimdir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmiş olmalarından dolayı ağır (kötü) bir azapla cezalandıracağız.


    Diyanet İşleri : (156-157) “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yahut da bize de kitap indirilseydi onlardan daha mükemmel bir sûrette doğru yolu bulurduk diye söylenmeyesiniz diye şüphe yok ki Rabbinizden size de apaçık bir delil, bir hidâyet ve rahmet geldi. Allah'ın delillerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zâlim kimdir ki? Delillerimizden yüz çevirenleri, bu yüz çevirmeleri yüzünden en kötü bir azapla azaplandıracağız yakında.


    Adem Uğur : Yahut "Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz diye (Kur'an'ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Ahmed Hulusi : Yahut: "Eğer bize de O BİLGİ inzâl olunsaydı, elbette onlardan daha fazla, hidâyet olanı değerlendirirdik" demeyesiniz diye. . . Rabbinizden size apaçık deliller, hüda (hakikat bilgisi) ve rahmet gelmiştir. . . Allâh'ın işaretlerindeki varlığını (Esmâ'sının açığa çıkışı olan işaretleri) yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zâlim kimdir! İşaretlerimizden yüz çevirenler, yüz çevirmelerinin sonucunu, azabın en kötüsü ile yaşayacaklar!


    Ahmet Tekin : Yahut da:
    'Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk' diyerek itiraz edememeniz için size bu Kur’ân’ı indirdik. İşte, size de Rabbinizden açık, hak bir delil, bir hidâyet rehberi ve rahmet geldi. Allah’ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenlerden, engelleyenlerden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden, Kur’ân’dan yüz çevirip engelleyenleri, engellemeyi alışkanlık haline getirmelerinden dolayı cezanın en ağırıyla, en can yakıcısıyla cezalandıracağız.


    Ahmet Varol : Yahut: 'Eğer bize Kitap indirilmiş olsaydı biz onlardan daha çok doğru yola uyardık' demeyesiniz. Size Rabbinizden açık bir belge, hidayet ve rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir. Ayetlerimizden yüz çevirenleri yüz çevirmelerinden dolayı azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Ali Bulaç : Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup çevirenlere, bu 'engelleme ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık vereceğiz.


    Ali Fikri Yavuz : Yahud: “Bize de kitab indirilseydi, muhakkak onlardan daha fazla hidayette bulunurduk”, demeyesiniz diye indirdik. Size, Rabbinizden bir beyan, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini inkâr eden ve onlardan yüz çevirenlerden daha zalîm kimdir? Elbette biz, âyetlerimizden yüz çevirenleri, bu kabahatleri yüzünden azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.


    Bekir Sadak : (155-15) 7 Bu, indirdigimiz kutsal Kitap'dir, ona uyun. «Bizden once iki topluluga kitap indirildi, bizim onlarin okuduklarindan haberimiz yok» demekten veya «Bize kitab indirilseydi onlardan daha dogru yolda olurduk» demekten sakinin ki merhamet olunasiniz. µphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gsteren ve rahmet olarak gelmi_tir. Allah'Ùn ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yz evirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yz evirenleri, yz evirmelerinden tr, kt bir azabla cezalandÙracaÙz.


    Celal Yıldırım : Veya bize de kitap indirilseydi elbette onlardan daha çok doğru yolu bulup başarılı olurduk, dememeniz içindir. İşte size Rabbınızdan açık belge, hidâyet (doğru yolu gösteren rehber) ve bir de rahmet gelmiştir. Allah'ın âyetlerini yalanlayıp (insanları ona yönelmekten) alıkoyanlardan daha zâlim kim vardır? Âyetlerimizi yüzçevirerek engelleyenleri bu engellemeleri sebebiyle en kötü azâbla cezalandıracağız.


    Diyanet İşleri (eski) : (155-157) Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. 'Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok' demekten veya 'Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk' demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.


    Diyanet Vakfi : Yahut «Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk» demeyesiniz diye (Kur'an'ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Edip Yüksel : Yahut, 'Bize de kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk,' da diyemezsiniz. Size Rabbinizden bir delil (beyyine), bir hidayet ve bir rahmet gelmiş bulunuyor. ALLAH'ın ayetlerini yalanlayıp ondan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Yâhud demiyesiniz ki: Eğer bize kitâb indirilmiş olsa idi her halde onlardan daha ziyade muvaffak olurduk, işte size rabbınızdan beyyine geldi, hidayet de geldi, rahmet de geldi, artık Allahın âyetlerini inkâr eden ve onlardan men'a kıyam eyliyenden daha zâlim kim olur? Elbette biz o, âyetlerimizi men'a kıyam edenleri bu kabahatleri yüzünden azabın en müdhişiyle cezâlandıracağız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yahut: «Eğer bize kitap indirilmiş olsaydı, herhalde onlardan daha çok muvaffak olurduk.» demeyesiniz diye. İşte size Rabbinizden apaçık bir delil, bir hidayet ve rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini inkar edenden ve onlardan alıkoymaya kalkışandan daha zalim kim olabilir? Elbette Biz, o ayetlerimizi engellemeye yeltenenleri, bu suçları sebebiyle, en müthiş bir azapla cezalandıracağız.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yahut: «Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk», demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah'ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Fizilal-il Kuran : Yine diyemeyesiniz ki, «Eğer bize de kitap indirilseydi, doğru yola onlardan daha sıkı sarılırdık.» Çünkü size de Rabbinizden açık belge, doğru yol kılavuzu ve rahmet geldi. Allah'ın ayetlerini yalanlayıp onlara yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimize yüz çevirenleri, bu yüz çevirmelerinden ötürü azapların en kötüsüne çarptıracağız.


    Gültekin Onan : Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Tanrı'nın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup çevirenlere, bu 'engelleme ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık vereceğiz.


    Hasan Basri Çantay : Yahud «Bize de kitâb indirilseydi muhakkak onlardan fazla hidâyete ererdik» dememeniz içindir. İşte size Rabbinizden apaçık bir hüccet, bir hidâyet, bir rahmet gelmişdir. Artık Allahın âyetlerini yalan sayandan, onlardan yüz çevirenden daha zaalim kimdir? Biz âyetlerimizden yüz çevirenleri bu sebeble, yaman bir azâb ile cezalandıracağız.


    Hayrat Neşriyat : Veya: 'Doğrusu bize kitab indirilseydi, elbette onlardan daha çok hidâyete ermiş kimse(ler) olurduk' demeyesiniz! İşte gerçekten size Rabbinizden apaçık bir delil, birhidâyet ve bir rahmet gelmiştir. O hâlde Allah’ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, (böyle) yüz çevirmekte olmalarından dolayı yakında azâbın en kötüsüyle cezâlandıracağız!


    İbni Kesir : Veya demeyesiniz ki: Bize de o kitab indirilseydi; muhakkak ki onlardan daha fazla hidayete ererdik. İşte size, Rabbınızdan apaçık hüccet, hidayet ve rahmet gelmiştir. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüzçevirenden daha zalim kimdir? Biz, ayetlerimizden yüzçevirenleri bu yüzden azabın kötüsüyle cezalandıracağız.


    Muhammed Esed : yahut da, "Eğer bize de bir ilahi kelam indirilmiş olsaydı onun rehberliğine kesinlikle onlardan daha sıkı uyardık" (demeyesiniz). İşte, şimdi size Rabbinizden hakikatin açık bir kanıtı ve bir rehberlik, bir rahmet geldi. Öyleyse, Allahın mesajlarını yalanlayandan ve onlardan küçümseyerek yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Mesajlarımızdan küçümseyerek yüz çevirenleri bundan dolayı şiddetli bir azapla cezalandıracağız!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Yahut demeyesiniz ki, «Eğer bize kitap indirilmiş olsa idi, elbette biz onlardan daha ziyâde hidâyete ermiş olurduk». İşte size Rabbinizden beyyine de geldi, hidâyet ve rahmet de. Artık Allah Teâlâ'nın âyetlerini tekzîp edenden ve ondan (yüz) çevirenden daha zalim kimdir? Biz âyetlerimizden iraz edenleri elbette böyle irazları sebebiyle azabın en kötüsü ile cezalandıracağızdır.


    Ömer Öngüt : Veya: “Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk. ” dememeniz için. İşte size Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet gelmiştir. Allah'ın âyetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirdiklerinden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.


    Şaban Piriş : veya, -Kitap bize indirilmiş olsaydı, onlardan daha çok doğru yolda olurduk” dersiniz diye, size Rabbinizden açık bir belge, rehber ve rahmet gelmiştir. Artık Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirdiklerinden dolayı kötü azapla cezalandıracağız.


    Suat Yıldırım : Yahut: "Eğer bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk." dememeniz içindir. İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidâyet ve rahmet geldi. Allah’ın âyetlerini yalan sayıp insanları ona yönelmekten alıkoyandan daha zalim kim olabilir?Âyetlerimizden yüz çevirerek engelleyenleri bu engellemeleri sebebiyle yaman bir azapla cezalandıracağız.


    Süleyman Ateş : Yahut: "Eğer bize Kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk." demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidâyet ve rahmet geldi. Allâh'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, azâbın en kötüsüyle cezâlandıracağız.


    Tefhim-ul Kuran : Ya da: «Kitab bize de indirilseydi, şüphesiz onlardan daha çok doğru yolda olurduk» dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup çevirenlere, bu 'engelleme ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık vereceğiz.


    Ümit Şimşek : Veya 'Bize kitap indirilseydi biz onlardan daha doğru bir yolda olurduk' demeyesiniz diye. İşte size Rabbinizden apaçık bir delil, bir hidayet rehberi ve bir rahmet gelmiştir. Artık Allah'ın âyetlerini yalanlayan ve halkı ondan alıkoyan kimseden daha zalimi olur mu? Halkı âyetlerimizden alıkoyanları, bu engellemeleri yüzünden azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Yaşar Nuri Öztürk : Şunu da söylemelisiniz: "Eğer bize Kitap indirilmiş olsaydı, onlardan daha doğru yürüyüşlü olurduk." Artık size Rabbinizden bir beyyine, bir kılavuz ve bir rahmet gelmiş bulunuyor. Allah'ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim var? Ayetlerimize sırt dönenleri, yüz çevirmeleri yüzünden azabın en acıklısıyla cezalandıracağız.
     


  13. أَوْ تَقُولُواْ لَوْ أَنَّا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِآيَاتِ اللّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يَصْدِفُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ev tekûlû lev ennâ unzile aleynel kitâbu le kunnâ ehdâ minhum, fe kad câekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve rahmeh(rahmetun), fe men azlemu mimmen kezzebe bi âyâtillâhi ve sadefe anhâ, se neczîllezîne yasdifûne an âyâtinâ sûel azâbi bimâ kânû yasdifûn(yasdifûne).



    1. ev : veya

    2. tekûlû : siz dersiniz

    3. lev : eğer

    4. ennâ : bize olsa

    5. unzile : indirildi

    6. aleynâ el kitâbu : bize kitap

    7. le kunnâ : elbette biz olurduk

    8. ehdâ : daha çok hidayete erdi

    9. min-hum : onlardan

    10. fe kad câe-kum : işte size gelmişti

    11. beyyinetun : beyyine, delil

    12. min rabbi-kum : Rabbinizden

    13. ve huden : ve hidayet, hidayete erdiren

    14. ve rahmetun : ve bir rahmet

    15. fe men : öyleyse kim

    16. azlemu : daha zalim

    17. mimmen (min men) : o kimseden

    18. kezzebe : yalanladı

    19. bi âyâtillâhi (bi âyâti allâhi ) : Allah'ın âyetlerini

    20. ve sadefe : ve yüz çevirdi

    21. an-hâ : ondan

    22. se neczî : karşılık vereceğiz, cezalandıracağız

    23. ellezîne yasdifûne : yüz çeviren kimseler

    24. an âyâti-nâ : âyetlerimizden

    25. sûe el azâbi : kötü, ağır bir azap

    26. bi-mâ : ...'den dolayı, sebebiyle

    27. kânû : oldular

    28. yasdifûne : yüz çeviriyorlar





    İmam İskender Ali Mihr : Veya “Eğer bize de bir kitap indirilseydi, elbette onlardan daha çok hidayete ererdik.” dersiniz. İşte size Rabbinizden hidayet (hidayete erdiren), beyyine (delil) ve rahmet gelmiştir.
    Öyleyse kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayandan ve O'ndan yüz çeviren kimseden daha zalimdir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmiş olmalarından dolayı ağır (kötü) bir azapla cezalandıracağız.


    Diyanet İşleri : (156-157) “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Yahut da bize de kitap indirilseydi onlardan daha mükemmel bir sûrette doğru yolu bulurduk diye söylenmeyesiniz diye şüphe yok ki Rabbinizden size de apaçık bir delil, bir hidâyet ve rahmet geldi. Allah'ın delillerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zâlim kimdir ki? Delillerimizden yüz çevirenleri, bu yüz çevirmeleri yüzünden en kötü bir azapla azaplandıracağız yakında.


    Adem Uğur : Yahut "Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz diye (Kur'an'ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Ahmed Hulusi : Yahut: "Eğer bize de O BİLGİ inzâl olunsaydı, elbette onlardan daha fazla, hidâyet olanı değerlendirirdik" demeyesiniz diye. . . Rabbinizden size apaçık deliller, hüda (hakikat bilgisi) ve rahmet gelmiştir. . . Allâh'ın işaretlerindeki varlığını (Esmâ'sının açığa çıkışı olan işaretleri) yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zâlim kimdir! İşaretlerimizden yüz çevirenler, yüz çevirmelerinin sonucunu, azabın en kötüsü ile yaşayacaklar!


    Ahmet Tekin : Yahut da:
    'Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk' diyerek itiraz edememeniz için size bu Kur’ân’ı indirdik. İşte, size de Rabbinizden açık, hak bir delil, bir hidâyet rehberi ve rahmet geldi. Allah’ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenlerden, engelleyenlerden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden, Kur’ân’dan yüz çevirip engelleyenleri, engellemeyi alışkanlık haline getirmelerinden dolayı cezanın en ağırıyla, en can yakıcısıyla cezalandıracağız.


    Ahmet Varol : Yahut: 'Eğer bize Kitap indirilmiş olsaydı biz onlardan daha çok doğru yola uyardık' demeyesiniz. Size Rabbinizden açık bir belge, hidayet ve rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir. Ayetlerimizden yüz çevirenleri yüz çevirmelerinden dolayı azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Ali Bulaç : Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup çevirenlere, bu 'engelleme ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık vereceğiz.


    Ali Fikri Yavuz : Yahud: “Bize de kitab indirilseydi, muhakkak onlardan daha fazla hidayette bulunurduk”, demeyesiniz diye indirdik. Size, Rabbinizden bir beyan, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini inkâr eden ve onlardan yüz çevirenlerden daha zalîm kimdir? Elbette biz, âyetlerimizden yüz çevirenleri, bu kabahatleri yüzünden azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.


    Bekir Sadak : (155-15) 7 Bu, indirdigimiz kutsal Kitap'dir, ona uyun. «Bizden once iki topluluga kitap indirildi, bizim onlarin okuduklarindan haberimiz yok» demekten veya «Bize kitab indirilseydi onlardan daha dogru yolda olurduk» demekten sakinin ki merhamet olunasiniz. µphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gsteren ve rahmet olarak gelmi_tir. Allah'Ùn ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yz evirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yz evirenleri, yz evirmelerinden tr, kt bir azabla cezalandÙracaÙz.


    Celal Yıldırım : Veya bize de kitap indirilseydi elbette onlardan daha çok doğru yolu bulup başarılı olurduk, dememeniz içindir. İşte size Rabbınızdan açık belge, hidâyet (doğru yolu gösteren rehber) ve bir de rahmet gelmiştir. Allah'ın âyetlerini yalanlayıp (insanları ona yönelmekten) alıkoyanlardan daha zâlim kim vardır? Âyetlerimizi yüzçevirerek engelleyenleri bu engellemeleri sebebiyle en kötü azâbla cezalandıracağız.


    Diyanet İşleri (eski) : (155-157) Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. 'Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok' demekten veya 'Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk' demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.


    Diyanet Vakfi : Yahut «Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk» demeyesiniz diye (Kur'an'ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Edip Yüksel : Yahut, 'Bize de kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk,' da diyemezsiniz. Size Rabbinizden bir delil (beyyine), bir hidayet ve bir rahmet gelmiş bulunuyor. ALLAH'ın ayetlerini yalanlayıp ondan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Yâhud demiyesiniz ki: Eğer bize kitâb indirilmiş olsa idi her halde onlardan daha ziyade muvaffak olurduk, işte size rabbınızdan beyyine geldi, hidayet de geldi, rahmet de geldi, artık Allahın âyetlerini inkâr eden ve onlardan men'a kıyam eyliyenden daha zâlim kim olur? Elbette biz o, âyetlerimizi men'a kıyam edenleri bu kabahatleri yüzünden azabın en müdhişiyle cezâlandıracağız


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yahut: «Eğer bize kitap indirilmiş olsaydı, herhalde onlardan daha çok muvaffak olurduk.» demeyesiniz diye. İşte size Rabbinizden apaçık bir delil, bir hidayet ve rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini inkar edenden ve onlardan alıkoymaya kalkışandan daha zalim kim olabilir? Elbette Biz, o ayetlerimizi engellemeye yeltenenleri, bu suçları sebebiyle, en müthiş bir azapla cezalandıracağız.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Yahut: «Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk», demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah'ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Fizilal-il Kuran : Yine diyemeyesiniz ki, «Eğer bize de kitap indirilseydi, doğru yola onlardan daha sıkı sarılırdık.» Çünkü size de Rabbinizden açık belge, doğru yol kılavuzu ve rahmet geldi. Allah'ın ayetlerini yalanlayıp onlara yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimize yüz çevirenleri, bu yüz çevirmelerinden ötürü azapların en kötüsüne çarptıracağız.


    Gültekin Onan : Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Tanrı'nın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup çevirenlere, bu 'engelleme ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık vereceğiz.


    Hasan Basri Çantay : Yahud «Bize de kitâb indirilseydi muhakkak onlardan fazla hidâyete ererdik» dememeniz içindir. İşte size Rabbinizden apaçık bir hüccet, bir hidâyet, bir rahmet gelmişdir. Artık Allahın âyetlerini yalan sayandan, onlardan yüz çevirenden daha zaalim kimdir? Biz âyetlerimizden yüz çevirenleri bu sebeble, yaman bir azâb ile cezalandıracağız.


    Hayrat Neşriyat : Veya: 'Doğrusu bize kitab indirilseydi, elbette onlardan daha çok hidâyete ermiş kimse(ler) olurduk' demeyesiniz! İşte gerçekten size Rabbinizden apaçık bir delil, birhidâyet ve bir rahmet gelmiştir. O hâlde Allah’ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, (böyle) yüz çevirmekte olmalarından dolayı yakında azâbın en kötüsüyle cezâlandıracağız!


    İbni Kesir : Veya demeyesiniz ki: Bize de o kitab indirilseydi; muhakkak ki onlardan daha fazla hidayete ererdik. İşte size, Rabbınızdan apaçık hüccet, hidayet ve rahmet gelmiştir. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüzçevirenden daha zalim kimdir? Biz, ayetlerimizden yüzçevirenleri bu yüzden azabın kötüsüyle cezalandıracağız.


    Muhammed Esed : yahut da, "Eğer bize de bir ilahi kelam indirilmiş olsaydı onun rehberliğine kesinlikle onlardan daha sıkı uyardık" (demeyesiniz). İşte, şimdi size Rabbinizden hakikatin açık bir kanıtı ve bir rehberlik, bir rahmet geldi. Öyleyse, Allahın mesajlarını yalanlayandan ve onlardan küçümseyerek yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Mesajlarımızdan küçümseyerek yüz çevirenleri bundan dolayı şiddetli bir azapla cezalandıracağız!


    Ömer Nasuhi Bilmen : Yahut demeyesiniz ki, «Eğer bize kitap indirilmiş olsa idi, elbette biz onlardan daha ziyâde hidâyete ermiş olurduk». İşte size Rabbinizden beyyine de geldi, hidâyet ve rahmet de. Artık Allah Teâlâ'nın âyetlerini tekzîp edenden ve ondan (yüz) çevirenden daha zalim kimdir? Biz âyetlerimizden iraz edenleri elbette böyle irazları sebebiyle azabın en kötüsü ile cezalandıracağızdır.


    Ömer Öngüt : Veya: “Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk. ” dememeniz için. İşte size Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet gelmiştir. Allah'ın âyetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirdiklerinden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.


    Şaban Piriş : veya, -Kitap bize indirilmiş olsaydı, onlardan daha çok doğru yolda olurduk” dersiniz diye, size Rabbinizden açık bir belge, rehber ve rahmet gelmiştir. Artık Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirdiklerinden dolayı kötü azapla cezalandıracağız.


    Suat Yıldırım : Yahut: "Eğer bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk." dememeniz içindir. İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidâyet ve rahmet geldi. Allah’ın âyetlerini yalan sayıp insanları ona yönelmekten alıkoyandan daha zalim kim olabilir?Âyetlerimizden yüz çevirerek engelleyenleri bu engellemeleri sebebiyle yaman bir azapla cezalandıracağız.


    Süleyman Ateş : Yahut: "Eğer bize Kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk." demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidâyet ve rahmet geldi. Allâh'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, azâbın en kötüsüyle cezâlandıracağız.


    Tefhim-ul Kuran : Ya da: «Kitab bize de indirilseydi, şüphesiz onlardan daha çok doğru yolda olurduk» dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup çevirenlere, bu 'engelleme ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık vereceğiz.


    Ümit Şimşek : Veya 'Bize kitap indirilseydi biz onlardan daha doğru bir yolda olurduk' demeyesiniz diye. İşte size Rabbinizden apaçık bir delil, bir hidayet rehberi ve bir rahmet gelmiştir. Artık Allah'ın âyetlerini yalanlayan ve halkı ondan alıkoyan kimseden daha zalimi olur mu? Halkı âyetlerimizden alıkoyanları, bu engellemeleri yüzünden azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


    Yaşar Nuri Öztürk : Şunu da söylemelisiniz: "Eğer bize Kitap indirilmiş olsaydı, onlardan daha doğru yürüyüşlü olurduk." Artık size Rabbinizden bir beyyine, bir kılavuz ve bir rahmet gelmiş bulunuyor. Allah'ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim var? Ayetlerimize sırt dönenleri, yüz çevirmeleri yüzünden azabın en acıklısıyla cezalandıracağız.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  14. هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيهُمُ الْمَلآئِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انتَظِرُواْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ



    Hel yanzurûne illâ en te’tiyehumul melâiketu ev ye’tiye rabbuke ev ye’tiye ba’du âyâti rabbik(rabbike), yevme ye’tî ba’du âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânuhâ lem tekun âmenet min kablu ev kesebet fî îmânihâ hayrâ(hayran), kul intezırû innâ muntezırûn(muntezırûne).



    1. hel : ...mi?

    2. yanzurûne : bakıyorlar, bekliyorlar

    3. illâ : ancak, sadece mutlaka, illâ

    4. en te'tiye-hum : onlara gelmesi

    5. el melâiketu : melekler

    6. ev : veya, yoksa

    7. ye'tiye : gelir

    8. rabbu-ke : senin Rabbin, Rabbin

    9. ev : veya, yoksa

    10. ye'tiye : gelir

    11. ba'du : bazı

    12. âyâti : âyetler, mucizeler

    13. rabbi-ke : senin Rabbin

    14. yevme : o gün

    15. ye'tî : gelir

    16. ba'du : bazı

    17. âyâti : âyetler, mucizeler

    18. rabbi-ke : senin Rabbin

    19. lâ yenfeu : fayda vermez

    20. nefsen : bir kimse

    21. îmânu-hâ : onun îmânı

    22. lem tekun : olmaz

    23. âmenet : îmân etti, âmenû oldu

    24. min kablu : daha önceden

    25. ev : veya, yoksa

    26. kesebet : kazandı

    27. fî îmâni-hâ : îmânında, îmânıyla

    28. hayran : bir hayır

    29. kul : de

    30. intezırû : bekleyin

    31. innâ : muhakkak ki biz

    32. muntezırûne : bekleyenleriz






    İmam İskender Ali Mihr : Onlar (illâ), onlara meleklerin gelmesini mi veya senin Rabbinin gelmesini mi veya senin Rabbinden bazı âyetlerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinden bazı âyetlerin (mucizelerin) geldiği gün, daha önce îmân etmemişse (âmenû olmamışsa) veya îmânıyla bir hayır kazanmamışsa onun îmânı kendisine bir fayda vermez. De ki: “Bekleyin! Muhakkak ki; biz de bekleyenleriz.”


    Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Hâlâ kendilerine meleklerin inmesini, yahut Rabbinin, yahut da Rabbinden bâzı delillerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bâzı delilleri geldiği gün hiç kimseye, önceden iman etmemişse, yahut inancından bir hayır kazanmamışsa o günkü inanması fayda etmez. De ki: Bekleyin ve biz de beklemekteyiz zâten.


    Adem Uğur : Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!


    Ahmed Hulusi : (İman etmek için) illâ kendilerine meleklerin gelmesini yahut Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin olağanüstülüklerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanı yarar sağlamamış (dilinde kalmış) kimseye, (o anki) imanı hiçbir fayda sağlamaz! De ki: "Bekleyin; biz de beklemekteyiz. "


    Ahmet Tekin : İman etmek için, ille canlarını alacak meleklerin gelmesini mi, yahut Rabbinin cezalandırmasını mı, yahut Rabbinin bazı âyetlerinin, kıyamet alâmetlerinin, karşı duramayacakları felâketlerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı âyetlerinin, kıyamet alâmetlerinin, felâketlerin geleceği gün, önceden iman etmemiş, mü’min olarak hayır hasenat kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda vermeyecek. Onlara:
    'Siz Rabbinizin azâbını bekleyin, biz de Rabbimizin mükâfatını, lütfunu ve yardımını beklemekteyiz' de.


    Ahmet Varol : Onlar kendilerine meleklerin yahut Rabbinin veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı ayetlerinin geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanıyla bir iyilik kazanmamış kimseye artık iman etmesinin bir yararı olmayacaktır. De ki: 'Bekleyin, biz de beklemekteyiz.'


    Ali Bulaç : Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."


    Ali Fikri Yavuz : (Mekke’liler), Kur’an Peygamberi tekzip ettikten sonra ancak şunu gözetliyorlar: Kendilerine azab edecek melekler gelsin, yahut Rabbinin azabı gelsin, yahut Rabbinin bazı (kıyamet) alâmetleri gelsin. Rabbinin (kıyamet) alâmetlerinden biri geldiği gün, evvelce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye, o gün imana gelmek hiç bir fayda vermez. Ey Resûlüm, de ki: (Siz o alâmetlerin gelmesini) gözetleyip bekleyin, biz de gözetleyip bekliyoruz.


    Bekir Sadak : Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takim mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takim mucizeleri geldigi gun, bir kimse daha once inanmamissa veya imaniyle bir iyilik kazanmamissa, imanÙ ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, dorusu biz de bekliyoruz» de.


    Celal Yıldırım : Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbin gelmesini veya Rabbin bazı âyetleri (mu'cizeleri)nin gelmesini bekliyorlar. Rabbin bazı âyetlerinin geleceği gün, daha önce imân etmemiş veya imânında bir hayır (iyilik ve sâlih amel) kazanmamış hiçbir kişiye imânı yarar sağlamayacaktır. Onlara de ki: Bekleyin, biz de bekliyoruz.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imaniyle bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: 'Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz' de.


    Diyanet Vakfi : Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!


    Edip Yüksel : Kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin, yahut Rabbinin bazı işaretlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı işaretleri geldiği gün, daha önce inanmamış veya imanında bir hayır kazanmamış kişiye bir yarar sağlamaz. De ki: 'Bekleyin, biz de beklemekteyiz.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onlar ancak şunu gözetiyorlar: ki kendilerine Melekler geliversin veya rabbın geliversin veya rabbının ba'zı alâmetleri geliversin, rabbının ba'zı alâmetleri geldiği gün, evvelce iyman etmemiş veya iymanında bir hayır kazanmamış bir nefse o günkü iymanı hiç bir fâide vermez, de ki gözetin, çünkü biz şüphesiz gözetiyoruz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlar, ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rablerinin bir takım alametlerinin gelmesini gözetliyorlar. Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış bir kimseye o günkü imanı hiçbir yarar sağlamaz. De ki: «Gözetin! Çünkü biz de şüphesiz gözetiyoruz.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: «Bekleyin; biz de beklemekteyiz.»


    Fizilal-il Kuran : Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi yoksa Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş ya da imanı doğrultusunda bir hayır kazanamamış olan kimseye o günkü imanı bir fayda sağlamaz. Onlara de ki: «Bekleyin bakalım, biz de bekliyoruz.»


    Gültekin Onan : Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da rabbinin gelmesini mi veya rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce inanmamışsa veya inancıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye inancı yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."


    Hasan Basri Çantay : Onlar haalâ kendilerine ille (azâb yapacak) meleklerin gelmesini, yahud (bizzat) Rabbinin gelmesini veya Rabbinin âyet (ve mu'cize) lerinden birinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin âyetlerinden biri geldiği gün, daha evvelden îman etmiş veya îmânında bir hayır kazanmış olmayan hiç bir kimseye (o günkü) îmanı asla fâide vermez. De ki: «Bekleyin! Çünkü biz (de) şübhesiz bekleyicileriz».


    Hayrat Neşriyat : (O müşrikler, îmân etmek için) kendilerine ille de (ölüm) meleklerin(in) gelmesini veya Rabbinin (azâbının) gelmesini yâhut Rabbinin bazı (kıyâmet) alâmetlerinin gelmesini mi bekliyorlar?
    Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, daha önce îmân etmemiş veya îmânında bir hayır kazanmamış olan kimseye, (o gün) îmân etmesi fayda vermez. De ki: '(O alâmetleri) bekleyin, şübhesiz biz de bekleyenleriz!'


    İbni Kesir : Onlar; hala kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbının gelmesini veya Rabbının ayetlerinden birinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbının ayetleri geldiği gün; kişi daha önceden inanmamış veya imanından bir hayır kazanmamışsa; imanı, ona hiç fayda vermez. De ki: Bekleyin, doğrusu biz de bekleyenlerdeniz.


    Muhammed Esed : Yoksa onlar, meleklerin kendilerine görünmesini mi bekliyorlar yahut (bizzat) Rabbinin veya Ondan bazı (kesin) işaretlerin? (Ama) Rabbinin (kesin) işaretlerinin ortaya çıkacağı Gün iman etmenin, daha önce inanmamış yahut inandığı halde bir hayır yapmamış olan kimseye hiçbir yararı olmaz. De ki: "Bekleyin (öyleyse Ahiret Gününü, ey inançsızlar:) bakın, biz (mümin)ler de bekliyoruz!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onlar başka değil, kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbin gelmesini veya Rabbin bazı âyetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbin bazı âyetlerinin geleceği gün evvelce imân etmemiş veya imânında bir hayır kazanmamış olan şahsa imân faide bahş olmaz. De ki: «Bekleyiniz, ve biz de şüphe yok ki bekleyicileriz.»


    Ömer Öngüt : Onlar kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini veyahut Rabbinin bazı âyetlerinin (mucizelerinin) gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı âyetleri (mucizeleri) geldiği gün, kişi daha önce inanmamışsa veya imanında bir hayır kazanmamışsa, imanı ona hiç fayda sağlamaz. De ki: “Bekleyin, şüphesiz ki biz de beklemekteyiz. ”


    Şaban Piriş : Onlar, illâ da kendilerine meleklerin gelmesini ya da Rabbinin gelmesini veya Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önceden iman etmemiş ya da imanıyla bir iyilik kazanmamış kimseye imanı fayda sağlamayacaktır. De ki: -Bekleyin, biz de bekliyoruz!


    Suat Yıldırım : Onlar imana gelmek için ne bekliyorlar? Meleklerin inmesini mi? Rabbinin imha eden azabının veya Rabbinin kıyamet alâmetlerinden birinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin alâmetlerinden biri geldiği gün, daha önce iman etmeyen yahut imanıyla hayır kazanmayan hiçbir kimseye o günkü imanı asla fayda vermez. De ki: "Bekleyin, biz de beklemekteyiz."


    Süleyman Ateş : (İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün, daha önce inanmamış, ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye, artık inanması, fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de beklemekteyiz."


    Tefhim-ul Kuran : Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse, veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: «Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz.»


    Ümit Şimşek : Yoksa onlar, kendilerine melekler gelsin, yahut Rabbin gelsin, yahut Rabbinin âyetlerinden biri gelsin diye mi bekliyorlar? Halbuki Rabbinin âyetlerinden biri geldiği zaman, daha önce iman etmemiş yahut imanıyla bir hayır kazanmamış olan kimsenin imanı artık kimseye fayda vermez. Sen 'Bekleyedurun,' de. 'Biz de bekliyoruz.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır sahibi olamamış kişiye imanı hiçbir yarar sağlamayacaktır. De ki: "Bekleyin! Doğrusu biz de bekliyoruz."
     


  15. هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيهُمُ الْمَلآئِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انتَظِرُواْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Hel yanzurûne illâ en te’tiyehumul melâiketu ev ye’tiye rabbuke ev ye’tiye ba’du âyâti rabbik(rabbike), yevme ye’tî ba’du âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânuhâ lem tekun âmenet min kablu ev kesebet fî îmânihâ hayrâ(hayran), kul intezırû innâ muntezırûn(muntezırûne).



    1. hel : ...mi?

    2. yanzurûne : bakıyorlar, bekliyorlar

    3. illâ : ancak, sadece mutlaka, illâ

    4. en te'tiye-hum : onlara gelmesi

    5. el melâiketu : melekler

    6. ev : veya, yoksa

    7. ye'tiye : gelir

    8. rabbu-ke : senin Rabbin, Rabbin

    9. ev : veya, yoksa

    10. ye'tiye : gelir

    11. ba'du : bazı

    12. âyâti : âyetler, mucizeler

    13. rabbi-ke : senin Rabbin

    14. yevme : o gün

    15. ye'tî : gelir

    16. ba'du : bazı

    17. âyâti : âyetler, mucizeler

    18. rabbi-ke : senin Rabbin

    19. lâ yenfeu : fayda vermez

    20. nefsen : bir kimse

    21. îmânu-hâ : onun îmânı

    22. lem tekun : olmaz

    23. âmenet : îmân etti, âmenû oldu

    24. min kablu : daha önceden

    25. ev : veya, yoksa

    26. kesebet : kazandı

    27. fî îmâni-hâ : îmânında, îmânıyla

    28. hayran : bir hayır

    29. kul : de

    30. intezırû : bekleyin

    31. innâ : muhakkak ki biz

    32. muntezırûne : bekleyenleriz






    İmam İskender Ali Mihr : Onlar (illâ), onlara meleklerin gelmesini mi veya senin Rabbinin gelmesini mi veya senin Rabbinden bazı âyetlerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinden bazı âyetlerin (mucizelerin) geldiği gün, daha önce îmân etmemişse (âmenû olmamışsa) veya îmânıyla bir hayır kazanmamışsa onun îmânı kendisine bir fayda vermez. De ki: “Bekleyin! Muhakkak ki; biz de bekleyenleriz.”


    Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Hâlâ kendilerine meleklerin inmesini, yahut Rabbinin, yahut da Rabbinden bâzı delillerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bâzı delilleri geldiği gün hiç kimseye, önceden iman etmemişse, yahut inancından bir hayır kazanmamışsa o günkü inanması fayda etmez. De ki: Bekleyin ve biz de beklemekteyiz zâten.


    Adem Uğur : Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!


    Ahmed Hulusi : (İman etmek için) illâ kendilerine meleklerin gelmesini yahut Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin olağanüstülüklerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanı yarar sağlamamış (dilinde kalmış) kimseye, (o anki) imanı hiçbir fayda sağlamaz! De ki: "Bekleyin; biz de beklemekteyiz. "


    Ahmet Tekin : İman etmek için, ille canlarını alacak meleklerin gelmesini mi, yahut Rabbinin cezalandırmasını mı, yahut Rabbinin bazı âyetlerinin, kıyamet alâmetlerinin, karşı duramayacakları felâketlerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı âyetlerinin, kıyamet alâmetlerinin, felâketlerin geleceği gün, önceden iman etmemiş, mü’min olarak hayır hasenat kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda vermeyecek. Onlara:
    'Siz Rabbinizin azâbını bekleyin, biz de Rabbimizin mükâfatını, lütfunu ve yardımını beklemekteyiz' de.


    Ahmet Varol : Onlar kendilerine meleklerin yahut Rabbinin veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı ayetlerinin geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanıyla bir iyilik kazanmamış kimseye artık iman etmesinin bir yararı olmayacaktır. De ki: 'Bekleyin, biz de beklemekteyiz.'


    Ali Bulaç : Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."


    Ali Fikri Yavuz : (Mekke’liler), Kur’an Peygamberi tekzip ettikten sonra ancak şunu gözetliyorlar: Kendilerine azab edecek melekler gelsin, yahut Rabbinin azabı gelsin, yahut Rabbinin bazı (kıyamet) alâmetleri gelsin. Rabbinin (kıyamet) alâmetlerinden biri geldiği gün, evvelce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye, o gün imana gelmek hiç bir fayda vermez. Ey Resûlüm, de ki: (Siz o alâmetlerin gelmesini) gözetleyip bekleyin, biz de gözetleyip bekliyoruz.


    Bekir Sadak : Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takim mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takim mucizeleri geldigi gun, bir kimse daha once inanmamissa veya imaniyle bir iyilik kazanmamissa, imanÙ ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, dorusu biz de bekliyoruz» de.


    Celal Yıldırım : Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbin gelmesini veya Rabbin bazı âyetleri (mu'cizeleri)nin gelmesini bekliyorlar. Rabbin bazı âyetlerinin geleceği gün, daha önce imân etmemiş veya imânında bir hayır (iyilik ve sâlih amel) kazanmamış hiçbir kişiye imânı yarar sağlamayacaktır. Onlara de ki: Bekleyin, biz de bekliyoruz.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imaniyle bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: 'Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz' de.


    Diyanet Vakfi : Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!


    Edip Yüksel : Kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin, yahut Rabbinin bazı işaretlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı işaretleri geldiği gün, daha önce inanmamış veya imanında bir hayır kazanmamış kişiye bir yarar sağlamaz. De ki: 'Bekleyin, biz de beklemekteyiz.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Onlar ancak şunu gözetiyorlar: ki kendilerine Melekler geliversin veya rabbın geliversin veya rabbının ba'zı alâmetleri geliversin, rabbının ba'zı alâmetleri geldiği gün, evvelce iyman etmemiş veya iymanında bir hayır kazanmamış bir nefse o günkü iymanı hiç bir fâide vermez, de ki gözetin, çünkü biz şüphesiz gözetiyoruz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Onlar, ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rablerinin bir takım alametlerinin gelmesini gözetliyorlar. Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış bir kimseye o günkü imanı hiçbir yarar sağlamaz. De ki: «Gözetin! Çünkü biz de şüphesiz gözetiyoruz.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : (İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: «Bekleyin; biz de beklemekteyiz.»


    Fizilal-il Kuran : Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi yoksa Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş ya da imanı doğrultusunda bir hayır kazanamamış olan kimseye o günkü imanı bir fayda sağlamaz. Onlara de ki: «Bekleyin bakalım, biz de bekliyoruz.»


    Gültekin Onan : Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da rabbinin gelmesini mi veya rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce inanmamışsa veya inancıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye inancı yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."


    Hasan Basri Çantay : Onlar haalâ kendilerine ille (azâb yapacak) meleklerin gelmesini, yahud (bizzat) Rabbinin gelmesini veya Rabbinin âyet (ve mu'cize) lerinden birinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin âyetlerinden biri geldiği gün, daha evvelden îman etmiş veya îmânında bir hayır kazanmış olmayan hiç bir kimseye (o günkü) îmanı asla fâide vermez. De ki: «Bekleyin! Çünkü biz (de) şübhesiz bekleyicileriz».


    Hayrat Neşriyat : (O müşrikler, îmân etmek için) kendilerine ille de (ölüm) meleklerin(in) gelmesini veya Rabbinin (azâbının) gelmesini yâhut Rabbinin bazı (kıyâmet) alâmetlerinin gelmesini mi bekliyorlar?
    Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, daha önce îmân etmemiş veya îmânında bir hayır kazanmamış olan kimseye, (o gün) îmân etmesi fayda vermez. De ki: '(O alâmetleri) bekleyin, şübhesiz biz de bekleyenleriz!'


    İbni Kesir : Onlar; hala kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbının gelmesini veya Rabbının ayetlerinden birinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbının ayetleri geldiği gün; kişi daha önceden inanmamış veya imanından bir hayır kazanmamışsa; imanı, ona hiç fayda vermez. De ki: Bekleyin, doğrusu biz de bekleyenlerdeniz.


    Muhammed Esed : Yoksa onlar, meleklerin kendilerine görünmesini mi bekliyorlar yahut (bizzat) Rabbinin veya Ondan bazı (kesin) işaretlerin? (Ama) Rabbinin (kesin) işaretlerinin ortaya çıkacağı Gün iman etmenin, daha önce inanmamış yahut inandığı halde bir hayır yapmamış olan kimseye hiçbir yararı olmaz. De ki: "Bekleyin (öyleyse Ahiret Gününü, ey inançsızlar:) bakın, biz (mümin)ler de bekliyoruz!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Onlar başka değil, kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbin gelmesini veya Rabbin bazı âyetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbin bazı âyetlerinin geleceği gün evvelce imân etmemiş veya imânında bir hayır kazanmamış olan şahsa imân faide bahş olmaz. De ki: «Bekleyiniz, ve biz de şüphe yok ki bekleyicileriz.»


    Ömer Öngüt : Onlar kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini veyahut Rabbinin bazı âyetlerinin (mucizelerinin) gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı âyetleri (mucizeleri) geldiği gün, kişi daha önce inanmamışsa veya imanında bir hayır kazanmamışsa, imanı ona hiç fayda sağlamaz. De ki: “Bekleyin, şüphesiz ki biz de beklemekteyiz. ”


    Şaban Piriş : Onlar, illâ da kendilerine meleklerin gelmesini ya da Rabbinin gelmesini veya Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önceden iman etmemiş ya da imanıyla bir iyilik kazanmamış kimseye imanı fayda sağlamayacaktır. De ki: -Bekleyin, biz de bekliyoruz!


    Suat Yıldırım : Onlar imana gelmek için ne bekliyorlar? Meleklerin inmesini mi? Rabbinin imha eden azabının veya Rabbinin kıyamet alâmetlerinden birinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin alâmetlerinden biri geldiği gün, daha önce iman etmeyen yahut imanıyla hayır kazanmayan hiçbir kimseye o günkü imanı asla fayda vermez. De ki: "Bekleyin, biz de beklemekteyiz."


    Süleyman Ateş : (İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün, daha önce inanmamış, ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye, artık inanması, fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de beklemekteyiz."


    Tefhim-ul Kuran : Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse, veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: «Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz.»


    Ümit Şimşek : Yoksa onlar, kendilerine melekler gelsin, yahut Rabbin gelsin, yahut Rabbinin âyetlerinden biri gelsin diye mi bekliyorlar? Halbuki Rabbinin âyetlerinden biri geldiği zaman, daha önce iman etmemiş yahut imanıyla bir hayır kazanmamış olan kimsenin imanı artık kimseye fayda vermez. Sen 'Bekleyedurun,' de. 'Biz de bekliyoruz.'


    Yaşar Nuri Öztürk : Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin bazı mucizelerinin gelmesini mi? Rabbinin bazı mucizeleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır sahibi olamamış kişiye imanı hiçbir yarar sağlamayacaktır. De ki: "Bekleyin! Doğrusu biz de bekliyoruz."


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  16. إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    İnnellezîne ferrekû dînehum ve kânû ؛iyean leste minhum fî ؛ey’(؛ey’in), innemâ emruhum ilâllâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn(yef’alûne).



    1. innellezîne (inne ellezîne) : muhakkak ki onlar

    2. ferrekû : f‎rkalara ay‎rd‎lar, tefrik ettiler

    3. dîne-hum : onlar‎n dîni, kendi dînlerini

    4. ve : ve

    5. kânû ‏iyean : grup grup oldular

    6. leste : sen deًilsin

    7. min-hum : onlardan

    8. fî ‏ey'in : bir ‏eyde, bir ilgide, baًlant‎da

    9. innemâ : fakat

    10. emru-hum : onlar‎n i‏i

    11. ilâllâhi (ilâ allâhi) : Allah'a ait

    12. summe : sonra

    13. yunebbiu-hum : onlara haber verecek

    14. bi-mâ : ‏eyleri

    15. kânû yef'alûne : yapm‎‏ olduklar‎






    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki; onlar, onlar‎n dînini tefrik ettiler (parça parça ay‎rd‎lar) ve grup grup oldular. Senin onlarla bir ilgin yok. Onlar‎n i‏i sadece Allah'a aittir. Sonra yapm‎‏ olduklar‎ ‏eyleri, onlara haber verecek.


    Diyanet ف‏leri : قu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayr‎lm‎‏ olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ili‏iًin yoktur. Onlar‎n i‏i ancak Allah’a kalm‎‏t‎r. Sonra (O), yapmakta olduklar‎n‎ kendilerine haber verecektir.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Dinlerini parça-parça, bِlüp bِlük-bِlük f‎rkalara ayr‎lanlarla hiçbir ilgin olamaz ve ‏üphe yok ki onlar‎n bu hareketlerini Allah soracakt‎r ancak ve sonra da i‏ledikleri i‏leri haber verecektir onlara.


    Adem Uًur : Dinlerini parça parça edip guruplara ayr‎lanlar var ya, senin onlarla hiçbir ili‏kin yoktur. Onlar‎n i‏i ancak Allah'a kalm‎‏t‎r. Sonra Allah onlara yapt‎klar‎n‎ bildirecektir.


    Ahmed Hulusi : Din anlay‎‏lar‎n‎ parça parça edip, cemaat cemaat olanlar var ya, (Rasûlüm) senin onlarla hiçbir i‏in olamaz! Onlar‎n i‏i ancak Allâh'a kalm‎‏t‎r. . . Sonra, onlara yapmakta olduklar‎n‎n içyüzünü bildirecektir.


    Ahmet Tekin : Dinlerinden ayr‎lanlar, dinlerini, düzenlerini, kültürlerini ve medeniyetlerini, birliklerini parçalayanlar, tefrika içinde etkisiz itibars‎z ya‏ayanlar, hiziple‏erek ayr‎l‎k davas‎ güdenler, birbirlerine dü‏manca davranarak dinî ve insanî ili‏kilerini kesen bِlünmü‏, bask‎c‎, zorba, medeniyetten nasiplenmemi‏ kapal‎ toplumlar, taraftarlar haline gelenlerle senin ve sana gelen dinin, senin ümmetinin hiçbir hususta bir ili‏kiniz, bir benzerliًiniz yok. Onlar‎n hesab‎n‎n gِrülmesi Allah’a kalm‎‏t‎r. Sonra Allah yapmakta olduklar‎n‎ birer birer ortaya koyarak onlar‎ hesaba çekecektir.


    Ahmet Varol : Dinlerini parça parça eden ve kendileri de deًi‏ik gruplara ayr‎lan kimselerle senin bir ili‏iًin yoktur. Onlar‎n i‏leri Allah'lad‎r ve sonra O kendilerine ne yapt‎klar‎n‎ bildirir.


    Ali Bulaç : Gerçek ‏u ki, dinlerini parça parça edip kendileri de grupla‏anlar, sen hiç bir ‏eyde onlardan deًilsin. Onlar‎n i‏i ancak Allah'ad‎r. Sonra O, i‏lemekte olduklar‎n‎ kendilerine haber verecektir.


    Ali Fikri Yavuz : Peygamberlerin bir k‎sm‎na inan‎p bir k‎sm‎n‎ inkâr etmek veya hükümlerin bir k‎sm‎n‎ inkâr etmek veya hükümlerin bir k‎sm‎n‎ tan‎mamak suretiyle dinlerini ayr‎ ayr‎ f‎rkalara ay‎rarak parçalananlar var ya, senin onlarla hiç bir ilgin yoktur. Onlar‎n cezaland‎r‎lma i‏i Allah’a aittir. Sonra Allah, kendilerine, dünyada yapt‎klar‎n‎ ahirette haber verecektir.


    Bekir Sadak : Firka firka olup dinlerini parcalayanlarla senin hicbir ilisigin olamaz. Onlarin isi Allah'a kalmistir, yaptiklarini onlara sonra bildirecektir.


    Celal Y‎ld‎r‎m : قüphesiz ki, hiziple‏erek dinlerini parça parça edenler var ya, sen hiçbir ‏eyde onlarla baً‎ml‎ ve ilgili deًilsin. Onlar‎n durumu Allah'a kalm‎‏t‎r. فleride ne istediklerini onlara haber verecektir.


    Diyanet ف‏leri (eski) : F‎rka f‎rka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ili‏iًin olamaz. Onlar‎n i‏i Allah'a kalm‎‏t‎r, yapt‎klar‎n‎ onlara sonra bildirecektir.


    Diyanet Vakfi : Dinlerini parça parça edip guruplara ayr‎lanlar var ya, senin onlarla hiçbir ili‏kin yoktur. Onlar‎n i‏i ancak Allah'a kalm‎‏t‎r. Sonra Allah onlara yapt‎klar‎n‎ bildirecektir.


    Edip Yüksel : Dinlerini parçalara ay‎r‎p grup grup olanlarla senin hiç bir ili‏kin yoktur. Onlar‎n i‏i ALLAH'a kalm‎‏t‎r; sonra onlara durumlar‎n‎ haber verecektir.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Dinlerini tefrikaya dü‏ürüb de ‏iy'a ‏iy'a olanlar var â, senin onlarla hiç bir alâkan yoktur, onlar‎n i‏i Allaha kalm‎‏t‎r, sonra o kendilerine ne ettiklerini haber verir


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Dinlerini parça parça edip ayr‎ ayr‎ gruplara ayr‎lanlarla senin hiçbir alakan yoktur. Onlar‎n i‏i Allah'a kalm‎‏t‎r. Sonra O, kendilerine ne yapt‎klar‎n‎ haber verir.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ili‏kin yoktur. Onlar‎n i‏i Allah'a kalm‎‏t‎r, sonra (Allah) onlara yapt‎klar‎n‎ haber verecektir.


    Fizilal-il Kuran : Dinlerinin ِngِrdüًü inanç ve ümmet birliًini parçalayarak çe‏itli ak‎mlara bِlünenler ile, senin hiçbir ili‏kin yoktur. Onlar‎n i‏i Allah'a kalm‎‏t‎r. Allah onlara ilerde yapt‎klar‎n‎n ak‎betini bildirecektir.


    Gültekin Onan : Gerçek ‏u ki, dinlerini parça parça edip kendileri de grupla‏anlar, sen hiç bir ‏eyde onlardan deًilsin. Onlar‎n buyruًu ancak Tanr‎'yad‎r / Tanr‎'ya kalm‎‏t‎r. Sonra O, i‏lemekte olduklar‎n‎ kendilerine haber verecektir.


    Hasan Basri اantay : Dînlerini (bir k‎sm‎na inan‎b bir k‎sm‎n‎ inkâr etmek suretiyle) parça parça edenler, ayr‎ ayr‎ f‎rkalar olanlar (yok mu?) sen hiç bir vech ile onlardan deًilsin. Onlar‎n i‏i (cezas‎) ancak Allaha âiddir. Sonra O, ne yap‎yorlard‎, kendilerine haber verecekdir.


    Hayrat Ne‏riyat : Muhakkak ki dinlerini parçalay‎p f‎rka f‎rka olanlar yok mu, (sen) hiçbir hususta onlardan deًilsin! Onlar‎n i‏i ancak Allah’a âiddir; sonra (O,) ne yapmakta olduklar‎n‎ (tek tek) kendilerine haber verecektir.


    فbni Kesir : Dinlerini parça parça edenler, bِlük bِlük olanlar yok mu? Senin onlarla hiçbir alakan yoktur. Onlar‎n i‏i Allah'a kalm‎‏t‎r. Sonra O, ne yapmakta idiklerini kendilerine haber verecektir.


    Muhammed Esed : فnançlar‎n‎n bütünlüًünü bozarak guruplara, f‎rkalara ayr‎lanlara gelince: onlar için yapabileceًin bir ‏ey yoktur. Unutma, onlar‎n i‏i Allaha kalm‎‏t‎r: ve zaman‎ geldiًinde Allah onlara vaktiyle yapt‎klar‎n‎ gِsterecektir.


    ضmer Nasuhi Bilmen : قüphesiz o kimseler ki, dinlerini tefrikaya dü‏ürdüler ve muhtelif f‎rkalara ayr‎ld‎lar. Sen hiçbir ‏eyde onlardan deًilsin. Onlar‎n i‏leri ancak Allah'a aitir. Sonra onlara ne yapar olduklar‎n‎ haber verecektir.


    ضmer ضngüt : F‎rka f‎rka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiçbir ilgin yoktur. Onlar‎n i‏i Allah'a kalm‎‏t‎r. Sonra O yapt‎klar‎n‎ kendilerine haber verecektir.


    قaban Piri‏ : Dinlerini parça parça edip, gruplara ayr‎lanlar ile senin bir ilgin yoktur. Onlar‎n i‏i Allah’a kalm‎‏t‎r. فleride onlara ne yapt‎klar‎n‎ bildirecektir.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Dinlerini parça parça edip f‎rka f‎rka olanlar yok mu, senin onlarla hiç bir alakan yoktur. Onlar‎n i‏i Allah’a kalm‎‏t‎r. Allah, onlar‎n yapt‎klar‎n‎ ileride bir bir onlara bildirip cezalar‎n‎ verecektir.


    Süleyman Ate‏ : Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ili‏kin yoktur. Onlar‎n i‏i Allah'a kalm‎‏t‎r, sonra (Allâh) onlara yapt‎klar‎n‎ haber verecektir.


    Tefhim-ul Kuran : Gerçek ‏u ki, dinlerini parça parça edip kendileri de grupla‏anlar, sen hiç bir ‏eyde onlardan deًilsin. Onlar‎n i‏i ancak Allah'ad‎r. Sonra O, i‏lemekte olduklar‎n‎ kendilerine haber verecektir.


    ـmit قim‏ek : Dinlerini parçalay‎p da bِlük pِrçük olanlara gelince, senin onlarla hiçbir ilgin yoktur. Onlar‎n i‏i Allah'a kalm‎‏t‎r; i‏lemekte olduklar‎ ‏eyi onlara O bildirir.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Dinlerini parça parça edip f‎rkalara, hiziplere bِlünenler var ya, senin onlarla hiçbir ili‏iًin yoktur. Onlar‎n i‏i Allah'a kalm‎‏t‎r. Allah onlara, yap‎p ettiklerini haber verecektir.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  17. مَن جَاء بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاء بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Men câe bil haseneti fe lehu aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).



    1. men : kim

    2. câe : geldi

    3. bi el haseneti : bir hasene ile

    4. fe lehu : artık, o taktirde onundur

    5. aşru : on (10)

    6. emsâli-hâ : onun katı, misli

    7. ve men : ve kim

    8. câe : geldi

    9. bi es seyyieti : bir seyyie (günah) ile

    10. fe lâ yuczâ : o zaman cezalandırılmaz

    11. illâ misle-hâ : onun mislinden başka

    12. ve hum : ve onlar

    13. lâ yuzlemûne : zulmolunmazlar






    İmam İskender Ali Mihr : Kim (Allah'ın huzuruna) bir hasene ile gelirse, artık onun on misli, onundur.Ve kim bir seyyie ile gelirse, o zaman onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Ve onlar zulmolunmazlar.


    Diyanet İşleri : Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kim bir iyilikle Tanrı tapısına gelirse ona, yaptığının on misli mükâfat verilecektir ve kim bir kötülükle gelirse ancak ona karşılık ve onun misli bir cezâ ile cezâlandırılacaktır ve onlara zulmedemeyecektir.


    Adem Uğur : Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.


    Ahmed Hulusi : Kim bir iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on misli vardır. . . Kim de bir kötülükle gelirse, ancak onun misliyle karşılığını yaşar! Onlar zulme uğratılmazlar.


    Ahmet Tekin : Kim Allah’ın huzuruna işlediği iyi amellerle gelirse, ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötü amellerle gelirse, o sadece getirdiği kadarıyla cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmayacaklar.


    Ahmet Varol : Kim bir iyilik getirirse ona on katı karşılık vardır. Kim de bir kötülük getirirse o da ancak yaptığının misliyle cezalandırılır ve onlara haksızlık edilmez.


    Ali Bulaç : Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.


    Ali Fikri Yavuz : Kim bir hayırlı ve güzel âmelle gelirse, ona, on misli sevap verilir. Kim de bir günah ile gelirse, ona ancak misli ile (günahı kadarla) ceza edilir. Onlar (gerek iyilik gerek kötülük yapanlar) haksızlığa uğratılmaz.


    Bekir Sadak : Kim ortaya bir iyilik koyarsa ona on kati verilir; ortaya bir kotuluk koyan ise ancak misliyle cezalandirilir; onlara haksizlik yapilmaz.


    Celal Yıldırım : Artık kim iyilikle gelirse, ona on misli vardır. Kim de kötülükle gelirse, ona ancak misliyle karşılık vardır ve onlara haksızlık edilmez.


    Diyanet İşleri (eski) : Kim ortaya bir iyilik koyarsa ona on katı verilir; ortaya bir kötülük koyan ise ancak misliyle cezalandırılır; onlara haksızlık yapılmaz.


    Diyanet Vakfi : Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.


    Edip Yüksel : Kim iyilik getirirse, kendisine getirdiğinin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, ancak dengiyle cezalandırılır ve kendilerine haksızlık edilmez.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Kim bir hasene ile gelirse ona on misli verilir, kim de bir seyyie ile gelirse ona ancak misliyle ceza edilir ve hiç birine haksızlık edilmez


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kim bir iyilik ile gelirse, ona on katı verilir. Kim de bir kötülük ile gelirse, yalnızca onun karşılığı ile cezalandırılır ve hiçbirine haksızlık edilmez.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kim iyilik getirirse, ona o (getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezalandırılır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.


    Fizilal-il Kuran : Kim Allah'ın huzuruna bir iyilikle varırsa kendisine on katı verilir. Kim Allah'ın huzuruna bir kötülük ile varırsa sadece onun dengi olan cezaya çarptırılır. Ne iyilik edenlere, ne kötülük işleyenlere haksızlık edilmez.


    Gültekin Onan : Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.


    Hasan Basri Çantay : Kim (Allaha) bir iyilikle, güzellikle gelirse işte ona bunun on katı. Kim de bir kötülükle gelirse bu, o mıkdardan başkasıyle cezalanmaz. Onlar (yâni iyilik edenler de, fenalık yapanlar da) haksızlığa uğratılmazlar.


    Hayrat Neşriyat : Kim iyilikle gelirse, artık kendisi için onun (o iyiliğin) on misli vardır! Kim de kötülükle gelirse, bunun üzerine ancak misliyle cezâlandırılır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.


    İbni Kesir : Kim, bir iyilikle gelirse; ona, onun on katı vardır. Kim de bir kötülükle gelirse; o, ancak misliyle cezalandırılır. Ve onlara haksızlık edilmez.


    Muhammed Esed : Kim (Allahın huzuruna) iyi bir iş ve davranışla çıkarsa bu yaptığının on katını kazanacaktır; ama kim de kötü bir fiil ile çıkarsa onun aynısıyla cezalandırılacaktır; ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Her kim bir iyilik ile gelirse kendisi için onun on misli vardır. Ve her kim bir kötülük ile gelirse o ancak onun misli ile cezalandırılır. Ve onlar zulme uğramazlar.


    Ömer Öngüt : Kim (kıyamet gününe) bir iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on katı vardır. Kim bir günahla gelirse, o sadece getirdiğinin misliyle cezalandırılır. Onlar zulme uğratılmazlar.


    Şaban Piriş : Kim bir iyilik yaparsa ona on katı verilir; bir kötülük yapan ise, yalnız onun karşılığı ile cezalandırılacak ve onlara haksızlık edilmeyecektir.


    Suat Yıldırım : Kim Allah’a güzel bir işle gelirse, iyilik işlerse, ona on misli verilir; kim de bir kötülükle gelirse, sadece kötülüğüne denk bir ceza görür ve hiç kimseye haksızlık edilmez.


    Süleyman Ateş : Kim iyilik getirirse, ona o(getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezâlandırılır, onlar haksızlığa uğratılmazlar.


    Tefhim-ul Kuran : Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim de bir kötülükle gelirse, onu mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.


    Ümit Şimşek : Allah'ın huzuruna bir iyilikle gelene, onun on katı sevap vardır. Kötülükle gelen ise, sadece onun misliyle ceza görür; hiç kimseye haksızlık edilmez.


    Yaşar Nuri Öztürk : Kim bir güzellikle gelirse ona, getirdiğinin on katı var. Kötülükle gelene ise yaptığının kadarından fazla ceza verilmez. Onlar, haksızlığa uğratılmayacaklardır.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  18. قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin) dînen kıyamen millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).



    1. kul : de

    2. inne-nî : muhakkak ki beni

    3. hedâ-ni : beni hidayete erdirdi, hidayet etti

    4. rabbî : Rabbim

    5. ilâ sırâtın mustekîmin : Sıratı Mustakîm'e, Allah'a yönelmiş,

    6. dînen : dîn olarak

    7. kıyamen : ayakta kalan, kalacak olan

    8. millete : topluluk, din

    9. ibrâhîme : Hz. İbrâhîm

    10. hanîfen : hanif olarak, hanif olan (tek Allah'a inanan)

    11. ve mâ kâne : ve olmadı

    12. min el muşrikîne : müşriklerden






    İmam İskender Ali Mihr : “Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm'e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm'in milletinin dînine hidayet etti.” de. Ve o, müşriklerden olmadı.


    Diyanet İşleri : De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: Şüphe yok, Rabbim, beni doğru yola sevketti, İbrahîm'in tek Tanrı tanıyan dosdoğru dinine hidâyet etti ve o, hiçbir zaman şirk koşanlardan değildi.


    Adem Uğur : De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.


    Ahmed Hulusi : De ki: "Muhakkak ki Rabbim beni, sırat-ı müstakime hidâyet etti. . . Yürürlükte olan değişmez Din'e, hanîf olan İbrahim'in milletine. . . (O) müşriklerden olmadı. "


    Ahmet Tekin : 'Rabbim beni doğru, muhkem, güvenli yola, İslâmî hayata iletti. Dosdoğru dine, şeriata, medeniyete, tevhide ve Hakka yönelik İbrâhim’in dinine, sünnetine, İslâm dinine iletti. O, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan gizli şirki yaşayan, başka otoriteler de kabul eden müşriklerden, putperestlerden değildi.' de.


    Ahmet Varol : De ki: 'Şüphesiz, Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, tevhid inancı üzere olan İbrahim'in dinine iletti. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi.'


    Ali Bulaç : De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine... O, müşriklerden değildi."


    Ali Fikri Yavuz : De ki: “-Beni, Rabbim, şüphesiz dosdoğru bir yola hidayet buyurdu; O, öyle bir din ki, gayet sağlam ve devamlı, İbrahim’in Hakka yönelmiş tevhid dini; ve O (İbrahim), hiç bir zaman müşriklerden olmadı.”


    Bekir Sadak : «Şuphesiz Rabbim beni dogru yola, gercek dine, dogruya yonelen ve puta tapanlardan olmayan Ibrahim'in dinine iletmistir» de.


    Celal Yıldırım : De ki: Doğrusu Rabbim beni dosdoğru yola, ibrahim'in dimdik ayakta duran, bâtıldan uzak, tamamiyle Hakk'a yönelmiş (Hanîf) dinine eriştirmiştir. Ve O hiçbir zaman müşriklerden olmadı'.


    Diyanet İşleri (eski) : 'Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, gerçek dine, doğruya yönelen ve puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine iletmiştir' de.


    Diyanet Vakfi : De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.


    Edip Yüksel : De ki: 'Rabbim beni dosdoğru olan yola iletmiş bulunuyor: monoteist olan İbrahim'in mükemmel dinine... O, ortak koşanlardan olmadı.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : De ki: beni, rabbım şeksiz dosdoğru bir yola hidâyet buyurdu, doğru payidâr bir dine, başka dinlerden sıyrılıb sâde hakka müteveccih haniyf olan İbrâhimin milletine ki o hiç bir zaman müşriklerden olmadı


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «Beni Rabbim, şüphesiz dosdoğru bir yola, gerçek ve daima ayakta olan bir dine, başka dinlerden sıyrılıp yalnız hakka yönelen İbrahim'in tertemiz dinine iletti. O, hiçbir zaman Allah'a ortak koşanlardan olmadı.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : De ki: Rabbim, beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine. O, ortak koşanlardan değildi.


    Fizilal-il Kuran : De ki; «Rabbim beni doğru yola, insanların tüm ihtiyaçlarına cevap veren dine, Allah'ın birliğine inanan ve O'na ortak koşanlardan olmayan İbrahim'in inanç sistemine iletti.»


    Gültekin Onan : De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif dinine... O, müşriklerden değildi."


    Hasan Basri Çantay : (Şöyle) de: «Şübhesiz ben (oyum ki) Rabbim beni dosdoğru bir yola, dimdik ayakda duran bir dîne, İbrâhîmin Hakka yönelmiş (tevhîd) dînine iletmişdir. O, (hiç bir zaman Allaha) eş koşanlardan değildi».


    Hayrat Neşriyat : De ki: 'Şübhesiz ki ben, Rabbim beni dosdoğru bir yola hidâyet etti. Doğru bir dîne, Hanîf (hakka yönelmiş) olan İbrâhîm’in dînine! Hâlbuki (o, sizin gibi) müşriklerden değildi!'


    İbni Kesir : De ki: Şüphesiz Rabbım, beni dosdoğru yola iletti. Hanif olan İbrahim'in dinine. Ve o, müşriklerden olmadı.


    Muhammed Esed : De ki: "Bakın, Rabbim beni düzgün ve saf bir itikad aracılığıyla dosdoğru bir yola yöneltti; her türlü batıldan uzak durarak Allahtan başka şeye ilahlık yakıştıranlardan olmayan İbrahimin yoluna".


    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki, «Şüphe yok ki Rabbim beni müstakim bir yola, dosdoğru bir dine, İbrahim'in Hanîf olan milliyetine hidâyet buyurdu. Ve o, müşriklerden olmuş değildi.»


    Ömer Öngüt : De ki: Şüphesiz ki Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O müşriklerden değildi.


    Şaban Piriş : De ki: -Rabbim beni, dosdoğru yola, gerçek olan ve daimi olan dine, Müşriklerden olmayan İbrahim’in Hanif yoluna iletti.


    Suat Yıldırım : De ki: Rabbim beni doğru yola, İbrâhim’in dimdik ayakta duran, batıldan uzak, tamamen Hakka yönelmiş tevhid dinine iletti. O, asla müşriklerden olmamıştı.


    Süleyman Ateş : De ki: "Rabbim beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allâh'ı birleyen İbrâhim'in dinine. O, ortak koşanlardan değildi."


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Rabbim gerçekten beni doğru bir yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine... O müşriklerden değildi.»


    Ümit Şimşek : De ki: Rabbim beni dosdoğru bir yola iletti-bâtıldan uzaklaşarak hakka yönelmiş olan İbrahim'in sapasağlam dinine ki, o hiçbir zaman müşriklerden olmamıştı.


    Yaşar Nuri Öztürk : De ki: "Beni, dosdoğru yola Rabbim iletmiştir. Güçlü, pürüzsüz bir dine, hanîf olan İbrahim'in milletine. Müşriklerden değildi o."



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  19. قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).



    1. kul : de

    2. inne : muhakkak

    3. salâtî : benim namazım

    4. ve nusukî : benim tüm ibadetlerim, kurbanım

    5. ve mahyâye : benim hayatım

    6. ve memâtî : ve benim ölümüm

    7. lillâhi (li Allahi) : Allah içindir

    8. rabbi el âlemîne : âlemlerin Rabbi





    İmam İskender Ali Mihr : “Muhakkak ki; benim namazım, kurbanım, ibadetlerim hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” de.


    Diyanet İşleri : Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: Şüphe yok, namazım da, ibâdetlerim de, diriliğim de, ölümüm de âlemlerin Rabbi olan Allah içindir ki.


    Adem Uğur : De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.


    Ahmed Hulusi : De ki: "Muhakkak ki salâtım (yönelişim - namazım), nüsukum (Allâh'a yaklaştırıcı işlevi olan çalışmalarım), hayatım ve ölümümle yaşayacaklarım; Rabb-ül âlemîn olan Allâh içindir (Allâh Esmâ'sına ait özelliklerin açığa çıkması içindir). "


    Ahmet Tekin : 'Benim namazım, kurbanım, ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden, âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah rızası içindir' de.


    Ahmet Varol : De ki: 'Benim namazım, ibadetlerim, yaşamam ve ölümüm hep alemlerin Rabbi olan Allah içindir.'


    Ali Bulaç : De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."


    Ali Fikri Yavuz : Deki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”


    Bekir Sadak : De ki: «Namazim, ibadetlerim, hayatim ve olumum, alemlerin Rabbi Allah icindir.


    Celal Yıldırım : De ki. Şüphesiz benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.


    Diyanet İşleri (eski) : De ki: 'Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir.


    Diyanet Vakfi : De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.


    Edip Yüksel : De ki: 'Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm evrenlerin Rabbi olan ALLAH içindir.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Benim, de: cidden namazım, ıbadetlerim, hayatım, mematım hep rabbül'âlemîn olan Allâh içindir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : De ki: «Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm kesinlikle hep o alemlerin Rabbı olan Allah içindir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.


    Fizilal-il Kuran : De ki; «benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm tüm varlıkların Rabbi olan Allah içindir.»


    Gültekin Onan : De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin rabbi olan Tanrı'nındır.'


    Hasan Basri Çantay : (162-163) De ki: «Şübhesiz benim namazım da, ibâdetlerim de, dirimim de, ölümüm de hiç bir ortağı olmayan, âlemlerin Rabbi Allahındır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmetde) müslüman olanların ilkiyim».


    Hayrat Neşriyat : De ki: 'Şübhesiz benim namazım da ibâdetlerim de hayâtım ve ölümüm de âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!'


    İbni Kesir : De ki: Muhakkak benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbı olan Allah içindir.


    Muhammed Esed : De ki: "Bakın, benim namazım, (bütün) ibadetlerim, hayatım ve ölümüm (yalnızca) bütün alemlerin Rabbi olan Allah içindir,


    Ömer Nasuhi Bilmen : De ki: «Benim namazım, ibadetlerim ve diriliğim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ içindir.»


    Ömer Öngüt : De ki: “Benim namazım da ibadetlerim de, hayatım ve ölümüm de âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. ”


    Şaban Piriş : De ki: -Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir.


    Suat Yıldırım : (162-163) De ki: "Benim namazım da, her türlü ibadetlerim de, hayatım da ölümüm de hep Rabbülalemin olan Allah’a aittir. Eşi ortağı yoktur O’nun. Bana verilen emir budur. O’na ilk teslim olan da benim.


    Süleyman Ateş : De ki: "Benim namazım, ibâdetim, hayâtım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allâh içindir."


    Tefhim-ul Kuran : De ki: «Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır.»


    Ümit Şimşek : De ki: Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.


    Yaşar Nuri Öztürk : De ki: "Benim namazım, kulluğum/bağışım, hayatım, ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir."



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]



     


  20. لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Lâ şerîke leh(lehu), ve bi zâlike umirtu ve ene evvelul muslimîn(muslimîne).



    1. lâ şerîke : ortağı yoktur

    2. lehu : onun

    3. ve bi zâlike : ve bununla

    4. umirtu : emrolundum

    5. ve ene : ve ben

    6. evvel : evvel, ilk

    7. el muslimîne : müslümanlar, teslim olanlar





    İmam İskender Ali Mihr : O'nun ortağı yoktur. Ve ben bununla emrolundum. Ve ben, müslümanların (teslim olanların) ilkiyim.


    Diyanet İşleri : “O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Eşi ortağı yoktur onun ve bana bu emredildi ve ben, ona teslîm olanların ilkiyim.


    Adem Uğur : O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.


    Ahmed Hulusi : "'HÛ' için ortak kavramı düşünülemez! İşte bununla hükmolundum; ben teslim olmuşluğunu yaşayanların öncüsüyüm!"


    Ahmet Tekin : 'İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında onun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu, ben bu emri uyguladım. Ben İslâm’ı yaşayan müslümanların ilkiyim, önderiyim.' de.


    Ahmet Varol : 'O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emredildi ve ben Müslümanların ilkiyim.'


    Ali Bulaç : "O'nun hiç bir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim."


    Ali Fikri Yavuz : Onun ortağı yoktur. ben bununla emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim.”


    Bekir Sadak : O'nun hicbir ortagi yoktur; boyle emrolundum ve ben muslumanlarin ilkiyim.


    Celal Yıldırım : O'nun hiçbir ortağı yoktur; bsn sadece bununla emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.


    Diyanet İşleri (eski) : O'nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.'


    Diyanet Vakfi : O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.


    Edip Yüksel : 'O'nun ortağı yoktur. Bununla emredildim ve ben herkesten önce teslim olurum.'


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şeriki yoktur onun, ben bununla emrolundum ve ben müslimînin evveliyim


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.»


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.


    Fizilal-il Kuran : O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emredildi. Ben müslümanların ilkiyim.


    Gültekin Onan : "O'nun hiç bir ortağı yoktur. Bana böyle buyruldu ve ben müslüman olanların ilkiyim."


    Hasan Basri Çantay : (162-163) De ki: «Şübhesiz benim namazım da, ibâdetlerim de, dirimim de, ölümüm de hiç bir ortağı olmayan, âlemlerin Rabbi Allahındır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmetde) müslüman olanların ilkiyim».


    Hayrat Neşriyat : 'O’nun ortağı yoktur. Ve (ben) bununla emrolundum, çünki ben Müslümanların ilkiyim!'


    İbni Kesir : O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, böylece emrolundum. Ve ben, müslümanların ilki.


    Muhammed Esed : ki Onun uluhiyetinde hiç kimse pay sahibi değildir: Ben böyle emrolundum; ve ben benliklerini Allaha teslim edenlerin (daima) öncüsü olacağım?"


    Ömer Nasuhi Bilmen : «O'nun bir ortağı yoktur. Ve ben bununla memur oldum ve ben müslümanların ilkiyim.»


    Ömer Öngüt : “O'nun hiçbir ortağı yoktur. Bana böylece emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim. ”


    Şaban Piriş : O’nun hiç bir ortağı yoktur. Sadece bununla emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim.


    Suat Yıldırım : (162-163) De ki: "Benim namazım da, her türlü ibadetlerim de, hayatım da ölümüm de hep Rabbülalemin olan Allah’a aittir. Eşi ortağı yoktur O’nun. Bana verilen emir budur. O’na ilk teslim olan da benim.


    Süleyman Ateş : "O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim."


    Tefhim-ul Kuran : «O'nun hiç bir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim.»


    Ümit Şimşek : Onun ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum; Müslümanların ilki de benim.


    Yaşar Nuri Öztürk : "Ortağı yoktur O'nun. Bununla emrolundum ben. Ve Müslümanların ilkiyim ben."

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş