Kuran-ı Kerim A'RÂF Suresi Türkçe Meali açıklaması, Araf suresi kapsamlı açıklamaları, Araf suresi h

goktepeli26 29 May 2013



  1. خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Huzil afve ve’mur bil urfi ve a’rıd anil câhilîn(câhilîne).



    1. huzil afve (huz el afve) : af yolunu benimse, tut

    2. ve'mur (ve u'mur) : ve emret

    3. bil urfi (bi el urfi) : ِrf ile, irfan ile

    4. ve a'rıd : ve yüz çevir

    5. anil câhilîne (an el câhilîne) : cahillerden





    İmam İskender Ali Mihr : Affı ahzet (affı kendine usül edin) ve irfanla emret ve cahillerden yüz çevir.


    Diyanet İ؛leri : Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.


    Abdulbaki Gِlpınarlı : ضzrü kabul edip suçları bağı؛la, iyiliği emret ve bilgisizlerden yüz çevir.


    Adem Uğur : (Resûlüm!) Sen af yolunu tut, iyiliًi emret ve cahillerden yüz çevir.


    Ahmed Hulusi : Affedici ol, olumlu, yararl‎ ‏eylerle hükmet ve cahillerden yüz çevir!


    Ahmet Tekin : Sen benimsenmesi ve yap‎lmas‎ kolay olan‎ tercih et. Mallar‎ndan gِnül r‎zalar‎yla ihtiyaç fazlas‎n‎ al. Kur’ân’‎n ve sünnetin hükümlerini, me‏ru olan‎, فslâmî kurallarla ِrtü‏en ِrfü, ilmî verileri, mü’minlerin tasvip ettiًi, icras‎nda hay‎r gِrdüًü planlar‎, programlar‎, adâleti uygulayarak kamu düzenini saًla, iyiliًi emret. Bilgiden, muhakemeden uzak, tutars‎z davran‎‏larda bulunan cahillerin faaliyetlerine kar‏‎ tedbir al.
    Ahmet Varol : Sen af yolunu tut, iyiliًi emret ve bilgisizlerden yüz çevir.


    Ali Bulaç : Sen af (veya kolayl‎k) yolunu benimse, (فslam'a) uygun olan‎ (ِrfü) emret ve cahillerden yüz çevir.


    Ali Fikri Yavuz : Sen baً‎‏lama yolunu tut, iyiliًi emret ve cahillerden yüz çevir.


    Bekir Sadak : Sen af yolunu tut, bagisla, uygun olani emret, bilgisizlere aldiris etme.


    Celal Y‎ld‎r‎m : (Ey قanl‎ Peygamber!) Sen affetme yolunu seç; iyilikle, güzel davran‎‏la emret ve câhillerden yüzçevir.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Sen af yolunu tut, baً‎‏la, uygun olan‎ emret, bilgisizlere ald‎r‎‏ etme.


    Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Sen af yolunu tut, iyiliًi emret ve cahillerden yüz çevir.


    Edip Yüksel : Affedici ol, tolerans‎ ًِütle ve cahillere ald‎r‎‏ etme.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Sen afiv yolunu tut, urf ile emret ve kendilerini bilmezlerden sarf‎ nazar eyle


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Sen af yolunu tut, iyilikle emret ve kendilerini bilmezlerden yüz çevir!


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Sen yine de affa sar‎l, iyiliًi emret ve cahillerden yüz çevir.


    Fizilal-il Kuran : Aff‎, kolayla‏t‎rmay‎ prensip edin, iyi olan‎ emret ve cahillere ald‎r‎‏ etme!


    Gültekin Onan : Sen af (veya kolayl‎k) yolunu benimse, (فslam'a) uygun olan‎ (ِrfü) buyur ve cahillerden yüz çevir.


    Hasan Basri اantay : (Habîbim) sen (güdüًü deًil) kolayl‎ً‎ (saًlayan yolu) tut. فyiliًi emret. Câhillerden yüz çevir.


    Hayrat Ne‏riyat : (Ey Habîbim!) Af (ve kolayl‎k) yolunu tut; iyiliًi emret ve câhillerden yüz çevir!


    فbni Kesir : Sen; aff‎ tut, ma'rufu emret ve cahillerden yüz çevir.


    Muhammed Esed : Sen, insan f‎trat‎n‎n kabule yatk‎n olduًu yolu tut; iyi olan‎ emret; bilgisiz kalmay‎ seçenleri kendi hallerine b‎rak.


    ضmer Nasuhi Bilmen : Aff‎ iltizam et, ma'ruf ile emirde bulun ve cahillerden yüz çevir.


    ضmer ضngüt : Af yolunu tut, iyiliًi emret, câhillerden yüz çevir.


    قaban Piri‏ : Af yolunu tut, iyiliًi emret, cahillerden uzak dur!


    Suat Y‎ld‎r‎m : Sen af ve müsamaha yolunu tut, iyiliًi emret, cahillere ald‎r‎‏ etme.


    Süleyman Ate‏ : Aff‎ al, iyiliًi emret, câhillere ald‎r‎‏ etme.


    Tefhim-ul Kuran : Sen af (veya kolayl‎k) yolunu benimse, (فslâm'a) uygun olan‎ (ِrfü) emret ve cahillerden yüz çevir.


    ـmit قim‏ek : Af yolunu tut, iyiliًi tavsiye et, cahillere ald‎rma.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Affetmeyi esas al. فyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]






     


  2. وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve immâ yenzeganneke mineş şeytâni nezgun festeiz billâh(billâhi), innehu semîun alîm(alîmun).



    1. ve immâ : ve ama, fakat

    2. yenzeganne-ke : sana bir vesvese gelirse

    3. min eş şeytâni : şeytandan

    4. nezgun : bir vesvese, dürtme

    5. festeiz (fe isteiz) : hemen sığın

    6. billâhi : Allah'a

    7. inne-hu : muhakkak o

    8. semîun : işitendir

    9. alîmun : bilendir





    İmam İskender Ali Mihr : Ve fakat şeytandan sana bir dürtü gelirse, hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki O; işitendir, bilendir.


    Diyanet İşleri : Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Şeytan seni buna aykırı bir yola meylettirmeye kalkışırsa Allah'a sığın, şüphe yok ki o, her şeyi duyar ve bilir.


    Adem Uğur : Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.


    Ahmed Hulusi : Eğer şeytandan (bedenselliğin) bir dürtme seni dürterse (bedensel arzulara iteklerse hakikatini perdeleyecek şekilde), hemen Allâh'a (nefsinin hakikati olan Esmâ'sının kuvvesine) sığın. . . Çünkü O, Semi'dir, Aliym'dir.


    Ahmet Tekin : Eğer şeytanın vesvesesi seni tahrik ederse hemen Allah’a sığın. O dualara icabet eder, ilmi her şeyi kuşatır.


    Ahmet Varol : Şeytandan bir aykırı düşünce (vesvese) seni dürtükleyecek olursa hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki O duyandır, bilendir.


    Ali Bulaç : Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.


    Ali Fikri Yavuz : Eğer şeytandan bir engel, seni, emrolunduğun şeyi yapmaktan çevirecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, (söylenenleri) hakkıyla işitendir, kalblerindekini tam bilendir.


    Bekir Sadak : seytan seni durtecek olursa Allah'a sigin, dogrusu O isitir ve bilir.


    Celal Yıldırım : Şeytandan taraf seni dürtecek bir vesvese duyacak olursan hemen Allah'a sığın. Çünkü Allah, şüphesiz ki işiten ve bilendir.


    Diyanet İşleri (eski) : Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir.


    Diyanet Vakfi : Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.


    Edip Yüksel : Şeytandan ne zaman kötü bir düşünce zihnini tırmalarsa, ALLAH'a sığın; O İşitendir, Bilendir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Her ne zamanda Şeytandan bir gıdık seni gıdıklayacak olursa hemen Allaha istiaze eyle, o şüphesiz semi'dir alîmdir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Her ne zaman şeytandan bir gıdık seni gıdıklayacak olursa (şeytan sana bir fit verirse), hemen Allah'a sığın! O, şüphesiz işiten ve bilendir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Eğer şeytandan bir vesvese, bir gıcık gelirse hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki, Allah hakkıyla işiten, kemaliyle bilendir.


    Fizilal-il Kuran : Eğer şeytandan gelen bir dürtmeye, bir kışkırtmaya uğrayacak olursan Allah'a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.


    Gültekin Onan : Eğer sana şeytandan bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse hemen Tanrı'ya sığın. Çünkü O işitendir, bilendir.


    Hasan Basri Çantay : Eğer şeytandan bir fit (gelib) seni dürterse hemen Allaha sığın. Çünkü O, hakkıyle işidici, tam bilicidir.


    Hayrat Neşriyat : Eğer şeytandan (gelen) bir vesvese seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın!Çünki O, Semî' (herşeyi işiten)dir, Alîm (herşeyi hakkıyla bilen)dir.


    İbni Kesir : Şeytan seni dürtecek olursa; hemen Allah'a sığın. Çünkü O; gerçekten Semi' dir, Alim'dir.


    Muhammed Esed : Ve eğer Şeytandan (güç alan) bir kışkırtı seni (gözü kara bir öfkeye) sürükleyecek olursa (hemen) Allaha sığın ve bil ki O her şeyi işiten, her şeyi künhüyle bilendir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve eğer seni şeytan tarafından bir vesvese gıdıklayacak olursa hemen Allah Teâlâ'ya sığın. Şüphe yok ki, O (Allah) bihakkın işiticidir, tamamıyla bilicidir.


    Ömer Öngüt : Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O işitendir, bilendir.


    Şaban Piriş : Şeytandan sana bir tahrik olursa, hemen Allah’a sığın. Allah işiten ve bilendir.


    Suat Yıldırım : Her ne zaman şeytandan sana bir vesvese gelecek olursa, hemen Allah’a sığın! Çünkü o duaları işitip icabet eder ve her şeyi bilir.


    Süleyman Ateş : Ne zaman şeytândan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Allah'a sığın; çünkü O, işitendir, bilendir.


    Tefhim-ul Kuran : Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.


    Ümit Şimşek : Şeytandan sana bir kışkırtma geldiğinde Allah'a sığın. Çünkü O herşeyi işiten, herşeyi bilendir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Şeytandan bir dürtük seni dürtüklediğinde, Allah'a sığın. Çünkü O, herşeyi işitir, herşeyi bilir.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  3. إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَواْ إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِّنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُواْ فَإِذَا هُم مُّبْصِرُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    İnnellezînettekav izâ messehum tâifun mine؛ ؛eytâni tezekkerû fe izâhum mubs‎rûn(mubs‎rûne).



    1. innellezînettekav

    (inne ellezîne ittekav) : muhakkak ki takva sahibi olan kimseler
    2. izâ messe-hum : onlara dokunduًu zaman

    3. tâifun : gِzü bürüyen bir vesvese, musîbet

    4. min e‏ ‏eytâni : ‏eytandan

    5. tezekkerû : Allah'‎ tezekkür ederler

    6. fe izâ-hum : o zaman onlar

    7. mubs‎rûne : gِren kimseler





    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki; takva sahibi kimseler ‏eytandan onlara gِzü bürüyen bir vesvese dokunduًu zaman (Allah'‎) tezekkür ederler (Allah'la tezekkür ederler). ف‏te o zaman onlar, basar edenlerdir (kalp gِzlerinin basar hassas‎ ile gِrürler: Casiye-23).


    Diyanet ف‏leri : قüphe yok ki Allah’a kar‏‎ gelmekten sak‎nanlar, kendilerine ‏eytandan bir vesvese dokunduًu zaman iyice dü‏ünürler (derhal Allah’‎ hat‎rlarlar da) sonra hemen gِzlerini açarlar.
    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : Tanr‎dan çekinenler, قeytan'‎n bir vesvesesine uًrad‎lar m‎ dü‏ünürler, bir de bakars‎n ki doًru yolu gِrmü‏ler bile.


    Adem Uًur : Takvâya erenler var ya, onlara ‏eytan taraf‎ndan bir vesvese dokunduًunda (Allah'‎n emir ve yasaklar‎n‎) hat‎rlay‎p hemen gerçeًi gِrürler.


    Ahmed Hulusi : Korunanlara gelince, onlara ‏eytandan (bedensellik kabulünde ya‏ayan) bir taife dokunduًunda, (hakikatlerini) tezekkür ederler. . . Basîretle deًerlendirme yaparlar.


    Ahmet Tekin : Allah’a s‎ً‎nanlara, emirlerine yap‎‏anlara, günahlardan ar‎n‎p, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk ‏uuruyla, haklar‎na ve ِzgürlüklerine sahip ç‎karak ‏ahsiyetli davrananlara, dinî ve sosyal gِrevlerinin bilincinde olan takva sahiplerine ‏eytan ve ‏eytanî güçler taraf‎ndan bir vesvese verildiًinde, kendilerine gelip Allah’‎n emir ve yasaklar‎n‎ dü‏ünürler. آn‎nda gerçeًi farkederler, doًruyu gِrürler.


    Ahmet Varol : Takva sahiplerine ‏eytan taraf‎ndan bir vesvese gelecek olursa (Allah'‎n emir ve yasaklar‎n‎) anarlar ve hemen (hakk‎) gِrürler.


    Ali Bulaç : (Allah'tan) Sak‎nanlara ‏eytandan bir vesvese eri‏tiًinde (ِnce) iyice dü‏ünürler (Allah'‎ zikredip anarlar), sonra hemen bakars‎n ki gِrüp bilmi‏lerdir.


    Ali Fikri Yavuz : Allah’dan korkanlar, kendilerine قeytandan bir vesvese dokunduًu zaman, Allah’‎ ve azab‎n‎ dü‏ünürler; bir de hemen bakars‎n ki, onlar‎ doًru yolu bulup قeytan’‎n vesvesesini atm‎‏lard‎r bile.


    Bekir Sadak : Allah'a karsi gelmekten sakinanlar, seytan tarafindan bir vesveseye ugrayinca, Allah'i anarlar ve hemen gercegi gorurler.


    Celal Y‎ld‎r‎m : Doًrusu (Allah'tan korkup fenal‎klardan) sak‎nanlara ‏eytandan vesvese (az‎c‎k bir hayâl sinyali) dokunduًunda Allah'‎ anarlar ve hemen (doًruyu ve gerçeًi) gِrürler.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Allah'a kar‏‎ gelmekten sak‎nanlar, ‏eytan taraf‎ndan bir vesveseye uًray‎nca, Allah'‎ anarlar ve hemen gerçeًi gِrürler.


    Diyanet Vakfi : Takvâya erenler var ya, onlara ‏eytan taraf‎ndan bir vesvese dokunduًunda (Allah'‎n emir ve yasaklar‎n‎) hat‎rlay‎p hemen gerçeًi gِrürler.


    Edip Yüksel : Erdemlilere her ne zaman ‏eytandan karanl‎k bir ِneri ula‏sa hemen hat‎rlarlar. Bِylece hemen gِrürler.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Her halde Allahdan korkanlar, kendilerine قeytandan bir tayf ili‏tiًi zaman bir tezekkür ederler, derhal bas‎retlerine sahib olurlar


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Allah'tan korkanlar, kendilerine ‏eytandan bir vesvese geldiًi zaman, durup dü‏ünürler ve derhal gerçeًi gِrmeye ba‏larlar.


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Allah'tan korkanlar, kendilerine ‏eytandan bir vesvese ili‏tiًi zaman, durup dü‏ünürler de derhal kendi basiretlerine sahib olurlar.


    Fizilal-il Kuran : Allah'tan korkanlar ‏eytandan gelen bir dürtmeye bir k‎‏k‎rtmaya uًrad‎klar‎nda, Allah'‎n uyar‎lar‎n‎ hat‎rlar ve hemen gerçeًi gِrürler.


    Gültekin Onan : Sak‎nanlara ‏eytandan bir vesvese eri‏tiًinde (ِnce) iyice dü‏ünürler (Tanr‎'y‎ zikrederler), sonra hemen bakars‎n ki gِrüp bilmi‏lerdir.


    Hasan Basri اantay : Takvaya erenler (yok mu?) onlara ‏eytandan her hangi bir ar‎za ili‏diًi zaman (Allâh‎n emr veya nehy etdiًi ‏eyleri) iyice dü‏ünürler, bir de bakars‎n ki onlar (hak‎ykat‎) gِrüp bilmi‏lerdir bile.


    Hayrat Ne‏riyat : (Allah’dan) gerçekten sak‎nanlar, kendilerine ‏eytandan (gelen) bir vesvese dokunduًu zaman, (Allah’‎n emir ve yasaklar‎n‎) hat‎rlay‎p derhâl (hakikati) gِren kimselerdir.


    فbni Kesir : Muhakkak ki takvaya erenler; onlar ‏eytan taraf‎ndan bir vesveseye uًray‎nca iyice dü‏ünürler. Bir de bakars‎n ki gِrdürücüdürler.


    Muhammed Esed : Allaha kar‏‎ sorumluluk bilincine sahip olan kimseler, içlerinde قeytan‎n esinlediًi karanl‎k bir kuruntu uyanacak olsa (Onu an‎p) ak‎llar‎n‎ ba‏lar‎na toplarlar ve hemen (olup biteni) aç‎k bir biçimde kavramaya ba‏larlar,


    ضmer Nasuhi Bilmen : Muhakkak o kimseler ki, muttakî bulunmu‏lard‎r. Onlar kendilerine ‏eytan tarafindan bir ar‎za ili‏tiًi zaman güzelce dü‏ünürler. Derhal gِrücü kimseler olurlar.


    ضmer ضngüt : Takvâya erenler, ‏eytan taraf‎ndan bir vesveseye uًray‎nca Allah'‎ zikrederler. Bir de bakars‎n ki onlar gerçeًi gِrüp bilmi‏lerdir bile.


    قaban Piri‏ : Takval‎ olanlar kendilerine ‏eytanlar‎n bir grubu dokunduًunda, basiret sahibi olduklar‎ zaman gerçeًi dü‏ünürler.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Allah’a kar‏‎ gelmekten sak‎nanlara ‏eytandan bir hayal ili‏ince, hemen dü‏ünüp kendilerini toparlar, basiretlerine tam sahib olurlar.


    Süleyman Ate‏ : Allah'tan korkanlar, kendilerine ‏eytândan gelen bir vesvese dokunduًu zaman dü‏ünür, (gerçeًi) gِrürler.


    Tefhim-ul Kuran : (Allah'tan) Sak‎nanlara ‏eytandan bir vesvese eri‏tiًinde (ِnce) iyice dü‏ünürler (Allah'‎ zikredip anarlar), sonra hemen bakars‎n ki gِrüp bilmi‏lerdir.


    ـmit قim‏ek : Takvâ sahipleri, kendilerine ‏eytandan bir vesvese geldiًinde güzelce dü‏ünürler ve gerçeًi gِrecek hale gelirler.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Korunup sak‎nanlar, kendilerine ‏eytandan bir gِrüntü/dürtü gelip dokunduًunda, hemen Allah'‎ hat‎rlarlar. ف‏te o anda gِrülmesi gerekeni gِrürler.



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  4. وَإِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لاَ يُقْصِرُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve ihvânuhum yemuddûnehum fîl gayyi summe lâ yuksirûn(yuksirûne).



    1. ve ihvânu-hum : ve onların kardeşleri

    2. yemuddûne-hum : onları sürüklerler (uzatırlar, çekerler)

    3. fî el gayyi : gayyın içine (cehenneme)

    4. summe : sonra

    5. lâ yuksirûne : vazgeçmezler





    İmam İskender Ali Mihr : Ve onların (şeytanların) kardeşleri onları cehenneme sürüklerler. Sonra (bundan) vazgeçmezler.


    Diyanet İşleri : Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine çekerler, sonra da bundan hiç geri durmazlar.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Müşriklerin kardeşleri olan Şeytanlar, müşrikleri azgınlığa sürerler, sonra da onları azdırmaktan hiç geri kalmazlar.


    Adem Uğur : (Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.


    Ahmed Hulusi : (Şeytanların) kardeşleri ise onları duygusallığa, azgınlığa sürüklerler. . . Sonra da yakalarını hiç bırakmazlar!


    Ahmet Tekin : Şeytanların dostlarına gelince, şeytanlar onların inançları ve düşüncelerindeki sapmayı artırırlar. Sonra da yakalarını bırakmazlar.


    Ahmet Varol : (Şeytanlar) kardeşlerini ise azgınlığın içine sürüklerler ve sonra hiç peşlerini bırakmazlar.


    Ali Bulaç : (Şeytan'ın) Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar.


    Ali Fikri Yavuz : Kâfirlerin kardeşleri olan Şeytanlar, kâfirleri sapıklığa çekerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.


    Bekir Sadak : seytanin kardesleri onlari azginliga suruklerler ve bundan hic geri durmazlar.


    Celal Yıldırım : (Şeytan'ın) kardeşleri ise bunları sapıklığa çekip sürüklerler, sonra da bir daha peşlerini bırakmazlar.


    Diyanet İşleri (eski) : Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.


    Diyanet Vakfi : (Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.


    Edip Yüksel : (Şeytanlar) kardeşlerini ise azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Şeytanların ihvanı ise onlar bunları dalâle sürükler, sonra da yakalarını bırakmazlar


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Şeytanların kardeşleri ise, bunları sapıklığa sürüklerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Şeytanların kardeşlerine gelince, onlar öbürlerini sapıklığa sürüklerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.


    Fizilal-il Kuran : Şeytanın kardeşleri, dostları azgınlıkta şeytanlara yardakçılık ederler, sonra da ellerinden geleni yapmaya devam ederler.


    Gültekin Onan : (Şeytanın) Kardeşleri ise onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar.


    Hasan Basri Çantay : (Şeytanların) kardeşleri (olan kâfirleri) ise bunlar sapıklığa sürerler, sonra da (bir daha yakalarını) bırakmazlar.


    Hayrat Neşriyat : (Şeytanların) kardeşlerine (kâfirlere) gelince, (şeytanlar) onları azgınlığa sürüklerler; sonra da yakalarını bırakmazlar.


    İbni Kesir : Kardeşleri ise onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da bırakmazlar.


    Muhammed Esed : kendi (inançsız) kardeşleri onları sapıklığa sürüklemek isteseler bile. Sonra (doğru olan neyse, onu yapmaktan) geri kalmazlar.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve kardeşleri onları dalâlete sürükler dururlar. Sonra (o dalâleti) terketmezler.


    Ömer Öngüt : (Şeytanların) kardeşlerine gelince; şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.


    Şaban Piriş : Şeytanların kardeşleri onları azgınlığa sürüklemekten geri durmazlar.


    Suat Yıldırım : Şeytanların dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürükler, sonra da yakalarını bırakmazlar.


    Süleyman Ateş : Kardeşleri ise onları, azgınlığa çekerler, hiç yakalarını bırakmazlar.


    Tefhim-ul Kuran : (Şeytan'ın) Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar.


    Ümit Şimşek : Şeytanların kardeşleri de onları azgınlığa sürükler, bir daha da yakalarını bırakmazlar.


    Yaşar Nuri Öztürk : Yoldaşları ise onları sürekli azgınlığa iterler, sonra da yakalarını bırakmazlar.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  5. وَإِذَا لَمْ تَأْتِهِم بِآيَةٍ قَالُواْ لَوْلاَ اجْتَبَيْتَهَا قُلْ إِنَّمَا أَتَّبِعُ مَا يِوحَى إِلَيَّ مِن رَّبِّي هَذَا بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve izâ lem te’tihim biâyetin kâlû lev lectebeytehâ, kul innemâ ettebiu mâ yûhâ ileyye min rabbî hâzâ besâiru min rabbikum ve huden ve rahmetun li kavmin yu’minûn (yu’minûne).



    1. ve izâ lem te'ti-him : ve onlara getirmediğin zaman

    2. bi-âyetin : bir âyet

    3. kâlû : dediler

    4. lev lectebeyte-hâ
    (lev lâ ictebeyte-hâ) : eğer, şâyet, keşke onu toplasan (düzsen, uydursan) olmaz mı

    5. kul : de ki

    6. innemâ : ancak, sadece

    7. ettebiu : tâbî olurum, uyarım

    8. mâ yûhâ : vahyolunan şeye

    9. ileyye : bana

    10. min rabbî : Rabbimden

    11. hâzâ : bu

    12. besâiru : basiret(ler)dir

    13. min rabbi-kum : Rabbinizden

    14. ve huden : ve bir hidayettir, hidayete erdiren (Allah'a ulaştıran)dır

    15. ve rahmetun : ve bir rahmettir

    16. li kavmin : bir kavim için

    17. yu'minûne : mü'min oluyorlar (kalplerine îmân yazılıyor)






    İmam İskender Ali Mihr : Ve onlara bir âyet getirmediğin zaman “Onu derleyip toplasaydın (bir âyet düzseydin) olmaz mıydı?” dediler. De ki: “Rabbimden bana ne vahyolunursa ben ancak ona tâbî olurum.” Bu, Rabbinizden basiretler (kalp gözlerinizin görmesini sağlayacak olan yardımlar)dır. Ve hidayete erdiren (Allah'a ulaştıran)dır. Ve mü'min olan (kalbine îmân yazılan) bir kavim için rahmettir.


    Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: “Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya.” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur’an âyetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.”


    Abdulbaki Gölpınarlı : Onlara bir âyet gelmeyince kendinden düzüp koşsaydın derler. De ki: Ben ancak Rabbim bana neyi vahy ederse ona uyarım. Budur Rabbinizden gelen ve can gözlerinizi açacak olan aşikâr deliller ve inanan topluluğa doğru yolu gösteren vâsıta ve rahmet.


    Adem Uğur : Onlara bir mucize getirmediğin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya! derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu (Kur'an), Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır); inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir.


    Ahmed Hulusi : Onlara bir âyet iletmediğinde: "Onu (kendinden) uydursaydın ya!" dediler. . . De ki: "Ancak, Rabbimden bana vahyolunana tâbi olurum. . . Bu (Kur'ân) Rabbinizden basîretlerdir (idrak ettirir), hüdadır (hakikat rehberi) ve iman eden topluluk için rahmettir (kemâlâtlarını açığa çıkarır). "


    Ahmet Tekin : Sen onlara bir âyet getirmediğin zaman, vahiy bir müddet kesilince:
    'Birşeyler derleyip toparlasaydın ya!' derler. Sen:
    'Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana, Kur’ân’a tâbi olurum. Bu Kur’ân önünüzü aydınlatan, ufkunuzu açan, güven sağlayan, basiretinizle anlayabileceğiniz âyetleri içeren, Rabbinizden gelen bir kitaptır. İnanacak bir kavim için hidayet rehberi ve rahmettir' de.


    Ahmet Varol : Onlara bir ayet (mucize) göstermediğin zaman: 'Bir yerlerden buluştursaydın' derler. De ki: 'Ben ancak bana Rabbimden vahyedilene uyuyorum.' Bunlar, Rabbinizden gerçeği görmenizi sağlayacak işaretler ve iman edenler topluluğu için bir hidayet rehberi ve rahmettir.


    Ali Bulaç : Onlara bir ayet getirmediğin zaman: "Sen Onu (inmeyen ayeti) derleyip toplasana" derler. De ki: "Ben, yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir."


    Ali Fikri Yavuz : Onlara (Mekke halkına), istedikleri bir âyeti getirmesen, şöyle derler: “- Sen o âyeti hazırlayıp toplasaydın ya!” De ki: “- Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bütün bu Kur’an âyetleri, Rabbinizden gelen hüccetlerdir; ve iman edecek bir kavim için hidâyettir, rahmettir.”


    Bekir Sadak : Onlara bir ayet getirmedigin zaman, «Sen bir tane yapsaydin ya» derler. De ki: «Ben ancak Rabbim tarafindan bana vahyolunana uyarim. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden acik belgeler, yol gosterme ve rahmettir.»


    Celal Yıldırım : Sen onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğinde ise, «Sen bir tane derleyip meydana getirseydin ya !» derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu (kitap) Rabbinizden kalb gözlerinizi açacak belgelerdir ve inanan bir millet için doğru yolun ve rahmetin kendisidir.


    Diyanet İşleri (eski) : Onlara bir ayet getirmediğin zaman, 'Sen bir tane yapsaydın ya' derler. De ki: 'Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir.'


    Diyanet Vakfi : Onlara bir mucize getirmediğin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya! derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu (Kur'an), Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır); inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir.


    Edip Yüksel : Kendilerine bir mucize getirmediğin zaman: 'Mucize isteseydin ne olurdu,' derler. De ki: 'Ben, ancak Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum.' Bunlar, Rabbinizden aydınlatmalardır, inanan bir toplum için bir hidayet ve rahmettir.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Ve sen onlara bir âyet getirmediğin zaman derib toplasa idin a dediler, de ki: ben, ancak rabbımdan bana ne vahiy olunuyorsa ona ittiba' ederim bütün bu Kur'an rabbınızdan gelen basıretlerdir ve iyman edecek bir kavm için bir hidayet ve rahmettir


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sen onlara bir ayet getirmediğin zaman «Derleyip toplasaydın ya!» derler. De ki: «Ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım! Bütünüyle bu Kur'an Rabbinizden gelen kalp gözlerinizi açacak delillerdir. İman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Onlara (arzularına göre) bir âyet getirmediğin zaman, derleyip toplasaydın ya derler, sen de de ki; ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım, işte bütünüyle bu Kur'ân, Rabbinizden gelen basiretlerdir (kalp gözünü açacak beyanlardır), iman eden bir kavim için hidayettir, rahmettir.


    Fizilal-il Kuran : Sen onlara bir ayet sunmadığın zaman «kendin bir ayet uydursaydın ya» derler. De ki; «Ben ancak Rabbim tarafından bana indirilen vahye uyuyorum. Bu Kur'an'daki ayetler müminler topluluğu için uyarıcı kanıtlar, doğru yol kılavuzu ve rahmettir.»


    Gültekin Onan : Kendilerine bir ayet getirmediğin zaman: "Sen onu (inmeyen ayeti) derleyip toplasana" derler. De ki: "Ben yalnızca bana rabbimden vahyolunana uyarım. Bu rabbinizden olan bir basiretlerdir; inanacak bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir."


    Hasan Basri Çantay : Onlara (istedikleri) bir âyet gelmediği vakit derler ki: «(Kendinden derib) onları toplasaydın ya!». De ki: «Rabbimden bana ne vahy olunursa ben ancak ona uyarım. Bu (Kur'an âyetleri, kalblerinize) Rabbinizden (açılan) gözlerdir, îman edecek bir kavm için (mahz-ı) hidâyet ve rahmetdir».


    Hayrat Neşriyat : Ve onlara (arzularına göre) bir âyet getirmediğin zaman: 'Bunu da uydursaydın ya!' derler. De ki: '(Ben) ancak Rabbimden bana vahyolunana tâbi' olurum!' Bu (Kur’ân), îmân edecek bir topluluk için Rabbinizden (gelen) basîretler (deliller)dir ve bir hidâyet ve bir rahmettir.


    İbni Kesir : Onlara bir ayet getimediğin zaman, derler ki: Sen, bir tane yapsaydın ya? De ki: Ben, ancak Rabbımdan bana vahyolunana uyarım. Bu, Rabbımızdan gözleri açacak delillerdir. İman eden bir kavim için hidayet ve rahmettir.


    Muhammed Esed : Ve sen (ey Peygamber,) bir mucize getirmediğin zaman, bazıları: "Onu (Allahtan) elde etmeye çalışsan ya!" derler. De ki: "Ben sadece Rabbim tarafından bana vahyolunan her neyse, ona uyarım: bu (vahiy), inanmak isteyen bir toplum için Rabbinizin katından bahşedilmiş bir kavrama yöntemi, bir yol gösterici ve bir rahmettir.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve onlara bir âyet getirmediğin zaman, «Onu kendi tarafından uydurmalı değil miydin?» derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahy olunana tâbi olurum. Bu Rabbiniz tarafından basiretlerdir ve inanan bir kavim için hidâyettir ve rahmettir.


    Ömer Öngüt : Onlara bir âyet getirmediğin zaman: “Sen kendin bir tane derleyip getirseydin ya!” derler. De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu, Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır). İman eden bir topluluk için hidayet ve rahmettir. ”


    Şaban Piriş : Onlara bir ayet getirmediğin zaman: -Kendin bir ayet yapsaydın! derler. De ki: -Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım, bu, Rabbinizden gelen açık delillerdir. İnanan bir toplum için de yol gösterici ve rahmettir.


    Suat Yıldırım : Onlara keyfî olarak istedikleri bir âyet veya mûcize getirmediğin zaman"Hiç değilse bir şeyler bulup buluştursaydın yâ!" derler. De ki: "Ben, sadece Rabbimden ne vahyolunursa ona tâbi olurum. Bütün bu Kur’ân Rabbinizden gelen basiretlerdir, gönül gözlerini açan, gerçekleri gösteren nurlardır. İman edecek kimseler için hidâyet ve rahmettir."


    Süleyman Ateş : Onlara bir âyet getirmediğin zaman: "Bunu da derleseydin ya!" derler. De ki: "Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyuyorum. Bu (Kur'ân), Rabbinizden gelen basiretler(gönül gözlerini açan nurlar, gerçeğe ileten kanıtlar)dır ve inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmettir!"


    Tefhim-ul Kuran : Onlara bir ayet getirmediğin zaman: «Sen Onu (inmeyen ayeti) derleyip toplasana» derler. De ki: «Ben, yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için de bir hidayet ve bir rahmettir.»


    Ümit Şimşek : Onlara yeni bir âyet getirmediğin zaman, 'Kendin derlesene' derler. Sen de ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu Kur'ân, Rabbinizden size hakkı gösteren delillerdir; iman eden bir topluluk için o bir hidayet rehberi ve bir rahmettir.


    Yaşar Nuri Öztürk : Onlara bir ayet getirmediğinde, "onu da şurdan burdan derleseydin ya," diye konuşurlar. De ki: "Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir."



    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  6. وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn(turhamûne).



    1. ve izâ kurielkur'ânu : ve Kur'ân okunduğu zaman

    2. festemiû (fe istemiû) : hemen dinleyin

    3. lehu : onu

    4. ve ensıtû : ve susun

    5. lealle-kum : böylece siz

    6. turhamûne : rahmet olunursunuz






    İmam İskender Ali Mihr : Kur'ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz.


    Diyanet İşleri : Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Kur'ân okununca dinleyin ve susun da rahmete erin.


    Adem Uğur : Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.


    Ahmed Hulusi : Kur'ân kıraat edildiğinde, Onu dinleyin ve susun ki size rahmet edilsin.


    Ahmet Tekin : 'Kur’ân okunurken, incelenirken susun, dinleyin, duyduklarınızı uygulayın. Allah’ın rahmetine ve merhametine nâil olursunuz.'


    Ahmet Varol : Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmet olunasınız.


    Ali Bulaç : Kur'an okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz.


    Ali Fikri Yavuz : Kur’an okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Olur ki, merhamet edilirsiniz.


    Bekir Sadak : Kuran okundugu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasiniz.


    Celal Yıldırım : Kur'ân okunduğu zaman Ona kulak verip dinleyin ve susun. Ola ki merhamete erdirilirsiniz.


    Diyanet İşleri (eski) : Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız.


    Diyanet Vakfi : Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.


    Edip Yüksel : Kuran okunduğu zaman, onu dinleyip kulak verin ki merhamet edilesiniz.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Kur'an okunduğu zaman da hemen onu dinleyin ve susun gerek ki rahmete erdirilirsiniz


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Kur'an okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun! Umulur ki, rahmete erdirilirsiniz!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Kur'ân okunduğu zaman, hemen susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nâil olursunuz.


    Fizilal-il Kuran : Kur'an okunduğu zaman onu dikkatle ve sessizce dinleyiniz ki, size rahmet edilsin.


    Gültekin Onan : Kuran okunduğu zaman, onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz.


    Hasan Basri Çantay : Kur'an okunduğu zaman derhal onu dinleyin, susun. Tâki (Allahın rahmetiyle) esirgenmiş olasınız.


    Hayrat Neşriyat : Hem Kur’ân okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız!


    İbni Kesir : Kur'an okunduğu zaman; ona derhal kulak verin ve susun ki, merhamet olunasınız.


    Muhammed Esed : Bunun içindir ki, Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, sesinizi kesip dinleyin onu, ki (Allahın) esirgemesiyle kuşatılasınız!"


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Kur'an okunduğu zaman O'nu hemen dinleyin ve sükut edin, tâ ki rahmete nâil olasınız.


    Ömer Öngüt : Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size merhamet edilsin.


    Şaban Piriş : Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki merhamet edilesiniz.


    Suat Yıldırım : Öyle ise, Kur’ân okunduğunda hemen ona kulak verin, susup dinleyin ki merhamete nail olasınız.


    Süleyman Ateş : Kur'ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.


    Tefhim-ul Kuran : Kur'an okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz.


    Ümit Şimşek : Kurân okunduğunda susun ve dinleyin ki rahmete erişesiniz.


    Yaşar Nuri Öztürk : Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]





     


  7. وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ وَلاَ تَكُن مِّنَ الْغَافِلِينَ

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    Vezkur rabbeke fî nefsike tedarruan ve hîfeten ve dûnel cehri minel kavli bil guduvvi vel âsâli ve lâ tekun minel gâfilîn(gâfilîne).



    1. vezkur (ve uzkur) : ve zikret

    2. rabbe-ke : Rabbini

    3. fî nefsi-ke : kendi kendine, nefsinde

    4. tedarruan : yalvararak

    5. ve hîfeten : ve korkarak, ürpererek

    6. ve dûne el cehri : ve sesli olmayarak (açıkça olmayarak)

    7. min el kavli : sözden

    8. bi el guduvvi : sabahleyin

    9. ve el âsâli : ve akşamları (ikindi, akşam arası zaman)

    10. ve lâ tekun : ve sen olma

    11. min el gâfilîne : gâfillerden, gaflete düşenlerden





    İmam İskender Ali Mihr : Ve sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini kendi kendine, korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanı ile zikret. Ve gâfillerden olma.


    Diyanet İşleri : Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.


    Abdulbaki Gölpınarlı : Sabah ve akşam çağları, yalvarıp yakararak ve ondan korkarak, fakat fazla bağırmamak şartıyla ve içinden gelerek an Rabbini ve gaflet edenlerden olma.


    Adem Uğur : Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.


    Ahmed Hulusi : Rabbini nefsinde, haddini bilerek, hissederek ve gizlice, gösterişsiz, sesini yükseltmeden, sabah - akşam zikret, hatırla ve derinliğine düşün! Gâfillerden olma!


    Ahmet Tekin : 'İçinden, yalvara yakara, korka korka, alçak bir sesle, gündüzün ilk ve son saatlerinde Rabbini zikre, şükre devam et, ibadet et, dinini ve şeriatını anlat. Gafillerden olma.'


    Ahmet Varol : Rabbini gönülden yalvararak ve korku ile, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an. Gafillerden olma.


    Ali Bulaç : Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.


    Ali Fikri Yavuz : Sabah ve akşam, içinden yalvararak ve korkarak, aşikâreden (içten hafif) bir sesle Rabbini an (dua ve zikret). Gâfillerden olma.


    Bekir Sadak : Rabbini gonulden ve korkarak icinden hafif bir sesle sabah aksam an, gafillerden olma.


    Celal Yıldırım : Hem Rabbini sabah akşam, içinden yalvarıp yakararak, ürpererek yükseğin altında bir sesle an. gafillerden olma.


    Diyanet İşleri (eski) : Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.


    Diyanet Vakfi : Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.


    Edip Yüksel : Rabbini gönülden yalvararak, gizlice ve sessizce sabah akşam an; gafillerden olma.


    Elmalılı Hamdi Yazır : Hem de sabahleyin ve akşamları içinden tazarru' ile gizlice ve cehrin mâdunu sesle rabbını zikret de gafillerden olma


    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Sabah ve akşamları içinden yalvararak, gizlice ve kendin işitecek kadar bir sesle Rabbini zikret de gafillerden olma!


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Sabah akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gafillerden olma.


    Fizilal-il Kuran : Rabbinin adını yalvararak korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an ve gafillerden olma.


    Gültekin Onan : rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.


    Hasan Basri Çantay : Rabbini, içinden, yalvararak, ve korkarak, (fakat) yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam an. Gâafillerden olma.


    Hayrat Neşriyat : Hem Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabahakşam zikret; ve sakın gafillerden olma!


    İbni Kesir : Rabbına; içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret. Ve gafillerden olma.


    Muhammed Esed : Ve sen, (ey Peygamber), gönül alçaltarak, korku ve duyarlık içinde, sesini yükseltmeden sabah akşam Rabbini an ve sakın umursamaz kimselerden olma.


    Ömer Nasuhi Bilmen : Ve Rabbini içinden yalvararak ve korkarak ve cehren kıraatın dûnunda olarak sabahları ve akşamları zikret ve gâfillerden olma.


    Ömer Öngüt : Rabbini gönülden, yalvararak, boynu bükük ve ürpererek hafif sesle sabah-akşam zikret! Sakın gafillerden olma.


    Şaban Piriş : Rabbini içinden yalvararak ve sesini yükseltmeden, korkarak sabah akşam zikret, gafillerden olma!


    Suat Yıldırım : Sabah ve akşam Rabbini, içinden yalvararak, ürpererek ve yüksek olmayan, kendin işitebileceğin bir sesle zikret, gafillerden olma!


    Süleyman Ateş : Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gâfillerden olma!


    Tefhim-ul Kuran : Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.


    Ümit Şimşek : Sabah akşam, yalvararak ve ürpererek, sesini yükseltmeden, için için Rabbini an; sakın gafillerden olma.


    Yaşar Nuri Öztürk : Rabbini, öz benliğinin içinde yalvarıp ürpererek, bağırtılı olmayan bir sesle sabah-akşam zikret. Sakın gafillerden olma.


    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
     


  8. إِنَّ الَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ*

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    İnnellezîne inde rabbike lâ yestekbirûne an ibadetihî ve yusebbihûnehu ve lehu yescudûn(yescudûne). (SECDE آYETف)



    1. inne ellezîne : muhakkak ki onlar, o kimseler

    2. inde rabbi-ke : senin Rabbinin kat‎nda

    3. lâ yestekbirûne : kibirlenmezler

    4. an ibadeti-hî : ona kul olmaktan (ona ibadet etmekten)

    5. ve yusebbihûne-hu : ve onu tesbih ederler

    6. ve lehu : ve ona

    7. yescudûne : secde ederler





    فmam فskender Ali Mihr : Muhakkak ki Allah'‎n kat‎nda olanlar (huzur namaz‎ k‎lanlar), O'na ibadet etmekten kibirlenmezler. Ve O'nu tesbih ederler. Ve O'na secde ederler.


    Diyanet ف‏leri : قüphesiz Rabbin kat‎ndaki (melek)ler O’na ibadet etmekten büyüklenmezler. O’nu tespih ederler ve yaln‎z O’na secde ederler.


    Abdulbaki Gِlp‎narl‎ : قüphe yok ki Rabbinin kat‎nda bulunanlar, ona kulluk etmekten çekinmezler ve onu noksan s‎fatlardan tenzîh ederler ve yaln‎z ona secde ederler.


    Adem Uًur : Ku‏kusuz Rabbin kat‎ndakiler O'na kulluk etmekten kibirlenmezler, O'nu tesbih eder ve yaln‎z O'na secde ederler.


    Ahmed Hulusi : Muhakkak ki senin Rabbinin indîndekiler, asla O'na kulluktan büyüklenerek kaç‎nmazlar. . . O'nu tesbih ederler ve O'na (azameti indînde kendi hiçliklerini hissederek) secde ederler. (206. âyet secde âyetidir. )


    Ahmet Tekin : Rabbinin kat‎nda olanlar, büyüklük taslay‎p serke‏lik etmezler, O’na kulluk ve ibadet etmekten geri durmazlar. O’nu tesbih ve tenzih ederler. O’na, sadece O’na secde ederek namazlar‎n‎ k‎larlar.


    Ahmet Varol : Rabbinin kat‎nda olanlar O'na ibadet etmekte büyüklük taslamazlar, O'nu tesbih ederler ve O'na secde ederler.


    Ali Bulaç : قüphesiz Rabbinin kat‎nda olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu tesbih ederler ve yaln‎z O'na secde ederler.


    Ali Fikri Yavuz : Gerçekten Rabbinin kat‎nda olanlar (rahmetine yak‎n melekler), Allah’a kulluk etmekten asla kibirlenmezler. Onu tenzih eder yüceltirler ve yaln‎z ona ibadet için secde ederler. (*) (*) Dikkat! Secde âyetidir.


    Bekir Sadak : چSظ Dogrusu Rabbinin katinda olanlar, O'na kulluk etmekten buyuklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalniz O'na secde ederler. *


    Celal Y‎ld‎r‎m : قüphesiz ki, Rabbin kat‎nda olanlar (melekler) O'na kulluk edip tapmaktan asla (küçüklük duyup) büyüklük taslamazlar; O'nu hep tesbîh ve tenzîh ederler ve ancak O'na secde ederler.


    Diyanet ف‏leri (eski) : Doًrusu Rabbinin kat‎nda olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yaln‎z O'na secde ederler.


    Diyanet Vakfi : Ku‏kusuz Rabbin kat‎ndakiler O'na kulluk etmekten kibirlenmezler, O'nu tesbih eder ve yaln‎z O'na secde ederler.


    Edip Yüksel : Rabbinin yan‎ndakiler, ona kulluk etmekten kaç‎n‎p büyüklenmezler, O'nu yüceltirler ve O'na secde ederler.


    Elmal‎l‎ Hamdi Yaz‎r : Zira rabb‎n‎n yak‎n‎nda olanlar ‎badetinden istikbar eylemezler, onu hep tesbih ederler, hem yaln‎z ona secde ederler


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏) : Zira Rabbinin yan‎nda olanlar, O'na ibadet etmekten asla kibirlenmezler. Hep O'nu tespih ederler ve yaln‎z O'na secde ederler!


    Elmal‎l‎ (sadele‏tirilmi‏ - 2) : Zira Rabbinin kat‎nda olanlar, Allah'a kulluk etmekten asla kibirlenmezler, O'nu tenzih eder, ‏an‎n‎ ulularlar ve yaln‎zca O'na secde ederler.


    Fizilal-il Kuran : Rabbinin yan‎ndakiler, burun k‎v‎r‎p O'na kulluk etmekten geri durmazlar, O'nu noksanl‎klardan tenzih ederler ve O'na secde ederler.


    Gültekin Onan : Ku‏kusuz rabbinin kat‎nda olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler. O'nu tesbih ederler ve yaln‎zca O'na secde ederler.


    Hasan Basri اantay : قübhe yok ki Rabbinin kat‎ndaklier ona kulluk etmekden asla kibirlenmezler, onu tesbih ve yal‎n‎z ona secde ederler.


    Hayrat Ne‏riyat : Muhakkak ki Rabbinin kat‎ndakiler (melekler), O’na ibâdet etmektenkibirlenmezler. O’nu tesbîh ederler ve yaln‎z O’na secde ederler!


    فbni Kesir : Muhakkak ki Rabb‎n‎n kat‎ndakiler, O'na kulluk etmekten asla büyüklenmezler. O'na tesbih ederler ve O'na secde ederler.


    Muhammed Esed : Bil ki, Rabbine yak‎n olanlar Ona kulluk yapmaktan asla kibre kap‎lmazlar; ve Onun s‎n‎rs‎z yüceliًini ِvgüyle anar ve (yaln‎zca) Onun ِnünde yere kapan‎rlar.


    ضmer Nasuhi Bilmen : قüphe yok ki, Rabbin indinde bulunanlar, O'nun ibadetinden tekebbürde bulunmazlar. Ve O'nu tesbih ederler ve ancak O'nun için secdeye kapan‎rlar.


    ضmer ضngüt : Doًrusu Rabbinin kat‎nda olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler. O'nu tesbih ederler ve yaln‎z O'na secde ederler.


    قaban Piri‏ : Rabbinin yan‎ndakiler de O’na kulluk etmekten büyüklenmezler. O’nu tesbih ederler. O’na secde ederler.


    Suat Y‎ld‎r‎m : Rab’bine yak‎n melekler O’na kulluk ve ibadet etmekten asla kibirlenmez, hep O’nu tenzih eder ve yaln‎z O’na secde ederler.


    Süleyman Ate‏ : Rabbinin yan‎nda olanlar, büyüklük taslay‎p O'na kulluktan geri kalmazlar, (dâimâ) O'nu tesbih ederler ve O'na secde ederler.


    Tefhim-ul Kuran : Hiç ‏üphesiz Rabbinin kat‎nda olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu tesbih ederler ve yaln‎z O'na secde ederler.


    ـmit قim‏ek : Rabbinin kat‎ndakiler Ona kulluk etmekten yüksünmezler; Onu tesbih eder, Ona secde ederler.


    Ya‏ar Nuri ضztürk : Rabbinin kat‎nda olanlar, büyüklük taslay‎p O'na kulluktan yüz çevirmezler; O'nu tespih ederler ve yaln‎z O'na secde ederler.

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]




     


  9. [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    A'RÂF Suresinin Arapça yazılışı
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]








     
    Moderatör tarafından düzenlendi: 31 May 2013
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş