Goktepeliler.com

Goktepeliler.com köy resimleri, flatcast destek forumu, flatcast radyo temaları, flatcast index, png, jpeg, gif resimleri adına paylaşımlar yapmaktadır.





Soğanların inanılmaz bir kan temizleyici, bakteri öldürücü ve cilt temizleyicisi olarak çalıştığını biliyor muydunuz? Dahası, cildin sağlıklı kalması, ruhsal durumun iyileştirilmesi, saç kalitesinin iyileştirilmesi ve bazı kanser türlerinin riskinin azaltılması gibi diğer sağlık yararları sağlarlar.
Onları çiğ veya pişirip tüketmenize bakılmaksızın, soğan son derece sağlıklıdır. Izgara, sotelenmiş, kavrulmuş veya karamelize yiyecek seçenekleri vardır, sınırsız yenebilir. Bununla birlikte, çiğ soğanların kükürt açısından zengin olması, çok sayıda sağlık faydası sağlar.
Şaşırtıcı bir şekilde, soğan, tiroid bezi bozukluğuna da yararlıdır. St. Petersburg’tan Rus doktoru Dr. Igor Knjazkin, kırmızı soğanları ana madde olarak tiroid bezi tedavisinde kullanıp etkili bir reçete ile geldi. Bu yöntem aslında son derece basittir ve yapmanız gereken aşağıdaki talimatlara sadık kalmaktır:
– Akşam soğanı kesin, suyun akmasına izin verin
– Soğanı yarıya alın ve boynunu masajla tiroid bezinin alanına sabitleyin
– Soğanı boynuza bırakın ve yıkamadan yatın, sonra suyu bir gecede işler
– Sonra, çoraplarınıza bir soğan parçası koyup yatın.
Tiroid bezinin düzgün işleyişini teşvik etmenin yanı sıra, kırmızı soğan bakterileri yok eder, cildi temizler ve kanı temizler.
Geleneksel tıp çok uzun süredir soğanı çok amaçlı kullanmıştır. Bunların arasında şunlar bulunur:
– Virüsleri ve bakterileri öldürmek
– Vücut oksijeninin temizlenmesi
– Kanının arındırılması
Ayak sinir uçlarında 7 bin tane sinir ucu bulunuyor. Soğan dilimleri romatizmal ağrıların olduğu yere ya da ayağın içine yerleştirilip bir streç veya çorapla sarıldığında ağrılara iyi geliyor.

KAYNAK: kADINDA YAŞAM


Çekim yasasını daha önce hiç duymayanlar için kısaca özetlemek gerekirse, herhangi bir isteğinizi zihninizde canladırdıktan ve o isteğin gerçekleşme halini detaylıca, derinlemesine düşündükten sonra o isteğin gerçeğe dönüşme fenomeni olarak adlandırabiliriz. Aslında işin temelinde yatan şey, evrendeki her şeyin frekanslar aracılığıyla birbiriyle iletişim halinde olduğu inancıdır. Bu temele dayanarak, kişi eğer düşünceleri aracılığıyla kendini hayalini kurduğu gerçeklik ile aynı frekansa sokabilirse, o isteğe kavuşacaktır.
Bu kavramla karşılaşan birçok kişi ilk başta bunu saçma ve hatta komik bulmakta. Ancak bugün birçok işadamı, oyuncu, sporcu, politikacı ve birçok zengin ismin çekim yasasını kullanarak bulundukları pozisyona geldikleri bilinen bir gerçek. Kısa bir Youtube aramasıyla kendi ağızlarıyla çekim yasısını kullandıklarını söyleyen birçok ünlü isimle karşılacaksınız. Yani altında yatan sebebi bilimsel olarak açıklayamasakta, çekim yasası var ve çalışıyor.
Çekim yasası ile ilgili bugüne kadar yüzlerce kitap yazıldı, onlarca kişisel gelişim uzmanı bu konu ile alakalı konuşma ve seminer düzenledi… Ancak işin aslı çekim yasası karmaşıklıktan uzak oldukça basit bir temele dayanıyor: “Birşeyi iste ve onun için çalış.” Çekim yasası ile ilgili yanlış bilinen noktalardan en kritiği budur. Bazı kişisel gelişim uzmanlarının söylediğinin aksine bir isteği düşledikten sonra, yan gelip yatamazsınız! İsteğinizi gerçek kılmak için hareket etmelisiniz. Buna kısaca akış içerisinde olmak denmekte.
Eğer sizde çekim yasasını aktif bir şekilde kullanmayı düşünüyorsanız, basit ve kısa bir biçimde hazırlanmış ancak oldukça etkili olan bu 11 maddelik listeye mutlaka göz gezdirin;
1. Yazın
Geçmişte istediğiniz ve gerçek olmuş bir şeyi yazmakla başlayın. ‘’Bunun için minnettarım’’ veya ‘’Artık bu bende var’’ gibi. Ardından şuan ki isteğinizi düşleyin ve ‘’Bana yaklaşan bu şey için mutluyum ve geldi.’’ gibi, olumlayıcı bir cümle yazın. Cümleleriniz size özgüdür. Ancak...


Avrupa ve Amerika'da 2-9 yaş çocuklara Tanrı'ya ilişkin düşüncelerini sormuşlar. Dinsel eğitimin bir parçası olarak çocuklara Tanrı'ya bir mektup yazın ve duygularınızı isteklerinizi anlatın demişler.

1) Sevgili Tanrı, şu andaki eksiklerimi yazıyorum: Yeni bir bisiklet, ir kimya seti, köpek, film makinesi, beyzbol eldiveni. Hepsini gönderemezsen birazı da olur.
Seni seven Eric --5 yaşında-
Not: Noel Baba'nın olmadığını biliyorum.

2) Canım canım Tanrı,
Astronotları öyle yukari firlatip firfir döndürmelerinden ödüm kopuyor. N'olur onların bizim evin çatısına düşmelerine izin verme.
Dostun Norman --4.5 yaşında-

3) Sevgili Tanrım,
insanlarin ölmelerine izin verip yenilerini yapmak yerine neden
elindekileri tutmuyorsun? Jane --6 yaşında-

4) Sevgili Tanrı,
Lütfen bana bir midilli gönder. Senden şimdiye kadar hiçbir şey istemedim. Bunu da herhalde unutmazsın.
Bruce --4 yaşında-

5) Sevgili Tanrı,
Babam çok aksi. Onu bu huyundan vazgeçirmeni istiyorum. Ama lütfen canını yakma. Sevgilerle.
Martin --5 yaşında-

6) Sevgili Tanrı,
Bulutlardan biri yüzünü öyle korkunç yaptı ki ödüm koptu. N'olur söyle ona bi' daha öyle yapmasın.
Ellen --3 yaşynda-

7) Sevgili Tanrı,
Sahiden var mısın? Bazıları buna inanmıyor: Eğer varsan gecikmeden bir şeyler yapmanda fayda var.
Harriet Ann --6 yaşında-

8) Sevgili Tanrı,
Eğer hiç kimse bilmeyecekse iyi olmanın ne yararı var?
Mark --8 yaşında-

9) Tanrı'cım,
Üst kattakiler durmadan bağıra çağıra kavga ediyorlar. Bence yalnızca çok iyi arkadaşların evlenmesine izin vermelisin.
Nan --5 yaşında-

10) Sevgili Tanrım,
Ne diye bu kadar çok insan yarattın. Başka bir dünya daha yapıp
fazlalıkları oraya koyamaz mısın?
J.B. --7 yaşında-

11) Tanrım,
Insanlara ruhları her zaman doğru mu dağıtıyorsun? Yanlış yapabilirsin.
Audrey --8 yaşında-

12) Sevgili Tanrı,
Sen tuhaf ne yaparsan yap herkes hayran oluyor; ama ben ufacık bir şaka bile yapsam yiyorum fırçayı.
Jodie --6.5 yaşında-

13) Sevgili Tanrı,
Bizi hiç merak etme çünkü...




Sivrisineklerden korunmak için, limon ve karanfil ikilisini kullanabilirsiniz.

Limonu avuç içinizde bastırarak sulandırın. Ortadan ikiye keserek, içine karanfiller saplayın ve masanın ortasına yerleştirin.

Sivrisinekler limon ve karanfil esansının kokusunu sevmedikleri için masanıza yaklaşamayacaklardır.
Soğuk Kahve bunu beğendi.


Alfred Binet, dünya üzerinde ilk zeka testini yaratan kişidir. Düşünce, düşük ve geri kalmış zeka seviyesinde olan çocuklara iyi bir eğitim vermek amaçlı ortaya çıkmıştır. Bu testler ile o çocuklar seçilebilecekti. Binet’in bulduğu bu zeka testi, öğretmenleri tarafından ayrılan aynı yaştaki öğrenciler üzerinde kullanılmaya başlandı. Bundan sonra testler daha fazla soru ile kullanılır oldular.
Zeka testi
Binet testinde, çocuklara bir zeka yaşlarını göstermek için bir sayı veriliyordu. Zeka yaşı, uygulanan testte aynı puanı alan çocukların ortalama yaşı olarak hesaplanmaktadır. 14 yaşındaki bir çocuk, testten 45 aldı ise, bu puan 10 yaşındaki çocukların puanına denk geliyorsa, çocuğun zeka yaşı 10’dur. Benzer şekilde 14 yaşındaki çocuk, testten 80 aldıysa, bu değerde 17 yaş aralığına denk geliyorsa çocuğun zeka yaşı 17’dir. Bu sistem, aynı yaştaki diğer çocuklara göre nasıl olduklarını gösteriyor, fakat aynı yaşta olmayanların zeka derecelerini karşılaştırmakta problem yaratıyordu. Daha sonraları Binet testi geliştirilerek, zeka derecesini belirlemek üzere, zeka yaşı yerine bir değer kullanılmaya başlandı.
IQ hesabı
IQ= ( zeka yaşı/gerçek yaş ) x 100 olarak hesaplanmaya başlandı. Yani, zeka yaşı, gerçek yaşa bölünüyor ve 100 ile çarpılması ile ortaya çıkıyor. Formülden de görüldüğü gibi, gerçek yaş ve zeka yaşı aynı ise, IQ’su 100 olarak çıkacaktır. Bu temel kavram aynı olmasına rağmen, günümüzde IQ dereceleri standartlaşmış bir grubun ortalama sonuçlarının kullanıldığı, istatistiksel ve matematiksel hesaplamalar içeren karmaşık bir yöntem ile yapılmaktadır.
Bilinen IQ dereceleri ise şöyledir;
0-25 arası ağır gerilik
26-50 arası orta gerilik
51-75 arası hafif gerilik
76-90 arası sınır zeka
91-110 arası normal zeka
111-125 arası ileri zeka
126-140 arası üstün zeka
140-155 arası çok üstün zeka
156 ve üzeri deha


AB üyesi olmayıp euro kullanan ülkeler nedir, AB üyesi olup Euro kullanmayan ülkeler nedir, AB üyesi ülkelerin eski para birimleri nedir, Avro, Avro kullanan ülkeler, Avro ne demek, Avro nedir, Euro, Euro Alanı, Euro alanı ne demek, Euro Alanı nedir, Euro Alanı ülkeleri hangisidir, Euro Bölgesi, Euro Bölgesi ne demek, Euro Bölgesi nedir, Euro Bölgesindeki ülkeler hangileridir, Euro kullanan ülkeler,

Avrupa Birliği’ne bağlı 27 ülkeden 17’si ve 3 Avrupa ülkesinin kullandığı resmi para birimine Euro denir. Avrupa Merkez Bankalar Sistemi’nce (AMBS) Euro’nun yönetimi yapılır. Avrupa Merkez Bankasının merkezi Almanya’nın Frankfurt şehrindedir. Para politikalarının belirlenmesinde tek yetkili kurumdur.

Euro para birimini kullanan ülkeler şunlardır; Ayrıca bu ülkelerin bütününe Euro Alanı ve Euro Bölgesi denilmektedir.
Almaya
Avusturya
Andorra
Belçika
Estonya
Fransa
Finlandiya
Hollanda
İrlanda
İtalya
İspanya
Karadağ
Kıbrıs Cumhuriyeti
Kosova
Lüksemburg
Malta
Monako
Portekiz
San Marino
Slovenya
Slovakya
Vatikan
Yunanistan


victoria secret ın sahibi kim

ABD'li bir moda şirketidir.
1977'de Tufts Üniversitesi İşletme ve Stanford Graduate School mezunu Roy Raymond tarafından Palo Alto'daki Stanford Alışveriş Merkezi'nde ilk mağazasını açarak kurulmuştur.

Ağırlıklı olarak kadın iç çamaşırı, pijama, parfüm vb ürünler yer alır.
Ünlü meleklerinden bazıları

Alessandra Ambrosio,
Tyra Banks,
Ana Beatriz Barros,
Jill Goodacre,
Gisele Bündchen,
Naomi Campbell,
Rosie Huntington-Whiteley,
Laetitia Casta,
Eva Herzigova,
Adriana Lima,
Karolína Kurková,
Petra Nemcova,
Erin Heatherton,
Frederique van der Wal,
Heidi Klum,
Candice Swanepoel ,
Tricia Helfer
Barbara Palvin


Bir arı sizi soktuğu zaman neler olduğunu birçoğumuz bilecektir. Öncelikle iğnenin acısı, sonrasında ise neden olduğu tepkimelerden ötürü sokulan yer epey bir acır, ağrır, şişer, kızarır.
Halk arasında yaygın olarak bilinen bir yarı-mit, işçi arıların sadece 1 defa sokabileceğidir. Aslında böyle bir adaptasyon bulunmamaktadır ve işçi arılar, normalde ömürleri boyunca sayısız defalar iğnelerini sokabilirler. Ancak genellikle memeli hayvanların (ve dolayısıyla insanların) derileri çok kalındır ve hemen hemen her seferinde, arının iğnesi derimize yapışıp kalır ve çıkamaz. Arı da, hızla kaçmaya çalışırken, yapışıp kalmış iğnesinden ötürü iç organları dışarıya çıkmaya başlar ve arı dakikalar içerisinde ölür. Yani bu durum, arıların kabiliyetsizliğinden veya tek bir sefer sokabiliyor olmalarından değil, bizlerin derisinin arılar için fazlasıyla kalın olmasından kaynaklanır. Eğer ki arı, sizi soktuktan sonra iğnesini geride bırakmazsa, hayatta kalarak birçok sefer düşmanlarını sokmaya devam edebilir. Benzer şekilde, böyle kalın derili bir hayvanı sokmak zorunda kalmadığı müddetçe, arılar sayısız defa iğnelerini kullanabilirler (özellikle diğer böcekler üzerinde).
Arılar iğnelerini soktukları anda deri altına apitoksin isimli bir kimyasal bırakırlar. Bu ilk acının nedenidir; yoksa ufak iğnenin fiziksel acısı dikkate değer değildir. Fakat arı sokmasıyla ilgili diğer bir tehlike, iğne şaftının hemen yanında yer alan Koschevnikov Bezi'nden salgılanan alarm feromonudur. Bu feromon hızla havaya yayılarak etraftaki arıların da aynı bireyi sokmasını bildiren bir uyarı işaretidir. Dolayısıyla bir arı tarafından sokulduğunuzda, eğer ki iğne halen vücudunuzdaysa, diğer arıların etrafında fazla dolaşmamanızı ve hemen oradan uzaklaşmanızı tavsiye ederiz.
Arı iğnesinin sonradan acıtmasının nedeni ise melittin toksininin vücudumuza arı tarafından enjekte ediliyor olması ve bu toksine cevaben vücudumuzda üretilen histamin ve benzeri kimyasallardır. Bu kimyasallar ve...




Mars’ın yüzeyinde, NASA’nın keşif robotu Curiosity Rover bir fotoğraf kaydetti. Kaydedilen fotoğrafta piramite benzer bir yapının görülmesi teorisyenlerin tartışmasına neden oldu.
Teorisyenler Mars’ın üzerinde keşfettikleri yapıyı eski Mısır Medeniyeti piramitlerinin kopyası olarak adlandırdı. Uzay avcıları olarak adlandırılan uzay meraklıları, mükemmele yakın tasarım ve şekle sahip olduğu düşünülen piramidin eski bir medeniyetin Mars’ta yaşamış olabileceğini gösterdiğini ifade etti. Uzay avcıları ayrıca araba büyüklüğünde olduğu tahmin ettikleri piramidin toprak altında daha büyük kısmının gömülü olduğuna dair bir ipucu olabileceğini söylüyor.
PİRAMİT DEĞİL KAYA PARÇALARI
Komplo teorisyenleri, NASA keşif robotu operatörlerinin piramidin başka fotoğrafını kullanmayı kasten tercih etmediğini iddia etti. “Eğer piramidin başka fotoğraflarını da çekselerdi hiçbir görüntüyü halkla paylaşmazlardı” yorumu yapıldı.
MARS’TAKİ ESKİ MEDENİYET
Geçen yıl fizik bilimci Dr. John Brandenburg, Mars üzerinde eski bir medeniyetin olduğunu ve bu medeniyetin başka bir uzaylı ırkı tarafından nükleer saldırıyla yok edildiğine inandığını açıklamıştı. Dr. Brandenburg, Cydonians ve Utopians adını verdikleri bu eski Mars medeniyetinin katledildiğini ve bu katliamın izlerinin halen Mars üzerinde görülebildiğini kaydetmişti.
2011 yılında ise bilim adamları Mars’ın renginin kırmızı olmasının sebebini gezegende termonükleer bir patlamanın izleri olabileceğine bağlamıştı.
NASA hikâyeyi destekleyen bir açıklama yapmazken, komplo teorisyenlerinin bunun gizli bir uzay projesi olabileceğinin kanıtı olduğu açıklamasına da bir cevap vermedi.


1554 - Kahve ve kahvehane yasağı

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Türkiye'ye Halep ve Şam'dan gelen kahve, kısa sürede sosyal yaşamın bir parçası olmuş, ilk kahvehane 1554 yılında açılmıştır. Kahvehaneler giderek çoğalmış, insanların uğrak noktası olmuş, kahve önce ulema tarafından hoş karşılanmamış ve yasaklanmış ancak sonra payitahtın tanınmış uleması ve şeyhleri kahve müdavimlerini hoş görerek yasağı kaldırmıştı.

Dördüncü Murad zamanında tütün ve içkinin yasaklanmasının ardından "kahvehanelerde devlet aleyhine konuşmalar yapıldığı" düşünülerek tüm kahvehaneler kapatılmış ve faaliyetleri durdurulmuştu. Yasağa rağmen kahvehane açanlar bazı kişiler idam edildi. İkinci Mahmud döneminde, yeniçerilerin toplanma ve buluşma yeri olmaması için kahvehane yasağı bir süre daha sürdürülmüş ancak birkaç sene sonra bu yasak kaldırılmış ve tarihe karışmıştır...

Kadınların Eyüp'te kaymakçı dükkanına girme yasağı

16. yüzyılda özellikle Eyüp semtinde yer alan kaymakçılar büyük bir şöhrete sahipti. "Türbe ziyareti bahanesiyle bu kaymakçı dükkânına gelen bazı kadınların önceden anlaştıkları ve tanıştıkları erkeklerle buluştukları" yönünde bazı iddia ve şikâyetler üzerine bu durum Eyüp Kadısı tarafından hükûmete şikâyet edilmişti. Kısa bir süre sonra 1573 tarihli bir yasak geldi.
Eyüp Kadısı'na gönderilen ferman şöyleydi:

"Kaymakçı dükkânlarına bazı nisa taifesi kaymak yemek bahanesiyle girip oturup namahremler cem'olup hilafı şer' işleri vardır diye Müslümanların haber verdiklerini bildirmişsin; bu babda ihmal caiz değildir; kadınlar kaymakçı dükkânlarına gitmeyecektir, gelen kadınların dükkâna alınmamasını dükkân sahiplerine şiddetle tenbih et, tenbihini dinlemeyen ve dükkanına kadın müşteri alan dükkân sahibini muhkem cezaya çarptır.

1580 - Kadınların, kayıklara erkeklerle binme yasağı

1580'den İkinci Abdülhamid döneminin sonlarına kadar süren bir yasaktı. Yasağın konulmasına "bazı kadınların kayıklarda, önceden anlaştıkları...


goktepeliler ağaç.jpg

Meyve veren bir ağaç düşünün. Siz ağacın dalına uzaktan baktığınızda ağaçta asılı küçük oyuncak kızlar görüyorsunuz ve direk gözlerini ovuşturup tekrar bakıyorsunuz ama yine aynı. Sonra bunların dini bir tören veya inanç gereği oraya asıldığını düşünüyorsunuz ama yanına gittiğinizde bir bakıyorsunuz ki kadın bedenine benzeyen bir meyve ve siz ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. İmkansız denen hikayelerin giriş bölümü gibi oldu değil mi? Ama itiraf edelim ki gerçekte böyle bir meyve var ve siz böyle bir şeyle karşılaşabilirsiniz. Bu ilginç meyveyle ilgili tam donanımlı bir bilgi edinemesekte bulabildiğimiz bilgiler çerçevesinde size anlatacağız.

Nareepol ağacının verdiği kadın bedenine benzeyen meyve genellikle Tayland ile sınır ülkeleri Sri Lanka ve Himalayalar'da yetişir.

Nareepol ağacının orijinali aslında Bankok’un 500 km ilerisinde yer alan Petchaboon bölgesinde bulunuyor.

Adının nareepol olmasındaki sebep; “nare” Tayland dilinde “kadın” anlamına geliyor. Bu nedenle ismine Türkçe karşılığı “kadınağacı” olan “nareepol” koymuşlardır.



Ağaç 20 yılda bir çiçek açar.

Nareepolün meyveleri ayrıca yeni bir iş kaynağı oldu. Yerli halk bu meyveleri kurutup biblo haline getirip satıyor.

Zamanında dini yazıtlara konu olan nereepol ağacı şimdilerde bilimsel makalelerin konusu oldu.

Kadın bedenine benzeyen bu meyve dalından koparıldıktan kısa bir süre sonra taş görünüşüne dönüşüyor. Ağaçtan koparıldıktan sonra her ne kadar görüntüsü bozulsa da lezzetini kesinlikle kaybetmiyor. Meyvenin sadece içi yenilebiliyor. Tadı hem ekşi hem de tuzlu.

Kadına benzer dış görünüşe sahip meyveleri olan bu ağaçla ilgi birbirinden farklı efsaneler ortaya atılmıştır.

Triphum adlı eski bir kitapta bu ağaçla ilgili şunlar yazar: “ Bu ormanın ötesinde olan ormandaki ağaçların meyvesi kadın şeklindedir. Bu ağaçların meyveleri çok güzeldir. Bunlar 16 yaşındaki kızlar gibidir. Onları görenler onlara aşık olur,...




Jono Lancaster isimli güzel adam, 50.000'de 1 kişide görülen TCS (Treacher Collins Sendromu) hastalığına yakalanmış. Bu hastalık insanların kemik ve doku gelişimini etkileyerek yüz deformasyonuna neden oluyor. Hastalığın tedavisi için tıbbi zorlukların yanında duygusal olarak da büyük sorunları aşmak gerekiyor. Yüzleri deformasyona uğrayan hastalar kendilerine küsüp, moral olarak büyük bir çöküntüye giriyor. Kendi yüzünü kabullenmesi ve sevmesi Jono'nun da 20 senesini almış.

Yaklaşık 20 sene sonunda kendisiyle barışan ve hastalığını kabullenen 30 yaşındaki Jono, bu aydınlanmasını diğer insanlarla da paylaşmaya karar vermiş

Jono dünyayı dolaşıyor ve TCS hastalığına yakalanmış çocuklarla tanışarak, onlara kendileri gibi ve "mutlu" olan birisini göstermeye çalışıyor. Kendilerini sevmeleri için yardımcı olmaya çalışıyor.

goktepeliler TCS hastalığı1.jpg

Avustralya'lı Zackary Walton'da bu hastalığa yakalanmış çocuklardan biri. Jono onu görmek için Avustralya'ya gitmiş.

goktepeliler TCS hastalığı12.jpg

Dünya'nın başka yerlerinde TCS hastalığına yakalanmış bir çok çocukla daha bir araya gelen Jono, onları cesaretlendiriyor, yalnız olmadıklarını hatırlatıyor ve bu halleriyle de güzel olduklarını anlatmaya çabalıyor.

Jono, küçükken kendisi ile aynı hastalığa sahip insanlarla karşılaştığında çok mutlu olduğunu, bu yüzden çocuklara bu hissi yaşatmak ve bu hastalığa sahip insanların da utanmadan, sıkılmadan sokaklarda dolaşıp, eğitimlerine devam edip, meslek sahibi olacaklarını anlatmak istediği için bu yola çıktığını anlatıyor..

Hasanpaşa köftesi

Köftesi için Malzemeler
500 gr. kıyma
1 adet orta boy soğan
¾ su bardağı ekmek kırıntısı
1 adet yumurta
½ bağ maydanoz
2 diş sarımsak
Tuz
Karabiber
Yenibahar

Püresi için Malzemeler
4 adet orta boy patates
½ su bardağı süt
1 yemek kaşığı tereyağı
½ su bardağı kaşar peyniri – rende
Muskat
Tuz
Beyaz biber

Sos için Malzemeler
1 yemek kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı domates salçası
1,5 su bardağı su

__________________________________________________________________

Köftesi için;
Derin bir kapta kıyma, rende soğan, rende sarımsak, ekmek kırıntısı, ince doğranmış maydanoz, yumurta, tuz, karabiber ve yenibaharı yoğurun. Yoğurduğunuz köfte harcından yumurta büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayın ve ortalarını çukurlaştırın. Ardından bir fırın tepsisine köfteleri dizin. 180 derecede önceden ısıtılmış fırında 20 – 25 dakika pişirin.


Püresi için;
Patatesleri iri parçalar halinde doğrayın ve haşlayın. Haşlanan patatesleri süzün ve bir kaba alın. Üzerine süt, tereyağı, rende kaşar peynir, muskat, tuz ve beyaz biberi ekleyip bir ezici yardımıyla püre haline getirin.


Birleştirmek için;
Hazırladığınız patates püresini sıkma torbasına alın. Pişen köftelerin içlerini patates püresiyle doldurun ve tekrar fırın tepsinize dizin. Bir sos tenceresinde zeytinyağı, domates salçası ve suyu ekleyip pişirin. Hazırladığınız salçalı sosu fırın tepsinize dökün. Patates pürelerinin üzerine rende kaşar serpin ve 180 derecede önceden ısıtılmış fırında peynirler eriyene kadar pişirin.