KüçükKavak Köyü Ağıt, Köy Kavgasında Ölenlerin Arkasında Yapılan Ağıtlar, Köy Muhtar Kavgasında ölen

zahide 5 Haz 2009

Son Konular

  1. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    211,264
    1,909
    38


    KÜÇÜKKAVAK KÖYÜNE AĞIT


    Yöre: Mucur
    Kaynaklar
    Ağıt-1: Baki Yaşa Altınok
    Ağıt-2: Meryem Çalışır
    Ağıt-3: Ahmet Kaya (Rahmanlar köyünden) / Derleyen: Mazhar Dündar
    Şiir-4: Abdullah Altınok (köye ağıt değil, köy ve köylüler hakkında bir destan)

    Küçükkavak, Anadolu bozkırının ortasında yer almış, tarihi çok eskilere dayanan tipik bir Türkmen köyüdür. 20 Şevval 670 tarihli Recep oğlu Ali'deki bir vakıfnameden Güçiki-Kavak adıyla Selçuklular döneminde Caca Bey vakfiyelerinin, Kırşehir'e bağlı emlak ve arazileri içinde olduğu bildirilmektedir.

    Bağlı olduğu Mucur ilçesine 10, Kırşehir iline 20 kilometre uzaklıkta, bir yamaca serpiştirilmiş kerpiçten evleriyle; bağları, bostanları, sarı başaklı tarlalarıyla; koyunları, kuzularıyla; kara yağız insanları, hamarat kadınlarıyla yüzyıllarca yörede sevilmiş, saygı görmüş bir Anadolu köyüdür Küçükkavak. Anadolu Türkmen geleneği bu köyde, bütün güzelliğiyle yaşamaktadır. Yardımlaşması, dayanışması, konukseverliğiyle herkesin dilindedir. Dargınlığın, düşmanlığın olmadığı bir köydür Küçükkavak.

    İşte bu güzelim köyde, 1975 yılının 23 Nisan gününde öyle bir olay olur ki, duyan inanmak istemez. Toplumda sıkça görülen muhtarlık, minibüs işletmeciliği, kır bekçiliği anlaşmazlığı bu köye de bulaşmıştır. Tartışma ile başlayan kavga, giderek silahların konuştuğu bir ortama sürüklenir. Muhtar Şükrü Fidan, Sait Aykurt ve oğulları Fevzi ile Yüksel Aykurt, vurularak öldürülür. Birçok kişi yaralanır. İlçe, olaya el koyar. Köye bir jandarma karakolu kurulur. Köye girişler kapatılır. Olay, TRT'nin akşam haberlerinde bütün yurtta duyulur. O günden sonra, bu olayın etkisinden kurtulamayan köy halkı, yurtlarını terkeder. Başta Kırşehir olmak üzere değişik yerlere göçer. Köy, viraneye döner. Üç beş hane ile yaşamını sürdürür.

    Baki Yaşa Altınok, doğup büyüdüğü köyünün viran olması karşısında, duygularını şöyle dizelere döker:

    Küçükkavak köyüne varamaz olduk
    Anınca gözümüz olur bir ırmak
    Beraber yaşardık göremez olduk

    Bir yalnızlık çökmüş toprağa taşa
    Küçükkavak yandı gitti ateşe

    Birlikte yaşardık mutlu yanyana
    Hiç zarar gelmezdi bir tek insana
    Tertemiz köy idi bulandı kana

    Bir anda her taraf döndü savaşa
    Küçükkavak yandı gitti ateşe

    Ağaçlar devrilmiş bağlar bozulmuş
    Sürü sürü davarları yozulmuş
    Gürül gürül akan pınar soğulmuş

    Aklı olan insan yana tutuşa
    Küçükkavak yandı gitti ateşe

    Kimi göçün çekmiş gitmiş bir yere
    Yıkılmış evleri harap virane
    Görünce gönlümüz olur divane

    Anınca her zaman ağlıyor Yaşa
    Küçükkavak yandı gitti ateşe

    Küçükkavak köyünde meydana gelen olayda babası ve iki kardeşini yitiren Meryem Çalışır, babasının ve iki genç kardeşinin acı ölümüne şu ağıdı yakmıştır:

    Duman durmuş Küçükkavak düzün
    Kurtlar girmiş beybabamın yozuna
    Kara haber çabuk ulaşır derler
    Tez ulaştı Kuruağıl'da kızıma

    Viran kalmış cömert babamın evi
    Görmüş söylememiş akraban Veli
    Yüzüne gülen de düşman çoğumuş
    Üstüne şahit olmuş enişten Ali

    Kolunda saatini verin hayıra
    Ahırdan malını çekin pazara
    Hanımın Emine tutuldu derde
    Yetim yavrularını kimler kayıra

    Nasıl girem beybabamın evine
    Yetim kalmış Ferzi'min bir tek Emine
    Evinde otursun ere gitmesin
    Benden selam söylen Döndü geline

    Vurulmuş yatmış Sarı Hüseyin'in düzüne
    Kurşun yemiş ciğerinin közüne
    Nereye gidiyon gara Yüksel'im
    Kim bakacak dört aylık Hakkı kuzuna

    Budamış bağını Yüksel'im yememiş üzümü
    Doktorla bulduydun bir çift kuzunu
    Sen gel Hakkı ile Fadime'yin üstüne
    Kurbanlar vereyim sürüyünen yozunu

    Yüksel'imin bıyığı altın sarısı
    Düşmanlar vurmuş da akşam yarısı
    Nasıl kıydınız da zalim düşmanlar
    Daha dört aylıktı körpe yavrusu

    Başımı koydum da gurbet taşına
    Gel gardaşım düğme dikem döşüne
    Ölenecek ben bu derdi çekerim
    Ele düğün bayram bize boşuna

    Üğrünü üğrünü üç dal yıkılmış
    İki gardaşımın beli bükülmüş
    Yirmi sekizinde yiğit Yüksel'im
    Gara saçın salacaya dökülmüş

    Ahırda malları sahipsiz durur
    Yarın genç gelinler oğlan doğurur
    Kimse tutmaz üç yiğidin yerini
    Ad koyarlar Sait Ferzi Yüksel çağırır

    Koca ağ odayın kıymeti yokmuş
    Ekmeğini yiyenler düşmanlık etmiş
    Başucunda ağlar körpe kuzular
    Al yanaklı Meryem'in sararmış solmuş

    Kurban olam pancarıyın suyuna
    Ağlayarak düştüm köprü yoluna
    Küçükkavak derler bir kanlı köymüş
    Yedi bayram kına yakmam elime

    Kerpiçtendir avlumuzun yapısı
    Kitli kaldı ağ odayın kapısı
    Bu dert bana ölenecek dert olur
    Ferzi'min gelmedi Mehmet dayısı

    Ferzi'm giyinmiş de bir yeşil kisbet
    Usul boylu Yüksel'ime yakışır asbap
    Düşman kin eylemiş atar kurşunu
    İki oğlan bir babaya ölmekmiş kısmet

    Kızılırmak akar akar durulur
    Deli gönlüm ağlar ağlar yorulur
    Neriye gidiyon hey yetim Ferzi'm
    Bir tek Emine'yin boynu burulur

    Kızılırmak suyu çağlayıp akar
    Yelebir kekili gözleri bakar
    Düşmanlar kudurmuş anamın oğlu
    Taze fidanları kökünden yıkar

    Radyo gazeteler yazdı ismini
    Teyiplere verdim soyka sesimi
    Duyan ahbaplar da yansın ağlasın
    Burada bitirdim dertli sözümü

    Ağlayı ağlayı yanıp söylerim
    Talihsiz Meryem'im buymuş kaderim

    Küçükkavak köyüne destan yazanlardan biri de komşu Rahmalar köyünde oturan Ahmet Kaya'dır. 25 Nisan 1975'de yazılan aşağıya aldığımız bu destan, Karakuyu köyünde Mazhar Dündar tarafından destanı yazanın ağzından kasete kaydedilmiştir.

    Acı haber geldi duyuldu bize
    Küçükkavak hadisesin anlatam size
    Bir figan düştü de dağlara düze
    Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak

    Küçükkavak kazamıza aralı
    Dört tane ölü var beşi yaralı
    Yetişin imdada kaymakam vali
    Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak

    Şükrü öldü de Ramazan canlı
    Bozuldu bu köyün kalmadı tadı
    Dul kalmış gelinler yapar ağıdı
    Duyun kan ağlıyor şu Küçük Kavak

    Kafadan yaralı çırpınır Duran
    Soruyom bilen yok kim imiş vuran
    Yeminler veriyom söylemez gören
    Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak

    Ümit kurşun yemiş ince belinden
    Bilmem nasıl kurtulmuştur ölümden
    Ayakta yaralı Neşet elinden
    Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak

    Bir evde üç ölü biri yaralı
    Bilmeyenler sorar bunlar nereli
    Kime ne deyim ki bizim oralı
    Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak

    Kimi göç eylemiş gider kazaya
    Suçlu suçsuz uğramışlar cezaya
    Canlar mı dayanır kara yazıya
    Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak

    Pazara döküldü davarlar mallar
    Duyanlar sözümden bir ibret anlar
    Nasıl can verdi de o nazik tenler
    Duyun kan ağlıyor şu Küçük Kavak

    Akşam üstü tabancalar patlıyor
    Kurşun yiyen pamuk gibi hotluyor
    Jandarmalar gelmiş kapçık topluyor
    Duyun kan ağlıyor şu Küçük Kavak

    Çok uzatmaz Ahmet sözünü bağlar
    Duymuş da analar bacılar ağlar
    Kader ilahi de bir yazı yazar
    Duyun kan ağlıyor şu Küçükkavak

    Abdullah Altmok, Küçükkavak köyünde doğdu, büyüdü. Memur oldu, yurdun çeşitli yerlerinde görev yaptı. Köyünün insanlarını hep içinde yaşattı. Saydığı, sevdiği insanların birer birer bu dünyadan ayrılışları, onun hiç bir zaman belleğinden silinmedi. Bu insanlardan bazılarının yaşam tarzlarını, espirilerini, aşağıdaki dörtlüklere döktü:

    Köyüm Küçükkavak tozlu yolları
    Bir ömür tüketen garip halları
    Anlatayım devrilen çınarları
    Dallar yaprağını döktü de gitti

    Çok gıt hatırlarım zatı geçmişi
    Aşık Veysel gibi tütün içişi
    Evladının peşinde göçtü bu kişi
    Arif'a Ali'ye yandı da gitti

    Çay yolunda bağ beklerdi bir dede
    Atının önüne çıkana lira vermede
    Tez gömdüler Murad'ım görmede
    Mernmet Kâ hayalle avundu gitti

    Boyu ufacıktı sevimli zattı
    Kızı Fati ile çok sığır güttü
    Kırşehir'de valiyi elde etti
    Aşır'a Yurum'a küstü de gitti

    Babayiğit ama hep karnı açtı
    Bir paket türüne tarlayı sattı
    İççim Sultan'a da çok dayak attı
    Koca Hüseyin kör pişman utandı gitti

    Talih kuşu omuzuna konmadı
    Ne motoru ne kendisi onmadı
    Elif bacıyla az Çin askeri kırmadı
    Paslı da Mustafa'sına güvendi gitti

    Vakti zamanında seferberlikmiş
    Askerdeyken Emin'ini kaybetmiş
    Herkes düzde yorar o gende gitmiş
    Ali Çavuş eşekten düştü de gitti

    Maraşalım derdi saçları aktı
    Su içer dedikçe depeye dikti
    Alamadı Haçça'yı boynunu büktü
    Hacasan boş aşka aldandı gitti

    Tarlası satıldı çifti bozuldu
    Oğlunun tornunun sözüne uydu
    Otuz yıllık sakal kökten toz oldu
    Apisef İstanbul'u tattı da gitti

    Çok iyi komşuydu hem de neşeli
    İncitmez kimseyi açıktı eli
    Cahiller elinde yetti eceli
    Bâ Gardaş iki oğlunu aldı da gitti

    Felek güldürmedi ağladı durdu
    Genç oğullarını toprağa verdi
    Yatalaktı her yanını dert sardı
    Karagıcık deriye sarıldı gitti

    Oğlu Sülük askerde vefat etti
    Felek Şahan'ının belini büktü
    Kamil'i kayboldu karı terketti
    Sali'a kafirim billa dedi de gitti

    Hep doğru söylerdi gerçek biçerdi
    Kuru ekmek yer soğuk su içerdi
    sen yıllık ömrünü taşla geçirdi
    Daşçı Osman inadını etti de gitti

    Kadir olmaz konuşulan her lafa
    Yareninde göremedi bir vefa
    Yürürken tepçirdi Dişsiz Mustafa
    Tabutunu dört el tuttu da gitti

    Köyün zenginiydi şu Omar Ağa
    Güneşlerde sırtını verir toprağa
    Az da olsa tereyağla kaymağa
    Pekala dilini bandı da gitti

    Misafir severdi hanesi şendi
    Şekure bibiye karavrat derdi
    Yenildi acıya bir nüzul indi
    Aptulla Çavuş'un eli titredi gitti

    Öküzleri karısından kıymetli
    Ev damı dolabı asma kilitli
    Yürüceğe göçtü şu Koca Veli
    Hacı Omar'a kız olaydın dedi de gitti

    Hoş sohbet adamdı aldım destana
    Kır bekçisi durdu bağa bostana
    Beş karı az geldi Abit Osman'a
    Gök göz bıyığını domalttı gitti

    Düzgün yaşadı hiç düşmedi acıya
    Değer verdi eşyasına çocuğa
    Yusuf Emmi kıymazdı Döne Bacıya
    Mesela efendime söyleyim dedi de gitti

    Bir gece eşeğini hırsız götürdü
    Hüsne ebenin üstüne ferik getirdi
    Tuz yollarında ömrünü bitirdi
    Topal Abbas yüksekten uçtu da gitti

    Şu çarpık düzenin tufanı bastı
    Dünyaya darıldı talihe küstü
    Şevket de sonunda kendini astı
    Velhasıl ocaklar battı da gitti

    Her gideni yazmak gerek değildir
    Saygı duydum yazdım yermek değildir
    Gayem isimleri vermek değildir
    Daha niceleri rahmete gitti

    Hepsi çile çekti kendi nalınca
    Ersinler huzura cennet bulunca
    Bizler bir gün kara toprak olunca
    Derler ki Abdullah yazdı da gitti

    Cevat Hakkı Tarım, Tarihte Kırşehir, 1958, S. 48.
    Meryem Çalışır, Kırşehir, Kuruağıl Köyü, 1948 Doğ. İlkokul.
    Ahmet Kaya, Mucur, Rahmalar Köyü, derleyen Mazhar Dündar, Mucur, Karakuyu Köyü, 1954 Doğ. Lise,
    Abdullah Altınok, Mucur, Küçük Kavak Köyü, 1950 Doğ. Lise.

    Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, Destanları, Ağıtları - Baki Yaşa Altınok, Oba Yay., Mayıs 2003, s. 423-432
     
  2. naciye

    naciye ÜYE

    191
    0
    0


    Ynt: KüçükKavak Köyü Ağıt,

    ayy yha :-\ üzücü var demekki böyle köylerdende agitlar yazip okuyan :'(
     
  3. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    211,264
    1,909
    38


    yeniden bakılsın
     
  4. arnavutali

    arnavutali ÜYE

    1,825
    0
    0


    ELİNE YÜREĞİNE SAĞLIK ÇOK GÜZEL AĞITLARDI[​IMG]
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş