"Aşık Veli" Hayatı, Aşık veril kimdir nerelidir, Aşık Velinin şiirleri nelerdir, Aşık veri hakkında

EFSANE GENC 13 Tem 2019

  1. EFSANE GENC

    EFSANE GENC ÜYE

    310
    6
    0


    Aşık Veli
    Mecnunum Leyla'mı Gördüm
    Bir Kerece Bakdı Geçti
    Ne Sordu Ne De Söyledi
    Kaşlarını Yıktı Geçti
    Aşık Veli, Şarkışla ilçesinin Ağacakışla bucağına bağlı İğdecik Köyünde doğdu. Babasının adı Hüseyin, annesinin ki Kamer'dir.
    Bugün hayatta olan torunları, soylarının Horasan'dan geldiğini ve Malatya'nın Hekimhan ilçesine yerleştiğini söylüyorlar. Arkasından da diyorlar ki : "Yerleşmişler ama; orasını pek beğenmemişler. Zoraki birkaç yıl oturmuşlar. Sonra kalkıp Şarkışla'ya gelmiş ve İğdecik Köyünü kendilerine yurt edinmişler."
    Veli'nin hem annesi hem de babası şairdi. Her ikisi de okuma yazma bilmedikleri için deyişlerini
    bir deftere, geçiremediler. Aslında, köyde bu işi yapabilecek bir kişi de yoktu. Onun için ölümleri ile birlikte sözleri de unutulup gitti. Belki babasını birkaç deyişi cönk ve mecmualara geçmiş olabilir. Fakat bir nokta gözden uzak tutulmamalı : O çağda Sivas muhitinde Hüseyin adında o kadar çok aşık vardı ki, hangi deyiş, hangi Hüseyin'in? Tespiti imkansız bir şey...
    Annesine gelince, bugüne kadar incelediğim cönk ve mecmualarda Kamer adında bir şaire rastlamadım.
    Çocukluğu :
    Aşık Veli, 1853 yılında öldüğü vakit 60 yaşını aşkın olduğu söyleniyor: Buna göre doğumunun XVIII. yüzyılın sonlarında olduğu anlaşılmaktadır. Şimdilik kesin bir rakam vermeğe imkan yok.
    10 yaşında iken annesini, çok geçmeden de babasını kaybetti. Onların sağlığında üç-beş parça tarlaları vardı. Ölümlerinden sonra hepsi, çeşitli bahanelerle kapanın elinde kaldı. Kurtarmak için hangi dala yapıştıysa eli boşa çıktı. Köy yerinde malı mülkü, sığırı davarı olmayan kimsesiz bir çocuk ne yapar? Ancak şunun bunun yanında çobanlık. O da aynı yola gitmekten başka çare göremedi. Ağaların emrinde aylarca ve yıllarca şu dağ senin, bu tepe benim deyip, dolaştı durdu. Bulduysa yedi, bulamadıysa çekti sırtına abasını, koydu başını bir çul yığının üzerine.
    Vaktiyle bir aşığa yarı şaka, yarı ciddi, <<Bu çevrede neden çok şair yetişiyor? Havasından mı, yoksa, suyundan mı?>> diye sormuştum. Acı acı güldü...<<Yoksulluktan, çaresizlikten, dedi. En kötüsü de dertten. Efendi, insanı dert söyletir, dert... Sen hiç hali vakti yerinde, zengin bir kimsenin aşıklık yaptığını duydun mu?>>
    Galiba geçerli tek sebep bu!
    Hele bu şartlar bir insanda tümüyle mevcutsa, yoksul bir anne ve babadan geriye kalan tek miras aşıklıksa, o insan söylemez de ne yapar? Köylülerin çoğu <<O işe daha elinin önünün arkasını tanımadan başlamış>> dediler.

    İlk aşkı:
    Öteden beri, Yozgat'ın Muğallı Köyü Türkmenleri yaylak için İğdecik civarlarına gelirdi. Veli bir ara onlara da çoban durdu. Bakımları ve yardımlarını beğenmiş olacak ki, tam yedi sene hizmet etti. O yıllarda başından bir de gönül macerası geçti. Belki de yanlarında uzun süre bu meseleden dolayı kaldı.
    Ağasının Telli adında bir kızı vardı. Onunla iki kardeş gibi büyüdüler. Ne zamanki kız serpilip de zülüf düzmeğe başlayınca Veli'nin durumu değişti. İçinde çeşidi belirsiz duygular depreşmeğe başladı, önceleri kızın haberi yoktu. Sonra sezer gibi olduysa da pek umursamadı. O mevzuda ne yakınlık gösterdi, ne de çekingen davrandı. Arkadaşlıkları gene eskisi gibi sürdü gitti. Ama Veli, fazla sabredemedi. Bir bekledi, iki bekledi, en sonunda duygularını açığa vurdu :
    Ama dilber çok iş bilir ustasın
    Melül mahzun gezen bilmem hastasın
    Sinem püte ettin mekan istersin
    Muhkem imiş alamadım kal'an yar
    Kızın annesi ve babası vaziyeti neden sonradan anladılar. Fakat üzerine aldığı üzerine aldığı bir vazifeyi kusursuz yerine getiren Veli'yi bu mevzuda incitmek istemediler. Tek çıkar yolun, kızlarını kendi seviyelerinde ki bir kişi ile evlendirmek olacağına karar verdiler. Çok düşünmedilerde. Muğallı'lı bir genç uzun zamandan beri kapılarını aşındırıp duruyordu. Ona <<peki>> deyip işin içinden çıktılar.
    Veli, Telli Kız'ın başkasıyla evleneceğine bir türlü inanamadı. Daha doğrusu inanmak istemedi. Ne zaman ki göçünü kendi eliyle yükleyip onu yola vurunca, acı gerçeği kabul etmek zorunda kaldı:
    Hel hel ettim Mağara'dan uçurdum
    Telli Kız'ın gitti derler bu yola
    Elim ile evlerini göçürdüm
    Telli Kız'ın gitti derler bu yola
    Kemter'e Çırak Oluşu:
    Veli kabiliyetli bir gençti. Telli Kız'ı yolcu ettikten sonra söylediği deyişleri ağızdan ağıza yayılmaya başladı. Taa Şarkışla'nın Kale köyünde oturan Aşık Kemter'in kulağına kadar gitti. Kemter bu genci bayağı merak etti.Bir gün yanına ısmarladı. Onu ilk görüşte sevdi. Yanından ayırmak istemedi. Dizinin dibine oturtup aşıklığın bütün kurallarını ve törelerini öğretti. Birlikte söylediler, birlikte çığırdılar.
    Aylar, yıllar derken, bu mutluluk da çabucak geldi, geçti. Kemter 1818 yılında vefat etti. Usta demek, bir bakıma baba yarısı demekti. Onun kaybı Veli'yi çok sarstı. Kime ne desin? Feleğe kahretmekten başka elinden ne gelir ki?..
    Şu yalan dünyada bir üstat buldum
    Beni bırakmadın işime felek
    Şakirt olan şaşkın olur dem be dem
    Ne okursun bilmem guşuma felek
    ...................
    Sene bin ikiyüz otuzda dörtte
    Yükletti göçünü döşüme felek
    Hacı Bektaş Tekkesi'ni Ziyaret:
    Veli, ustası Kemter'i bir türlü unutamadı. Nereye gitse hep onu anlattı, hep onun büyüklüğünü, insanlığını ve kendisine yaptığı iyilikleri dile getirdi. Komşuları baktılar ki böyle olmayacak, << Veli, dediler; tebdil-i mekanda ferahlık vardır. Buralardan biraz uzaklaşsan iyi olur. Biliyoruz, sen de her Bektaşi gibi pirine ve ocağına bağlısın. İstersen Hacı Bektaş'a kadar git. Hem efendimizin hayır duasını alırsın, hem de rahatlarsın biraz.>>
    O da zaten çoktan beri böyle bir şeyi arzu ediyor, fakat imkan bulamıyordu. Bir gün ne olursa olsun, deyip yola çıktı. Tokat ve Çorum üzerinden Hacı Bektaş'a gitti. İçinden, derdimi, gamamı unuturum, diye geçiriyordu. Ama <<dertsiz baş, minnetsiz aş >> dünyanın neresinde var ki? O sırada Çelebi Hamdullah Efendinin bir oğlu vefat etmiş, herkes yasını tutuyordu. Çelebi'nin ise ağzını bıçak açmıyordu. Veli baktı ki, yarasına merhem umduğu tabip kendisinden de hasta. Kimin kime yardım edeceği belli değil. Düşündü de dedi ki:
    Derde tabi oldum derman aradım
    Vardım ki tabibin derdi benden çok
    Her derdin dermanı sendedir bildim
    Ne hikmet ki senin derdin binden çok
    Hak böyle buyurmuş bina kurunca
    Ağlamayı gülmeye eş verince
    Tabipler tabibi dertli olunca
    Besbelli ki şu dünya da dertsiz yok
    Bu deyişi sessizce dinleyen Hamdullah Efendi, adeta mırıldanarak söylendi: <<Efendimiz, dedi; Hüseyin o kadar acıya dayandı da, sen bir evlat acısına dayanamıyor musun? >> Çelebi bu sefer önüne baktı. Baş parmağını dudaklarına dayayıp, gözlerini yumdu : <<Sus artık, sus... Sen beni aşikare verdin...>>
    Sustular ve bir daha bu mevzuu açmadılar.
    Veli orada epeyce kaldı. Hamdullah Efendi'yi daha çok sevdi ve her geçen gün ona saygısı bir kat daha arttı.

    Ölümü:
    Tozanlı tarafından gelirken Yıldızeli'nin Davlıalağan köyünün Sancılıçam mevkiinde fırtınaya tutuldu. Bir an önce köye ulaşmak amacıyla atını mahmuzladı. At hızlı ilerliyordu. Bir çamın altından geçtiği sırada, aşağıya doğru sarkan dallardan korunmak için öne doğru iyice eğilmek zorunda kaldı. At birdenbire yekinince eyerle dal arasında sıkıştı ve eyerin kaşı göğsüne saplandı. O vaziyette köy kadar gitti. Konu komşu tedaviye çalıştılarsa da, yaptıklarından ne olacak. Ancak bir hafta yaşayabildi. Kabristana gömüldü. Öldüğü vakit yaşı altmışı geçiyordu.
    Mezarını gördüm. Baş taşında yeni harflerle <<Türk şairi Aşık Veli 1279>> yazılı. Her haliyle sonradan yazıldığı belli.
    Aşık Veysel şiir demez "deyiş" derdi. Hatta kitaplarından birinin adı da "Deyişler" dir. İrticali şiir söyleyen aşıkların eserlerine bundan daha iyi bir karşılık bulunamaz. Bu sebeple bende aynı kelimeyi benimsemekte bir mahzur bulmadım.
    Aşık Veli : hayatı, kişiliği, deyişleri-İbrahim Aslanoğlu
    Kültür Bakanlığı M.F.D. yayınları - Ankara 1984
    Eserlerinden bazıları:
    1 3
    Mecnunum Leyla'mı Gördüm Dost dost diye hayaline yeldiğim
    Bir Kerece Bakdı Geçti Dost ise ayırmış özünü benden
    Ne Sordu Ne De Söyledi Çatık kaşı, benlerini saydığım
    Kaşlarını Yıktı Geçti Çevirmiş nicedir yüzünü benden
    Soramadım Bir Çift Sözü Hani dost uğruna can baş verenler
    Ay Mıydı Gün Müydü Yüzü Hasbeten söylesin gözle görenler
    Sandım Ki Zühre Yıldızı Şimdi bizden yüz çevirdi yarenler
    Şavkı Beni Yaktı Geçti Evvel sekizmezdi gözünü benden
    Ateşinden Duramadım Gözüm yaşı dömer m'ola sellere
    Ben Bu Sırra Eremedim Bu ayrılık har düşürür güllere
    Seher Vakti Göremedim Evvel aşna idim her bir hallere
    Yıldız Gibi Aktı Geçti Şimdi sakınıyor sözünü benden
    Bilmem Hangi Burç Yıldızı Sadık gerek dost yoluna soyuna
    Bu Dertler Yareler Bizi Gönül kail Hak'tan gelen oyuna
    Gamze Okun Bazı Bazı Besbelli ki oynayamam yayına
    Yar Sineme Çaktı Geçti Anınçün kaldırmış nazını benden
    Veli'm Eydür Ne Hikmet İş Her sabah naz ile gelip geçerken
    Uyumadım Ki Görem Bir Düş Doldurup da al badeler içerken
    Zülfünü Kement Eylemiş Veli'm eyder ak göğsünü açarken
    Boğazıma Taktı Geçti Şimdi nikaplamış yüzünü benden
    2 4
    Horasan ilinden Anadolu'ya Pek çok arzuladım varayım dedim
    Islahata geldi Pir Hasan Dedem Varamadım gül yüzlü yar küstün mü?
    Seyreyle didemden akan selini Haki payına yüzler süreyim dedim
    Islahata geldi Pir Hasan Dedem Süremedim gül yüzlü yar küstün mü?
    Peşinden ordusu gayet fırkatlı On beş yıl yaklaştı olmadı çare
    Taçları yeşildir dilleri tatlı Erenler terkim kılmadı zara
    Böyle er görmedim gayet heybetli Fazlı gibi kendi kendim hançere
    Islahata geldi Pir Hasan Dedem Vurmadım gül yüzlü yar küstün mü?
    Haydarı Berek'e bekçidir koydu Sıra ister Beytullah'm yolları
    Necef denizinden kılıçın aldı Onun yolu zordur yokuş belleri
    Tahta kılıç ile çok kafir kırdı Al yanakta al kırmızı gülleri
    Islahata geldi Pir Hasan Dedem Deremedim gül yüzlü yar küstün mü?
    Ol Berek dağında Haydar seslenir Aşık oldum Ehlibeyt'in nuruna
    Varan deli akıllanır uslanır Amasya'da yatan gerçek pirime
    Tahta kılıç kılıfında paslanır Elim bağlı belim bağlı darına
    İslaha geldi Pir Hasan Dedem Duramadım gül yüzlü yar küstün mil?
    Aksede üstünde gördüğüm böyle Eşiğine süremedim yüzleri
    Gül yüzlü efendim gördüğün söyle Gözüme tütüyordur ayak izleri
    Pir Otman Baba'ya bir niyaz eyle Dili şeker ezer şirin sözleri
    Islahata geldi Pir Hasan Dedem Eremedim gül yüzlü yar küstün mü?
    Velim der ki şüphesiz Ali Velim eyder işim ahızar idi
    Bir ismi Hasandır, bir ismi Ali Bizi bu sevdaya salan yar idi
    Niyaz et Allahın sevgili kulu Danışmaya çok müşkülüm var idi
    Islahata geldi Pir Hasan Dede Soramadım gül yüzlü yar küstün mü?
     
  2. S£V®

    S£V® süper moderatör Site Yetkilisi Süper Moderatör

    186,522
    3,032
    36


    Ali paylaşım için teşekkürler,
     
  3. zahide

    zahide Administrator Site Yetkilisi Administrator

    210,319
    1,900
    38


    Ellerine sağlık ali konular çok güzel,
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş