İlim Bahsi hakkında islami dini yazı örnekleri, yeni eklenen özel güzel dini yazılar

EFSANE GENC 6 Tem 2019

Konu etiketleri:
  1. EFSANE GENC

    EFSANE GENC tasarımcı Tasarımcı

    358
    11
    0


    İLİM BAHSİ


    Hıristiyanlar, Allahü teâlânın ilmi husûsunda, (Allahü teâlâ eşyayı bilicidir) demekle berâber, Ona çeşidli şekllerde de, cehâlet isnâd etmektedirler. Çünki, tahrîf olunmadığını iddiâ ettikleri ve hâlen kiliselerde okunan Kitap-ı Mukaddesin, Ahd-i atîk kısmında, tekvînin birinci bâbında, (Allahü teâlâ birinci semayı yâni gökleri ve yeri yarattı. Yer ıssız ve boş ve karanlık idi. Işık olsun dedi. Işık oldu. Allah ışığın güzel olduğunu gördü. Allah göğü ve yeri yarattı. İyi ve güzel olduğunu gördü... Sonra şunu yarattı, güzel, iyi olduğunu gördü, sonra şunu, sonra şunu....) demektedir.

    [Ey hıristiyanlar!] İnsâf ediniz. Bir mühendis, bir binâ inşâ etmek istese, önceden düşünmez, o binânın güzel veya çirkin olacağını bilmezse, o binâyı yapmaya başlar mı? Elbette başlamaz. [Bugün de, herhangi bir binâ inşâ edilmeden önce, bir mi'mâr o binânın güzel ve düzgün olması için evvelâ bir plân çizer. Bu plânda, o binânın bütün müştemilâtının ölçülerini bildirir. Binâ o plâna göre yapılır. Gelişi güzel yığılmış çimento, taş, kum ve tuğla ile, muntazam bir binâ meydana gelir mi? Elinde hiçbir plân olmadan binâ yaptıran görülmüş müdür?] Allahü teâlânın, [hâşâ] âciz bir kulu olan mühendis kadar da ilmi yok mudur?

    Ahd-i atîkte, tekvînin altıncı bâbının beşinci âyet ve devamında Allahü teâlâ için, (Rab gördü ki, yeryüzünde insanın kötülüğü çoğaldı. Yeryüzünde insanı yarattığına pişman oldu ve yüreğinde acı duydu ve Rab, yarattığım insanı ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını yeryüzünden sileceğim. Çünki onları yarattığıma pişman oldum dedi) denilmektedir. Ayrıca, Allahü teâlânın Nuh aleyhisselâma bir gemi yapmasını ve kendisine tâbi olanlarla berâber bu gemide sâkin olmasını emrettiği, gemiye binenlerden başka yeryüzünde bütün insanları ve hayat sahibi herşeyi yok ettiği ve kırk gün kırk gece yağmur yağıp tûfan olduğu ve sonra durduğu, Allahü teâlânın ise, Nuh aleyhisselâmı yüzelli gün sonra hâtırladığı, yine tekvînin yedinci ve sekizinci bâblarında yazılıdır.

    İnsâf etmelidir ki, ahmak bir kimse, büyük bir iş yapmış olsa, kırk yıl geçse dahî onu unutmaz. Bütün âlemlerin yaratıcısı olan Allahü teâlâ, Nuh aleyhisselâmı ve onunla berâber olanları, acaba nasıl unutabilir. Hıristiyanların Allahü teâlâya isnâd ettikleri cehâletin haddi ve hesabı yoktur.

    Müslümanların îtikatına ve kelâm âlimlerinin bildirdiklerine göre, Allahü teâlâ geçmiş ve gelecek herşeyi, her ân bilicidir. O şey, gerek mevcut, gerek ma'dûm, gerek mümkin, gerek mümteni' olsun, Allahü teâlâ onu bilicidir. Allahü teâlânın ilminin dışında zerre miktârı birşey yoktur. Müslümanlar, bunun böyle olduğunu pek çok aklî delîller ile isbât etmişlerdir.

    Allahü teâlânın fiilleri, muhkemdir. Bozukluk ve eksiklikten uzaktır. Her yarattığı şeyde birçok faydalar ve hikmetler vardır. Fiili sâbit ve muhkem olan bir zat, elbette ki âlemin yaratıcısıdır. Bir kimse, semavât ve arzdaki nizâmı ve intizâmı, göklerin yoktan yaratılmasını, maddelerde olan hâssa ve cevherleri, çeşid çeşid meyveleri, sebzeleri, bitkileri, madenleri, sınıf sınıf hayvanları görünce, Allahü teâlânın fiillerinin sâbit ve muhkem olduğunu anlar. Tefekkür edilince, bunların belli bir nizâm ve ahkâm üzerine yaratılmış olmasında, beşer aklı hayrette kalır. Akıl, Allahü teâlânın yarattığı bu âlemdeki çok şeyleri idrâktan, âciz kalmaktadır.

    [İnsan daha çocukken, etrâfında gördüğü eşyanın nereden geldiğini araştırmaya başlar. Çocuk büyüdükce, üzerinde yaşamakta olduğu bu dünyanın nasıl muazzam bir eser olduğunu anlıyarak, hayretten hayrete düşer. Hele yüksek tahsîlini yaparak, her gün etrâfında görülen bütün bu eşya ve mahlûkların inceliklerini öğrenmeye başlayınca, hayreti, hayranlığa dönüşür. İnsanların, büyük bir sür'at ile fezâda tek başına dönmekte olan, içerisi ateş dolu, toparlak (iki kutbu biraz basık) bir küre üzerinde, sırf yer çekimi kuvveti ile kalabilerek yaşaması, ne büyük bir mucizedir. Yâ etrâfımızdaki dağlar, taşlar, denizler, canlı varlıklar, nebâtlar, nasıl bir büyük kudret sâyesinde meydana gelebilmekte, gelişmekte ve dürlü dürlü hâssalar göstermektedir. Hayvanların bir kısmı toprak üstünde yürürken, bir kısmı havâda uçar ve bir kısmı su içinde yaşar. Üzerimize ışıklarını gönderen güneş, düşünebileceğimiz en yüksek harâreti sağlar ve nebâtların yetişmesini, bazılarının içinde ise, kimyevî değişiklikler yaparak, un, şeker ve daha nice maddelerin meydana gelmesini te'mîn eder. Hâlbuki biliyoruz ki, yer küremiz, kâinât içinde ufacık bir varlıktır. Güneşin etrâfında dönen seyyârelerden meydana gelen ve içinde dünyamızın da bulunduğu güneş sistemi, kâinât içinde bulunan ve sayısı bilinmeyen pek çok sistemlerden biridir. Kâinâtın kuvvet ve gücünü îzâh için, bir küçük misâl verelim: İnsanların en son elde ettikleri muazzam enerji kaynağı, atomları parçalıyarak meydana çıkardıkları atom enerjisidir. Hâlbuki, insanların “en büyük enerji kaynağı” saydıkları atom bombasının enerjisi, büyük yer sarsıntılarında ortaya çıkan enerji ile karşılaştırılacak olursa, bu enerjinin, on binlerce atom bombası enerjisinden daha fazla olduğu görülür.

    İnsan, kendi vücûdunun ne muazzam bir fabrika ve laboratuvar olduğunun farkına varmaz. Hâlbuki, yalnız nefes alıp vermek bile, muazzam bir kimyâ hâdisesidir. Havadan alınan oksijen, vücûdda yakıldıktan sonra, karbon dioksid hâlinde dışarı çıkarılır.

    Sindirim (hazım) sistemi ise, muazzam bir fabrikadır. Ağızla alınan gıdâ maddeleri ve içecekler, mi'de ve bağırsaklarda parçalanıp işlendikten sonra, vücûda faydalı olan kısmı, ince bağırsaklarda süzülerek kana karışmakta ve posası dışarı atılmaktadır. Bu muazzam hâdise, otomatik olarak ve büyük bir intizam ile yapılmakta, vücûd bir fabrika gibi işlemektedir.]

    Bunların tafsîlatını anlatmaya defter ve kalem kâfî gelmez. Astronomi, anatomi, yâni ilm-i teşrîh, zooloji ve botanik yâni hayvânat ve nebâtatı inceleyen ilimlerde âlim olanlara, bu husûs güneşten daha açıktır. [İşte bütün bunları yaratan pek muazzam bir kudret sahibi olan, hiç değişmeyen ve sonsuz var olan yaratıcı “ALLAHÜ TEÂL”dır.]

    Bilhâssa Evliyâ-i kirâma, yâni ruhlar âleminde yükselmiş olanlara, Allahü teâlânın fiillerinin ne kadar muhkem ve muntazam olduğu, gayet âşikârdır, açıktır. Muhkem ve muntazam işler ise, o işleri yapanın ilminin yüksekliğine delâlet eder. Şöyle ki, bir kimse çok güzel bir yazı görse, bundan onu yazanın hat sanatındaki mehâret ve ilminin yüksekliğini anlar. Nitekim, Bekara sûresinin yüzaltmışdördüncü âyetinde meâlen: (Muhakkak ki, [yıldızlarla süslü] göklerin ve [dağlar, denizler ve nebâtât vb. ile süslü] Arzın yaratılışında, gece ve gündüzün birbirini tâkîbinde, [insanları ve] insanlara faydalı olan şeyleri denizde götürüp giden gemilerde; yeryüzü kuruduktan sonra, Allahü teâlânın gökten yağmur indirerek nebâtâtı diriltmesinde, o Arz üzerinde, her dürlü hayvânâtı yaymasında, rüzgârları her taraftan estirmesinde, sema ile Arz arasında bulutların, Allahü teâlânın emir ve hükmü ile gitmesinde, akıl, fikir ve nazar sahibi olanlar için, Allahü teâlânın kudret ve azametine delîller ve ibretler vardır) buyurulmuştur. Fussilet sûresinin elliüçüncü âyetinde meâlen: (Biz onlara [Mekke halkına], gerek âfâkta [göklerde ve yerde], gerek kendi nefslerinde [yaratılışlarının latîfliğinde ve benzersizliğinde, kudretimize delâlet eden] âyetlerimizi [güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, rüzgâr, yağmur, insanın ana rahminde, uzvlarının teşekkülü vb.] göstereceğiz. Nihâyet Onun [Kur'an-ı kerimin ve Resûlullahın] söylediği şeyin hak olduğu, kendilerine zâhir olacaktır) buyurulmuştur.

    Bu âyet-i kerimelerde bildirilen, âfâktaki âyetlerden, yâni yeryüzünde Allahü teâlânın kudretini gösteren alâmetlerden murâd, gökler, yıldızlar, gece, gündüz, güneşin şuâları, karanlık, gölge, anâsır-ı erbe'a [su, ateş, toprak ve hava] gibi, Allahü teâlânın kudretine delâlet eden şeylerdir. Enfüsteki yâni insanın kendindeki âyetlerden [alâmetlerden] murâd, ana rahminde çocuğun âzalarının teşekkülü, [havadan alınan oksijenin, vücûdda yakıldıktan sonra, karbondioksid gazı olarak dışarı çıkarılması, ağız ile alınan gıda maddeleri ve içeceklerin parçalanıp hazm olduktan [öğütüldükten] sonra, vücûda faydalı kısmının bağırsaklarda süzülerek kana karışması ve posasının dışarı atılması, kalbin çalışması, böbreklerin kandaki zararlı maddeleri süzmesi.... vs. gibi muazzam hâdiselerin otomatik olarak ve büyük bir intizâm ile yapılması] gibi şeylerdir. Bu âyet-i kerimelerde, âfâkî ve enfûsî delîllerin bildirilmesinin hikmeti, kulların, zıddı ve misli olmaktan münezzeh, her şeyi bilen, hikmet sahibi ve her şeye kâdir olan Allahü teâlânın varlığını bilmeleri, [Ona îman ve ibâdet etmeleri] içindir. Kısaca, bu mükemmel ve muntazam fiiller, bunların fâili, yaratıcısı olan, Allahü teâlânın ilminin ve kudretinin kemâline delâlet etmektedir. Kelâm âlimleri bunu çeşidli delîller ile isbât etmişlerdir. Meselâ:

    1 - Allahü teâlâ mücerreddir. Yâni cism değildir, [Madde değildir. Element değildir. Karışım, bileşik değildir. Sayılı değildir. Ölçülemez. Hesap edilemez. Onda değişiklik olmaz. Mekânlı değildir. Bir yerde değildir. Zamanlı değildir. Öncesi, sonrası, önü arkası, altı üstü, sağı solu yoktur. Bunun için, insan düşüncesi, insan bilgisi, insan aklı, Onun hiçbirşeyini anlıyamaz.] Mücerred olan da, her şeyi bilir.

    2 - Zâtı, âlî [yüce] olan Allahü teâlâ, kendi zâtını bilir. Böyle olan bir hâlık [yaratıcı], kendinden başkasını da bilir. İnsanın bilmesi demek, zâtı ile kâim olan şeylerin, asllarının, maddeden mücerred olan mahiyetlerinin zihinde hâsıl olmasıdır. Allahü teâlâ için meçhûl olan hiçbir şey yoktur. Kendi zâtının mahiyetini, künhünü bilir. Kendini bilenin, kendinden başkasını da bileceği sâbittir.

    Allahü teâlâ, kendinden başka herşeyi, vâsıtalı veya vâsıtasız olarak yaratmıştır. Mahlûkları bilmek, bir yaratıcının var olduğunu bilmeyi Îcap ettirir.
     
  2. S£V®

    S£V® süper moderatör Site Yetkilisi Süper Moderatör

    197,973
    3,092
    36
  3. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    213,567
    1,937
    38


    Teşekkürler sağ ol ali güzel yazılar,
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş