İsa İnasan idi,Onu Tapılmaz

EFSANE GENC 6 Tem 2019

Konu etiketleri:
  1. EFSANE GENC

    EFSANE GENC ÜYE

    310
    6
    0


    ÎSÂ İNSAN İDİ, ONA TAPILMAZ


    [Tam ilmihâl (Saadet-i Ebediyye) kitabının birinci kısm doksanikinci maddesinde diyor ki:

    Resûlullah efendimize, Necrândan bir hıristiyan hey'eti gelmişti. Necrân, Hicâz ile Yemen arasında bir şehirdir. Bunlar, altmış süvârî olup, içlerinden yirmidördü büyükleri idi. Bunların içinde de, üçü en büyükleri idi. Reîsleri, Abdülmesîh idi. İçlerinden Ebûlhâris bin Alkama, en âlimleri idi. Âhır zaman Peygamberinin alâmetlerini İncîlde okumuş idi. Fakat, dünya mevkı'ini, şöhretini sevdiği için, müslüman olmuyordu. Çünki, ilmi ile meşhûr olup, kayserlerden ikrâm görür, birçok kiliselere emir verirdi. Medîneye gelip, ikindi namazından sonra, Mescid-i şerife girdiler. Üzerlerinde süslü papaz elbiseleri vardı. O sırada, onların da namaz vakti gelmiş olduğundan, Mescid-i şerifte namaza kalkmışlar, Resûlullah de, (Bırakınız kılsınlar) buyurmuştu. Şarka doğru kıldılar. Üç büyükleri konuşmaya başladı. Söz arasında, Îsâ için, bâzan Allah diyorlar, bâzan Allahın oğlu, bâzan da, üç tanrıdan biri diyorlardı. Allah demelerine sebep, ölüleri diriltir, hastaları iyi ederdi. Gaybları haber verir, çamurdan kuş yapıp üfleyince uçardı diyorlardı. Allahın oğlu olduğuna sebep, belli bir babası olmaması idi. Üçten birisi olmasına sebep de, Allah (Yaptık, yarattık) diyor. Eğer bir olsaydı, (Yaptım, yarattım) derdi diyorlardı. Resûlullah , bunları dîne dâvet etti. Birkaç âyet-i kerime okudu. Îmana gelmediler. (Biz senden önce îman ettik) dediler. Resûlullah , (Yalan söylüyorsunuz! Allahın oğlu var diyenin îmanı olmaz) buyurdu. Allahın oğlu değilse, o hâlde bunun babası kim, dediler.

    Resûlullah buyurdu ki: Bilmiyor musunuz? Allahü teâlâ, hiç ölmez ve herşeyi varlıkta tutan Odur. Îsâ aleyhisselâm ise, yok idi ve yok olacaktır.

    Onlar - Evet biliyoruz.

    Resûlullah - Bilmiyor musunuz, babasına benzemiyen hiçbir yavru var mı?

    Onlar - Her yavru babasına benzer. [Koyun yavrusu, koyuna benzer.]

    Resûlullah - Bilmiyor musunuz, Rabbimiz herşeyi yaratıyor, büyütüyor, besliyor. Hâlbuki Îsâ, bunların birini yapmıyordu.

    Onlar - Evet, yapmıyordu.

    Resûlullah - Rabbimiz, Îsâ aleyhisselâmı dilediği gibi yarattı değil mi?

    Onlar - Evet, yarattı.

    Resûlullah - Rabbimiz yimez, içmez. Onda değişiklik olmaz. Bunu da biliyor musunuz?

    Onlar - Evet, biliyoruz.

    Resûlullah - Îsâ aleyhisselâmın anası var idi. O, her çocuk gibi dünyaya geldi. Onlar gibi beslendi. Yir, içer, zararlı maddeleri kendinden atardı. Bunu da biliyorsunuz değil mi?

    Onlar - Evet, biliyoruz.

    Resûlullah - O hâlde, Îsâ aleyhisselâm, zannettiğiniz gibi nasıl olur?

    Onlar, birşey diyemeyip, sustular. Biraz sonra:

    Yâ Muhammed! Sen Îsânın (Allahın kelîmesi ve Ondan bir ruh) olduğunu söylemiyor musun, dediler.

    Resûlullah - Evet, buyurdu.

    Onlar - Eh, bu da bize yetişir deyip, inat ettiler.

    Bunun üzerine, Allahü teâlâ, onları mübâheleye çağırmasını emretti. Resûlullah de, bana inanmıyorsanız, gelin sizinle mübâhele edelim. Yâni (Hangimiz zâlim isek, yalancı isek, Allahü teâlâ ona lânet etsin diyelim!) buyurdu. Allahü teâlânın bu emri, Âl-i imrân sûresinin, altmışbirinci âyet-i kerimesinde bildirilmektedir. Seyyid dedikleri Şerhabîl, bunları toplayıp, (Bunun Peygamber olduğu, herşeyinden anlaşılıyor. Bununla mübâhele edersek, ne biz kurtuluruz, ne de, bizden sonra gelenlerimiz kurtulur. Muhakkak bir belâya uğrarız!) dedi. Mübâhele etmekten kaçındılar ve (Yâ Muhammed ! Senden râzıyız. Ne istersen sana verelim. Eshâbından bir emîn kimseyi bizimle berâber gönder, vergilerimizi ona verelim!) dediler.

    Peygamberimiz (Gayet emîn bir kimseyi sizinle gönderirim) buyurdu. Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân”, emîn olarak kimin şerefleneceğini merâk ediyorlardı. Resûlullah (Kalk yâ Ebâ Ubeyde!) buyurdu. (Ümmetimin emîni budur), diyerek onlarla berâber gönderdi.

    Sulh şartı şöyle idi: Her sene, ikibin elbise vereceklerdi. Bini Receb, bini de Safer ayında teslim edilecekti. Her elbise ile de, kırk dirhem [135 gram] gümüş verilecekti. Reîsleri Abdülmesîh ile seyyidleri Şerhabîl, sonradan müslüman olup, Resûlullahın hizmetinde bulunmakla şereflendiler.

    Hıristiyanların, her lisana terceme ederek, her memlekete yaydıkları, (Kitap-ı Mukaddes)in, ahd-i atîk kısmının, (Tesniyye) kitabının, altıncı bâbı, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci âyetlerinde diyor ki, (Ey İsrâîl, dinle! Allahımız, Rabbimiz birdir. Bu sözüm kalbine yerleşsin. Oğullarına da dikkatlice öğret!)

    (Eş'iyâ) kitabının, kırkbeşinci bâbının beşinci ve altıncı âyetlerinde diyor ki, (Rab, benim. Benden başka Rab yoktur. Benden başka ilah yoktur. Şarkta ve garbda olanlar, benden gayrı olmadığını bileler. Rab, benim. Benden başka yoktur.)

    Yirmiikinci âyetinde diyor ki, (Hepiniz bana ibâdet ediniz! Allah, benim ve benden gayri yoktur.)

    Kırkaltıncı bâbının dokuzuncu âyetinde diyor ki, (Allah, benim ve gayrı yoktur. Ben Allahım. Benim nazîrim, bana benziyen, hiçbirşey yoktur.) Hıristiyanların ellerinde bulunan mukaddes kitapları, (Allah birdir. Ona benziyen hiçbirşey yoktur) diyor. Onlar ise, (Îsâ, Allahdır. Allahın oğludur) diyorlar. Kendi kitaplarını, kendileri inkâr ediyorlar. Allahü teâlâ, onlara akıl ve insâf versin! Hakîkati, doğruyu anlamak nasip eylesin. Aldanmasınlar ve herkesi aldatmaktan vazgeçsinler!
     
  2. S£V®

    S£V® süper moderatör Site Yetkilisi Süper Moderatör

    186,365
    3,030
    36
  3. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    210,201
    1,898
    38


    Teşekkürler sağ ol ali güzel yazılar,
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş