Emirdağ ve Keskin ağıtları Karşılaştırması, Emirdağ ağıtları, Hasan Ulusoy Keskinve Emirdağ Yöresi A

zahide 14 May 2012

  1. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    193,652
    1,396
    38


    KESKİN VE EMİRDAĞ YÖRESİ AĞITLARI **
    HASAN ULUSOY *


    Ağıtlar, Anadolu insanının derdine ağlayan, onların derdini eriten, onlara rahatlık veren, duyguların kelimelere, cümlelere döküldüğü şaheserlerdir…
    Ağıtlarda, görmesini bilenlere çok şeyler gösterilir…Herkesin hissesi olur… Cenâzeevlerinde dertler ortaya konur, ölenin yanısıra, herkes kendi dertlerini de mısralara döker… Ve ortaya sabır çıkar,tahammül çıkar, şükür çıkar, teselli çıkar… Velevki; tesellisi olmayan tecelli bile olsa…
    Ağıtların, Anadolu insanının duygularını en acı kelimelerin bile ifâde edemediği acıların ifâde vesîlesi olması ise ayrı bir özelliktir. Bu özellikten olacak ki, ağıtlarda, belli ölçülerde benzerlikler vardır… Kahırlanma, üzülme, tasalanma, sitem gibi ortak hislerin neticesi ortak mısralara, sıkça rastlanır
    Keskin, Kırıkkale iline bağlı bir ilçe, Emirdağ’da, Afyon iline bağlı bir ilçedir. Arada büyük mesafeler var… Ama, genelde Türkmen âşiretine mensup insanlarla meskûn bu yörelerin ağıtlarının benzerliklerini bâzı örneklerle ele almak istiyorum…
    Emirdağ yöresinin folklörünü çok iyi analiz eden ve zorlu bir şekilde yorumlayan, değerli dostum Ömer Faruk Yaldızkaya, çalışmalarını iki ayrı kitapta toplamış… Ve birer adet göndermiş… Okuduğum da, Keskin ve Emirdağ yöresi ağıtlarında fevkalâde benzerlik olduğunu gördüm… Bu durum, Milleti teşekkül ettiren hususlardan birinin duygu birliği olduğu gerçeğinin de bir ifâdesidir… Öyle ya, Keskin nere, Emirdağ nere… Televizyon yok, radyo yok, teyip yok… Ama, birbirine benzeyen duyguların kesâfet kazandığı, müşterek ağıtlar…
    Yaldızkaya’nın “Türkmen Ağıtları” kitabının doksan yedinci sayfasında, Askerde ölen bir gence karısının yaktığı ağıtta:





    Bir adı Şükrü de, bir adı usta,
    Eşim zayıf idi, olmuştur hasta,
    Yedi aylık karısı da gara yasta,
    Gurbanlar olurum, kibar beyime…






    Buna benzer bir ağıtı, Keskin de görmekteyiz. Hikayesini bilmediğim benzer mısralar şöyle:



    Ağam Bekir çavuş, namlı bir usta,
    Getmiş yaban ellere, yatalak hasta,
    Pederi kuşüm de, anası yasta,
    Sılaya da, ağam çavuş sılaya.






    Bu, şeklî benzerlik… Ama, muhtevâsında dikkat çekici bir yakınlık var… Bu iki ağıt, gurbet hayatına mahkûm insanların ağıdı… Ağlayan insanların lügat hazîneleri ile hissî bakışları birbirinin aynıdır. Şâir olanlar çok iyi bilirler; şiirde önce ayak gelir, kâfiye gelir; sonra duygunun baskını neticesinde, mısralar, beyitler, kıt’alar oluşur…
    Anadolu’da arkalı olmak çok mühimdir… Anlatırlar; köylerin birinde bir garip dövülürken, “Vay arkam vay” dermiş… Dövenler başına, döşüne, dizlerine vurdukça, yine aynı sözleri söylemiş… Bir ara, biri kızarak “Biz senin arkana vurmadığımız halde, sen vay arkam vay, diyorsun… Sen değneğin değdiği yeri bilmiyor musun?” deyince; garip, garipliğin verdiği sıkıntı ile hayıflanarak “benim arkam olsaydı, o değnekler bana değermiydi” demiş…
    Ağıtlarda böyle bir his yaşanır… Emirdağ yöresinin Yedi gardaş ağıtında bunu görmekteyiz:






    Yedi gardaş idik gazâda ünlü,
    Hep gara bıyıklı, yüzleri benli,
    Zeybek şalvarlı da, hep çuha donlu,
    Ben bu derdin, hangisine yanayım.






    Bunun bir benzeri, Kızılırmak üzerindeki köprüden gelin alayı geçerken atın ürkmesi ile dengesi bozulan köprünün yıkılması ile ırmağa dökülen gelin alayının ağıtıdır…







    Yedi gardaş idik, bindirdik ata,
    Gavimli gardaşlı geçerdik öte,
    Köprüye varınca, göz değdi ata,
    Nettin Kızılırmak, allı gelini,
    Gerdanı altınlı, benli gelini…








    Ağıtların giriş bölümünde özetle
    nen hâdisenin gönül göyündüren bölümleri, alt kıt’alardadır… Burada da, yiğitleme tarzına yakın bir hava görülür… Ama, sitem, yakınma; biraz da övünme ile karışık bir yiğitleme…







    Halil goyun güder, içi guzulu
    Ali haba giyer, golu sızılı,
    Gadir’in çocuklar, gara yazılı,
    Ben bu derdin, hangisine yanayım…







    Kızılırmak ağıtında da buna benzer motiflere rastlıyoruz:




    Gaynanası der ki, gelin gelmedi,
    Gaynatası der ki, gelesi olmadı,
    Çeyizi çok geldi, evler almadı…
    Nettin kızılırmak, allı gelini,
    Gerdanı beş karış, benli gelini









    Hacı Taşan’ın okuduğu bir ağıt vardır: Turnalara sitemle doludur. Gurbette bunalan bir Anadolu gencinin, gökyüzünde uçan turnalara söyledikleridir… O ağıtta geçen mısraların bir kaçını Emirdağlı Kâzım Ağa’nın ağıtında da görmekteyiz… Şöyledir Hacı Taşan’ın mısraları:







    Bilmem hayal gibi, bilmem düş gibi,
    Dert bağrına basmış, beni taş gibi,
    Şahin pençesinde, yavru guş gibi,






    Kâzım Ağa’nın ağıtında da bu duygulara yakın mısralar vardır:



    Ağam ata biner, şâhin guş g

    ibi,
    Geldi geçti, hayalinen düş gibi,


    . . . . . . . . . . . . . . . . . . .



    Keskin yöresi ağıtlarından bir beyit:







    Sabah oldu tan yerleri atıyor,
    Ulu guşlar, destur almış ötüyor,
    Herkes sevdiğini, almış yatıyor,







    Uyan ey derdine yandığım, garibanım uyan…
    Emirdağ Çaykışla köyünde söylenen bir ağıt:




    Sabahleyin tan yeri atıyor,
    Ulu guşlar, destan olmuş ötüyor,
    Herkes kuzusunu almış yatıyor,
    Uyan ağam uyan, derin uykudan…







    Keskin yöresinin bilinen en eski ağıtlarından biri, Mulla Memed’in ağıtıdır… Yine Hacı Taşan tarafından derlenen ve plağa okunan ağıtta:





    Her ana doğurmaz böyle Mullayı,
    Biner atına da, oynar değneği,
    Gelinler bölüşür, ganlı köyneği,
    Buldum amma, cansız imiş, neyleyim…






    Emirdağlı Emir Ağa’nın ağıtında da aynı temaları görmekteyiz. Her iki ağıtta da geçen “değnek oynamak”, cirit oyununun bir başka adıdır. Anadolu köylerinin avam kesimin, cirite verdiği isimdir… Belki de cirit denilmeden önceki isimdir.





    Emir Ağa’nın ağıtı şöyle:




    Elin düğününde oynar değneği,
    Emmisinin evi, gumun oynağı,
    Masanın altında, ganlı köyneği,
    Ganlı köyneğine, gurban olurum…






    Birbirine yakın beyitleri, mısrâları sunarken, kültürümüzün temel unsurlarını ortaya koyma gayretinde olan Ömer Faruk Yaldızkaya ve diğer aydınlarımıza şükranlarımı sunuyorum… İki uzak ilçe arasındaki gönül bağlarını, duygu birliğini ifâde eden benzerlikler…






    Keskin:
    Irmağa ektiler ala bostanı,
    Nâme gıza geydirmeyin fistanı.





    Emirdağ:
    Boz toprağa ektim, bağınan bostan,
    Gök gıza geydirmeyin alaca fistan…







    Keskin:
    Gönlü bulanıktır, değmen geline,
    Kuzum diye meler gelir evine.







    Emirdağ:
    Gelin yaralıdır, değmen etine,
    Dayanmaz oğluna, gelir evine…







    Keskin:
    Başımdan efkârım, kederim gitmez,
    Virândır ocağım, tütünüm tütmez,
    Dünya dolu gelin olsa, gız olsa,






    Nişanlım Zeyneb’in, yerini tutmaz…




    Emirdağ:
    Ateşim yanar da dumanım tütmez,
    Karlı dağlar gibi boranım bitmez,
    Dört beş tane kardeşim olsa,
    Heç biri de anamın yerini tutmaz…








    Keskin:
    Elbisem sandıkta basılı kaldı,
    Martinim duvarda asılı kaldı,
    Nişanlım sılada küsülü kaldı,
    Alınan vuruldum, ona yanarım…







    Emirdağ:
    Aldığı motoru koşulu kaldı,
    Atlarının alnı, poşulu kaldı,
    Yeni yaptığı ev, döşeli kaldı
    Eşime, eşime, Abdil eşime
    Yârime ağlarım, kendi başıma…








    Keskin:
    Ne zorumuş şu ölümün acısı,
    Yoğudu Emine’nin gardaş bacısı,
    Melek oldu Emine’nin sucusu,
    Azrail canımı aldı neyleyim,
    Herkes iyi idi, dedi ne fayda.







    Emirdağ:
    Sıfır kalır, Keziban’ın acısı,
    Hani nerde beş oğlanın büyük bacısı
    Kalmadı gayri ciğeriyin sancısı,
    Benim abam oldu, ahret yolcusu…










    Keskin:
    Keskin’den de çıktım, yıldız parladı,
    Sağımı solumu düşman bağladı,
    Çaldım tabancamı, ateş almadı,
    Yürü Duran Yürü, dostun yoğumuş







    Emirdağ:
    Attım tabancamı, ateş almadı,
    Dört yanıma baktım, kimse kalmadı,
    Hiç kimse, imdadıma gelmedi,
    İmdatlı yerlere, gidelim guzum…









    Vee… Ağrısı ile, acısı ile, iyi günü ile, kötü günü ile; velhasıl, herşeyi ile birbirine can bağlamış Anadolu insanı… Saf, temiz, imanlı, cesur ve mûtedil… Devlet-i ebed müddet anlayışına sâhip… İşte özlenen nesil…
    * Kırıkkale Belediyesi Kültür Müdürü.
    ** Erciyes Dergisi ( Ocak 1997 ), sayı:229’da yayınlanmıştır.
     
  2. ::ÇisiL::

    ::ÇisiL:: ÜYE

    30,801
    10
    0


    Paylaşım adına teşekkürlerr emeğine sağlıkk cnmm...
     


  3. paylaşım için tskrler
     
  4. B.Melek

    B.Melek ÜYE

    35,290
    0
    0


    Güzel paylaşım için tesekkürler Ablacım , emeğine sağlık...
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş